• Tüm Kategoriler

    • Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları
      Sürat ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü sepete atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

       

      İhyau Ulümid Din, Diyanet, Lüks Termo Baskı

      Fiyat:
      825,00 TL
      İndirimli Fiyat (%32,2) :
      559,00 TL
      Kazancınız 266,00 TL
      186,33 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo

      Kitap           İhyaü Ulümid Dini Lüks Baskı
      Yazar           İmam Gazali

      Çeviren       Mustafa Çağrıcı
      Yayınevi      Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
      Kağıt Cilt     Enzo Kağıt , Lüks Termo Deri Cilt Baskı, 4 Cilt Set
      Sayfa Ebat  2579 sayfa,  17,5x24 cm, Orta Boy
      Yayın Yılı     2020



      Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Lüks Baskı 4 Cilt Takım İhyau Ulumid din incelemektesiniz. 
      İmam Gazali Termo Deri Cilt İhyaü Ulumid Din kitap seti hakkında yorumları oku yup kitabın konusuözetifiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.



      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      TAKDİM
       
      Yazıldığı çağı ve sonrasını her yönden derinden etkileyen eserle­rin başında, hiç şüphesiz Hüccetü'l-İslâm Muhammed Gazzâlî'nin telif ettiği İhya'u 'ulumi'd dın gelmektedir. Nitekim Gazzâlî'nin bu eserinde ahlaka dair ortaya koyduğu çağları aşan ufuk verici perspektif, hem onu hem de İhyayı İslam âleminde olduğu kadar, Batı ilim ve düşünce dünyasında da zirveye taşımıştır. Dolayısıyla bu başyapıt, yazıldığı çağın bilgi düzeyini, kültürel yapısını, din ve dünya telakkisini, toplumsal şartlarını dikkate almakla birlikte, sonraki zamanlarda insanlığa rehberlik eden bilgi ve tekliflerle de önemli bir fonksiyon icra etmektedir.

      İslam dünyasında Kur'an-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitaplardan biri olarak telakki edilip eksilmeyen bir ilgi ve tevec­cühe mazhar olan İhyau ulûmid din, bilhassa İslam ahlakı ve pratiğinin en değerli kaynağı olarak maruf olmuştur. Aynı zamanda bu şaheserin, sayısız elyazmasının, çok sayıda baskısının yanında, müellifin hayatta olduğu dönemden itibaren farklı hacimlerde bir­çok özeti de okuyucuyla buluşmuştur. Ayrıca 13. yüzyılla birlikte Batı dünyasında da tanınıp kendisinden yararlanılmaya başlanan İhyâ'nın kısmî çevirileri yapılmış, pek çok bilimsel inceleme ve akademik çalışmaya konu olmuştur.

      Kulluk bilincimizi güçlendiren ve ahlakımızı güzelleştiren önem­li eserlerin başında gelen İhyâ'u 'ulûmi'd-dîn, okuyucunun zihin ve gönül dünyasına esaslı dokunuşlar yaparak onu varlığın ve hayatın manevi iklimine doğru yolculuğa çıkarmaktadır. Her hâl ve şartta iyilik kapılarının, marifet ve fazilet ile ilahi kemale doğru yükselme imkânlarının açık olduğunu; yeryüzünün en gözde varlığı olarak yaratılan insanın bu değerini koruyup geliştirmesinin, işaret edilen yolda ilerlemesiyle mümkün olacağını belirtmesi bunun en bariz göstergelerindendir.

      Buradan hareketle ifade edelim ki, din konusunda toplumu aydınlatma görevini deruhte eden Diyanet İşleri Başkanlığı, bu sorumluluğunu yerine getirirken, bilgiyi ve ona kaynaklık eden eserleri halkımızla buluşturmaya gayret ve itina göstermektedir. Bu çerçevede, İslam bilim ve düşüncesinde asırlarca değerini koruyan, kültür ve medeniyetimizin zenginleşmesine büyük katkı sunan ve bu sayede haklı bir ilgi ve şöhrete kavuşan kadim eserlerimizin dili­mize çevrilerek toplumumuzun istifadesine sunulması önemli bir hizmet alanını oluşturmaktadır.

      Bu bağlamda, modern yaşayış biçimlerinin hayatımızı bütün yön­leriyle etkisi altına aldığı, inancımızın ve kulluğumuzun en somut tezahürü olan güzel ahlakın örselenmeye yüz tuttuğu çağımızda, kadim medeniyetimize ait değerler sisteminin oluşmasında büyük pay sahibi olduğu tartışma götürmeyen İhyau ulumid din in dili­mize çevrilmesi fevkalade büyük önem arz etmektedir. Bu meyanda varlık, gaye ve değer ekseninde insanı kemal noktaya taşıyan bahse konu eserin Başkanlığımız yayınları arasında yer almasıyla önemli bir eksikliğin giderildiği izahtan varestedir.

      Bu itibarla, elinizdeki bu fıkıh külliyatı nın; ahlaki değerlerin, ortak bir dav­ranış bilincine dönüştürülmesi ve yaşayan değerler olarak hayat tarzı hâline getirilmesi noktasında hayatımıza katkı sunmasını temenni ediyor, hazırlanmasından yayımlanmasına kadarki süreçte emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

      Prof. Dr. Ali ERBAŞ
      Diyanet İşleri Başkanı
      ÇEVİRENİN SUNUŞU

      Hüccetü'l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed el-Gazzâlî'nin tartış­masız baş eseri olan İhyau ulumid din, başta ahlâk ve tasavvuf olmak üzere fıkıh, kelâm, felsefe, mantık gibi geleneksel İslâmî ilimlere dair önemli bilgiler, fikir ve analizler içermesi yanında; psikoloji, sosyoloji, iktisat, siyaset, hukuk felsefesi ve antropoloji gibi alanlara giren konularda da Gazzâlî'nin entelektüel yetkinliğini ve farklı bakışlarını göstermesi bakımından İslâm ilim ve düşünce tarihinde müstesna bir yere sahiptir. " İhyau ulumid din" ismin­den, kısa önsözdeki açıklamalardan ve genel olarak eserin içeriğin­den anlaşılacağı üzere müellif bu eseri, Kur'an ve Sünnet çizgisin­den saparak yozlaştığına inandığı İslâm ümmeti için topyekûn bir ıslah ve ihya projesi tasavvuruyla hazırlamıştır. Eski ve yeni ilim çevreleri de genellikle İhya'nın böyle bir iddia ile yazıldığını kabul etmektedirler.

      Bunanla birlikte İhya, -her kültürdeki benzerlerinde olduğu gibi-900 sene öncesi toplumunun dünya görüşü, hayat felsefesi, dinî telakkisi, kültürel yapısı, İslâm ümmetinin ve dünyanın şartları, sorunları vs. pek çok olguların etkisiyle yazılmış olup, eserin günü­müz insanına o olguları dikkate almadan üstünkörü tercümelerle sunulması, eser ve müellifi hakkında yersiz ve haksız kanaatlerin 
      oluşmasına yol açacaktır. İşte bu ve buna benzer sebeplerle Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri, İhyâ'u 'ulûmi'd-dîn'm. bu gibi sakın­calara yol açmayacak bir "muhtasar tercümesi'ni yapma görevini bana tevcih ettiklerinde, aynı kanaati taşıdığım ve böyle bir çeviri yapmayı ben de arzuladığım için teklifi memnuniyetle kabul ettim.

      Bu münasebetle "İhyâ'yı okuma ve anlama kılavuzu" diyebileceğimiz aşağıdaki hususların baştan mutlaka bilinmesi gerektiğini okuyucuya hatırlatmak istiyoruz.


      ı. Çeviride gözetilen ilkeler; klasik terim, deyim ve kavramların çevirisi

      Gazzâlî'nin İhyâ'u 'ulûmi'd-dîn'de kullandığı dil ve üslup terci-hindeki birinci amacı, eserinin farklı bilgi ve anlama düzeyindeki insanlara olabildiğince faydalı olmasını sağlamaktır. Nitekim bunu -göreceğiniz gibi- yer yer kendisi de ifade etmekte, hatta kelimele­rin değil, anlamların önemli olduğunu belirtmektedir.

      Çeviri dünyasında meşhur olan İtalyanca bir söz vardır: "Tra-duttore traditore" (Mütercim haindir) denir. Bu söz, iyi bir tercüme yapmak için gerektiğinde eserin yazarının kullandığı kelimelere tam karşılığını vermek, meşhur tabiriyle lafzî (literal) tercüme yapmak yerine, müellifin söylemek istediğini (niyetini) yeni dilde en iyi ifade edecek olan kelime, terim ve deyimleri kullanmak gerektiğini anlatır. Esasen herhangi bir metni okuyanın ya da çevirenin, metni anlamaya çalışırken, "yazarın niyetı'ni bulma çabası göstermesi onun görevi­dir. Bu anlama yöntemi hermenötikte (yorum bilim) kısaca "metnin yazarının zihinsel sürecini yeniden tecrübe etmek" şeklinde tanım­lanmaktadır.1 Tercümesi yapılan eser İhyâ gibi dokuz asır öncesinin dünyasına ait, üstelik her kültür düzeyinden insanlara hitap eden bir eser ise müellifinin söylemek istediğini doğru keşfedip çeviriye yansıtmak daha da önemli hale gelebilmektedir. Çünkü o çağlarda herkesin anlamakta güçlük çekmeyeceği kavram, terim ve konuların bugün için çeviride aynıyla aktarılması, büyük bir oku yucu kitlesinin metni doğru ve yeterli ölçüde anlamasını az veya çok zorlaştıracak, hatta yanlış anlamalara sebep olabilecektir. Daha önce dilimize yapı­lan İhyâ tercümeleri bunun şahididir.

      ı Bk. Ersin kabakçı, Çağdaş Batı Literatüründe Kur'an Metnine Yaklaşımlar: Metin bütünlü­ğü Arayışları (basılmamış doktora tezi), Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Çorum 2019, s. 20.


      Bu durum karşısında özellikle -konusu gereği- eserde çok yoğun geçen terimleri çevirmeden aynen kullanıp her geçtiği yerde açıkla­malar yapmanın bir çözüm olacağı düşünülebilir. Fakat bu yöntem, eserin akıcılığını ve anlaşılırlığını bozacak; okuyucunun ana konu­dan kopması, bıkkınlık duyması gibi sakıncalar doğuracaktır.

      Bu nedenle biz:

      Kural olarak anlaşılmayı ön planda tuttuğumuz için umu­miyetle Türkçe'de yaygın kullanımı olmayan temel kavramları ve terimleri tam veya yaklaşık Türkçe karşılıklarıyla çevirdik.

      Çok gerekli ise parantez içine orijinal kelimeleri de aldık.

      Duruma göre -nadir de olsa- orijinal kavramı kullanıp, paran­tez içinde Türkçe karşılığını verdik veya kısa açıklamalar yaptık; gerek gördüğümüzde önemli terimleri kısa kısa açıklayan dipnot­lar düştük ve bazen fazla bilgi için
      TDV İslâm Ansiklopedisindeki (DİA) ilgili maddeye gönderme yaptık.

      Gazzâlî eserde yeri geldikçe anlatımda asıl olanın kelimeler değil anlamlar olduğunu, dolayısıyla kelimenin sözlükteki anlamı­na takılıp kalmak yerine, sözün sahibinin onunla kastettiği anlamı yakalamanın önemli olduğunu söyler.

      Müellifin bu yöndeki uyarı­larını da dikkate alarak, çeviride bir kelimeye, hatta bir terime her geçtiği yerde aynı Türkçe karşılığı vermek yerine, bağlamsal anlamı olabildiğince iyi izleyip, müellifin o kelime veya terimle o bağlamda hangi anlamı kastettiğini görerek ona uygun bir Türkçe karşılık kullanmayı önemsedik.
       
      Buna rağmen hiçbir çevirinin asıl metni tam olarak karşılaması­nın mümkün olmadığını da daima hatırda tutmak gerekir; "Müter­cim haindir" sözü biraz da bunu anlatır. Her dilin diğerlerine ben­zemeyen farklı bir ifade ediş tarzı, farklı deyimleri vardır. Çünkü her deyimin hatta her kelimenin, ait olduğu dilin tarihinden gelen kültürel/semantik bir anlam dünyası vardır. Onun için lafzî/literal çeviri, yazarın vermek istediği anlamı buharlaştırabilir. Hâlbuki iyi bir çeviri, yazarın yazdığı dilde anlatmak istediğini, çevirenin çevir­diği dile en doğru yansıtabildiği çeviridir. Bu da yeri geldiğinde ese­rin orijinal dilinden sapmayı, başka bir ifadeyle, ihtiyaç duyulduğu yerlerde asıl metni, yazarın vermek istediği anlama feda etmeyi kaçınılmaz kılmaktadır.

      2. Bu çalışma 'özet9 değil,6kısaltma'dır.

      Burada dikkat çekmem gereken iki nokta vardır:

      a. Bir yanlış anlaşılmayı önlemek için öncelikle belirteyim ki, bu çalışma geleneğimizdeki terimleriyle telhis değil tafctî'dir, bu anlamda ihtisardır; yani bir "İhyâ özeti" değil, takriben dörtte bir oranında kısaltılmış İhyâ'u 'ulûmi'd-dîn tercümesi'dir. Çünkü "özet" başka "tercüme" başkadır. Müellifin hiçbir ifadesini özetle­medik; ne dediyse aynıyla Türkçe'ye aktarmaya gayret ettik. Çok gerekli gördüğümüz birkaç yerde kısaltmadan doğacak kopmayı önlemek maksadıyla, yazdığımız birkaç kelimelik özeti -eserin aslından sanılmasın diye- paranteze aldık. Dolayısıyla tercümedeki her cümle eserin orijinalindeki ilgili cümlenin çevirisidir. Bizim yaptığımız, eserin orijinalinde bulunup da -aşağıda belirteceğimiz gerekçelerle- tercümesine gerek görmediğimiz, tercüme edilmediği takdirde eserin vermek istediklerinde eksikliğe veya yanlışlığa yol açmayan kısımları atlamak, bu manada ihtisar etmek suretiyle eseri daha kolay okunur ve anlaşılır hale getirmektir.

      b. Dikkat çekmek istediğim diğer bir önemli nokta ise İhyâ'u 'ulû-mi'd-dîn'm eskiden beri birçok özet veya kısaltmasının yapılmış olma­sıdır. Bu tarz çalışmalardan bazıları hakkında ileride "Müellif Hakkın­da" başlığı altında, İhyâ'nın tanıtıldığı kısımda bilgi verilecektir.


      Kısaltmadaki ölçülerimizi şöyle özetleyebiliriz:
      1. Gerek eserin ilgili konusunun gerekse bütününün anlaşılma­sında eksiklik bırakacak kısaltmalar yapmamaya özen gösterdik.
      2. Konu yeterince anlaşıldıktan sonra, artık anlamaya katkısı bulunmayan bazı ayrıntıları, nakilleri, örnekleri, menkıbeleri... çevirmeye gerek görmedik.
      3. Bu çerçevede -Yayıncı kuruluş olan Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileriyle vardığımız mutabakat uyarınca- yerine göre, bazen birkaç kelimeyi, bir iki cümleyi, bazen bir veya birkaç paragrafı, sayfayı çevirmeden geçtik.
      4. Yukarıda belirtildiği üzere, lafzî/literal tercüme yerine müel­lifin maksadının doğru aktarılmasını ve anlaşılırlığı önceledik. Bununla birlikte tercümeden müellifin kastetmediği bir anlam çık­mamasına azami derecede özen gösterdik.
      5. Bu tarz bir kısaltma çalışmasına karar verirken, -aşağıdaki gerekçeler nedeniyle- eserin daha faydalı hale geleceği düşüncesin­den hareket edildi.
      6. Çeviride eserin Kahire 1332 baskısını kullandık. Zaman zaman Murtaza ez-Zebîdî'nin İthâfü's-sâdeti'l-müttakîn bi-şerhi İhyâ'i 'ulûmi'd-dîn adlı esrinden yararlandık.

      3. Kısaltılmış bir
      İhya Tercümesi yapmanın gerekçesi


      a. Gazzâlî, İhyâ'da. okumuşuyla okumamışıyla, kültürlüsüy-le kültürsüzüyle, sufî olanıyla olmayanıyla her seviyeden insanı muhatap kitlesi olarak almıştır. Bu sebeple çoğu zaman az çok kültürlü insanın ihtiyaç duymayacağı genişlikte açıklamalar yapar, ayrıntılı bilgiler verir, tekrarlar yapar. Soyut konuları somut örnek­lerle anlatmak maksadıyla eskilerden bol bol nakiller yaptığı, men­kıbeler anlattığı görülür.

       
      xxıv -g*
      xxv

      Bu ve benzeri hususları dikkate alarak -konunun eksik veya yanlış anlaşılmasına yol açmaması ve ana fikri bozmaması şartıy­la- günümüz okuyucusu açısından baktığımızda eserin değerine gölge düşüren böylesi ayrıntıları gerektiği kadar çevirdik; gereksiz bulduğumuzu ise çevirmedik. Birden fazla yerde geçen hadisleri ve başka rivayetleri, bağlamı gerektirmiyorsa, sonraki yerlerde tekrar çevirmediğimiz oldu. Ancak bu tür tasarrufları yaparken Gazzâlî'ye ait olmayan, onun temel fikirleriyle uyuşmayan hiçbir bilgi, görüş ve fikri ona nispet etmemeye, ona ait olanları da eksiksiz vermeye dikkat ettik.

      b. Son yıllarda İslâm klasiklerinin dilimize çevrilmesinde büyük bir artış gözleniyor. Ancak kanaatimce bu eserlerin bir kısmı akade­mik çevrelerin ilgi alanına girmekte olup, İslâm ilim ve kültür tarihi hakkında yeterli bilgi donanımı olmayanların doğrudan bu eserleri okumalarının ciddi yanlış anlamalara, kültürümüz hakkında yanlış ve haksız kanaatlerin oluşmasına yol açacağı muhakkaktır. Dün­yanın bütün kültür tarihinde olduğu gibi İslam kültür tarihinde de yeterli bilgi altyapısına sahip olmayanların bugünden bakıldığında yadırgayacakları birçok noktalar vardır ki, aslında bunlar yüzlerce yıl öncesinin dünyasına ait olup o dünya insanının kültürel, dinî, toplumsal anlayışları bakımından normal şeylerdi. Bu gerçeği bil­meyen insanların klasikleri okuduklarında zihinlerinde pek çok soruların oluşması kaçınılmazdır. İhyâ bağlamında bunun en tipik örneklerinden biri, müellifin dünyanın geçiciliğini ve anlamsızlı­ğını anlatırken kullandığı üslup, bu konuya dair ayetlere getirdiği yorumlar, aktardığı sözler ve menkıbelerdir. Böylesi ifadelerin geçtiği pasajları konunun ve eserin bütününden, tarihî bağlamın­dan koparıp okursanız, müellifin dünya görüşü hakkında -onun da kastetmediği- rahatsız edici kanaatlere ulaşabilirsiniz.

      Bu sebeple elinizdeki çeviride, geçmiş dönemlere ait olup günü­müzde geçerliliği kalmamış, bugünden bakıldığında -bizzat eserin müellifinin de arzulamayacağı- yanlış ve sakıncalı anlamalara, şüp­helere, sorulara yol açabilecek bazı kısımları çevirmemeyi, bazıları­nı da dipnotlarda yanlış anlamaları önleyecek ve oku yucuyu tatmin edecek küçük açıklamalar, tavzihler, bazen de eleştiriler koyarak çevirmeyi tercih ettik. Ancak bunu yaparken "eserin ruhuna zarar vermeme ve müellifin asıl anlatmak istediklerinde eksiklik bırak­mama" şeklindeki ilkemizi özenle koruduk.

      c. Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileriyle varılan mutabakat uya­rınca, yukarıdaki amaçlar doğrultusunda yapılacak bir "Muhtasar ihyâ Tercümesi nin halkımız için hem daha kolay okunur hem doğru anlaşılır hale geleceği hem de -ahlâkî ve manevi boyutu ihmal edilmiş bir dindarlık telakkisinin giderek yaygınlaştığından şikâyet edildiği günümüzde- böyle bir çevirinin insanımız son dere­ce faydalı olacağı kanaatine vardık.

      4. Bu çevirinin amacı

      Bu çevirinin temel amacı, bütün halkımızın, her seviyedeki insanımızın, İslâm tarihinde eksilmeyen bir ilgi ve itibar kazanmış olan İhyâu ulûmi"d-dîr. Hem toplumumuzun dinî ve ahlâkî bilgi ihtiyacına hem de müellifinin düşünce ve amaçlarına en uygun ve mümkün olduğunca en doğru şekilde anlamasını sağlamaktır.

      İleride müellif ve eserlerini tanıtırken ayrı bir başlık altında İhyâ hakkında biraz ayrıntılı bilgi vereceğiz. Burada şu kadarını belirte­lim ki, elbette kulun elinden çıkan her üründe, her eserde olduğu gibi İhyâ'da da -özellikle bugünden bakıldığında- mutlaka eksikler, 
      yanlışlar görülecektir. Böyle durumlarda biz, -az da olsa- okuyucu­yu aydınlatan açıklayıcı ve/veya düzeltici bilgiler içeren dipnotlar koyduk.

      Yine de eser, gerektiği gibi bütüncül bir kavrayışla, hakkını vererek oku yanlar üzerinde dönüştürücü ve yetkinleştirici etkiler bırakması gibi pek çok meziyetleri dolayısıyla -söylendiğine göre-yazıldığı zamandan beri İslam toplumlarında Kur'ân-ı Kerîm'den sonra en çok okunan kitap olmuştur. Şahsen elli yıldır meşgul oldu­ğum İhyâ'yı okudukça ondan anladıklarımın hem değiştiğini hem de zenginleştiğini hissediyorum ve şu kanaatim gittikçe pekişiyor: İslâm toplumlarında İhyâ en çok okunan ama en az anlaşılan kitap­lardan olmuştur.

      Özellikle Allah-insan, birlik-çokluk, dünya-ahiret, zenginlik-fa-kirlik, günahkârlık-tövbekârlık, sabır-şükür, ülfet-uzlet, korku-ü-mit gibi karşıt kavramlara ilişkin bölümleri okurken eserin yeterin­ce doğru anlaşılamamış, hatta yanlış anlaşılmış olmasının sebeple­rini de görürüz. Zira müellif için her durumda formel bir davranışı iyi yahut kötü kılan asıl sebep, o eylemin arkasındaki fikir, niyet, irade ve ahlâktır. Gazzâlî -mesela- ülfeti incelerken toplum içinde yaşamanın, zenginliği incelerken dünya malına sahip olmanın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu öyle bir tavır ve üslupla anlatır ki, onu tam bir toplumcu ve dünyacı sanırsınız. Buna karşılık uzleti incelerken yalnız yaşamanın değerini, fakirliği incelerken dünya ve dünya malının önemsizliğini öyle bir üslûpla anlatır ki, kendisini tam bir toplum ve dünya karşıtı sanırsınız. Doğrusunun ne olduğu­nu, dolayısıyla müellifin asıl anlatmak istediğini ise ancak iki tarafı da okuduktan sonra fark etmenin huzuruna ulaşırsınız.

      Gazzâlî, İhyâ'da. insanlarla ilgili bulunan ve onlar için değer ifade eden bedenî, psikolojik, maddî, manevî, ferdî, ailevî ve sosyal alanlardaki bütün imkânları, şartları ve durumları gözden geçirir.

      Bu konular işlenirken odak noktası "insan"dır; onun niyeti, amacı, tasarıları dinî ve ahlâkî şuuru, dünya hali, nihayet uhrevi akıbe­tidir. Bu yüzden yergi ve övgü, korku ve ümit, evlilik ve bekârlık, yoksulluk ve zenginlik, sabır ve şükür, harcama ve tutumluluk, uzlet ve ülfet gibi karşıt durumlar, imkân veya imkânsızlıklar ne iyi ne de kötüdür. Bunları iyi yahut kötü kılan, müellifin "kalbin amelleri" dediği insanın iç dünyasındaki inancı, niyeti, iradesi ve ahlâkıdır. Kendisi de büyük bir fakih ve kelamcı olan müellif, ilmin, insanın ruh ve ahlâk dünyası üzerinde tesir bırakmasının önemi üzerinde dururken, -eserin kısa "takdim"inde ve "İlim Kitabı"ında göreceğimiz gibi- fıkhın furuunda ve usulünde temayüz etmelerine, bu alanlarda otorite sayılmalarına rağmen ruhlarını ahlâkî kötü­lüklerden arındıramamış bulunan bazı büyük âlimler ve fakihlerin varlığından yakınır. Onun gözlemine göre döneminin kelâm ve fıkıh âlimleri dinî düşünce, yaşayış ve ahlâk yönünden İslâmiyet'in ilk zamanlarındaki içtenlik, dürüstlük ve faziletten uzaklaşmışlardı. Onlar, sergiledikleri ustaca ama içtenlikten yoksun tartışma tak­tikleriyle halkın ve siyasetçilerin gözüne girip itibar kazanma, çıkar sağlama peşindelerdi. Dolayısıyla Gazzâlî için âlimin değeri, ilmiyle ahlâkı arasında kurduğu tutarlılıktadır.


      İhyâ'u 'ulûmi'd-dîn de bozulmuş bir toplumu ıslah etme, şekilden öze taşıma, böylece tekrar Kur'an ve Sün­net temelleri üzerine oturtup, asıl İslâmî erdemlerine yeniden kavuşturma şeklinde kuşatıcı bir hedef güdülmüştür. İhyâ'yı burada sunulan bütünlüğü ve kuşatıcılı-ğıyla tanıyıp anlamadan, şurasına burasına bakarak bazı yargılara varmak, eser ve müellifi hakkında son derece ciddî yanlışlara götürür ve götürmüştür.

      Bu sebeple biz, bu tercümede -müellifin de kastetmediği- böyle yanlışlara yol açması kaçınılmaz olan kısımları bazen terk ettik, 
      bazen de dipnotlarda yanlış anlaşılmaları önleyecek kısa açıklama­lar koyduk; böylece Gazzâlî'nin asıl vermek istediği dinî, ahlâkî ve insanî ruhu açığa çıkarmayı amaçladık.
       
      5. Eserde geçen ayetler ve hadisler

      İhyâ'nın genelinde çok sayıda ayet ve hadis geçer. Tasavvuf ala­nında yazılmış hemen bütün eserler gibi İhyâ'da. da bazen ayetlere, gerek ilâhî kelâmın konusu, bağlamı, arkası-önüyle bağdaştırılması güç olan, gerekse Kur'an hitabının ilk muhatabı konumundaki nes­lin dili ve kültürüyle uyuşmayan sembolik (işârî) manalar verildiği görülür. Müellife ve esere saygımızın bir gereği olarak -bazen bize ters gelse bile- bu tür ayetlerde müellifin yorum tercihini koruduk. Aynı durum hadisler için de geçerlidir. 

      Müellif, eserde geleneğe uyarak umumiyetle Hz. Peygamber'e atfedilen bilgiler için hadis/ehâdîs yerine haber/ahbâr, Hz. Pey­gamber dışındaki ilk Müslüman nesillere isnat edilenler içinse eser/âsâr terimlerini kullanır. 

      İleride belirtileceği üzere Gazzâlî Kânunu t-te'vîl başlıklı risâle-sinde kendisinin "hadis ilmindeki sermayesinin pek az" olduğunu belirtmiştir. Bu durumda elindeki temel ölçü, başvurduğu hadis­lerin Sünnet'in genel gayesine ve ruhuna uygunluğu idi. Louis Massignon'un şu değerlendirmesi isabetli sayılabilir: "Doğrusu Gazzâlî'nin İhyâ'isnadı sağlam olmayan hadisler de içermektedir. Fakat bu tâli bir konudur. Zira İhyâ, metin tenkidi yapan bir usûl kitabı değil, fakat ahlâkî eğitimi amaçlayan bir irşad eseridir. Gaz­zâlî, üstün bir hadis nakilcisi olmaktan ziyade, okuyucusuna, derle­diği hadislerin ahlâkî tebliğlerini sunmak çabasında idi. O, İhyâ'yı meraklı hadis araştırıcıları için değil, ahlâkî tedaviye susamış vic­danlar için yazıyordu."2 Ayrıca -bilindiği üzere, Kur'ân-ı Kerîm'den farklı olarak- hadislerde genellikle anlam ve içerik lafızdan daha önemli görüldüğü için, hadislerin neredeyse tamamı -içeriğin korunması şartıyla- farklı ifade kalıplarıyla rivayet edilmiştir. 
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786257137300
      MarkaDiyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
      Stok DurumuVar

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.