• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Ahkam Hadisleri

      Ahkam Hadisleri
      Ahkam Hadisleri
      Ahkam Hadisleri
      Ahkam Hadisleri
      Ahkam Hadisleri
      Ahkam Hadisleri
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Fiyat:
      65,00 TL
      İndirimli Fiyat (%47,7) :
      34,00 TL
      Kazancınız 31,00 TL
      5.0 1
      34.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
               Stoktan Kargo

      Kitap             Ahkam Hadisleri
      Yazar            İbni Abdülhâdi
      Yayınevi       Çelik Yayınevi
      Tercüme       Hanifi Akın
      Etiket Fiyat   65 TL
      Kağıt Cilt       2.Hamur  - Karton Cilt
      Sayfa Ebat    912 sayfa - 15x22 cm
      Yayın Yılı      2017
      ISBN             9786057916129


      İbni Abdülhadi Ahkam Hadisleri kitabını incelemektesiniz.   
      Çelik yayınları Ahkam Hadisleri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      "Ahkâm" kelimesi; "karar, yargı; ilim, anlayış" gibi mânâlara gelen hüküm kelimesinin çoğul şeklidir. Ahkâm, daha geniş mânada, belli bir konu hakkında konulmuş bulunan kuralların bütününü ifade etmek için kullanılır. Bu tarzdaki kullanılışından dolayı, belli bir konuya dair hükümleri toplayan eserlere ve hatta belli bir konuyla ilgilenen ilim dallarına da ad olmuştur.

      Buna göre ameli hükümlerin kaynağı olan âyetlere "ahkâm âyetleri", aynı türden hadislere de "ahkâm hadisleri" denilmektedir. İbni Abdülhâdinin "el-Muharrer fîl-Hadis " adli eseri, İslam dünyasında hadis kitapları içerisinde önemli bir yere sahip olan Kütüb-i Sitte, Ahmed bin Hanbel'in "el-Müsned "i, İmam Mâlik'in "el-Muvatta "ı, İbni Hibbân ile İbni Huzeyme'nin "es-Sahib "leri, Hâkim'in "el-Müstedrek "i, Beyhakî'nin "es-Sünenü'l-Kübrâ " ile "Şuabu'l-imân " adlı ve benzeri önemli hadis kaynaklarını içine alan zengin içeriği ve mükemmel tertibiyle dikkatleri üzerine çekmiş; kapsamlı, anlaşılır ve kullanışlı olması sebebiyle ilmi çevrelerde önemli bir değer kazanmıştır.

      Eserin en önemli özelliği; müellif, eserde yer alan hadisin sahihliğini veya zayıflığını belirten bazı kimselere ve yine bazı râvilerle ilgili cerh ile ta'dil için söylenen sözlere yer vermiştir. Bunu ihtisar etmede ve metinlerini kontrol etmede (ciddi) çaba sarf etmiştir.

      Anladıklarımızın Allah ve Rasûlü'nün murad ve maksadı ile örtüşmesinin yol­larını tesbit etmek bir zarurettir. Elbette bunun için yapılacak ilk iş, on dört asırlık anlama ve yorumlama faaliyetinin engin tecrübesinden istifâde etmek­tir. Yeniden anlama ve yeniden yorumlamadan söz edilecekse bu, bir zorunlu­luktur. Zira sıfırdan başlayan hiçbir yenilik hareketi olamaz. Menfî anlamda gelenekçi olmakla, müspet anlamda bir geleneğe sahip olmak farklı şeylerdir. Müsbet anlamda bir geleneğe sahip olmayanlar, yeniden anlama ve yeniden yorumlama faaliyetine girişecek imkânı bulamazlar.

      Hadis ve Sünnetin anlaşılması ve yorumlanması meselesi, İslâm düşün­cesinin teşekkül devrinde, Ehl-i Hadis ile Ehl-i Fıkhı karşı karşıya getirmiş­tir. Muhaddisler fakihleri, hadis bilmemekle ve rey ile kıyası hadislere tercih etmekle suçlarken, Fakihler ise Ehl-i Hadîse, rivâyet ettikleri üzerinde düşün­meyen birer râvi ve nakilci gözüyle bakmış ve onları ilim hamalları, bilgi taşı­yıcıları (hameletu'l-ilm, zevâmilu'l-esfâr) olarak değerlendirmiştir.

      Netice itibariyle Hadis İlmi ve Usûlü, kendi içinde bir anlama ve yorum­lama yöntemi geliştiremediği içindir ki, bilâhere muhaddisler de, fakih ve mü-fessirler gibi, Hadis ve Sünneti anlamak için, büyük oranda Usûl-i Fıkhm kural ve kaidelerini kabul etmek durumunda kalmışlardır. Zira Usûl-i Fıkıh, İslâmî ilimler içinde, dört ayrı ilmin (dil, mantık, kelâm, fıkıh) esas ve prensiplerini cem' eden, gerek bilgi felsefesi bakımından, gerekse anlama ve yorumlama yöntemi bakımından, müstakil (ve kısmen de olsa) mütekâmil bir metodoloji geliştiren tek disiplin olarak kabul edilmiştir.[1]

      "Hadîs" kelimesi, (çoğulu ehâdîs) tahdîs masdarından isim olup "haber" mânâsına gelir. Bu kelime, İslâmiyet'le birlikte farklı bir anlam kazanmış, âdeta onunla Kur'ân-ı Kerim'in mukabili kastedilerek Hz. Peygamber'in sözlerine "el-Ehâdîsu'l-kavliyye", fiillerine "el-Ehâdîsu'l-fi'liyye" ve tasvip ettiği şeylere de (takrir) "el-Ehâdîsu't-Takrîriyye" denilmiştir.[2]

      Hadis âlimleri, Hz. Peygamber'in yaratılışıyla ilgili özelliklerini (şemâil) ve ahlâkî vasıflarını da hadîsin kapsamı içerisine almışlardır.

      Bazı âlimler, hadis teriminin kapsamını daha da genişletmiş, sahâbe ve tabiînin şahsî beyan ve fetvalarını da bu kapsama almış, Hz. Peygamber'e ait olan hadislere "merfû", sahâbîye ait olanlara "mevkûf', tabiîne ait olanlara da "maktû" adını vermişlerdir.[3]

      Sonraları merfû, mevkûf ve maktû terimlerinin hepsini ifade etmek üzere "haber" kelimesi kullanılmaya başlanınca, bazı âlimler sadece merfû rivâyetlere, bazıları da merfû ve mevkûf rivâyetlere hadis demeyi uygun görmüşlerdir.

      Yine ilk devirlerde Rasûlullah (s.a.v.)'in söz, fiil ve takrirleriyle birlikte sahâbî ve tabiîne ait her türlü haberi ifade etmek üzere "eser" kelimesi de kul­lanılmıştır.

      Hadis ile "sünnef'in kapsamları konusunda farklı görüşler bulunmakla bir­likte, bu iki terimin eş anlamlı olarak Rasûlullah (s.a.v.)'in söz, fiil ve takrirleri için kullanılması özellikle hadis âlimleri arasında daha fazla kabul görmüştür. Ayrıca hadis ile sünnetin çerçevesini daha da genişleterek Hz. Peygamber'in ahlâkını, şemâilini, peygamberlikten önce söylediklerini ve yaptıklarını da bu çerçeve içine alanlar olmuştur.[4]

      Bunun yanı sıra hadîsin; Rasûlullah (s.a.v.) tarafından vaz' edilen sözlü me­sajlar olduğunu, sünnetin ise bazen bu sözlü mesajların kendisi, bazen de bu sözlü mesajlardan istinbat edilen hükümler olduğunu belirtenler de olmuştur.

      Hadisler, ihtilafa düşülen konularda insanları aydınlatan, böylece hidâyet ve rahmet kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim'in kendisine indirildiği[5] Peygamber'in sözü olarak üstün bir değer ifade eder ve büyük önem taşır.

      Hz. Peygamber'in insanlara sözleriyle açıkladığı, fiilleriyle uygulanışını gösterdiği ilahî emirlerin başında namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibâdetler ge­lir. Namazların hangi vakitlerde, kaç rekât ve nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekâtın hangi mallardan ne kadar verileceği, haccın nasıl yapıla­cağı gibi hususlar Kur'ân'da yer almayıp hadislerle belirlenmiş, İslâm huku­kunun birçok meselesi hadislerde verilen bilgilerle çözüme kavuşturulmuştur.

      Hadisler aynı zamanda Kur'ân'da yer almayan birçok meseleyi açıklığa ka­vuşturmuş, bu konulardaki uygulama şekillerini göstermiştir. Örneğin; bir ka­dının âdet hâlinde kılamadığı namazları kazâ etmeyeceği, bir erkeğin eşinin üzerine onun teyzesi ve halasıyla evlenemeyeceği, nesep yakınlığı dolayısıyla evlenilmesi haram olan kimselerle süt yakınlığı sebebiyle de evlenmenin ha­ram olduğu gibi hususlar, yine şüf a hakkı ile ilgili hükümler, neneye ve baba tarafından akrabaya düşecek miras gibi meseleler Hz. Peygamber tarafından çözümlenmiştir.

      Kur'ân-ı Kerimde temas edilmekle beraber hakkında fazla bilgi verilmeyen âhiretle ilgili hususlar, kabir hayatı, yeniden dirilme, mahşer, hesap, mîzan, Cen­net ve Cehennem hayatı ile ilgili bilgiler de hadisler sayesinde öğrenilmektedir.

      Ahlakî faziletler, mânevî ve rûhî gelişimi sağlayacak kurallar, düzenli bir aile hayatı için gerekli olan davranış biçimleri, insanlar arasındaki içtimaî ve ticarî münasebetleri düzenleyen hükümler, yöneten ile yönetilenler arasındaki ilişkiler gibi konularda da hadislerde geniş bilgi bulunmaktadır.

      Hz. Osmân'ın şehit edilmesi olayından hemen sonra Hâriciler ve Gâliye gibi siyasî fırkaların, h. I. (m. 7.) yüzyılın sonlarından itibaren Kaderiyye ve

      Mürcie, bir müddet sonra da Cehmiyye ve Müşebbihe gibi mezheplerin or­taya çıkması ve bu fırka ve mezhep taraftarlarının işlerine gelmeyen hadis­leri inkâr etmeleri, görüşlerini güçlendirmek maksadıyla hadis uydurmaları, hadisleri toplamakla meşgul olan kişileri konu üzerinde düşünmeye ve önlem almaya sevk etmiştir.

      H. I. (m. 7.) yüzyılın ilk yarısından itibaren isnad konusu gündeme gelmiş­tir. İsnadın kullanılmaya başlamasıyla birlikte Ehl-i sünnete mensup râvilerin rivâyetleri kabul edilmiş, Ehl-i bid'atın rivâyetleri ise alınmamıştır.

      Bunun sonucu olarak; hadîsi bir uzmanlık sahası olarak gören kimseler tarafından râviler titizlikle takip edilmiş, yaşayışları, dine bağlılıkları ve dü­rüstlükleri, bid'atle ilgileri bulunup bulunmadığı, özellikle yalan söyleyip söy­lemedikleri, hâfızalarının zayıf olup olmadığı araştırılmış ve böylece daha I. yüzyılda cerh ve ta'dil ilmi doğmuş, bunun sonucunda râvilerin hal tercüme­leri (biyografileri) hakkında geniş bir birikim meydana gelmiştir.

      Hadislerin tedvini tamamlanınca, bunların sistemli bir kitap hâline geti­rilmesi ve böylece aranan hadisleri kolayca bulmaya imkân verecek usûllerin geliştirilmesi yönündeki çalışmalar ağırlık kazanmıştır.

      Bazı âlimler, hadisleri konularına göre tasnif etmek ve bu şekilde "Musannef adı verilen eserler yazmakla, bazıları da hadisleri ilk râvileri olan sahâbîlerin adlarına göre sıralayarak "Müsned" adı verilen eserler yazmakla meşgul olmuştur.
      Hadisleri bablara göre tasnif etmeye ilk olarak kimin başladığı bilinme­mekle birlikte, Tirmizî'nin[6] ve daha geniş bir şekilde Râmehurmuzî'nin ver­diği bilgilere göre, bu konuda ilk çalışmayı, genellikle "el-Musannef' (el-Câmi', es-Sünen, el-Muvatta) diye anılan eserleriyle Mekke'de İbn Cüreyc (ö. 150/767), Yemen'de Ma'mer b. Râşid, Basra'da İbn Ebî Arûbe ile Rebî' İbni Sabîh, Kûfe'de Süfyân es-Sevrî, Medine'de Mâlik İbni Enes, Horasan'da Ab­dullah İbni Mübârek, Rey'de Cerîr İbni Abdulhamîd, Şam'da Velîd İbni Müs­lim gibi muhaddisler yapmıştır.[7]

      İlk tasnif çalışmalarıyla tanınan bazı muhaddislerin II. (8.) yüzyılın or­talarında vefat etmesi, bu çalışmaların aynı yüzyılın ilk çeyreğinden itiba­ren yazılmaya başlanmış olduğunu göstermekte, dolayısıyla tedvin ve tasnif çalışmalarını kesin bir çizgiyle birbirinden ayırmaya imkân bulunmadığı or­taya çıkmaktadır.

      HI. (9.) yüzyılda hadis kitaplarında değişik ihtiyaçlara göre muhtelif sis­temler uygulanmıştır. Bunların en yaygınları, hadislerin râvi adlarına (ale'r-ricâl) ve konularına (ale'l-ebvâb) göre toplandığı tasnif sistemleridir.[8]
      Râvi adlarına göre (ale'r-ricâl) hazırlanan kitaplar, müsnedler ile mu'cemlerdir. Konularına (ale'l-ebvâb) göre tasnif edilen kitaplar ise musannefler, cami'ler ve sönenlerdir.

      Musannefler, sünenlerdeki merfu hadislere ilaveten mevkuf ve maktu' ha­dislere de yer veren eserlerdir.
      Sünenler, taharetten vasiyete kadar bütün fıkhî konulara ait merfu hadis­leri ihtiva eden fıkıh kitapları tertibindeki hadis kitaplarıdır.
      Câmi'ler, dinî konuların tamamına yakınını kapsayan sekiz ana bölümü ihtiva eden eserlerdir. Her birine "Kitap" denilen bu sekiz bölümün içerikleri kısaca şöyledir: îmân, Ahkâm veya Sünen, Rikâk veya Zühd, Et'ime ve Eşribe veya Âdâb, Tefsir, Tarih-Siyer-Cihad, Menâkıb, Fiten ve Melâhim.
      Hadis metinlerinin veya daha kapsamlı bir ifâde ile, sünnete ait verile­rin doğru olarak tespit ve nakli ile ilgi çalışmalar bir taraftan Hadis Edebiya­tının menşeine dair ilmî faaliyetleri oluştururken, bir taraftan da Hadis Ede­biyatının teşekkülünde gözlemlenen safhaların tetkikini zorunlu kılmaktadır.

      Sünnete ait bilgi ve belgelerin güvenilirliği ile de yakından alâkalı olan bu oluşum devri, modern hadis tetkiklerinde daima ve ısrarla söz konusu edil­mektedir. Bu da özellikle müsteşriklerin, bilhassa bu ilk dönemdeki faaliyet­lerin tesbit ve yorumunda tenkitçi bir tavır takınmalarından ileri gelmektedir.
      Hadis Edebiyatını, çeşitleri, özellikleri ve faydalanma usûlleriyle tanıtmaya çalışacağımız bu kitapta biz, anılan safhaları, söz konusu tenkidleri cevaplan­dırmak için değil, bizzat konumuz olan Hadis Edebiyatının teşekkülünü an­latmak maksadıyla inceleyeceğiz.

      Hadis Edebiyatının teşekkülünde şu dört safha dikkat çekmektedir:

       
      1. Hıfz (hadislerin ezberlenmesi).
      2. Kitâbet (hadislerin yazıya geçirilmesi),
      3. Tedvin (hadislerin yazılı metinler hâlinde resmen bir araya toplanması)
      4. Tasnif (belli usûllere göre kitaplaştırılması)
      Aslında bu safhalara, "hadîsin günümüze intikal aşamaları" olarak da ba­kılabilir.[9]
      5- Sonraki Çalışmalar
      1. Tasnif Dönemi eserleri üzerindeki ek çalışmalar
      2. Hadis Usûlü Edebiyatı
      3. Rical Edebiyatı
      4. Şerh Edebiyatı

      Tahricte Kolaylık Sağlayan Eserler

      İşte bütün bu merhalelerde ortaya çıkan ve günümüze kadar uzanan ha­disle ilgili ilmî mahsûller "Hadis Edebiyatı"nı oluşturmaktadır.[10]

       
      IV. (ıo.) yüzyıldan itibaren hadis literatürüne fıkhu'l-hadîsle ilgili iki ayrı telif türü girmiştir. Bunlardan biri, sahih hadis kaynaklarından derlenen ahkâm hadislerini tahlil eden eserler, diğeri de "el-fetâva'l-hadîsiyye" türü kitaplardır.

      Bununla birlikte takriben hicrî V. (ıı.) asır sonlarından itibaren hadîs ilmi, daha doğrusu "hadis metinleri üzerindeki çalışmalar" yeni bir renge bürünmüştür. Bu zamana kadar, hadis metinlerinin zabta geçirilme muame­lesi tamamlanmış, hadisler kitaplardaki yerini almış, kitap dışı bir metin pek bırakılmamıştır. Bu müddet zarfında kitaplarda senedleriyle birlikte yer alma­mış bir metin, şayet sonraki asırlarda "hadis" olarak ortaya çıkmışsa, bunun hadis kabul edilmesi -prensip olarak- şüphe ile karşılanmıştır.

      Hicrî V. (ıı.) asır sonlarına doğru ise yeni bir çalışma dönemine geçilmiş­tir. Artık eski metodla yapılacak yeni bir iş kalmamış; bütün sistem ve gele­nekleriyle bir devir kapanmıştır. Ne var ki, bir devrin kapanması demek, hiçbir şekilde o devrin yıkılması demek değildir. Öte yandan, bir devrin kapanması demek, hayâtın durması demek de değildir. Nitekim önceki devir vazifesini eksiksiz yapmış, fonksiyonunu şerefle icra etmiş ve haleflerine çok zengin bir mîrâs bırakarak, nöbeti başkalarına devretmiştir.

      Bu yeni dönemin hadis çalışmaları, önceki dönemin çalışmalarından çok farklıdır. Artık çalışmaların esasını, rivâyet sistemi usûllerine göre şahıslar­dan senedli hadis toplayarak bunları tasnif edip kitaplaştırmak değil, hazine değerindeki bu malzemenin işlenmesi ve değerlendirilmesi teşkîl etmektedir.

      Şahıs'tan rivâyet bırakılarak, "kitap'tan rivâyef'e bu dönemde geçilmiş­tir. Sayıları oldukça artan hadis kitapları arasında dağınıklık arzeden metinle­rin, senedleri atılarak bir araya toplanması ve müşterek metinlerin birleştiril­mesi çalışmalarının çığırı bu dönemde açılmıştır. Kaynakların kullanılmasında yardımcı rolü oynayacak olan anahtar mahiyetindeki el kitapları, bu dönemin çalışma tekniğinin zarurî bir sonucu olmuştur.

      Kısacası, bu ikinci devirde yapılan hadis çalışmaları çok yönlü olup, bun­lar, zaman geçtikçe ortaya çıkan problemlere cevap teşkil edebilecek şekilde ge­liştirilmiştir. Zira her devrin çalışmalarına, o devrin ihtiyaçları yön vermiştir.

      Bu özellikleri dolayısıyla, bu döneme "Derlemecilik Devri" deniyor.[11]

      Bu dönemde ilk dikkati çeken çalışma, mevcut hadis kitaplarından yapılan seçme hadislerin belli bazı gruplar içinde birleştirilmesidir. Bu seçim ve tertip sırasında, senedlerin ya tamamen ya da sahâbî râvî dışında hazfedilmesi gibi bazı işlemler daha söz konusu olabilmektedir.

      Aslî kaynaklardan seçilen hadisleri böyle belli sıhhat gruplarına ayırmak, o hadislerin seçildiği kaynakları da aynı açıdan sınıflandırmak anlamına ge­lecektir. Bu yüzden de kabul edilebilmesi için gruplandırmanın oldukça ciddi ve titiz bir anlayışla yapılması zarurîdir. Zira bilindiği gibi hadis kaynakları, değişik sıhhat derecesine sahip hadisler ihtiva etmektedirler. Bu çeşitlerden sa­dece bir tanesinin kaynağı izlenimini verecek gruplandırmalar yanıltıcı olacaktır.

      IV. (ıo.) yüzyıldan itibaren hadis literatürüne fıkhu'l-hadîsle ilgili girmiş olan ahkâm hadislerini ihtiva eden eserler, sünen türündeki kitapların da­raltılmış şeklidir. İbnü'l-Cârûd ile Kâsım bin Asbağ'ın "el-Müntekâ" adlı eserleri, Tahâvî'nin "Şerhu MeânîT-Âsâr"ı, daha sonraki yüzyıllarda ise İbnü'l-Harrât'ın "el-Ahkâmü'ş-şer'iyye"si, Takıyyüddin İbn Dakîkül-îd'in "Şerhu UmdetiT-ahkâm'ı, İbni Hacer el-Askalânî'nin "Bulûğu'l-merâm î, Şevkânî'nin "Neylü'l-evtâr"ı bu sahada ilk akla gelen eserlerdir.

      "Ahkâm hadisleri" tâbiri, iki kelimeden oluşmaktadır. "Hadis" ve "ahkâm". Hadis kelimesinin mahiyeti daha önce geçmişti. "Ahkâm" kelimesi; "karar, yargı; ilim, anlayış" gibi mânâlara gelen hüküm kelimesinin çoğul şeklidir. Ahkâm, daha geniş mânada, belli bir konu hakkında konulmuş bulunan kuralların bü­tününü ifade etmek için kullanılır. Bu tarzdaki kullanılışından dolayı, belli bir konuya dair hükümleri toplayan eserlere ve hatta belli bir konuyla ilgilenen ilim dallarına da ad olmuştur. Buna göre amelî hükümlerin kaynağı olan âyetlere "ahkâm âyetleri", aynı türden hadislere de "ahkâm hadisleri" denilmektedir.[12]
      İşte IV. (ıo.) yüzyıldan itibaren hadis literatürüne girmiş olan "ahkâm ha­disleri" ifadesi ve bu alanda yapılmış çalışmaları ihtiva eden eserler, sünen tü­ründeki kitapların daraltılmış şeklidir.

      Bununla birlikte sünen türü kitapların ahkâm hadislerini içerdiği de bi­linmektedir. Yalnız bundan ne kastedildiği pek açık değildir. Zira sünen türü eserlerin içeriklerine bakıldığında akaidden âdâba, zühdden fezâile, fitenden kıyâmet alâmetlerine kadar her türlü hadîsi içerdiği bir olgudur. Bu durumda sünen türü kitaplar ile ilgili söylenen şey, ya bir genellemedir ya da ahkâm ha­dislerinin kapsamı geniştir.

      Buna göre her türlü hadis, dolaylı istidlaller yoluyla ahkâm yani şer'î amelî hükümler konusu olabilir. Ama "ahkâm hadisleri" denildiğinde bu ifade, direkt olarak normal vaziyette ahkâm yani şer'î amelî hükümler içermektedir. Bu du­rumda ahkâm hadisleri içeren hadis kitapları, sünen türündeki kitapların biraz daha özetlenmiş şeklini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda ahkâm içermesi se­bebiyle sünen kitapları ayrıcalıklı bir yer işgal etmezler. Çünkü her türlü hadis ahkâmın konusu olabiliyorsa, diğer kitaplardaki hadislerin konusu da böyledir.

      Bunun yanında şunu da demek mümkündür: Sünen türü veya ahkâm ha­disleri içeren hadis kitaplarının tasnifi, fıkıh kitaplarına benzemektedir. Yani sünen türü kitapların bölümleri, fıkıh kitaplarının bölümleriyle benzer du­rumdadır. Bu durumda buna bakarak, örneğin Câmi' türü bir eseri muhteva sünenden ayırmak zor olabilir. Cennet, cehennem, zühd, rikak, fiten, kıyâmet alâmetleri, edeb, tefsir, siyer, cihad, meğazi hepsinde vardır. Aynı şekilde salât
       
      (namaz), savm (oruç), hac, zekât, nikâh, talâk, büyü' (alım satım) da hepsinde ortaktır. Belki bir bölüm birinde var, diğerinde olmayabilir. Ama bu, o kadar da önemli değildir. Genel muhteva ortak gibidir. Bölüm olarak tasnif ise aynı şekilde fıkıh bablarına göredir. Şurası bir gerçek ki, hem câmi' türü ve hem de sünen türü eserler, fıkıh kitaplarında olmayan bölümlere de sahiptirler. İşte burada sünen türü veya ahkâm hadisleri içeren eserleri, sadece "ahkâm hadis­leri ifade eder" diyerek diğerlerinden ayırmanın zorluğu ortaya çıkmaktadır.

      Burada sünen türü veya ahkâm hadisleri içeren eserleri, câmi' türü eser­lerden ayıran bir olasılıktan daha bahsedilebilir. O da, fıkıh kitaplarındaki bölümlere başlangıç şeklidir. Fıkıh kitapları nasıl ki, taharet (temizlik), salât (namaz) diye başlar ve devam ederse, ahkâm hadisleri içeren veya sünen türü kitaplar da -hepsi tek tek araştırmayı gerekli kılsa ve İbni Mâce diğerlerin­den farklı olarak bir "Mukaddime" ile başlasa bile- aynı şekilde başlar ve de­vam eder. Câmi' türü eserler ise farklıdır. Buhârî, "Bed'ü'l-vahy" ile; Müslim ise "İmân" bölümüyle başlar. Sonradan farklı bölümler olsa bile tasnif man­tığı hemen hemen benzer durumdadır.

      İşin aslına bakılırsa, her türlü hadisten ahkâm çıkarmak ve dolayısıyla ahkâm çıkarılan her hadîsi "ahkâm hadîsi" olarak nitelemek mümkün ola­bilir. Burada önemli olan, nerede ahkâmın nas olarak belirtildiğinin, sırf fıkhî hükmü beyan etmek için sevkedildiğinin, kısaca murad-ı nebevinin tespit edil­diğinin ve nerede istinbat ve istidlal yoluyla ahkâm çıkarıldığının farkında olunmasıdır. Yalnız istinbat ve istidlal yoluyla çıkarılan hükümler, bir başka İslâmî nas (yani kanun metni) ve ilkeyle çatışmadığı ve mutlaklaştırılmadığı sürece bir problem olmamalıdır.

      Bu sebepledir ki, istinbat ve istidlal yoluyla çıkarılan hükümlerin, muhak­kak sûrette Kur'ân ve Sünnetin temel ilkeleriyle ve makâsidü'ş-şerîa ile kont­rol edilmeleri gerekmektedir.

      Bazen öyle olur ki, istinbat ve istidlal yoluyla elde edilen hükümler, farklı ve ilgisiz gibi gözükebilir.
      Ama bazen de öyle olur ki, istinbat ve istidlal edilen hükümler, insanın uf­kunu açabilir; topluma, medeniyete, insanlığa ve bilginin gelişimine katkı su­nar. O zaman önemli olan, istinbat ve istidlal yoluyla çıkarılan hükümlerle ne yaptığımızı iyi bilmek gerekmektedir.

      Zaten burada karşımıza "fıkhu'l-hadîs" kavramı çıkmaktadır. Fıkhu'l-hadîs, hadislerin anlaşılmasını ve onlardan hüküm çıkarılmasını konu edi­nen ilim dalıdır.
      Bilindiği üzere "fıkıh" kelimesi lugatta "sözün mânâ ve maksadını kavra­mak", hadis de "söz" anlamına gelir. Buna göre "fikhu'l-hadîs", "herhangi bir sözden onu söyleyenin ne demek istediğini anlamak ve kavramak" demektir.

      Hadis ilimleri arasında zikredilmekle beraber fıkıh ilminin de bir bölü­münü teşkil eden "fıkhu'l-hadîs", hem geniş hem dar anlamda ele alınmalıdır.
      Hadislerden fıkhî hüküm çıkarmayı konu edinen bir ilim olarak "fıkhu'l-hadîs", fıkıh ilminin bir metodoloji hâlinde yerleştiği sırada bilhassa ehl-i re'ye karşı bir tepki şeklinde doğmuş olsa bile, ehl-i re'y de "fıkhu'l-hadîs"ten çokça yararlanmıştır.

      Tasnif dönemi hadisçileri, gerek geniş gerekse dar anlamda hadislerin an­laşılıp değerlendirilmesi konusunda kendilerini yoğun bir tartışma ortamında buldukları için eserlerini yazarken rivâyet ettikleri hadislerin fıkhını da yan­sıtmaya çalışmışlardır. Buhârî, İbni Huzeyme ve İbni Hibbân'ın kullandık­ları bâb başlıkları (terâcim), birer fıkhu'l-hadîs ürünüdür. Sünen türü kitaplar ehl-i hadîsin fıkıh kitapları durumunda olduklarından fıkhu'l-hadîse kaynak­lık ederler.

      Tasnif döneminden sonra fıkhu'l-hadîs türündeki eserler mezhep fıkhına bağlı olarak yazılmıştır. Tahâvî'nin "Şerhu Meâni'l-Âsâr"ı Hanefî, Beyhakî'nin "es-Sünenü'l-kübrâ"sı Şâfiî mezhebi doğrultusunda kaleme alınmıştır. İbni Hibbân'ın "et-Tekâsîm ve'l-envâ"ı ile Beğavi'nin "Şerhu's-sünne"si, fıkhu'l-hadîs kaynakları arasında müstakil olarak zikredilmeye değer eserlerdir.

      Hâkim'den sonra XIX. yüzyılda Cemâleddin el-Kâsımî'ye kadar hiç kimse fıkhu'l-hadîsi hadis ilimleri arasında zikretmemiştir. Kâsımî, "Kavâidü't-tahdîs" adlı derleme eserinde bu ilme oldukça geniş yer vererek kitabının önemli bir kısmını buna ayırmış, Şah Veliyyullah ed-Dihlevî'den uzun bir alıntı yap­tıktan sonra "fıkhu'l-hadîs" başlığı altında sünnetin delil olması, hadisle amel, hadisleri zâhiri mânâlarına göre değerlendirmenin gereği, lafza muhalif fetva­ların haram oluşu, iyi anlaşılmayan hadisler karşısında takınılacak tavır, ehl-i hadîs ve ehl-i re'y arasındaki farklar gibi konuları ele almıştır.[13]

       

       MÜELLİF İBNİ ABDÜLHADI'NİN ÖNSÖZÜ

      "Sadece Allah'tan Yardım Dileriz"

      Şeyh İmam Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Abdülhâdî bin Abdulhamîd bin Abdülhâdî bin Yûsuf bin Kudâme el-Makdisî (rahimehul-lah) der ki:

      Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve Selâm, peygamber­lerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v.)'e, onun ailesine ve bütün sahâbîlerinin üzerine olsun...

      Bu girizgâhtan sonra; işte bu, şer'î hükümleri (yani ahkâm-ı şer'iyye) hu­susunda nebevî hadisleri bir arada toplamayı içeren muhtasar bir eserdir...

      Ben bu eseri; İmam Ahmed'in "el-Müsned"i, Buhârî ile Müslim'in "es-Sahîh"leri; Ebû Dâvud, İbni Mâce ile Nesâî'nin "es-Sünen"leri, Ebû îsâ et-Tirmizî'nin "elCâmi"'i, Ebû Bekir İbni Huzeyme'nin "es-Sahîh"i, Ebû Hâtim İbni Hibbân'ın "el-Envâ' ve't-tekâsım"ı yani "es-Sahîh"i, Hâkim en-Nîsâbûrî'nin "el-Müstedrek"i, Beyhakî'nin "es-Sünen"i kitabı gibi meşhur lamların ve güvenilir hadis hâfızlarının kitaplarından derledim... Ayrıca (kitapta yer verdiğim herhangi bir) hadîsin sahihliğini veya zayıflını belirten bazı kimseleri ve yine bazı râvilerle ilgili cerh ile ta'dil için (söy­len) sözleri zikrettim. Bunu ihtisar etmede ve metinlerini kontrol etmede ddi) çaba sarf ettim...

      Yine (hazırladığım bu) kitapla ilgili kapalılığı ve muttefekun aleyh olan ani) Buhârî ile Müslim'in naklettiği rivâyette ittifak ettiği bir hadîsi kolaylaştırıp açığa çıkarmak için zamanımızdaki fakihlerden (yani İslâm hukukçu­mdan) bazısının tertibine göre bu kitabı düzenledim...

      Bu kitapta sahâbîden -Allah onlardan razı olsun- gelen nakillere dair bir­le rivâyet belirtmekteyim...
      Allah'ın bizi bununla faydalandırmasını arzu etmekteyiz.

      Buna göre her kim bu kitabı okursa veya ezberlerse ya da bu kitapla ilgili rüş belirtirse (Yüce Rabbimiz) o kimseyi Kerîm olan hoşnutluğunu kazan-ada samimi kılmasını ve onu kendi rızasını gerektirecek (amelde bulunma­lı ümit etmekteyiz). Çünkü Allah, her şeye gücü yetendir... Allah bize yeter... O ne güzel vekildir...

       
       
      [1]Görmez, Mehmet, Sünnet ve Hadîsin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu, s. 1-4.
      [2]Ebu 1-Bekâ, Külliyât, s. 370, 402.
      [3]İbn Hacer, Tehzîbut-Tehzib, VII, 33.
      [4]İbn Teymiyye, Fetâvâ, XIII, 10; Kâtip Çelebi, Keşfu'z-Zünûn, I, 635-636.
      [5]en-Nahl sûresi, 16/44, 64.
      [6]Kitâbu'l-tlel, s. 738.
      [7]Râmehurmuzî, el-Muhaddisu 'l-Fâsıl, s. 611 -614.
      [8]M
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786057916129
      MarkaÇelik Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9786057916129
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.