• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı

      Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı
      Görsel 1
      Fiyat:
      85,00 TL
      İndirimli Fiyat (%58,8) :
      35,00 TL
      Kazancınız 50,00 TL
      35.00 www.goncakitap.com.tr
      12,25 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                Stoktan kargo 

      Kitap              Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı
      Yazar             Prof Dr. Abdulazim b. Bedevi el-Halefi
      Tercüme         M. Beşir Eryarsoy
      Yayınevi         Guraba Yayınları
      Etiket Fiyatı    85 TL
      Kağıt - Cilt      Şamua - Ciltli
      Sayfa - Ebat   640 Sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı        2011
      ISBN               9789758810390
       
      Prof Dr. Abdulazim b. Bedevi el-Halefi tarafından yazılan Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı adlı kitabı incelemektesiniz.
      Ana Hatlarıyla İslam Fıkhıkitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartlarıbilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       
       
               İKİNCİ BASKININ SUNUŞU
       
      İnsanların dünya ve âhiretle ilgili ihtiyaç duydukları bütün hüküm­leri ayrıntılarıyla kullarına beyan eden Rahman, Rahîm ve Rauf Rabbimiz Allah'a hamdolsun. Rabbimizin bu ayrıntılı beyanını kullarına tebliğ etmekle görevli olan elçi, Allah'ın halîli Muhammed'e, ailesine ve ashabına salat ve selâm olsun.
       
      Şüphesiz ki her Müslümanın, dinini ve dünyasını kendisiyle düzene koyacağı hükümleri öğrenmesi farzdır. Bu hükümler, İslam'ın iki ana kaynağı Kur'an ve Sünnette ayrıntılı olarak beyan edilmiştir. Ancak Kur'an ve Sünnetin indirildiği dili yeterince bilmemek, insanların hep­sinin aynı derecede ilme vakit ayıramamaları ve fıkhetmekte insanların seviyelerinin bir olmayışı gibi sebepler âlimlere ihtiyacı doğurmuştur. İşte bu kaçınılmaz ihtiyaçtan ötürü Allah azze ve celle ve Rasûlü salllahu aleyhi ve sellem insanların, bilmedikleri şeyleri kendilerinden daha bilgi­lilere sormalarını ve onlara ittiba etmelerini (uymalarını) meşru kılmış, hatta bunu emretmiştir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (bilgisi olanlara) sorunuz." (en-Nahl, 43) Rasûl sallallahu aleyhi ve sellem de verdikleri hatalı fetva ile bir kişinin ölümüne sebebiyet veren kimseler için şöyle buyurmuştur: "Adamı öl­dürdüler. Bilmiyor idiyseler, sorsaydılar ya!" Tarih boyunca İslam üm­metinin üzerinde yürüdüğü ve hakkında icma ettiği esas, bilmedikleri hususları âlimlere sormak ve onlara ittiba etmek olmuştur.
       
      Zaman içinde âlimler hakkında iki aşırı uç oluşmuştur. Bazıları âlimleri ve onların görüşlerini Allah ve Rasûlünün kelamı seviyesine yükseltmiş, kör bir taklid ve taassub yoluna sapmış, âlimlerini ve ön­derlerini "sözlerinin dışına çıkılamaz, mutlak itaat mercii" olarak ka­bul etmişlerdir. Bu sapkın akım, ümmetin birbirine düşman hizip ve
       
      gruplara bölünmesi, Kitap ve Sünnetin kendisiyle amel edilmeyen iki âtıl kaynağa dönüşmesi ve ihtilaf ve ayrılıkların iyice derinleşmesi gibi oldukça zararlı sonuçlar doğurmuştur. Âlimler hakkında ikinci aşırı uç, onlara sormayı, bilgilerine başvurmayı terk eden, her kişinin bizzat Kur'an ve Sünnetten alması gerektiğini savunan, insanların fehim ve idrak seviyelerini hesaba katmadan onları kendi reyleriyle amel etme­ye çağıranlardır. Bu sapkın akımın sonucunda heva ve heves, tapını­lan bir put olmuş, âlimlerin hak ve hürmetleri çiğnenmiş, insanların sayısınca dinler ve görüşler meydana gelmiştir. Akîde ve amellerdeki sapmaların birçoğu da bu yüzdendir.
       
      Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, diğer sapıklıklar konusunda olduğu gibi bu konuda da itidalle orta yolu takip etmiştir. Onlar; âlimlerin metot ve çizgilerinin dışına çıkılmayacağına inanırken onlann ictihad ve görüşleri­ni de dışına çıkılması imkânsız itaat mercii olarak kabul etmezler. Ayrıca âlimlerin birikmiş ilmini ve getirmiş olduğu kural ve esasları da çiğneye­rek herkesi kendi idrak ve fehmiyle amel etmeye de çağırmazlar.
       
      Guraba Yayınevi olarak -tam anlamıyla- Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat yolunda yürümeye çalışıyoruz. Kör taklid ve taassuba karşı olduğumuz gibi, Ehl-i Sünnet imamlarının ve özellikle dört imamın yolu üzerinde yürümeye de gayret ediyoruz. Onların miraslarına fıkhi bir servet gö­züyle bakıyor,Kitab ve Sünneti fehmetmenin onlarsız olamayacağını itiraf ve ikrar ediyoruz. Şüphesiz ki dört imam ve onlara tâbi olan ilim ehli, Kitab ve Sünnetin fıkhını açığa çıkarmak için olanca gayretlerini ortaya koymuş ve bunun yöntemlerini, usullerini (kurallarını) belirten çok sayıda da eseri bizlere miras bırakmışlardır.
       
      Elinizdeki eser, Mısırlı ünlü âlim Abdulazim el-Bedevî'ye ait geniş bir araştırmanın ürünüdür. Yazar, bu incelemesinde İslam fıkhının dayan­dığı hadislerden sadece sahihleri ile yetinerek, kör taklid ve taassubtan uzak özlü bir fıkıh derlemesi meydana getirmiştir. Özellikle islam fıkhı­nın dayandığı sahih hadisleri -hepsini içermese de- bir araya toplaması açısından bu eserin dilimize kazandırılması faydalı görülmüştür.

      Ancak bu kitap, dört mezhebin fıkıh metoduna alternatif değildir. Sadece aydın (münevver) insanlara ana çizgileriyle fıkıh hakkında bilgi vermek gayesiyle yazılmış bir fıkıh kitabıdır. Tıpkı büyük âlim Seyyid Sabık rahimehullah'ın yazdığı Fıkhu's-Sünnekitabı gibi...
       
      Bu tür çalışmalarla 1.400 yıldır süren muteber fıkhı ihtilaflara nokta konulacağı zannedilmesin. Zaten ihtilaflı fıkhî meselelere nokta konula­maması da İslâm şeriatinin bir eksikliği değil, aksine zenginliğidir. Çün­kü İslâm dini sonsuza kadar sürecek olan evrensel bir dindir.
       
      Müellifinhadislere dayanarak istinbat ettiği fıkhî ahkâmda hiç şüp­hesiz ki yanılma olasılığı söz konusudur. Ondan beklenen, hiç değilse çoğunluğa muhalefet ettiği hususlarda, ihtilafın varlığından söz etmesi, karşı görüşün delillerini de zikretmesiydi.
       
      Müellifinyanılması mümkün olduğu gibi tabiî ki isabet etmiş olması da mümkündür. Bilindiği üzere hadislerin rivayeti ile dirayeti iki farklı husustur. Rivayetler için hadis ehline, dirayet için de fıkıh ehline müra­caat edilmesi gerektiği ortadadır. Dolayısıyla rivayetlere dayanmayan fıkıh ve fıkıhsız bir rivayetçilik isabetli olmaktan oldukça uzaktır. Hadis ile fıkhı cem edenlerin yolu, -muteber imamların yaptığı gibi- her za­man doğruya en yakın yol olmuştur.
       
      Bu eserin 2. baskısını büyük bir çaba ile tashih edilmiş olarak siz saygıdeğer okuyucularımıza sunarken, kıymetli ve yol gösterici eleştiri ve tavsiyelerinize açık olduğumuzu, yazılı ve sözlü her muteber tavsiye ve eleştiriyi mutlaka değerlendireceğimizi, okuyucusuyla bağı bulun­mayan bir yayınevinin yüksek hedeflere hiçbir zaman erişemeyeceği­nin farkında olduğumuzu da bilmenizi isteriz.
       
      Abdullah Yolcu
      guraba
      2 Safer 1432 h.
      24 Ocak 2011 m.
       
       
                        İKİNCİ BASKI İÇİN ÖNSÖZ
       
      Şüphesiz hamd Allah'adır. O'na hamdeder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden Allah'a sığınırız. Yüce Allah'ın doğru yola ilettiğini kimse saptıramaz, O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hak ilah yoktur, O bir ve tektir, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed salhlhhu aleyhi ve sellem, O'nun kulu ve Rasûlüdür. Onun ailesine, ashabına, gösterdiği doğru yoldan gidenle­re, kıyamet gününde onun yüce sünnetini izleyecek olanlara da salât ve selâm olsun.
       
      İmdi; yüce Allah, Muhammed saltaliahu aleyhi ve sellem"l hidayet ve hak din ile insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak üzere göndermiştir. Ona Kitâb'ı -ve Sünnet demek olan- Hikmet'i indirmiş, kendisine indi­rilenlere uymasını ve onların dışındaki her şeyden yüz çevirmesini em­rederek şöyle buyurmuştur: "Rabbinden sana vahyolunana uy, O'ndan başka hak ilah yoktur, müşriklerden yüz çevir." (el-En'âm, 6/106) Muham­med sallallahu aleyhi ve sellem e verdiği emri, ona uyanlara da vererek şöyle buyurmuştur: "Rabbinizden size indirilene uyun, ondan başka velilere uymayın." (el-Araf, 7/3) Onların, Peygamberine indirdiği buyruklara mu­halefet etmelerini yasaklayarak şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler, Allah'ın ve Rasûlünün önüne geçmeyin..." (el-Hucurat, 49/1)
       
      İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki: "Bu, 'Kitap ve sünnete aykırı sözler söylemeyiniz.' demektir." (İbn Kesir)
       
      Yüce Allah, insanları, âlim ve avam olmak üzere iki kısma ayırmış ve ikinci kısımdakilerin birinci kısımdakilere soru sormasını emretmiş­tir: "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (bilgisi olanlara) sorunuz." (en-Nahl, 16/43) Dolayısıyla ilim sahibi olmayan bir kimsenin, karşılaştığı bir du­rumla ilgili hükmü müftüye sorması, onun adeta; "Sen beni hevâmın peşine gitmekten kurtar ve bana, hakka tâbi olmanın yolunu göster." demesi olur. Durum buyken ona: "Senin bu meselenle ilgili iki görüş var­dır. Senin canın hangisini çekiyorsa onu seç denmesi şeriatı değil, hevâyı hakim kılmak demektir."(1) Çünkü ilim adamına, kendisine şeriatın hük­münü göstermesi için soru sorulmuştur. Ona düşen, delilini de belirterek iki görüşten daha tercihe değer olanı belirtmesidir. Yoksa, "Senin bu meselen hakkında iki görüş vardır." demesi değildir.

      1   Şâtıbİ,   el-Muvâfakâtr 4/143.
       
      Fetva veren kimselerin, soru soran avama: "Senin bu sorun ile ilgili iki görüş vardır." demeleri artık onları çok sıkmaktadır. Bundan dolayı bu hususta nükteler bile yapılır olmuştur. İşte ben; hem avama, hem de havasa yardımcı olmak üzere el-Veciz fî Fıkhi's-Sünneti ve'l-Kitâbi'l-Azîz: Kitab ve Sünnet Işığında Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı adlı bu eserimi orta­ya koydum. Bu eserimde sadece kitap ve sünnetten delile göre tercihe değer olan görüşü kaydettim. Yüce Allah'tan benim tercihe değer gör­düğüm hususun gerçekten de tercih edilen görüş olduğunu ümit ederim. Eğer böyleyse Allah'ın bir lütfudur. Böyle olmayanlar için de şanı yüce Allah'tan mağfiret dilerim ve başka hususlarda bana lütuflarda bulundu­ğu gibi, tercihe değer olan görüşü tesbit etmeyi de lütfetmesini dilerim.
       
      Baba mesabesinde gördüğümüz büyük âlim, üstad Muhammed İb­rahim Şakra'nın -Allah onu korusun- takdiminin 2. baskı da başa alınması beni mutlu etmiştir. Allah onu ilmiyle müslümanlara faydalı kılsın.
       
      Yüce Allah'tan, bu baskının güzel bir kabule mazhar olmasını, müslümanları onunla faydalandırmasını ve bunun sevabını da âhiretime bir kazanç olarak saklamasını niyaz ederim.
       
      "O günde malın da, evlâdın da hiç faydası olmaz. Allah'a salim kalb ile gelmiş olanlar müstesna." (eş-Şuara, 26/89-90)
       
      Duamızın sonu, âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun, demektir.

      Abdulazim b. Bedevi el-Halefî
      1 Ramazan 1420/9.12.1999
      1   Şâtıbİ,   el-Muvâfakâtr 4/143.
       
       
                                            TAKDİM

      Değerli evladımız, Şeyh Abdulazim'e! Allah onu korusun, her hayra ilet­sin.
       
      Allah'ın selamı rahmet ve bereketleri üzerinize olsun.
       
      İmdi: Bu eserinle kalpleri birbirine kaynaştırmış, ruhları, arzularının etrafında toparlamış, nefislere giren şüphe ve tereddütleri arındırmış oluyorsun. Nihayet şu kanaate ulaştım ki insanların, fıkhın meselelerini içeren ve çeşitli bölümler halinde te'lif edilmiş, uzun kitaplara bakmala­rını gerektirmeyecek bir esere ihtiyaçları vardı. İşte sen, bu gibi kimseler için bereketi bol el-Vecîz adlı bu eserini hazırladın.
       
      Bu kitabın bölümlerine ve alt başlıklarına bir göz attım. Bu göz atışım ile kitabı oldukça beğendim. Bu kitap hakkında değerli kardeşimiz Muhammed Safvet Nureddin'in şu sözlerinin oldukça doğru olduğunu gördüm: "Bu kitap, en kısa şekilde ibadetlerde, muamelâtta ve fıkhın diğer bahislerinde Rasûl-i Ekrem'e uymayı gerçekleştirme yo­lunu içermektedir."
       
      Yine faziletli kardeşimiz, değerli âlim Safvet eş-Şevâdifî'nin şu söz­lerinin de doğru olduğunu gördüm: "Okuyucuların elinde bulunan bu kitabın müellifine yüce Allah başarı ihsan etmiş ve onun vasıtasıyla bü­yük çapta hayırları ve pek çok faydayı gerçekleştirmiştir. Bunu da açık seçik açıklamalarıyla birlikte, kolay ve kapsamlı olma özelliğini taşıyan çok anlaşılır bir yöntemi izlemesi suretiyle gerçekleştirebilmiştir,"
       
      Bu kitaba ve müellifine dair bu övücü sözleri, aynı zamanda on­ların bu eseri çok iyi anlayıp değerlendirdiklerini de göstermektedir. Yüce Allah her ikisine de hayırlı mükâfatlar versin.
       
      Her ikisinin bu övücü sözleri benim için yeterlidir.
       
      ... Sevgili evladım, yaptığınız bu çalışmadan dolayı yüce Allah size hayırlı mükâfatlar versin. Size ve aile halkınıza bereketler ihsan etsin, sizlere, bizlere ve bütün sevdiklerinize dünyanın da âhiretin de güzel mükâfatlarını nasip etsin. Bizleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti arasında haşretsin. Onun Havz'ından ebediyyen bir daha susamayacağımız bir yudum içmeyi nasip eylesin.
       
      Önünde ve sonunda hamd Allah'ındır. Salât ve selam, rahmet ve hidayet peygamberi, bütün insanlara gönderilmiş efendimize, onun aile halkına, ashabına ve güzel bir şekilde onun yolundan gidenlere olsun.

      Muhammed ibrahim Şakra
      Amman, 20 Cumade'l-Ahire 1416/13 Kasım 1995
       
       
                             MUHAMMED SAFVET NUREDDİNİN SUNUŞU
       
      Allah'ın adıyla; Allah'a hamd, O'nun Rasûiüne de salât ve selâm olsun.
       
      Buhârî ve Müslim, Sahihlerinde Muaviye b. Ebî Sufyan radıyallahu anhum şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah her kim hakkında bir hayır murad ederse onu dinde fakih kılar. (Dinin inceliklerini bilmesini sağlar.)"2
       
      Yine Buhârî ve Müslim, Ebû Mûsâ el-Eş'arî radıyallahu anh'ın şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın benimle göndermiş olduğu hidayet ve ilmin misali, belli bir araziye isabet eden çok miktardaki yağmura benzer. Bu arazi­nin bir kısmı temizdir, suyu kabul edip (emip) çok miktarda ot ve bitki yeşertir. Bir diğer kısmı, ekin bitirmeyip suyu içinde tutmuştur. Bundan dolayı Allah orası ile insanların istifade etmesini sağlamış ve onlar ora­dan su içmiş, (hayvanlarına) içirmiş ve ekin ekmişlerdir. Bu yağmur ye­rin bir başka bölümüne de isabet etmiştir. Ancak burası suyu tutmayan ve ekin de bitirmeyen dümdüz kayalıktır. İşte Allah'ın dini hakkında bil­gi sahibi olan ve Allah'ın benimle gönderdikleriyle kendisini faydalan­dırdığı ve bunun sonucunda kendisi de öğrenen ve başkasına öğreten kimsenin durumu ile buna hiç aldırış etmeyen ve benimle gönderilen Allah'ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin durumu buna benzer."(3)
       
       
      İmdi;
       
      Değerli okuyucu, Aişe radıyallahu anha'nın da belirttiği gibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem m, "Ahlâkı Kur'ân idi."(4) Yani onun ahlâkı vah-
      2  Buhârî ve Müslim, Sahihu'l-Câmii's-Sağîr, 6612.
      3  Buhârî ve Müslim, Sahîhu'i-Câmii's-Sağîr, 5855.
      4  Sahihtir. Sahihu'l-Câmii's-Sağîr, 4811.
       
      yin amelî olarak uygulanmasından ve yerine getirilmesinden ibaretti. Bundan dolayı o, insanlara: "Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyse­niz öylece kılınız."{5) buyurduğu gibi hac hakkında da: "Menâsikinizi (hac ibadetinizi yerine getirmeyi) benden öğreniniz. "(6) buyurmuştur. Abdest hakkında da: "Her kim benim bu abdest atışım gibi abdest alırsa..."(7) buyurmuştur. Bir başka husus hakkında da: "Bu hususta senin bana uyman gerekmez mi?"i8) buyurmuştur. Yüce Rabbimiz de şöyle buyurmaktadır:
       
      "Andolsun ki sizin için Allah'ı ve âhiret gününü ümit eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için Rasûlullah'ta güzel bir örnek vardır." (el-Ahzab, 33/21)
       
      Bundan dolayı her müslümanın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ibadetlerinde yahut muamelâtında neler yaptığını öğrenmesi bir yükümlülüktür. Böylelikle ona uyabilsin. Çünkü İslâm dini, onun yaptıklarıdır.
       
      Elinizde bulunan bu "Veciz (Özlü fıkıh)" adlı eser; ibadetlerde, muamelâtta ve fıkhın diğer alanlarında en kısa yoldan Allah Rasûlüne uymayı gerçekleştirmiştir. Okuyucunun amelî bakımdan mutmain ol­ması için de benimsediği görüşleri delille süslemiştir. Değerli müellif, ayrıca kullandığı delillerin hadis alimler ince kabul edilen delillerden ol­masına da özellikle dikkat göstermiştir. Bu sebeple ya sahih hadisleri ya da ona yakın mertebedeki hadisleri delil göstermiş, illeti ileri dereceye ulaşmış hadislerden yüz çevirmiştir. Çünkü Allah'ın dininde delil ola­rak alınmayan o rivayetlere ihtiyaç bırakmayacak kadar sağlam rivayet vardır.

      5  Sahihtir. İrvûu'l-Ğalîl, 262.
      6  Sahihtir. İrvâu'l-Ğalîl, 1074.
      7  Sahihtir. Sahîhu'l-Câmii's-Sağîr, 6175.
      8  Sahihtir. MuhtasarSahîhu Müslim, 229.
       
       
      Şeyh Abdulazim b. Bedevî -Allah onun ilmiyle Müslümanları faydalandır­sın- az sözlerle Kitap ve Sünnete göre amel edenlerin huzurlu bir kalp ile kabul edecekleri delilleri bir arada sunabilme başarısına erişmiştir. Bu kitap hacim itibarıyla küçük olmakla birlikte aynı anda iki kitap özelli­ğini de birlikte taşımaktadır. Evvela bu bir fıkıh kitabıdır, okuyucuya ne şekilde amel edeceğini gösterir. İkinci olarak bu bir hadis kitabıdır, bu kitabta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözleri ve fiillerini canlandır­maktadır. Bu şekilde iki ayrı kitabı bir arada sunmak, pek büyük bir ha­yırdır. Kitap bu hüviyetiyle âlemlerin Rabbine giden yolcuya yeterlidir, oldukça gayretli (ictihad eden) ilim talebelerini de razı edecek düzeyde­dir. Bundan dolayı insanların bu kitaba ihtiyaçları vardır. Okuyucunun bunu dikkatle okumasını, başını okurken sonunu unutmamasını ve ba­şıyla sonu arasındakilerle gereğince amel etmesini ümit ederim.
       
      Kitabı başından hac bahsinin sonuna kadar okudum. Onun ol­dukça kolay ve salih amel işleyerek kurtulmak ve faydalı bilgiye sahip olmak isteyen herkese kolaylık olsun diye ihtilafları zikretmediğini gör­düm. Yüce Allah'tan, değerli âlimlerimizi bu tür güzel ürünler vermeye muvaffak kılmasını, ilmiyle müslümanları faydalandırmasını, başarıyla amellerini taçlandırmasını, kitabı okuyan herkese gereğince amel etme muvaffakiyetini ihsan etmesini, bizlere söz ve davranışlarımızda, gizli ve açık hallerimizde ihlası nasip buyurmasını niyaz ederim. Maksatları­mızı gerçekleştirecek olan Allah'tır.

      Rabbinin af ve rızasına muhtaç Muhammed Safvet Nureddin
      Ensâru's-Sünne Genel Başkanı

       
       
                     SAFVET EŞ-ŞEVÂDİFİ'NİN SUNUŞU


      Hamd, Allah'adır. Salât ve selâm, O'nun seçkin kulu ve Rasûlü Muhammed'e, onun aile halkına, ashabına, onu dost bilenlere ve izin­den gidenlere...
       
      İmdi;
       
      Fıkıh ilmi (merhum İbn Nuceym'in de dediği gibi); "değer itibarıyla ilimlerin en şereflisi, ecir itibarıyla en büyüğü, faydası itibarıyla en mü­kemmeli ve en kapsamlısı, mertebesi itibarıyla en yüceleri, şerefi itiba­rıyla en üstünüdür. Gözleri aydınlatır, kalpleri sevince boğar, göğüslere genişlik verir, işleri genişletir ve açılım sağlar. Çünkü genel ve özel dü­zen ve istikrar, bir arada oluş ve kaynaşma esası üzerine devam etmek, ancak helâli ve haramı bilmekle, hüküm itibarıyla caiz olanla olmayanı birbirinden ayırdetmekle mümkündür. Bu ilmin denizleri çok coşkun dalgalı, bahçeleri pek güzel, yıldızları apaydınlık, kökleri sağlam, dalları verimlidir. Onun hazinesi harcamakla bitmez. Uzayıp giden zamanla şanı ve şerefi yıpranmaz.
       
      Din, bu ilmin müntesibleriyle ayakta durur ve dini dimdik onlar ayakta tutarlar. Bu dinin güzelliği ve düzeni onlarla ortaya çıkar, dün­yada ve âhiret işlerinde sığınak onlardır. İlim tedrisi ve fetva hususla­rında onlara başvurulur.
       
      Bu ilme temennilerle ulaşılmaz, "...ceğim, ...cağım "ve "keşke"lerle elde edilmez. Bu iş ancak ciddiyetle davrananların, ona kendini veren­lerin, yakınlarından uzak kalabilenlerin, kolları sıvayıp denize dalarak dalgalara karışanların, sabah-akşam tekrarı ve mütalaayı kesintisiz sür­dürenlerin, gece ve gündüz kendisini telife ve yazmaya hasredenlerin elde edebileceği bir ilimdir. Böylelerinin bütün düşündükleri, bir mese­leyi çözüme kavuşturmak veya az gayret gösterenlerin ulaşamadıkları ve zor gördükleri her meseleyi çözüme kavuşturmaktır. Ayrıca buna ulaşabilmek, kişinin kendi çabası ve kazancıyla olmaz, o ancak Allah'ın dilediği kimselere vereceği bir lütuftur." (Ibn Nuceym'in sözleri burada sona ermektedir.)
       
      Selef-i salihîn, Kur'ân-ı Kerim'in şu buyruğunda dikkat çektiği kâmil ve şâmil anlamıyla dinde fakih olmaya çalışırdı:
       
      "Mü'minlerin topluca (savaşa) çıkmaları gerekmez. On­ların her bir topluluğundan bir kesim de dinde fakih olmak ve kendilerine döndükleri zaman kavimlerini uyarmak üzere (geri) kalmalı değil miydi? Olur ki sakınırlar diye." (et-Tevbe, 9/122)
       
      Bu sebeble onların fıkhetmeleri, ibadetlerle ve muamelât ile ilgili şer'î ahkâmı bilmekle kalmıyor, tamamıyla bütün şer'î ilimleri kapsa­mına alacak noktalara kadar uzanıyordu. Onlar tevhidde, sîrette ve in­sanın kalbini yumuşatıcı hususları öğrenmekte tefakkuh ettikleri (fıkhı öğrendikleri) gibi tefsir, hadis ve diğer ilimlerde de fıkıh sahibi olmaya çalışıyorlardı. Onlar -yüce Allah'ın dediği gibi- tam anlamıyla "dinde tefakkuh ediyorlardı." İşte bu fıkıh bilgisini elde etmenin bir meyvesi de "Sakınırlar diye kendi toplumlarının yanma döndükleri vakit toplumla­rını uyarmaları" olmuştur.
       
      Okuyucuların elinde bulunan bu kitabın müellifine yüce Allah tevfikini yar etmiş ve onun vasıtasıyla pek çok hayır ve pek büyük menfa­atler sağlamıştır. Bu da açık ve seçik açıklamalarla birlikte, kapsamlılık ve kolayca anlaşılır olma özelliği ve anlaşılır bir yöntem yoluyla gerçek­leşmiştir.
       
      Bu kitapta anlatılanlar; okuyucunun, Kitab ve sünnetin naslarından, hükümleri ve konuyu kolayca anlaması ve çok şeyler öğrenmesi­ne yardımcı olacak kolay bir yöntem ile ortaya konulması esası üzerin­de yükselmektedir.

      Bu kitap; şer'î nasları şahısların görüşlerinin önünde görmektedir. Şer'î nassı, fıkhın bütün meselelerinde, kendine önder kabul etmektedir.
       
      O, bu yöntemiyle ehl-i sünnetin imamı Ahmed b. Hanbel'in -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- mezhebine uygunluk arzetmekte ya da ona yakın bir hüviyettedir. Çünkü o da fıkhında nas neyi gösteriyorsa onu kabul ediyordu.
      İlim talep eden bir kimsenin, değişik yollar önünde şaşırmaması ve ayağının kaymaması için uzunca eserlere dalmadan önce bu kitabı okuması oldukça faydalıdır.
       
      Ben bu kitabı okuyan herkesin müellifine, ilâhî tevfike mazhar ol­ması ve doğruyu isabet ettirmesi için dua etmesini dilerim. Aynı şekilde bu kitabın yayınlanmasında ya da basılmasında katkısı olan herkese de hayır ve bereket ihsanı için dua etmesini de dilerim. Duamızın sonu âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun, demektir.
      Yüce Allah, peygamberimiz Muhammed'e, onun aile halkına ve ashabına salât ve selam eylesin, bereketler ihsan buyursun.

      Safvet eş-Şevâdifî
      Ensâru's-Sünneti'l-Muhammediyye yayını olan -Teuhid Dergisi  Yayın Yönetmeni
       
                                                             
      Şüphesiz hamd, Allah'adır. O'na hamdeder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüklerin­den Allah'a sığınırız. Allah'ın doğru yola ilettiğini hiç kimse saptıramaz, O'nun saptırdığına da hiç kimse hidayet veremez. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hak ilah yoktur, O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve rasûlüdür.
       
      "Ey imanedenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün." (AI-i İmran, 3/102)
       
      "Ey insanlar, sizi tek bir candan yaratan ve ondan da zev­cesini var eden, her ikisinden de birçok erkek ve kadın türe­ten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dilekler­de bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık (bağın)ı kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (en-Nisâ, 4/1)
       
      "Ey iman edenler! Siz de Musa'yı incitenler gibi olma­yın. Allah onu dediklerinden temize çıkardı. O, Allah indin­de itibarlı ve değerliydi. Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (el-Ahzab, 33/69-71)
       
      Şüphesiz sözün en doğrusu Allah'ın Kitabı, yolun en hayırlısı Mu­hammed sallallahu aleyhi vesellem'in gösterdiği yol, işlerin en kötüleri ise sonradan uydurulmuş olanlardır (bid'atlerdir). Sonradan uydurulan her şey, bid'at; her bid'at, sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.9»
      Bu, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in; hutbesinin, verdiği derslerin ve yaptığı vaazların başında okuduğu "hutbetu'l-hâce"dir. Allâme el-Elbânî'nin bu hususta faydalı bir kitapçığı vardır. Ona başvurabilirsiniz.
       
      Diğer taraftanfıkıh ilmi hiç şüphesiz ilimlerin en üstünü ve şerefli­lerindendir. Çünkü yaratılmışların yaratılmasındaki amaç olan ibadet, ancak fıkıh sayesinde sahih olabilir. Nitekim yüce Allah şöyle buyur­maktadır:
       
      "Ben cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım." (ez-Zâriyât, 51/56)
       
      Kurtuluş, esasen ancak tevhidin sahih olması ve şirkin şaibelerin­den uzak olmasıyla elde edilebildiği gibi, kurtuluşun tamamı da ancak ibadetin sahih olması ve bid'at şaibelerinden arınmış olmasıyla müm­kün olabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kulun fakih olmasını, yüce Allah'ın o kimse hakkında hayır murad etmiş olduğunun göster­gesi olarak belirtmiştir. Çünkü o şöyle buyurmuştur:
      "Allah her kim hakkında hayır murad ederse o kimseyi dinde fakih kılar."
       
      Bu ilmin büyüklüğü ve şerefi anlatılamayacak ve kuşatılamayacak kadar büyüktür. Çünkü bu ilim, müslüman ile birlikte adım adım yü­rüyen, onunla Rabbi arasında ve yine onunla Rabbinin diğer kulları arasında hayatının bütün yollarında kendisinden ayrılmayan hüküm­leri içerir. Bu hükümler sayesinde Rabbine karşı yaptığı -gizli ve açık-taharet, namaz, zekât, oruç, hac ve diğer ibadetlerle Rabbi ile kurduğu bağlarını sağlamlaştırır. Bu hükümlerle İslâm bayrağı açılır, Kur'ân'ın aydınlık saçan feneri yükseltilir. Bu da cihad, siyer, eman, antlaşma ve benzeri hususlara dair fıkhı bilgilerle gerçekleşir.
       
      Bu hükümler sayesinde mubah olan rızık aranır, küçük büyük gü­nah noktalarından uzak kalınır. Bu da alışveriş, muhayyerlik, faiz, sarf {para ve kıymet mübadelesi) gibi muamelâta dair fıkhı hükümleri ve bu kabilden olup insanların birbirleriyle malî ilişkilerine dair muamelât ile alakalı hususları bilmekle gerçekleşir. Bu sayede (mükellef); mallar, vakıf, vasiyet ve buna benzer malî tasarruflara dair diğer hükümler çer­çevesinde şer'î açıdan gözetilen vazifelere uygun şekilde hareket eder.

      1° Buhârî, 3316; Müslim, 1037; ibn Mâce, 220.
       
      Kişi, bu hükümleri bilmekle, muhkem farzlara dair fıkhî bilgilere vâkıf olur. Böylelikle ilmin yarısını elde etme saadetine kavuşmuş olur. Mallar en adaletli paylaşım ve en mükemmel düzene uygun olarak sa­hiplerinin ellerinde bulunur. Bu hükümlerin iyice bilinmesi sayesinde şeriate uygun bir evlilik hayatı ve buna dair diğer hükümlerin yerine getirilmesi nimeti elde edilmiş olur.
       
      "Cinayetler (suç ve cezalar), diyetler, hudud ve tazirler" adı altında toparlanan hayatın zorunlu gerekleri için, İslâm'ın koruyuculuk boyu­tunu öğrenir, güvenlik ve huzur içinde istikrar ile yaşar.
       
      Yiyecekler, kesilerek yenilen hayvanlar, adaklar, yeminler ile ilgi­li hükümler hakkında da mahkemelerde davalaşma, muhakeme ku­ralları, yolları ve hükümleriyle ilgili bahislerde adaletin gerçekleşeceği yerler, anlaşmazlıkların çözümlenmesiyle ilgili hükümler hakkında da gerekli bilgiyi elde eder ve böylelikle haklar yerlerini bulur, haksızlığa uğramış olanların hakları sahiplerine iade edilir.(11)
       
      İşte bu ve başka sebepler dolayısıyla şair şöyle demiştir:
       
      "Bir ilim sahibi, ilmi dolayısıyla iftihar ederse,
      Fıkıh alimlerinin iftihar etmeleri daha uygundur.
      Nice hoş kokular vardır fakat misk gibisi yoktur,
      Nice uçan kuşlar var amma şahin gibisi yoktur."
       
      Şeriat, tamamıyla ve -görüş ayrılıkları çok olsa bile- sınırı itibarıyla tek bir görüşte toplanmaktadır. Nitekim şeriatin usûlü (esasları) de böy­ledir. Şeriat hakkında bunun dışında bir şey de zaten uygun değildir. Bunun da pek çok delili vardır:
       
      Birinci tür deliller: Kur'ân'ın delilleridir. Yüce Allah'ın şu buyru­ğu bunlar arasındadır: "Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi el­bette içinde birbirini tutmayan birçok şey bulurlardı." (en-Nisâ, 4/82) Böylelikle kitabta herhangi bir ayrılığın söz konusu olmayacağını belirtmektedir. Eğer bu kitabta birbiriyle çatışan, birbirinden farklı iki görüşün olmasını gerektiren bir husus bulunsaydı, hiçbir şekilde kitab hakkında böyle bir ifadenin kullanılması doğru olamazdı.

      11Şeyh Bekr Ebû Zeyd, et-Takrib ti Fıkhî Ibn Kayyım el-Cevziyye, Mukaddime, 1 /6-7.
       
      Kur'ân-ı Kerim hakkında: "Eğer herhangi bir hususta anlaş­mazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Rasûlüne götürün." (en-Nisâ, 4/59) buyrulmaktadır. Bu âyet-i kerime, ayrılığın ve anlaşmazlığın söz konusu olmayacağı hususunda gayet açıktır. Çünkü anlaşmazlığa dü­şenlere şeriate başvurmaları emredilmektedir. Bunun tek sebebi ise ay­rılığın ortadan kaldırılmasıdır. Ayrılık da ancak bir tek hususa başvur­makla, ona dönmekle ortadan kalkar. Çünkü kitaba başvurmak emrolunmakla birlikte ayrılığı gerektiren husus baki kalırsa ona başvurmakla anlaşmazlık ortadan kaldırılamıyor, demektir. Bu ise (yani kitaba baş­vurmakla birlikte ayrılığın ortadan kalkmaması) bâtıl bir şeydir.
       
      Yine Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Siz kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp (dinlerinde) ayrılığa dü­şenler gibi olmayın." (Âl-i İmran, 3/105)
       
      "el-Beyyinât (apaçık deliller)" bizzat şeriartir. Eğer şeriat ayrılığı ge­rektirmeyen ve hiçbir şekilde ayrılığı kabul etmeyen bir nitelikte olma­saydı onlar hakkında "geldikten sonra" denilmezdi ve bu hususta on­ların oldukça ciddi bir şekilde mazeretleri bulunurdu. Böylesi ise doğru değildir. Çünkü şeriatte ihtilâf söz konusu olamaz.

      Ayrılıkların yerilmesi ve şeriate başvurmanın emredilmesine dair âyetler pek çoktur. Hepsi de şeriatte görüş ayrılığı söz konusu olmaya­cağı konusunda çok açık ve kesindir. Şeriat ancak bir tek kaynaktan alınır ve tek bir görüş ihtiva eder. İmam Şafiî'nin arkadaşı el-Müzenî şöyle demektedir: "Yüce Allah, ihtilafı yermiş, söz konusu olması halin­de kitap ve sünnete başvurulmasını emretmiştir."
       
      İkinci tür deliller: Genel olarak şeriat ehli, Kur'ân ve sünnette -genel anlamıyla- nâsih ve mensuh olduğunu kabul etmişler ve onu bil­memekten ve bu hususta hataya düşmekten sakındırmışlardır. Bilindiği gibi nâsih ve mensuh ancak hiçbir şekilde bir arada değerlendirilmeleri doğru olmayacak şekilde birbirleriyle çatışan iki delilin bulunması ha­lidir. Aksi halde onların biri nâsih, diğeri mensuh olmazdı. Söz konu­su edeceğimiz varsayım bunun zıddıdır: Eğer ihtilâf dinin mahiyetinde olan bir şey olsaydı -bu hususta kesin bir nas bulunmadan- nâsih ve mensuhu kabul etmenin bir faydası olmaz ve bu husustaki açıklama-
       
      ların yararı da olmazdı. Zira bu durumda baştan ve sürekli olarak bu delillerin her biriyle amel etmek sahih olurdu ve dayanak olarak da ihtilâfın, dinin esaslarından biri olduğu gösterilirdi. Fakat bütün bunlar icmâ' ile bâtıldır. Bu da şeriatte ihtilâfın bir aslının olmadığına delil­dir. Bu açıklamalar aynı şekilde umum-husus, mutlaklık-mukayyedlik ve buna benzer birbiriyle çatıştığı görülen her türlü delil hakkında da söylenir. Aksi halde bütün bu esas ilkelerin hepsi ortadan kalkar. Bu ise tutarsız bir iddia olur. Çünkü böyle bir tutarsızlığa götüren her bir varsayım aynı şekilde tutarsızdır.
       
      Üçüncü tür deliller: Eğer şeriatte ihtilafı haklı çıkaran bir de­lil bulunsaydı bu "teklif-i mâ lâ yutak / takat dışı teklife götürürdü. Çünkü biz iki delilin birbirleriyle çatıştığını varsaysak ve her iki delilin de şeriat tarafından aynı şekilde maksat olarak gözetildiğini kabul et­sek; ya mükellef, her ikisinin muktezâsını (gereğini) yerine getirmekten sorumludur ya da değildir, denilecek veya ikisinden birisini yerine ge­tirmesi istenmiştir, denilecektir. Fakat bu görüşlerin hiçbiri doğru de­ğildir. Çünkü birincisi aynı mükellef hakkında bir tek bakımdan "yap" ve "yapma" emirlerini kabul etmeyi gerektirir. Bu ise "mâ lâ yutak" ile mükellef kılınmanın ta kendisidir.
       
      ikinci durum ise bâtıldır. Çünkü böyle bir varsayım söz konusu olamaz. Üçüncüsü de aynı şekilde. Çünkü asıl olması gereken, her iki emrin yerine getirilmesinin istenmesidir. O halde geriye sadece birinci ihtimalin doğruluğu kalmaktadır. Bu ise onunla ilgili geçen değerlendir­meyi kabul etmeyi gerektirir.
       
      Dördüncü tür deliller: Usûl alimleri, eğer cem edilmelerine im­kan yoksa birbirleriyle çatışan delillerden birinin tercih edilmesi gereği­ni ittifakla kabul etmişlerdir. Birini diğerine tercih etmeksizin birbiriyle çatışan delillerden herhangi birini gelişi güzel bir şekilde uygulamaya koymanın sahih olmayacağını ifade etmişlerdir. Şeriatte ihtilâfın varlı­ğını kabul etmek genel olarak deliller arasında tercih imkanını ortadan kaldırır. Çünkü ihtilâfın şer'î bir esas olduğunun kabul edilmesi halinde böyle bir şeyi (tercihe gitme yolunu) kabul etmeye ihtiyaç olmadığı gibi, faydası da yoktur. Çünkü şeriatte çatışmanın meydana gelmesi doğru kabul edilmektedir. Oysa böyle bir iddia fâsiddir. Bu sonuca ulaştıran her durum da onun gibi (fâsid)dir.(12)
       
      Derim ki: Şeriat, bütünüyle -görüş ayrılıkları çok olsa bile- şer'î hususlarda -ki usûlünde (itikadı meselelerde) böyle olduğu gibi- tek bir görüşe raci olduğundan ötürü ben de sabit, sahih delilin tercihine uygun olarak, tercih edilmeye değer olan tek bir görüşü zikretmekle yetineceğim bir fıkıh kitabı telif etmek istedim. Bu yolda ictihad, tahkik ve derinlemesine incelemede bulunanların yolunu izlemeyi öngördüm. Onlar vakıaları tesbit etmiş, karşı karşıya kalınan hallere dair açıklama­larda bulunmuş, peygamberlik nurundan çeşitli delilleri ortaya koymuş, bunu yaparken bu işin erlerinin izledikleri yolu izlemişlerdir. Bu kafile­ler nasıl bir istikamet izlemişlerse onların istikametinden gitmişlerdir. Böylelikle insanların önüne pek büyük bir ilim ve çok verimli düşünce mahsûlleri ortaya koymuşlardır. Bunu yaparken de en doğru ve en mutluluk verici kurallara göre yürümüşlerdir.
       
      Böyle bir fıkıh, esas itibarıyla Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabının payına düşendir. Onlar bunu kendilerine güzel bir şekilde tâbi olanlara öğretmişlerdir. Böylelikle güzel bir şekilde onlara uyanlar da bunu onlardan öğrenmişler, bu güzel şekilde ve bu doğru yöntem çerçevesinde bu fıkhı tedvin etmişlerdir.'131
       
      Bu kitaba: el-Veciz fi Fıkhis-Sünneti ve'l-Kitabi'l-Aziz: Kitab ve Sünnet Işığında Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı adını verdim.
       
      Kitabı aşağıdaki şekilde düzenledim:

      Taharet Kitabı,
      Namaz Kitabı,
      Oruç Kitabı,
      Zekat Kitabı,
      Hac Kitabı,
      Nikâh Kitabı,
      Buyu' (Alışverişler) Kitabı,
      12Şatıbî, el-Muvafakat, 4/118-122'den kısaltılarak. .
      13Bu cümleyi -anlamı itibarıyla- et-Takrîb'm mukaddimesinden alıntıladım.
       
       
       
      Yeminler ve Adaklar (Eymân) Kitabı,
      Yiyecekler Kitabı,
      Vasiyetler Kitabı,
      Ferâiz (Miras Hukuku) Kitabı,
      Hudûd (Hadler) Kitabı,
      Cinayetler Kitabı,
      Kaza (Yargı) Kitabı,
      Cihad Kitabı,
      Itk (Köle Azad Etme) Kitabı.
       
      Böyle bir düzenlemenin sebebine gelince; Yüce Allah insanları kendisine ibadet etsinler ve O'nu bir ve tek ilâh olarak kabul etsinler diye yaratmıştır. "Namaz," ibadetlerin esası ve dinin direği olduğu için namazla söze başladım. Ondan önce "taharet" bahsini ele alışımın se­bebi ise onun, namazın sıhhat şartı olmasından dolayıdır. Çünkü bir şey için öngörülen şart, o şeyden önceliklidir.
       
      Hadis-i şerifte belirtildiği üzere "oruç," Allah'ın bizzat mükâfatını vereceği bir ibadet olduğundan ötürü namazdan sonra onu söz konusu ettim, "zekât'tan önce ele alışımın sebebi ise, sadece bedenî ibadetleri sırf malî ibadetlerden önce ele almak içindir. Sadece mal ile eda edilen ibadet zekâttır, hem bedenî, hem malî ibadet ise hac ibadetidir.
       
      Nikâh, ibadet edenlerin var olmasına sebeb olduğundan dolayı ibadetlere dair bahislerden hemen sonra, ilk ele aldığım bahis oldu. Arkasından alışverişlerden söz ettim. Çünkü nikahlanma sonucu var olan insanlar devamlı alışveriş yaparlar. Adeten insanlar alışverişler­de çokça yemin ederler. Bu sebebten ötürü alışveriş bahsinden sonra yeminler bahsini inceledim. Böylelikle nelerin sahih ve nelerin sahih olmadığını açıklamak istedim. Bunun peşinden yiyecekler, vasiyetler ve feraiz (miras hukuku) bahislerini ele aldım. Daha sonra hudud ve cinayetleri açıkladım. Yargı -çoğunlukla- feraize dair ayırdedici hükmü verdiğinden ve hadler ve cinayetler hakkında hüküm verme yetkisi her zaman yargıya ait olduğundan -çünkü hadleri ancak ya hakim (meşru yönetici) ya da onun vekili uygulayabilir- bunların peşinden kaza (yar­gı) bahsini söz konusu ettim.
       
      Müslümanlar kendi nefislerine Allah'ın dinini uyguladıktan sonra yeryüzünde Allah'ın dinini uygulamaya, insanları da Allah'a ibadet et­meye davet etmekle yükümlü olduklarından ve her zaman ve mekânda Allah'ın yolundan alıkoyacak, davetçilerin Allah'ın dinini tebliğ etme­lerini engelleyecek kimselerin varlığı görülegeldiğinden ötürü cihad ve cihada dair hükümlerden de söz ettim. Bazı hallerde kölelerin varlığı cihadın sonuçlarından olduğu için -ki köleler esasen kâfir ve müşrik­lerden alınan savaş esirleridir- ıtk (kölelerin hürriyetlerine kavuşturul­ması) bahsini cihadın peşinden ele aldım. Böylece İslâm'ın, kölelerin hürriyetlerine kavuşturulmasını ve savaş esirlerine hürriyetlerini verme lütfunda bulunduğunu açıklamak istedim.
       
      Köle azadı bahsini kitabımızın son bahsi olarak ele almamızdaki hikmet ise yüce Allah'ın bu amelimi cehennemden azad olmama sebeb kılmasını ümit edişimdir. Şüphesiz ki O, Aziz'dir, Gaffar'dır.
       
      Bu eserde doğruyu bulmaya muvaffak kılınmış olduğumu ve yüce Rabbimin bundan dolayı beni mükafatlandırmasını, yapmış olduğum hatalarımı da bağışlamasını Allah azimu'ş-şan dan dilerim.
       
      Ve ayrıca bunu müslümanlara faydalı kılmasını da niyaz ederim. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır. ( İslam fıkhı, guraba yayınları, M. Beşir Eryarsoy kitap, ana hatlarıyla İslam fıkhı )
       
      Abdulazîm b. Bedevi el-Halefî
      21.07.1413/14.01.1993 Öğle Ezanı Vakti
       


      Prof Dr. Abdulazim b. Bedevi el-Halefi tarafından yazılan Ana Hatlarıyla İslam Fıkhı adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758810390
      MarkaGuraba Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9789758810390

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.