• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi

      Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi
      Görsel 1
      Fiyat:
      19,00 TL
      İndirimli Fiyat (%34,2) :
      12,50 TL
      Kazancınız 6,50 TL
      12.50 www.goncakitap.com.tr
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde
      Haber Ver

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      Karton Kapak, 2.Hamur Kağıt, 450 Sayfa
      25,00 TL
      17,00 TL
      %32
      Karton Kapak- 2. Hamur Kağıt-450 Sayfa
      20,00 TL
      15,00 TL
      %25
      Karton Cilt, 2.Hamur, 450 Sayfa
      25,00 TL
      17,00 TL
      %32
              Stoktan kargo 

      Kitap              Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi
      Yazar             Necmeddin Şahiner
      Yayınevi         Nesil Yayınları
      Etiket Fiyatı   19 TL 
      Kağıt - Cilt      2.Hamur kağıt - karton kapak cilt 
      Sayfa - Ebat   530 Sayfa - 13.5x9.5 cm
      Yayın Yılı        2004 
      ISBN               9789754080223
       
      Nesil Yayınları, Necmeddin Şahiner tarafından yazılan Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi adlı kitabı incelemektesiniz.
      Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2
       

       
             Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi
       
      Türkiye'nin fikir hayatında kendini kuvvetle hissettirmiş, içtimai yapısına harcını katmış Risale-i Nur Külliyatının Müellifi hakkında elbette ki çokları bilgi sahibi olmak istemektedir. Bunun için bazı kimseler, Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatını yazmaya teşebbüs edecektir. Bazıları da yanlış bilgi vermekten çekinmeyecektir. Yanlış bilgiler ise ilim ve irfanımıza zararlı olacaktır. Doğruyu anlatmak için dolaşmaktayım. Onun bulunduğu yerlere gittim. Ondan ders alanlardan ve onunla görüşenlerden sağ kalanları buldum, dinledim. Onun eserlerini okudum. Ankara ve İstanbul kütüphanelerinde araştırmalar yaptım. Onun hatıralarıyla doldum, doldum... Ve sonunda işte bu eser şükrolsun meydana geldi..


                     Takdim
       
      Necmeddin Şahiner kardeşimiz, Bediüzzaman Said Nursî isimli eserim yeniden elden geçirmiş, benden bir yazı istedi. Aradım, aradığım kitabı kütüphanemde bulamadım. Sonra ak­lıma geldi ki, kitap iyice yıpranmış, dağılmıştı, ben de onu tamir etmiş, yapıştırmıştım, böylece sırt yazısı kaybolmuştu, bulamı­yordum. Evet, ilk baskısı 1974'te yapılan bu eseri kim bilir kaç defa okumuşum, kaç defa karıştırmışım ki eser elimde dağıl­mış...
       
      Niyazi Mısrî'nin bir beytini aklımda kaldığı kadarıyla söyle­yeyim:
      Bir damlaydık saldık onu denize,
      Damla bizi nice anlasın, umman olan anlar bizi.
       
      Her insan bir damladır, İslâmiyetle bütünleşince deniz olur, denizi de umman olanlar anlar. Denizi anlamayan, denizden alı­nan bir bardak suyu da anlayamaz, İslâmiyeti anlamayan şuurlu Müslümanı anlayamaz.
       
      Said Nursî dindarlığı sebebiyle mevki, makam ve servet edinmedi, haramlardan kaçarak, her sözünü, her hareketini İslama hizmet etti. Onun bu haline razı olanlar, İslâmiyeti Öğ­renmeye ve yaşamaya çalıştılar, yollarının üzerinde karakollar, hapishaneler vardı. Hepsine razı oldular, sekiz bine yakın Risale Nur Talebesi evlerinden, işyerlerinden alınıp nezarethanele­re, hapishanelere atıldılar. Bunlardan biri mahkemede kitabı açıp; "İşte Hâkim Bey, ayet ve hadislerin tefsiri olan Risale-i Nurları okuyoruz, benim cemiyetten, devletin temellerinden ha­berim yoktur" demişti.
       
      Materyalizmle, tabiatçılıkla imanı yakılan neslin, imanını kurtarmak için o, ortaya çıkmıştı, eserleriyle başarılı da olmuş­tu.
      Evet, okulda her dersi tabiat adına okumuş, bir tabiatçı ola­rak yetişmiştim. Yirmi bir yaşımda Risale-i Nurlarla karşılaşın­ca her şeyi Allah'ın yarattığını ve yaşattığını anladım, tabiatçılıktan Allah inancına geçtim.
      İslâmî öğretim ve eğitimin yasaklandığı her ülkede İslâm âlimleri bu vazifeyi yüklenmelidir. Risale-i Nurlarla biz imanı­mızı kurtardık, bu iman bizi ibadete sevk etti, kurtulduk. Zira kötü alışkanlıkların pençesinde arkadaşlarım mahvoldu. Ka­nunların yasakladığı bir fiili yapan Said Nursî'nin de ömrü ha­pishanelerde, sürgünlerde geçti.

      Said Nursî'yle hiçbir akrabalığım yok, fakat onu akrabala­rımdan çok sevdim. Akrabalarım ziyafete çağırdı gitmedim, Said Nursî hapishaneye çağırdı gittim. Çünkü beynim ve kalbim İslâmiyeti istiyordu, buna mani olamazdım. Din bir meslek de­ğildir, ruhumun manevî gıdasıdır, ruhum onunla ancak kurtu­labilirdi.

      Demek ki mesele Said Nursî meselesi değildi, kâinatı yaratan Allah'ın gönderdiği bir din ile bütünleşmek, dünyayı cennet et­mek, insanca yaşamaktı. Dinden uzaklaşanların perişan halini gördükçe, dinimize daha çok sarılma gereğini duyduk. Böylece Said Nursî kâinat çapında bir davanın adamıydı.
      Necmeddin Şahiner onun hayatını yazdı. Yüz binlerce insan onun hayatını okudu, hayatlandı. Müsbet ve menfi sahada şöh­retli insanlar çoktur, hepsinin hayatı hakkında pekçok eser var­ken, Said Nursî hakkında da pek çok eser yazılmalıydı ve yazıldı, Necmeddin Şahiner Bey bunlara öncü ve rehber oldu.
       
      "Güzel yaşanmış bir hayat, en güzel romandan daha güzel­dir" sırrınca, Said Nursî'nin hayatı bana daha çok tesir etti, eserlerini zamanla anlayabildim. Biyografiler insanın afakî ha­yatım anlatır, Said Nursî gibilerinin enfüsî hayatı daha önemli­dir amma hangi kalem oraya ulaşabilir? Bu kitabı insan oku­yunca gayri ihtiyarî şöyle diyor:
       
      "Bu nasıl bir iman ki, bu insana bu hayatı yaşatmış?" Sadece Türkiye'de değil, dünya kütüphanelerini hayalen do­laşıyorum, bu kitabın müstesna bir yeri olduğunu görüp,
      Necmeddin Şahiner Bey kardeşimi tebrik ve takdir ediyorum, sizle­re de saygılarımı sunuyorum efendim.

       
      HEKİMOĞLU İSMAİL
      8 Aralık 1999
      Cerrahpaşa, İstanbul
       
       
                     İlk Baskı İçin Takdim
       
       
      Kitaplar arasında biyografi çeşidi bir hayli artmaya başladı. Çünkü bazı insanlar vardır ki, onların hayatları da eserleri kadar kıymetlidir. Zaten eserler nazariyatta kalırken, müellifin hayatı, sanki nazariyatı tatbikat sahasına koymakta ve daha kolay an­lamamız için bize yardımcı olmaktadır.
       
      Bir kısım müellifler kendi hayatlarını kendileri yazmış ki, bunlara otobiyografi diyoruz. Tarihçe-i Hayat isimli eser, Bediüzzaman Said Nursî 'nin otobiyografisi sayılabilir. Sayılabilir di­yoruz çünkü kendi sağlığında ve kendi kontrolü altında yazıldı. Onun bütün gayesi, Müslümanların tahkiki imanı elde etmele­riydi. Bediüzzaman'a göre bu asrın hastalığı iman zayıflığıydı. Müslümanların, İslâmiyete lakayt kalmalarının sebebi bu idi. Öyle ise, taklidi imandan tahkikıye geçilmesi gerekiyordu. İşte o hayatının mühim kısmını buna verdi ve Risale-i Nur Külliyatını meydana getirdi.
      Necmeddin Şahiner, Risale-i Nur Müellifinin hayatını kro­nolojik olarak ele aldı ve sizler için yazdı. Böylece Tarihçe-i Ha­yatta bulunmayan bir kısım malûmatı bunda bulmak imkânı elde edilecek ki, bu bilgiler gerek Said Nursî'nin hayatını aydın­latma bakımından ve gerekse iftiraları önleme yönünden mü­him sayılacak güçtedir.

      Meşhur kimseler hakkında yazılmış birçok kitap bulunurken, Said Nursî, bütün meşhurluğuna rağmen, böyle bir imkândan mahrum bırakılmıştır. Bu imkânsızlık geleceğin tarihçisini zor durumlara düşürebileceği gibi, bulanık suda balık avlamak iste­yenleri de sevindirebilir. Biz hakikati arayanları sevindirmek gayesi ile böyle bir eserin kitap haline gelmesine karar verip, okuyucularımıza hizmete devam etmeyi vazife bildik.

      Araştırmacı Necmeddin Şahiner için diyebiliriz ki; o hayatını bu esere verdi. Aradı, taradı, sordu, dinledi. Sanki kendisini bu eser için eritti. Onun odasında, ceplerinde ve konuşmalannda daima Said Nursî'nin hayatından kısımlar vardır. Sayfa sayfa, cümle cümle, hep o. Bununla beraber bu eser noksansız mıdır?
      Buna "evet" diyemeyeceğiz. Zaten Necmeddin Bey de evet demiyor, "Daha gencim" diyor. Yani çalışmalarına durup din­lenmeden devam edeceğini ifade etmek istiyor. Bu babta okuyu­culardan da yardım istiyor. Elinde Said Nursî'ye ait vesika bu­lunan varsa göndermesini, hatıra sahiplerinin de hatıralarını yazmasını rica ediyor. Bu ricaya biz de katılırken, Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatını yazıp, neşretme imkânını bize bahşeden kıymetli kardeşimiz Necmeddin Şahiner'e teşekkür eder, oku­yucularımızın gösterdiği alâkaya da minnettar olduğumuzu be­lirtmek isteriz.

      Saygılarımızla...

      HEKİMOĞLU İSMAİL Ağustos 1974
       
       
               Önsöz
       
      Türkiye'nin fikir hayatında kendini kuvvetle hissettirmiş, iç­timaî yapısına harcını katmış Risale-i Nur Külliyatının Müellifi hakkında elbette ki çokları bilgi sahibi olmak istemektedir. Bu­nun için bazı kimseler, Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatını yazmaya teşebbüs edecektir. Bazıları da yanlış bilgi vermekten çekinmeyecektir. Yanlış bilgiler ise ilim ve irfanımıza zararlı ola­caktır.
       
      Doğruyu anlatmak için dolaşmaktayım. Onun bulunduğu yerlere gittim. Ondan ders alanlardan ve onunla görüşenlerden sağ kalanları buldum, dinledim. Onun eserlerini okudum. An­kara ve İstanbul kütüphanelerinde araştırmalar yaptım. Onun hatıralarıyla doldum, doldum... Ve sonunda işte bu eser, şükrolsun, meydana geldi.
       
      Üslûp ve tertip üzerinde de çok düşündüm. Acaba bir roman mı yazsaydım? Yoksa 20. Asırda İslâm âlemine bir baştabip gibi bakan, asrın hastalığım teşhis edip Risale-i Nur isimli reçeteyi yazan bu dâhinin fikir hayatını mı takdim etseydim?
      Hayır, hayır... Bunlar benim için çok zor şeylerdi. Bunları bilmediğim bir tarihe bırakıp, şimdilik onun hayatını kronolojik bir üslûpla ele alıp, siz kıymetli okuyucularıma takdimle yetin­meliydim. Öyle yaptım.
      Bilindiği gibi kronolojik eserlerde heyecan ve üstün ifadeler aranmaz. Bu temin edilmeye çalışılsa dahi biraz sonra gelecek tarih insanı mücerret hakikatle karşı karşıya bırakır. Zanneder­sem hakikat en güzel sanat eserinden daha üstün ve daha ulvî­dir.
      Said Nursî öyle bir hayat yaşamış ki, onun biyografisini oku­yanlar, övüldüğünü sanabilirler de. Kitapta yer yer onun sözle­riyle karşılaşacaksınız. Bazen kendi kendinize soracaksınız: "Bunlar bir fikir buketi mi, yoksa bir edebî sanat demeti mi?"
       
      Şunu da arz edeyim: Yerli ve yabancı tarihçilere hizmet et­mek her Türk münevverinin vazifesi olsa gerektir. Herkes im­kânları ölçüsünde bunu yapmaya çalışır. İşte bize bu imkân ve­rildiği için tekrar şükrederim. Elbette ki Said Nursî, eserleri ve talebeleri hakkında istikbalin tarihçisi çok şeyler yazacaktır. Umarız ki bu eserimiz onlar için bir kaynak olsun.
       
      Bediüzzaman hakkında yazılmış makaleler, hatta kitaplar da var. Tarihçe-i Hayat ismiyle Risale-i Nur Külliyatı içinde yer alan eser, Nur Müellifinin daha ziyade îman ve Kur'ân hizme­tindeki hayat safhalarını, dolayısıyla mektupları, müdafaaları gibi hususları içine alır. Bu eser, onlardan istifade etmekle bera­ber, orada temas edilmeyen birçok hususu ve bilhassa Bediüzza­man ile görüşen, tanıyan ve hayatının mühim safhalarında ken­disiyle beraber bulunup, hadiseleri bizzat yaşayan kimselerden birçoklarının hatıralarını ihtiva etmektedir.
      Yanlış anlamalara sebebiyet verebilen ve birbirini tutmayan, ekseriyetle kasıtlı şekilde gerçeği tahrif etmek emelini güden bir kısım neşriyatın asılsızlığını ortaya çıkarmak da insanî bir veci­bedir.
       
      Bu önsözde, onun hayatının çeşitli devrelerinden iki üç ör­nek vermek isterim.
       
      1-Bediüzzaman Said Nursî bir hayat ve hareket adamı olup hem nazariyatçı, hem tatbikatçı idi. 1908 Meşrutiyet inkılâbın­da Selanik Hürriyet Meydanında binlerce insana hitap ediyor, onlara her yönüyle hürriyeti anlatıyordu.
      Birinci Dünya Savaşında, Kafkas Cephesine koşup, at üstün­de, elinde silâh, Rus ordularıyla boğaz boğaza çarpışıyordu.
       
      2.Bediüzzaman Said Nursî, bir dava ve ideal adamı idi.
      Prensiplerini ilân ederken "Hem dünya, hem âhiret hayatı­mı, her ikisini de elime almışım, tek hayatlı olanlar meydanıma çıkmasın" diyordu.
      İki minare yüksekliğindeki Van Kalesinden ayağı kayıp dü­şerken, o anda bile "Davam!" diye haykırıyordu.
      31 Mart Vak'asında, Sibirya'da ve daha sonra dar ağaçlarının kendisi için hazırlandığı günlerde bile davasını ve maksadını pervasızca ilân ediyordu.
       
      3.Bediüzzaman Said Nursî bir maneviyat adamı, bir ruhi­yatçı ve bir mürşitti. Bu yolda her şeyini feda etmekten çekin­memişti. "Milletimin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur" diyordu.
      Vefatının üzerinden uzun yıllar geçti. Bir baştan bir başa Anadolu onun yetiştirdiği talebelerle dolu. Bugün köy köy, ka­saba kasaba, şehir şehir, nereye gitseniz, onun eserlerini oku­yan, onun dersleriyle huzur ve saadete kavuşan insanları göre­ceksiniz.
      Bugün bu toprakların bağrından fışkıran Risale-i Nur eserle­ri ve müellifi Bediüzzaman'ın hayatı on dünya dilinde neşredil­mektedir. Bu lisanları şöylece sıralayabiliriz: Arapça, İngilizce, İtalyanca, Urduca, Almanca, Suranî, Maleya, Gujarati ve Fran­sızca.
      Said Nursî gün geçtikçe yükseldi, dairesini genişletti. Parça parça çeşitli ebat ve büyüklükte yüzleri aşan risaleleriyle bu asrı ismiyle çalkaladı. Hakkında lehte aleyhte yüzlerce yazı ve maka­le yazıldı.
      Onun hayatım ilk defa 1918 yılında Hamza isimli bir talebesi yazdı. Sekiz sayfalık bir broşür olan bu eser çok kısa idi.
       
      2000 yılının başlarında Nur Risaleleri otuzu aşkın dünya diline çevrilmiş, ha­len birçok ülkede yayınlanmaktadır.
       
      Daha sonra 1919'da kardeşinin oğlu Abdurrahman Nursî yazdı. Kırk beş sayfalık bu eser, Said Nursî'nin doğumundan 1918 yılına kadar olan hayat safhalarını içine alıyordu.
      Üçüncü olarak 1952'de Eşref Edip Fergan, Risale-i Nur Mü­ellifi Said Nur ismi ile onun hakkında bir eser neşretti. Bu, onun hakkında yeni yazı ile basılan ilk eserdi,
      1958'de hizmetkâr ve talebelerinin hazırladığı Tarihçe-i Ha­yat ise daha ziyade mektupları, müdafaaları ve onun hakkında yazılmış makale, şiir ve takrizleri ihtiva etmekteydi.

      Kronolojik biyografiyi bir mum kabul ederseniz, onun etra­fındaki karanlığın parçalandığını ve gerçeğin meydana çıktığını da kabul buyuracaksınız. Hatta "devrim tarihi" yazan bir kısım öğretim üyeleri, ilmî esaslara aykırı bir şekilde kaynak olarak Risale-i Nurları ve Tarihçe-i Hayatı değil de, muhaliflerin yaz­dığı kitapların isimlerini sayarak tezlerini ispat etmeye çalışı­yorlar. Hâlbuki Risale-i Nur Külliyatı Türkçedir ve Türkiye'de basılıp neşredilmektedir.

      İşte bunlar ve bunlara benzer sebeplere binaen; bir asra ula­şan muhteşem bir ömrü kaleme aldık; sizlere takdim etmekle de sevinç duyuyoruz. Bu hususta yardımı dokunanlara alenen te­şekkür etmeyi bir insanlık borcu bilirim.
       
      NECMEDDİN ŞAHİNER
       
       
                 Yeni Baskı Hakkında
       
       
      Fransız tarihçisi Fustel de Coulanges, talebelerinden biri karşısına gelip de en kuvvetli tahminleri serd ederek Fransa'nın eski hadiselerinden birine dair bir hüküm vermek temayülünü gösterince, hemen elleriyle kulaklarını kaparmış: "Bir kâğıt par­çası var mı? Başka söz dinleyemem" dermiş.
      "Bir kâğıt parçası var mı?"
       
      Bugün Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatına ait bulunan her kâğıt parçası (resim, kupür, belge, vesika ve canlı bir şahit vs.) meçhullere itilmek istenen bu şerefli ömrü gün ışığında daha da aydınlatacaktır. Son izler silinmeden, son şahitler kaybolmadan, eksiklerimizi tamamlayıp, yanlışlarımızı düzelterek neticeye varmak istiyoruz. Bu yeni baskıda yaptığımız bazı ilâveler ve düzeltmeler bu niyetin, bu maksadın neticesidir.
      Bediüzzaman Said Nursî'nin gayesi "iman kurtarmak ve kalplerde İlâhî irfanı yerleştirmekti." Eğer böyle olmasaydı iki buçuk senelik esaret hayatından, iki buçuk sayfa halinde bah­setmezdi.
      Eserlerinde hayatından izler ve hatıralar noktalar halindedir. Bu noktaları birleştirerek maksadımıza doğru ilerlemeye çalış­tık. Biz kaderin şevkiyle, aczimizin idraki içinde bu meseleye el attık. İleriki baskılarda daha da mükemmele gitmek arzu ve iştiyakımdır.
       
       
      NECMEDDİN ŞAHİNER

       
                           Giriş
       
      Bitlis, Doğu Anadolu'muzun güzel şehirlerinden biridir. Van Gölünün güneybatısındaki Tatvan iskelesine otuz üç kilometre uzaklıktadır. Bitlis yakınından, Dicle Nehrinin kollarından biri­ni teşkil eden aynı isimde bir su (Bitlis Suyu) geçmektedir. Bitlis şehri, bu suyun Yukarı el-Cezire düzlüklerine inmeden önce, Divan Dağı ile Uveyh Dağı arasında açtığı dar ve derin vadinin içinde kurulmuştur.
       
      Meşhur seyyah Evliya Çelebi, Bitlis'i anlatırken, orada bir kahve içtiğini, fakat fincanı koyacak düz bir yer dahi bulamadı­ğını söyleyerek bölgenin dağlık ve engebeli oluşuna işaret etmiş­tir.
       
      İskender'in kölesi Bitlis tarafından yapılan yüksek bir kale ve Dideban Dağı, şehre hâkim bir haldedir. Kervansaray, cami ve mektepleri ile bir tarih şehri olan Bitlis'e Diyarbakır istikame­tinden Deliklitaş'tan geçerek girilir. Bitlis'e 9 km. mesafedeki bu taş, 1971 Haziranında, yeni CENTO yolunun yaptırılmasıyla yı­kılarak, tarihe karışmıştır.
      Bitlis vilayetinin beş kazası vardır. Bunlardan Hizan, Van transit yoluna fark üç kilometre mesafede bulunmaktadır. 16. yüzyılda yaşayan ve Şerefname isimli kıymetli bir tarih kitabı yazan Şerefhan, eserinde Hizan ve civan hakkında bize şu bilgi­leri vermektedir:
       
       
      "Hizan ismi dillerde ve ağızlarda yaygın halde dolaştığı gibi, eskiden seherlerde kalkanlar manasına gelen Seherhizan idi. Çünkü doğu şehirleri arasında buranın insanları gece ve seher­lerde kalkıp ibadet etmekle, günahlardan sakınıp, korunmakla, dindarlıkta emin kimseler olmakla ve dine sim sıkı sarılmakla tanınmışlardır.
       
      "O kadar ki, küçükleri de, büyükleri de beş vakit namazı kaçırmazlardı. Daha sonra Seherhizan'ın başındaki 'Seher' kelime­sini atmak suretiyle Hizan demişlerdi."
      Hizan beldesi İslâmiyet döneminde kurulmuş yerleşim mer­kezlerinden birisidir. O muhitin halkının dillerinde yaygın halde dolaşan rivayete göre, Hizan'ın kurucusu Tebriz Meragası hü­kümdarıdır. Bu şehrin bir vezir veya bey tarafından kurulduğu da muhitte ifade edilmektedir. Ülkenin merkezi haline getiril­mek üzere Meraga'yı yeniden kuran Hoca Nasuriddin'in bu ka­leyi ve şehri de, o sıralarda kurmuş olması kuvvetli bir ihtimâl­dir.
      Hizan'da yaşayan insanlar, birçok evliyanın, bu tarafla mü­nasebeti bulunduğuna ve buranın, dualarının kabul olunduğu yerlerden biri olduğuna inanırlar. Yakın kasabalardan birisi olan Gayda'da Gavs-ı Hizan diye anılan Seyyid Sıbgatullah'ın mezarı vardır. Bu ziyaretgâh bir tepecikte bulunmaktadır. Ziya­retçiler buraya çıkıp dua etmektedirler.
       
      Kuş uçmaz, kervan geçmez dağlar.
       
      Nurs yolu, Nurs dağları apayrı bir âlem. "Kuş uçmaz, kervan geçmez" diye bir söz vardır. Bu sözün ifade ettiği manayı insan, Nurs dağlarında gözü ile görüyor ve bizzat yaşıyor.
      Anadolunun en dağlık bölgelerinden biri olan Bitlis'te kışlar çok uzun sürer. Kar yağışlarından dolayı aylarca şehrin kaza ve köylerle irtibatı kesilir. Yaz mevsimi ise kısa ve kuraktır.
       
      Van Gölünün güney kıyılarına paralel olarak uzanan Kavuş-şahap Dağlarının bir kolu olan Kepağ Dağının eteğinde yeşillik­ler içinde fındık, armut ve ceviz ağaçlarının arasında kıvrıla kıv


      rıla, süzüle süzüle bir dere akar gider. Bu Nurs Deresidir. Otuz altı haneli ve iki yüz elli nüfuslu Nurs Köyünü, bu dere köpüklü sularıyla ikiye ayırmakta, dağların yamaçlarında basit ve kerpiç­ten köy evleri sıralanmaktadır.
      Köyün kabristanı Nurs Deresinin yamacında, çınar ağaçları­nın altındadır. Mezarlar çok basit ve toprak kümeleri halinde sı­ralanmaktadır. Gufrana bürünmüş, yalnız Fatiha bekleyen bu namsız, nişansız insanların başuçlannda birer siyah taş dikili­dir.
      Halkın kıyafeti de kendine mahsus özellikler taşır. Bol pöçük denilen, yünlü yerli dokumadan şalvar, cepken ve başa sarılan tepesi açık puşileri ve sarıkları vardır.
       
      Bitlis'te Yetişen Mühim Şahsiyetler
       
      Mevlâna Hüsameddin Aliyyü'l-Bitlisî:
      Bu zat, İdris-i Bitlisî'nin babasıdır. Nurbahşi tarikatının ku­rucusudur. Kıymetli eserleri ve iki büyük ciltlik bir tefsiri vardır.
       
      İdris-i Bitlisi:
      İdris-i Bitlisî'nin doğum tarihi hakkında bilgimiz yoktur. Ön­celeri Uzun Hasan'ın oğlu Şah Yakup'un himayesini gördü. Son­ra II. Bayezid'in himayesine girdi. Onun teşvikiyle 80 bin beyit-lik Heşt-Behişt isimli eserini yazdı.
      Yavuz Sultan Selim onu kendisine "lala" seçti. Şark vilayetle­ri İdris-i Bitlisî'nin sayesinde sulh yoluyla Osmanlı cihan devle­tine dahil olmuştur.
      Bitlisi, Yavuz'un Mısır seferinde de bulunmuş, onunla birlik­te İstanbul'a gelmiş ve 1520'de vefat etmiştir.
      Şair, edip, hattat ve siyaset adamı olan İdris-i Bitlisi, günü­müze kadar ulaşan bir düzineye yakın eserin sahibidir.
      Ebu'l-Fadl Mehmed Efendi:
      İdris-i Bitlisî'nin oğludur. Âlim, şair ve tarihçidir. Babasının Heşt-Behişt'ini tamamlamıştır.
       
      Şükrü-i Bitlisî:
      On altıncı yüzyılda yaşamıştır. Şükriye medresesinde tahsili­ni yapmış, sonra İstanbul'a gitmiş, Sultan Selim'in sohbet arka­daşı olmuştur.
      Selimname isimli eserinde Sultan Selim'in fetihlerini anlatır. Meşhur beyitlerinden birini burada zikretmek isteriz:
       
      "Ağlamaktan gözlerim yaşını pürhûn eyledin "Biriniayn-ı araş, birini ceyhun eyledin."
      Bunlardan başka Şems-i Bitlisî, Müştâk-ı Bitlisî, Üryan Ba­ba, H. Hasan Hoca Şirvanî, Şeyh Mehmet Küfrevî, Seyyid Tâha, Seyyid Sıbgatullah, Abdurrahman Taği, Nurşinli Ziyaeddin, Şerefhan, Abdullah Bedehşânî, Kemal Feyzi Bey, Mevlânâ Abdurrahim, Emir Mahmut Kelleçiri, Hulusi Bitlisî, Fahrettin Ah­latı gibi Bitlis toprağında çok kıymetli âlim, şair, tarihçi ve mu­tasavvıf yetişmiştir.
       
                    1870 ve Sonrası
       
      Bu yıllar şanlı bir devletin artık inkıraza başladığı yıllardır. Bir ümit ışığı gibi çıkan Tanzimat da şekilcilikten öteye gide­memiş, milletin derdine derman olamamıştı.
       
      Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş, sonra da katledilmişti. Onun yerine geçen V. Murad da cinnet getirince Sultan II. Ab­dülhamid Han tahta geçmişti. Sultan Abdülhamid saltanatının ilk yıllarında Birinci Meşrutiyeti ilân etmiş ve Meclis-i Mebusanı kurmuştu (1876).  Aynı tarihte Osmanlı-Rus Harbi başlamıştı. "93 Harbi" deni­len bu savaşlarda İslâmın can düşmanı olan Moskofun bize kar­şı ilân-ı harp etmesiyle iki cephede birden savaşmak zorunda kalmıştık.
       
      Anadolu cephesinde Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Rus ordusu kumandanı Çar'ın kardeşlerinden Grandük Michel Nicolaie-vitch (Misel Nikolayeviçj'in birliklerini durdurmuş, İslâmın nu­runu söndürmek isteyen bu kuvvetleri perişan ederek geri püskürtmüştür.
       
      Rumeli cephesinde ise Gazi Osman Paşa gibi kahraman bir kumandanın Plevne'deki destanlaşan müdafaası, onun şerefli esareti ile neticelenmişti.  ( bilinmeyen taraflarıyla bediüzzaman said nursi kitap , necmeddin şahiner kitapları , bilinmeyen taraflarıyla said nursi kitabı )




      Nesil Yayınları, Necmeddin Şahiner tarafından yazılan Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi adlı kitabı incele diniz.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789754080223
      MarkaNesil Yayınları
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.
      9789754080223
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.