• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Bitkisel Sağlık Rehberi, Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu

      Bitkisel Sağlık Rehberi, Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu
      Görsel 1
      Fiyat:
      30,00 TL
      İndirimli Fiyat (%36,7) :
      19,00 TL
      Kazancınız 11,00 TL
      19.00 www.goncakitap.com.tr
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde
      Haber Ver

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      Karton Kapak, 1.Hamur Beyaz Kağıt, 368 Sayfa
      30,00 TL
      15,00 TL
      %50
      Karton kapak, 2.Hamur, 304 Sayfa
      35,00 TL
      22,00 TL
      %37,1
      1.Hamur Kuşe Kağıt, Ciltli, 472 sayfa
      40,00 TL
      22,00 TL
      %45
                Stoktan kargo 

        Kitap              Bitkisel Sağlık Rehberi
        Yazar             Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu
        Yayınevi         Kişisel yayınlar
        Etiket Fiyatı    30 TL
        Kağıt - Cilt      2.Hamur - karton kapak cilt
        Sayfa - Ebat   272 sayfa -  16x23,5 cm
        Yayın Yılı        2008 - genişletilmiş yeni baskı
      ISBN                9786059948005

       
      Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu nun yazdığı, Bitkisel Sağlık Rehberi kitabı nı incelemektesiniz.
      Bitkisel Sağlık Rehberi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
                         ÖNSÖZ

      Değerli okuyucu, -Bitkisel Sağlık Rehberi" bugüne kadar çok sayıda baskı yapmıştır. Okuyuculardan ve özellikle de hekimlerden gelen yoğun istek üzerine araştırmış olduğum bitkilerin etkin maddeler listesini son bölüme ilave etmiş bulunuyorum.
       
      Bu kitabın fihristine bakıp sadece ilgilendiğiniz konuyu değil, zaman buldukça baştan sona kadar her konuyu okumanızı tavsiye ederim. Kitabın içerisinde hiçbir yerde yayınlamadığımı çok sayıda yeni ve orijinal bilgi bulacaksınız. Bu bilgiler yeri geldîkçe anlatılmış ve ilgili konulara serpiştirilmiştir.

      Sizlerin bir solukta okuyup geçtiği cümlelerimin arkasında uzun yılların araştırması olduğunu unutmayınız. Yaklaşık olarak otuzsekiz yıldan beri araştırmakta olduğum bitkilerin hem önleyici, hem koruyucu, hem de tedavi edici güçlerini gördüm. Bu nedenle son onbeş yıldan beri aktif olarak tüm dünyada önleyici tedavinin ne kadar önemli bir konu olduğunu tartışmakta ve tanıtımına çalışmaktayım.

      Değerli okuyucu, bu âlemde hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır.  Herşey bir sebep üzere yaratılmıştır. Sonradan kazanılmış her hastalık tedavi edilebilir. Her rahatsızlığın çaresinin ve devasının doğada bulunduğuna kesin olarak inanan bir bilim adamı olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.
       
      Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu
      Antalya; Nisan 2006
       
                            
                 ÖNSÖZ 2


      " Bitkisel Sağlık Rehberi " içeriğinde bulunan bazı bitkilerin yeni özelliklerini son araştırma sonuçlarımda görmüş olmam nedeniyle, elde ettiğim bu yeni sonuçları siz değerli okuyucularıma genişletilmiş baskı olarak sunma ihtiyacı duydum.
      Tüm okuyucularımın sağlıklarının daim olmasını dilerim.

      İstanbul; Ekim 2008
      Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu
       
      Değerli okuyucu, "Bitkisel Sağlık Rehberi" adlı bu kitabımı bitkilerin önleyici, koruyucu ve tedavi edici gücünü göstermek amacıyla yazdım. Buradaki bilgiler, uzun yılların araştırmaları ve incelemeleri sonunda ortaya koyduğum araştırma sonuçlarımdır. Ancak, kitabımın herhangi bir iddiası kesinlikle yoktur.
       
      Bildiğiniz üzere, genetik yapımızda birçok hastalık programlanmış olarak mevcuttur. Bu programlanmış hastalıkları anne veya babadan ya da her ikisinden alabilmekteyiz. Ancak, anne veya babadaki hastalıklı geni mutlaka alacağız diye de bir kural yoktur. Eğer yanlış besleniyorsak, sigara ve alkol tüketiyorsak, sağlıksız çalışma ortamlarında çalışmak zorundaysak, stres altındaysak, soluduğumuz hava temiz değilse, hormonlu besinleri tüketiyorsak veya uygun olmayan çevre şartlarında yaşamımızı sürdürüyorsak genetik yapımızda programlanmış olan hastalıkların erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden oluruz. İçtiğimiz içeceklerden, sudan ve tükettiğimiz tüm besinler üzerinden aldığımız kimyasallar, bakteriler ve virüsler de bunları tetikler.
       
      Genetik yapımızda programlanmış olan hastalıkların erken ortaya çıkmasında saydığım bu etkenler aynı zamanda da genetik yapımızın dışında hücrelerimizi, hücrelerimizin meydana getirdiği dokularımızı ve de dokularımızın meydana getirdiği organlarımızı olumsuz etkileyerek hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İrsi olarak (genetik) aldığımız hastalık genlerinin dışında, yukarıda bir kısmını belirtmiş olduğum dış etkenlerden dolayı da hem genetik yapımız hem de hücrelerimiz olumsuz etkilenmektedir. Hücrelerimizin olumsuz etkilenmesi demek dokularımızın, organlarımızın ve genel sağlığımızın olumsuz etkilenmesi demektir. Çoğu zaman hastalıklar insanların en verimli çağlarında ortaya çıkmakta, kalıcı rahatsızlıklara ve kalıcı organ şikâyetlerine neden olabilmektedir.
      Tüm bunlar büyük iş gücü kayıplarına, verimliliğin düşmesine ve erken ölümlere neden olmaktadır. Ayrıca, ekonomiye getirdiği yük tahmin edilemez boyutlara ulaşmaktadır. Sadece Almanya'da kardiyo-vasküler hastalıklar için bir yılda harcanan ilaç masrafı 50 milyar Euro'nun üzerindedir. Yine Almanya'da romatizmal şikâyetler için tüketilen ilaçların bir yıllık toplam masrafı 25.3 milyar Euro'dur.
       
      Belirtmek istediğim diğer bir konu da hastalıklara bağlı olan ölümlerin sıralamasıdır. Birinci sırayı kalp-damar rahatsızlıkları almaktadır. Daha 1900'lü yıllarda dördüncü sırada olan kanser günümüzde ikinci sırada yer almış durumdadır. 2010'lu yıllarda ilk sıraya yerleşeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. Üçüncü sırada enfeksiyona bağlı ölümler, dördüncü sıradaysa ilaçların yan tesirlerine bağlı olan ölümler yer almaktadır.
       
      Bu ölümlerin sebebine bir başka açıdan bakmak gerekirse, HIV, aids hastalığına neden olan bir virüstür. Aids hastalığından ölenlerin çoğu hastalığın kendisinden değil HIV virüsüne karşı başlatılan tedavisinden kaybedilmektedir. İtalik karakterle yazmış olduğum bu son cümlenin ne denli ciddi bir tartışma konusu olduğunun bilincinde ve sorumluluğundayım.
       
      Günümüzde ilaçlar hastalıklar ortaya çıkmadan kullanılmamaktadır. Kış aylarında faranjite veya bademcik iltihabına yakalanmamak için önleyici olarak antibiyotik kullanamayız. Tüm dünyada hızla yayılmakta olan hepatite karşı interferon tedavisini bir önleyici tedavi olarak düşünemeyiz. Tıpkı kansere karşı önleyici olarak, zaman zaman ışın tedavisini veya kemoterapiyi de alamayacağımız gibi. Kısaca, bu ilaçları bir koruyucu veya önleyici olarak kullanmak mümkün değildir. Ancak doğru bitkiyi bulup, doğru hazırlayıp, doğru şekilde uygulayarak bu tür hastalıkları önleyebilir ve onlara karşı korunabiliriz.
       
      Sağlıklı beslenerek birçok hastalığa yakalanmaktan kendimizi koruyabiliriz veya o hastalığı geciktirebiliriz. Ancak, sadece sağlıklı beslenmenin yeterli olmayacağının da bilinmesi gerekir. Sağlıklı beslenme her ne kadar geciktirici bir rol üstlenbiliyorsa da yeterli olamamaktadır. Beslenme esnasında aldığımız besinler sağlıklı olmalarına rağmen, öğünlerimizde çok değişik besinleri bir karışım olarak aldığımızdan yetersiz kalmaktadırlar. Çünkü öğünlerimizde aldığımız bir besindeki etkin maddeler diğer bir besinin etkin maddesiyle reaksiyona girerek etkin gücü zayıflatabilmekte veya tamamen ortadan kaldırabilmektedir.
       
      Çoğu zaman yazılı veya görsel medyada bir bitkinin falanca hastalığa iyi geldiği veya falanca hastalığı önlediği belirtilir. Bunu duyanlar hemen öğünlerinde o bitkiyi fazlaca tüketmeye başlarlar. Bu tür bir tüketimin önleyici olarak pek faydası yoktur. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Havuç, Alzheimer hastalığını önleme ve cinsel gücü arttırma özelliğine sahiptir. Salatalarınızda daha bol havuç tüketmenizin Alzheimer'e karşı önleyici etkisi minimaldir. Yani, yok denecek kadar azdır. Aynı şekilde cinsel gücü arttırmadaki etkisi de tamamen kaybolmaktadır. Çünkü salatanın içerisindeki diğer yeşillikler, limon, sirke, tuz veya baharatlar havucun içeriğinde bulunan, Alzheimer'i önleyen ve cinsel gücü artıran etkin maddelerle reaksiyona girmekte ve sonuç yetersiz kalmaktadır. Başarılı olması için havucun kürünü uygulamak gerekir.
       
      Kür olarak uygulanmak istendiğinde, havucun iri ve taze olması şarttır. Kolay bükülmeyen ve gevrek havuç olması gerekir. Mutlaka taze sıkılmış olup akşam uyku zamanı geldiğinde içilmesi şarttır. Bu kürü en az üç ay uygulamak gerekir. Daha kürü uygulamaya başladığınızın ilk haftasında cinsel gücünüzün yavaş yavaş artış gösterdiğini gözlemleyebileceksiniz. Salatanın içerisindeki havuç tüketmenin adı "kür" değil sağlıklı beslenmedir. Sağlıklı beslenmede nasıl etkili bir tüketim yapacağınızı yeri geldikçe bu kitabımda açıklamaya çalıştım. Önleyici ve koruyucu tedavide, sağlıklı beslenme şarttır ama yeterli değildir. Sadece sağlıklı beslenerek bir hastalığı önlemek de mümkün değildir. Peki, bu konuda ne yapabiliriz?
       
      Bu noktada, günlük hayatımızda pek kullanmadığımız ancak hemen hemen herkesin tanıdığı ve yan tesiri olmayan bitkilerin önleyici, koruyucu ve tedavi edici gücünden faydalanarak başarılı bir sonuca ulaşmak mümkündür. Lavanta, brokoli, beyaz lahana, adaçayı, ebegümeci, havuç, keçiboynuzu, aynısafa, ısırgan, maydanoz, kiraz sapı, tarçın, kır papatyası, patates, yulaf samanı bu bitkilere örnektir.
       
      Değerli okuyucu, eğer bu bitkileri doğru hazırlar ve doğru tüketirseniz, onların önleyici, koruyucu ve tedavi edici gücünden mükemmel bir şeklide istifade edebilirsiniz, işte bu bitkilerin nasıl hazırlandığını bilerek ve nasıl tüketilmesi gerektiğini öğrenerek uygulamaya "kür" diyoruz. Bu kürleri uzun yıllar içerisinde araştırdım ve geliştirdim. Kürler hakkındaki bilgiyi daha kapsamlı olarak aşağıda ayrı bir başlık altında da açıkladım. Buradan, önleyici kürler yaptığınız için hekim ve hekim kontrollerine gerek olmadığı sonucunu asla çıkartmayınız. Mutlaka hekim kontrollerini yaptırmak ve önerilerini yerine getirmek gerekir. Modern tıbbın vazgeçilmezliğine kesin olarak inanan bir bitim adamı olarak, bir rahatsızlığınız veya şikâyetiniz olduğunda ilk başvurmanız gereken adres bir hekim olmak zorundadır diyorum. Bu kitapta okuyacağınız bilgilerle kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve tedaviye kalkışmayınız. Size teşhisi koyacak olan hekimdir ve onun önerileri doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu kitaptaki bilgileri yardımcı ve destekleyici olarak yine hekiminize danışarak uygulayabilirsiniz.

       
      Teknoloji kendimize çevirdiğimiz silahtır.
       
      Teknoloji ve hayat standartları geliştikçe insanlar daha çok hazır yiyecekleri tercih ediyorlar. Doğanın bir parçası olan insan, doğal besinleri doğal haliyle tüketmekten uzaklaşıyor. Her geçen gün doğal olarak satın aldığımızı zannettiğimiz sebzenin, meyvenin ve etin gerçekte doğal olmadığını görmek, duymak veya sonradan öğrenmek de bunu tetikliyor. Oysa neredeyse paketlenmiş her besin en az birkaç katkı maddesi içermektedir. Bu katkı maddelerinin temelinde, besinin tazeliğini korumayı hedefleyen, dayanıklılığını arttıran, tadını damak zevkine daha uygun hale getiren birçok madde mevcuttur ve bu maddelerin genelde insan sağlığını olumsuz olarak etkileyen ortak tarafları alerjen olmalarıdır. Günümüzde, alerjik şikâyetlerin yaklaşık olarak %17'lik bir artış göstermesinin bir sebebi de bu maddelerdir.
       
            Bitkisel kür nedir?
       
      Değerli okuyucu, uzun yıllardan beri bitkiler üzerine yaptığım araştırmalarımın temelini içerdikleri etkin maddeler oluşturmaktadır. Bir bitkinin içerdiği ana etkin madde veya maddeleri araştırıp tanımlamak ve ortaya koymak, önleyici ve koruyucu tedavi için yeterli olmamaktadır. Çünkü bir bitki sadece faydalı maddeler içermemektedir. İnsan sağlığı için olumsuz etkisi olabilecek zararlı maddeler de içermektedir. Bu durumda insan sağlığı için tedavi edici gücü veya önleyici ve koruyucu gücü olan etkin maddelerden nasıl faydalanabileceğiz? Tedavi edici, önleyici ve koruyucu gücü olan etkin maddeleri bitkiden nasıl dışarı alacağız? Bu faydalı maddeleri dışarı alırken zararlı olanların da alınmamasını nasıl sağlayacağız?
       
      Tüm bunlar doğru seçilmiş bitkinin hangi kısımlarının kullanılacağı ve nasıl hazırlanması gerektiği sorusunu ön plana çıkarmaktadır. Bunun en kolay yolu, bitkiyi demlemek veya haşlamaktır. Demleme veya haşlama esnasında bitkinin içerdiği tüm etkin maddeler aynı anda suya geçemezler. Demleme süresine bağlı olarak belli bir sırada demleme suyuna geçerler. Bu nedenle bitkinin ne müddetle demleneceği çok önemlidir. Çok severek verdiğim bir örnekle bu durumu sizlere tekrar açıklamak istiyorum. Masanıza üç tane sıcak su dolu bardağı koyunuz ve aynı anda üçünün de içerisine birer tane çay poşetini atınız. Birinci bardaktakini bir dakika sonra çekiniz, ikinci bardaktakini dört dakika sonra çekiniz ve üçüncü bardaktakini de sekiz dakika sonra çekiniz. Önünüzde üç ayrı zamanda demlenmiş birer bardak çay bulunmaktadır. Şimdi sırasıyla bu üç bardağın insan üzerindeki etkilerinin ne olabileceğini inceleyelim.
       
       
      •      Birinci bardaktaki bir dakikalık çay en uyarıcı olanıdır. Çünkü birinci dakikada suya geçen maddeler en uyarıcı olanlardır. Bunlar arasında kafein, theobrombin ve theophilin bulunmaktadır. Bu üç madde uyarıcıdır, yani kalp atışlarını bir miktar artırırlar. Bir miktar da tansiyonu yükseltirler. Uyarıcı olmaları nedeniyle kendinizi gergin hissedersiniz ve uykuya geçmekte zorlanırsınız. Bir dakika demleyerek, açık çay içtiğini zannedenler ne yazık ki yanılırlar. Onların açık çay zannettikleri çok kısa demlenmiş çaydır. Oysaki çayın kısa demlenmişi en uyarıcı ve gerginlik yapıcı olanıdır.
       
      •      Gelelim ikinci sıradaki, dört dakika demlenmiş çay bardağına. Bu çay sindirim sistemini uyarıcı etkin maddeler içermektedir. Yemeğin üzerine içeceğiniz dört dakika demlenmiş çayın, sindiriminizi nasıl hızlandırdığını ve yemekleri nasıl daha kolay hazmettiğinizi hayretle hissedebilirsiniz.
       
       
      •      Üçüncü sırada ve sekiz dakika demlenmiş çaysa keyif vericidir. Rahatlatıcıdır. Dinlendiricidir.
       
      Bitkileri doğru seçerek, doğru şekilde hazırlayarak ve de doğru uygulayarak sahip oldukları biyolojik gücü sağlıklı bir yaşam için, hastalıklara karşı koruyucu ve önleyici olarak kullanmak mümkündür. Seçtiğiniz bitki doğru olsa dahi, yanlış hazırlanır ve yanlış uygulanırsa başarılı bir sonuç almak mümkün olmamaktadır. Doğru bitki seçilmiş ve doğru şekilde hazırlanmış olsa bile, eğer yanlış uygulanıyorsa başarılı bir sonuç almak yine de tam olarak mümkün olmamaktadır. Başarılı bir sonuç elde etmek doğru SEÇİM, doğru HAZIRLAMA ve doğru UYGULAMA ile mümkündür. Doğru bitkinin seçilmesi, hazırlanması ve uygulanması kurallara bağlıdır. Bitkilerin bu kurallara uyularak tüketilmesine "kür" adını vermekteyim.

      Doğru bitki seçimi, en zor olan seçimdir. Bu zorluğun birinci nedeni, bitkinin değişik yörelerde farklı isim adı altında tanınmasıdır. Aynı bitki çok değişik isimler altında satılmaktadır, örneğin, Achillie millefolium bitkisini ele alalım. Daha çok civanperçemi olarak tanınan bu bitki akbaşlı, binbir yaprak otu veya barsama otu adı altında da satılmaktadır. Bu konuda diğer bir önemli zorluk da birbirlerinden tamamen farklı bitkilerin aynı isim altında satılmasıdır. Örneğin, Alchemilia vulgaris bitkisiyle Leontice leontopetalum bitkisinin aynı isim altında, "arslanpençesi" olarak
       
      satılması gibi. Zorluğun ikinci nedeniyse, doğru bitkinin doğru türüne ulaşmaktır. Çünkü kür için doğru türü kullanmak çok önemlidir. Örneğin, adaçayının bugün için bilinen en az on tane türü vardır. Acaba en doğru olan hangisidir? Aynı şekilde ebegümeci bitkisinin bilinen en az beş tane türü vardır. Papatyanın bile en az ondört değişik türü vardır. Çoğu zaman bu farklı türlerin harmanı yapılarak (karıştırılarak) aktarlarda satılmaktadır. Bu da kürün etkisini ve başarısını olumsuz etkilemektedir. Sonuçta, doğru bitki seçimi yapıldıktan sonra bu seçilen bitkinin hangi kısımlarının kullanılacağını bilmek gerekir, örneğin, bitkinin hangi kısmı ya da tamamı mı, sadece kökleri mî, sadece çiçekleri mi veya saplarıyla beraber yaprakları mı kullanılmalıdır şeklinde bilgi sahibi olmak zorunluluktur. Çünkü seçilen bitkinin yaprakları, çiçekleri ve kökleri ayrı ayrı etkin maddeler içermektedir.
       
      Öyle bitkiler vardır ki, sadece kökleri kullanılabilir. Yine öyle bitkiler vardır ki sadece yapraklarının ve saplarının beraber kullanılması ya da sadece çiçeklerinin kullanılması lazımdır. Doğru bitki seçimi konusunda bu satırları okuduktan sonra, tereddütlerinizin olacağına inanıyorum. Bu konuda aktara gittiğinizde doğru bitkiyi satın alıp almadığınız konusunda şüphelerinizin olacağını da kabul ediyorum. Değerli okuyucu, bu tür bitkiler Avrupa'da eczanelerde uzmanlar tarafından satılmakta ve bu bitkileri orijinal ambalajları içerisinde güvenle satın alabilmektesiniz. Eğer bu konuda yine de tereddüt yaşarsanız, www.saracoglu.at internet sitesinde bitkilerin doğru türlerinin resimlerini görebilirsiniz.
       
      Doğru hazırlama konusuna gelince, bitkinin seçilmiş kısımlarının ne müddetle demleneceğinin veya haşlanacağının bilinmesi şarttır. Bir bitkinin üç dakika demlenmesiyle beş dakika demlenmesi arasında çok büyük farklar vardır. Eğer, bitkinin yaprakları demleniyor veya haşlanıyorsa, yapraklarının parçalanmadan (bir bütün olarak) veya parçalanarak demlenmesi veya haşlanması da bir kriterdir. Örneğin, beyaz lahananın yapraklarının doğranmadan ve parçalanmadan haşlanması gerekir. Bunun nedenleri beyaz lahana bölümünde açıklanmıştır.
       
      Hazırlama esnasında ne kadar suya ne kadar bitkinin ilave edileceğinin de bilinmesi gerekir. Bazı bitkilerin demleme süresi tamamlandıktan sonra demleme suyunun içerisinde ihyana kadar bekletilmesi ve sonra da süzülmesi gerekir. Bazı bitkilerin ise, demleme süresi tamamlanır tamamlanmaz bekletmeden hemen süzülmesi gerekir. Bu durum hepatit hastalarının uyguladığı lavanta küründe çok önemlidir. Hepatit hastalarının uyguladıkları lavanta küründe bitkinin demleme süresi tamamlanır tamamlanmaz bekletmeden süzülmesi şarttır. Nasıl hazırlanacağı yapılacak olan kürün tarifinde belirtilmektedir.

      Doğru uygulamadaysa aç ya da tok karnına tüketilmesi veya sabah ya da akşam içilmesinin belirtilmesi gerekir. Örneğin, havuç suyu kürü uygulamasında akşam yatağa giderken içilmesi şartı vardır. Bunun nedenleri havuçla ilgili bölümde anlatılmıştır. Uygulanmakta olan kürün uygulama süresinin mutlaka belirtilmiş olması gerekir. Bu noktada belirtilmesi gereken bir başka husus da, uygulama süresince verilecek olan aralardır (duruşlardır). Unutmayınız ki, insan vücudu 24 saat içerisinde biyolojik saat adı verilen bir düzene göre farklı çalışır. Gün içerisinde hormonların dengelen değişim göstermektedir. Bu sebeple yapılacak kürlerin uygulama surelerinin belirtilmesi çok önemlidir.

      Bu kitapta okuyacağınız bitkilerin uygulama şekilleri araştırmalarımın bir parçasını oluşturmaktadır. Bitkisel kürler uygulanırken belli bir uygulama zamanından sonra iki ya da üç gün veya bir hafta gibi ara vermeler (duraklamalar) önerilmektedir Tüm bu zamanlamalar tarafımdan araştırılmış, incelenmiş ve de geliştirilmiştir Bu nedenle size önerilen uygulama şekillerine uymaya özen gösteriniz. Bir bitkinin hangi hastalığa karşı tedavi gücünün olduğunu ortaya koymak nasıl uzun ve yoğun bir inceleme ve araştırma gerektiriyorsa, aynı ölçüde uygulanış biçimini de ortaya koymak inceleme ve araştırma gerektirmektedir. Bir hastalığa karşı doğru olarak seçilmiş bitkinin başarılı olabilmesi, o bitkinin hazırlanışının ve uygulamasının doğru yapılmış olmasına bağlıdır. Aksi takdirde başarılı sonuç almak pek mümkün olmamaktadır.

      Şunu da özellikle üzülerek belirtmek isterim ki, bazı insanlar kullandıkları bitkiyi ne kadar uzun zaman demlersem veya kaynatırsam faydasını da o kadar çok görürüm düşüncesiyle yarım saat ya da daha fazla süre kaynatmaktadırlar. Hem bu tür uygulamalardan sonuç almak mümkün değildir, hem de bu uygulamalar vücut için

      Bitkilerin kısık ateşte demlenmesi de çok önemlidir. Bu kitapta önerilen tüm uygulamalarda, demlemenin veya haşlamanın kesinlikle su kaynamaya başladıktan sonra kısık ateşte yapılması gerekmektedir. Yani su önce kaynayacak, siz bitkinizi suya ekleyeceksiniz ve ondan sonraki haşlama veya demleme işlemi kesinlikle kısık ateşte yapılacaktır (çok hafif kaynamasına fırsat vererek). Bunun nedenleri ilerleyen bölümlerde yeri geldikçe açıklanmıştır. Nasıl uygulanacağı da kürün tarifinde belirtilmiştir.

      Rahatsızlığınız hakkında ne kadar bilgi edinirseniz edinin, hedefiniz hep şifayı aramak olduğuna göre, beslendiğiniz sebzeleri, meyveleri ve şifalı bitkileri iyi tanımanız gerekir. Hedef hastalandıktan sonra tedavi olmak yerine hastalanmamak için gerekli beslenme ve kürleri uygulamak olmalıdır. Çünkü hastalandıktan sonra tedavi daha zordur.
       
      Bu kitabı okuduktan sonra, dönem dönem yapacağınız bazı sebze veya şifalı bitki kürleri, sızı birçok hastalığa yakalanmaktan koruyacak veya henüz ortaya çıkmamış bir rahatsızlığınızı da önleyecektir. Örneğin, akciğer kanseri, sarılık, siroz hastalığı veya meme kanseri gibi daha birçok hastalık, uygulanacak olan kürlerle engellenebilir. Özellikle tekrar belirtmek isterim ki, "Nasıl olsa önleyici kür uyguluyorum, hekime gitmeme gerek kalmadı" düşüncesine asla kapılmayınız Hekim kontrollerine ve önerilerine mutlaka uyunuz.
       
      Çok sevdiğiniz bir sebze sizin sağlığınızın düşmanı olabilir. Tanınmayan düşman her zaman tehlikelidir. Günlük hayatınızda pazardan aldığınız birçok sebze çeşidinin neler içerdiğini ve hangi rahatsızlıklarda bu sebzeleri tüketirken dikkatli ve Ölçülü
      olmanız gerektiğini veya hangilerini daha ağırlıklı olarak tercih etmeniz gerektiğini bu kitapta öğreneceksiniz.
       
      Tablolarda etkin maddelerin miktarları ppm cinsinden verilmiştir. Örneğin bir madde 215 ppm olarak verilmişse, bunun anlamı şudur. Bitkinin bir kilogramında o maddeden 215 mg bulunmaktadır. Örneğin, karnabaharda ortalama 85 ppm niacin bulunmaktadır. Bu demektir ki, eğer 1 kg. karnabahar tüketirseniz, ortalama 85 niacin almış olursunuz. Ancak, bir kilogram karnabahar tükettiğimiz taktirde vücudumuz  85 mg niacinin tamamını alır diye bir kural yoktur. Bunun neden böyle olduğu yeri geldikçe açıklanmıştır.
                                                                                                                           
      Yeri gelmişken bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum. Bazı kitaplarda meyvelerdeki vitaminin ya da sebzelerin içerdiği demir, mineral ve proteinin sayısal değerlen verilmektedir. Ben bu görüşe ve verilerin geçerliliğine katılmıyorum. Çünkü yetişen sebzenin, tahılın veya meyvenin içerdiği mineraller, proteinler etkin maddeler, o bitkinin yetiştiği veya da yetiştirildiği toprağa, havaya, suya, mevsime ve güneşe bağlıdır. Örneğin kış aylarında yetiştirilen bir sebzenin yapraklarının içerdiği protein oranıyla aynı sebzenin yaz aylarında yetiştirileninin içerdiği protein oranı çok farklıdır. Şüphesiz ki yaz aylarında yetiştirilen sebzenin yaprakları protein bakımından çok daha zengindir Bunun sebebi de güneştir.
       
      Sebze ve meyvelerin yetiştirildiği toprakların içerdiği mineraller ve tuzlar bölgeden bölgeye değişiklik gösterirler. Buğdayın, selenyum bakımından zengin olduğu savunulur Eğer, buğdayın yetiştiği toprak selenyum içermiyorsa, buğdayın selenyum içerdiği şeklinde bir ifade kullanmak doğru değildir. Her bölgede yetişen sebzenin veya meyvenin içerdiği mineraller ve tuzlar yukarıda belirtilen etkenlerden dolayı da farklı oranlar gösterecektir. Yine buna bağlı olarak damak tatlan da farklı olacaktır Bu nedenle, Ben bu sebzeyi veya bitkiyi haftada birkaç defa tüketiyorum, nasıl oluyor da bu şifalı gücünden faydaIanamıyorum" diye sorarsanız, işte sebebi budur.
       
      "Nasıl olsa bu sebzeyi yemeklerimde sıkça tüketiyorum, şifalı gücünden yeteri kadar istifade ediyorumdur" diye düşünebilirsiniz. Bu görüşler kesinlikle yanlıştır. Çünkü yemek olarak hazırlanmış bir sebzenin içinde bulunan, yağ, salça,   tuz,   baharat, soğan ve benzeri, ilaveler sebzenin içerdiği birçok etkin maddenin şifa gücünü ortadan kaldırmaktadır. Kitabımda bahsettiğim bir sebzenin veya bitkinin şifalı gücünden istifade edebilmeniz için kürünü mutlaka önerilen şekilde, herhangi bir ilave olmadan yapmanız gerekir. Aksi belirtilmedikçe de aynı anda birden fazla kur uygulamak yanlıştır.

      Türkiye'de şifalı bitkiler üzerine yazılmış yerli ve yabancı birçok kitap gördüm. Bu yayınların çokluğu ve çeşitliliği halkımızın bitkisel tedavi konusunda ne kadar duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, Türkiye'de hekimlerimizin çoğu bu olaya "kocakarı tedavisi" şeklinde bakmaktadırlar. Hatta şifalı bitkiler üzerine konuşmak onları utandırmaktadır. Oysaki şifalı bitkiler yurt dışında aktarlarda veya sokak ortalarında değil, eczanelerde satılmaktadır.

      Değerli okuyucu, Türkiye'mizin bitki örtüsünde öyle bitkiler var ki, gerek etkin maddeleri açısından gerekse de genel kalitesi bakımından dünyanın başka hiç bir yerinde aynı değerde olanını bulmak mümkün değildir. Bu bitkiler sadece ve sadece memleketimizde bu kalitede yetişmektedir. Neden? Çünkü Anadolu topraklarında yetişen tıbbi bitkilerimiz yüzyıllar boyunca evrimlerini en mükemmel şekilde tamamlamıştır. Böylelikle de iyileştirici, tedavi edici ve önleyici güçleri en üst seviyeye gelmiştir.

      Hemen belirtmekte fayda görüyorum, burada söz konusu ettiğim " evrim" kelimesinin Darwin'in evrim teorisinde söz konusu edilen evrim kavramıyla hiçbir ilgisi yoktur. Yine   belirtmekte   fayda   görüyorum,   Darwin'in   evrim   teorisini   kesinlikle   kabul etmiyorum.
      Ne yazık ki, her yıl tonlarca değişik şifalı bitkilerimiz çok ucuz fiyatlara köylülerimize toplatılıyor ve yurt dışına ihraç ediliyor. Oradan da bize çok pahalı ilaçlar olarak geri dönüyor. Son birkaç yıldır vitrinlerde bulunan doğal ilaçlar mutlaka her eczaneye girişinizde veya eczanelerin önünden geçerken dikkatinizi çekmiştir.

      Benim burada dikkat çekmek istediğim iki mühim nokta vardır: Birincisi, ehil olmayan insanlar bu bitkileri toplarken adeta yok edercesine kökleriyle söküp toplamaktadır. Oysa bu bitkiler birer milli servettir. Bu bitkilerin birçoğunu artık bulmak o kadar zor ki. Maalesef, yakın bir gelecekte de tamamen yok olup gitmeye mahkûm edilmişlerdir.
       
      İkinci noktayı size birer örnekle açıklamak istiyorum. İsviçre ve İsveç'i doğal ilaç konusunda dünya devi yapan, ülkelerindeki bitkilere sahip çıkmaları ve bitkilerim koruma altına almış olmalarıdır. Türkiye'de bir tarihi eseri yurt dışına çıkartmak nasıl yasalar karşısında suç kabul ediliyorsa ve onları nasıl koruyorsak, aynı şekilde Türkiye'mizin bitki örtüsüne ait tıbbi bitkileri de ölçülü bir biçimde toplanmalarını sağlayan ve ihraç edilebilmelerine sınırlama getiren yasalarla koruma altına almak zorundayız. Avrupa'da birçok bitki koruma altındadır. Bu ülkelerin dağlarında dolaşmaya gittiğiniz zaman bazı bitkileri koparmamanız veya toplamamanız gerektiği ikaz tabelâlarıyla belirtilmiştir. Şayet toplar veya koparırsanız suç işlemiş olursunuz. Neden aynı kanun bizim ülkemizde olmasın?
       
      Ben modern tıbbın gücüne ve yine modern tıbbın vazgeçilmezliğine kesin inanan bir bilim adamıyım. Ancak, bitkilerin şifa verici ve tedavi edici gücünün de olduğunu göz ardı etmememiz gerektiğine inanmaktayım. Değerli okuyucu, Anadolu'da hala daha eczanelerin girmediği birçok köy ve beldelerimiz bulunuyor. Bu yörelerde yaşayan insanlar bilimin henüz tanımadığı ve bilmediği şifa verici bitkileri kullanmaktadırlar. Bizlere düşen görev bu bitkileri tıpkı diğer medeni ülkeler gibi koruma altına almaktır.

              
      Hastalık yoktur, hasta vardır

       
      Çevrenizde hasta yakını olan bir insandan şöyle bir ifade duyabilirsiniz: " Falanca insan şu bitkiyi kullandı ve yıllarca çektiği hastalığından kurtuldu." Belki devamında şu ifadeyi de kullanabilirler: " Gitmediği hekim kalmadı ve bu konuda birçok değişik ilaç kullanmasına rağmen tedavi olamadı, ama falanca bitkiyi kullanarak tüm şikâyetlerinden kurtuldu ve eski sağlığına kavuştu." Değerli okuyucu, tüm bunlar doğru olabilir. Bana da zaman zaman bazı kişiler elindeki bir bitkiyle gelip," Hocam, elimdeki şu bitkiyle hastalığıma çare buldum, lütfen bunu araştırın." diyorlar. Getirilen bu bitkilerin birçoğunu daha önceden incelemiş ve araştırmış olduğum için tanıyorum. Getirilen bitkinin sadece o kişiye özgü olduğu için şifa olduğunu belirtmek isterim. Kişinin getirdiği bitkinin yüz bin kişiden bir kişide etkili olabileceğini, bitkinin bahsedilen hastalığa karşı tedavi gücünün genelleştirilmemesi ve de insanlara tavsiye edilmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Elindeki bitkinin başarı oranının ancak çok özel durumu olan hastalarda fayda sağlayabileceğini söylüyorum. Bu tür özel durumlarla modern tıpta da karşılaşılmaktadır. Örneğin, penisilin bir hastanın hayatını kurtarırken, penisiline alerjisini olan diğer bir hasta bu yüzden hayatını kaybedebilir.
      Hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gereken nokta şudur: Hastalık yoktur, hasta vardır. Bu nedenle şikâyetiniz ne olursa olsun mutlaka bir hekime gitmeniz şarttır. Hastalık genel bir tanımdır. Hastalığın seyri her insanda farklılıklar gösterir. Farklılık göstermesinin birinci nedeni bağışıklık sisteminin farklı çalışmasıdır. Bir insan, bir hastalığı ayakta geçirirken diğeri yatakta geçirmek zorunda kalabilmektedir. Tüm insanların bağışıklık sistemi temelde aynıdır. Ancak, detaya inildiği zaman hiçbir insanın bağışıklık sistemi bir başka insanınki ile aynı olamaz. Tıpkı, hiçbir insanın genetik yapısının bir başkasınınki ile aynı olamayacağı gibi. Bu nedenle hastalık yoktur, hasta vardır diyorum.
       
         
      Yeni bilgiler

       
      Kitabın giriş kısmında da belirttiğim gibi, bu kitapta daha önceden bilinmeyen birçok yeni bilgiyi bulacaksınız. Bunlardan bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Kitabın içerisinde yeri geldikçe bahsedilmiş, serpiştirilmiş ve yine hiçbir yerde yayınlanmamış yepyeni bilgiler bulacaksınız.

      Tedavi için kullanılan bitkilerin olumlu sonuçları o hastanın yaşına, genetik bir rahatsızlığının olup olmadığına, varsa hastalığının durumuna, bağışıklık sisteminin ne ölçüde güçlü çalıştığına, eğer bayansa hamileliğine, çevre faktörlerine ve sürekli bir rahatsızlığının olup olmadığına (örneğin, şeker hastalığı, hipertansiyon, romatizma gibi) bağlıdır.

      Ayrıca, bitkilerin istenilen ölçüde etkili olabilmeleri, doğru toplama zamanlarına, doğru kullanıma, doğru hazırlanma ve doğru demleme veya haşlama sürelerinin doğru olarak uygulanmasına da bağlıdır. Tüm bu uygulama şekilleri ve demleme zamanlan tarafımdan bizzat araştırılarak geliştirilmiştir. Bazı kişiler daha etkili olabileceği düşüncesiyle demleme sürelerini bilinçsizce çok fazla uzatmaktadırlar.
       
      Halbuki demleme veya haşlama süreleri öylesine önemlidir ki, bazı kürlerde önerilen zamandan bir-iki dakika daha fazla haşlanması veya demlenmesi bitkinin tedavi gücünü büyük oranda zayıflatmaktadır. Birçok kürde üç günlük, bir haftalık veya on günlük aralar verilmesi önerilmiştir. Daha çabuk sağlığıma kavuşurum inancıyla ara verilmeden kürü uygulamaya devam etmek çok yanlıştır.
      Bitkilerin (papatya, ısırgan, lavanta gibi) toplanma zamanları da çok önemlidir. Çiçek açmadan veya çiçek açtıktan sonra toplanmalarında tedavi etkisi bakımından çok büyük farklılıklar vardır. Bunun nedenleri yeri geldikçe okuyucuya izah edilmiştir. Kürlerin uygulanmasında tüketim zamanları da çok önemlidir. Örneğin, Alzheimer veya unutkanlığa karşı havuç kürünü mutlaka akşam yemeklerinden en az iki saat sonra uygulamak gerekir. Çünkü akşam yemeklerinden iki saat sonra uyku zamanı aktive olmaya başladığından, bazı hormonların daha az fonksiyonel olmaya başladığı dönem devreye girmiş demektir. Unutmayınız ki, metabolizmanın çalışmasında hormonların da katkısı önemlidir.
       

      Fitoterapi ( bitkisel tedavi )
       
      Bitkisel tedaviyi basitçe iki grupta toplamak mümkündür. Birincisi mite-Fitoterapi, ikincisi ise forte-Fitoterapi.
       

      Mite-Fitoterapi (mite-Phytotherapy)
       
      Bu tedavi şeklinde bitkinin içerdiği etkin maddeler belirlenmemiştir veya açıkça belirtilmemiştir. Bitkinin tamamı veya belirli kısımları belirli bir müddet suda haşlanıp suyu içilir ya da bitkinin tamamı veya belirli kısımları çiğ olarak preslenerek suyu çıkartılır ve içilir. Ihlamurun sıcak suda haşlanması veya demlenip içilmesi bu duruma en güzel örnektir.
       
      Soğuk algınlığına karşı yardımcı gücü yüzyıllardır biliniyor olmasına rağmen, hala ıhlamurun içerdiği etkin maddelerin ne olduğu araştırılmamıştır, dolayısıyla da bilinmemektedir. Örneğin, melisa çayının kökleri hariç demlenip içilmesi karminativ (bağırsaklardaki gazı yok edici), spasmoiytic (gerginliği yok edici) ve sedative (teskin edici, dinlendirici) özelliklerinden istifade edilmesi demektir. Diğer bir ömekse halk arasında alıç olarak bilinen bitkinin, antiarhytmic (ritim bozukluğunu düzenleyici) olarak kullanılmasıdır. ( Bitkisel Sağlık Rehberi kitap, İbrahim Adnan Saraçoğlu Bitkisel Sağlık Rehberi, Bitkisel Sağlık Rehberi kitabı , Adnan Saraçoğlu şifalı bitkiler, şifalı bitkiler, ibrahim saraçoğlu şifalı bitkiler kitabı )





      Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu nun yazdığı, Bitkisel Sağlık Rehberi kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786059948005
      MarkaKişisel Yayınlar
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.
      9786059948005
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.