• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Büyük İslam İlmihali İmadül İslam 2 EL

      Büyük İslam İlmihali İmadül İslam 2 EL
      Büyük İslam İlmihali İmadül İslam 2 EL
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      50,00 TL
      İndirimli Fiyat (%52) :
      24,00 TL
      Kazancınız 26,00 TL
      24.00 www.goncakitap.com.tr
      6,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo Sınırlı Sayıda

              Stoktan kargo 

      Kitap              Büyük İslam İlmihali İmadül İslam, 2.EL, Hiç Okunmamış, Temiz
      Yazar             Şeyh Abdurrahman Bin Yusuf
      Tercüme         Mehmet Rahmi
      Yayınevi         Sağlam Yayınevi
      Etiket Fiyatı    50TL 
      Kağıt - Cilt      2.Hamur kağıt - Ciltli
      Sayfa - Ebat   655 Sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı       Yayın : 1990   Baskı : 2009
      ISBN              9789759180706


      Sağlam yayınları, Şeyh Abdurrahman Bin Yusuf tarafından yazılan Büyük İslam İlmihali İmadül islam adlı kitabı incelemektesiniz.
      İmadül İslam Büyük İslam İlmihali kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı.Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2


            Büyük İslam İlmihali İmadül İslam
       
                Eser ve Müellifi
       
      Bu eserin müellifi olan Şeyh Abdurrahman bin Yusuf, Hicrî 800 yıllarında yaşamış Türk - islâm meşayih ve alimlerinden olup Cemaleddin Aksarayî'den yetişmiştir.
       
      Kitabın Takdimi başlığı altında müellifin de açıkladığı gibi eserin ash, Mevlâna Abdülaziz Farisî tarafından Farsça olarak yazılmış olan «Umdetül islâm — İslâm'ın Temeli» adlı kitaptır. Yine müellifin de­diği gibi bu kitap, Ebu Hanife mezhebi üzere seksen beş parça mute­ber kitaptan derlenip «İslâm'ın temeli beş şeydir...» diye buyrulan meş­hur hadîs-i şerifin ifadesine uygun olarak tertip edilmiştir. Müellif, o zamanlar Anadolu'da yaşayan Müslüman Türkler arasında, fıkıh ve ahlâk üzerine Türkçe kitapların hiç yok denecek derecede bulunma­sından üzülerek bu kitabı Türkçeye tercüme etmek istemiştir. Böylece bu «Umdetü'l-İslâm» kitabını Farscadan Türkçeye tercümeye girişen müellif, eseri yeni baştan telif edercesine genişleterek ve kendi tetebbuunun semerelerini de katarak bu  imadül islâm  kitabını meydana getirmiştir. Ayrıca müellif, eserin aslındaki seksen beş parça kitaba kendi araştırmalarının mahsulü olan altmış parça muteber din kita­bından gerekli yerlerde mes'eleler ve hadîsler ilâve ederek eserin ter­cümesini aslından daha büyük ve önemli bir telif olarak ortaya çıkar­mıştır.
       
      Bundan başka müellif, «Umdetü'l-İslâm» kitabının tertibi üzere (İman, Namaz, Oruç, Zekât ve Hacc) kitapları tamam olduktan sonra buna (Ölüm ve Kabir Halleri Kitabı, Haklar Kitabı, Âdab Kitabı ve Âhiret Kitabı) kısımlarını da telif edip ekleyerek esere, Tam ve Mü­kemmel bir islâm imihali bütünlüğünü kazandırmıştır.
       
       
      Eserin Özellikleri:
       
      Eserin dikkati çeken en önemli özelliği, hemen her paragrafında mehazın zikrcdihnesidir. Öyle ki, müellif, hiç bir indî tefsire ve boş mülâhazaya yer vermemiştir. Böylece din hükümleri, bütün temel bil­gileriyle özleştirilmiş ve her fikrin mehazı açıkça belirtilmiş olarak eş­siz bir âbide gibi inşa ve tertip edilmiştir.
       
      Ayrıca söylemek gerekir ki, mehaz olarak alman eserlerin hepsi de Ebu Hanife mezhebi üzere yazılmış en güvenilir - eserlerdir. Mehaz olarak seçilen bu muteber kitapların sayısının 145 olduğunu söylemek, bu eserin ne büyük bir inceleme ve araştırma mahsulü olduğunu gös­termeye yeter.
       
      Diğer taraftan müellifin, zahir ilimlerinde olduğu kadar bâtın ilimlerinde de marifet sahibi bir tasavvuf ehli oluşu, eserin değerini da­ha da arttırmaktadır. Bilindiği gibi şeriat, zahir ve bâtın ilimlerini tevhid eden bir ilâhî müessese olduğu için onu en iyi anlayan ve anlatan kimseler, İmam-ı Gazali, Ebu'l-Leys Semerkandî ve diğerleri gibi, iç ve dış ilimlerde marifet sahibi olanlardır. Tam ve gerçek bir tevhid ve ta­savvuf bilgisi olmadan şeriatın anlaşılması, anlatılması ve yaşanması da mümkün değildir. İşte bu bakımdan müellifin dış ve iç ilimlerdeki marifeti, eserde yer yer kendini gösteren en önemli özelliklerinden biridir. Öyle ki, bazı yerlerde öz olarak açıklanan ve bazı yerlerde de oku­yucunun düşünüp anlamasına bırakılan bu bilgiler, çok ender kitaplarda bulunacak derecede seçkin ve üstündür.
       
      Eserin dil bakımından güzelliği ise ayrı bir üstünlük gösterir. Al­tı yüz yıl önceki Anadolu halk Türkçesi ile yazılmış olan eserdeki te­miz Türkçe'nin güzelliğini, aynen korumaya çalıştık. Bugünkü yazı di­linde birçokları unutulmuş, fakat Anadolu halk ağızlarında hâlâ ya­şayan kelimeleri bazı yerlerde aynen almayanına parantez içinde bu­günkü mânasını ekledik. Böylece kitabın aslındaki üslûbu korumaya dikkat ettik. Türkçe'nin köklerini araştıran dilcilerimize eserin mem­leketimiz kütüphanelerinde bulunması muhtemel elyazması nüshala­rının daha da faydalı olacağı muhakkaktır.
       
      Bu kitabın sadeleştirmede esas aldığımız taşbasması nüshası, maa­lesef birçok hattat hataları ile dolu halde idi. Biz, bu hataları, son de­ rece titiz bir dikkatle düzelterek ve aynı zamanda eserin aslındaki dil ve üslûp güzelliğini de bozmamaya aynı titizlikle çalışarak Allah'ın yardımı ile tamamlayıp istifadenize sunduk. Faydalı olmasmı umar, hayırlı olmasını dileriz.       
       
       M. Rahmi
       
       
                            Mukaddeme
       
      Hamd, âlemlerin rabbı, Rahman ve Rahîm, din gününün maliki olan Allah'a olsun. Biz ancak Sana kulluk ederiz, ey âlemleri tek­vin, terbiye, tedbir, feyziyle terzik ve takdir eden Allah'ım. Kahır, şid­det ve üzüntü gününün (kıyametin) bütün işlerinin maliki Sensin.
       
      Ancak Sen'den yardım dileriz, bize fazlınla beyan edip bildirdi­ğin rahatlığa, cennet kaynaklarına ve Seni ayan olarak görmeğe va­sıl olmakta ancak Senin yardımına güveniriz.
       
      Bizi hidayetinle sırat-ı müstakim üzre sevk et, Cenab-ı İzzetine ve kudsî komşuluğuna.
      Kendilerini nimetlendirdiğin kimselerin yoluna ki, onlar, nebiler, sıddîkler, şehidler ve salihlerdir.
      Kendilerine gazap ettiklerinin yoluna değil ki, onlar, esfel-i safilindeki tabiat kuyusunda kalarak dini red ettiler.
       
      Dalâlette olanların da yoluna değil ki, onlar, Cenabına vusul yo­lu olan Emin (Muhammedül-Emin ismiyle anılan Efendimizin) kapı­sı kendilerine kapanmış kimselerdir.
      Sen, darda ve zorda kalanların ihtiyacını karşılayansın, derdleri kaldıran ve istekleri cevaplandıransın. Sana yalvarırız ki, kalbimizi kötülüklerden arıtıp temizle.
       
      Senden dileriz ki: «Bizi affet, bize mağfiret et, bize merhamet et. Sen bizim Mevlâ'mızsın; Senin cûdunu ve vücudunu örtüp gizleyenler (kâfirler) kav­mi üzerine, müşahedeyi ve şehadeti inkâr edip kavmine kendi lisanı ile gönderilen Ümmî Nebi Muhammed'e, onun soyuna ve arkadaşla­rına hassaten ve bütün müminlere ammeten yardımı red eden mün­kirlere karşı bize yardım eyle.»
       
      Şanı bütün mahlukatın üzerinde olan O Resul-i Kibriya, Şeriatın, dinin ve milletin sahibi, İslâm'ın banisi, din gününün Maliki'nin re­sulü, selâm, sevgi ve saygının en üstünü kendisine ait olan Efendimiz .Hazretleri buyurdular ki:
      «İslâm beş şey üzerine bina olunmuştur: Allah'dan başka ilâh ol­madığına ve Muhammedin, Allah'ın kulu ve resulü olduğuna şehadet etmek; namazı ayakta tutmak; zekât vermek; Ramazan ayında oruç tutmak ve yoluna kudreti olan için Beytullahı ziyaret (hac) etmek.»
       
      Açık ve seçik konuşanların en fasihleri, bu hadîs-i şeriften anla­şılan mânayı muhataplarına daha kolay anlatmak için onun ifade­sini bir eve benzetirler. Bu mübarek hadîsde İslâm'ın müşahhas bir eve benzetilmesinden anlaşıldığına göre bu hadîsde zikredilen beş ah­kâmdan birisini terk eyleyen kimseye müslüman denilemez. Zira kendisine benzetilen ev, dört duvar ile bir çatıdan ibarettir. Bunların hepsi bulunmayınca ona ev denmez. Hepsi bulunup da birisi bulun­masa yine ona ev denmez. Çatısı bulunmasa ağıl derler; eğer dört du­vardan birisi bulunmasa yarım salon derler.
       
      O halde bu beş ahkâmdan birisini terk veya zayi eden kimseye ne lâzım geleceği böylece anlaşılmış olur. Bütün iman ehline ve bîna-namazlarımıza (namazı kılmayanlarımıza) Allah hidayet eylesin. Aziz ve yüce olan Allah'dan başka halleri değiştirici kuvvet sahibi yoktur.
      Bu fakirlerin en fakiri, zayıfların en. zayıfı, sermayesi az, zarar ve ziyanı pek çok olan Abdurrahman bin Yusuf der ki:
       
      Önceleri çok zaman hatırımda idi ki, yukarıda zikri geçen mü­barek hadîs-i şerif, cevami-i kelimden (bütün sözleri kendisinde top­layan sözlerden) olup bütün zahirî ibadetleri içine aldığı için bunun teıtibi üzere bir risale toplayayım ki, isteklileri arasında Ebu'l-Leys Mukaddimesi gibi kullanılsın.
       
      Bir zaman sonra Umdetü'l - İslâm'ı gördüm ki, tıpkı o gönlümüz­den geçtiği gibi ve belki daha üstündü. Ebu Hanife mezhebi üzerine seksen beş parça muteber kitaptan beş ahkâmı, hadîs-i şerif tertibi üzere tafsilâtlı olarak Mevlana Abdülaziz'in Acem dili ile toplamış ol­duğunu gördüm. «Elhamdülillah, muradım hasıl olmuş,» deyip bir za­man bu kitabı kullandıktan sonra gördüm ki, bu Rum vilayetinde (Anadolu'da) Farisî kitaptan çok kimse faydalanamayacağı   için   ve böyle bir eser de bulunmadığından «Hayrun-nasi men yenfe'n-nas:İnsanların hayırlısı, insanlara faydası olandır,» hadîs-i şerifi gere­ğince müslümanlara ibadet ilmi kolay olsun diyerek küstahane dile­dim ki, Umdetü'l - İslâm'ı Türk diline tercüme edeyim. Allah'ın yardımiyle...
       
      Ama her bir yerde onunla ilgili şer'î mes'eielerden, hadîs-i şerif­lerden ve İslâm dininde gayet mühim olan müşküllerden, Allah'ın kudret ve imkân verdiği kadar etraflıca bahsettim.
      Umdetü'l - îslâm tamam olduktan sonra her kişiye lâzım olan haklardan, adabdan ve haşirden bir miktar yazıp altmış parça kitap­tan nakleyledim. Ve İslâm dinenin bütün vacibierini toplayıp hepsini içine aldığı için bu kitaba « İmadü'l - İslâm - İslâm'ın Direği » adını verdim.
       
      Fakat bu Umdetü'l - İslâm'ın ve orada zikredilen kitapların isim­leri ile bu İmadü'l - İslâm'ın mehazı olan kitapların isimleri, tekid için, etraflıca yazılmalıdır. Çünkü Hak Teâlânın kelâmı, kesin hü­kümlerin en üstünü olduğu halde buyurdu ki:
      «Muhakkak ki, bu sayfalarda bulunan şeyler, evvelce İbrahim'in ve Musanın sayfalarında da vardı.»
       
      Kitabın Takdimi
       
      Din imamları ve yakın ehli alimleri (Allah onların hepsinden razı olsun), Hazret-i Peygamber Efendimiz'in şu mübarek hadîsleri­nin tasdikine nail olmaya haris olmuşlardır: «Cennet ehli, nâfi (fay­dalı) alimlerdir.»
       
      Bu hadîse uyarak halkı, Hak'tan tarafa deliller ile davet eyleyip sonra kitaplar yazarak bu yolla halkı Hakka davet etmeleri üzerine biz de bu kadar ayıbımızla kadir olduğumuz kadar ak kâğıtları kara ile örterek bu kitabı ortaya getirdik. Ana doğurup ataya (babaya) beslemek lâzım olduğu gibi bizim bu kitabımızdaki ayak kaymaları ve kalem sürçmeleri de insaf sahibi kardeşlerimizin iyi niyetli nazarlarına bırakılmıştır. Ayıplarımızı itiraf için itiraz nazarı ile bakmayı terk edip ıslah nazarlarını esirgememeleri, kendi eserleri telakki ede­rek ona göre eksiklerini hoş görmelerini ve onu kendi ilim ve kemal­leri ile ikmal etmelerini umarım. Böylece bu işten beklenen sevaba kendilerinin de iştirakları hasıl olur. Eğer bu işten umulan fazilet iz­harı ise Allah, cümlemizi kendi keremi ile ıslah eylesin.
       
      Fakat lâyık değildir ki, bu kitaba, Türkçedir diye küçümseyerek bakmasınlar. Zira içindeki ilm-i nâfi (faydalı ilim) dir ve amel-i sâlihtir.
       
      Nebi Davud Aleyhisselâm, yakarışında buyurdu ki:
      —Ey Alahım, ilm-i nâfi hangi ilimdir?
      Rabbani cevap şöyle geldi:
      —Ey Davud, ilm-i nâfi odur ki, benim azametimden, hikmetlerimden ve buyruklarımdan bahs eyleye.
      Ancak her kavmin dili, kendilerine göre asıl olduğu ve başka dil­den faydalanamadıkları için Hazreti Resul Aleyhisselâm Efendimiz eğer bu diyara gelmiş olsaydı o da halka Türk dili ile hitap edip bu dili konuşurdu. Halka menfaati ancak bu cihetten olacağı için Türk halkına Türk dilinden başka bir dille hitap etmezdi.
       
      Nitekim Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri buyurdu ki:
       
      «Biz resullerimizden her birini, ancak kendi kavminin dili üzere gönderdik.»
      Şöyle zannedilmesin ki, ilimden maksat Arapça öğrenmektir. Ni­tekim Hazret-i Resul Efendimiz buyurdular:
       
      «İlmi istemek, kadın ve erkek bütün müslümanlar üzerine farz­dır.»
      Yine buyurdular ki:
      «Muhakkak ki, ilim, amelin imamıdır.»
       
      İşte Resulullah Efendimiz'in bu iki şerefli sözlerinden anlaşılma­sın ki, Resulullah Efendimiz'in maksadı, sadece Arapçayı üslubu ile bir üstaddan okumaktır! Bu şekilde okumayan da farzı terk etmiş olur! Ve böylece o kimse âsi olur!
       
      Hayır, böyle demek değildir. Peygamber Efendimiz'in bu iki şe­refli sözlerinden bu mânayı çıkarmak büyük hatâdır..Belki kasd edi­len sadece bilmektir. Hangi yoldan olursa olsun, istenen netice bil­mektir. Bütün diller, o bilgiye varmak için sadece vasıtalardır; yoksa dilin kendisi aslî gaye değildir.
       
      İmam-ı Gazali Hazretleri, Minhacu'l - Abidin'de, bu hadîs-i şeri­fin mânasını şöyle ifade buyurdu:
      «Her kişinin üzerine farzı ayn olan ilim, her kulun üzerine vacip olan ahkâmın ilmidir. Bundan sonra ne san'atta ve ne halde ise onun ilmidir. Başka bir şeyin ilmi vacip değildir.»
      Yâni her kişiye önce iman ilmi, namaz ilmi, oruç ilmi, helâl-haram ilmi, akrabaları, ev halkı ve komşuları ile hoş dirlik ilmi; sonra kendi ne halde (ne meslekte) ise onun ilmi vndptir. Diğer ilimler va­cip değildir, belki nafiledir. (*)
       
      O halde kendi üzerine vacip olan ahkâmı bilen ve kendi halini bilen bir kimse bu mânada alim olur. Çünkü ilim farzını eda etmiştir. Yâni kendisine emredilen şeyleri ve kendi halini bilme emrini yerine getirerek bunları öğrenmiş ve bilmiştir, isterse bunu bir hocadan, bir bilenden okumakla öğrenmiş olsun. Maksat kişinin kendi halini bil­mesi olduğuna göre kendi halini bilen alim olur demektir.
      Allah, kendi halini bilmeyenlerin şerrinden bütün Muhammed Ümmetini saklasın, âmin, ya Mucibü's-Sailîn (Ey istek sahiplerinin isteğine ve sual edenlerin sualine uygun karşılıklar veren Allahım)!
       
      Bu kitap, bütün ibadetlerin kemmiyet ve keyfiyetlerini, acayip sevaplarını ihtiva etmesi bakımından ilâhî bir ziyafet sofrasına ben­zer. Şöyle ki: İnsanlar, eda ettikleri tâat karşılığında padişah sofra­sına davet edilmiş fukara kimseler gibidir. Onlar, fukara geçimi ile bozca çorbaya kuru arpa bazlaması banıp yemeye alışmış ve başka nimetlerin bulunduğundan haberleri bile olmamıştır. Kendilerini zi­yafet sofrasına davet eden padişahın kâmil üstadları elinden çıkmış türlü türlü nefis nimetlerin avama ve havassa sebil edildiğini görün­ce derler ki: «Dünyada böyle nimetler varmış, fakat ne yazık ki, bizim ömrümüz zelillik ile geçmiş!»
       
      İşte bunun gibi her insan, mübarek hadîs-i şerifte zikredilen iba­detlerin keyfiyetlerine baktığı zaman evvelki çürük ameli kendi gö­züne arpa bazlaması gibi görünür. Bu kitaptaki ameller de gözüne sanki helva gibi görünür. Bu amellere bu gözle bakan kimse görür ki, kalbinde iman diye saklayıp üzerine titrediği iman, asıl imanın han­gi dairesindedir? Yine görür ki, abdest alıyorum, namaz kılıyorum di­ye mağrur olduğu amellerle ne veçhile ömür kaybetmiştir?.. işte bun­ları öğrenip kusurlarını kabul ve itiraf eder, hatalarım bilir. Diğer yandan bunların hakikatlerini öğrenerek salih ameller işlemeye ka­dir olur. Bize de inşaallah hayır dualar eder.
       
      Unutmamak gerektir ki, yaptığı amellerin kusurlarını bilip gü­zel amelleri işlemeye niyet ve azmeden insan, eğer bu güzel amelleri işlemeye vakit ve imkân bulamazsa, sırf o halis niyetinden ötürü bu amellerin sevabına nail olur. Fakat eğer bu amellerin hem hakikatini
      (*) Unutulmasın ki, burada bahsedilen ilim, her mü'min mükellef için farz-ı ayn olan ilimdir. Yâni kadın veya erkek her mümin kimse, burada bahsedilen ilimleri öğrenip bilmekle şahsen mükelleftir. Bundan başka bazı ilimler de vardır ki, bunlar bü­tün müslümanlardan bir kısım kimselerin bilmesiyle, araştırıp öğrenmesiyle diğer lurı üzerinden sakıt olur. Bunlar farz-ı kifaye olan ilimlerdir. Yerlerde ve göklerde, bütün eşya ve hâdiselerde görünen Allah'ın âyetlerini müşahede edip bunların hakikatini araş­tırmak ve öğrenmek gibi...
      bilip hem de onları hakkiyle işlemeye muvaffak olursa, bunun, nur üstüne nur olacağı hiç şüphesizdir.
       
      Allah'ım, senden dileriz ki, bizleri ihsanına uğrayan ve ihsan edici olan kullarından eyle, bize bolluktan sonra darlık gösterme. âmin...
      Önemli olan işlerin ilki ve bütün zorlukların en çetini iman hal­leri olduğuna göre hepimize her şeyden önce lâzım olan şunları bil­mektir:
       
      1.           İman, hangi faydalı şeyleri ihtiva eder?
      2.           İman, sahibini hangi mertebeye eriştirir?
      3.           İmanın hakikati nedir?
       
      Bunların üçü de kitabın mukaddemesinde beyan olunacaktır ki, müminlerin şevki ziyade olsun ve hem de mutlak surette meçhul bir şeyin talibi olmasınlar.
       
      İMANIN FAYDALARI:
      Evvelâ bilmek gerektir ki, imanın bizatihi faydalarının başında gelen, iman Hakkın rahmetidir.
       
      iman, Allah'ın Sevgilisi'ne kişiyi ümmet eyleyendir.
      iman, âsileri cennete iletendir.
      iman, dünyada cizyeden kurtarandır.
      iman, ahirette ebedî azabı kaldırandır.
      iman, Hak Teâlâ'nın peygamberler göndererek davet ettiği şey­dir; kıyamette elinden tutandır; kabirde yoldaşındır.
      iman, sorucuya cevaptır.
      iman, Arş ehlinin methettiği hasletlerin en yücesidir.
      iman, ibrahim Halil'in ve Yakub nebinin oğullarına vasiyet ey­lediğidir.
      iman, mümin'in mansıbıdır ve böylece Hak Teâlâ'nın kendi is­mine adaş eylediğidir.
      Mümin, Allah'ın Sevgilisi gerçektir diyerek Hak Teâlâ'yı bir bi­lendir.
      Mümin, Hazret-i Kur'ân'ın delili ile kendisine cennet müjdelenen kimsedir.
      Mümin, Allah'ın: «Allahu veliyyu'llezine âmenu — O iman eden­ler Benim dostumdur,» buyurduğu kimsedir.
      Mümin, Allah'm «Vallahu yuhibbu't-tevvabine ve yuhibbu'-mn-tetahhirine — Yemin ederim ki, Allah, masivadan yüz çevirip kendi­sine dönenleri ve kötülüklerden kendisini temizlemiş olanları sever,» dediğidir.
      Mümin, Allah'm, Habibi diliyle: «Fekul selâmun aleyküm — On­lara Allanın selâmı sizin üzerinize olsun, diye söyle,» dediğidir.
       Mümin, Allah'ın, Ruhulkuds ile her kadir gecesi -selâm gönderdi­ğidir;
      Mümin, Allah'ın; «Kullarım, Ben sizden razıyım; siz de Bended razı mısınız?» dediğidir.
      Mümin, Darusselâm'da (selâm, selâmet, islâmiyet ve teslimiyet evi mâhasma gelen cennette) Allah'ın kendi azameti ile bizzat selâm verdiğidir.
      Mümin, Allah'ın, dünya karanlıklarından, zulümlerinden ve şer­lerinden, melekleri bekçi koyarak sakladığıdır.
      Mümin, Allah'ın: «İnne ibadi leyse leke aleyhim sultanen — Mu­hakkak ki, ey kulum, senin üzerine Benden başka hüküm ve saltanat sahibi hiç kimse yoktur,» diyerek mel'unu üzerinde kovduğudur. «Ve kâne hakken aleyna nasru'l-müminine — Ve gerçekten müminlere yardım etmek Bizim üzerimize bir borç oldu,» deyip iki cihanda yar­dım eylemeyi kendi üzerine lâzım eylediğidir.
      Mümin, Allah'ın: «Yere göğe sığmadım, ancak kalbine sığdım,» dediğidir.
      Mümin, Allah'ın, Firdevs düğününü hazır edip kendi Habibini de davetçi göndererek: «Kullarım düğüne gelsin,» diye davet ettiğidir.
      Mümin, Allah'ın: «Sakahüm Rabbühüm şaraben tahura,» deyip ellerine kadeh sunarak mest eylediğidir. Bunun üzerine: «Elhamdü-liüahillezi sadakana va'dehu — Vaadinde bizi tasdik eden Allah'a ham d olsun,» diye nâra atanlardır.
      Mümin, Allah'ın, her cuma gecesinde doksan dokuz kere kendisi­nin kalbine ve haline nazar edip her nazarda bir kez yarlığadığıdır.
      Mümin, iki rek'at namaz kılmakla bütün gök ehlinin sevabını bulan kimsedir.
      Mümin, seher vaktinde derd ile «Ya Rab!» deyince Rabbi tara­rından «Lebbeyk, ya kulum! — Buyur, ne istiyorsun, ey kulum?» di­ye cevap bulandır.
      Mümin, namazında Mi'rac sevabım bulanan-.
      Mümin, Kabe'nin örtüsüne yapışıp «Kabe hakkı için günahları­mı af eyle,» diyecek yerde «Allah'ın Sevgilisi Kabe de hürmeti mü­minler hürmetine bulmuştur; müminler hürmeti için,» dese yine ken­di hürmeti için dileklerin kabul olunduğu ve günahların af edildiği kimsedir.
      Mümin, Allah'ın: «İnneke la tendi men ahbebte — Muhakkak ki, sen, kendi sevdiğin kimselere bidayet edemezsin,» diyerek kendi Ha-bibinin amcasma vermediği hidayeti verdiği kimsedir.
      Mümin, Hak Teâlâ Hazretlerinin, Kur'ân-ı Kerimde üç yüz elli dokısz yerde sadece iman ile medh eylediğidir. Yine mümin, iki yüz elli yerde de hem "iman ile hem de amel-i salih (güzel ve doğru işler) ile medh eylediğidir.
      Mümin, Allah'ın, Münkir ve Nekir sualcilerine: «Benim kulları­ma bilmedikleri yerlerden ince sualler sorup onları şaşırtmayın,» de­diğidir.
      Mümin, Allah'ın, kıyamet gününde: «Ey Muhammed Ümmeti! Benimle sizin aranızda olan günahları Muhammed hatırı için affet­tim; siz birbiriniz arasmdaki günahlarınızı helâllaşın, sonra cennete gelin,» diye buyurduğudur.
       
      İşte gördüğün ve işittiğin gibi müminlerin Allah indinde şanı böyle yücedir. Allah'ın müminler üzerine lutfu ve keremi böyledir. Kâfirler tarafına hoş nazarı olmadığı herkesin malûmudur. Melekler zaten günahtan masumdurlar. Hayvan ve cemat ise zaten rahmet yeri değildirler.
       
      O halde rahmet deryası, halis müminler için oldu.
      «Ey kullarım üzerine Benîm Nebim! Muhakkak ki, Ben, çok se­ven ve acıyan bağışlayıcıyım. Müminlere bunu müjdele.»
      Fakat bu yürekler kopana haberden şevk ve ferahlık duyarak hayrete varmak helâl ise de «Biz böyle imişiz!» diyerek kendini beğe­nip kibirlenmek haramdır. Zira ne kadar kâmil mümin olsan da iti­bar hatimeye, yâni ömrünün nasıl sona ereceğine bağlıdır. Kâmil üstad, bostan diken değil, belki kendi cevherini sağ ve salim olarak dergâha iletebilendir.
       
      «Ey ziyade kerem sahibi ve ihsanı en kıdemli olan Allah'ım, ima­nımızın sonradan zail olmasından Sana sığınırız, Sana sığınırız!» (
      Büyük İslam İlmihali İmadül İslam, Şeyh Abdurrahman Bin Yusuf , Mehmet Rahmi , Sağlam Yayınevi  )



      Sağlam yayınları, Şeyh Abdurrahman Bin Yusuf tarafından yazılan Büyük İslam İlmihali İmadül islam adlı kitabı incele diniz.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789759180706
      MarkaSağlam Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9789759180706
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.