• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG ve PTT kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Ehli Beyt, Nurul Ebsar, On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri

      Ehli Beyt, Nurul Ebsar, On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri
      Ehli Beyt, Nurul Ebsar, On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri
      Ehli Beyt, Nurul Ebsar, On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri
      Ehli Beyt, Nurul Ebsar, On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri
      Ehli Beyt, Nurul Ebsar, On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      110,00 TL
      İndirimli Fiyat (%53,6) :
      51,00 TL
      Kazancınız 59,00 TL
      51.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap            Ehli Beyt (Nurul Ebsar) On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri
      Yazar           Şeblenci
      Tercüme       Saim Güngör
      Yayınevi       Pamuk Yayıncılık
      Kağıt Cilt      2.Hamur - Kalın Ciltli
      Sayfa Ebat   824 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı     2012 Baskı -  Kod : Tasavvuf 022



      Pamuk yayıncılık, Ehl-i Beyt Nurul Ebsar On İki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri kitabı nı incelemektesiniz.

      Şeblenci Ehl-i Beyt Nurul Ebsar Kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.


      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


      ÖNSÖZ

      Bütün peygamberlerin (A.S.) hamdi ile Allah'a hamdeder, bü­tün peygamberlerin salat-ü selâmı ile Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)'ya salât-ü selam ederim. Her türlü övgü Allah'a mahsustur. O, kemâl sıfatları ile muttasıf, noksan sıfatlardan ise münezzeh'tir. Sa­lât-ü selâm, peygamberler peygamberi, ülül azm peygamberlerin ser-veri Hz. Muhammed (S.A.V.) ve onun Ehl-i Beyti'ne olsun. Yüce Rab-bimiz bu salât-ü selâm'dan sevgili peygamberimizin ashâbını da his-sedâr eylesin.

      Aziz, okuyucu!

      Ehl-i Beyt ile temelde beş kişi murad olunmuştur: Hz. Muham­med Mustafa (S.A.V.), Fâtıma, Hasan, Hüseyin ve Ali (r.a.)!
      Yüce Allah, Ehl-i Beyt hakkında şöyle buyurmuştur:

      "... Ey Ehl-i Beyt! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor." (Ahzâb: 33)

      Şunu hemen belirtmeliyim ki bazı âlimlerce Ehl-i Beyt'in sınırı daha geniş tutulmuştur. Onlara göre Hz. Peygamber (S.A.V.)'in amca­ları ve onların sülâlesi de Ehl-i Beyt tâbirine dâhildir. Yalnız, tercih edilen görüş Ehl-i Beyt'in beş kişiden oluştuğunu ileri süren görüştür. Bu husustaki bir diğer görüşe göre ise Ehl-i Beyt tâbiri ile Hz. Hüse­yin'in kıyamete kadar devam edecek olan bütün soyu murâd olunur. Buna Hz. Hasan'm soyu da dahildir.

      Âlimlerin bazısı ise Ehl-i Beyt tâbirinin bütün bu serdedilen mâ­nâları içerdiğini beyân etmiştir.
      Aziz okuyucular!
      Eliniz altında bulunan bu kıymetli eserde, ortaya konulan bu ta­nımlamaların ayrı ayrı delillerini bulacaksınız. Kitabın müellifi Mü'min Şeblencî bu değerli eserinde Ehl-i Beyt'i incelerken mesele­nin özüne inmiş ve bugüne kadar açıklanmamış hususlara dikkat çekmiştir.

      Eserde, Hz. Ali (r.a.)'ye ve onun iki oğlu Hz. Hasan ve Hz. Hü­seyin'e yapılan büyük haksızlıklar ve hatta zulüm derecesindeki uy­gulamalar, sözü döndürüp dolaştırmadan bütün çıplaklığı ile ortaya konmuştur.
      Gerçekten de tarih kitapları biraz karıştırıldığında Ehl-i Beyt'in ne büyük haksızlıklara dûçar olduğu net olarak görülecektir.
      Bu hususta Hz. Peygamber (S.A.V.) şu sözleri ile dikkat çekmiş­tir:
      "Ey Ali! Şimdi seni seviyor gibi görünenler zamanı gelince sa­na kan kusturacaklardır."

      Hz. Hasan ile Hüseyin ve bu iki güzide insanm nesli; her biri kendi zamanındaki adı "Halife" olan zorbalardan, adı "Müminlerin Emiri" olan kimselerden târifi imkânsız işkenceler görmüşler, kimi­leri de hunharca katledilmişlerdir.
      Hz. Hüseyin Efendimiz Kerbelâ'da acımasızca, beraberindeki bir avuç taraftarı ve seveni ile katledilince meşhur bir zât şöyle diye­cektir:

      "Ey Araplar! Siz Peygamberin oğlunu katlettiniz. Artık bu­günden sonra yüzünüz hiç gülmeyecektir. Birliğiniz ve dirliğiniz bozulacaktır!"
      Gerçekten de böyle olmuş, Hz. Peygamber (S.A.V.)'in bu güzide torununu vahşice katledenler daha dünyada iken çeşitli cezalara çarptırılmışlar ve çok kötü bir vaziyette ölmüşlerdir. Bu söz târih bo­yunca da tecelli etmiş ve Araplar diğer milletlerin hükmü altına gir­mişler, birlik ve dirliklerini kaybetmişlerdir. Arap-İsrâil savaşlarını ve sonuçlarını bir düşünün! Araplar üzerindeki asırlarca süren Osmanlı hâkimiyetini kim hatırından çıkarabilir? İngiliz ve Fransızların Arap dünyasını nasıl sömürge hâline getirdiğini bilmeyen ve duymayan var mıdır?!

      Bugün dünya -özellikle A.B.D.- Ortadoğu'yu ve Arap dünyası­nı nasıl sömürmektedir?!

      Ey, aziz okuyucu!
      işte ben bütün bu olumsuzlukları Arapların Hz. Hüseyin (R.A.)'i acımasızca katletmesine, yukarıdaki sözün tecellisine bağlı­yorum.
      Bir gün, Hz. Peygamber (S.A.V.) Hz. Hüseyin'i kucağına almış­tı. Cebrâil (A.S.) O'na gelip: "Kucağındaki bu torunun Kerbelâ deni­len yerde şehit edilecek ey Muhammed!" dediğinde o hüngür hün­gür ağlamıştı!
      Bütün bunlar Hz. Peygamber (S.A.V.)'e malum olduğu halde hiçbir vakit ümmetine serzenişte bulunmamıştı!

      Bir ümmet, üzerine bu kadar düşkün olan, her dâim ümmetim, ümmetim diyen bir peygamberin torununu nasıl katledebilmişti?! Dünya saltanatı ve yönetimi Hz. Peygamber (S.A.V.)'in torununun-dan daha mı kıymetli idi?!
      Cihan Peygamberi'ne olan vefâ borcu böyle mi olmalıydı? Müs-lümanım diyen, bir diğer müslümanı nasıl öldürürdü? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?!

      Bir gün Hz. Peygamber (S.A.V.), Hz. Hasan'ı kucağma aldı ve Şöyle dedi:
      "Bu oğlum Seyyid'dir. Allah Onunla iki büyük müslüman topluluğu arasında kan dökülmesini önler!"
      Gerçekten de bu haberin üzerinden yıllar geçtikten sonra Hz. Hasan (R.A.), Muâviye (R.A.) lehine halifelikten ferâgat etmiştir. İşte O'nun bu özverisi sebebiyle Allahü Teâlâ, mânevi hilâfeti Hz. Fâtımâ (r. a)'nın nesline yâni Ehl-i Beyt'e nasip etmiştir.
      Hz. Hüseyin (r.a.) ve O'nun On iki İmam diye nitelenen soyu maddî ve fizikî işkencenin yanında bir de mânen işkence altında tu­tulmuş, ilimleri kıskanılır olmuştur. Hârun-u Reşid, Muhammed Ce-vad (R.A.)'a özel bir ilgi gösterip kızını O'na vermek isteyince Reşid sülâlesi hemen telaşa kapılıp "Efendim siz ne yapıyorsunuz? Eğer böyle davranırsanız halifelik Fâtıma oğullarına geçer. O'na kızınızı vermeyin!" dediler. Bununla da kalmayıp Halife'den Muhammed Cevâd (r.a.)'i imtihan etmesini talep ettiler. Böylelikle onu bütün hâ-nedan önünde gözden düşürmek istiyorlardı. Kadı Yahyâ'yı, meclise davet edip Muhammed Cevâd hazretlerine soru sordurdular. O, so­rulan bütün soruları hakkı ile cevaplandırdı.
      Şüphesiz Halifelerin tamamı Ehl-i Beyt'e zulmetmemişlerdir. Aralarında onlara iyi davrananlar da olmuştur. Fakat genel anlamda bir zülüm söz konusudur.
      Ehl-i Beyt imamlarından kimisi zamanın zâlim devlet idârecilerine karşı geldiği için zalimce katledilmiştir. Hiçbir devlet işine karış-mayıp kendi köşesinde oturan imamlar da ne olur ne olmaz düşün­cesi ile vehim ve kuruntu ile hareket edilerek hapsedilmiş ve bazen de zehirlenmişlerdir. Tıpkı İmam Hasan gibi!

      İnsanın tüylerini diken diken edip gözlerini yaşartan bir hâdise de Hz. Hüseyin Efendimizin Kerbelâ'da katledilmesi, mübârek başı­nın kesilmesi ve bir atın gerdanlığına asılarak Yezid'e götürülmesidir. Yezid, mübârek baş önüne gelince şöyle diyecektir: "Ben orada olsa idim, O'nun öldürülmesine mâni olurdum! Ey bağlılarım böyle yap­madan da bana itaat edebilirdiniz!"
      Peki, ey Yezid! Komutanlarma özel talimat veremez miydin? "Onu sağ olarak bana getirin diyemez miydin?!"

      Derdin, elbette onun öldürülmesi idi. Çünkü öyle olmasını isti­yordun! Bu ucuz cümleler ile hiç kimse bu işin vebâlinden kendini kurtaramaz elbet!
      İnsanın kanını donduran bir husus da Yezid'in şu tuhaf hareke­tidir. Mübârek başın bir altın tepsiye konulup evine taşınmasını emret­miştir. Gayesi bir geceliğine de olsa mübârek başın yanında uyumak­tır! Bu nasıl hürmet? Bu nasıl sevgi?! O mübareği öldürdükten sonra başını ha altın tepsiye koymuşsun ha bakır tepsiye ne farkeder?!

      Gece yansı Yezid'in hanımı uyuyamayıp Yezid'e kalk kalk diye­cek ve mübârek başın üzerinden göğe doğru uzanan nuru gösterecek­tir. Yezid, hanımına şöyle diyecektir: "Sus, ey kadın! Senin gördüğü­nü ben de görüyorum!"
      İmam Ebû Hanife (r.a.), Zeyd hazretlerinin zamanın "Halifesi"ne karşı çıkışını desteklemiş ve Zeyd (r.a.)'e destek verilmesi için gizli fet­va vermiştir. Zeyd'in bağlılarından birinin annesi İmam Ebû Hanife (r.a.)'ye gelip şöyle demiştir: "Ey imam! Sen fetva vermişsin. Bu fetvan yüzünden oğlum ölecek!" İmam Ebû Hanife kadına şu meşhur sözü ile cevap vermiştir: "Keşke oğlunun yerinde ben olsaydım!!"
      Hz. Hüseyin Efendimiz Kerbelâ'da binlerce süvâri tarafından kuşatılınca, askerin başındaki komutana bir adamını gönderip Fırat nehrinin önünden askerlerinin çekilmesini talep etmiştir. Fakat ko­mutan, Nemrud ve Firavun'dan bile beklenmeyecek bir söz söylemiş­tir: "O'na ve ashabına Fırat'ın suyunu içirmem!"
      Hz. Hüseyin'in elçisi, komutana şöyle diyecektir:

      "Bu Fırat'ın suyundan atlarınız su içecek, köpekler bile su içe­cek de Allah Rasulü (S.A.V.)'nün oğlu bir yudum su içemeyecek mi?"

      Maalesef bu zâlim güruh Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt'ine bir yu­dum suyu bile çok görmüşlerdir. Hz. Hüseyin (r.a.) saatlerce susuz olarak kendini ve ehlini müdafaa etmiştir. Atından yere düştüğünde altmış küsur yerinden yara almıştı. Bu yaraların yarısı gürz yarası, yarısı da kılıç ve ok yarası idi!
      Hz. Hüseyin ve ashâbı Kerbelâ'da susuz olarak, susuzluktan ci­ğerleri yanmış olarak Rahmeti Rahmân'a yürüdüler! Kınayanların kı­naması bu zulmü tariften âciz kalır. Bu zulüm, söz ile anlatılacak gibi değildir!

      Rabbimiz bizleri Hz. Peygamber (S.A.V.) ve Ehl-i Beyt'inin şefa­atlerine nâil eylesin.

      "Nice Mürâî vardır, veli görünür. İbn-i Mülcem iken Ali görü­nür!"

      Sizi eserle baş başa bırakırken hamdele ve salvele'den sonra ese­rin bölümleri hakkında kısa bir bilgi arz etmek istiyorum.
      Hamd, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'a, salât-ü selâm, O'nun son peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.)'e olsun. Yüce Rabbimiz, kıya­mete kadar getirilecek olan salât-ü selâm'dan Hz. Peygamberi, asha­bını ve Ehl-i Beyt'ini hissedâr eylesin.

      Siz kıymetli okuyucularımıza Pamuk Yayıncılık vâsıtası ile yeni­den kavuşmanın sevinç ve kıvancı içerisindeyim. Şüphesiz bundan önce siyer ve menkıbe konusunda birçok eser kaleme alındığı gibi bundan sonra da alınacaktır. Ancak şunu hemen belirtmeliyim ki eli­nizin altında bulunan bu tercüme eserimiz bu sahada yazılmış ya da tercüme edilmiş olan eserlerin bence en güzidesidir. Kitabın orjinalini elime alıp kitaba göz atar atmaz bunu anlamıştım. Müellif, Mü'min Şeblencî, kitabını 1889'da kaleme almış olmasına rağmen bugün bu sahada kaleme alman eserlerden çok daha akıcı bir üslup kullanmış, siyer ve menkıbeyi bir arada ele alarak kitabına inanılmaz derecede bir akıcılık kazandırmıştır.

      Kitap, dört bölüm ve bir de sonuç bölümünden oluşmakta. Ön­ce Hz. Peygamber (S.A.V.) ve dört halifenin siyer ve menkıbeleri in­celenmiş, ardından Oniki İmâm, dört mezhep imamı ve dört kutubun menkıbeleri serdedilmiş, Hasan-ı Şâzelî (r.a.)'ye de yer ayrılmıştır.

      Ayrıca Ehl-i Beyt'in hanımlarının önde gelen isimleri de kitaba ayrı bir renk katmakta. Seyyide Zeynep, Seyyide Nefise ve Seyyide Sekine bu hanımlardan sadece birkaçı..
      Sizleri kitapla baş başa bırakırken bu çalışmamız karşılığında hâsıl olan sevâbın kendi payımıza düşeninin yarısını, bizleri bu nok­taya getiren anne-baba ve hocalarımızın sevap hanesine bağışlıyo­rum.

      Arif Pamuk ve Pamuk Yayıncılığa teşekkür ve minnetlerimi arz ederim.


      Saim GÜNGÖR
       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789752942622
      MarkaPamuk Yayıncılık
      Stok DurumuVar
      9789752942622
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.