• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Fatih Minberinden Müminlere Hutbeler

      Fatih Minberinden Müminlere Hutbeler
      Görsel 1
      Fiyat:
      120,00 TL
      İndirimli Fiyat (%40) :
      72,00 TL
      Kazancınız 48,00 TL
      72.00 www.goncakitap.com.tr
      25,20 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                 Stoktan kargo 

      Kitap               Fatih Minberinden Müminlere Hutbeler
      Yazar              Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı
      Yayınevi          Kalem Yayınları
      Etiket Fiyatı     120 TL 
      Kağıt - Cilt       1.Hamur  - Ciltli , 2 Cilt
      Sayfa - Ebat    1.344 Sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı         2010
      ISBN                9789758907076
       
      Kalem Yayınevi, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı tarafından yazılan Fatih Minberinden Müminlere Hutbeler adlı kitabı incelemektesiniz.
      Fatih Minberinden Mü'minlere Hutbeler kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
       Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

        
       
           TAKRİZ

      Merhum Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı Hocaefendi'yi, İstan­bul'a geldiğim 1943 senesinde tanıma imkânım oldu. Onun, daha zi­yade gençlerin katıldığı haftalık bir sohbet yaptığını duymuştum. Ben de öyle meclislere meraklıydım. O sohbetlere katılmak gayesiyle Fatih Karagümrük'teki Üç Baş Medresesinden kalkıyor, ta Tophane'de Kı­lıç Ali Paşa Camii'nin karşı tarafındaki bugün maalesef mevcut olma­yan İlyas Çelebi Camii'ne kadar gidiyordum. Hocaefendi sohbetlerini camiinin meşruta kısmında yer alan odasında yapıyordu.
       
      Gayet muhterem, son derece nezaket sahibi, temiz-tirendez, güzel giyimli, güzel sözlü bir zat olan hocaefendi bizi çok iyi karşılıyor, ok­şuyor, memnun edici sözlerle kalbimizi celbediyordu. O küçük odasın­da İslâmî mevzularla alakalı Arapça ve bilhassa Türkçe, Farsça şiirler­le süslediği güzel meclisler oluşturuyordu. Sohbetten sonra çaylarımızı da içiriyor ve öylece ayrılıyorduk.
       
      Abdurrahman Şeref Bey'in bizi memnun edici o güzel hareketle­rinde, hocaefendileri sevmeye, hoca meclislerini takip etmeye teşvik eden bir manzara vardı.

      İşte Hocaefendi hazretlerini tanımam bu sohbet meclisleri vasıta­sıyla oldu. Daha sonraları Bayezit Cami-i Şerifi'nde verdiği vaazlarıyla
       
      kendisini daha çok dinleme fırsatı elde ettik. Bu sohbetlerinde bir dö­nem, Ömer Rıza Doğrul'un İngilizce'den tercüme ettiği "Tanrı Buy­ruğu" isimli mealini kendine mevzu seçmişti. Ondan ayetleri okuyor, ayetlerin üzerindeki izahları nasıl Kadıyânî zihniyetiyle tefsir ettiğini ele alıyordu. Gayet güzel bir şekilde, herkesin anlayacağı üslûpta,kitapta yer alan hatalı, dalâlete sevk edici noktalara temas ediyordu. O soh­betler bizim için hayranlığı mucib olmuştu. Zira Mehmet Akif beyin damadı olan Ömer Rıza Doğrul, Bab-ı Âli'nin şanlı şerefli, gayet bil­gili muharriri olarak biliniyordu. Onun sözlerini reddeden bir kimsenin ortaya çıkması o zamanın havasında fevkalade bir hadiseydi.
       
      1959 senesinde, tahsil için gittiğim, Mısır'dan döndüğümde Hocaefendi'yi yine aynı güzel siması ve güzel giyimiyle buldum. İstan­bul'dan ayrılırken bıraktığım gibi hem imamlık vazifesine hem de Vefa Lisesi'nde edebiyat hocalığa devam ediyordu.
       
      Vefa Lisesi 'nin hemen yakınında yer alan Damat İbrahim Paşa Cami-i Şerifi'nin imamı, sulehadan ve meşayıhtan, çokça sevilen bir zat-ı muhterem olan Hasib Efendi'nin bendegânından olduğu da bili­niyordu. Bu da ona ayrı bir şeref kazandırıyordu. Hocaefendi, aynı za­manda Hasib Efendi Hazretleri tarafından tertib edilen erbain sulûkuna iştirak eden üç zattan da biridir. Erbaîne iştirak eden zatlardan di­ğer ikisi ise, Merhum Sebahattin Zaim Bey'in dedesi ile Üç Baş Med­resesi'nde kalan bekâr ulemadan Erzurumlu Yakub Efendidir. Abdurrahman Şeref Bey, erbainden ehliyet ve hilafet makamına layık görü­lerek ayrılmıştır. Kulaktan kulağa duyulan bu vasfı da ona ayrı bir şöh­ret kazandırmıştı.
       
      Abdurrahman ŞerefBey, kayınpederim Merhum Ali Yekta Efen­di'nin de çok azîz bir dostuydu. Zaman zaman ziyaretleşirlerdi. Hatta kayınpederimden şu sözleri dinlemişimdir:

      "Abdurrahman ŞerefBey'e diyorum ki; inşaallah Ayasofya Camii açılır. Açıldığı zaman da sen minberde ben de mihrapta o caminin açı­lış merasimini yaparız." Böyle samimi bir muhabbetleri vardı.
       
      Hocaefendi ile unutulmaz hatıralar yaşamışızdır. 1965 senesinde beraber yaptığımız hac yolculuğumuz bunların başında zikredilebilir. Şam-ı Şerife, Kuds-i Şerife, oradan Medine-i Münevvere'ye geçtik. Medine'de aynı yerde kaldık. Mekke'de de beraber olduk. Hac erkânı­nı hep birlikte yapmışızdır. Çok güzel günlerimiz olmuştur onunla El­hamdülillah.
       
      Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii imamı, çok muhterem, fazi­let timsali bir âlim olan abisi Abdullah Efendi de bizimle beraberdi. O zatta ibadet zevki çok ileriydi. Mihrimah Sultan Camii'nin medresele­rinden birini kendisine daimi meclis edinmişti. Sabah gelir akşama ka­dar oradan ayrılmaz, devamlı surette ders okuturdu. Çok da cesur hi­tabelerde bulunurdu. Abdullah Efendi Ramazanları mihrabını başkası­na terk eder, kendisi İskenderpaşa Camii'ne giderdi. Hatimle namaz kılmak için orayı tercih ederdi.  Fatih minberinden hutbeler  2 cilt
       
      Abisi de böyle muhterem bir zattı hocaefendinin yani. Zaten işitti­ğime göre ailesi "eben an ceddin" tabir ederler, babadan dedeye uzun tarihlerden beri, galiba sekiz kuşaktır, mihrab ehli, medrese hocalığı yapmış olan bir ailenin devamı.
      Birlikte yaptığımız seyahetlerden biri de Riyad'a olmuştur. Birlik­te, Fıkıh toplantısına katılmıştık Hocaefendiyle. On gün sürmüştü top­lantı. Bütün İslâm dünyasından insanlar çağırılmıştı. Çok güzel teb­liğler verilmişti. Abdurrahman Şeref Bey'in de İçtihad mevzuunda bir tebliği vardı.
       
      Hocaefendinin Fatih Cami-i Şerifi minberindeki hutbelerinide çok şevkle, iştiyakla takip ederdim. Her hafta karşısında otururdum. Eski usul "biniş" denilen, hatiplere mahsus geniş cübbesiyle yukarı çı­kar ve güzel hutbesini irad ederdi. Arapça kısmını kamilen ezbere irad eder, Türkçesini beyan ederdi. Namazdan sonra da "Hadi gidelim bir tatlı yiyelim şurda." derdi. Onu da ihmal etmezdi hiç. Çok latif, ke­rim insandı merhum.
       
      Hep böyle güzel meclislerde şahid olduğum Abdurrahman Şeref
       
      Bey nihayet İstanbul Müftülüğü vazifesinde iken 1978 senesinde dün­yaya veda etti. Vefatı hakikaten çok üzüntüyü mucip olmuştu.
       
      Ali Yakup (Cenkçiler) Efendi'nin onun vefatı günü söylediği şu sözleri hiç unutmam:
      "Eski usulde yetişmiş, çeşitli ve geniş malûmatı olan, içtimaî ve ilmî meseleleri ihatalı bir şekilde takip eden âlimlerimiz böyle­ce sona ermiş oldu."
       
      Ali Yakup Efendi ki; Mısır'da kalmış, Mustafa Sabri Efendi'nin, Zahid Efendi'nin gözdesi olan bir zat. Onun bu şehadeti hakikaten çok ehemmiyetlidir.
      Filvaki ben de çok esef etmiştim onun vefatına. Ve hala hatırladık­ça çok derin bir üzüntü hissediyorum. Onların yerleri hep boş kalmış­tır. Allah garîk-i rahmet eylesin. Cennet'te buluştursun inşallah.
       
      Bu satırları ifade etmeme vesile olan bu hutbe kitabının tekrar ba­sılmasını çok sevinçle karşılıyorum. Zira ifade etmeye çalıştığım gibi günümüzde, maalesef, hutbeleri bu şekilde tanzim edecek yetişmiş ho­calarımızı görememekteyiz. Bu durumdan çok mahzun ve müteessifim. Mübalağa değil. İçim kan ağlıyor. Bu günkü insanlarımız, gençle­rimiz bir Kürsî Şeyhi göremeden geçip gidiyorlar. Kürsi Şeyhi denildiği zaman pek çok evsafa sahip hocaefendiler gelir zihinlere. Onlar Sulta­nî vaaz ederlerdi. Güzel, yerinde okudukları şiirlerle; ayet-i kerimeleri, hadis-i şerifleri beyan edecek o insanlardan mahrum bu beldeler. Öyle insanlar yetiştiremedik maalesef.
       
      Cenâb-ı Hak'tan niyazım bu mübarek diyarımızda o hocaefendilerin emsali, onların yolunu devam ettirecek âlimlerimizin yeniden ye­tişmesidir.( mü’minlere hutbeler kitap, hutbe kitabı, Fatih Minberinden vaazlar, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, fatih minberinden hutbeler 2 cilt  )
       
       
       M. Emin SARAÇ
      12 Rebiûl Evvel 1431
      26 Şubat 2010


      Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı1
      (1904-1978)

      6 Mayıs 1904'te Selânik'in Petriç kasabasında dünyaya geldi. Ba­bası Petriç müderrisi İbrahim Edhem Efendi, annesi müderris ve hat­tat Hacı Ali Siyâmi Efendinin kerîmesi Latife Hanımdır. ("Güzelya­zıcı" soyadını kullanmaları bu sebeptendir.) Dört yaşında babasının, dokuz yaşında annesinin vefatıyla hem öksüz hem yetim kalan Abdur­rahman Şeref Güzelyazıcı ağabeyi Abdullah Hulûsî Efendi’nin hima­yesinde büyür.
       
      Hoca Halil Efendi'den besmele çekerek, ilahilerle başladığı ilk tahsilinin bir kısmını doğduğu yer olan Petriç'te ikmâl eden Hocaefendi, 1912 senesinde Balkan harbi felâketiyle yurdunu bırakıp hicret yo­luna girmesi sebebiyle tahsilinin geri kalan kısmını önce Amasya'da Pendelli İlkokulunda ardından da iskan edildikleri (Tekirdağ) Vize Sa­ray kasabasında bulunan Ayazpaşa mektebinde tamamlar.
       
      Abisi Abdullah Hulusi Efendi ile İstanbul'a yerleşen Abdurrahman Şeref Bey orada Tıbbiyeye kaydolur fakat maddî imkânsızlıklar sebe­biyle tahsilini yarıda bırakır ve İstanbul Dâru'l-Hilâfe Medreselerinin açtığı imtihana girerek orada okumaya hak kazanır. Abdurrahman Şe­ref Güzelyazıcı tahsiline medreselerin kapatılmasına dek (1924) bura­da devam eder. Eski usûlde âli kısım olan Sahn Medreselerine girme­ye hak kazandığından, o zaman açılan Darülfünun İlahiyat Fakültesine imtihansız olarak girer ve buradan mezun olur (1927).
       
      Tahsili sırasında Elmalılı Hamdi Efendi (1878-1942) gibi pek çok kıymetli hocaefendiden de husûsî dersler alan Abdurrahman Şeref Bey, Süleymaniye Kütüphanesi'nde açılan kütüphanecilik kursuna da katılır ve buradan a'la derecede ehliyetname alır.
       
      1. Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı'nın hayatını kaleme alırken bilgilerinden istifade et­tiğimiz, Hocaefendi'nin damadı Bülent Çorapçı Beye çok teşekkür ederiz.
       
      1927 senesinde Millet Kütüphanesi dahilindeki Pertev Paşa Kü­tüphanesinde memuriyet hayatına ilk adımını atan hocaefendi haya­tı boyunca müezzinlik, imamet, muallimlik, kütüphane memurluğu, İs­tanbul Müftülüğünde vaizlik ve hademe-i hayrat murakıplığı gibi vazi­felerin yanı sıra Vefa Lisesi gibi bazı resmî ve husûsî okullarda da ders vermiştir.
      Abdurrahman ŞerefBey, 1948 yılında İmam Hatip okullarının ku­rulması ve programlarının belirlenmesi için Celâl Ökten (1882-1961) Hoca ile birlikte çalışır ve İstanbul İmam Hatip okulunda tefsir, usûl-i fıkıh, hadis, usûl-i hadis dersleri verir.
       
      1950 yılında İstanbul İl Müftülüğü murakıplığına tayin edilen Ab­durrahman Şeref Güzelyazıcı, Şehzadebaşı, Valide, Bayezit ve Fatih Camilerinde vaizlik, 1963-68 yılları arasında da Fatih Camii'nde fahrî hatiplik görevinde bulunur. 1972'de İstanbul Müftülüğü'ne getirilen ve vefat ettiği 15 Mayıs 1978 tarihine kadar bu vazifesini sürdüren hocaefendinin kabri, Edirnekapı Şehitliği'nde, manevî terbiyesinde bulun­duğu ve halefi olduğu, Gümüşhânevî Tekkesi'nin son postnîşini Tekirdağlı Mustafa Feyzî Efendi nin hulefâsından Serezli Hacı Hasîb (Yardımcı) Efendi'nin hemen yanıbaşındadır.

       
      Eserleri:
       
      Eylül Yapraklan (1938), şiir kitabı.
      Gönül Yolcuları (1944), şiir kitabî.
      Ehl-i Sünnet İnanışının Değişmez Metinleri (1947).
      Din Dersleri (1956).
      Fatih Minberinden Mü'minlere Hutbeler(1966).

      Yayınlanmayan Eserleri:
       
      Hakikat Çiçekleri / Meclisleri, Kırk Defa Kırk Hadis, Yasin Tefsiri, Ayete'l-Kürsî Tefsiri, Usûl-i Hadis Kitabı, Hac Kitabı, Bahar Damlaları (Şiir), Mezar (Şiir), Fâni Gölgeler (Şiir), Ayrılık Çiğdemleri (Şiir), Gönül Şafakları (Şiir), Divan-ı Şeref  (Şiir)
       
      NA'T-İ ŞERÎF2

      ABDURRAHMAN ŞEREF GÜZELYAZICI

      Neşre Hazırlayan: Prof. Dr. Ahmet Turan ARSLAN
       
      mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün
       
      1.    Safâ-yı vechine mir'ât-ı beyzâ-yı zaman âşık
      2.     Leyâl-i zülfüne manzûme-i şems-i cihan âşık
      3.   Leb-i tekvîn-i hilkat münkeşif harf-i vücûdunla
      4.  Müebbed şân-ı aşkında hıtâb-ı "Kün fe-kân" âşık
      5.  Kaşın mi'râcı, îd-i "Kabe kavseyni" tecellîdir
      6.   O mihrâb-ı cemâle nağme-i tekbîr-i cân âşık
      7.  Vuzû-i hasret aldım âteş-i seyyâl-i girmemden
      8.  Namâz-ı valsına koşdukça feryâd-ı ezan âşık
      9.  Sükûn-ı Kubbe-i Ravza'nda gaybî bir lisân var ki;
      10.  Mekîn âşık, mekân âşık, zeban âşık, beyân âşık
      11.  Sabâ-yı feyz-i na'tin âlemi gülzâra döndürdü.
      12.  Bahâr-ı vasf-ı hüsnünle zemîn u âsumân âşık
      13.  Günâhıyle "Şeref" bekler şefaat yâ Rasûlallah
      14.  Durur bâb-ı kabulünde hesabsız bendegân âşık.
       
       2.   Bu Na't-ı Şerif, ilk olarak Reyhan dergisinin Şubat, 2008 tarihli 10. sayı­sında yayınlanmıştır.


      Abdurrahman Şeref
      İstanbul Müftüsü

       
      1.     Senin yüzünün saflığına/berraklığına zamanın pırıl pırıl aynası âşıktır.
      2.     Senin zülfünün siyahına cihanın güneş sistemindeki yıldızlar âşıktır.
      3.     Senin varlığının (bir) harfiyle, yaratılışın var etme dudağı (bir kenarı) orta­ya çıkmış oldu.
      4.     Senin aşkının sânına "kün fe-kân"3 hitabı ebediyyen/ebedî olarak âşık­tır.
      5.     Kaşının mi'râcı/şöyle bir kaldırman, "Kabe kavseyn"4 bayramının tecellîsidir.
      6.      O güzelliğin mihrabına, canın tekbîr nağmeleri âşıktır.
      7.      Akan gözyaşımın ateşinden hasret abdesti aldım.
      8.      Sana kavuşma namazına koştukça, ezanın feryadı âşıktır.
      9.      Senin Ravza'nın kubbesinin sükûnunda öyle gaybî bir lisan var ki;
      10.     Artık sana; ordaki sakin olan da, o mekân da, o güzelliği söyleyen dil ve onun ifadesi olan beyân da âşıktır.
      11.     Senin na'tinin feyzinin tatlı tatlı esen sabâ rüzgarı, dünyayı bir gül bahçe­sine döndürdü.
      12.     Senin güzelliğini tavsif etmenin baharıyla, bütün yer-gök âşık olmuştur.
      13.     Yâ Rasûlallah, bunca günahına rağmen, senin bu "Şeref" adlı ümmetin senden şefaat bekliyor.
      14.     Nitekim senin ümid bahşeden kapında hesapsız/sayısız gönülden bağlıla­rın âşık olmuş durmaktadırlar.
       
       
      3.         Kün fe-kân/Kün fe-yekûn: (Yaratılmış bir şey için) Allah "Ol !" dedi; o da "oldu" / "Ol!" der o da "olur."

      Görsen de ne cism u cansın
      Maksûd-ı uücûd-ı "kün fe-kân"sın (Nesîmî)
       
      4.Bu ifade en-Necm Sûresi 9. ayetinden iktibastır.

      "Sonra (Cebrail ona) yaklaştı, (aşağı doğru) sarktı. Aradaki mesafe; (üst üste getiri­len) iki yay kadar, hatta daha yakın oldu da, o sırada (Allah'ın) vahyetiği şeyi, kulu­na vahyetti." (Necm Sûresi, 8-10)
       
      Araplar, cahiliye devrinde bir ittifak için anlaşacaklan zaman iki yay çıkanr, birini di­ğerinin üzerine koyarak ikisinin "kâb"ini birleştirir, sonra ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlardı. Bu, onlann ihtilafsız anlaştıklanna işaret sayılırdı. "Kâb" ise bir yayın kabzasıyla giriş mahalli olan iki köşe aralığına denir ki, bir yayda iki "kâb" bulunur. Müfessirler derler ki, tam bir yakınlığı tasvir eden bu ifade, peygamber (a.s)'in vah­yi duyduğunun muhakkak olduğunu beyan etmektedir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili, İstanbul Dini Kur'an 1936, VI, 4576-7).
       
       
                     ÖNSÖZ

      Allah'ın, beşeriyet için razı olduğu son İslâm dininde Cuma; tarihî ve içtimaî en mühim bir ibadet günü olduğundan üzerinde titizlikle du­rulması gereken bir kıymet taşır.

      Örnek bir topluluk olması lâzım gelen Müslümanların ulvî ve Kudsi bir tezahür saati bulunan cuma namazı, ne kadar parlak ve ihtişam­lı geçerse, iman yüzü o nispette güler...

      Cuma'nın saltanat ve ihtişamı, mü'minlerin o husustaki dînî ka­idelere ve hatiplerin, hutbe ve namaz esaslarına -tam manasıyla- ri­âyetlerinden doğar. Cuma'nın belkemiğini teşkil eden "Temizlik-Cemaat-Hutbe-Namaz" bilgileri hakkında "Mukaddime" kısmında tafsi­lât mevcuttur.
       
      Bunlar içinde de "Hutbe" Cuma'nın mihrak noktasıdır.

      İnsanı yaratan ,ve ona beyânı talim buyuran Allah Zülcelâl Haz­retleri; ağızları, ilâhî hakikatlerinin bediî muslukları kılmıştır. Bu ağız­ların, ulviyyet ve kudsiyyet bakımından en yüksek beyan mertebesi Cuma hatiplerine mahsustur. Binaenaleyh minberler; Allah'a yükse­lecek hamd ü senaların, ta'zîmât ü tekrîmâtın... Allah kullarına vâki olacak hitapların, mev'ize ve irşad seslerinin pırlanta kelimelerle çağlayanlaşan bir beyan makamı olmalıdır. Dînî neşelerin, ilmî feyz ü bereketlerin bolluğuna rastlayan zamanlara ait hutbe ve hatipler pek gü­zel örnekler teşkil etmişse de kısırlık zamanları, minberlerimizi -maale­sef- hayatiyetten uzaklaştırmıştır.
       
      Hulefâ-i Râşidîn Hazerâtının5 Cuma hutbelerine husûsî surette ha­zırlanmalarından beliren ehemmiyetle, son zamanlarda ekseriyeti teş­kil eden hatiplerin; minberin üst basamaklarında veya cami dolapların­da bırakıp, Cuma'dan Cuma'ya açtıkları hutbe kitapları ndan kekeleye kekeleye okudukları hutbelere ait lâkaydîlik arasındaki ibretli ve kor­kunç ihmal uçurumunu dikkat nazarlarımıza alırsak, günün İslâm ca­miası karşısında, derin derin ağlama ihtiyacını acı acı duymamaya im­kân yoktur.
       
      Hele memleketimizde, Türkçe hutbelerokunmadan önce; dar bir Arapça metnini -hutbe saatine lâyık bir genişliğe mazhar kılmak için-türlü nağmelerle uzatarak îfâ olunan hatiplik6 cidden hazindir.  fatih minberinden müminlere hutbeler
       
      Bu durum karşısında; Cumalarımızı sönüklükten kurtarmak, min­berlerimizden imanlı milletimize verilmesi gereken irşad ve hidâyeti, ahlâkî fazîlet neşelerini sağlamak için yeni hutbeler hazırlamak ve mev'ize kısımlarını Türkçe îrad etmek zarureti hasıl olmuştu.
       
      Bu münasebetle idi ki, hutbe esnasında okunacak âyât-ı celîle ve ehâdîs-i şerif enin; kezâlik bunlara takaddüm eden zikr-i hâlis/öz zikir mahiyetindeki hamd ü senaların, salât ü selâmların, duaların din lisa­nı bulunan Arapça ile okunduktan sonra hutbenin özüyle alâkalı umû­mî bir vaaz ve nasihatin Türkçe îrad olunmasını Diyanet İşleri Riyase­ti muvafık görmüştü.
      Hutbelerin bu suretle okunması, hem dört mezheb imamına ve bugüne kadar Müslümanların amelî icmâına aykırı düşmemek, hem de Müslüman Türklerin istifadelerini temin etmek bakımından çok ye­rinde bir içtihad olmuştu.
       
      5.  Olgun ve örnek halifeler mânâsına gelen "Hulefâ-i Râşidîn"; Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali radıyallâhü anhüm Efendilerimizdir. Bunlar, İslâm dünya­sının dört kıymet direğidir.
       
      6.  Sesi müsait olmayan hatiplerin kekremsi durumlarıyla ağızları musikiye yatkın olanların "On iki makamdan hutbe okudum!" şeklindeki tefahürleri îrad olunan hutbeler in gaye ve manzara tahavvüllerini acınacak bir halde aksettirmektedir.
       
      Bu maksatla, ilk Diyanet İşleri Reisi merhum Rıfat Börekçi'nin emriyle tertiplenen ve 17 Şubat 1927 tarihiyle 50 kadar Türkçe hutbe­yi hâvi bir hutbe kitabı bastırılarak, ihtiyaç kısmen karşılanmıştı.
       
      Sonraları, o hutbelerin mevcudu kalmadığı ve bazı ifadelerin de -zaman muktezâsı-değiştirilmesi uygun görülmekle yine Riyasetin em­riyle -o zamanlar Müşavere Heyeti âzasından bulunan- merhum Ahmed Hamdi Akseki "Yeni Hutbelerim" adı altında iki ciltten ibaret bir hutbe kitabı neşretti.7 Daha sonraları Diyanet İşleri Riyasetine getiri­len merhum Şerefeddin Yaltkaya marifetiyle Türkçe hutbeler de bas­tırılıp alâkalılara yayıldı.
       
      Bir takım şahıslar tarafından da Türkçe hutbeler basılmıştır.8
      Bugün, onların da nüshaları azalmış olduğundan, hutbe oku mak keyfiyeti, ekseriyetle her hatibin isteğine kalmıştır.9
       
      İmam bulunduğum zamanlarda ve müteaddit sebeplerle bazı min­berlerde okuduğum hutbelerim10 mühimce bir yekûn teşkil etmişti. Zarfında mahpus kalan o hutbeleri -hutbe kıtlığında- bastırmayı dü­şünürdüm. Son zamanlarda; kıymetli İstanbulumuzun en şerefli cami­lerinden biri bulunan Fatih Camii Şerifi'ne fahrî hatip tayin olundu­ğum cihetle eski hutbelerimi tekrar gözden geçirmek fırsatını buldum. Arapça kısmını ezber, Türkçelerini yazılı11 olarak okuduğumdan sözle­rim mahfuz kaldı.
       
      7.Birinci cildi 72, ikinci cildi 79 hutbeyi ihtiva eden bu eser, cem'an 151 hutbeden ibaret olarak 1936 -1937 yıllarında basılmış; 1953 tarihinde de iki ciltten, adeden ve meâlen ihtisar edilerek "Hutbe" adıyla neşredilmiştir, içinde 53 hutbe vardır.
       
      8.Alay müftülerinden merhum Mehmed Şakir Efendinin 77 hutbeden ibaret "Hadîkat'ül-hutabâ"sıyla Mustafa Runyun'un hutbeleri bu kabildendir. Bunların dışında, pek tadsız hutbeler de vardır.
       
      9.İstanbul Müftülüğü Vaiz ve Hademe-i Hayrat Murakıbı bulunduğum zamanlarda, vazifem icabı dolaştığım mübarek camilerimizde dinlediğim hutbelerin çoğu üzüntü verecek mahiyette idi.
       
      10.Cihangir'de İlyas Çelebi Camii Şerifinde imam ve hatib bulunduğum müddetçe okuduğum hutbelerimle, İstanbul Fethinin 500. yıldönümü münasebetiyle Fatih Camii Şerifinde; daha sonra Sâdâbâd ve Fetih Camii Şeriflerinde îrad ettiğim açılış hutbelerim bu yekûna dahildir.
       
      11.Fatih CamiiŞerifi fahrî hatipliğine fiilen başladığım Cuma; milâdî 11.1.1965 tarihine ve hic­rî 15 Şaban 1382 Berat Kandili sabahına rastlamıştı. Sözlerimin mazbut bulunması ve kay­bolmaması için Türkçe kısmının irticalen îrâdını münasip görmedim. Bu husustaki isabetimi, Allah'ın izniyle neşretmeye muvaffak olduğum hutbe kitabım ispata kâfidir.
       
      Onları, mü'minler tarafından gösterilen arzular karşısında, umû­mî istifadeye arzetmek için bastırmaya karar verdim. Eski müelliflere uyarak hutbe mecmuama "İrşâdü'l Mü'minîn İlâ Fezâili'd-dîn" adı­nı vermiştim. Fatih minberinden îrad olunmaları cihetiyle de ismine "Fatih Minberinden... Mü'minlere Hutbeler" demek münasip düş­tü. Eski ve yeni zevkleri tatmin etmek emeliyle, her iki ismi tevhîden kullandım. fatih minberinden müminlere hutbeler
       
       
      Hutbelerimin Tertip, Mevzu ve Rumuzlarına Dâir Bilgiler:
       
      Hutbelerimitertip ederken;hatiplerimize, vaizlerimize, İmam ve Hatip Okullarına, din bilgisine âşık okuyuculara yardımcı olmayı he­sapladım. Hatiplerimize hazırlanmış hutbeler takdim etmekle -hutbe tertibindeki güçlükleri fîilen yaşamış bir hatip bulunduğumdan- yardım­cı olduğum açıktır.
       
      Vaizlerimiz için de -hutbenin özünü teşkil edecek âyât-ı celîleye uygun ve bolca hadîs-i şerîf metinleri seçmekle vaaz mevzuu ve levazı­mı hazırlamış oldum.
       
      İmam ve Hatip talebesine ise, hem hutbe, hem vaaz ve nasihat metinleri sunmuş bulunuyorum. Okuyucularımızın da, hutbelerin Türk­çe kısmından tatlı bir istifade içinde kalacaklarını kuvvetle umuyorum.
       
      Hutbelerimin üslûbuna gelince; cemaatimin derece farklarını göz önünde tutmaya çalıştım. Alt kademeyi memnun etmek için yavanlı­ğa kaçmadım. Üst mertebeye hitap edip fazla ilmî ve edebî görünme­ye özenmedim. Orta seviyeyi hedef tutarak mutedil bir ifade mesleği­ni seçtim. Fakat alt ve üstü de büsbütün ihmal etmek istemedim. Bu cihetledir ki, sözlerim, îtidal mecrasını takip ederken, bazen basitli­ğe-, bazen da uçuculuğa örnek olmuştur. Ancak, aşağıya inerken -hut­be üslûbunun hiçbir zaman müsait olmayacağı- ibtizallere düşmediğim gibi, hakikat olmaktan uzak hayal dağlarına da tırmanmadım. Sadece, din lisanının beyan istidadı içinde çalkandım, durdum.
       
      İnsanların çoğu, şahsî zevklerini takdir ve kabul ölçüsü tuttukların­dan dolayı hutbelerimi; edebiyatçılık, gösteriş, kuru lâf gibi töhmetler altında bulundurmak isteyenler olabilir. Altında türlü müfsitlikler, kötü
       
      niyetler, menfî gayeler saklayan bu çeşit hükümlerin ve söylenişlerin çatlak akisleri güzel seslere âşinâ kulağıma kadar gelmiştir. Lâkin, ne zarar?..

      Koca bir Fatih Camii Şerîfi'ni dolduran binlerce kadirşinas Müslümanın içinde birkaç zavallının aleyhimde konuşmasını tabiî karşılama­yacak derecede mantık ve insaf yoksulu muyum?..
       
      Ben, Müslümanlara ve dine hizmet ederek, Allah'ın rızasını tahsi­le çalışan nâçiz bir kulum. Nâz ü niyazım Rabbimedir, mükâfatımı O'ndan bekliyorum.

       
        Hutbelerimdeki Rumuzâtın İzahına Gelince:
       
      Bu remizlerden bir kısmi;hutbenin Arapça metnine aittir ki: (ahmeduhû) ve (neşhedü) (sallâllahu teâlâ) (husûsan minhüm) (emma ba'dü) bölümlerinden ibarettir.
      Bunlar hakkında gereken bilgiler mukaddimede yazılmıştır.
       
      İkinci kısım remizler de âyetlerden sonra sûre isminin bitişiğinde­ki, meselâ (3/8) şeklindeki işaretlerdir. Çizginin üstündeki rakam, sû­renin sıra numarasına; altındaki aded ise âyetin sayısına aittir. Yuka­rıdaki misâl, "Üçüncü sûre olan, Âl-i Imran Sûresi'nin sekizinci âye­ti" demektir.
       
      Hadîs-i şerîflerde de (/) çizginin üstüne ve altına rakamlar konul­muştur. Hadîs kitabının adı yazıldıktan sonra, zikrolunan hadîs-i şerifin cilt numarası çizginin sağına, sahife sayısı da soluna yazılmıştır. Mese­lâ: (15/1 ), Buhârî'nin birinci cildine ait on beşinci sahife demek­tir. Müslim, Tirmizî, Ebû Davud, Neseî, İbn-i Mâce, Muvattâ, el-Câmi-ü's-sagîr, et-Tâc kitapları da Buhârî gibidir. Lâkin, Meşâriku'l Envâr ile Riyâzü's Sâlihîn gibi matbu hadîs metinlerinde -her bâb'a ait hadîs-i şerîfler numaralandığı cihetle- çizginin sağ tarafı sahife numarasını, sol kısmı hadîsin sayısını bildirir.
       
      Meselâ, "28/66 remzi; Meşârik'in altmış altıncı sahifesinin yirmi sekiz numaralı hadîs-i şerîfi demek olur. Kezâlik, " 11/365  " remzi; Riyâzü's Sâlihîn metninin üç yüz altmış beşinci sahifesindeki on bir numaralı hadîs-i şerîfe işarettir. "Râmûzü'l Ehâdîs" gibi bir ciltten ibaret metin olup hadisleri numaralanmayan kitap­ların yalnız sahif e numarası yazılmıştır.

      Remizlerin rakamları, elimde bulunan kitaplara ait olduğundan, fihristte zikrolunankitap isimlerini gözden geçirmek lâzımdır.
       
      Hadîs-i şerîflerin seçilmesinde -hadis usûlündeki esaslar dâhilinde titizlik gösterilmiştir.

      Hutbelerimin Arapça metinlerini yazmak hususunda büyük hiz­meti geçen kıymetli hattat Gedikpaşa Camii Şerifi îmam ve Hatibi Saim Bey kardeşime teşekkürü vazife bilirim.12

      Bu kitap, hutbelerimizin birinci cildini teşkil edip altmış altı hutbe­denibarettir. Bundan sonra inşâallah ikinci cildini neşretmek niyetin­deyim. Tevfik Allah'tandır.13
       
       
      4 Kasım 1965
      Fatih - İstanbul

      12.Merhum Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı Hocaefendinin bahsettiği, Merhum Hattat Saim Özel (1919-2005) Bey tarafından yazılan Arapça metinler kitabın ilk baskılarında yer almak­tadır. Yayınevimiz tarafından neşredilen bu baskıda Arapça metinler bilgisayarda yeniden dizdirilmiştir.
       
      13.Kitabın ikinci cildi 1970 senesinde neşredilmiştir. "Mü'minlere Hutbeler" kitabının elinizdeki yeni dizgisinde ise konu bütünlüğü esas alınmaya çalışılmış ve hutbelerin yerlerinde bazı de­ğişikliklere gidilmiştir.
       
       
       
      İÇİNDEKİLER
       
      1.    CİLT 
       
      1.Hutbe : Muhammed Ümmeti ve Faziletleri
      2. Hutbe : Yaratılış ve Allah’a Dönüş Hikmeti
      3. Hutbe : Hakk’a Doğru
      4. Hutbe : islam Dini
      5. Hutbe : Fıtrat Dini ve inanışları Koruma
      6. Hutbe : iman yolu
      7. Hutbe : insan ve iman
      8. Hutbe : Hayat ve iman Şuuru
      9. Hutbe : iman ve imtihanlar
      10. Hutbe : Din ve Takva
      11. Hutbe : Allah Bilgisi
      12. Hutbe : Allah Korkusu
      13. Hutbe : Zikrullah ve Bereketleri
      14. Hutbe : Allah Muhabbeti ve Rasulüne Sevgi
      15. Hutbe : Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolu
      16. Hutbe : İyilikleri Yaymak, Kötülüklerden Sakındırmak
      17. Hutbe : Vaaz ve Nasihat
      18. Hutbe : Allah Rabıtasına Sarılmak
      19. Hutbe : Din İlminin Yüceliği
      20. Hutbe : Alimlere Saygı
      21. Hutbe : İnsanın Şerefi ve Saadeti
      22. Hutbe : Hakiki Mutluluk ve Sebebleri
      23. Hutbe : Temizlik ve Çeşitleri
      24. Hutbe : Olgun Mü’minin Alametleri
      25. Hutbe : Helal ve Haram
      26. Hutbe : Koşup Çalışma
      27. Hutbe : Vakitleri Boşa Harcamak
      28. Hutbe : Canla Malla Savaşmak
      29. Hutbe : Zenginlik ve Mal
      30. Hutbe : Rüşvet Afeti
      31. Hutbe : Hırs ve Tamahkarlık
      32. Hutbe : Ahlak Güzellikleri
      33. Hutbe : Nesil ve Irz Hakları
      34. Hutbe : Nikah ve Saadetleri
      35. Hutbe : Karı Koca Hakları
      36. Hutbe : Kendimizi ve Ehlimizi Cehennemden Korumak
      37. Hutbe : Kadınlar ve Neslin Korunması.
      38. Hutbe : Ana ve Babaya İyilik
      39. Hutbe : Ailelerde Babalar
      40. Hutbe : Ailelerde Anneler
      41. Hutbe : Ailelerde Çocuklar
      42. Hutbe : Ev İdaresinde Mühim Meseleler
      43. Hutbe : İnsanları Mal, Evladü İyal Fitneleri Hakkında Uyarmak
      44. Hutbe : Hısımları Sevmek ve Ziyaret Etmek
      45. Hutbe : Komşulara Saygı ve Haklarına Riayet
      46. Hutbe : Yaratılmışlara Acımak ve Merhamet Göstermek
      47. Hutbe : İtaat
      48. Hutbe : Ramazan Ayına Hazırlık
      49. Hutbe : Ramazan Hazırlıkları
      50. Hutbe : Kur’an ve Mübarek Ramazan
      51. Hutbe : Kur’an ve Ramazan
      52. Hutbe : Ramazan ve Orucun Faziletleri
      53. Hutbe : Ramazan ve Adabı
      54. Hutbe : Kadir Gecesi
      55. Hutbe : Ramazan Sonu
      56. Hutbe : Ramazan’a Veda
      57. Hutbe : Ramazan Ayrılıkları
      58. Hutbe : Ramazan Bayramı
      59. Hutbe : Ramazan Bayramı
      60. Hutbe : Zülhiccenin On Günleri ve Teşrik Tekbirleri
      61. Hutbe : Kurban Bayramı 1
      62. Hutbe : Kurban Bayramı 2
      63. Hutbe : Cuma ve Kurban Bayramı
      64. Hutbe : Tevbe ve İstiğfar
      65. Hutbe : Feyizli Aylar ve Günler
      66. Hutbe : Zülhicce’nin On Günleri Kurbanlıklar, Teşrik Tekbirleri
      67. Hutbe : İlahi Ay "Muharrem"
      68. Hutbe : Muharrem ve Aşura .
      69. Hutbe : Aşura Günü
      70. Hutbe : Rebiülevvel’in Saadet Nurları
      71. Hutbe : Fahr-i Kainatın Hakikati ve Doğumları
      72. Hutbe : Mevlid-i Saadet ve Envar-i Muhammed (s.a.v.)
      73. Hutbe : Veladet-i Ahmediyye’nin Gizli Nurları
      74. Hutbe : Rasul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in Feyzü Bereketleri
      75. Hutbe : Hayat ve Muhammed Rasulullah (s.a.v.)
      76. Hutbe : Rasul-i Ekrem ve Mukaddes Kitaplar
      77. Hutbe : Peygamber yolu
      78. Hutbe : Eshab-ı Kiramın Faziletleri
      79. Hutbe : Regaib Gecesi
      80. Hutbe : Regaib Gecesinin Saadetler Sabahı
      81. Hutbe : Regaib Gecesi’nin Sabahı
      82. Hutbe : İsra ve Mirac Gecesi 1
      83. Hutbe : İsra ve Miraç Gecesi 2
      84. Hutbe : Berat Gecesi 1
      85. Hutbe : Berat Gecesi 2
       
      2.CİLT
       
      1.    Hutbe : Kainatta Kur’an Nuru
      2. Hutbe : Hayat ve Kur’an
      3. Hutbe : Kur’an Hakikat Ölçüsüdür
      4. Hutbe : Kur’an’a Uymak
      5. Hutbe : Kur’an Bilgisi ve Öğrenme Şerefi
      6. Hutbe : Kur’an Bereketleri
      7. Hutbe : Kalplerin Korunması
      8. Hutbe : Kalpler ve Sırları
      9. Hutbe : Namaz İbadeti
      10. Hutbe: Namazın Faziletleri
      11. Hutbe: Cemaatle Namaz
      12. Hutbe: Namazı Bırakmak
      13. Hutbe: Cumanın Şerefi ve Adabı
      14. Hutbe: Cuma Namazı ve Adabı
      15. Hutbe: Zekat ve Sadakalar
      16. Hutbe: Hac İbadeti
      17. Hutbe: Hac ve Nafilesi
      18. Hutbe: Eşya Üzerinde İbret Görüşleri
      19. Hutbe: Kur’an Hakikatları ve Nurları
      20. Hutbe: Düşünceler ve Uyanışlar
      21. Hutbe: İbretlerden Nasihat, Başkalarından İbret
      22. Hutbe: Dini Hakikatları Korumak
      23. Hutbe: Din ve Bid’atlar
      24. Hutbe: Dinimizde Akıl Hakkı
      25. Hutbe: Cahiliyyet Hurafeleri
      26. Hutbe: Kahinlerin, Bilicilerin Yalanları
      27. Hutbe: İbadetlere Rağbet, Şehevattan Kaçınmak
      28. Hutbe: Mü’minler Muhabbeti, Salimler Sohbeti
      29. Hutbe: Allah Yolunda Mücahede
      30. Hutbe: Günahlardan Kaçınmak
      31. Hutbe: Dinsizliğin Afetleri
      32. Hutbe: Mü’minler Kardeşlerdir
      33. Hutbe: Müslümanlar Arasında Birlik
      34. Hutbe: İnsanlar Arasını Düzenlemek
      35. Hutbe: Dünya Yalancı Bir Hayattır
      36. Hutbe: Dünya Muhabbeti Hataların Başıdır
      37. Hutbe: Dünya Hayatını Ahiret Hayatından Üstün Tutmanın Afetleri
      38. Hutbe: Dünya Hoşnutluğu, Ahiret Unutkanlığ
      39. Hutbe: Hakiki Saadetin Sebebleri
      40. Hutbe: İnsanları Hayır ve Fazilete Davet
      41. Hutbe: Nur ve Karanlıklar
      42. Hutbe: İman Ağacının Gölgeleri Altında yaşamak
      43. Hutbe: Hak Söz ve Hakkı Söylemek
      44. Hutbe: Hak Nuru
      45. Hutbe: Hayat Hakkı
      46. Hutbe: Hayvanların Hakları
      47. Hutbe: Zulüm ve Acı Neticeleri
      48. Hutbe: Zina ve Acı Neticeleri
      49. Hutbe: İçki ve Kumarın Afetleri
      50. Hutbe: Hased ve Münafıklığın Afetleri
      51. Hutbe: Hased ve Nifakın Afetleri
      52. Hutbe: Büyüklenmek ve Kendini Beğenmek
      53. Hutbe: Zan, Tecessüs, Gıybet
      54. Hutbe: İsraf ve Saçıp Savurmak
      55. Hutbe: Haksız Yere Cana Kıymak
      56. Hutbe: Fesad Zuhurunda Kullara İlahi Tehdid
      57. Hutbe: Korkunç Tecelliler ve İlahi İrşad
      58. Hutbe: Kader ve Kazaya İman
      59. Hutbe: Rızık ve Ecel
      60. Hutbe: Fakir ve Zengin
      61. Hutbe: Zenginlerin Vazifeleri
      62. Hutbe: Öfkeyi Yenenler, İnsanları Afvedenler
      63. Hutbe: Sabrın Güzellikleri
      64. Hutbe: Şükrün Güzellikleri - 1
      65. Hutbe: Şükrün Güzellikleri - 2
      66. Hutbe: İslamda Ticaret
      67. Hutbe: Helalden Mal Kazanmak
      68. Hutbe: Mal Korumak
      69. Hutbe: İslamda Cihad
      70. Hutbe: İslamda Tevekkül
      71. Hutbe: İslam Dininde Dua
      72. Hutbe: İman ve Salih Ameller
      73. Hutbe: Baki Kalacak Yararlı İşler
      74. Hutbe: Fani Günler, Bakı Ahiret Binekleridir
      75. Hutbe: Ölüm ve Hayat
      76. Hutbe: Ölüm ve Ötesi
      77. Hutbe: Ahiret Korkusu
      78. Hutbe: Nafile İbadetler
      79. Hutbe: Dinsizlik ve Musibetleri
      80. Hutbe: Adalet ve Vazifeler
      81. Hutbe: İstanbul ’un Fethi
      82. Hutbe: Sadabad Cami-i Şerifi’nde Açılış Hutbesi
      83. Hutbe: Fetih Camiinde Açılış Hutbesi
       

       
       
      Kalem Yayınvi, Abdurrahman Şeref Güzel yazıcı Fatih Minberinden Müminlere Hutbeler adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758907076
      MarkaKalem Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9789758907076

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.