• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Fıkıh Usulü, Fahrettin Atar

      Fıkıh Usulü, Fahrettin Atar
      Fıkıh Usulü, Fahrettin Atar
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      45,00 TL
      İndirimli Fiyat (%40) :
      27,00 TL
      Kazancınız 18,00 TL
      27.00 www.goncakitap.com.tr
      9,45 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                Stoktan Kargo 

      Kitap              Fıkıh Usulü 
      Yazar             Prof. Dr. Fahrettin Atar 
      Yayınevi         İFAV Yayınları - Marmara İlahiyat Vakfı
      Etiket Fiyatı    45 TL
      Kağıt  Cilt       2.Hamur  - Karton Kapak Cilt
      Sayfa  Ebat    504 Sayfa - 16x23.5 cm
      Yayın Yılı        2014
      ISBN               9789755481746

            
      Marmara ilahiyat vakfı yayınları ( ifav ), Prof. Dr. Fahrettin Atar tarafından yazılan Fıkıh Usulü adlı kitabı incelemektesiniz.
      Fıkıh Usulü kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartlarıbilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       
                        FIKIH USULÜ  -  FIKIH USÜLÜ
                            Fıkıh usulü  -  fıkıh usülü
       
                 ÖNSÖZ

      Eski milletlerin hepsinin kendilerine mahsus kanunları, hukukları vardı ve bunlar müdevven hale getirilmişti. Bununla beraber mücerret ve nazarî olarak hukuk ilminden bahseden bir eser, meydana getirilmemişti. Bu konuda ilk eseri, İmâm Şafiîi (öl. 204) er-Risâle adıyla te'lif etti. Bu faaliyet, müslümanların hu­kuk ilmi üzerinde çalışma mahsullerinin en büyüklerinden birini teşkil eder. Müs­lümanların usûlü'l-fıkh ( Hukukun kökleri, kaynakları) adını verdikleri bu ilim, hukuk felsefesinden, hükümlerinin kaynaklarından (delillerinden), teşri' pren­siplerinden, nassların tefsir ve tatbikatından bahseder. Usulü fıkh
       
      İslamhukukçuları, bu sahada çeşitli metodiarla yüzlerce eser meydana ge­tirmişlerdir. Bunlardan bir kısmı basıldığı halde bir kısmı hâlâ yazmalar halinde kütüphanelerde bulunmaktadır. Bunların da neşre hazırlanıp ilim âleminin isti­fadesine sunulması faydalı olacaktır. Fıkıh usulü sahasında, zamanımızda gerek diğer islam ülkelerinde (Arap âleminde) ve gerekse ülkemizde bazı çalışmaların yapıldığım ve Arapça yazılmış yeni neşriyattan bazılarının "İslam Hukuk Felse­fesi", "İslam Hukuk Metodolojisi", "İslara Hukuk Usulü", "Fıkıh Usulü" ad­larıyla Türkçeye terceme edildiğini görmekteyiz. Bu kitabın bu ilme küçük bir katkısı olacağı ümidindeyiz.

      Şu anda İlahiyat Fakültelerinin ders programlarında İslâm Hukuk Usulü dersi yer almaktadır. Bu kitabı, öğrencilerin programda yer alan bu dersin konularını kolayca takip etmelerini sağlamak gayesiyle hazırlamış bulunuyoruz.
       
      Kitabımızdabir giriş ve sekiz bölüm bulunmaktadır. Giriş'te Fıkıh Usulü­nüntarifi, konusu, gayesi, tarihçesi ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde aslî ve fer'i deliller tetkike tabî tutulmuştur. İkinci bölümde, Hâkim, hüküm, mahkûmun fîh konuları işlenmiştir. Üçüncü, döndüncü, beşinci bölüm­lerde nasslardan hüküm çıkarma yolları incelenmiş, lafızlarla ilgili konulara yer verilmiş, tearuzu 'l-edille ve mekâsidü'ş-şerîa anlatılmıştır. Altıncı bölümde ictihâd, taklîd, iftâ, kaza, tahric mefhumları tetkik altına alınmıştır. Yedinci bölümde fıkıh tarihi, sekizinci bölümde ise fıkıh mezhepleri incelenmiştir. FIKIH USULÜ
       
      Eseri, ilmî çalışma usûllerine riâyet ederek hazırladık. Yeri geldikçe istifade ettiğimiz kaynakları dipnotlarda gösterdik. Okuyucunun, eseri kolaylıkla takip edebilmesi için, transkripsion işaretlerini uygulamadık. Fakat bazı âyet ve ha­dislerle, bazı ıstılahları Arapça harflerle vermeyi faydalı bulduk.
       
      Bu kitabın basılmasında emeği geçenlere, kendilerinden istifade ettiğim hocalarıma, arkadaşlarıma, kitabın baskı işlerini takip eden Hüseyin Kader'e teşekkür eder, bu çalışmamı faydalı kılmasını Cenâb-ı Hak'dan niyaz ederim. ( fıkıh usülü kitap , ifav yayınları , fıkıh usulu fiyat , fıkıh usülü kitabı, Fahrettin Atar FIKIH USUSLÜ, prof.dr.fahrettin atar fıkıh usulü kitabı. marmara üniversitesi ilahiyat vakfı yaynları )
       
       Prof. Dr. Fahrettin Atar
       İstanbul - 2002
       
                    Giriş
       
      i. fıkıh usulü
       
      A-  fıkıh usûlü'nün tarifi
       
         Fıkıh ilminin bir dalı, fürû:   Tatbikî Hukuk), diğer dalı ise usûl
       
      1: Nazarî Hukuk'dur. Fıkıh denince, genellikle bu ilmin fürû' dalı kas-dedilir.
       
      Fıkıh ilminin diğer dalı olan usûlü'I-fıkh, bir isim tamlaması (izafet terki­bedir.1 Bu ilme, bazen tamlamanın basma ilim sözü eklenerek Umu usûli'1-fıkh denildiği gibi, bazen de fıkıh lafzı çıkarılarak sadece İlmu'1-usûl denir.2 Bugün fıkıh usûlü tabirinin karşılığı olarak İslâm Hukuk Felsefesi, İslâm Hukuk Meto­dolojisi, İslâm Hukuk Usûlü, İslâm Teşri' Usûlü, İslâm Hukuku Nazariyatı gibi terimlerin kullanıldığını görmekteyiz.
       
      Burada bu isim tamlamasının parçalarını teşkil eden usûl ve fıkıh terimleri üzerinde ayrı ayrı bilgi verilecektir. Ayrıca izafet terkibi olarak usûlu'l-fıkh'ın manası zikredilecek ve bir ilmin özel adı olarak usûlu'l-fıkh'ın tarifi yapılacaktır.
       
      a-   Usûl
       
      Bu kelime, asi     s'inçoğulu olup luğatta temel, esas, kök, dayanak gibi manalara gelir.3 Usûl, ıstılahta râcih, kaide, müstashab ve delil manaların­da kullanılır. Şimdi bu terimleri kısaca izah edelim.
       
      Râcih:"Kelâmda asi olan maaa-yi hakikîdir" ifadesinde asi, râcih anlamın­dadır. Yani kelâmın mecazî değil de hakikî manasına hami olunması tercih olı>-nur, demektir. "Kitâb(Kur'ân), kıyasa nisbetie asıldır" sözünde asi, tercih anlamındadır. Yani Kur'ân delil olma yönünden, kıyasa tercih olunur, demektir.
       
      Kaide:"Lâşe'nin zaruret içinde bulunan insan tarafından yenilebileceği, asi olanın hilâfmadır" sözünde asi, kaide anlamındadır. "Bu babda asi olan budur" denir ki, bu konuda kaide budur, demektir.
       
      1  Âraidî   Ihkâm, I, 7; Molla Hüsrev, Mir'ât, s. 11; Büyük Haydar Efendi, s. 7-8.
      2  Seyyîd Bey, I, 61.
      3  Mir'âU s. 18; Fevâtih, I, 8; Büyük Haydar Efendi, s. 8.
       
      Müstashab: "Berâet-i zimmet, asıldır" ifadesinde asi, müstashab anlamında kullanılmıştır.4 Yani aksi sabit oluncaya kadar kişi, suçtan, mes'uliyetten, gü­nah ve borçtan beri (uzak) olduğu kabul edilir, demektir.
      Delîl: "Bu mes'elenin astı, icmâ'dır" ibaresinde "asi, delîl anlamındadır. Yani bu mes'elenin delili, İcmâ'dır, demektir. Usûlü'l-fıkıh terkibinde asi (c.usûl) delîl anlamında kullanılmıştır.
       
      b- Fıkıh:

      Fıkıh kelimesi lügatta bir şeyi bilmek, anlamak manasına gelir. Kur'ân'da fıkıh kelimesi mutlak ilim için değil, ince anlayış, keskin idrak ve konuşanın ga­yesini anlamak manalarında kullanılmıştır.5 Şu halde fıkıh bir şeyin künhüne va­kıf olarak ve deliliyle birlikte bilmek anlamına gelmektedir.
       
      Hanefîler Fıkıh'ı ıstılâh'ta "kişinin amel yönünden lehine ve aleyhine olan şer'î hükümleri bir meleke halinde bilmesidir" şeklinde, Şâfiîler ise "şer'î-amelî hükümleri yani ibâdet, muamelât ve ukûbât'a ait hükümleri, tafsili delillerinden çıkararak bilmektir" şeklinde tarif etmişlerdir6. Bu iki tarifin lafızları farklı ol­makla birlikte, aynı manayı ifade etmektedirler. Çünkü Hanefîler bilmek (ma'-rifet) tabirinden "delilinden çıkararak bilme, meleke ve iktidarı" manasını kastetmişlerdir.
       
      Fıkh'ın şu şekilde de tarifi yapılmıştır: "Fıkıh, ibâdet, ukûbat ve muamelâ­ta ait şer'î hükümlerin hey'et-i umûmiyesidir"1
       
      Şer'î hükümleri, delillerinden çıkarak bilen âlime fakîh denir ki, müctehid demektir. İctihâd ve istinbât melekesine mâlik olmayan bir kişiye, ne kadar çok fıkhî meseleyi öğrenmiş ve ezberlemiş olsa da fakîh (hukukçu) denmez. Bu kişi­lere âlim denir. Âlim başka fakîh başkadır. Aralarında fark vardır. Her fakîh âlimdir. Fakat her âlim fakîh değildir. Ancak bu kişilere mecazî olarak fakîh denir.
       
      b-  Fıkıh Usûlü'nün Terkip manası
       
      Bu tamlamada usûl kelimesinin delîl anlamında kullanıldığını kabul etmek daha uygun düşmektedir. Zira Fıkıh, aklî bir şekilde deliller üzerine oturtulmuş, bina edilmiştir.
       
      Buna göre Usûlu'l-fıkh "fıkhın delilleri", "Fıkh'a mahsus deliller" "fıkh'ın kökleri", "hukukun kökleri" demektir8 Ancak Fıkıh Usûlü bir ilim dalı olarak ıstılahta terkib manasından daha farklı ve daha geniş konuları ihtiva etmekte­dir. Çünkü fıkıh usûlü ilminde fıkhî delillerden bahsedildiği gibi, şer'î hüküm­lerden, istinbât kaidelerinden ve benzeri konulardan da bahsedilir.
       
      4Bazı müelliflere göre bu kaidede geçen asi, râcih anlamındadır.
      5bk. Nisa, 78; Hud, 91.
      6Arapça metinler için bk. Mir'ât s. 15-16.

      7Bilmen, I, [4
      8Büyük Haydar Efendi s. 9;     Hâmidullah,    "İslam Hukukunun    Kaynaklarına Dair Yeni Bir Tetkik", trc. B. Davran, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İstanbul,  1953, c.  1, sayı, 1-4, s. 64.
       
      c-       Fıkıh Usûlünün Istılahı Tarifi9
       
      Fıkıh usûlü iki şekilde tarif edilebilir: Fıkıh usûlü:
       
      1-    Şer'îhükümlerin, tafsili delillerden çıkarılmasını (istinbâtını) mümkün kı­lan kaideleri ve icmali delilleri öğreten bir ilimdir.   Veya,
       
      2-    îstinbât kaideleri ve icmâlî delillerdir.
       
      Şu halde bu ilim bize bir takım kaideler öğretecek10 biz de bir mes'ele hak­kında anlamak, öğrenmek istediğimiz şer'î hükmü, o kaideler yardımıyla özel delillerinden çıkaracağız.'1 Meselâ, ben namazın farz olup olmadığını bilmiyo­rum. Bilmek istediğim bu meçhule Mantık ve Usûl ilimlerinde "matlûb-i haberi" adı verilir. Bunun için önce şer'î delillerden Kitâb'a bakar ve "namazı dosdoğru kılınız "âyetindeki12 emri görürüm. Fıkıh Usûlü kaideleri arasında "vücûba manî bir karine bulunmadıkça emir sıygası, vücûb ifade eder" kaidesi bulunur. Ben bu usûl kaidesini kullanır ve bir mantık kıyası kurarak namazın farz olduğu hük­müne şöyle varırım:
       
      Matlûb-ı Haberi: Namaz farzdır.
       
      Küçük önerme: Çünkü Allah "namazı dosdoğru kılınız" âyetiyle namazı emretmiştir.
       
      Büyük önerme: Allah'ın yapılmasını kesin olarak istediği (emrettiği) her şey farzdır.
       
      Netice: O halde namaz da farzdır.
      Ben zina'nın haram olup olmadığını bilmiyorum. Bunu öğrenmek istiyorum. Şer'î delillerden Kitâb'a baktığım zaman "zinaya yaklaşmayın" âyetindeki nehyi görürüm. Fıkıh usûlü kâdileri arasında "Haram kılmayı engelleyici bir karine bulunmadıkça nehy sıygası hürmet ifade eder" kaidesi bulunur. Ben bu usûl ka­idesini uygulayarak zinaya yaklaşmanın haram olduğu hükmüne şöyle varırım: '  Matlûb-ı Haberi: Zina haramdır.
       
      Küçük önerme: Çünkü Allah, "zinaya yaklaşmayın" âyetiyle zinaya yak­laşmayı yasaklamıştır.
       
      Büyük önerme: Allah'ın kesin olarak yasakladığı her şey, haramdır.
       
      Netice: O halde zina da haramdır.
      Aynı şekilde bu ilim bize kitab, sünnet, icmâ, kıyas gibi icmâlî deliller hak­kında da bir takım bilgiler öğretecek biz de bu bilgiler yardımıyla icmali delille­rin hüccetliklerini, kendileriyle istidlal ederken mertebelerinin ne olduğunu ve

      9. Molla Hüsrev, bu ilme ait iki tarif nakletmektedir: Mir'ât, s. İİ ve 14:
      10Burada birkaç usûl kaidesi zikredelim:' 'İbâhe karinesi bulunanca emir siygası, ibâhe ifade eder" "Hâss lafız, kat'î hüküm ifade eder."'müervel hâss, zannî hüküm ifade eder" (Mir'at, s. 20).
      11Fevâtih, s. I, 9.
      12Bakara, 43.
      13İsrâ, 32.
       
      bu delilleri ilgilendiren her türlü hususları öğreneceğiz.
      İşte bir kişi, istinbât kaidelerini ve icmâlî delilleri bu ilmin yardımıyla öğre­nir ve nasslardan hüküm çıkarma melekesini elde ederek müctehid mertebesine ulaşır.
       
       
      B-  FIKIH USÛLÜ'NÜN KONUSU
       
      Âlimlerin, Fdtıh Usûlü'nün konusu ile ilgili görüşlerini şu dört maddede özet­leyebiliriz:
      1-  Deliller, ictihâd ve tercihtir.
      2-  Şer'î hükümlerdir, dolayısıyla şer'i delillerdir.
       
      3.Şer'î delillerdir, dolayısıyla şer'î hükümlerdir.
      4.Şer'î hükümler ve şer'î delillerdir14
      Biz bu ilmin konusunun şer'î deliller ve şer'î hükümler olduğunu kabul edi­yoruz. Çünkü usûlcü, teşri ve hüküm çıkarma açısından delillerle meşgul olur ve şer'î hükümlerin nasıl çıkarılacağını gösterir. Şu halde fıkıh usûlü'nün konu­su Şer'i Deliller ve Şer'i Hükümlerdir. Bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi verelim.

      Usûl âlimi, Fıkıh Usûlü ilminde şer'î hükümlerin çıkarıldığı Kitab, sünnet, icma ve kıyas gibi delillerden icmali bir şekilde bahseder. Delilleri hüküm çıkar­ma, teşri' (kanun koyma) açısından inceler, delillerden hüküm çıkarırken hangi esaslara uyulması gerektiği üzerinde durur. Aynı şekilde usûlcü, şer'î deliller ara­sında tearuz vukuunda hangisinin diğerine tercih edileceğine dair esasları tesbıt
      eder. Bu ilmin konulan arasında istihsân, istishâb, maslahat, örf-âdet, sedd-i zerâyi' gibi fer'î deliller bulunur. Hikmet-i teşrî, mekâsidü'ş-şerî'a gibi fıkh'men faydalı ve en önemli esasları dahi bu ilmin konuları arasında yer alır. Hüsün-kubuh, irâde hürriyeti, hikmet-i ilahiyye gibi Kelâm ilmine ait konular da FıkıhUsûlü ilminde tetkike tabi tutulur. Vücûb, hürmet, sıhhat, fesâd, rükün, şart,
      illet gibi hükümler, zimmet, ehliyet gibi mefhumlar, hâss, âmm, müşterek, müevvel, mecaz, kinaye, hafî, müşkil, emir, nehiy gibi lafızlar Fıkıh Usûlü ilminin konulan arasında bulunur.          
                                    
      " Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Fıkıh Usûlü ilmi, kıs­men İslâm Hukukunun hikmet-i teşri'iyesini, kısmen kelâm ilminin konularım, kısmen de her dil'e şâmil ve tatbiki kabil dil kaidelerini tetkik eder. Usûlcü, bu tetkik ve incelemeleri esnasında Lügat, Sarf, Nahiv, Mantık, Kelâm ve Fıkıh gi­bi ilimlerden faydalanır.15
       
      C— FIKIH USÛLÜ'NÜN GAYESİ VE FAYDALARI
       
      a- Gayesi:

      Bu ilmin gayesi, şer'î hükümlerin, şer'î delillerden nasıl ve ne şekilde çıkarı­lacağını öğretmektir. Burada ifade edelim ki, şer'î hükümlerin hakikatlerine bü­tün şartlanyla vukuf kesbetmek, ancak bu ilim sayesinde mümkün olabilir. Fıkıh
      14 Mir'ât, s. 87; Hâdimî, s. 3; Sava Paşa., II, 45; Şâkiru'l-Hanbelî, s. 33. İS  Seyyîd Bey, I, 87; Şâkiru'i-Hanbelî, s. 38-40.
       
      Usûlü ilminin koyduğu kaideleri bilmeyen bir kimse, tefsfir, hadîs ilimlerini bilse bile, şer'î hükümlerin hakikatlerine nüfuz edemez. Aynı şekilde Kur'ân ve Sün-net'in ihtiva ettiği hükümleri hakkıyla anlamak için dil ilimlerini bilmek de kâfi değildir. Fıkıh Usûlü ilminde de ihtisas yapmak gerekir. Müctehidler ictihâdla-rında, fakîhler hüküm istihrâcmda bu ilmin kaide ve esaslarından son derece fay­dalanırlar. Bu ilmin esaslarını bilmeyenler, Kur'ân ve Sünnet'ten hüküm çıkarırken hata edebilirler. Sonuç olarak diyebiliriz ki, bu ilmin esaslarım öğre­nen bir fakîh, hüküm istinbâtında isabetli neticelere varabilir. İsabetli kararlara varabilen ve onları hayatına tatbik eden bir âlim ise dünya ve âhiret saadetini kazanabilir.16
       
      b- Faydaları:17
       
      Fıkıh Usûlüilmi, Kur'ân ve Sünnet'den hüküm çıkarmayı amaçlayan bir ilimdir. Bu ilmin tahsilinden elde edilecek faydaları şöyle sıralayabiliriz:
       
      1.Kişi bu ilimde mütehassıs olunca, Kur'ân ve Sünnet'in aşağı-yukan bü­tün lafızlarını öğrenmiş olur.
      2.İnsan bu ilim sayesinde müctehidler tarafından hükümlerin ne suretle çı­karıldığını, hangisinin rey ve ictihâdianmn diğerlerine üstün bulunduğunu bile­bilir. Dolayısıyla müctehidlerin, istinbât ve ictihâd etme yollarım ve bunların Fıkıh'a ne kadar hizmetlerinin geçtiğini müşahade eder.
      3.Fıkıh kitaplarındabulunan hükümlerin delilleri ve bu hükümlerin hangi­lerinin Kur'ân ve Sünnet'den çıkarıldığı ve hangilerinin müctehidlerin içtihâdla-rma dayandığı, bu ilmin yardımıyla bilinebilir.
      4.Cenâb-'ı Hakk'ın dinî hükümleri koyarken gözettiği maksad ve gayesinin ne olduğu (hikmet-i teşri') bu ilim vasıtasiyle öğrenilebilir.
      5.Bu ilimde ihtisas yapanların, hukukî, kanunî bilgileri artar ve muhakeme kudretleri gelişir, hukuk nosyonları (hukuk melekesi) teşekkül eder, Kur'ân ve Sünnet'den hata yapmadan hüküm çıkarabilirler.

      C-  FIKIH USÛLÜ İLE FIKIH VE FIKIH KAİDELERİ ARASINDAKİ FARKLAR
       
      a- Fıkıh ile Fıkıh Usûlü Arasındaki Fark:

      Fıkıh ilminin konusu, mükellefin hukuk düzeniyle ilgili fiilleri ve bu fiille­rin hükümleridir. Fakîh, mükellefin ahş-veriş, kiralama, şirket, rehin, vekâlet, namaz, vakıf, hırsızlık ve benzeri fiillerinin her birine ait şer'i hükmün ve delilin ne olduğunu araştırır. Biraz önce de geçtiği gibi Fıkıh Usûlü, şer'î hükümleri, tafsili delillerden istinbât etmek için gerekli kaideleri öğreten bir ilimdir. Mesela, emir siygasının vücûb, nehiy sıygasının hürmet ifade ettiğini bize Fıkıh Usûlü

      16Mir'ât, s. 24; Sava Paşa, II, 46; Büyjük Haydar Efendi, s. 18.
      17Seyyîd Bey, t, 85; Hudarî, s. 16-17; Bilmen, I, 40; Şâkiru'l-Hanbelî. s. 36-37
       
       
      öğretir. Fakîh, vâcib olup olmama yönünden namazın hükmünü ortaya koyaca­ğı zaman, "namazı dosdoğru kılınız" âyetine bakar18 Zekât da böyledir. Hacc'ın hükmünü açıklamak istediği zaman "Resulullah'ın, "Allah, sizehaccı farz kıl­dı, haccediniz" hadisini ileri sürer.19 Aynı şekilde içkinin dini hükmünü tayin edeceği zaman, "Ey îman edenler, içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şey­tan işi pisliklerdir; bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz" âyetini zikreder20.
       
      İşte, Usûlcü mes'eleleri ayrı ayrı ele alarak onlarla meşgul olmuyor, genel kaideler koyuyor. O kaideler fakîh için hüküm çıkarmada malzeme oluyor. Hal­buki fakîh her meseleyi ayrı ayn ele alıyor ve her mes'elenin hükmünü ve delilini ayrı ayrı değerlendiriyor ve bir neticeye varmış oluyor. İşte fıkıh ile Fıkıh Usûlü arasında böyle bir fark vardır. Yani Fıkıh Usûlü; Fakih'in, delillere dayanarak hüküm çıkarırken tutacağı yolu ve delilleri kuvvetine göre tertip ederek, Kur'-ân'ı Sünnet'den, Sünnet'i kıyas ve doğrudan doğruya nassa dayanmayan diğer delillerden önce alınmasını açıklayan kaideler ilmidir. Fıkıh ise bu kaidelere bağlı kalarak çıkarılmış hükümlerin tümüdür.
       
      Fıkh'a nisbetle Fıkıh Usûlü, diğer felsefi ilimlere nisbetle mantık ilmi gibi­dir. Mantık, akıl için terazi ve onu düşünürken hatadan koruyan bir âlettir. Arap­ça konuşmak ve bu dil ile okuyup yazmak için Nahv ilmi, nasıl dili ve kalemi yanlışlardan koruyan ölçü ise, Fıkıh Usûlü ilmi de Fıkıh sahasında fakîhi hata­dan koruyan ve hüküm çıkarırken yanılmasını önleyen bir kıstastır. Fakîh, çı­kardığı hükmün sağlam olup olmadığını bu sayede anlayabilir.
       
      b) Fıkıh kaideleri ile Usûlü'l-Fıkıh Arasındaki Fark:
       
      Usûlui-fıkıh ile cüz'î hükümleri bir araya toplayan fıkıh kaideleri-(el-kavâidul-fıkhiyye) arasındaki farkı belirtmekte fayda bulunmaktadır. Bu kaide­lere, muhteva itibariyle "Fıkhm genel prensip ve hükümleri""adı verilebilir. Fı­kıh Usûlü ilmi, fakîhin uyması gereken kaideleri açıklar ki, bunlar onun, hüküm çıkarırken hataya düşmesini önler. Fıkıh kaideleri ise, bir kaç hükmü birleştiren bir kıyas veya fıkhı kaidede toplanabilen benzer hükümler kolleykisoyunudur. İslam hukukuna göre, mülkiyet kaideleri, muhayyerlik kaideleri, fesih kaideleri, burada misal olarak verilebilir. Bunlar, cüz'î ve dağınık hükümlerin neticeleridir ki mes'eleleri genişçe ele alan fakîh, uğraşmış ve bunları, bir araya toplayıcı kai­de ve genel hükümler yardımı ile birbirine bağlamıştır. Bu tür çalışmalara misal olarak, Şâfiîlerden İzzüddin b. Abdisselâm'ın "Kctvâidü'l-Ahkâm" Mâlikîler-den el-Karâfî'nin "Envâru'l-burûk fienvâri'l-furûk", Hanefılerden Ibn Nüceym'-in "el-Eşbâh ve'n-Nezâir", yine Mâlikîlerden İbn Cezzî Muhammed b. Abdillah b. Yahya'nın "el-Kavânînu'l-Fıkhiyye", Hanbelî mezhebinin dağınık meselele­rini bir araya toplayan İbn Receb'in "el-Kavâidu'l-Kubrâ", İbnu'l-Lehhâm el-Hanbelî'nin "el-Kavâid ve'l-Fevâdu'l-Usuliyye" adlı eserleri burada zikredilebilir.  ( fıkıh usülü kitap , ifav yayınları , fıkıh usulu fiyat , fıkıh usülü kitabı, Fahrettin Atar FIKIH USUSLÜ, prof.dr.fahrettin atar fıkıh usulü kitabı. marmara üniversitesi ilahiyat vakfı yaynları )

      18 Bakara, 43.
      19 Neseî, Menâsik, I.
      20 Mâide, 90.
       
       
      FIKIH USÛLÜ KAVRAMI - TARİHÇESİ - ESERLERİ
       
      Buna göre diyebiliriz ki, bu kaideleri okuyup incelemek bir fıkıh çalışması­dır; Fıkıh Usûlü çalışması değildir. Bu kaideler, fıkhî hükümlerden birbirine ben­zeyen, meseleleri bir araya toplama, birleştirme esasına dayanır ki, bu kaidelere "Fıkh'ın Genel Hükümleri" denebilir.21

      Fıkıh kaidelerine örnekler:
       1 - "Alması memnu olan şeyin vermesi dahi memnudur'1 (Mecelle, md. 34)
       
      Meselâ, faiz almak, rüşveı almak yasak olduğu gibi verilmeleri de yasaktır. Ay­nı şekilde kâhin ve falcıların insanlardan para almaları haram olduğu gibi, insanların bunlara para vermeleri de haramdır.

      Ancak zaruret halinde yasak olan bir şeyin verilmesi caiz olur. Mesela, yol kesi­cilere rüşvet vermedikçe nefsi kurtarmak mümkün olmazsa, bunlara rüşvet vermek caiz olur. "Yemesi, içmesi, giyilmesi haram olan bir şeyin yedirilmesi, içirilmesi, giydirilmesi de haramdır, yasaktır" kaidesi de bu esasa tabidir.
       
      2-"Kim ki bir şeyi vaktinden evvel isti'câl eyler ise mahrumiyetle muâleb olur." (Mecelle, md. 99; Bakınız: İbn Reccb Kavâid, s. 247).
       
      Mesela, bir kimse mirasa bir an önce ulaşmak için müverrisini öldürse mirastan mahrum olur. Aynı şekilde bir kimse Ölüm hastalığında mirasından pay almaması için karısını rızası olmaksızın üç talak ile boşasa da kadın da iddeti içinde iken o kişi ölse ona mirasçı olur.
       
      Usul kaidelerine örnek:
       
      Hâss lafız, vaz' olunduğu manaya kesin olarak delalet eder. Ancak konulduğu manadan başka bir mananın kasdedildiğine dair bir delil varsa, hâss lafız bu delilin gerektirdiği manada anlaşılır." Mesela, fıtır sadakasıyla ilgilihadislerde fitre'nin buğ­day, arpa, kuru üzüm ve kuru hurmadan verileceği belirtilmektedir. Hanefilere göre fitre bu dört gıda maddesinden verilir. Ancak bu dört gıda maddesi yerine onların kıymetleri de verilebilir. Çünkü fitre'nin farz kılınmasındaki ana gaye, zekatla olduğu gibi, fakirin ihtiyacını karşılamaktır. Fakirin ihtiyacı bu dört gıda maddesini vermek­le karşılanabileceği gibi kıymetleri ile de karşılanabilir.

      Ebû Zehra, s. 16-17; Küllî kaideler ile fıkıh usûlü arasındaki fark konusunda   bilgi için   bk Mustafa Baktır, İslâm Hukukunda Zaruret Hali, s. 147-148
       
         II- FIKIH USÛLÜNÜN TARİHÇESİ
       
      A-  HZ. PEYGAMBER ZAMANINDA FIKIH USÛLÜ
       
      Hz. Peygamber (s.a.s.), dinî hükümleri insanlara tebliğ ediyordu. Mekke devrindeki hükümler genellikle ahlâk ve itikâd hususlarında idi. Bu devrede hu­kukî hükümler nadirdi. Hukuki hükümler daha ziyade Medine devrinde teşri' edildi. Hz.. Peygamber (s.a.s.) devrinde Fıkh'ın kaynakları: Kur'ân, Sünnet ve İctİhâd idi. Nebî (s.a.s.), teşri' usullerini sahâbilerine tatbikatıyla öğretiyordu. Onlar dinî bir müşkil karşısında nasıl hareket edeceklerini biliyorlardı. Şu halde Peygamber (s.a.s.) fıkıhtaki tatbikatıyla teşrî usûllerini tayin ve tesbit ediyordu. Bu bakımdan teşri' usûllerinin-fıkıhla birlikte doğduğunu söyleyebiliriz. Şurası­nı da hatırlatalım ki, teşri' usûlleri tedvin edilmemişti, fakat bu usûller şifahen biliniyor ve tatbik olunuyordu.
       
      Fıkıh Usûlü ilminin fıkıhile birlikte doğup birlikte geliştiğini görmek bakı­mından Peygamber (s.a.s.)'in tatbikatına bir göz atmak faydalı olacaktır. Nebî (s.a.s.) Muâz b. Cebel'i Yemen'e kâdî olarak gönderirken ona ne ile hükmede­ceğini sordu. O, önce Kitâb (Kur'ân) ile sonra Sünnet ile ve daha sonra re'y ve ictihâd ile hükmedeceğini söyledi ve Peygamber (s.a.s.) de bu cevabdan büyük bir memnuniyet duydu22. Bu cevapta Fıkıh Usûlü ilminin terimlerinden Kitâb, Sünnet, Re'y, İctihâd, hüküm kelimeleri bulunmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından kurban etlerinin saklanmasının önce yasaklanışı, sonra müsaade edilişi23 ve aynı şekilde kabir ziyaretinin önce yasaklanışı, sonra müsaade edilişi24 neshe verilecek misâllerdendir. Kıyas yoluyla sığırın, koyun gibi sadece bir şahıs tarafından kurban edilmesi gerekmektedir. Çünkü kurbandan maksat kan akıt­mak (irâke-i demm)'tır. Fakat Peygamber (s.a.s.) sığırın yedi hisse olarak kur­ban edileceğini söylemiş ve tatbikatı da bu istikamette olmuştur. Böylece sığırın istihsân deliline göre - yedi hisse olarak yedi kişi tarafından kurban edilmesi caiz görülmüştür. Görüldüğü gibi bu devirde teşri' bir takım usûller çerçevesinde ya­pılıyordu. Fakat bu usûller şifahî olup tedvin olunmamıştı.

      22 Ebû Dâvûd, Akdiye, II; Mâverdî, s. 55.
      23 Buhârî, Edahî, 16; Müslim, 28.
      24 Müslim, Cenâiz, 106; Tirmizî, Cenâiz, 60
       
      B-  SAHABE ZAMANINDA FIKIH USULÜ
       
      Sahabe zamanında hüküm çıkarılırken bir takım kaideler vardı. Sahâbiler, müşkil durumlar karşısında bu kaidelere tabi olarak hüküm çıkarıyorlardı. Hz. Ali içki içenin cezasını tesbit ederken şöyle bir kıyas kullanmıştır: "İnsan içki içince hezeyanda bulunur, hezeyanda bulununca iftira eder, dolayısıyla kazif ce­zası gerekir, yani seksen değnek vurulması gerekir"25. Hz. Ali bu davranışıyla zerâyi' metodunu kullanmış oluyordu. Abdullah b. Mes'ûd "Kocası ölen hâmi­le bir kadının iddeti doğuma kadardır" diyor26 ve "Gebe kadınların iddeti do­ğurmaları ile tamam olur"27 âyetini delil olarak getiriyor ve böylece küçük Ni­sa sûresinin büyük Nisa sûresinden sonra indiğini ifade ediyordu. Bu davranışıy­la Talâk sûresinin Bakara sûresinden sonra geldiğini anlatmak istiyordu. Bu da sonra gelen nass'ın önce gelen nass'ı nesh ve tahsis etmesi hususunda bir kaide ol­muş oluyordu,
       
      Sahabe devrinde Fıkh'ın kaynakları: Kitâb, Sünnet, İcraâ ve İçti had idi. Hz. Ebû Bekir hüküm verirken bu dört kaynaktan istifade ediyordu. Ona bir mesele arzedilince ilk önce Kitâb'a bakar, ona göre hüküm verirdi. Kur'ân'da hükmü bulunmayan mes'elenin hükmünü bulmak için Sünnet'e bakardı. Onda da hük­mü bulunmayan mes'eleler için sahâbîlerine danışırdı. İcabında onları toplar, on­larla istişare eder ve toplantı neticesinde o mes'ele hakkında vuku bulan 10013'ile hükmederdi.28 Hz. Ömer de bu metodu tatbik ediyordu.29 Hz. Ömer, vali ve kadılarına gönderdiği talimatlarla Kur'ân ve Sünnet'in tatbik edilmesini isti­yordu.30 Hz. Ömer, Küfe kadısı Şureyh'a gönderdiği mektubta Kur'ân, Sünnet, İcmâ ve İctiHâd'm mahkemede hükümlere mesned olmasını istiyordu.31 Hz. Ömer'in Basra vali kadısı Ebû Mûsa'l-Eş'arî'ye gönderdiği kazaî talimatname­de, İslâm Hukukunun kaynakları: Kur'ân, Sünnet ve Kıyas olarak belirtiliyor­du.32 Bu mektupta geçen "KIS" ifadesi ile Kıyas deliline işaret ediliyordu. İşte bu kaynaklar, İslam hukukunun kaynaklandır.

      Bu kaynaklardan Fıkıh Usûlü ilmi bahsetmektedir.

      Görüldüğü gibi sahabe devrinde Fıkıh Usûlüne ait ıstılahlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Sahabe, bir takım kaideler muvacehesinde hüküm çıkarmış, fetva vermiş ve ictihâdlarda bulunmuşlardır. Bu devirde de teşri' usûlleri şifahî olup tedvin olunmamıştır.
       
       
      C-  TÂBİÛN ZAMANINDA FIKIH USÛLÜ
       
      Tâbiûn devrinde ehl-i rey ve ehl-i hadîs mektepleri ortaya çıkmış, her mek­tep kendilerine has bir takım teşri' prensipleri benimsemiştir. Hüküm istinbâtında her mektep kendi prensip ve kaideleri muvacehisinde harekette bulunmuştur.

      25Abdulkâdir Udeh, II, 506.
      26Ibn Melek, s. 230."'
      27Talâk, 4; Karşılaştırınız: Bakara, 234.
      28Beyhakî, Edebu'l-kâdî 22, 28.
      29Beyhakî, Edebul-kâdi, 20.
      30Beyhakî, Edebul-kâdi, 19-20.
      31Mâverdî, s. 59.
      32Vekî, Ahbâru'l-kudât, II, 189-190.
       
      EhH hadîs, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı sarılırken, ehl-İ rey, bulundukları muhit gereği Kıyas ve İstihsân metodundan son derece faydalanmışlardır. Bu devrede de Fıkıh kaynaklan: Kur'ân, Sünnet, İcmâ ve İctihâd idi ve teşri' usûlleri hâlâ şifahî halde bulunuyordu ve tedvîn edilmemişti.
       
      D-  MÜCTEHİD İMAMLAR ZAMANINDA FIKIH USÛLÜ
       
      Bu devrede Fıkıh Usûlü'nün haram, vâcib, mubah, farz gibi ıstılahları orta­ya çıktı. Her mezhep, kendisine ait bir takım usûller benimsedi. O usûlleri uygu­layarak hüküm çıkarıyordu. Bu devrede her mezhebin kendisine ait fer'î kaynaklan vardı. Hanefîler, İstihsân kaynağını kullanırken, Şâfiîler buna karşı çıkıyorlardı. Mâlikîler, Istıslâh metoduna önem veriyorlardı. Bu devrede ortaya çıkan ve önceleri tatbik olunan kaideler artık yavaş yavaş kitap haline getirilme­ye başlandı. İbn Halligân'a göre Fıkıh Usûlüne ait ilk kitap yazan Ebû Yusuf (öl. 182)'tur33 Fakat onun kitabı zamanımıza kadar gelmemiştir. İmâm Şafiî (öl. 204)'nin "er-Risâle" adlı eseri, zamanımıza kadar gelmiş ilk Fıkıh Usûlü kitabı­dır. Müellif, bu kitabında icmal, beyân, emir, nehiy, hâss, nâsih, mensûh, sün­net, icmâ, kıyas, İstihsân gibi meselelerden bahsetmiştir. Müctehid imamlar devrinden sonra Fıkıh Usûlü kaideleri yazılı ve müdevven bir hale getirildi. İmâm Şafiî'den sonra, teşri' usûllerini ve kaidelerini anlatan kitaplar yazıldı.

      33   "Vefeyâtü'I-A'yân, Kahire, 1949, V, 424.
       
      III— FIKIH USÛLÜ MESLEKLERİ VE ÖZELLİKLERİ:
       
      Fıkıh Usûlü ilminin tedvininde,
       
      A- Fukâha mesleği (Hanefi nfesleği,)
      B- Müteketlimîn mesleği (Şafiî Mesleği),
      D-  Memzûc meslek olmak üzere üç meslek tatbik edilmiştir. Şimdi bunları kısaca özellikleriyle birlikte izah edelim.
       
      A- FUKAHÂ MESLEĞİ VE ÖZELLİKLERİ
       
      Alimler, bu ilmin tedvininde önceleri iki usûlden birine tabi olarak kitab yazıyorlardı. Bunlardan biri fukahâ usûlü, diğeri mütekellimîn usulü idi. Bu usul­lerden fukuha usûlünü Hanefiler uygulamıştır. Bu sebeple bu usûle "Hanefîmes­leği ve usûlü" denmiştir. Bu usûlü tatbik eden fakîhler, fıkhı mes'eleler hakkında usûl kaidelerinin tatbikatına önem vermişler, usûl kaidelerini Fıkhın tatbikatın­dan çıkarmışlardır. Bu usûlle eser yazanlar, konulan izah ederken konunun an­laşılmasını sağlamak ve tatbikatını gerçekleştirmek bakımından çokça misaller vermişlerdir. Hanefî usûlü biraz sonra izah edeceğimiz Şafiî usûlünden daha güç olmakla birlikte îslam hukukunun anlaşılmasına daha elverişlidir.34 Bu usûl, Mantık ilminde cüzden külle (tüme) varım esasına dayanmaktadır. Olaylardan hareketle genel kaidelere varılır.
       
      B- MÜTEKELLİMÎN MESLEĞİ VE ÖZELLİKLERİ
       
      Bu ilimde tatbik edilen usullerden biri de mütekkellimîn (kelâmcılar) usûlü­dür. Bu usûlü Mutezile ve Şâfİî mezheblerine mensup kelâm âlimleri uygulamış­lardır. Kelâm âlimlerinin uygulaması sebebiyle bu usûle Mütekellimîn mesleği, uygulayan âlimlerinin ekserisinin Şafiî mezhebine mensub olması sebebiyle de "Şafiî mesleği ve Usûlü" denmiştir.Mâİikî, Hanbelî mezheblerine mensup âlim­ler de bu meslek üzere eser yazmışlardır. Bu mesleği uygulayan âlimler, teşri* usûllerini aklî istidlale meylederek izah etmişler ve konulan izah ederken pek fazla misal vermemişlerdir. Bu usûl, mantık ilminde tümden cüze gelim metodudur. Genel kaidelerden olayların hükümleri çıkardır.

      34   İbn  Haldun, Mukaddime, trc. Pirizâde Sâib Efendi, İstanbul, t.y. III, 55-56.
       
      C- MEMZÛC MESLEK VE ÖZELLİKLERİ
       
      Yukarıda isimlerini verdiğimiz iki usûlü tatbik eden âlimlerden sonraki de­virlerde yetişen hukukçular, bu iki usûlün nitelik ve özelliklerini birleştirmek su­retiyle eserler kaleme almışlardır. Bu usûle Memzûc (birleştirilmiş) meslek ve usûl adı verilmiştir. Hanefi, Şafiî, Mâliki ve Hanbelî mezheplerine mensup âlimler, bu usûle uygun olarak eserler te'lif etmişlerdir.
       
      IV— FIKIH USULÜ ESERLERİ

      FUKAHA MESLEĞİNE GÖRE YAZILMIŞ ESERLERİN EN MEŞ­HURLARI
       
      1-Kerhî (Öl. 340), Usûl,
      2-Cassâs (öl. 370), el-Fusûl fî'1-usûJ,
      3-Debûsî (öl. 430), Takvîmu'l-edille,
      4-Pezdevî (öl. 482), Usûl,
      5-Serahsî, (öl. 483), Usûl,
      6-Semerkandî (öl. 533), Mizânu'1-usûl fî netâici'1-ukûl,
      7-Abdulaziz Buhâri (öl. 730), Keşfü'l-esrâr,
      8-Nesefî( öl. 710), Menâru'l-envâr,
      9-İbn Melek (öl. 885), Şerh Menâri'l-envâr.
       
      Yukarıda Hanefî mesleği üzere yazılmış kitapların en meşhurlarının isimle­rini bir şema halinde gösterdik. Şimdi bu kitaplar ve müellifleri hakkında kısa bir bilgi verelim.
       
      Hanefî mesleği üzere Fıkıh Usûlü kaidelerini ilk önce te'sis eden Ebû Yusuf (öl. 182)'dur. Ancak onun kitabı, bize kadar gelmemiştir. İmâm Ebû Yusuf ile İmâm Muhammed (öl. 189)'den sonra onların talebeleri, Fıkıh Usûlü sahasında tetkiklerde bulunmuşlardır. Bunlar arasında İsâ b. Ebân (öl. 221), Hücec adıyla bir kitab te'lif etmiştir. Bağdad'da Ebû'l-Hasan el-Kerhî (öl. 340), Fıkıh Usû­lünde pek meşhur olmuştur. Bunun bu sahada kaleme aldığı "Usûl" adlı eseri matbudur. Bu eseri, Necmüddin Ebû Hafs en-Nesefî (öl. 537) şerhetmiştir.

      Hicri dördüncü asırda yaşadığı ifade edilen Ebû Tâhir ed-Debbâs fıkıh kai­delerini tetkik ve tahrîc eden bir âlimdir. İbn Nüceym (öl. 970)'e göre bu âlim, fıkhi kaideleri 17 külli kaideye irca etmiştir.35

      Kerhî'nin talebelerinden Ebû Bekr el-Cassâs (öl. 370) da Fıkıh Usûlü İlmi­nin tekemmülüne hizmet eden fakîhler arasında kabul edilir. Te'lif ettiği eseri, yakın tarihte basılmıştır.

      Ebû Zeyd ed-Debûsî (öl. 430) herh usûl de hem de fürû da büyük bir imâm olarak kabul edilmiştir. Fıkıh Usûlü sahasında müdekkîkane çalışmalarda bu­lunmuştur. Hilâfiyât ilminin kurucusudur. Takvîmu'l-edille adıyla te'lif ettiği eserinin, İstanbul Kütüphanelerinde yazmaları bulunmaktadır.

      35    İbn Nüceym, el-Eşbâh ve'n-nezâir, s. 15; bk. îlm-i hilaf s. 189.
       
      Debûsî'den sonra FahrıTI-İslâm el-Pezdevî (öl. 482) ile Şemsü'l-Eimme es-Serahsî (öl. 483) lakaplanylemaruf olan iki zat daha gelerek Hanefî usûl ve mesleğini tekemmül ettirmişlerdir. Bunlar Debûsî'nin Takvîmu'l-edille adlıkitabın­dan faydalanarak usûl mes'elelerini, pek açık ve geniş bir şekilde tetkik ve izah 1 etmişler ve bu tetkiklerini birer kitap haline getirmişlerdir.
       
      Debûsî, Pezdevî ve Serahsî, Hanefî mezhebinde Fıkıh Usûlü sahasında üç rükün (üç direk) olarak kabul edilmiştir36. Bu üç âlime Hanefî Usûlü'1-Fıkhında Eimme-i Selâse (üç imâm), Pezdevî ile Serahsî'ye de Şeyheyn adı verilmiştir. De­bûsî, Fıkıh Usûlü ilminde, imamlar imâmı ve Üstâzü'l-kül'dür. Pezdevî de ikin­ci imamdır. Hanefî mezhebinde Ebû Yusuf'un İmam A'zam'a nisbeti ne derecede ise, Usûlü'1-Fıkıh'ta da Pezdevî'nin Debûsî'ye nisbeti o derecededir. Yani bu da onun kadar muktedir bir zâttır ve Usûlu'l-Fıkıh'a Debûsî kadar hizmeti olmuş­tur. Pezdevî'nin Usûl'ul-Fıkh'a dâir kaleme aldığı meşhur metni, Abdulaziz Bu-hârî (öl. 730) tarafından Keşfü'l-esrâr adıyla şerh edilmiş ve onunla birlikte basılmıştır. Keşfü'l-esrâr'ın ibaresi açık, ifadesi tatlı olup, gayet güzel ve çok fay­dalı bir eserdir. Kendisinden sonra gelen âlimler onu kaynak olarak kullanmış­lardır. Teftezânî (öl. 792), Teivîh adlı kitabını yazarken ondan istifade etmiştir. HattaTelvîh'in ifadelerinin çoğu, hatta yerine göre yarım sahifeden ziyadesi ay­nen bu eserden alınmıştır. Keşfü'l-esrâr'da Semerkandî (öl. 553)'nin Mizânu'l-Usûl adlı eseri çok geçer. Hatta Keşfü'l-Esrâr müellifi, en muğlak (kapalı) mese­lelerin tahkikinde çoğunlukla bu kitabdan faydalanmıştır. Abdulaziz Bubârî, el-Müntehabu fi'1-usûl adıyla bilinen kitabı dahi şerh etmiş ve ona Ğâyetü't-Tahkîk adını vermiştir. Bu da nefis bir eserdir. Abdulaziz Buhârî'nin talebesi Celaled-din Habbâzî (öl. 691) el-Muğnî adlı eserini yazmıştır. Matbu olan bu eser, Kara Hoca (Alaaddin Esved) tarafından şerh edilmiştir.
       
      Şemsü'l-Eimme Serahsî'ye gelince: o da Usûlu'l-fıkıh ilminde üçüncü imâm olarak kabul edilir. Hanefî mezhebinde îmâm Muhammed'in İmam A'zam'a nis­beti ne derecede ise, Usûlu'l-fıkıhda da Serahsî'nin Debûsî'ye nisbeti o derece­dedir. Serahsî de başlı başına Usûlu'l-fıkhı icad ve ikmal edecek derecede ilmi iktidara sahip bir fakîhtir. Fahru'l-İslâm Pezdevî gibi usulde müteahhirinin imâmı kabul edilir. Usûlu'l-fıkha dair yazdığı eseri, iki cild halinde basılmıştır.

      Bu büyük üç âlim (Debûsî, Pezdevî ve Serahsî)den sonra gelen âlimler, bun­ların eserlerine başvurmuşlar ve onların kitablarını kaynak olarak kullanmışlar­dır. Te'lif ettikleri eserlerde usûle ait meseleleri özetlemekten ve bazı bahislerin yerlerini değiştirmekten başka bir şey yapmamışlardır.
       
      Vakıa Fahm'l-İslâm Pezdevî'nin kardeşi Sadru'l-İslâm Ebu'1-Yüsr Muham-med el-Pezdevî (Öl. 493) gibi onların zamanında Necmüddin Ömer Nesefî (öl. 537), Burhaneddin Kebîr İbn Mâze (öl. ?), oğlu Sadru'ş-Şehîd İbn Mâze (öl. 536), Mizânu'1-Usûl adlı eserin müellifi Alaaddin Semerkandî (öl. 553) gibi onların zamanım takip eden asırda ilim yönünden Pezdevî ve Serahsî'ye yakın ve bazıla­rı onların derecesinde ilmi iktidara sahip, pek büyük ve gayet muhakkik bir çok usul ulemâsı daha gelmiştir. Ancak bunların bazıları yalnız usûl ilmini tedris ile

      36 Bu üç müellif hakkında daha fazla bilgi için bk. M.Hamidullah,    "Usul ai-Fıkh'ın Tarihi", İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, 1956-57, II. Bölüm, 1, 1-18.
       
      iktifa edip kitab te'lifine lüzum görmemiş, bazılarının eserleri de her nasılsa on­ların ki (Pezdevî ve Serahsî) kadar yayılmamış ve meşhur olmamışlardır. Bununla beraber bunlar, zaten Pezdevî ile Serahsî'nin ele alıp işledikleri konulara ilâve edecek bir şey de bulamamışlardır. Onun için hiç biri, Debûsî, Pezdevî, ve Se­rahsî'nin Usûlu'l-Fıkıh ilmindeki yerini tutamamıştır.

      Bu arada Hanefî usûlünü canlandırmak üzere Şemsü'l-eimme el-Kerderî (öl. 642)'nin gelmiş olduğunu görmekteyiz. Bu zat, zamanın Debûsî'si kabul edil­miştir. Bu zatın talebesi Ebû'l-Berekât Hafizüddin en-Nesefî (öl. 710) de hocası kadar bu ilme hizmette bulunmuştur. Menâru'l-envâr adıyla bir metin kaleme almış ve buna bir de şerh yazmıştır. İbn Melek (öl. 885) de bu güzel metne bir şerh yazmıştır ki bu şerh Osmanlı Medreselerinde senelerce ders kitabı olarak okutulmuştur.
       
      B-MÜTEKELLİMÎN MESLEĞİNE GÖRE YAZILMIŞ ESERLERİN EN MEŞHURLARI
       
      1. Kadı Abdulcebbâr (öl. 4157/1024), el-Umd 
      2. Ebû'l-Hiiseyn el-Basrî (öl. 463/1044), el-Mu'temed fi usuli fıkıh
      3- İmâmu'KHarameyn el Cüveynî (öl. 487), el-Burhân fi usuli fıkıh 
      4. Gazali (öl. 505), el-Mustasfâ min ilmıl usul
      5. Fahruddin er-Râzî (öl. 606), el-Mahsûl,
      6. el-Âmidî (öl. 631), el-İhkâm fi Usûli'l-Ahkâm.

      Yukarıda mütekellimîn mesleği üzere yazılmış eserlerin en meşhurlarını bir şema halinde gösterdik. Şimdi bu konuda biraz daha bilgi verelim.

      Önceden de ifade ettiğimiz gibi Fıkıh Usûlüne dair ilk önce eser neşrine mu­vaffak olan İmâm Şafiî (öl. 204)'dir. Bu zatdan sonra bu meslek üzere Mu'tezile imamlarından Abdulcebbâr (öl. 415) el-Umd adındaki eseri kaleme almıştır. Bu eseri, Mu'tezile imamlarından Ebû'l-Hüseyn el-Basrî (öl. 463) el-Mu'temed adıyla şerhetmiştir. Bu zat, itikatta mutezilî olmakla birlikte Fıkıhta Şafiî mezhebine mensuptur. el-Mu'temed, M. Hamidullah tarafından neşredilmiştir.

      İmâmu'f-Harameyn Ebû'l-Meâlî el-Cüveynî (öl. 487) el-Burhân adlı eserini yazmıştır. Bunun talebesi Gazâlî (öl. 505) de el-Mustasfâ'yı te'lif etmiştir. Her ikisi de Ehl-İ Sünnet ve'1-Cemaat imamlarından olup kelâm âlimî ve Şafiî fakilli­dirler. Bu iki kitap da matbûdur.

      Bu dört kitap, usûl âlimleri nezdinde mütekellimîn mesleğinin dört rüknü (direği) olarak kabul edilir. Sonradan bu dört kitabı, yine kelâm âlimlerinden iki büyük zat telhis (özet) etmişlerdir. Fahruddin er-Râzî el-Mahsûl'ü,el-Âmidî de el-İ hkâm'ı telif etmiştir. Her ikisi de yukarıda zikri geçen dört kitabın, bütün bahislerini kitablanna almışlardır. er-Râzi, delilleri çoğaltmak cihetine, el-Âmidî ise mezheplerin tahkiki ve meselelerin teferruatı cihetine itina göstermiştir. Bu iki imâm da ilmi iktidarı haiz olup fıkıhda Şafiî mezhebine mensupturlar, er-Râzî'nin el-Mahsûl'ünü yine onun talebelerinden Kadı Sıraceddın'el-Ermevî (öl. 682) özetleyerek et-Tahsîl'i, Tacüddin el-Ermevî (öl. 656)'de el-HâsıI'ı te'lif et­miştir. Mâlikî fakîhlerinden el-Karâfî (öl. 684), el-Mahsûl'ü özetleyerek Tenkîhu'l-fusûl adında veciz metni yazmış sonra da onu şerh etmiştir. Bu eser basılmıştır. Kadı Beyzâvî (öl. 685), MahsûPü özetleyerek, el-Minhâc adlı muhtasar metni meydana getirmiştir. Bu iki eser pek muhtasar olduğu için Mısır'da mübtediler, bun­lara çok rağbet etmişler ve bu sebepten üzerlerine pek çok şerhler yazılmıştır.
       
      Seyfüddin el-Âmidî'nin el-İbkâm'ını.Mâlikî âlimlerinden İbn Hâcib (öl. 646), özetleyerek Müntehâ'l-vüsûl adlı muhtasar kitabını te'lif etmiş, sonra da bunu daha da kısaltarak Muhtesaru'I-müntehâ'yı meydana getirmiştir. Muhtesaru'l-Müntehâ, pek ziyade rağbet görmüş ve onu İsmail Şirâzî (öl. 756), Kadı Âdud (öl. 759) gibi âlimler şerh etmiş, bu şerhler üzerine de haşiyeler kaleme alınmıştır.

      Bu şerhler ve haşiyeler, Fıkıh Usûlü sahasında daha önceden yazılmış kıy­metli eserlerin unutulmasına sebep olmuş, böylece Fıkıh Usûlü sahasında bir du­raklama devri başlamıştır.
       
      C- MEMZÛC (birleştirilmiş) MESLEĞE GÖRE YAZILMIŞ ESERLERİN EN MEŞHURLARI
       
      1. İbnü's-Saâtî (öl. 694), Bedîu'n-nizâm,
      2.Sadrii'ş-Şerîa (öl. 747), Tenkîhu'l-Usûl,
      3. İbnü'l-Hümâm, (öl. 861), Tahrir,
      4. Molla Hüsrev (öl. 885), Mir'ât,
      5. Molla Fenan, (öl. 834), Fusûlü-bedâyi',
      6. Muhibullah b. Abdişşekür (öl. 1119), Müsellemü's-sübût.
      7. Tâcu's-Sübkî (öl. 771), Cem'ül-cevâmi',
      8. Şâıibî (öl. 780) Muvafakat.
      9- İbn Kayyım (öl. 751), l'lâmu'l-muvakkiîn.

      Yukarıda iki mesleği birleştirerek eser te'lif eden müellifleri bir şema halin­de gösterdik. Şimdi bunlar hakkında kısa' bir bilgi verelim.
      İbnü's-Saâtî Muzafüriddin el-Bağdâdî (öl. 694), Bedî'u'n-nizâm adh eserini te'lif ederken bu kitabında Fahru'I-İslâm el-Pezdevî'nin Usûlü ile Seyfüddin el-Âmidî'nin el-İhkâm'ında bulunan mevcut bahisleri özetleyerek toplamış ve her bahsin sonunda hilafiyata dair mes'eleleri idhal etmiştir. Bu eser güzel olması dolayısıyle bir çok âlîm tarafından şerh edilmiştir.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789755481746
      MarkaM. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları İFAV
      Stok DurumuVar
      9789755481746

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.