• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Füyuzatı Rabbaniye

      Füyuzatı Rabbaniye
      Füyuzatı Rabbaniye
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      19,00 TL
      İndirimli Fiyat (%47,4) :
      10,00 TL
      Kazancınız 9,00 TL
      5.0 1
      10.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
              Stoktan Kargo

      Kitap                Füyuzat-ı Rabbaniye, Kadiri Tarikatına Mahsus Dualar ve Zikirler
      Yazar               Abdülkadir Geylani
      Yayınevi          Bedir Yayınevi
      Etiket Fiyatı     19 TL
      Kağıt  Cilt        2.Hamur - Karton Kapak Cilt
      Sayfa  Ebat     160 sayfa - 13,5x19,5 cm
      Yayın Yılı         2015
      ISBN                9789758514156
       

      Abdülkadir Geylani Füyuzatı Rabbaniye, Kadiri Tarikatına Mahsus Dualar ve Zikirler adlı kitabını incelemektesiniz.
      Bedir Yayınevi Füyuzat-ı Rabbaniye adlı kitap hakkında yorumları oku yup kitabın konusuözetifiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



            Önsöz

      Büyük velî Gavs-i Azam Şeyh Muhyiddîn Abdulkadir GEY­LÂNÎ (kuddise sirruh) hazretlerine ait olduğu kabul edilen Fuyuzatı Rabbaniye adlı bu eseri, Kadirîlerden Seyyid Muhammed Saîd Hazretlerinin oğlu Seyyid İSMAİL Hazretleri(1) , İslâm âle­minde lâyık bulunduğu şöhret ve saygıyı her asırda gören ve sofi­lerin gönül tahtında mürşid-i kâmil olarak yer alan Abdulkadir GEYLÂNÎ Hazretlerinin virdlerini; mâna âleminden kalbine dökü­lüp dilinde ifadesini bulan manzumelerini; Cenâb-ı Hakk'ın ona olan inayetinin bir tezahürü olarak gönlüne vâki olan ilhamlarının bir kısmını toplayıp bir araya getirmek suretiyle derlemiştir. Nite­kim müellif, Gavs-ı A'zam'a ait zikir, fikir, vird ve manzumelere, duâ ve niyazlara olan ehl-i tarikatın ihtiyacını ve bu hususta ken­disine birçok defalar başvurulduğunu, böyle bir eserin hazırlan­ması için kendisini teşvik edenlerin istek ve ısrarlarının kesilmedi­ğini söyler ve buna bilhassa dikkatleri çekmek ister.

      Rahatlıkla diyebiliriz ki, Abdulkadir GEYLÂNÎ (K.S.) hazret­leri gibi velayet makamının üst mertebesinde, bazılarına göre en üst mertebesinde bulunan, kurb-i ilâhiyye, imdad-ı Muhammediyyeye (S.A.) mazhar olan kadri yüce bir velînin gönlüne ilham yol­lu inen FÜYUZAT, ciltlerle kitaplara sığmayacak ve kelimelerin dar kalıbında ifade edilemiyecek kadar geniştir. Ancak Seyyid İsmail hazretleri (K.S.) halk arasında, sofiler katında daha çok meşhur ve anlaşılması kolay olanlarını seçip FÜYUZÂT-İ RABBANİYYE kita­bını meydana getirebilmiştir. Maksadı, bu yolun yolcusu olan ehl-i tarîk, özellikle Kadirî Tarikatının mânâ erleri için velayetin üst makamından gelen ilâhî feyizlere bir pencere açmaya çalışmaktır.

      Eseri tıpatıp terceme etmeyi lüzumlu görmedik. Ancak oku­yanlara anlaşılması kolay gelecek şekilde murad olan mânaya sa­dık kalınarak bir çeviri yolunu seçtik.

      1-Bu zat Bağdad'da doğmuş ve orada vefat etmiştir.

      Tasavvufun rûh ve mânasını aksettiren böyle bir eseri terceme etmemizin sebebine gelince: Maddenin hâkim olduğu, manevî de­ğerlerin bir köşeye itildiği bir çağda, maddeyle mâna arasındaki dengeyi sağlamanın cemiyetler ve milletler için ne kadar lüzumlu olduğu artık aklı başında birçok kimseler tarafından kabul edil­mektedir. Zira vicdanları geliştiren, gönülleri merhamet, şefkat ve hakseverlik duyguları ile süsleyen tek faktör, din ve ahlâktır. Dinin tasavvufî cephesi ise bunun en işlek yoludur. O halde materyaliz­min saltanatını yıkacak, lüks yaşayışa set çekecek, ruhları madde çukurundan çıkaracak, cemiyet hayatına huzur ve sükûnu getire­cek İslâmın feyiz dolu prensipleri ve bu prensiplerin gönülleri fet­heden hedef ve maksatlarıdır. Tasavvuf bu hedef ve maksadın kaidesini teşkil etmektedir.

      İslâmın yüksek ahlâkını ve ulvî mâna perdesini işleyenler şüp­hesiz ki, nübüvvet mektebinde yetişen büyük zatlardır. Başta Resûlullah sallalahu teâlâ aleyhi ve sellem olmak üzere onun ashabı ve ashab-ı kirama uyan bahtiyarlar bu perdeyi dokuyup kendile­rinden sonrakilere emanet etmişlerdir. Cüneyd Bağdadî, Ma'ruf Kerhî, Abdulkadir Geylânî, Rabia el-Adeviyye ve emsali büyük ve­liler Resûlullah (A.S.) ile ashabından intikal eden perdeyi örnek edinerek birçok perdeler işlemiş ve böylece İslâm sarayını doku­dukları perdelerle süslemişlerdir.

      Bugün için bize düşen görev, o perdeleri üzerindeki sanatın bütün zerafet ve kudretiyle yeni nesillere tanıtmak ve gönülleri bu perdelerin okşayıcı niteliğiyle tesîr altına almaktır.

      İşte terceme ettiğimiz FÜYUZAT-İ RABBANİYYE’yi bu mak­satla seçmiş bulunuyoruz. Hidâyeti veren Allah’dır. O bize yeter ve ne güzel vekîldir O.

      Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd, Peygamberler Peygambe­ri Hazret-i Muhammed'e (A.S.) salât-u selâmlar olsun!

      Celal Yıldırım

           NAŞİRİN BİR - İKİ SÖZÜ

      İlim ve fenleri hayli ilerlemiş olması, insanların birçok keşif ve icatlarda bulunması, göklere tırmanıp, denizlerin diplerine inebilmesi ve da­ha birçok marifetler göstermesi, onların doğru yolda bulunduğuna, mede­niyetlerinin iyi ve güzel olduğuna delalet etmez.

      Bir medeniyet, bir hayat düzeni ki, insanlığın yaratılışındaki gayeye uygun değildir, o ancak sapıklıktan ve oyalanmadan ibarettir.

      İnsan yaratılmıştır. Onun bir Yaratıcısı vardır. Yaratan, onu bir maksat ve hikmetle yaratmıştır. İnsan bu dünyada ebedi kalıcı değildir. Dün­ya bir imtihangahtır. Ölüm vardır; ölümden sonra kabir, hesap kitap, cen­net ve cehennem vardır.

      Varlık maddeden ibaret değildir.

      Bu dünyada tek hak medeniyet İslâm medeniyeti, onun hayat niza­mıdır. Çünkü Yaratan'ın gönderdiği ve uyulmasını kesin olarak istediği yol budur. Kurtuluş, saadet, izzet bundadır.

      İslâm medeniyetinin ve nizamının önderi, Son Peygamber'dir. (Sallallahu aleyhi ve sellem).

      İslâm yolunun büyük mânâ erleri, mürşitleri, kılavuzları vardır. On­lar, bir bakıma, Cihan Peygamberinin vâris, vekil ve halifeleridir.

      İşte Şeyh Abdülkadir Geylani hazretleri bu büyük mânâ erlerindendir. Mutluluğa ulaştıran yolda ilerlemek isteyenler bu büyük mürşidin na­sihat ve derslerine kulak vermelidirler.

      Elinizdeki kitap, o değerli din rehberinin saçtığı parıltılardan birkaç kıvılcımdır.

      Bu eserde bazı tasavvufî incelikler, derinlikler vardır. Bilinmelidir ki, esas olan, dinin zahiridir, kutlu Şeriattir. Zahire uymuyor gibi görünen söz ve yazılar mecazidir, münasip şekilde te'vil ve izah edilmelidir.

      İslâmiyet aşk, şevk, ruhanî neşe, coşkunluk, gönül enginliği ve ma­nevî yükselme dinidir.

      İslâm dini ilmin cehle, ihlasın riyaya, iffetin şehvete, faziletin rezilete, adaletin zulme, itaatin isyana, uyanıklığın gaflete galebesi için gönde­rilmiştir.

      İçinde yaşadığımız hasta ve şeytanî medeniyetin boğucu havasından sıyrılalım ve İslâm büyüklerinin nurlu öğütlerine kulak vererek taze bir can bulalım.

      Bu kitap, aydınlığa ve temiz havaya açılan bir kapıdır.

       
      1. GAVSİYYE
      Belirsiz ve muğlâk şeyleri keşfeden Allah'a hamdolsun. Yara­tılmışların hayırlısı Hazret-i Muhammed'e (A.S.) salât u selâm ol­sun!

      Allah'dan başkasına gönül bağlamayıp ürken, Allah ile gönül alışkanlığı içinde ünsiyet kuran GAVS-I AZAM diyor ki:

      "Cenâb-ı Hakk (C.C.) bana (İlham yoluyla) şöyle buyurdu:
      -Ey Gavs-i Azam!
      -Buyur Allah’ım buyur, emrine amadeyim!
      -İnsanlık alemiyle melekût âlemi arasındaki her hal ve sınır, ŞERİAT'ın kendisidir. Melekût alemiyle, Allah'a varmanın üçüncü basamağı olan CEBERUT âlemi arasındaki her hal ve sınır, TARİ-KAT'ın kendisidir. CEBERUT alemiyle LÂHUT (ilâhî âlem) arasın­daki her hal ve sınır ise, HAKİKAT'in kendisidir."

      Ve sonra Allah (C.C.) şöyle buyurdu:

      "Ey Gavs-ı A'zam! Ben, insanda zahir (belirgin) olduğum kadar hiçbir şeyde zahir olmadım."
      Bu beyandan sonra bu kez ben, Rabbime sordum: -Sizin için, size mahsus bir yer var mıdır?
      -Ey Gavs-ı A'zam! Yerleri (mekânları) yaratıp oluşturan Benim, bu bakımdan Benim için hiçbir mekân olamaz, buyurdu.
      -Ya Rab! Sizin yemeniz ve içmeniz olur mu?
      -Ey Gavs-i A'zam! Fakirin yemesi ve içmesi benim yemem ve içmemdir.0
      Ve sonra şöyle sordum:
      -Ya Rab! Melekleri neden ve hangi şeyden yarattın?
      -Ey Gavs-i A'zam! Melekleri insanın nurundan yarattım; insan­ları da kendi nurumdan vücuda getirdim.
      Buyurdu ve şöyle devam etti:
      -Ey Gavs-i A'zam! Ben ne güzel istekliyim, insan da ne güzel istenilendir! Binici olarak ne güzeldir İNSAN ve ne güzeldir ona bi­nit olan varlıklar!
      Rabbim sonra devamla buyurdu ki:
      -Ey Gavs-ı A'zam! İNSAN benim sırrımdır; Ben de onun sırrı­yım. Eğer insan benim katımdaki mevkiini bilmiş olsaydı, her ne­fes alıp verişinde "BUGÜN MÜLK KİME AİTTİR?" (Âyet meali) der­di.

      Ve sonra Rabbim buyurdu ki:

      -Ey Gavs-ı A'zam! İnsan ne yerse, ne içerse, ne kadar ayağa kalkar ve ne kadar oturursa; ne kadar konuşur ve ne kadar susar­sa; ne kadar bir iş işler, ne kadar bir şeye yönelir ve ne kadar bir şeyden uzaklaşıp ayrılırsa mutlaka Ben onda bulunuyor ve onu ha­rekete geçiriyorum, (çünkü KUDRETİM her varlığı kapsayıp içine almıştır)!

      *O Hak teâlâ ve tekaddes hazretleri yemekten, içmekten münezzehtir. O'nun şanı yücedir. Bütün kemal sıfatlarla sıfatlıdır... Eserin bu ibaresi zahiri mânâ ile anla­şılmaz. Aşağıdaki hadîs-i şerifi okursak ne denilmek istendiğini anlarız Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmistir:

      "Kıyamet günü Allahu Teâlâ kuluna:

      -Ey Âdemoğlu, Ben acıktım, Beni yedirmedin.
      O şahıs:
      -Sen âlemlerin Rabbisin, ben Seni nasıl yedirecektim yâ Rab, der. Allahu Teâlâ-
      -Aç olan din kardeşin sana geldi de set, onu yedirmedin, eğer onu yedirseydim
      Beni yedirmiş gibi olurdun, buyurur."

      -Müslim, EbÛ Hüreyre'den (r.a.) rivayet etmiştir.

      Rabbim sonra buyurdu:
      -Ey Gavs-ı A'zam! İnsanın cismi, nefsi, kalbi, ruhu, kulağı, gö­zü, ayağı, dili var ya, işte onların hepsinde BEN varım (hepsi de Benim tecellimle) zahir olur; Ben onların başkası değilim.
      Ey Gavs-ı A'zam! Fakirlik ateşiyle yananı, yoksulluk kırgınlığıyla kırgın bulunanı gördüğün zaman ona derhal yaklaş; çünkü Benimle onlar arasında hiçbir perde yoktur.

      Rabbim yine buyurdu:
      -Ey Gavs-ı A'zam! Bir şey yediğin, bir şey içtiğin ve bir uyku­ya yattığında her halde uyanık bir kalb ve gören bir göz ile olsun!
      Ey Gavs-ı A'zam! Bâtında (gizli ve kapalı olan hal) Bana olan yolculuktan mahrum bulunan kimse, zahirî (açık ve seçik) yolcu­lukla imtihan edilir de bu yolculuğunda Benden ancak uzaklaşma­yı artırır.

      Ve sonra devamla Rabbim buyurdu ki:
      Ey Gavs-ı A'zam! İttihad (birleşme, bir arada olma) öyle bir haldir ki, kelime ile anlatılamaz ve ona bir tâbir de verilemez. Bu hal (gönülde yer bulup) mevcut olmadıkça ona (ittihada) inanan kimse küfre düşer. Kim de (Hakk'a) vuslat peyda ettikten (Bana gönül yoluyla kavuştuktan) sonra (vuslattan gaflet içinde) ibâdet etmek isterse, o, Allah'a eş-ortak koşmuş olur.

      Rabbim yine buyurdu:

      -Ey Gavs-ı A'zam! Kim ezelî (öncesi olmayan) saadetle mutlu olursa, ona müjde!.. Çünkü o, ebediyen rezîl ve rüsvây olmayacak­tır. Kim de ezelî şekavetle (mutsuzluk ve bedbahtlık) mutsuz olur­sa, ona da yazıklar olsun! O artık bir daha makbul bir insan olma­yacaktır!

      Ve yine Rabbim buyurdu ki:
      -Ey Gavs-ı A'zam! Fakirlik ve yoksulluğu insana binek yaptım; bu bineğe kim binecek olursa, çölleri ve vadileri aşmadan önce yüce makama ulaşır.
      Sonra yine buyurdu:

      -EY Gavs-ı A'zam! Eğer insan ölümden sonra meydana gelen şeyleri bilmiş olsaydı, dünyada yaşamayı hiç de temenni ve arzu ve benim huzurumda her an ve her dakika "YA RAB! CA­NIMI AL” diye yalvarırdı.
      Ey Gavs-ı A'zam! Halkın kıyamet günü Benim katımdaki hüccetleri, sadece “ONLAR SAĞIRDIRLAR, DİLSİZDİRLER, KÖRDÜR­LER” (ayet meali) hükmü olacak ve sonra da hasret ve ağlamak...
      Kabirdeki durumları da böyledir.

      Rabbim devamla buyurdu ki:
      -Ey Gavs-ı A'zam! Muhabbet (gönülden gelen sevgi) daima iki taraflıdır; sevgi sevenle sevilen arasındadır. Seven, sevgiyi aşıp fe­na bulunca sevgilisine kavuşur.

      Rabbim yine buyurdu:
      -Ey Gavs-ı A'zam! Ruhları, kendilerine “Ben SİZİN RABBİNİZ DEĞİL MİYİM?” (ayet meali) hitabından sonra verdim. Ruhların kendi kalıplarında kıyamete kadar beklemekte olduklarını görüyorum.  

               GAVS-İ A'ZAM DİYOR Kİ:

      -(Mânâ âleminde) Rabbimi gördüm; bana buyurdu ki: “Ey Gavs-ı A'zam! Kim ilimden (bilgi edindikten) sonra Benden rü’yeti (Beni görmekliği) isterse, hakikat o, rü’yet  ilmiyle mahcubdur (rü’ yet ilmi ara yerde perdedir). Kim de rü’yetin ilimden başka olduğunu zannederse, hakikat o, RÜ’YETULLAH ile aldanmıştır!”


      Sonra Rabbim buyurdu ki:

      -Ey Gavs-i A'zam! Beni gören kimsenin artık her halukarda sormaya ihtiyacı kalmaz. Beni görmeyen kimseye ise, sormak fayda vermez. Böylesi sözü yönünden perde arkasında kalmıştır. (Ya­ni sözü onunla rü'yetullah arasında perde olmuştur.)
      Ey Gavs-i A'zam! Benim katımda fakir, hiçbir şeyi olmayan kimse demek değildir. Bilâkis her hususta emir verme yeteneği olan kimsedir. O, bir şey'e "ol!" deyince o da oluverir.
            
             Sonra yine Rabbim buyurdu:
      -Cennetlerde Benim zuhurumdan sonra artık ne ülfet, ne de nimetin değeri kalır. Cehennemde de Benim onlara hitabımdan sonra ne yabancılık kalır; ne de ateşte yanmak!
      -Ey Gavs-i A'zam! Ben her cömert ve âlicenap kişiden daha cömert ve ihsan sahibiyim ve Ben her merhamet edenden daha merhamet ediciyim.

      Rabbim devamla buyurdu ki:
      -Ey Gavs-i A'zam! Benim katımda uyu, ama halkın uyuduğu gibi değil, ancak o takdirde Beni görebilirsin.
      Bunun üzerine Rabbime dedim ki:
      -"Ya Rabbî! Senin katında nasıl uyuyayım?"
      Rabbim buyurdu ki:
      -Bedeni lezzetlerden kesip dondurmakla; nefsi şehvetlerden uzaklaştırmakla; kalbi hatıralardan paklamakla; ruhu zaman mef­humundan ilgisini kesmekle ve zâtını, Zât-i İlâhiyemde fena (yok) etmekle uyuyabilirsin.

      Rabbim yine buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Kendi arkadaş ve yaranlarına de ki: Sizden kim beni arzuluyorsa fakirliği seçip beğensin; sonra da fakirliğin fakirliğini... İşte bu fakirlik tamamlanınca artık onun ötesinde an­cak Ben varım.
      -Ey Gavs-i A'zam! Yaratıklarıma karşı merhamet ve şefkatli olursan, o zaman müjde sana!... Yine müjde sana yaratıklarıma kar­şı bağışlayıcı olursan!

      Sonra Rabbim yine buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Arkadaş ve dostlarına de ki: Fakirlerin da­vetini ganimet bilsinler. Çünkü fakirler Benim yanımda Ben de on­ların yanındayım.
      -Ey Gavs-i A'zam! Ben her şeyin varılacak tek sığınağıyım ve Ben her şeyin nazargâhıyım; dönüş bana olacaktır.
      Ey Gavs-i A'zam! Sen cennete de, ondaki mevcut nimetlere de bakma! O zaman Benim (tecellimi) vasıtasız olarak görebilirsin. Bunun gibi cehenneme ve ondaki şeylere de bakma; o zaman be­nim (tecellimi) vasıtasız olarak yine görebilirsin.

      Sonra Rabbim devamla buyurdu ki:
      -Ey Gavs-i A'zam! Cennet ehli, cennet ile; cehennem ehli de cehennem ile meşguldür. Ey Gavs-i A'zam! Cennet ehlinden bir kısmı oradaki mevcut nimetlerden (bana) sığınırlar. Nitekim ce­hennem ehli de cehennemin şiddetinden (bana) sığınırlar.

      Ve Rabbim buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Benim, Nebî ve Resullerden başka öyle kul­larım var ki, onların ahvâline dünya ve âhiret ehlinden hiçbir kim­se muttali' olamaz; hattâ ne cennet, ne de cehennem ehlinden bir kimse, ne cennet bekçisi Ridvân, ne de cehennem bekçisi Mâlik onların ahvalini bilebilir. Ben onları ne cennet ehli, ne de cehen­nem ehli kıldım. Ne sevap ehli, ne de azâb ehli eyledim; ne huri için, ne de gılman için onlara bu imkânı verdim. Tanımasalar bile onlara gönülden inanan kimselere müjdeler olsun!

      Rabbim devamla buyurdu ki:
      -Ey Gavs-i A'zam! İşte sen onlardan birisin. Onların şu dünya­da alâmetleri şudur: Bedenleri az yemek ve az içmekten eriyip in­celmiştir. Nefisleri şehvetlerden (geri kalıp) yanmıştır. Gönülleri hatıralardan (paklanıp) ütülenmiştir. Ruhları zaman mefhumundan arınıp manevî düzeye kavuşmuştur. Onlar, evet onlar BAKA YÂ-RANI'dır (ebedîleşen Allah dostlarıdır).
      LİKAA NÛR'U (Allah'a kavuşma nuru) yla kavrulmuşlardır.
      Ey Gavs-i A'zam! Çok sıcak bir günde susamış bir kimse sana gelir ve sen de soğuk suya sahip bulunur, aynı zamanda suya ih­tiyacın da olmazsa, eğer o susamışı sudan men'edecek olursan, şüphesiz ki o zaman sen cimrilerin cimrisisin! Ve artık Ben, kendi­mi merhamet edenlerin en çok merhamet edeni olarak tescil et­memle beraber öylesine susamışları kendi rahmetimden nasıl men'ederim?..

      Rabbim yine buyurdu ki:
      -Ey Gavs-i A'zam! Günah işleyenlerden hiç biri Benden uzak­laşmadı ve ibâdet ehlinden de hiçbir kimse Bana yaklaşmadı. (Çünkü yakınlık ve uzaklık nisbîdir, izafîdir. Allah'ın ilmi, kudreti ve rahmeti her şeyi içine alıp kuşatmıştır).
      Ey Gavs-i A'zam! Eğer bir kimse Bana yaklaşacak olsaydı, her­halde o, günahkârlardan biri olurdu. Çünkü onlar âciz, yeteneksiz ve pişmanlık duyan kimselerdir.
      Ey Gavs-i A'zam! Aczini, yeteneksizliğini bilmek, nurların ve feyizlerin kaynağıdır. Kendini beğenmişlik ise, karanlıkların menbaıdır.

      Ve Rabbim buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Günahkârlar günahları sebebiyle mahcûbdurlar. (Günah, onlarla ilâhî tecelli arasında bir perde olur).
      İbâdet ehli ise, ibâdetleriyle mahcubdurlar. Bunların ötesinde benim bir milletim daha var ki, onların ne günah üzüntüleri, ne de taat u ibâdet kederleri olur.
      Sonra Rabbim buyurdu ki:

      -Ey Gavs-i A'zam! Günahkârları fazîlet ve iyiliğimle; kendini beğenenleri de adalet ve azabımla müjdele!
      -Ey Gavs-i A'zam! İbâdet ve taat ehli, Benim NAÎM sıfatımı zik­retmekte; günah ehli de Benim RAHÎM sıfatımı anmaktadır.

      Ey Gavs-i Azam! Ben, günahkâr kimseye yakınım; o günah-dan vaz geçtiği zaman. İtaatkâr kimseye uzağım, o taat ve ibâdeti bıraktığı zaman.

      Ve Rabbim buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Halk tabakasını yarattım, Benim güzelliği­min nuruna güç getiremediler. Bu sebeple kendimle onlar arasına zulmet perdesi gerdim.
      Havass'ı (seçkin kişileri) yarattım; onlar da bana komşu olma­ya güç getiremediler. Bu sebeple ilâhî nurlarımı kendimle onlar arasına perde yaptım,
      -Ey Gavs-i A'zam! Arkadaş ve yaranına de ki: Onlardan kim Bana kavuşmak istiyorsa, Benden başka her şeyden sıyrılıp çıksın!
      -Ey Gavs-i A'zam! Dünyanın iniş ve yokuşlarından, geçit ve derbentlerinden çık ki, âhirete ulaşasın! Âhiretin de geçit ve der­bentlerinden çık ki Bana kavuşasın!

      Sonra yine Rabbim buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Cisimlerden ve nefislerden çıkıp uzaklaş, sonra da kalplerden ve ruhlardan sıyrılıp çık ve sonra hüküm ve emir kaydından da çık ki, Bana kavuşasın!
      Ve ben, Rabbime sordum:
      -Ey Rabbim! Hangi namaz Sana daha çok yakındır?
      Rabbim buyurdu:
      -Şu namaz ki içinde Benden başkası bulunmaz ve namaz kı­lan da kıldığı o namazdan gâib bulunur.
      Yine sordum:
      -Hangi oruç Senin yanında daha üstündür?
      -Şu oruç ki, onda Benden başkası yoktur ve o oruçlu da on­dan gâib bulunur... –
      Hangi ağlayış Senin katında daha makbuldür?
      -Gülenlerin ağlaması.
      -Hangi gülmek Senin katında daha üstündür?
      -Ağlayanların gülmesi.
      -Hangi tevbe Senin yanında daha makbuldür?
      -Günahtan korunmuşların tevbesi.
      -Hangi korunma Senin katında daha iyidir?
      -Tevbe edenlerin korunması.
      Ve sonra Rabbim buyurdu:

      -Ey Gavs-i A'zam! İlim sahibine Benim yanımda hiçbir yol yoktur; ancak ilmi inkâr ettikten (yani imândan uzak bir ilmin yal­nız başına sahibini Allah'a kavuşturacağını inkâr ettikten) sonra yol bulabilir. Çünkü o ilmi (îmandan uzak bir şekilde) kendine alıp o vaziyette kalacak olursa, şeytanlasın

      YÜCE RABBİMİ MANA ALEMİNDE GÖRDÜM VE KENDİSİNE SORDUM

      -Ey Rabbim! Dedim, Aşk'ın mânası nedir?
      Buyurdu ki:
      -Aşk, âşıkla maşuk arasında bir hicaptır.
      Rabbim devamla buyurdu:
      -Ey Gavs-i A'zam! Tevbe etmek istediğin zaman, günah üzün­tüsünü iç âleminden; korku ve tehlikeleri gönülden çıkarman ge­rekir. Bu takdirde Bana ulaşırsın! Aksi halde alay edenlerden, işi alaya alanlardan olursun.
      Ey Gavs-i A'zam! Benim HARİM-İ İSMETİME girmek istediğin zaman, artık ne mülk ve melekûte ve ne de ceberûta iltifat etme, çünkü mülk âlimin şeytanıdır. Melekût, arifin şeytanıdır. Ceberut vâkıfın şeytanıdır. Bunlardan birine razı olan kimse Benim katım­da kovulmuşlardan sayılır.
      Ey Gavs-i A'zam! Mücâhede, müşahededen bir denizdir. Bu denizin balıkları orada bekleyenlerdir. O halde müşahede denizi­ne girmek isteyen kimsenin, mücâhedeyi seçip beğenmesi gerekir. Çünkü mücâhede, müşahedenin ay'ıdır.

      Sonra Rabbim bana buyurdu ki:
      -Ey Gavs-i A'zam! İstekliler için mücâhede lâzımdır, Bana olan lüzumları gibi.
      -Ey Gavs-i A'zam! Kullarımdan Bana -en sevgili olan, anası -babası ve evlâdı bulunduğu halde'kalbi benimle meşgul bulunan kimsedir. O kadar ki, babası ölecek olursa onun için hiçbir üzün­tü taşımaz. Evlâdı ölecek olursa, evlâd üzüntüsü diye bir hali gö­rülmez. İşte kulum bu mertebeye yükselince artık o benim yanım­da babasız ve evlâdsızdır. Öylesinin dengi de bulunmaz.

      VE RABBİM BUYURDU:

      -Ey Gavs-i A'zam! Benim sevgim sebebiyle baba yokluğunun tadını hissetmiyen kimse, Vahdaniyet ve Ferdâniyet lezzetini bula­maz.
      -Ey Gavs-i A'zam! Bir yerde Bana bakmak istediğin zaman, içinde Benden başkası bulunmayan bir gönül seç!
      Dedim ki:
      -Ya Rab! İlmin ilmi nedir?
      -İlmin ilmi, ilimden yana bilgisizliktir, buyurdu ve sonra de­vam etti:
      -Ey Gavs-i A'zam! gönlü mücâhedeye meyleden kula müjde olsun!.. Gönlü şehvetlere meyleden kula da yazıklar olsun!

      GAVS-İ A'ZAM DİYOR Kİ:

      Rabbimden Mi'rac hakkında sordum. Buyurdu ki: Benden başka her şeyden sıyrılıp yükselmektir. Böyle bir mi'racın kemâli yükselme ve huzurda sağa - sola iltifat etmemektir."

      Ve sonra buyurdu Rabbim:

      -Ey Gavs-i A'zam! Benim katımda Mİ'RAC'ı olmayan kimsenin namazı namaz sayılmaz. Namazdan mahrum olan kimse Benim ya­nımda mi'racdan da mahrumdur.
      Ve burada Azîz ve Celîl olan Allah'ın sebepleri kolaylaştırmasıyla GAVSİYYE, ki buna Mİ'RACİYYE de denir, tamamlandı.




       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758514156
      MarkaBedir Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9789758514156
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.