• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım

      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Hak Dini Kuran Dili Tefsiri, 10 Cilt Takım
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Görsel 7
      Görsel 8
      Fiyat:
      550,00 TL
      İndirimli Fiyat (%50) :
      275,00 TL
      Kazancınız 275,00 TL
      5.0 1
      275.00 www.goncakitap.com.tr
      68,75 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo Kargo Bedava
      Sepete EkleSatın Al
                 Stoktan Kargo
       
      Kitap             Hak Dini Kuran Dili Tefsiri     
      Yazar            Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır    
      Yayınevi        Akçağ Yayınları
      Tercüme        Lütfullah CEBECİ, Sadık KILIÇ, Orhan ATALAY
      Etiket Fiyatı   550 TL
      Kağıt  Cilt      Sarı Şamua Kağıt, Bez Cilt, 10 Cilt Takım
      Sayfa  Ebat   5.824 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı       2018
      ISBN              9789753387996  
        
       

      Akçağ Yayınları 10 Cilt Hak Dini Kuran Dili Tefsiri kitabını incelemektesiniz.    
      Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kuran Dili Tefsiri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


      Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, çok sayıda kuruluş ve yayınevi tarafından Kur’an’ın anlamını açıklayan mealler yayınlanmıştır. Ancak, Cumhuriyetten sonra yayımlanan Kur’an tefsirleri içinde, ülkemizde en çok tutulan ve kabul gören tefsirdir. Tefsirin yazarı Elmalılı Hamdi YAZIR’ın ilmi otoritesi, günümüz ilahiyatçıları arasında da çok önemli bir yere sahiptir. AKÇAĞ YAYINEVİ, bu önemli kaynak eseri, İlahiyat Fakültesi Tefsir Kürsüsü hocaları Lütfullah CEBECİ, Sadık KILIÇ ve Orhan ATALAY’a günümüz Türkçesine sadeleştirmesini yaptırarak, “açık, anlaşılır ve olabildiğince doğru” olarak İslamın ana kaynağına okuyucularımızın ulaşmasını ve onu doğru anlamayı daha da bir kolaylaştırmış bulunmaktadır.
       
              ÖN SÖZ
       
      Elmalılı merhumun tefsirini sadeleştirme düşüncesi ortaya atılınca, doğrusu önce tereddüt ettik. Çünkü basılmış olarak bulunan birden fazla sadeleştirme yanında, yeni bir sadeleştirmeye acaba gerek var mıydı?

      Bunun için ilk olarak daha önce yapılmış sadeleştirmelere baktık. Onlar için epeyce emek sarf edilmiş ve okuyucu için kolaylık sağlayacak ilaveler yapılmış olmasına rağmen, bazı eksikleri ve yanlışları olduğunu gördük. Şüphesiz bizim yapacağımız çalışmada da eksikler ve hatalar olacaktır: İnsanların ortaya koyduğu eserler her zaman eksik olmaya mahkûmdur. Ama bu bir yarıştır ve her yeni, eskilerden de yararlanarak, daha iyiyi ortaya koymaya çalışarak, bayrağı biraz daha ileriye götürmeye uğraşacaktır. Ayrıca kitap piyasasında yeni bir sadeleştirmenin zenginlik olacağını düşündük. Dolayısıyla önceki çalışmaları takdir etmekle birlikte, yeni bir "Hak Dini Kur'an Dili" sadeleştirmesi için kolları sıvadık.

      Bilindiği gibi tercüme zor iştir. Bu zorluğu, Elmalılı merhum, tefsirinin girişinde çok güzel anlatmıştır. Tercüme kadar değil ise de, ciddî bir sade­leştirme de oldukça zordur. Eğer sadeleştireceğiniz eser, normalden hızlı bir değişim geçirmiş ve geçirmekte olan Türkçe ile yazılmış ise bu zorluk daha da artmaktadır. Yapacağınız sadeleştirmenin zengin Osmanlıcadan fakir ve yeterince işlenmemiş yeni Türkçeye olduğunu düşünürseniz, işin zannedildiğinden zor olacağını görürsünüz.

      Biz bütün zorlukları ve neticede bize karşı yöneltilecek tenkitleri göze alarak bu işe girerken, "Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş bir ilim adamımızın, Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya koyduğu bu kıymetli eseri yeni nesle biraz olsun tanıtabilir ve onların da bu eserden yararlanmasını sağlayabilir miyiz?" düşüncesini esas aldık. gonca kitap
       
      Yeni nesil onu tanımalı; çünkü o gerçekten gerek din alanında gerek­se düşünce alanında son asırda yetiştirebildiğimiz çok az sayıdaki değerlerimizden biridir. Din alanındaki gücünü sadeleştirmeye çalıştığımız tefsiri ile, düşünce alanındaki gücünü ise, hem bu tefsirdeki derin bakışı, hem de "Tahlilî Felsefe Tarihi Metalib ve Mezâhib" ismi ile tercüme ettiği Fran­sızca bir felsefe tarihinin başına yazdığı "Dîbâce"si, yani ön sözü ile ortaya koymuştur.
       
      Nitekim İstanbul Üniversitesinin eski felsefe hocalarından Prof. Dr. Mehmed Emin Erişirgil bu "Dîbâce"yi değerlendirirken: "Baştan başa oku­yunca felsefî meseleleri kavrayan bir zekanın tesiri altında bulunduğunuzu hemen fark ediyorsunuz. Gerçekten ben, içindeki bazı fikirlere katılamıyorum. Ancak felsefî meseleler üzerinde yazılmış bir eserin kıymeti, parça parça fikirlerin sıhha­tinde değil, kavrayış ve görüşteki genişlik ve kuşatılıcıktadır. Bu "Dîbâce" ise her yönden bize yazarın felsefî meseleleri anlayıştaki hatasını gösteriyor."1 der. Yine aynı zat, "Neden Filozof Yok?" isimli küçük kitabında "Hamdi Yazır bir Meşrutiyet düşünürü olarak, gerek Cumhuriyet'ten önce, gerekse Cumhuriyet döneminde hem dinî, hem hukukî, hem sosyal, hem de felsefî meseleler üzerinde derinliğine düşünmüş; bunların bir kısmına yeni sayılabilecek çözüm yolları ge­tirmiştir. İslamın kafasını ve pazusunu tembellikten kurtarmaya önemli bir katkı­da bulunmuş, belki de yakın devrin dinî düşünürü olarak tek istisnayı teşkil etmiş­tir."2 demektedir.
       
      İşte böylesi değerli bir âlimin yeni nesle tanıtılmasının yollarından bi­ri, eserlerinin onlar tarafından anlaşılır hale getirilmesidir. Elbette ideal olan, yeni nesillerin de onu kendi orijinal ifadeleri ile anlayabilmesiydi. Ama bilinen birçok sebepten dolayı, bu herkes için mümkün olmadığına göre, eserin orijinalliğinden bazı şeyleri kaybetmesini göze alarak, yeni nesillerimizin anlayacağı dile aktarmak bir ihtiyaç olmaktadır.
       
      Bu düşüncelerle yola çıkarken, yine de orta bir yol ve makul bir dili esas almak istedik. Bunun için de işin başında birtakım prensipler belirle­meye çalıştık.
       
      Öncelikle müfessirimizin ve eserinin tanıtılması iyi olur düşüncesi ile tefsirin önceki baskılarında ve sadeleştirmelerinde Elmalılı ve tefsiri ile ilgili olarak kısaca yer alan bilgileri daha uzun bir girişte ele aldık. Bunun için de özellikle merhum elmalı için 4-6 Eylül 1991'de yapılan sempozyumdaki teb­liğlerden yararlandık.3
       
      1. "İki Eser-i Felsefî Münasebetiyle", Dâru'l-Funûn Edebiyat Fakültesi Mecmuası, İstanbul, 1923/1339, sene 3, sayı 2-3, s.162-166 (Elmalı M. Hamdi Yazır Sempozyumu, Türkiye Di­yanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1993, Dr. Recep Kılıç'ın sadeleştirmesi'nden, s.45.)
      2. Bolay, Hayri Süleyman, "Hamdi Yazır'la İlgili Kitap hakkında," Elmalılı M. Hamdi Yazır Sempozyumu, s.VII. 
      3. 3-Elmalılı M. Hamdi Yazır Sempozyumu, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara- 1993.
       
      İkinci olarak, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, genelde insanımızın anlayabileceği bir dil kullanmaya çalıştık. Özellikle gençleri düşünerek çoğu zaman oldukça yeni kelimeler kullandık. Günlük hayatta artık yay­gın kullanılan kelimelerden kaçınmadık. Başka dillerden Türkçeye geçmiş ve artık hemen hemen herkes tarafından anlaşılan kelimelere fazla dokunmamaya çalıştık. Elbette bu dilin yetersiz kalacağı, bizim de çaresiz dokunamayacağımız yerler oldu. Cümledeki yerine göre bir kelimeyi bazan bugünkü kullanımı ile, bazan anlaşılabileceğini düşünüyorsak, eski şekli ile aldık, bazan bir kelimeye, birden çok kelime ile karşılık verdik. Bazan da cümleye, daha kolay anlaşılabilsin diye, parantezli veya parantezsiz ilaveler yaptık. Hatta zaman zaman aynı gaye ile cümleyi yeniden kurduk, uzun cümleleri anlaşılır şekilde bölmeye çalıştık. Bazan cümleler­den anladığımız manayı kendi kelimelerimizle vermeye çalıştık, ama ge­nelde cümlelerin temel yapısını korumaya çalıştık. Buna rağmen yine de çok zor anlaşılacak kısımların olduğunu söylemeliyiz.

      Üçüncü olarak, kitapta çokça geçen terimleri, bazan dipnotlarla, bazan da parantez içi kısa ilavelerle tarif ettik, bazan tırnak içinde aynen aldık; bazan yeni karşılıklarını kullandık; bazan da anlaşılabilecek şekilde çevirisini yapmaya çalıştık. Bunu yaparken mümkün oldukça aynı karşı­lıkları kullandık. Fakat bazan daha iyi anlaşılma endişesi ile farklı kelime­ler kullandığımız, hatta, bugünkü anlamı yansıtabilmek için kelimenin asıl karşılığından tamamen farklı kelimeler kullandığımız oldu. Dolayısıyla bu bir tutarsızlık sayılmamalıdır. Ayrıca çok fazla olmamakla birlikte, açıkla­maya gerek duyduğumuz hususlara, yine dipnotlarda kısaca temas ettik.

      Dördüncü olarak, bu sadeleştirme birden çok kalemden çıktığı için üslûp açısından farklılıklar olabilir. Fakat bunu en aza indirmek için birta­kım prensiplere göre hareket etmeye çalıştık ve zamanın elverdiği ölçüde birbirimizin yazdıklarını karşılıklı olarak gözden geçirdik. Ayrıca son şekli tek elden (Prof. Dr. L.Cebeci tarafından) bir kere daha okunup, redakte edildi. Bu son okuyuşta bile daha önce dikkatten kaçan birçok hatamızı gördük ve anladık ki kaç kere okusak yeni hatalara rastlayabiliriz. Demek ki hatasız ve yanlışsız iş olmaz.
       
       
      Her halükârda ortaya çıkan farklılıkları bir çeşni saydık. Doğruyu bulmak için fakültemizdeki birçok hocaya, takıldı­ğımız çeşitli şeyleri sorduk, bilgilerinden yararlandık, kendilerine teşekkür ediyoruz.

      Beşinci olarak, genel yazım kurallarına uyduk, uzatma işaretlerini an­cak gerekli gördüğümüz yerlerde kullandık ve noktalama işaretlerine, ma­naya destek olacak nispette yer verdik.

      Bütün bu sebeplerle tercüme veya sadeleştirme, bir eseri adeta yeni­den yazmak demektir. Çünkü bir esere çok yönlü olarak müdahale etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla ortaya çıkan yeni tefsir küllitatı, orijinalini yüzde yüz tem­sil edemeyecektir. Ama ne kadar yüksek bir oranda onu yansıtabilirse o kadar başarılı demektir. Bu yüzden merhum Muhammed Hamdi Yazır üstadımızın manevî huzurunda olabilecek eksikliklerden ötürü özür diliyor ve iyi niyetimizin hüsnü kabul göreceğini ümit ediyoruz.

      Başarı ve hidayet Cenabı Allah'tandır.
       
      Prof. Dr. Lütfullah CEBECİ, Prof. Dr. Sadık KILIÇ, Doç. Dr. Orhan ATALAY
      Erzurum 2006

       
      Eserleri
       

      Elmalılı M. Hamdi Yazır bu dünyayı terk ettiğinde geride birçok eser bırakmıştır. Bu eserleri arasında şüphesiz en önemlisi ve meşhuru tefsiri­dir. Dolayısıyla ağırlıklı olarak bu eserden söz edeceğiz:

      1) Hak Dini Kur'an Dili: Yukarıda da söz ettiğimiz gibi bu tefsir, ya­zarımızın on iki yılını almıştır. Zaman zaman rahatsızlandıkça bunu biti­remeyeceği korkusunu taşımıştır. Bu sebeple olsa gerek ki, tefsirin ortala­rında bir bölüm neredeyse sadece ayetlerin mealinden ibaret kalmıştır.

      "Cumhuriyet kurulup, medreseler kaldırıldıktan sonra, okullarda Arapça eğitime son verilmişti. Kur'an'ı okuyup anlayabilecek, anladıklarını diğer dindaşlarına anlatabilecek bir medrese nesli artık yetişmeyecekti. Bunun yerini tutacak başka öğretim kurumlan da kurulmamıştı. Ama Müslüman milletimiz ve onun yeni nesilleri, Kur'an'ın yol göstermelerin­den yararlanmaya devam etme arzu ve ihtiyacında idi. Bu ihtiyacı hisse­denler, Kur'an'ın Türkçe tefsir ve tercümesi üzerinde durmaya başladılar. Cumhuriyetin daha ilk senelerinde (T.B.M.M. tarafından) Kur'an'ın Türkçeye tercüme edilmesine ve özet de olsa Türkçe bir tefsirin yaptırılmasına karar verildi. Bu işin kime verileceği konusunda uzun tartışmalar yapıldı...
       
      Nihayet zamanın Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi ve yardımcısı Ahmed Hamdi Aksekili'nin uygun görmesi ve ısrarı ile, tercüme işinin, Şair Mehmed Akif'e, tefsirin de Elmalılı Küçük Hamdi Efendi'ye yaptırılması benimsendi. Anlaşmalar yapıldı ve görev alanlar işe başladılar. Şair Mehmed Akif, bir müddet sonra Mısır'a gitti. Orada hazırladığı ilk tercü­meleri M. Hamdi Efendi'ye gönderdi. Mehmed Akif, yaptığı bu tercüme­leri beğenmediğini, bütün gayretlerine rağmen tercümelerde tam olarak başarılı olduğunu zannetmediğini yazıyordu. Bir müddet sonra da, bu işten tamamen vazgeçtiğini yetkililere bildirdi.
       
      M. Akif'in işi bırakması üzerine, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Hamdi Efendi'ye tercüme işini de üstlenmesi teklif edildi. O, da Kur'an'ın Türkçeye (veya herhangi bir dile) hakkıyla tercüme edilebileceği görü­şünde değildi. Bu görüşünü açıkça söyleyerek, bu görevi kabul etmek istemedi. Fakat ilgili makam, tefsirle beraber tercümenin de yapılmasında ısrar ediyordu. Hatta bir ara Kur'an'ın (namazda) Türkçe okunması ve okutulması yolunda bir eğilim belirmişti. Bu eğilim, Hamdi Efendi'nin kanaatlerine tamamen ters olduğu için, tercüme işini kabul edemeyeceği­ni kesin bir şekilde bildirdi. (Muhtemelen Mehmet Akif de bu endişe ile o işi bırakmıştı.) Sonunda yapılacak tefsire, "meal" olarak, tercümelerin ilave edilmesi taraflarca kabul edildi. Dikkat edilirse, "tercüme" yerine, "meal" kelimesi kullanılmıştır. Bunun elbette özel bir anlamı ve önemi vardır.
       
      Nitekim Hamdi Efendi tarafından, "meal" olarak yapılan tercümele­rin bir özelliği olduğu hemen göze çarpar: Meallerde Kur'an'ın ifade tarzı­na aynen uyulmuş, cümle oluşturma tarzı ve yapısı aynen bırakılmış, ifa­deler, Türkçe şîve ve üslûba göre değiştirilmemiştir; ayetteki her kelimenin yerine Türkçesi konulmakla yetinilmiş, metinlere ne bir kelime, ne de bir harf ilave edilmemesine çalışılmıştır. Bununla yapılmak isteneni anlama-. anlar ve "tercüme" yerine "meal" denilmekteki inceliği kavrayamayan­lar. Hamdi Efendi'yi bu bakımdan, eleştirmekten çekinmemişlerdir. Kaldı ki o, tefsirinin "Giriş"inde, Kur'an'ın Türkçeye tam ve aynı özelliklere sa­hip olarak tercüme edilemeyeceğine dair düşüncesini açıkça ortaya koy­maktadır..."25
       
       
        25-Merhum Hamdi Efendi'nin Oğulları, "Ön söz," Hak Dini Kur'an Dili'nin 3.baskısının ön sözü, s.III-V, Eser Kitabevi, 1971, İstanbul.
       
      Elmalılı, tefsirine çok güzel bir "giriş" ile başlamış ve tefsirinde ayetler arası ilgi ve bağlantılara; nüzul sebeplerine, gerekli olduğu yerlerde mütevatir kıraat farklarına ve bunların tefsire etkisine; dil ile ilgili edebî inceliklere temas etmiş; ayetleri inanç açısından Ehl-i Sünnete göre, fıkhî açıdan da Hanefî mezhebine göre ele almış; ayetlerdeki dinî, hukukî, sosyal, ahlakî konuları işlemiş, bilimsel ve felsefî konulara girmiş, mümkün oldukça ayetlerin temel mesajlarını vermeye çalışmıştır.

      Yazarımız bu tefsiri yazarken, Taberî, Razî, Zamahşerî, Ebu's-Suud, Beyzavî, Cessâs, Ebu Hayyan, Nisaburî, Alusî gibi müfessirlerin klasik tefsirlerinden ve Kütüb-ü Sitte gibi önemli hadis ve tarih kitaplarında oldukça istifade etmiş, ama ilmî derinliği ve kabiliyeti ile neticede orijinal bir kitap ortaya çıkarmıştır. Çünkü yer yer eleştirilerde ve tercihlerde bulunmuş, akıl ve mantık çerçevesinde güzel, ikna edici açıklamalar yapmıştır.

      Tefsir düşünme yönü ağırlıklı olan bir çalışma olup, felsefî konularla birlikte yer yer ilmî tefsir metodu dediğimiz, günün teknik ve bilimsel gelişmeleri çerçevesinde ayetlerden işaretler bulmaya gayret etmekte, günümüz için oldukça yeni sayılabilecek açıklamalar içermektedir. Bu özellikleri ile dün ile bugünü birleştiren bir bakış açısına sahiptir. Hasan Basri Çantay bu tefsir için, "erkân-ı harbiye haritası" derken, Mehmet Akif de yazarı için, "Sözleri senet teşkil eder." demiştir.26

      Hak Dini Kur'an Dili ilk olarak 1935-1939 yılları arasında basılmıştır. 1960'da ilk baskıdan ofset yapılarak tekrar basılmış ve daha sonra birçok baskıları yapılmıştır. Bu tefsirin, bulunamayan ilk cildi hariç, diğer ciltlerinin el yazması orijinal nüshasını Kültür Bakanlığı 1990'da satın almış ve Süleymaniye Kütüphanesi'ne koymuştur.

      2) İrşadü'I-Ahlâf fî Ahkamu'l-Evkâf: Bu da daha önce bahsettiğimiz gibi vakıflarla ilgili olup, yazarımızın vakıflarla ilgili bakan olduğu dönemde kaleme aldığı ve Mülkiye Mektebi'nde bu konuda verdiği derslerin bir bakıma düzenlenmiş şekli olan bir kitaptır. Bu eser de ilk olarak 1330/1911 yılında İstanbul, Ahmed Kamil Matbaası'nda basılmıştır.
      3) Mctâlib ve Mezâhib (Tahlîlî Tarih-i Felsefe, Mâ Ba'de't-Tabî'a ve Felsefe-i İlahiyye): Bu eser aslında Merhumun Fransızcadan yaptığı bir tercümedir. Eserin aslı, Fransız filozoflarından meşhur Paul Janet ve Gabriel Sealles'in, "Les Doctrines et Les Ecoles" (Felsefî doktrinler ve ekoller) isimli felsefe tarihidir.
       
      26-Ersöz, s.177.
       
      1922 yılında başlayan tercüme, Elmalı'nın tutuklanması yüzünden biraz gecikerek 1923 yılında tamamlandı ve ilk olarak 1341/1925'de İstanbul Matba'a-i Âmire'de yayınlandı. Eseri yazarınız açısından orijinal kılan, tercümenin başına eklediği meşhur "Dîbâce," yani ön sözü ve önemli dipnotlarıdır. Bu tercüme, Merhum Babanzade Ahmed Naim tarafından İstanbul Daru'l-Funûn'unda ders kitabı olarak okutulmuştur.
      4) Mantık-ı İstintacı ve İstikrâî: Bu da yazarımızın aslı İngilizce olan bir mantık kitabının tercümesidir. Bu, Alexandre Bain'in "Logic: Deductive and Inductive" isimli kitabıdır. M. Hamdi Yazır bunu muhtemelen Fransızcaya Gabriel Compayre tarafından yapılan çevirisinde tercüme ederek Süleymaniye Medresesi'nde mantık dersinde okutmuştur.
      5) Beyânu'l-Hak dergisinde çıkan yazıları ve tarihleri:
       
      a.  Hutbe-i Peygamberi, 9 Ramazan 1326.
      b.  Vaaz, 16 Ramazan 1326.
      c.  Ulûm-u İslamiyye, Âleme Bir Nazar, 23 Ramazan, 7 Şevval, 21 Şevval, 6 Zilkade 1326.
      d.  Saadet-i Hakikiyye, 18 Zilhicce 1326. Bu, Asr Suresi'nin tefsiri mahiyetinde bir yazıdır.
      e.  Makâle-i Mühimme, 9 Muharrem 1327.
      f.   İslamiyetle Medeniyet-i Cedide Birleşebilir mi? 23 Muharrem, 30 Muharrem, 15 Safer, 22 Safer 1327 (bir tebliğin dipnotlarla tercümesidir).
      g.  İslamiyet ve Hilafet ve Meşîhat-ı İslamiyye, 8 ve 15 Safer 1327.
      h. 31 Mart, 2 ve 9 ve 16 Cemaziyelahir, 2 Receb 1327. Bu, 31 Mart olayının Meclis-i Mebusân cephesini yorumsuz olarak ele alan ve yarım kalmış olan bir yazı dizisidir.
      i.   Küçük Bir Düşünce, 19 Muharrem 1328.
      j. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyemize Reva Görülen Muâheze-i Müdafaa, 11, 18 ve 25 Safer, 2, 23 ve 26 ve 30 Rebiülevvel, 28 Rebiülahir, 14 Cemaziyelevvel 1328.
      k. Donanma İanesi Zekât Yerine Geçer mi? 3 Zilhicce 1328.
      6) Sırat-ı Müstakim (Sebîlü'r-Reşâd) dergisinde çıkan yazıları ve tarihleri:
      a) Ulûm-u İslamiyyenin Ruhu ve Mizaç Tasnifi, 30 Şevval 1336.
      b) Müslümanlık Mâni-i Terakki Değil, Dâim-i Terakkidir, 27
      Zilkade, 4, 19 ve 22 Zilhicce 1341; 3 ve 10 Muharrem, 1342. Bu yazı dizisi de, Amerika'da yüksek öğrenim yapan Türk öğrencilerinin Amerikalılara İslamiyet hakkında bilgi vermek üzere bir konferans verilmesi ihtiyacı üzerine kaleme alınmıştır.
      c)  Hz. Muhammed Aleyhisselamın Dini İslam, 21 ve 27 Ramazan, 18 ve 25 Şevval, 17, 24 ve 25 Zilkade, 29 Zilhicce 1337; 13, 20 ve 27 Muharrem, 5 Safer 1338. Bu yazılar, yazarın, Anglikan Kilisesine mensup Dini Eserler Kütüphanesi Müdürü tarafından yöneltilmiş sorulara şeyhülislamlık makamı adına verilen cevaplardır.
      d) Ru'yet-i Hilal Meselesi, 8, 16 ve 23 Safer 1342.
      e) İlhad Ne Büyük Cehalettir, 23 Rebiülevvel, 1, 8, 15, 22 ve
      29 Rebiülahir, 7, 14 ve 21 Cemaziyelevvel, 5 Cemaziyel-ahirl343.
      f)  Hayat ve Ubudiyyet, 19 Cemaziyelahir, 1343.
      g) Izdırabât-ı Beşerin Sebebi Şirktir, 26 Cemaziyelahir, 4 Receb 1343.
      7) Ceride-i İlmiyye dergisinde çıkan tek yazısı: a) Tevbe, Rebiülevvel, 133727.
       
       
      M. H. Yazır'ın bu dergilerdeki yazıları hakkında bkz., Yazıcı, Nesimî, Prof. Dr. "Muhammed Hamdi Yazır'ın Basın Hayatı ve Yazarlığı," M. H. Yazır Sempozyumu, s. 24-32.
      8) Sefer Bahsi. Bu, büyük oğlu Muhtar Yazır tarafından tefsirinin 1960 yılında yapılan baskısında 8. ve 9. ciltlerin başına konulan uzun bir mektup olup, Yazır'ın bu konuda, fıkıh âlimlerinin çoğunluğuna ait görüşten ayrı olan seçimini delilleri ile ortaya koyan bir kitapçıktır.
       
      Bu eserlere ilave Elmalık merhumun basılmamış olarak,
      a) Usûl-ü Fıkh ile ilgili bir kitabı;
      b) Mantık ile ilgili bir eseri;
      c)  Prens Abbas Halim Paşa'nın teşvikleri ile yazmaya başladığı, ama tefsiri yazmaya başlayınca yarım bırakmaya mecbur kaldığı bir Hukûk-u İslamiyye Kamusu;
      d) Şiirlerinin yer aldığı eksik bir dîvanı, çeşitli hatlarla yazılmış levhaları bulunmaktadır.28 Fakat bu eserlerin bazılarının sadece isimleri bilinmektedir ve henüz kendileri bulunamamıştır.
       
        28-Subaşı, Hüsrev, Prof. Dr., "Elmalılı Hamdi Efendi ve Hat Sanatımızdaki Yeri," s. 325-328.
       
       


      Akçağ Yayınları 10 Cilt Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kuran Dili Tefsir kitap seti ni incele diniz.  
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789753387996
      MarkaAkçağ Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789753387996
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.