• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Hızır Aleyhiselamdan Dualar, Ö. Faruk Hilmi

      Hızır Aleyhiselamdan Dualar, Ö. Faruk Hilmi
      Görsel 1
      Fiyat:
      50,00 TL
      İndirimli Fiyat (%54) :
      23,00 TL
      Kazancınız 27,00 TL
      23.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
              Stoktan Kargo
       
      Kitap              Hızır Aleyhiselamdan Dualar       
      Yazar             Ömer Faruk Hilmi
      Yayınevi         Yasin Yayınevi    
      Etiket Fiyatı    50 TL
      Kağıt - Cilt      Sarı şamua, Ciltli
      Sayfa - Ebat   438 sayfa, 14x20 cm
      Yayın Yılı        2016
      ISBN               9786053460961

       
       
      Hızır Aleyhiselamdan Dualar kitabını incelemektesiniz.
      Yasin yayınları Hızır Aleyhiselamdan Dualar kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
       
      hızır aleyhiselamdan dualar, ömer faruk hilmi
       
       
      Dua, kulluğun, Allahü Teala hazretlerine arz edilmesidir.
      İnsanların arasına kardeşliğin, sevgi ve saygının yerleşmesi için dua edelim.
       
      "Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara:) Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar." Bakara 2/186
       
      "Ey Habibim Ahmed, Resulüm ya Muhammed!) De ki: Duanız olmazsa, Rabbim size ne diye değer versin?" Furkan 25/77
       
      Hızır Aleyhisselam'dan rivayet edilen bir çok dua vardır. Dua hayatın kaynağıdır.
       
      Dua yer ve göklerin nurudur. Hızır Aleyhisselam'ı bu güne kadar ayakta tutan; onun candan ve gönülden Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zamanına yetişip, ona ümmet olabilmek için etmiş olduğu dua değil midir?
       
       
             HAYATI

      Nemrutların hüküm sürdüğü bir çağdı. Karanlık bir devir...
      Zulmün ve zulmetin insanların üzerine sağnak sağnak yağdığı ve zâlimlerin insanları inim inim inlettiği bir dönem.
      Ad kavminin feci bir şekilde helak olup, tarihe karışmasını insanlar tamamen unutmuş gibiydi.
      Gerçi bazı yaşlılar, dedelerinden duydukları, Âd kavmi ile ilgili bir kısım hikâyeleri torunlarına yalan yanlış da olsa an­latıyorlardı.
      Semûd kavmi'nin azgınlığı sonucu başlarına gelen felâket ve Salih Aleyhisselâm'ın insanlığa, hidâyet kaynağı olarak Cenab-ı Allah, tarafından getirdiği İlâhî mesajlar da unutulmuştu.
      İnsanlar, efendilerinin kölesiydi.
      Efendiler de, beylerin; beyler de, meliklerin; melikler de, Nemrutların kölesiydi.
      Nemrutlar ise puta, heykele tapıyordu...
      İnsanlar, tutsaktı.
      insanlar, köleydi.
      İnsanlar, hürriyetten mahrumdu.
      insanlar, akıllarını çalıştıramıyorlardı.
      İnsanlar, zorbaların ve zalimlerin elinde birer mahkum gibiydiler.
      Nemrutlar, kendilerini yeryüzünün İlâhi olarak ilan et­mişlerdi.
      Halk onlara tapıyordu.
      Halk, Nemrutlara tapmak mecburiyetindeydi. Nemrutlar, birer puttu, heykeldi. Memleketin her yerinde Nemrutların putları vardı. İnsanlar, bu putlara tapıyordu.
      İnsanların hayat ve memattı (ölümü) Nemrutların iki du­daklarının arasındaydı.
      Onlar istediğini, öldürür; istediğini yaşatırlardı. Can ve mal emniyeti yoktu.
      Nemrutların buyrukları, karşı konulması mümkün olma­yan, fayda veya zararı asla tartışılamayan bir kanundu.
      İnsanlar, tefekkür, düşünce ve tezekkürden mahrumdu.
      Kimse hadiseleri irdelemeye cesaret edemiyordu.
      Bir hadisenin "nedeni"ni sormak en büyük suçtu. Cezası ölümdü...
      İnsanlar! Birer köle gözü ile bakılan o güçsüz ve biçâre var­lıklar; Nemrutlar gibi düşünmek, Nemrutların istediği gibi, yaşamak ve Nemrutların arzuladığı şekilde inanmak mecburiyetindeydiler...
      İnsanlar, adalet, kardeşlik, sevgi, hoşgörü, hak-hukuk ne­dir bilmiyordu.
      Zulüm, bir maharet ve meslekti.
      Güçlüler, zayıfları ezmekle övünüyorlardı.
      insanın insan olarak değeri yoktu.
      İnsanlar, hayvanlar gibi meydanlarda dövüştürülüyordu. Biri ölmeden sona ermeyen bu dövüşmeleri, efendiler, bey­ler, melikler ve Nemrutlar, büyük bir sevinç ile seyrediyorlardı.
      insanlar, köle pazarında satılıyordu.
      Aç kalan güçlü insanlar, gariban, kimsesiz ve zayıf insanla­rın evlerine saldırıyor, onların, kız ve erkek çocuklarını zorla ellerinden alıp pazara götürüyor, câriye ve köle diye satılıyordu.
      O dönemin en büyük ilmi, Astronomi ilmiydi.
      O devrin kâhinleri yıldızların hâl ve hareketlerine bakarak gelecekten haber veriyorlardı.
      Peygamberlerin müjdelediği aydın gelecek ve Allâh'dan getirmiş oldukları hakikat zamanla unutulmuştu.
      Bilenler de can korkusundan ortaya çıkamıyordu.
      Nemrutlar, kendi put ve heykellerini dünyanın dört bir ta­rafına gönderdiler.
      En yüksek yerlere put ve heykellerini diktiler.
      Hakimiyetlerinin altında olan bütün insanlığın kendi put ve heykellerine tapmasını emrettiler.
      Nemrut, yazın yüksek dağlara, yaylalara çıkıyordu.
      Kışın ovalara sıcak bölgelere iniyordu.
      Güneşin doğuş ve batışını daha iyi temaşa edebilmek için, yüz binlerce insanı çalıştırarak memleketin en yüksek dağının tepesinde saray yaptırmıştı.
      Saraylarını inşa etmek için yüzbinlerce insanı en ağır işler­de çalıştırdılar.
      İnsanlara, yapamayacakları kadar en ağır işleri yüklediler.
      Ağır ve kötü iş şartları altnda ölen insanları, köpeklere yem olarak attılar.
      İnsanların hiçbir değeri yoktu.
      Nemrutlar için en iyi insan düşünmeyen, düşüncesini sesli ifade etmeyen ve kendilerine itaat eden kişiydi.
       
              RÜYA

      Bir rüya gördü.
      Rüyâ'nın korkusu ile irkildi.
      Büyük bir korku ile yatağından fırladı. Odada kimse yoktu. Sarayın bütün kapıları da kapalıydı. Yine yatağına girdi. Yine aynı rüya...
      O gece tam üç kere üst üste o korkunç rüyayı gördü. Korkudan dudakları uçukladı.
      Yüzü sarardı.
      O gece acziyetini bütün kalbi ile anladı. Bir sığmak aradı.
      Sabah uyandığında Sarayın bir duvarının çatlak olduğunu gördü. Hayret etti.
      Rüyasını bir türlü hatırlayamadı. Nemrut bütün avazı ile bağırdı: -"Bana kâhinlerimi çağırın."
      Kâhinler, büyük bir telaş ile Nemrut'un huzuruna çıktılar.
      Secdelere kapandılar.
      El etek öptüler.
      Saygılarını sundular.
      Kâhinler:
      -"Efendimiz! Rüya gördünüz değil mi?" -"Evet! Ama unuttum."
      -"Senin gördüğün rüyânın yorumunu biz biliyoruz."
      Nemrut, kâhinlerin konuşmaları ile teselli buldu. Biraz güç ve kuvvet topladı.
      Kendine geldi.
      Kâhinlere sordu:
      -"Bu telaşımız niye?" Kâhinler:
      -"Sizin gördüğünüzden daha büyük şeyler gördük. Siz ge­celeyin uyurken rüyada gördünüz; biz ise gözlerimiz ile gör­dük. Efendimiz! Siz çağırmasaydınız bile biz huzura çıkmak için izin isteyecektik"
      -"Sebep?"
      -"Bu gün büyük bir değişiklik oldu." -"Nedir o değişiklik?"
      -"Yeni bir yıldız doğdu. Öyle sanıyoruz ki, bu sene bir ço­cuk doğacak, o çocuğun, saltanat, hükmü ve adı asırlarca anı­lacaktır...
      Dünya ayakta durduğu sürece ve güneş doğup, battıkça o çocuk yeryüzünde büyük bir saygı ve sevgi ile yaşayacaktır. Sizin görüp korktuğunuz rüyânın yorumu budur."
      Nemrut uzun süre başını yere eğdi.
      Düşündü.
      Aklına bir çâre gelmedi. Kâhinlere sordu:
      -"Tedbir nedir? Bunun önüne nasıl geçebiliriz?" Kâhinler birbirlerinin yüzlerine baktılar.
      Nemrudun korkusundan sesli konuşamadılar. Sessizce konuştular. Kendi içlerinde
      -"Sen ne yaparsan yap olacak olan olur," diye düşünü­yorlardı.
       
      İşin hâl çâresinin mümkün olmadığını Nemrut'a nasıl an­latırız, diye derin bir düşünceye dalmışlardı ki; Nemrut'un:
      -"Sizlere seslendim! Beni işitmediniz mi?" sesiyle uyandılar.
      Baş Kâhin günü kurtarmak, kendini ve arkadaşlarını ölü­mün eşiğinden kurtarıp onlara hayat vermek için;
      -"Efendim her meselenin bir hâl çâresi vardır."
      -"Ne kadar zor olsa da mı?"
      -"Evet!"
      -"Beni bu müşkilden kurtarın. Bana iyi haber verdiğinizi hiç görmedim. Hep bana kötü haber verirsiniz. Eğer beni o korkunç rüyânın etkisinden kurtaramazsanız sizi ve talebele­rinizi bütün kitaplarınız ile birlikte ateşe atar cehennemimde yakarım."
      Baş Kâhin titrek bir sesle konuştu:
      -"Bu sene doğacak olan bütün erkek çocukları öldürebilir-seniz, işi kökünden hâl etmiş olursunuz..."
      Nemrut rahatladı.
      Derin bir nefes aldı:
      -"Meselenin çözümü bu ise, bu çok kolay bir iştir. Emir ve­ririm, bugünden itibaren doğan bütün erkek çocukların öldü­rülmesini emrederim.
      Kimin çocuğu olursa olsun.
       
      Efendilerin, beylerin, meliklerin ve komutanlarımın... Hatta benim çocuğum doğarsa onu bile boğazlasınlar... Bir sene değil, iki hatta üç seneye kadar doğacak çocukları öldürsünler..."
      Kâhinler, büyük bir üzüntü ile birbirlerinin yüzlerine baktılar. Yüzlerinin rengi değişmişti. Korkudan sapsarı kesilmişlerdi. Baş kâhin söz aldı:
      -"Efendimiz! Sadece bu sene doğacak olan çocukları öldürseniz yeterli... Çünkü şan, şöhret, ismi ve hükmüyle sizi gölgesinde bırakacak olan çocuk bu gece ana rahmine geçti. O elbette bir senenin içinde doğacaktır..."
      Nemrut, hışımla baş kâhine baktı:
      -"Benim işime karışmayın. Siz kehânetinize bakın! Ben bu işi şansa bırakamam! Üç sene boyunca doğacak olan bütün erkek çocuklar öldürülsün!"
      Kâhinin biri:
      -"Efendim çok haklısınız! Çocuk doğmadan bir iki sene anne kanımda bekleye bilir!" dedi.
      Diğer kâhinler, bu kahinin Nemrudun gözüne girmek ve Nemrud tarafından sevilmek için söylediği sözlere ancak kendi içlerinde gülebildiler.
      Gülmeyi yüzlerine yansıtmadılar.
      Neden sonra baş kâhin:
      -"Evet! Haklısınız! Üç sene boyunca doğacak bütün erkek çocukları öldürünüz!" diye bildi.
      Nemrut, emîr yayınladı:
      "Bugünden itibaren doğan bütün erkek çocuklar öldürü­lecektir.
      Yeni doğan erkek çocuğunu saklayan anne ve babalar, bü­tün çocuk ve akrabaları ile birlikte öldürülecektir.
      Hamile olan komşusunu haber vermeyen komşu kadın­lar, bütün çocukları ile birlikte öldürülecek ve evleri ateşe verilecektir.
      Benim hükümlerimi icra etmeyen, komutan ve meliklerim bütün aileleri ile birlikte öldürülecektir."
       
                  MELKÂN
       

      Melkân, Hızır Aleyhisselâm'ın babasının adıdır.
      Hızır Aleyhisselâm'ın Babası bir hükümdardı.[1] (ibnül esir, el kamil fit tarih tercümesi (ter,) 1/53.
       
      Melkân, Nemrutların meliklerindendi. Nemrutların hükümrân olduğu bir zaman ve zeminde o da bir melikti...
      Güçlü ve kuvvetli bir melikti.
      İhtişamlı bir saltanatı vardı.
      Varlıklıydı.
      Tek üzüntüsü hiç bir çocuğunun olmamasıydı.
      Ölümünden sonra yerine melik olabilecek bir varisi de yoktu.
      Askerleri, komutanları ve fedaîlerinin sayesinde bütün in­sanlar kendisinden çekiniyordu.
      Nemrut'tan sonra o gelirdi.
      Emir ve hükümleri birer kanundu...
      Başında Nemrut da olmasa?
      Melkân'ın tek korktuğu kişi Nemrut'tu...
      Nemrut'tan bir emir aldı.
      Defalarca okudu. İnanmak istemedi.
      -"Bu kadarı da olamaz!" diye kendi kendine mırıldandı. Nemrut'a karşı gelemezdi.
      O emri, bütün memlekete yaydı. Her tarafa casuslarım da gönderdi. Saltanatından olmak istemiyordu. Nemrut ile savaşacak güce sahip değildi. Casuslarına şu emri verdi:
      -"Bugünden itibaren bütün evleri tek tek dolaşın.
      Yeni doğan erkek çocukları öldürün.
      Size karşı gelen ailelerin evlerini içindekilerle beraber ateşe verin.
      Hamile kadınları tesbit edin. Onları izleyin. Bu işe benim eşlerimden başlayın.
      Biliyorsunuz ki, benim çocuklarım olmuyor. Bütün eşlerim kısır. Ama siz yine işe onlardan başlayın. Bu işi yüzünüzün akı ile bitirirseniz, sizleri servete boğacağım...."
       
      FERYAT VE FİGÂN SESLERİ
       
      Çok geçmeden gencecik gelinlerin feryattan gökleri kapla­dı. Memlekette ağıt sesleri yükselmeye başladı.
      Feryat ve figânlar arş'a yükseldi.
      Çocuklar, annelerinin kucağından zorla almıyor ve hemen orada anne ve babalarının gözleri önünde bir av hayvanı gibi boğazlanıyordu.
      Başsız gövdeleri oraya atılıyor ve kesik başları ise Nemrut'a hediye olarak gönderiliyordu.
      Nemrut'un cellatlarının işi buydu...
      Nemrut kesik başlan gördükçe seviniyordu.
      Nemrut, daha yeni doğmuş çocukların kesik başlarına ba­kıp zangır zangır bağırıyordu.
      -"Daha çok kesik baş istiyorum!"
      Nemrut'un gözüne girmek isteyen, hayvan ruhlu canavarlar, erkek çocuk avına çıkıyorlardı.
      Çocuğu kucağından koparılıp, gözleri önünde boğazlanan bir annenin ruh hâlini siz düşünün!
      Annelerin feryatları göklere yükseliyordu.
      Her yerden ağlama sesleri geliyordu.
      Annelerin feryat ve figanları görenlerin içini dağlıyordu.
      Bütün toplum yasta idi.
      İnsanların çoğu kendilerinden utanıyordu. İnsanlıklarına ağlıyordu. Çaresizlik ve acziyetleri onların içini kemiriyor,
      Ne yazık ki, Nemrut'a ve onun vicdansız cellatlarına karşı koyabilecek bir güçleri yoktu.
      Ellerinden ancak ağlamak geliyordu.
      Fakat Nemrut ağlamayı da onlara çok gördü.
      Ağlamayı yasakladı!...
      Bütün topluma hâkim olan endişe, korku, ümitsizlik, matem ve yas havasına son vermek isteyen
      Nemrut, zulüm ve işkenceden vazgeçmek yerine zulme rahmet okutan bir kanun çıkarttı:
      -"Bundan böyle ağlamak yasaktır. Erkek çocukları öldü­rüldüğü için, ağlayan anne ve babalar da öldürülecektir. Hem de ateşte yakılarak..."
      Nemrut, insanların gönül dünyalarına da gem vurdu.
      İnsanların ne zaman sevineceklerini ve güleceklerini ve ne zaman üzülüp, ağlayacaklarını bir kanun ile tesbit etti.
      Nemrut insanların tabiat ve iç dünyâlarına kadar tahak­küm etmeye çalıştı.
      Sessiz olun!
      Sessiz konuşun!
      Sessiz düşünün!
      Sessiz üzülün!
      Sessiz ağlayın!
      Üzüldüğünüzü asla ifâde etmeyin.
      Yüz hatlarınız bile üzüldüğünüzü açıklamamalıdır.
      O günden itibaren, küçücük yavruları gözleri önünde kat­ledilerek, yüreği yaralanan anneler, ağlama duygusundan bile mahrum ediliyorlardı.
       
      Herkesin doğal hakkı olan ağlamaya yasak getirildi... Kadınlar ağlama özgürlüğünden yoksun edildiler... Nemrutların kulu ve kölesi olan insanlar sessiz ağlamayı öğrendiler; sessiz düşündükleri gibi...
      Ağlamak insanın doğasında vardır.
      insan, ağlamak ister.
      insan, sızlamak ister.
      İnsan, derdini ifade etmek ister.
      Artık kimse ağlayamıyordu.
      Özellikle küçücük bebeği hunharca öldürülen kadınlar, ağlamamalı, gülmelidir.
      Üzülmemeli, sevinmelidir, diyorlardı.
      Mümkün mü?
      Evet, bunu mümkün kıldılar. Bazı kadınlar,
      -"Evladım, Nemruda kurban olsun! Gelecekte Nemruda zarar verecek olan bir evladı ne edeyim?" diyebiliyorlardı.
      İnsanlıklarını koruyan kadınlar ise, evlerinin en kuytu ve en karanlık yerinde gizlice içten içe ağlıyordu.
      Nemruda, düzenine ve saltanatına lanet okuyordu.
      Lanet olsun, zâlimlere!
      Lanet olsun, Nemrutlara!
      Lanet olsun, zulüm eden emirlere!
      Lanet olsun, halkı incitenlere!
      Lanet olsun, kendi saltanatları için halkın çocuklarının ca­nına kıyan ve kan akıtanlara!
       
             ELHÂ

      Elhâ...
      Hızır Aleyhisselâm'ın sevgili annesi....
      (Hızır Aleyhisselâm'ın annesinin adı Elhâ idi.[2])
      Melik'in eşiydi.
      Merhametli ve iyi niyetli bir kadındı, içinin güzelliği yüzüne yansıyordu... Nur yüzlü bir kadındı...
      Fakirlere yardım eder, yoksulu doyurur ve kimsesizleri korurdu.
      Yetimlere bakar...
      Fakir ve yetim erkeklerin evlenme masraflarım üstlenir, yetim kızların çeyizlerini kendi bütçesinden karşılardı.
      İşi gücü hayır ve hasenattı
      Suyu olmayan semtlerde kuyu kazdırır.
      Yolu düzgün olmayan yerlerin yollarını yaptırır.
      Yaşlı ve miskinlerin evlerini tamir ettirir.
      Memlekette sevilen bir hanım efendiydi.
      Gerçek bir hanım efendiydi...
      Kraliçe'den çok bir anne, bir abla, bir bacıydı.
      Elhâ'nın gönül dünyasının, sevgi, hoşgörü, merhamet ve yardımseverlik ile dolu olmasından cesaret alan şehrin ileri gelenlerinin eşleri saray'a geldiler...
      Elhâ onları sevgi ile karşıladı.
      Misafir etti, onlara ziyafet verdi.
      Kadınlar, yemeklere el uzatmadılar.
      Elhâ hayret etti.
      Şaşkınlıkla sordu:
      -"Bacılar! Neden sofraya el uzat iniyorsunuz?"
      Kadınları bir uğultudur aldı.
      Ağlamaya başladılar.
      Özgür bir şekilde ağladılar.
      Sesli sesli ağladılar.
      Elhâ'nın göz pınarları taştı.
      Ağlamaklı bir sesle sordu:
      -"Benden ne istiyorsunuz?"
      -"Bu zulme ve haksızlığa 'dur7 demeni..."
      -"Bacılar! Bu kötülüğe engel olabileceğimi asla sanmam. Çünkü bu emir Nemrut'tan gelmektedir.
      -"Biliyoruz."
      Kadınlardan biri:
      -"Anne yüreği... Ciğerparelerimiz gözlerimizin önünde öl­dürülüyor. Buna dayanamıyoruz."
      Genç bir kadın:
      -"Sesli sesli ağlayabilmek için buraya geldim!" -"Neden?"
      -"Biliyorsunuz ağlamak bile yasak! Daha geçen hafta oğ­lumu gözlerimin önünde çok feci bir şekilde öldürdüler! Ve bana:
      -"Ağlama! Eğer ağlarsan seni ve kocam da öldürür! Evini ateşlere veririz!" dediler... Bende içimden geldiği gibi ağla­mak için sizin huzurunuza geldim, dedi.
      Bir başka kadın:
      -"Sizi çok sevdiğimizden teselli bulmak için huzurunuza geldik."
      Elhâ, kadınları dinledikten sonra sözlerine devam etti: -"Acınızı anlıyorum. Sizin acınız benim açımdır. Şunu iyi bilin ki, ben sizden daha çok üzülüyor ve ağlıyorum. Çünkü siz kendi çocuğunuz için ağlıyorsunuz.
      Ben bütün çocuklar için ağlıyorum...
      Her bir çocuğun öldürüldüğü haberi bana ulaştığı zaman oturup hüngür hüngür ağlıyorum. Melkân da çocukların öldü­rülmesini istemiyor. Fakat onun da elinden bir şey gelmiyor.
      Biliyorsunuz Nemrut'a karşı koyacak kuvvetimiz yok. Ama Melkân'dan halka iyi davranmalarını isteyebilirim."
      Aynı saatlerde, Elhâ kocası Melkân'ın huzuruna çıktı.
      Melkân eşine baktı.
      Onun önemli bir iş için geldiğini anladı.
      Yanındaki vezîr ve komutanlarına dışarıya çıkmaları için işaret etti. Elhâ'ya döndü:
      -"Bu ziyaretini neye borçluyum," diye sordu. Elhâ tebessüm ederek:
      -"Bir kadının eşinin yanına gelmesi yasak mı?"
      -"Hayır! bu saatte pek yanıma gelmezdin de?"
      -"Seni görmek için yanma geldim. Eğer Nemrut kadınların kocalan ile görüşebilecekleri saat ve zamanları bir ferman ile belirttiyse lütfen bana söyleyin. Nemrut'a ve sevgili kocama karşı gelmek istemem?"
      Melkân kahkaha ile güldü.
      -"Sen de olmasan hiç gülemeyeceğim! İyi ki bu köhne dünya'da sen varsın. Ah bana bir evlat da verebilsen..."
      -"Öldürmen için mi?"
      Melkân ses çıkarmadı.
      Derin bir düşünceye daldı.
      Elhâ devam etti:
      -"Sevgili kocacığım! Milletin çocukların kanına doyma­dın mı?"
      Melkân, Elhâ'nın ellerini tutarak ellerinin içine aldı. -"Yanlış anlaşıldım galiba" dedi.
      -"Hayır! Yanlış anlaşılmadın. Sen, kadınların binbir zor­luklarla dünya'ya getirdiği çocukların kanlarını akıtmakla rahatlamadığım, benim de bir çocuk doğurup onu öldürmek isteğini, imâ ettin."
      Melkân yine kahkaha ile güldü.
      -"Senin filozof olman lazımmış? Ben milletin çocuklarını kendi keyfim için öldürmüyorum. Bu, Nemrutun emridir. Eğer ben o çocukları öldürmezsem, Nemrut bana karşı savaş açar. Bütün memleketimi yerle bir eder. Çocukların anne ve babalarım ateşe verir. Benim Nemrut'a karşı koyabilecek gü­cüm yoktur..."
      -"Eğer sen çocuklan boğazlamaktan vazgeçmezsen kor­kanın ki, kadınların göz yaşları sel olup; seni ve Nemrut'u boğacaktır..."
      Elhâ yeniden kadınların yanına üzüntülü bir şekilde dön­düğünde. Yüz hatlarından kadınlar, onun bir şey yapamadan geldiğini anladılar.
      Kadınlar, üzüntülü bir şekilde ağlayarak saraydan çıkar­larken candan ve gönülden dua ederler:
      -"Allah, sana bir erkek çocuk versin"
      Elhâ tebessüm etti...
      İçinden de "Amin!" dedi.
      İçine büyük bir sevinç girdi. İçi içine sığmaz oldu. Nedenini bilmediği bu ferahlık kendisine yaşama sevinci verdi.
      O gün, tebdili kıyafet etti.
      Sokağa çıktı.
      Tanıdığı ve tanımadığı bildiği ve bilmediği bütün fakirlere sadakalar dağıttı.
      Bir erkek evlad sahibi olmak için, Allâhü Teâlâ hazretlerine yalvardı.
       
       
       
      İçindekiler
      Hayatı       
      Rüya
      Melkân     
      Feryat ve Figân Sesleri       
      Elhâ 
      Hüzün Yağmurları      
      Buruk Sevinç     
      Korkma, Senin Çocuğunu Boğazlamam!        
      Doğumu   
      Tevekkül  
      Çoban Ebleyâ ile Eşi Elma 
      Ana Yüreği
      Koyunun Emzirdiği Bebek   
      Kayıp Olan Çocuk      
      Sevilen Çocuk Belyâ  
      Hızır Aleyhisselâm İle Gelen Bereket    
      Okuyan İnsan    
      Hızır Aleyhisselâm İmtihanda       
      Ayrılık ve Büyük Bulaşma   
      Bir Yüce Yaratıcı Vardır       
      Eğitim ve Öğretimi      
      Sihirbazlar Kendisinden Memnun Değillerdi
      Gençliği    
      Evleniyor  
      Yıllar Sonra Köyünde 
      Hicret Ediyor      
      Mi'râc Yolundaki Güzel Koku        
      Issız Bir Adada İbâdet
      Yâ Rabbil İnsanlığa Hidâyet Ver  
      Daha Ne Zamana Kadar?   
      Vezir Oluyor      
      Hac Yolculuğu   
      İbrahim Aleyhisselâm'dan Hikmetler     
      Hakem      
      Dünya'nın Fethine Batı'dan Başladılar
      Adem Aleyhisselâmın Vasiyeti     
      Kudüs       
      Keşfi Açılıyor     
      Âb-ı Hayat
      Batı'dan Doğu'ya
      Mekedonyanın Fethi  
      Ye'cûc Me'cûc'ün Fesadı    
      Sağlığında Mezarını Hazırlayan Millet
      Üçüncü Yol        
      Hızır AleyhiSselâm'ın Peygamberliği    
      Firavun Ve Yahudiler 
      Hızır Aleyhisselâmın Bazı Hususiyetleri
      Ayrılış       
      Hızır Aleyhisselâm'ın Gizemli Hayatı     
      Hızır Aleyhisselâm'ın Allah Sevgisi       
      Esaretten Kurtuluş     
      İlyâs Aleyhisselâm İle Görüşmesi
      İşmuil Aleyhisselâm'a Yardım Etmesi   
      Her Kemâlin Bir Zevali Vardır       
      Hazret-i İbrahim'in Dini
      Hazret-i Musa'nın Dini
      Hazret-i İsa'nın Dini    
      Çin Hindistan ve İran  
      Arabistan 
      Beklenen Kurtarıcı      
      Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) ile Görüşmesi    
      Hızır Aleyhisselâm ile Görüşenler
      Hızır Aleyhisselâm'ın Görevi
      Hızır Aleyhisselâm'ın Bugünü      
      Hızır Aleyhisselâm'ın Vefatı
      Ne Zaman Vefat Edecek?   
      Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi Ve Sellem) Hazretlerinin Dilinde Hızır Aleyhisselâm
      İmam-ı Rabbânî Hazretlerine Göre Hızır Aleyhisselâm
      Dua İbadettir      
      Duanın Âdabı    
      Hızır Aleyhisselâm'dan Dualar     
      Hızır Aleyhisselâmın Duası Makbuldür 
      Sıkıntıdan Kurtulma Duası  
      Hırsızlıktan, Şeytandan, Boğulmaktan Yılan ve Akrepten Emin Olmak İçin
      Namazdan Sonra Okunması Tavsiye Edilen Dua   
      Kalbin Nurlanması için Dua 
      Hızır Aleyhisselâm'ın İstiğfarı       
      Göz Ağrısını Çekmemek İçin        
      Bütün Hastalıklardan Şifâ   
      Salih Kişi Olmak İçin Okunan Dua
      Müsebbiât-ı Aşere (Okunacak On Dua)
      Müsebbiât-ı Aşere      
      Fâtihâ-i Şerife;
      Âyetel-Kürsı:     
      Kâfirûn Sûresi:  
      İhlas Sûresi:      
      Felak Sûresi:     
      Nas Sûresi:        
      Teşbih Duası:    
      Müzminlere İstiğfar:    
      Nefsine VeAnne-Baba İçin İstiğfar:        
      Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) 'i Rüyada Görmek İçin Dua
      Efendimiz ile Müşerref Olmak İçin
      Hızır Aleyhisselâm'ın Ruhayetinden istimdat 
      Maddî ve Manevî Hastalıklar İçin Okunacak Dua    
      Sıkıntıdan Kurtulmak İçin    
      Korkudan Emin Olmak İçin  
      Hile Ve Desiselerden Emin Olmak İçin  
      Nimetin Zevale Ermemesi İçin      
      On Kelimelik Güzel Bir Dua 
      Hızır Aleyhisselâm 'ı Görmek İçin 
      Son Anda İmân İle Gidebilmek İçin       
      Musibet Belâ ve Hastalıklara Dua
      Hacet Duası      
      Şifâ İçin Dua      
      Hızır Aleyhisselâmın İstiğfarı        
      Hızır Aleyhisselâmın İstiğfarı        
      Hızır Aleyhisselâmın Tavsiye Ettiği Dua
      Hızır Aleyhisselâmın Kabede Okuduğu Dua  
      Hızır Aleyhisselâma Göre İsm-i Azam Duası 
      Meyve Sebzelerin Bereketi 
      Dua'nın Kabulü:
      Müslüman Evlâda Sahip Olmak   
      Dünya Ve Âhiret Saadeti     
      Düşmana Karşı Sebat
      Mağfiret    
      Hesabın Kolay Olması ve Düşmana Galebe Çalmak       
      Hidâyet Üzere Olmak 
      Cehennem Ateşinden Korunmak 
      Temiz Bir Evlâda Sahip Olmak     
      Sâlihler ve Şâhidlerle Beraber Olmak   
      Taşkınlık ve Azgınlıkların Bağışlanması
      Kâinatın Güzelliklerine Bakarken 
      İman İle Vefat Edip İyi İnsanlarla Beraber Olmak
      Zâlim Memleketin Zulmünden Kurtulmak       
      Şâhidlerden Yazılmak
      Allah Katında Rızk Ve Bereket     
      Günahların Bağışlanması Ve Rahmet   
      Zâlimlerle Beraber Olmamak        
      Fütuhat     
      Müslaman Olarak Vefat Etmek İçin       
      Mağfiret Ve Rahmete Nail Olmak 
      Tevekkül  
      Zâlimlerin Fitnesinden Emin Olmak       
      Bilmeyerek Yapılan Hatalar
      Zinâ ve Benzerî Günahlardan Kurtulmak       
      Nefse Galebe Çalmak
      İlim ve Manevî Değerlere Şükür   
      Memleketin Korunması;      
      İnsanlar Tarafından Rağbet Görmek     
      Namaz ve Dua  
      Kıyamet Gününde Bağışlanmak  
      Anne ve Babaya Dua 
      Bir Memlekete Girildiğinde  
      Ledünnî Rahmet
      Dilde Fesahat   
      İlim Sahibi Olmak        
      Hastalıklardan Şifâ     
      Evlâd Sahibi Olmak    
      Yalancılara Karşı        
      Hayırlı Bir Menzile Varmak  
      Şeytandan Korunmak
      Mağfiret ve Rahmet    
      Mağfiret ve Rahmet    
      Cehennem Azabından Korunmak
      Hayırlı Zürriyet   
      Dünya ve Âhirettin Saadeti 
      Sapkınların Sapıklıklarından Korunmak
      Nimete Şükür     
      Elinden Kaza Çıkanlar
      Zâlim Kavimden Kurtulmak 
      Fesat Ehline Karşı       .       
      Sâlihlerden İhsan       
      Mülk ve Saltanat Sahibi Olmak    
      Mü'minlere Dua 
      Kırk Yaşına Girenlerin Mutlaka Okumaları Lazım    
      İman Ehline Dua
      Kâfirlerle İmtihan Olunmamak      
      Nurun Tamamlanması
      Kötü Eşten Kurtulmak
      Kâfirlere Beddua
      Büyücülerin Şerrinden Allah'a Sığınmak
      Cin ve İnsan Şeytanlarının Şerrinden Allah'a Sığınmak
      Hızır Aleyhisselâmın Münâcâtı     
      Hızır Aleyhisselâmın Melâmiyet Ehline Öğrettiği Dua
      Ümmet-i Merhumeden Olmak İçin Dua
      ( Ömer Faruk Hilmi Hızır Aleyhiselamdan Dualar, Yasin Yayınları, hızır a.s hayatı, dua kitabı, hızır a.s dan dualar )
       
       
       
       
       
      yasin yayınları ömer faruk hilmi hızır aleyhiselamdan dualar kitabı nı incele diniz.
       
      [1]İbnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih Tercümesi, (tere.), 1/ 53.
      [2]Kemâleddin Demirî, Hayâtül-Hayevân el-Kübrâ, (Daru İhyâü't-Türâs el-Arabî, Beyrut, I, 270. Kurtubî, bu ismin "Elma" olduğunu nakleder. Bkz. Kurtubî, el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân, (Darul-Fikr, Beyrut 1995), 10/416.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786053460961
      MarkaYasin Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9786053460961
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.