• Tüm Kategoriler
    • Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları MNG ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü Sepete Atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt

      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      İhya u Ulumiddin , 4 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Görsel 7
      Fiyat:
      450,00 TL
      İndirimli Fiyat (%62,4) :
      169,00 TL
      Kazancınız 281,00 TL
      2.0 1
      169.00 www.goncakitap.com.tr
      56,33 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo

      Kitap             İhyau Ulumid din Tercümesi
      Yazar            İmam Gazali                                                                     
      Yayınevi        Ayfa Basın Yayın
      Tercüme       Abdullah Aydın
      Kağıt  Cilt     1.Hamur Renkli kağıt, Kalın Ciltli, 4 Cilt takım
      Sayfa  Ebat   3.415 Sayfa - 17x24 cm, Özel Kutulu
      Yayın Yılı      2020 , Yeni Dizgi



      Ayfa Yayınları 4 cilt ihyau Ulumid din kitabını incelemektesiniz. 
      Abdullah Aydın tercümesi ihyau Ulumid din kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      İMAM GAZALİ NİN HAYATI, ESERLERİ ve ŞAHSİYETİ

      İmam Gazali, Hicrî 450, Miladî 1058 tarihinde Tus şehrinde doğdu. Esas adı Muhammed'dir.Babası da aynı adla anılmaktadır. Gazale adlı yerde doğduğu için kendisine Gazali denmiştir.

      İlim adamlarınca İmam Gazalî'ye takılan değişik lâkaplar vardır. En meşhurları Hüccetü'l-İslâm ve Zeynü'd-Dindir. Hüccetü'l İslâm, İslâm'ın delili, ispatlayıcısı: Zeynü'd Din ise dinin süsü anlamına gelmektedir. Künyesi Ebu Hamid'dir. Horasan'ın Tus şehrinde doğduğu için et-Tusî (Tuşlu), Şafii Mezhebini taklit ettiği için de eş-Şafıi denilmiştir.

      Lâkaplarıyla birlikte tam adı şöyledir: Hüccetü'l   İslâm   Zeynü'd   Din   EbuHamid   Muhammed İbn Muhammed el-Gazalî et-Tusî eş Şafıi.
      Babası yün eğirmekle uğraşan fakir fakat ilme değer veren dindar bir zat idi. İşinden fırsat buldukça ilim adamlarının meclisine gider onları ilgi ile dinlerdi.
      Muhammed ve Ahmed adlarında iki oğlu vardı. En büyük emeli bu iki evladını alim olarak yetiştirmekti. Çocuklarının büyüdüklerinde alim olmaları için daima Yüce Allah'a dua ederdi. Cenab-ı Hak bu garip kulunun duasını kabul etti ve iki oğlu da birer meşhur alim oldular, insanlığa ve dinlerine büyük hizmetlerde bulundular. Kısaca Gazalî olarak bildiğimiz Muhammed adlı oğlu İslâm tarihinin ve insanlık düşünce hayatının en parlak yıldızlarından biri oldu. Kardeşi Şıhabüddin Ahmed de onun kadar olmasa bile önemli din alimleri arasında yer aldı.

      İmam Gazalî ve kardeşi Ahmed, ergenlik çağına varmadan babaları vefat etti. Ancak vefatından önce biriktirebildiği bütün parasını, çocuklarının bakım ve eğitimi için harcamak üzere bir zata emanet etti. Bu zat da bu para ile bir süre iki kardeşe ilim tahsili yaptırdı. Bir süre sonra bu para tükenince iki kardeş bedava eğitim veren bir medreseye girip eğitimlerine devam ettiler.
      İmam Gazalî, talebeliğinin ilk yıllarında Tus şehrinde Ahmed b. Muhammed er-Radeganî'den fıkıh dersi aldı. Sonra o dönemin önemli ilim merkezlerinden Cürcan şehrine gitti. Orada İmam Ebu Nasr el-İsmailî'nin öğrencisi oldu. Bir süre burada okuduktan sonra tekrar Tus'a döndü. Bu dönüş esnasında başından geçen bir olayı İmam Gazali şöyle anlatır:

      "Tus'a geliş sırasında içinde bulunduğum kafile eşkıyaların baskınına uğradık. Yanımızdaki bütün eşyaları alıp gittiler. Ben arkalarından koşup 
      başkanlarına yalvardım:
      "Allah aşkına, benim eşyalarım arasında defterim var. Sizin işinize yaramazlar. Onları bana verin," dedim. Liderleri:
      "O defterin içinde ne var?" diye sordu. Ben:
      "Defterimin içinde yazdığım notlar var. O bilgileri elde etmek için Cürcan şehrine gittim. Yıllarca emek verip göz nuru döktüm, ilim öğrendim," dedim.

      Adam gülüp bana şöyle dedi:
      "Sen nasıl ilim elde ettiğini söyleyebilirsin? Baksana, defterin elinden alınınca ilimsiz irfansız kalıveriyorsun." Sonra adamlarına emretti, kitap ve defterimi geri verdiler. Haydutun söyledikleri beni çok düşündürdü. Adam haklıydı. Tus'a döner dönmez üç yıl boyunca aralıksız bir çalışma ve gayretle bütün yazdıklarımı ezberledim. Onları öylesine öğrendim ki, artık o defterler olmadan da bilgiye sahip olabilecek duruma geldim. Başımdan geçen bu olay bana iyi bir ders vermişti."
      Gazalî, daha sonra Nişabur şehrine giderek dönemin büyük alimlerinden İmamü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin öğrencisi oldu.

      İmamü'l-Haremeyn Ebü'l Meali Ziyaeddin b. Abdullah el-Cüveynî meşhur fıkıh önderlerinden biridir. Önemli bir alim olan babasının yanında ilim öğrenip, onun vefatından sonra yerine müderris olmuştur. İlmini artırmak için gittiği Mekke ve Medine'de ders verdiği için İmamü'l Haremeyn (Mekke ve Medine imamı) unvanını almıştır. Alparslan döneminde Nişabur'a dönerek oradaki Nizamiye Medresesi'nde ders okutmuş, idarecilik yapmış ve birçok önemli eser kaleme almıştır.
      İmam Gazalî bu büyük alimin yanında çok şey öğrendi. Arkadaşları arasından sivrildi; din ilimleri, felsefe, mantık ve edebiyat sahalarında geniş bir ilme ve kültüre sahip oldu. Gün geldi,hocasını da geçti. Eserler yazmaya başladı.
      H. 478 yılında İmamü'l-Haremeyn vefat edince Gazalî, Nişabur'dan ayrıldı. O tarihte 28 yaşındaydı. Artık eser vermeye başlamış ve ün kazanmıştı. Adı dilden dile dolaşıyordu.

      Nişabur'dan ayrıldıktan sonra Selçuklular'ın başveziri büyük devlet adamı Nizamü'l-Mülk'ün yanına gitti. Tarihin yetiştirdiği ender devlet adamlarından olan Nizamül Mülk, ilme ve ilim adamlarına çok değer veriyordu. Onun döneminde Selçuklu Devleti Çinden Kudüs ve Anadolu'ya kadar inen büyük bir imparatorluk meydana getiriyordu. Ülkenin büyüklüğü oranında, ilim irfan, bayındırlık ve refah da üst derecelerdeydi. Halktan vergi alınmazdı. Her taraf yol, köprü, kervansaray, imarethane, medrese, tekke ve kütüphanelerle donanmıştı. Barış güvenlik ve bolluk vardı. İnsanlar rahatlıkla seyahat eder, ticaret yapar ve dileyen de ilimle meşgul olurdu.

      İmam Gazalî Nizamü'l-Mülk'ün yanına gittiğinde ondan ilgi ve itibar gördü. O zamanlar bir nevi açık oturum sayılabilecek ilmi münazaralar adetti. Devrin büyük alimleri bu oturumlarda derin ve ince ilmi meseleleri tartışır, bütün bildiklerini ortaya koyarlardı. Nizamü'l-Mülk bu tür tartışmalar düzenlemekten büyük zevk alırdı.

      Nizamü'l Mülk, İmam Gazalî'yi de böyle tartışmalara soktu. Onu büyük alimlerle karşılaştırdı. Her seferinde galip çıkan İmam Gazalî oluyordu. Nizamül-Mülk, giderek şan ve şöhreti artan İman Gazalî'yi Bağdat Nizamiyesine hoca yaptı. Gazalî, Nizamiye Medresesi'nde dört yıl kaldı. Dersleri ve sohbetleri büyük dinleyici kitlesi topluyordu. Uzak yerlerden ilim ve devlet adamları derslerine gelir onu hayranlıkla dinlerlerdi. Devlet büyükleri verdikleri kararlarda onu fikirlerini sorarlardı. Yaşadığı dönemin en parlak şahsiyetlerinden biri olmuştu. Hayatının en şaşalı dönemini yaşarken İmam Gazalî'de birdenbire büyük bir değişiklik oldu ve manevi hayatında yaşadığı bir değişimle bu hayatı terk etti.

      İmam Gazalî,"el-Munkizu Mine'd-Dalal" (Sapıklıktan Kurtuluş) adlı eserinde bu değişmenin sebebini şöyle açıklıyor:
      "Ahiret saadeti için tek yolun takvaya sarılmak ve nefsin isteklerine set çekmek olduğunu anlamıştım. Bunu sağlamanın yolu da gururun hakim ol­duğu dünyadan sıyrılıp sonsuzluğun hüküm süreceği ahirete yönelmek ve bütün güçle Allah'a yönelip kalbin dünya ilgisini kesmekti. Bu da ancak mal ve mevki hırsından uzaklaşmak ve dünya ile olan ilgiyi kesmekle mümkün olabilirdi.

      Kendi durumuma baktığımda dünya ile ilgili ilişkiler içine dalmış oldu­ğumu gördüm. Yaptığım en güzel iş öğretim ve eğitimdi. Kendimi gözden geçirdiğimde Allah rızası için değil, mevki ve şöhret endişesiyle hareket etti­ğimi gördüm. Bu durumumla uçurumun kenarındaydım. Eğer hemen ha­rekete geçmezsem ateşe yuvarlanacağıma kanaat getirdim. Tercih yapmakla karşı karşıyaydım. Ya bu durumu devam ettirecek veya bu şekilde yaşa­maktan vazgeçecektim. Tereddütler içindeydim. Bir gün Bağdat'tan ayrılıp bu hayatı terk etmeye karar veriyor, ertesi gün bu kararımdan dönüyordum. Dünya hırsı ve tutkularım bana engel oluyorlardı. Arzularım zincirlerle be­ni makam ve mevkiye bağlıyor, imana çağıran ses ise bana şöyle sesleniyor­du:
      "Ömrünün çoğu gitti. Bu dünyada az zamanın kaldı. Önünde çok uzun süre yaşayacağın öbür dünya var. Şu ana kadar elde ettiğin ilim ve şöhret, riya 
      ve   gösterişten   ibarettir.   Ahirete   şimdi    hazırlanmazsan   ne zaman hazırlanacaksın? Dünya ile olan ilgini şimdi kesmezsen ne zaman keseceksin?"

      Bu düşünce, içimdeki kaçma arzusunu kuvvetlendiriyordu. Ancak hemen arkasından şeytan gelip mevcut durumumun cazibesini bana hatırlatıyor ve beni vazgeçmiyordu.
      Fikir dünyasında yaşadığım bu mücadele beni halsiz düşürdü. Hastalanıp güçten düştüm. Fiziki bir rahatsızlığım yoktu. Rahatsızlığım düşünce aleminde çektiklerimden ileri geliyordu. Yüce Allah'a sığındım. Mal, mevki ve çocuk hırsımı yendim. Devlet adamları, ilim mensupları ve halkın karşı çıkmasına rağmen her şeyden vazgeçip Bağdat'tan ayrıldım. Kendim ve çoluk çocuğumun geçimine yetecek kısmından fazla olan mallarımı dağıttım ve Şam'a gittim."

      Şam'a giden Gazalî, artık dünya ile ilişkisini keser ve kendini tasavvufa verir. 11 yıl süre ile bu hayatı devam ettirir. Suriye'yi, Hicaz'ı, Kudüs'ü dolaşır. Kendini tamamen zühde ve ibadete verir. Mekke ve Medine'ye gider. Değişik yerleri gezer.İlim erbabına ufak çapta dersler verir. İnzivalara çekilir ve bazı eserler kaleme alır. Bu arada İslam dünyasında mevcut olan fikri ekolleri inceler, ilim adamlarının ve filozofların eserlerini okur. Sonunda en uygun olanın tasavvuf olduğuna karar verir ve bu yolda ilerlemeye başlar.

      Tasavvuf ehlinde iki çeşit bilgi vardır: Biri okuyup dinleyerek öğrenilen nazari bilgiler. Diğeri de yaşayıp tadına varılarak ve hissedilerek elde edilen durumlar, zevkler ve makamlar, ikinci kısımda saydığımız bilgiler kendiliğinden oluşmaz. Bunun için Sufıler gibi yaşayıp çaba harcamak gerekir.

      Gazalî, "el-Munkizu Mine'd-Dalal" adlı eserinde bu safhayı şöyle açıklar; "Dünyadan    el    etek    çekip    uzlete    çekildikten    sonra izah edemeyeceğim birçok şey öğrendim. Anladım ki Sufıler Allah yoluna giren kimselerdir. Hayatları en güzel hayat tarzı, yolları en doğru yol ve ahlakları da en güzel ahlaktır."
      Gazalî bu yola girdikten sonra tasavvuf ehlinin ileri gelenlerinin menkıbelerini ve sözlerini okur. Gazalî'ye göre tasavvuf sadece söz (nazari bilgi) değil, bu bilgilerin ötesinde bir hal, bir durumları yaşama alemidir. Bu haller hissedilmedikçe, yaşanıp tadına varılmadıkça kuru laflarla anlaşılamaz.

      Rivayete göre İmam Gazalî Şam'da Emeviyye Cami'sinde inzivaya çekildiği zaman nefsindeki kibir ve gururun kırılması için geceleri yatsı namazından sonra caminin şadırvanlarını, abdest yerlerini ve helalarını temizlermiş. Az uyur, az yer ve az konuşurmuş. Geceleri nafile namaz kılar, gündüzleri ise nafile oruç tutarmış.

      İmam Gazalî, hayatının bu 11 yıllık inziva devresinin bir kısmını doğduğu yer olan Tus'da geçirmiştir.Büyük eseri olan"İhyau Ulum"u bu yazmış, Şam' da ve başka yerlerde de bunu bazı topluluklara okutmuş.
      Hicri 499 yılında Nizamü'l-Mülkün oğlu Selçuklu Sultanı Sancar olan Fahrül Mülk, İmam Gazalî'ye tekrar öğretim hayatına dönmesi ricada bulunur.

      Hicri 499 yılında Nizamü'l Mülkün oğlu Selçuklu Sultanı veziri olan Fahrül Mülk, İmam Gazalî'ye tekrar öğretim hayatına X için ısrarla ricada bulunur. O da kendisine ihtiyaç düşündüğünden vaaz ve irşada dönmeye karar verir. Zira bu dönerdi dünyasında kargaşalar baş göstermiştir. Haçlı seferleri başlamış, gücünü kaybetmiş, Müslümanlar arasında ihtilaflar meydana İnsanlar fitneye düşmüş, toplum bozulmuş ve ilim gerilemiştir. anarşi ortama hakimdir.
      İşte bu sebeplerden dolayı İmam Gazalî, tekrar vaaz ve irşada gereğini duyar ve tedris hayatına başlar. Fakat bu dönem uzun g Vezir Fahrül Mülk bir Batınî fedaisi tarafından öldürüldükten kürsüyü bırakır ve Tus'daki evine döner. Evinin yanında talebeler medrese ve tasavvuf ehli için de bir tekke yaptırır. Vefat edinceye J burada ders verir, kitap yazar ve vaktinin çoğunu da ibadetle geçirir.

      İmam Gazalî, Tus Şehrine kesin dönüş yaptıktan sonra da devrin onu tekrar Bağdat Nizamiyesi'nin başına geçirmek ister, ancak Gazalî kabul etmez.
      İmam Gazalî, H. 505 (M. 1111) senesinde Tus'da vefat etti.  ettiğinde 55 yaşındaydı. Bu süre İslâm dünyasına yaptığı hizmetler göz önüne alındığında pek kısa görünür. Zira o büyük zat, bu kısa süreye doldurulamayacak derecede çok ve önemli eserler yazmıştır. Ömrünün sonuna kadar yazmaktan ve irşaddan geri kalmamıştır. Fıkıh usulünün önemli kitaplarından biri olan "el-Mustasfa"yı ölümünden bir yıl önce yazdı.

      Gazalî Hazretleri vefat edeceği günü sabaha karşı abdestini namazını kıldı, sonra kefen istedi. Kefeni gelince öpüp başına yüzüne sürdü. "Ey Rabbim, emrin başım gözüm üzere" dedi. Bu söyledikten sonra yüzünü kıbleye döndü ve uzandı. Baktılar ki Hakkın emri vasıl olmuş.
      Mezarı Tus şehrinde, Taberan denilen bölgededir. Ölüm" bütün İslâm aleminde büyük acı uyandırdı. İnsanlık ve büyük bir zat daha ebedi aleme intikal etti. İlmiyle şahsiyet eserlerle insanlık onu sürekli yad edecektir. Allah rahmetin ondan eksik etmesin.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789944933544
      MarkaAyfa Basın Yayın
      Stok DurumuVar
      9789944933544
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.