• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      İhyau Ulumid Din , Cep Boy, 8 Cilt

      İhyau Ulumid Din , Cep Boy, 8 Cilt
      İhyau Ulumid Din , Cep Boy, 8 Cilt
      İhyau Ulumid Din , Cep Boy, 8 Cilt
      İhyau Ulumid Din , Cep Boy, 8 Cilt
      İhyau Ulumid Din , Cep Boy, 8 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      550,00 TL
      İndirimli Fiyat (%50) :
      275,00 TL
      Kazancınız 275,00 TL
      275.00 www.goncakitap.com.tr
      68,75 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo


      Kitap            İhyau Ulumid Din
      Yazar           İmam-ı Gazali
      Yayınevi       Çelik Yayınevi
      Tercüme       Mehmet A. Müftüoğlu
      Düzenleyen  Ali Fikri Yavuz
      Kağıt Cilt      Ivory Şamua Kağıt, İnce Flexi Kapak, 8 Cilt Takım
      Sayfa Ebat   6.548 sayfa, 11,5x16,5 cm Cep Sempatik Boy
      Yayın Yılı      2017



      Çelik Yayınları 8 Cilt İhyau Ulumid Din Tercümesi kitabını incelemektesiniz.    
      İmam-ı Gazali İhyau Ulumiddin kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


      TAKDİM

      İmam Gazali Hazretlerinin, "İhyai Ulum" adlı bu ünlü eseri, Çile Yayınevi tarafından da hazırlatılarak dört cild halinde (1980) yılında yayımlanmıştı. Okuyuculara arzedilişinden sonra, gelen teklif ve temenniler üzerine, bu eserin çeşidi yön­lerden ıslâh edilerek daha mükemmel bir şekilde basımının yapılması yayınevince uygun görüldü. Eser üzerinde gereken çalışmanın yapılması da bana teklif edildi.
      Böyle bir kitabın birkaç yönden faydalı olacağını düşünerek bu teklifi ka­bullendim ve uzun bir zaman içinde bu dört ciltten ibaret ha­cimli eseri baştan sonuna kadar okudum. Böylece, gücümün yettiği kadar bir gayretle düzeltmeler yaparak ıslahına çalıştım Şu bir gerçek ki, bir eseri tercüme etmekle, tercüme edil­miş bir eser üzerinde tasarrufta bulunmak arasında çok fark vardır. Şöyle ki: Her yazar, kendi kavrayış ve ifade tarzına göre bir tercüme yapar ve buna göre de tercümedeki başarısı de­ğer kazanır. Fakat böyle tercüme bir eser üzerinde, aynı dille düzeltmeler yapmak zordur ve başarı nispeti de daha azdır. Bununla beraber, mümkün olanı yaptım.

      Okuyucuların tenkid ve ikazlarını beklerken, kusurları­mın bağışlanmasını ve bu eserden yararlanma imkânını bah­şetmesini yüce Allahdan niyaz ederim.

      A.Fikri Yavuz


      MÜHİM BİR AÇIKLAMA

      İmamı Gazâli, insanlık tarihinde nev'i şahsına münhasır büyük bir İslam mütefekkiridir. Bu zatın en mühim eseri de hiç şüphesiz ki İHYAU ULÛMİ'D DÎN dir. Çünkü İslam tarihinde, ne şarkta ne de garpta bu mevzuda böyle bir eser yazılmamıştır.

      Eserin ehemmiyetine binâen daha önce neşredilmiş bu­lunan nüsha, İstanbul Eski Müftüsü Muhterem A. Fikri Ya­vuz Hocamız tarafından uzun bir çalışma ile başından sonuna kadar, Arapça aslına sadık kalınarak, tekrar kelime kelime tedkik ve tashih edilmiş ve eser, mükemmel hâle getirilmiştir. Bu çalışma Yayınevimiz tarafından da yeniden dizdirilip ba­sılarak muhterem okuyucularımızın istifadesine sunulmuştur.


      GAZÂLÎ KİMDİR?


      Kitabın değerli yazarı Gazâlî hazretleri hakkında

      İslâm
      Aleminin büyük yazarlarından Hindistanlı Ebul-Hasan En-Nedvî'nin kaleminden çıkma şu kısa bilgiyi arz edelim:

      O, Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed Ettûsîdir. Ebu-Hâmid El Gazâlî hazretleri, Tûs [Meşhed] şeh­rinin Taberan Köyünde Hicri (450) de doğmuştur. Babası, salih ve fakir bir kimseydi. Elinin emeğiyle geçinirdi. Âlimlerin meclisine gider, Onlarla oturur, sohbetlerini dinler, hizmetle­rinde bulunurdu. Kazancından onlara imkân nisbetinde har­cardı. Sözlerini dinlediğinde hüngür hüngür ağlardı. Cenab-ı Hak'tan kendisine fâkih bir evlad ihsan etmesini dilerdi. Vaaz meclislerine gittiğinde orada da ağlar, Allahdan vaiz olacak bir evlât ihsan etmesini dilerdi. Her iki dileğini de kabul bu­yuran Cenab-ı Hak ona Muhammed El-Gazâlî gibi bir fâkih ve Ahmed El-Gazâli gibi bir vaiz ihsan etti.

      Baba vefat edeceği zaman, küçük Muhammed ile Ahmed'i okutmak üzere salih bir dostuna teslim etti, tavsiyeleri hak­kıyla yerine getirildi. Fakat mirasları bittiğinde bir medreseye devam etmelerini söyledi. Böylece Gazâliler ilmî bir yolculuğa başladılar. Muhammed Gazâlî sırasıyla şu hocalardan ders aldı:

      1. Ahmet b. Muhammed Er-Razkanî.

      2. İmam Ebu-Nasr el-İsmailî.

      3. Ayrıca Nisaburda İmamul-Harameynin yanında Mezhep, Hilafiyât, Cedel ve Usul okudu ve en yüksek ilmî payeye erişti.


      Dört yüz talebe arasında Üstadının birinci asistanı olan Gazâlî, aynı zamanda onun vekili idi. Hicrî 478de İmamul-Ha­remeyn vefat edince, Gazâlî 28 yaşında idi. Vezir Nizamul Mülk ile görüşmek üzere huzurlarına çıktı. O zaman âlimlerin ilmi konularında toplantı yeri olan vezirin meclisinde genç Gazâlî büyük alimlerle mücadeleye tutuştu, hasımlarını mağlup edip üstünlüğünü isbat etti. Âlimler onun üstünlüğünü kabul etti­ler. Bu durum, vezirin hoşuna gitti ve onun Bağdaddaki "Ni­zamiye" medresesinin baş müderrisliğine (rektörlüğüne) ta­yinine sebeb oldu. 34 yaşındaki Gazâlî 484de Bağdada gidip vazifeye başladı. Böyle bir vazife bu yaşta Gazâlîden başka hiç kimseye nasip olmamıştır.
      Muasırı Abdul-Gâfir el-Fârisî der ki:

      "Bağdâdda Gazali öyle bir raddeye geldi kî şöhreti, bü­yüklerin, emirlerin ve hilafet dairesinin şöhretini aştı. Ders­lerinde 400 kişi hazır bulunuyordu."

      Abbasî halifesi El-Müstâzhir, Gazâlî'yi son derece takdir ederdi. Onun isteği üzerine Gazâlî, Batınîleri reddeden kita­bını yazıp halifeye atfen kitabında "El-Müstâzhirî" adını verdi.

      Ünlü Gazali bir âlimin varabileceği bütün mertebe ve ma­kamlara ulaştığı bir devrede, yapılması güç bir iş yaptı. Baş müderrisliği şöhreti, mertebeyi, malı, mülkü ve aile fertlerini bırakarak biricik söz sahibi olduğu ilim devletinden elini-eteğini çekerek fakir ve gariplerin hayatını yaşamak için sah­ralara daldı. Böylece ilim ve akide tarihinde emsaline ender rastlanan bir şahsiyet teşekkül etti.

      Bağdaddan saadet ve yakini bulmak için çıktı. Hedefine ulaşıp tekrar saadetli bir mümin olarak evine döndü.

      Bu hareketini Gazali şöyle özetliyor:
      "Bu manevî seyahat on sene sürdü. Bu yalnızlıklar âle­minde sayılamıyacak kadar çok keşiflere mazhar oldum. Ha­tırımda kalan ve faideli olanı şudur:
      Hakiki sofiler Allah yolunda giden biricik insanlardır.

      Onların siyreti (hal ve gidişatı) en güzel siyrettir. Yolları Kuran ve sünnet olduğu için en doğru yoldur. Ahlâkları Mu­hammedi olduğu için en temiz ahlâktır. Eğer akıllıların bütün aklı, hakimlerin bütün hikmeti bir araya gelse ve şeriatın es­rarına vakıf olan zatların da ilimleri buna eklense, onların ah­lâkından zerreyi değiştirip daha güzelini getiremezler! Buna imkân bulamazlar. Zira onların zahir, batın bütün hareketleri Nübüvvet penceresinden alınmıştır. Çünkü yeryüzünde ışık veren tek kaynak. Nübüvvet penceresidir.


      GAZÂLÎ İÇTİMAİ BİR ISLAHATÇI [MÜCEDDİD] DİR.

      Gazali hazretleri iki yönden tecdide girişmiştir:

      1. Felsefeyi tenkid etmek,

      2. Kelâm ilmini yeni bir tarzda arzetmek.


      Hazretin ikinci cephesini "İHYA" adlı eseri temsil etmek­tedir. Zira 'İHYA' müslümanların hayatında derin bir tesir icra eden İslâmî kaynaklar cümlesindendir. Bu kitab uzun zaman Müslümanların akıl ve nefislerini hükmü altında tutmuştur.

      Hâlen de benzeri kitabların hiç birisine nasip olmayan bir tarzda dinî çevrelerde tesir etmektedir! Âlimler ve tedkikciler onu öğüp durmaktadırlar. Meselâ; hadîs hafızı imam "Zeyneddin" Ebul-Fazl el-Irakî [806 Müadî] "İhya" hakkında şunları söyler:

      "O İslâmî kitabların büyüklerindendir."
      Gazâlî'nın muasırı ve İmamı Haremeyn'in talebesi Şeyh Abdul-Gafir El-Farisî:
      "İHYA, Gazâli'nin eşsiz eserlerindendir," der.

      Şey Ebu-Muhammed el-Kâzerûnî:

      "Eğer bütün ilimler yok olsa, hepsi İHYAdan çıkabi­lir." der.
      İmam Nevevî hazretieri "İHYA" yı çok beğenir ve onu son derece takdir ederdi.

      Bu ve benzer sözlerin mübalağadan hali olmadığını far-zetsek bile yine de bunlar en azından halkın bu kitabın tesi­rinde kaldığına delalet eder. Ayrıca alimlerin onu mütalaa et­tiğinin delilidir.

      İbni Cevzî [597 H.] "Telbisi İblis" adlı eserinin birçok ye­rinde Gazâli'yi tenkid eden muhaddislerin yoluna göre sabit ve sahih olmayan hadîslerle "İHYA'sının dolu olduğunu id­dia edip ileri sürdüğü halde, Kitabın tesirinde kalarak "Minhacü'l-Kasidîn" adıyla "İHYA'yı kısaltmış bulunuyor.

      Gazâlî, Bağdad'dan çıkıp mücahede, ibadet ve halktan uzak olma zahmetlerine katlandıktan, korku, ümid, Zühd, marifet ve yakın devrelerini geçirdikten ve bütün bunların tadını taddıktan sonra "İHYA'yı yazdı. Böylece "İHYA" onun nefsinin bir sureti, düşüncelerinin aynasıdır. Bu sırra binâen okuyu­cuların nefsinde çok tesir eder. Ve bu sırra binaendir ki, on­dan hayat fışkırır.

      Cenab-ı Hak, ruhî saadet ve hakikî marifet ile Gazâlîye ik­ram ettikten sonra onda ilme değer verme, halkın içinde bu­lundukları lezzetlere dalma, dünya yaşamına sımsıkı sarılma gibi halleri araştırma hissi belirdi. Alimlerle diyanet ehlinin, hükümdar ve siyaset erbabının yanında bir mevki kapmaya nasıl can attıklarını, bunun için de manasız cedel ve hararetli münakaşaları nasıl takip ettiklerini ve nefsin temizlenmesin­den vazgeçip, ahiret ilmini bir tarafa atarak ahkâmın fer'î me­selelerini öğrenmek ile nasıl iktifa ettiklerini müşahede etti.

      Sözde halkın ıslahına çalışanların süs ve gösterişten iba­ret hallerini, ahenkli ve düzgün sözlerinin hakikatini, halkın gafletini, bilenlerin susmasını, uyarıcının yokluğunu da mü­şahede etti. Bütün bunlar, ümmetin her tabakasının vehim­lerini belirten, derman getiren ve dertierin teşhisini yapan "İHYA" Kitabı nın telifine sebeb oldu. Gazâlî'yi "yaz" diye tah­rik etti. Gazalinin bu yaptığı açıkça "ölüme hazır ol, ahirete azık peyda et, dînin hakikatına ve özüne yapış, üstün ahlâk­larla süslen" demektir.

      Gazâlî hazretleri bizzat bu durumu "İHYA'sının başında dile getirerek der ki:

      "Yolun rehberleri, Peygamberlerin vârisi bulunan alim­lerdir. Oysa zaman onlardan boşalmıştır. Ancak suretciler kalmıştır. Onların da çoğuna şeytan galebe çalmıştır! Dünya hırsı onları saptırmıştır. Her biri dünyasına meftundur, mârûfı münker, münkeri mâruf görecek raddeye gelmişler. Hâttâ din ilmi yok olmuş, yeryüzünden hidayet alametleri silinmiştir!

      Hakimlerin, kadıların hasımlar arasında hüküm verdik­leri fetvalar halk için ilim olmuştur. Veya böbürlenmeyi iste­yenin elde etmeye cân attığı Cedel ilim yerine geçmiştir. Ya­hut da halk tabakasının kalbini çelmeye elverişli olduğundan vaazın istediği süslü konuşmadır, hayalini verdiler. Çünkü bu üçün hâricinde haram yemeye elverişli bir tuzak göremedi­ler. Ahiret yolunun ilmi, Kuranda Allahu Teâlanın fıkıh, hik­met, ilim, ziyâ, nur hidayet ve rüşd diye adlandırdığı selefin yoluna gelince, bu halkın arasından kalkmış ve unutulmuştur! Bu durum dinde korkunç bir yıkım ve tehlikeli bir hastalık ol­duğundan, dinî ilimleri ihya etmek için bu kitabı hazırlamayı mühim bir iş, geçmiş imamların yollarını keşfedici ve selef-i salihin ile Peygamberlerin nezdinde menfaat verici ilimlerin yönlerini izah edici bir vazife telakki ettim."

      Görüldüğü gibi Gazâlî, bu kapsayıcı fesadın en büyük mesuliyetini âlimlerde ve din ehlinde görüyor. Bu durum­ların bozulmasında ilk sebeb onlardır diyor ve şöyle devam ediyor: "Çünkü ümmetin tuzu onlardır. Tuz bozulursa onu ne ıslah edebilir!"

      Alimlere hitaben yazılan bir şiiri misal getiriyor:
      "Ey okuyucu kitlesi, ey memleketin tuzu! (Söyler misi­niz) Tuz bozulduğunda onu ne ıslah eder?"
      Kalblerin nasıl hastalandığını, ahiretten nasıl gafil bulunul­duğunu açıklıyor, sebeplerini belirtiyor. O sebepler cümlesin­den olarak âlimlerin hastalığını gösteriyor. Oysa onlar, kalb­lerin doktorlarıdırlar. Acaba doktor hasta ise, hastaların hali ne olur. Hasta doktorun ilâcına başka hastalar iltifat eder mi?

      Böylece halkın bozulmasını idarecilerin bozukluğuna, ida­recilerin bozukluğunu da alimlerin fesadına bağlar.

      Gazâlî hazretleri, Melik Şah'ın oğlu Sencar m, Nizamul Mülkün oğlu Fahrul Mülkun vezirlikleri zamanında

      "Nizamiyenin baş müderrisliğini yaptı. 500 tarihinde Fah-rul-Mülk öldürülünce, Gazâlî müderrisliği bırakıp memleketi Tusa çekildi. Evinin yanında bir zaviye ile medrese yaptırdı. Orada tâlim ve terbiyeye devam etti. Melikşâhın oğlu Sultan Muhammed 500 de Ahmed bin Nizamul-Mülk u vezir tayin ettiği zaman Vezir, Gazalîden yeniden Bağdada dönmesini istedi. Onun oradaki yerini dolduran kimse olmadığını be­yan etti. Çünkü Nizamiye, hilafetin iftihar medarı idi. Hilâfet makamı bunu istiyordu. Devlet erkânının imzalarını kapsayan davetname Nizamül-Mülkün, oğlu Ahmet Kıvamid-dinden geldiğinde Gazâlî özür beyan ederek Tusda kalmaya devam etti. Geri kalan hayatını din ve ilimle meşgul olmakla geçirdi. İlim ruhu hâlâ Gazâlide taptaze idi. 504 de "El-Müstesfa" adlı kitabını telif etti. Bir sene sonra da Allanın "Ey itminana ka­vuşan nefis! Rabbine razı olduğun ve razı kılındığın halde dön!" emrine uyarak ahrete göçtü.

      Hicri 505de Cemazül-Ulâ ayında ve Pazartesi günü şafak zamanında vefat etti.
      Allah bizi feyzinden feziylendirsin, âmin!..

       
      Bismillâhir-rahmânir-rahîm

      KİTABA GİRİŞ

      Önce, yüceliği katında, her övenin övgüsü önemsiz kalırsa da, ben de Allah Teâlâ Hazretlerine onlar gibi hamd ve sena ederim.

      Başta Kâinatın Efendisi olmak üzere, diğer bütün peygam­berlere de selâm ve teslimiyetlerimizi sunarım.
      Dinî ilimlere canlılık vermek gayesi ile bu kitabı yazmak için harekete geçen azmimin bana hayırlı sonuçlar kazandır­masını Allah tan dilerim.

      Ey inkarcılar arasında aşırılıkla dil uzatan ve ey gafiller içinde azgınlıkla saldıran kişi! Derhal senin gururunu ve nef­sine olan güvenini kırıp yok etmek istiyorum.

      Senin, hakkı görmeyip bâtıla yardımcı olman, cehaleti öv­men ve bir de, kalbini ıslah edip nefsini temizleyerek kulluk şerefine erişme gayesini taşıyan, bilginin gereği olarak şekil­cilikten sıyrılıp sâlih amele yönelen, hayatını boşuna harca­manın zararlarından bir kısmını gidermeye çalışan kimselere haksız yere saldırman, beni konuşmaya mecbur etti. İşte senin nifak çıkarmaktaki kötülüğün, benim konuşmama yol açtı.

      Buna rağmen, geçmişteki kusurlarımın bağışlanmasını gerektirecek kadar sıhhatli bir eser yazabileceğimden endişe duyuyorum. Ancak Kâinatın Efendisinin, haklarında şu ha­beri verdiği kimselerin durumuna düşmemek için yazıyorum:

      "Kıyamet gününde azab yönünden insanların en şiddetli durumda olanı, o âlimdir ki, Allah onu bildiği ile faydalandırmamıştır."[1]

      Ömrün hakkı için yemin ederim ki, inkârdaki senin inat­çılığının tek sebebi, büyük bir çoğunluğu kaplayan hastalıktan başka bir şey değildir. O hastalık da şu: İşin sonunu düşünmekte kusur etmek, gelecek tehlikenin büyüklüğünü anlayamamak, her an dünyanın geçmekte ve âhiretin yaklaşmakta bulundu­ğunu görmemek, ecelin her an gelebileceğini, ebedî yolculu­ğun uzun ve engelli, eldeki azığım ise çok az ve buna karşılık tehlikelerin çok büyük ve korkunç olduğunu görmemektir.

      Allah rızâsı taşımayan bir ilmin ve böyle bir ilimle yapılan amelin Allah katında değeri yoktur. Uzun âhiret yolculuğu­nun çok yorucu olacağını bilmeyen her insan topluluğunun başına gelen felâketlerin kaynağı, belirtilen inkâr hastalığıdır. Engelleri ve tehlikeleri yalnız basma bilinemeyen bu uzun ve korkunç âhiret yolculuğuna delil ve kılavuz edinmeden çık­manın sonu hüsrandır ve dönüşü olmayan pişmanlıktır.

      Öyleyse bil ki: Bu hak yolun kılavuzları, peygamberlerin vârisleri bulunan ve ilimleri ile amel eden gerçek âlimlerdir. Bu gibi âlimler, yeryüzünde yok denecek kadar azdır. Ancak âlim kılığına bürünen çok kimseler ortalığı kaplamıştır. Bunların çoğu da şeytana esir olarak azgınlığa, gaflete ve bâtıla dalmış­tır. Bunların her biri geçici dünya menfaatini toplamaya koyul­muştur. Onun için, Allah'ın iyi dediğini kötü ve kötü dediğini de iyi görürler. Nerdeyse, din ilimleri ortadan kalkacak gibi olmuştur. Yeryüzünden adetâ hidâyet alâmetleri silinmiştir.

      İçinde yaşadığımız devirde, yalnız kadılarca bilinmesi ge­reken dâva ilimleri halka verilmeye çalışılmaktadır. Davacıla­rın, hasımlarını susturmak için kullandıkları tartışma ilmi veya halkı tesir altına almak için va'z kürsülerinde vaizlerin kullan­dıkları hitabet ilmi, ancak ilim sayılmaktadır. Çünkü bu ilim­lerden başkasıyla, haram yoldan halkın malını almanın imkânı yoktur. Dünyalık kazandıran başka bir ilim mevcut değildir.

      Kur'ân-ı Kerîmde, nûr, hidâyet, rüşd, ziyâ, ilim, hikmet ve fıkıh diye adlandırılan ve önceki seçkin mü minler tarafından muteber tutulan ilme gelince, o ilim, günümüzde halkın ara­sında sıyrılıp çıkmıştır. Bir daha hatırlanmamak üzere hafı­zalardan da silinmiştir.

      Ahiret yolunda yürümeyi kolaylaştıran bu ilimlerin unutul­ması, dinde açılan en büyük bir yara ve uçurumdur. Onun için bu kitabı yazmayı bir ihtiyaç ve zaruret olarak görmekteyim.

      Elinizdeki bu kitabı, "din ilimlerini canlandırmak ve geç­miş imamların yolunu göstermek, peygamberlerin ve onlara bağlı kalanların çok faydalı buldukları ilimlerin mahiyetini açıklamak" için kaleme alıyorum.
      Bu kitabı dört bölüme ayırdım ve dört cild yaptım:

      1. İbâdetler bölümü,

      2. Âdetler bölümü,

      3. Helak edici şeyler (mühlikât) bölümü,

      4. Kurtarıcı şeyler (münciyât) bölümü.

      İnsanlar için en önemli konu ilim olduğu için, kitabın başına da ilim bahsini koydum. Amacım, bizi kul yapan ve Hazret-i Peygamber tarafından bizden istenen ilmin hangi ilim olduğunu beyân etmektir. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

      "İlim öğrenmek her müslümana farzdır."[2]
      İnsana fayda sağlayan ilim ile insana zarar veren ilmi bir­birinden ayırt etmek istediğimi de bu amacıma ilâve ettim. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

      "Fayda vermeyen bir ilimden Allah'a sığınırız."[3]
      Yaşamakta olduğum devirlerdeki insanların doğruluktan ayrıldıklarını ve hayalî şeylerin arkasına düştüklerini, gerçeğin özü ile uğraşmayıp her şeyin kabuğu ile meşgul olduklarını isbat edeyim diye bu kitabın başına ilim konusunu koydum.

      İBÂDETLER BÖLÜMÜ ON KISIMDIR

      1. İlim,

      2. Akaid esasları,

      3. Taharetin esrarı,

      4. Namazın esrarı,

      5. Zekâtın esrarı

      6. Orucun hikmetleri,

      7. Hacc'ın sır ve hikmetleri,

      8. Kuran okumanın edepleri,

      9. Zikirler ve dualar,

      10- Vakitlere göre bölünen zikirlerin tertibi.

      ÂDETLER BÖLÜMÜ DE ON KISIMDIR

      1. Yemek âdabı,

      2. Evlenme âdabı,

      3. Çalışmanın hükümleri,

      4. Helâl ve haram,

      5. Halk sınıfları ile sohbet ve geçinme âdabı,

      6. Uzlet ve halktan uzak yaşama,

      7. Yolculuk âdabı,

      8. Vecd ve semâ âdabı,

      9. İyiliği emirle kötülükten alıkoymanın âdabı,

      10- Peygamberlik ahlâkı ve mahiyeti.

      HELAK EDİCİ ŞEYLER BÖLÜMÜ DE ON KISIMDIR

      1. Kalbin acâib halleri,

      2. Nefsi terbiye etmenin yolları,

      3. Tenasül azalarından ve mide düşkünlüğünden gelen zararlar,

      4. Dilin âfeüeri,

      5. Hasedin, kinin ve gazabın âfetleri,

      6. Dünyanın kötülüğü,

      7. Maddecilikle cimriliğin kötülüğü,

      8. Dünyevî rütbelerin ve riyakârlığın kötülüğü,

      9. Büyüklenmenin ve kendini beğenmenin fenalığı,

      10- Gururun kötülüğü.

      KURTARICI ŞEYLER BÖLÜMÜ DE ON KISIMDIR

      1. Tevbe,

      2. Sabır ve şükür,

      1. Korku ve ümid,

      2. Fakirlik ve zühd,

      3. Tevhid ve tevekkül,

      4. Muhabbet, şevk, ünsiyet ve rızâ,

      5. Niyet, doğruluk ve ihlâs,

      6. Murakabe ve muhasebe,

      7. Tefekkür ve düşünce,
        10. 
        Ölümü hatırlamak.


      İbâdetler bölümünde, ilimleri ile amel edecek olan âlimle­rin muhtaç bulundukları mâna ve esrarın hikmetlerini, sün­netin inceliklerini ve ibâdetin gizli mânalarını anlatmak isti­yorum. Çünkü bu anlatacağım incelikleri bilmeyen bir âlim, âhiret âlimi olamaz. Anlatacağım hususların çoğu, fıkıh il­minde ihmal edilmiştir.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786059844543
      MarkaÇelik Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9786059844543
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.