• Tüm Kategoriler

    • DİKKAT : Toplu Ürün Siparişleri için 0535 224 37 24 whatsapp tan bilgi alınız. Yayınevleri nin ZAM İHTİMALİ için tedarik sıkıntısı var.

      Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları
      Sürat , MNG ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü sepete atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

      İlahi Armağan, Abdulkadir Geylani

      Fiyat:
      85,00 TL
      İndirimli Fiyat (%52,9) :
      40,00 TL
      Kazancınız 45,00 TL
      5.0 2
      Aynı Gün Kargo

      Kitap             İlahi Armağan Fethürrabbani
      Yazar            Abdülkadir Geylani (ra)
      Tercüme        Abdülkadir Akçiçek
      Yayınevi         Bedir Yayınları
      Kağıt - Cilt     2.Hamur kağıt - Ciltli
      Sayfa - Ebat  480 Sayfa - 17x24.5 cm
      Yayın Yılı       2020 Son Baskı


      Bedir yayınları, Abdülkadir Geylani (ra) tarafından yazılan İlahi Armağan Fethür Rabbani adlı kitabı incelemektesiniz.
      İlahi Armağan Fethürrabbani kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       
       
      MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ

      İçinde yaşadığımız bu geçici âleme iki İlahi sıfat hâkimdir: Celâl ve Cemâl...
      İş bu iki sıfatın teferruata geçişi ile sıfatlar âlemi kendi bünyesinde sonsuz­luğa kadar uzayıp gider.
      Rahman ve Rahim, Hadi ve Mudill sıfatları onların tabileri sayılmaktadır.
      Burası bir imtihan âlemidir. Sayısız dalları olan bir darülfünun gibidir. Bütün ayrıntılarına dikkatle bakılınca girift bir site devletine benzer. İşbu devletten bir bölümün idaresi Âdem'e, diğeri de İblis'e verilmiştir.
      İnsanlar, anlatılan site devletinin her­hangi bir bölümüne bağlanmakta hürdür. Bu arada yüce Allah'ın insanlara bahşet­tiği bâzı özellikleri de nazara almak icab eder ki, onların başında akıl gelir.
      Akıl iyi kullanıldığı takdirde bu imti­han âleminden yüz akı ile çıkmak güç olmaz.
      Yüce Allah, kullarının küfre gitmesi­ne razı olmaz... Şeytanın tarafına değil, Adem'in safına geçmelerini ister.
      Akılları bozulan mecnunlarla sıbyanlar hariç insanların hemen hepsine iyiliği bilip bulmaları için Hak tarafından şu üç ihsan yapılmıştır: Akıl, sağlam duygular ve doğru haber...

      Bunlar birer esas duygudur ki, tefer­ruatı çoktur. Bilgi edinmek için akaid ki­taplarına bakmakta fayda vardır.
       Akıl ve sağlam duygulara sahip olan için şüphesiz en önemli şey, doğru haber­dir, özellikle dinî meselelerin çözümün­de... Çünkü onlar, yâni dinî meseleler, Allah ve Resulüne aittir. Doğru haberi ancak resuller vereceğine göre, akıl ve sağ­lam duyguların o haberleri doğrudan doğ­ruya almakta pek rolü olmaz.

      Bâzı meselelerde duyguların çalışa­maz hâle geldiği, aklın âtıl kaldığı vâkidir.
      Bu durumda yol tektir. Din birdir. Peygamber ancak Allah'ın gönderdiğidir. Haber onun verdiği haberdir. Bize düşen de;  Ona uymaktan başka olamaz...  ilahi armağan fethür rabbani

       İslam tarihi incelendiği zaman görülür ki, daima bir fetret devresinden sonra, peygamber gelmiş ve yeni bir çığır açmış­tır. Eğer o gelen son peygamber değilse, onu bir başkası izlemiş ve yolu devam et­tirmiştir.
      Gelen son peygamber olunca ve za­manını tamamlayıp gidince, onu velîler izlerler... Peygamber vârisi olarak aynı çığırı devam ettirirler.
      Peygambere kavuşamayanlar, O'nun vârislerini izlemek zorundadır: Biziim yaptığımız gibi...
      Şüphesiz vârislerin en sağlamları asrı saadette yaşayanlardır. Yâni. ashab-ı ki­ram... Bunları tabiîn izler. Sonra da tabiini izleyenler...
      «Alimler, peygamberlerin varisle­ridir,» hadîsi şerîfi gereğince, bütün bu zâtlar. Resûlüllah (s.a.) Efendimizin vâ­risleridir.
      Sahabe, tabiin, tebe-i tabiin devri de bitince, bir bakıma kudsî devir son bulur.

      Bundan sonradır ki, ümmet içinde özellikle iyi yolu görmek isteyenler ara­sında bir ihtilâf ve keşmekeş başlar; sa­vaşlar olur.
      Şüphesiz bütün bu olanlar, din sınır­larını zedelemiştir. Ancak, yüce Allah'ın muradı bu dini ihya olduğundan yeni bir vârisler zümresi yaratmıştır. Yâni: Evli­ya zümresini... Bizi Ademlik mektebine yazdırmak için...

      İşbu vârisler zümresi, asrımıza kadar gelmiştir. Bizzat yaşayanlar olacağı gibi eserleri ile bize ulaşanlar da vardır.
      Bir peygamber vârisi, doğuşundan bellidir. Hayatında ona kavuşanlar, önün­de boyun eğer ve mevkii ne olursa olsun ona teslim olmak zorundadır. Böyle bir zât sadece kendi zamanına ait değil, gele­cek zamanı da kapsar ve tasarrufuna alır. Eserleri ile onları hidâyete erdirir... Tıpkı hayatta imiş gibi...  Abdülkadir geylani fethür rabbani

      İşte... Bahsini ettiğimiz peygamber vârisi olanların başından gelen bir zât: Abdülkadir Geylani... öğütleri, keramet­leri ve menkıbeleri ile devrimizi kucak­layan büyük insan...

      İşte... tıpkı hayatta imiş gibi, insan­ları hidâyete davet ettiği eseri: Fethür Rabbani  ... 
      Yâni: Bu eser... Yani: İlahi Arma­ğan...

      Hidâyet yolunu candan bulmayı ar­zu edenlere armağan olsun..
       
      Tercümemize İlahi Armağan adını verdik. Ne var ki, Fethur Rabbani, bir isimdir. Ancak, halkımızın dilini esas ola­rak ele almak zorundayız. Çünkü sözlük­ler, bizi kitap başlığının derin mânâsına erdirmez.
       
      Halk edebiyatımız hayli zengindir. Bu yüzden uydurma dillere pek muhtaç olmadan kitabımızın adını kolayca anlata­biliriz.
       
      Feth, açmak mânasına gelir. Rabba­ni, Hakk'a bağlı ve O'nun canibinden ge­len ve bizzat Yaratan'a mensup mânala­rını taşır. Bunlar lügat mânâsıdır. Şunu hemen arzetmek gerek ki, hiç biri tam karşılık değildir, ve olamaz. Çünkü, duy­gu ile sarf edilen cümleler, yalnız lügatla tercüme edilemez. Derinlere inmek, ta­şıdığı ince mânaları sezmek icab eder. Bu. bir kaide-i külliyedir. Halk dilinde gönlümü fethetti terimi çok güzeldir. Buradaki Feth bir beldenin fethi demek değildir; beni şâd etti, mesut ve bahtiyar kıldı, gibi ıstılah mânalarını taşır. Bunun ince mânaları arasında bir armağan da gizlidir. Çünkü gönül, kar­şılık beklenmeden yapılan iyilikle şâd olur. Karşılıksız iyilik ise bizzat arma­ğandır. İşte feth kelimesinin içinden ar­mağan'ı böylece alıyoruz.

      Rabbani kelimesinin aslı gibi kalma­sında bir mahzur yoktur. Ama Armağan'la bir arada yabancı gibi duruyor... Se­bebi, halkımızın henüz benimsemiş olma­yışı... İlahi kelimesi, Rabbani'den daha fazla tutunmuş ve âdeta Türkçe gibi ol­muştur. Esas dâvamız, dilimize iyi gelen kelimeleri kullanmaktır. Bu düşünceler neticesinde, Fethür  Rabbani cümlesini İlahi Armağan olarak dilimize kazandır­mış oluyoruz.
      İlâhi Armağan, Allah vergisidir. Han­gi edib olursa olsun sürekli olarak birkaç sahifeden fazla nasihat edemez. Dini bir eseri yazmak kolaydır. Herhangi bir ko­nu üzerine sürekli tetkik de zor değildir: fakat ömür boyu nasihat etmek ve ciltler doldurmak kolay olmaz. Ama, bu kolay olmayan işi Abdükadir Geylani Hazret­leri yapmıştır. Bunu yaparken, kimden kuvvet  almıştır? İşte, asıl önem burada­dır. Halk arasında bir söz vardır:

      — Söyleyene bakma; söyletene bak...

      Bu deyim, muayyen bir ölçüye göre söylenmiş değildir. Bundandır ki, bu sö­zü biz, şu muazzam eserin sahibine ver­mek niyetindeyiz.
      Fethü'r-Rabbani, bizden önce dilimi­ze çevrilmemiştir. Bu gibi eserleri, ede­biyatımıza aktararak Müslüman kardeş­lerimize kazandırmak bize nasip oluyor. Bunun için Allah'a hamd ederiz.

      Bu eser, ilk bakışta, Geylânî Hazret­lerinin vecd ve aşk hayatını anlatmaz gibi gözükür. Fakat, biraz okumaya koyulun­ca, insanı şu varlığın ötesine ittiği hisse­dilir. En tahsilsiz biri dahi, kolay anlar ve derinliğine inebilir.   Mutasavvıfların bir kısmı vahdet-i vücudcudur. Olmayanların başında Abdülkadir Geylani gelir. Vahdet-i Vücud faslı, başlı başına bir ilim deryasıdır. İçine gi­ren, ya batar ya çıkar. Batınca iyi batar, çıkınca, onun payesine yetişen olmaz. Her bakımdan tehlikeli olan bu yolu, Geylani Hazretleri muhatabının anlayışı­na bırakmıştır. Mutasavvıflar arasında:

      — Tasavvuf vahdet-i vücudculuğun tâ kendisidir, diyen çoktur.
       
      Geylâni Hazretleri bu fasılda kendisi­ni ayırır; tasavvufun iyi huydan ibaret ol­duğunu söyler. İyi huy için de İslâm dini­ne girmiş olmayı şart koşar.

      — İman ve amel, çakmakla taştır; bunlardan çıkan ateş ise, tasavvuftur, diyerek esas» gayesini kolayca anlatır.

      Bizim anlayışımıza göre. tasavvuf bir iç zenginliğidir. Ne ile olursa olsun, bunu bulmak herkese elzemdir. İç zenginliği olmayan, duygusuz yaşar. Kıldığı namaz ona bir tad vermez. Tuttuğu orucun zev­kine eremez. Çünkü iç âlemi zengin de­ğildir.

      İç zenginliğine ermeyen, bir rûh sefi­lidir. Onu kâinatta hiçbir şey kandıramaz. Haristir. Menfaat düşkünüdür. Nankördür. Çünkü, karşısına kim gelirse gelsin ona göre bir hiçtir. Hiç için nasıl kıymet bi­çer?... Ama o bilmez ki, her gördüğü yü­rekte bir arslan uyur. Bu arslan hakikî varlıktır. Kendinde ne varsa, onda da o var...
      Atalar:

      — Her gördüğünü Hızır ve her gece­yi Kadir bil... derken, bizim anlatmak is­tediğimiz mânadaki tasavvufu anlatmak istemişlerdir. Bunu anlamayana anlat­mak lâzımdır. Mutasavvıf denince, her bakımdan duygulu ve hassas bir insan akla gelir.Kuşlar cıvıldaşırken bir duygu gelmi­yorsa, iman zayıftır. Güneş batarken geride   bir  renk  cümbüşü bırakır;  bundan bir şeyler duymayan tasavvuf ehli olamaz. Ağaç yaprakları birbirine değdi­ğinde bir hışırtı çıkarır; bu sesin peşine düşüp gidemeyen, bir rûh fukarasıdır.

      Bir insan ki, iç âlemine daldığı za­man geldiği âlemin kapısına gidemiyor, o mutasavvıf olamaz. Bir insan ki, sec­deye kapandığı zaman hakiki varlığın se­rinliğini alnında bulamıyor; o nice mu­tasavvıf olur.

      İyi düşün. Düşünmesini Öğren. Kafanı yerdekiler değil, semânın ulvi varlıkları doldursun. Tabiat âlemini aşıp bir başka âleme geçmelisin. Başını önüne eğdiğin zaman, kalıbı hemen bırakmalı ve öte­lere geçmelisin, ölmeden evvel ölmek, budur.

      Bir varlık ki, bütün zerreler onun var­lığına şehadet eder, varlığı zerrelerle do­lan insan O'nu anlamazsa n'olur. O var­lığın seline kapılıp gittiğini duyamazsa, perişanlığını kim giderebilir?.. Gönlü su­suz, ruhu boş olan, nasıl insan olarak gezebilir?..

      Baş gaye, insan olmaktır. Atılan her adım, çizilen bütün İlâhi hat, semâ yü­celiğinden gelen cümle kitap bunu an­latmak ister. Böylece yolcular zincirleme kervan olur, yürür. Mübarek olsun bu kervana katılana... Hiç olmazsa oraya bir hizmetçi olana... İşte gayemiz o kervana ve yolcularına hizmetten ibarettir. Başka emelimiz yoktur. Sadece bir kıvılcım alıp yola revan olmaktan gayri ne emelimiz var ki?.. Sizlere kervanı ve başkanını göstermekten gayri ne yapabiliriz ki?..

      İşte .Hak yolcularının rehberi olan İlâhi Armağan... Onu hem oku, hem de okut. Bizden bu kadar; ötesini Allah'a ve O'nun Resulüne ısmarlarız... ( ilahi armağan kitap, fethurrabbani oku, kitabı, online satın al, kitab, ucuz dini kitap, uygun fiyat, islami kitap, fethür rabbani kitabı, abdülkadir geylani kitapları, onlıne satış, abdülkadir geylani sohbetler )



      Bedir Yayınları Abdülkadir Geylani Fethur Rabbani Kitabı nın tanıtımı sona erdi.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758514014
      MarkaBedir Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9758514014
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.