• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri

      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Görsel 7
      Görsel 8
      Fiyat:
      180,00 TL
      İndirimli Fiyat (%43,9) :
      101,00 TL
      Kazancınız 79,00 TL
      5.0 1
      101.00 www.goncakitap.com.tr
      25,25 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
                Stoktan Kargo

      Kitap             İmam-ı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri
      Derleme        İmam Zebidi
      Yayınevi        Kayıhan Yayınları
      Tercüme        İsmail Karagözoğlu
      Etiket Fiyatı  180 TL
      Kağıt  Cilt      Şamua Ivory kağıt, Lüks Termo Ciltli, 2 Cilt takım
      Sayfa  Ebat   1.312 sayfa, 17x24 cm
      Yayın Yılı       2016
      ISBN              9786059669337    


      2 Cilt Ebu İmamı Azam Ebu Hanife nin Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri kitabını incelemektesiniz.   
      Kayıhan yayınları İmamı Azamın Rivayet Ettiği Ahkam Hadisleri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.


      İMAMI AZAM EBU HANİFE’NİN RİVAYET ETTİĞİ AHKÂM HADİSLERİ

      İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin mezhebinin delillerinin Kütüb-i Sitte imamlarına veya bazılarına muvâfakat ettiği hadisleri içeren bu eserin (Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe) müellifi, son asırlarda yetişmiş en büyük hadis hâfızlarından Seyyid Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî (ö. 1205/1791)’dir. Hadis, fıkıh, lügat, tasavvuf ve nesep ilimlerinde çok büyük alimdir.

      İmam Ebû Hanîfe’nin rivâyet ettiği hadisler Kütüb-ü Sitte’de yoksa diğer hadîs musannefâtına tek tek müracaat eder.

      İmam Zebîdî “Mukaddime” kısmında: “Bu kitabı yazma amacım, “Ebû Hanîfe Kıyas’ı, Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hadîsleri üzerine takdim eder” diyen doğru yoldan sapmış bazı mutaassıp kimseleri reddetmek içindir. Ömrüme yemin olsun ki böyle bir iddiayı ona nispet etmek doğru değildir” der.

      İmam Ebû Hanîfe şöyle derdi: “Anam babam feda olsun. Resûlullah’dan (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadîs geldiği zaman başım-gözüm üzerinedir. Biz ona muhâlefet etmeyiz. Sahâbeden bir fetvâ geldiği zaman ise onlardan birisi ile amel ederiz. Sahâbe dışında bir başkasından bir görüş gelirse, onlar nasıl içtihat ettilerse biz de içtihat ederiz.”

      İmam-I Âzam Ebû Hanîfe’nin Rivayet Ettiği Ahkâm Hadisleri”nde (Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe) tekrarları hariç olmak üzere toplam 615 hadis vardır. Tercüme esnasında senedde ravinin isminin geçtiği yerde cerh-ta’dil kitaplarından durumunu dipnotta gösterilmiştir. Ayrıca açıklanması gereken kelime, mevzu ve hadisleri yeri geldikçe “Açıklama” adı altında izah edilmeye çalışılmıştır. Kitabın sonunda İmam Ebû Hanîfe’nin (Rahmetullâhi Aleyh) hocalarının durumlarını özet olarak hususi başlık altında verilmiştir.

          GİRİŞ

      Hiç eğriliği olmayan Kur'ân-ı Kerîm'i kulu Muhammed (s.a.v.) e indi­ren Allah'a hamd olsun!

      Allâh-u Teâlâ'nın Kitab'ını kullarına eksiksiz olarak tebliğ eden Mu­hammed Mustafa (sallalâhu aleyhi ve sellem) e salât ve selâm olsun!

      Ahkâm hadisleri ile alâkalı yazılmış olan kitapların en önemlilerinden birisi de İmam Allâme Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî'nin yazmış olduğu "Ukûdul-Cevâhiri'l-Münîfe'" kitabıdır.

      Tercümesini sunduğumuz bu kitabın tam adı "Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfefî Edilleti Mezhebi'l-îmâm Ebî Hanîfe Mimmâ Vâfeka Fîhi'l-Eimmete's-Sittete ev Ehadihim'. Yani " İmam Ebû Hanîfe'nin Mezhebinin Delillerinin Kütüb-i Sitte İmamlarına veya Bazılarına Muvâfakat Ettiği Değerli Cevherler Kolyesi" mânâsındadır. İsminden de anlaşılacağı üzere bu kitap, İmam Ebû Hanîfe'nin kullandığı hadîs-i şeriflerden debileri hakkındadır.

      İmam Ebû Hanîfe'ye nispet edilen 14 adet Müsned vardır.[1] Allâme Zebîdî, kitabın mukaddime kısmında bu Müsned'lerin isimlerini tek tek
       
      vermiştir. Biz de orada Müsned'lerin musannifleri hakkında yeterli bilgi vermeye çalıştık. Bu Müsned'leri İmam Ebû Hanîfe kendisi yazmamıştır. Dördü kendi talebesi olmak üzere kendisinden sonra gelen muhaddisler onun rivâyet etmiş olduğu hadîsleri bir araya toplamışlardır. İmam Zebîdî "Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe"de faziletlere dâir olan hadîsleri bıraka­rak sadece kendisinden hüküm çıkarılan "Ahkam Hadisleri "ni mezkûr 14 Müsned'den teker teker seçerek bir araya toplamıştır.

      Bizim bu kitabı tercüme etmemize; 2014 yılında Ahkam Hadisleri­ne[2] dair bir eseri okuma arzumuz ve fakat Hanefi mezhebi üzere yazıl­mış muhtasar bir esere muttali olamamamız vesile olmuştur. Başta İmam Tahâvî'nin Şerhu Meâni'l-Âsâr, Şerhu Mükili'l-Âsâr ve İhtilâfu'l-Ulemâ; İmam Serahsî'nin el-Mebsûd; Mevsılî'nin el-îhtiyâr; Alaaddin İbnu t-Türkmânî'nin el-Cevheru'n-Nakî; İmam Merğînânî'nin el-Hidâye; İbnu l-Hümâm'ın Fethu'l-Kadîr ve özellikle de Zafer Ahmed et-Tahânevî'nin Î'lâü's-Sünen kitapları olmak üzere Hanefî mezhebi üzere yazılmış ahkâm hadîslerine dâir birçok kitap vardır. Ancak bu eserler hem hacimli hem de diğer mezheplerin Hadislerden delillerine de yer vermektedir.

      Bunları düşünürken Ahkam hadisleri ile alâkalı olarak yazılmış kitapların en güzellerinden ve meşhurlarından İbn Hacer el-Askalânî'nin "Bulûğu'l-Merâm" kitabı aklımıza geldi. Kitap muhtasar ve Türkçeye de birkaç defa tercüme edilmişti. Biz de İbn Hacer'in bu kitabından okumaya başladık. Halka yönelik gerçekleştirilen derslerde ihtilaflı meselelere girmek münasip değildir. "Bulûğu'l-Merâm" ise Şâfiî mezhebinin delilleri ön planda tutularak hazırlanmış bir kitaptır. Kitabı okumamız sırasında Şâfiî mezhebinin delili zayıf da olsa Hâfiz İbn Hacer, İmam Şâfiî'nin delil olarak aldığı hadîsi kitabı­na almıştır. Biz de o mesele ile alâkalı yukarıda sayılan mezkûr kitaplardan ve diğer hadîs kitaplarından Hanefî mezhebinin delil olarak aldığı hadîsi bulup anlatıyorduk. İşte o zaman ahkam hadîsleri ile alâkalı Hanefî mezhebinin delilleri üzere yazılmış muhtasar bir kitabın eksikliği aklımıza geldi. Bir kı­sım güncel çalışmalar mevcut olmakla birlikte mütekaddim dönem Hanefi alimlerinden bir tanesinin eserinin tercümesini tercihe şayan bulup, bu vesi­leyle elinizdeki eserin tercümesine azmettik.

      Kitabın Tercümesinde Yaptığımız Çalışmalar:

      1-Hadîsin senedlerinde râvînin kendisinden önceki râvîden hadîs aldığını ( > ) işareti ile gösterdik. Yani bu işaret şu anlama gelmektedir: Mesela İmam Ebû Hanîfe hocası Hammâd b. Ebû Süleyman'dan, o da kendi hocası İbrahim en-Nehaî'den hadîs rivâyet etmiştir. Biz de daha kısa olması için ( Ebû Hanîfe > Hammâd > İbrahim ) şeklinde formüle ederek gösterdik.

      2-Tercümesini sunduğumuz Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe kitabı, 615 hadîs ihtivâ etmektedir. Bu hadîslerin içinde birkaçı müstesna, tekrar yoktur. Tekrarlanan hadîslere numara vermedik. Kitabın aslında hadîs-i şeriflere numara verilmemiştir.

      Bazı meselelerin sonunda İmam Zebîdî "Fâide" başlığı altında o konu ile alâkalı malumatlar vermektedir. Bu kısım tamamen müellife âittir. Bazı meselelerin anlaşılması için mezkûr meselenin sonunda "Açıklama" başlığı altında yazılan bölümler ise tarafımızca hazırlanmıştır.

      İmam Zebîdî kitabın yazılması sırasında yüzlerce hadîs, fıkıh, tefsir ve şerh kitaplarından deliller getirmiş ve onlardan istifâde etmiştir. Biz de gücümüzün yettiği kadar ulaşabildiğimiz kitaplardan mezkûr yerleri, cilt ve sayfa numaralarım dipnotlarda göstermeye çalıştık.

      İmam Ebû Hanîfe'nin kendisinden hadîs rivâyet ettiği şeyhlerin ve Resûlullah (s.a.v.)'e ulaşıncaya kadar diğer râvîlerin cerh ve ta'dîl yönü ile durumlarım ravinin isminin ilk geçtiği hadisin dipnotunda gösterdik.

      İmam Ebû Hanîfe'nin şeyhlerinin cerh ve ta'dîl açısından durumları­nı ayrı bir başlık altında topladık ve kitabın sonuna ilâve ettik.
      Allâme Zebîdî, İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîs Buhârî ve Müslim'de varsa çoğu zaman diğer hadîs kitaplarına müracaat etmeden diğer hadîse geçer. Çünkü Buhârî ve Müslim'in hadîslerinin tamamı, muhaddislerin ittifakı ile sahihtir.
      Hadîs Kütüb-ü Sitte kitaplarının birisinde varsa onlara işaret eder.

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîsin lafzı, diğer hadîs kitapların­daki rivâyetle aynı ise sözü uzâtmadan diğer hadîse geçer.

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîsin lafzı diğer hadîs kitapların­daki hadîsin lafzı ile aynı değil de yakın anlamda ise kelime kelime onlara işaret eder ve farklı rivâyetleri tek tek sevk eder.

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîs Kütüb-ü Sitte kitaplarında yok­sa İbn Hibbân, İbn Hüzeyme, Dârimî, Bezzâr, Taberânî'nin Mucem'leri, Beyhakî'nin Sünen ve diğer kitapları gibi diğer hadîs musannefâtına tek tek müracaat eder.

      Hadîslerin îzâhı için Allâme Zebîdî'nin en çok istifâde ettiği kaynak hiç şüphesiz İmam Tahâvî'nin Şerhu Meâni'l-Âsâr kitabıdır. İmam Tahâvî mezkûr kitabında önce muhâliflerin sonra da Hanefî mezhebinin delil­lerini zikreder. Uzun izahlarda bulunur. En sonunda da nazar (akıl ve kıyas) açısından mevzûu destekleyen izahlarda bulunur. Hicrî 3. asır gibi 
      çok erken bir devirde yaşayan İmam Tahâvî'nin eserleri erişilmesi zor bir makamdadır. Ama maalesef bütün İslâm dünyasında onun eserleri sanki unutulmuş veya unutturulmuş gibidir. Allah Hindistan âlimlerinden râzı olsun ki onlar imam Tahâvî'nin eserlerini son üç asırdır ders kitabı ola­rak okumuşlar, şerh etmişler ve ümmetin istifâdesine sunmuşlardır.

      Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe'de İmam Zebîdî'nin en çok istifâde ettiği ki­taplardan birisi de İmam Beyhakî'ninn "es-Sünen el-Kübrâ" kitabına itiraz ve reddiye olmak üzere yazılmış olan Alâeddin İbnü't-Türkmânî'nin "el-Cevheru'n-Nakî" kitabıdır. Tercümemiz sırasında yeri geldiği zaman dip­notta da zikrettiğimiz gibi bu kitaptan çok iktibaslar yapmıştır.

      Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe'de fıkhî mesele ve kelimelerin îzâhı sadedin­de İmam Zebîdî'nin en çok faydalandığı kitap İmam Mevsılî'nin "el-îhtiyâr Li Ta'lîli'l-Muhtâr" kitabıdır. İmam Kudûrî'nin"el-Muhtasar" ve "et-Tecrîd" kitaplarından da istifâde etmiştir.

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîsin senedindeki râvîler güve­nilir ise İmam Zebidi onlar hakkında bir değerlendirmede bulunmaz ve diğer hadîse geçer.

      Eğer râvîlerden birisi zayıf ise o zaman o rivâyeti desteklemek için mütabî râvîyi veya şâhid hadîsleri arka arkaya rivâyet eder.

      Zayıf râvîler hakkında değerlendirmelerde bulunur. Cerh ve ta'dil âlimlerinden istifâde ettiği gibi bazen onların görüşlerini kabul etmez. Ni­tekim cerh ve ta'dil âlimlerinden İbn Adiyy gibi bazısı özellikle ilk devir Hanefî âlimleri hakkında mutaassıbâne bir şekilde değerlendirmeleri var­dır ki onlar kabul edilemez.

      İmam Zebîdî'nin özellikle İmam Beyhakî'ye ve onun "es-Sünen el-Kübrâ" kitabına birçok meselede reddiyesi vardır. Çünkü İmam Beyhakî kendi mezhebinin delili zayıf olduğu zaman onu kuvvetlendirmek için uğraşır, Hanefî mezhebinin delillerini zayıf göstermek için çok çaba sarf eder. Burada İmam Zebîdî'nin Beyhakî hakkında kitabın içinde geçen bir sözünü almakta fayda vardır:

      "Beyhakî'nin alışverişle ilgili bu bâbın en sonuna İmam Ebû Hanîfe ile alâkalı bu hikâyeyi sokması/ilâve etmesi eğer sadece Allah rızası için ise bu niyetinin karşılığını görecektir! Çünkü Beyhakî, Allah'ın ve insanların yanında kadr u kıymeti malum olan İmam-ı Azam'ın hakkını yiyip zulmetmiştir.

      Ben hocalarımızın daima "Beyhakî mutaassıp birisidir" dediklerini işitiyor ancak buna inanmıyordum. Kitabındaki buna benzer ifâdeleri gö­rünceye kadar durumunu hep iyiye yoruyordum. Takıyyuddîn Sübkî'nin "en-Nazaru'l-Musîb Fî Itkil-Karîb" ismini verdiği kitabındaki tutumunu görünce hayretlere düştüm... "[3]

      Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe'deki Hadîslerin Sayısı:

      Müsned Hadîsler    : 501
      Mürsel Hadîsler      : 47
      Mevkûf Hadîsler     : 59
      Toplam                     607


      Ukûdü'l-Cevâhiri'l-Münîfe'deki Hadîslerin Sıhhat Durumu:

      Sahih hadîsler   : 532
      Hasen hadîsler  : 60
      Zayıf hadîsler      :15


      Hadîslerin Sıhhat Derecesini Tespitte Takip Ettiğimiz Metot:

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği bu hadîslerin tamamı fakîhler tarafından delil olarak kullanılmaktadır.

      Mürsel hadîslerin kâhir ekseriyeti hocasının hocası İbrahim en-Nehaî'nin mürsel rivâyetleridir ki hadîs âlimleri onun ve Saîd b. El-Müseyyeb'in mürsel rivâyetlerini ittifakla sahîh saymışlardır. İmam Zebîdî de yeri geldikçe bunu sık sık vurgulamış ve ispat etmiştir.

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîs, Buhârî ve Müslim'de varsa veya bu iki kitabın sadece birisinde varsa o hadîs sahihtir.

      Eğer İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîs Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Sünen, İmam Ahmed'in Müsned, İmam Tahâvî'nin Şerhu Müşkili'l-Âsâr kitaplarında varsa bu kitapları tahkîk ve tahriç ederek yayınlayan büyük âlim Şuayb el-Arnavûd hocanın değerlendirmelerinden istifâde ettik.

      Sadece Tirmizî'nin Sünen'inde varsa İmam Tirmizî'nin kendi değerlendirmesini esas aldık. Eğer onun değerlendirmesine itiraz varsa onu da ayrıca kaydettik.

      İmam Ebû Hanîfe'nin rivâyet ettiği hadîs-i şerif, Ebû Abdullah el-Hâkim'in Müstedrek kitabında varsa hem kendisinin hem de Hâfız Zehebî'nin "Telhîsu'l-Müstedrek" kitabındaki değerlendirmelerinden istifâde ettik.

      İmam Ebû Hanîfe ile Resûlullah (s.a.v.) arasındaki râvîlerin durumunu tek tek tespit ettik. Râvîlerin durumlarının tespiti için de İbn Hacer el-Askalânî'nin "et-Takrîbü't-Tehzîb" kitabından yararlandık. Çünkü bu kitap diğer ricâl kitaplarının hülâsası gibidir. Ancak Hâfız İbn Hacer 
      bazı râvîlerin durumunu tespit ederken yanılmıştır. Bundan dolayı da Şuayb Arnavûd hocanın et-Takrîb üzerine yazmış olduğu" Tahrîru't-Takrîb" kitabından çok istifâde ettik.

      Hadîslerin sıhhat derecesinin tespitinde Muhammed Nâsıruddîn el-Albânî'nin değerlendirmelerinden (bir-iki istisna dışında) yararlanmadık. Çünkü onun özellikle İmam Ebû Hanîfe ve Hanefî mezhebi hakkındaki taassubu malumdur. Onun yerine Şuayb Arnavûd hocanın değerlendirmelerinden faydalandık.

      Hadîsin râvisi zayıfsa veya bir râvî hakkında ihtilaf varsa İmam Zebîdî rahmetullâhi aleyh bizzât değerlendirmelerde bulunmuştur. İhtilaflı hadîslerin çoğunda kendisi "Hadîs sahihtir", "hadîs hasendir", "râvîleri güvenilirdir" veya "hadîs zayıftır" şeklinde hüküm vermiştir. Biz de onun hükmüne tâbî olduk.

      10-İmam Zebîdî bazen hadîsin sıhhat derecesini Beyhakî'nin Sünen'ine reddiye olarak yazılan İbnü't-Türkmânî'nin "el-Cevherun-Nakî" kitabından almıştır. Kitabı tercüme etmekten maksadımız sadece Allâh-u Teâlâ'nın rızasına nail olabilmektir. Bütün yardımlar Allah'tandır.

      İsmail Karagözoğlu
      Alanya 2017

      52-Bu mevzu ile alâkalı meselâ bkz: Debbûsî, Te'sîsü'n-Nazar, 48-49. Mezkûr yerde imam Debbûsî şöyle der: "Üç imamımız (Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan) nazarında asıl olan, haber-i vâhidle Nebî (s.a.v.)'den gelen haberin, Sahîh kıyasa takdim edilmesidir. İmam Mâlike göre ise Sahîh kıyas, haber-i vâhide mukaddemdir. Bu usûle binâen ashâbımız/Hanefîler, "meni kuru ise, ovalamakla elbise temizlenmiş olur" derler. İmam Mâlik ise "ancak idrar gibi, su ile yıkanarak temiz olur" demiştir."

       
      Kitabın Telif Maksadı[4]

      Bu kitabı yazma amacım, "Ebû Hanîfe Kıyas'ı, Resûlullah (s.a.v.)'in hadîsleri üzerine takdim eder" diyen doğru yoldan sapmış bazı mutaassıp kimseleri reddetmektir. Ömrüme yemin olsun ki böyle bir iddiayı ona nispet etmek doğru değildir. Çünkü bu mezhepte sahih olarak nakledilen görüş, nass'ın kıyas üzerine takdim edilmesidir. Bu durum, Hanefî mez­hebinin kitaplarını anlamada mahir olanların birçok meselede müşahede ettikleri bir mevzudur. Aynı zamanda, başkaları kıyas'ı Haber-i Vâhid üze­rine takdim ederek "Kıyas, Haber-i Vâhid'den evlâdır. Çünkü bizim Haber-i Vahid'i delil olarak almamızın sebebi, haberi rivâyet eden râvîye hüsn-ü zan beslememizden dolayıdır. Hâlbuki Şâri' (s.a.v), sahih asıllara Kıyas etmenin aksine, böyle şeylerden bizi nehyetmiştir" derler.

      Bazı insanlardaki bir kısım şüphelerin ortadan kalkması için bu mevzu açıklanmaya muhtaçtır. Çünkü onlar haksız yere ona karşı taassup gös­tererek "İmam Ebû Hanîfe'nin (Radıyallâhu anh) delillerinin çoğu zayıftır" derler. Hâlbuki kim onun mezhebinin delillerini mütalaa ederse çoğunun sahih ve hasen, bazısının da zayıf olduğunu bulur. Bu zayıf olan hadîslerin tarîkleri de üçten ona kadar olmak üzere çoktur. Muhaddislerin çoğuna göre zayıf hadîslerin tarîkleri çoğaldığı zaman kendisi ile delil getirilecek bir konuma yükselir. Hadîs ilminde mâhir olanların bildiği gibi, bu çeşit hadîsler onun mezhebinin dışında diğer mezheplerde çok bulunur.

      Dört imamın (Allah onlardan râzı olsun) mezheplerinin, eti ve kemiği ile temiz şeriattan dokunmuş olduğunu bil! Özellikle de İmamımız İmam-ı A'zam'ın mezhebi... Lâkin İmam Ebû Hanîfe'nin hüküm çıkarma yöntem­leri birçok âlimin idrakinin anlamayacağı kadar incedir. Bizim anlayışımıza göre onun verdiği hüküm hadîsin zâhirine zıt gibi görünür. Hâlbuki onun yanında (zihninde) yakînî bir şekilde Resûlullah'ın (s.a.v.) kavlî, fiilî veya sahabenin âsârı/fetvâları sahîh olarak mevcuttur. O, hadîsi hüccet olarak alır daha sonra da ona muhâlif olan diğer habere karşı nazar ve kıyasla kuv­vetlendirir. Öyle ki hiçbir akıllı; "İmam Ebû Hanîfe (Radıyallâhu anh), bu meselede delil olarak bir Nass buldu ve daha sonra da kıyas ve rey ile o Nass'a muhâlefet etti" demesin. Şeriata muhâlif kıyas ve rey kullanmaktan İmam Ebû Hanîfe'yi tenzih ederiz.

      Onun mezhebinde olan âlimler, Ebû Hanife'nin Resûlullah'tan (s.a.v.) gelen haberleri delil olarak aldığı konusunda icmâ etmişlerdir.

      Eğer Resûlullah'tan gelen iki haber birbirine zıt olur ve o haberlerden birisini diğeri lehine te'vil etme imkânı varsa iki haberin arasını uygun hale getirirdi. Eğer bir mesele hakkında Resûlullah'tan (s.a.v.) bir hadîs gelme­mişse, Allah'ın Kitabına ve Resûlünün sünnetine en yakın olan sahâbe fetvâlarından birisini alırdı bunu da içtihat olarak isimlendirirdi.

      Hakkında Hadîs Olan Meselede Mecbur Kalınmadıkça Kıyasa Gidilmez

      Ebû Cafer eş-Şirmâzî senedi ile rivâyet ederek İmam Ebû Hanîfe'nin (Rahmetullâhi aleyh) şöyle söylediğini nakleder: "Biz, zarûret olma­dıkça herhangi bir meselede kıyas yapmayız. Kitap, Sünnet ve sahâbelerin fetvâlarında bir delil bulamazsak içtihat ederek kıyasa gideriz."

      Başka bir rivâyette de İmam Ebû Hanîfe'nin şöyle söylediği nakledilir: "Biz evvela Kitap sonra Sünnet sonra da sahâbeninfetvâsını alırız. Sahâbenin ittifak ettiği mesele[5] ile biz de amel ederiz. Eğer sahâbe bir meselede ihtilâf ederse, mânânın vuzûha kavuşması için aralarındaki müşterek bir illetle bir hükmü diğer bir hükme kıyas ederiz."

      Başka bir rivâyette İmam Ebû Hanîfe şöyle der: "Biz Allah'ın Kitab'ı ile amel ederiz. Sonra Resûlullah'ın (s.a.v.) Sünnet'i ile amel ederiz. Sonra Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali'nin fetvaları ile amel ederiz."[6]

      Başka bir rivâyette İmam Ebû Hanîfe şöyle der: "Anam babam feda ol­sun. Resûlullah'dan (s.a.v.) bir hadîs geldiği zaman başım-gözüm üzerinedir. Biz ona muhâlefet etmeyiz. Sahâbeden bir fetvâ geldiği zaman ise onlardan birisi ile amel ederiz. Sahâbe dışında bir başkasından[7] bir görüş gelirse, onlar nasıl içtihat ettilerse biz de içtihat ederiz."[8]
       
      Ebû Muti' el-Belhî[9] (ö. 199/814) şöyle rivâyet eder:

      Süfyân Sevrî, Hammâd b. Seleme, Mukâtil b. Hayyân, Cafer b. Muham­med ve başkaları İmam Ebû Hanîfe'nin yanma geldiler. Şöyle dediler: "Bize ulaşan haberlere göre sen dinde kıyas etmeyi çok yapıyormuşsun. İlk kıyas ya­pan da iblis'tir."

      Cuma günü Küfe Mescidinde İmam Ebû Hanîfe onlarla münâzara etti ve mezhebini onlara şöyle anlattı: "Ben amel etme hususunda Allah'ın kita­bını her şeyin önüne takdim ederim. Daha sonra Sünnet ile amel ederim. Bun­dan sonra ise sahâbenin fetvalarına bakarım: Eğer bir meselede ittifak etmeyip ihtilâf ederlerse bu takdirde kıyas ederim."

      Bu cevap üzerine hepsi de İmam Ebû Hanîfe'nin elini öptüler ve "Sen âlimlerin efendisisin" bir rivâyette de "Geçmiş şeyleri affet" dediler. Bunun üzerine İmam Ebû Hanîfe: "Allah bizi ve sizi affetsin" dedi.

      Bir araya gelmeden önce Halife Ebû Cafer el-Mansûr (ö. 158/775), İmam Ebû Hanîfe'ye bir mektup yazdı. O mektupta şöyle dedi: "Senden bana ulaşan haberlere göre sen, kıyas'ı hadîs üzerine takdim ediyormuşsun"

      imam Ebû Hanîfe de ona öyle cevap verdi: "İş, benden size haber ulaş­tıran kişinin iddia ettiği gibi değildir. Ey Halife! Onlar sana geldikleri zaman onlara bildirin ki; ben Allah'ın (c.c.) Kitabı ile hüküm veririm. Eğer onda bir hüküm bulamazsam, Resûlullah'ın (s.a.v.) Sünnet'i ile amel ederim. Eğer onda da bir hüküm yoksa sahâbenin fetvâları ile amel ederim. Eğer sahâbe fetvâsı da yoksa o zaman kıyas ederim. Allah-u Teâlâ ve kulları arasında bir yakınlık yoktur."

      Hadîs-i Nebevî şöyle dursun, İmam Ebû Hanîfe eseri[10] bile kıyas üze­rine takdim ettiğini apaçık gösteriyor. İmam Ebû Hanîfe; Kitap, Sünnet ve sahâbe fetvâlarında hiçbir hüküm bulamazsa işte o zaman kıyas ederdi.

      İmam Ebû Hanîfe'den şöyle rivâyet edilir: "Benim delilimi bilmeden be­nim kavlim ilefetvâ vermek uygun değildir."

      İmam Ebû Hanîfe fetvâ verdiği zaman şöyle derdi: "Bu, Ebû Hanîfe'nin reyidir. Bu, benim gücümün yettiği en güzel fetvâdır. Kim bundan daha güzel bir görüş ile gelirse o doğruya daha yakındır."[11] Bu söz, onun insaf ve Allah korkusunun hududunu göstermektedir.

      İmam Ebû Hanîfe'den rivâyet edildiğine göre o şöyle derdi: "Zayıf hadîs bana insanların görüşlerinden daha sevimlidir."[12] Onun zikrettiği hadîsteki zayıflık; râvînin hafızasındaki bir zayıflıktır. Âlimlerin çoğunun veya ba­zısının delil olarak kullandıkları zayıf hadîs, sadece hâfizasındaki bir za­yıflıktan dolayı zayıf sayılan hadîslerdir ki rütbe olarak zayıf hadîslerin en hafifidir. Bundan daha aşağısı hatâsının çokluğundan dolayı zayıf sayılan hadîstir. Bundan daha aşağıda olanı ise rivâyet edeni bilinmeyen hadîstir.

      Mürsel Hadîsin Delil Olması

      Ashâbımızın (Hanefî âlimlerinin) kitaplarında onların şöyle dedikle­rini buldum: "Bize göre mürsel ve munkatı haber, rivâyet edeni güvenilir ol­duktan sonra hüccettir. Velev ki başka bir yoldan müsned olarak rivâyet edilmiş olmasın."[13]

       
      Hâfız Sehâvı nin (ö. 902/1496) kendi yazısı ile şöyle yazdığını gör­düm:

      İbnul - MuvafFak İmam Ebû Hanîfe'den şöyle rivâyet eder: "İster durumu ister zâtı, meçhul olan bir râvînin rivâyeti kabul edilir." Bu söz, gördüğüm en ga­rip sözlerden birisidir, sahîh olduğunu da zannetmiyorum. Çünkü İmam Ebû Hanîfe, "Taze hurmayı kuru hurma mukabilinde satmak" bahsinde Hz. Sa'd' (Radıyallâhu anh) rivâyet ettiği hadîsi delil olarak alıyor. Çünkü bu hadîsin sıhhat durumunun medarı, Zeyd b. Ayyâş'tır.[14] Mahallinde temas edileceği üzere[15] İmam Ebû Hanîfe onu meçhûllük ile illetlendirmiştir. Eğer bu kâide Hanefîlerden sahîh olarak gelseydi, yukarıda zikrettiğimiz meselede maksa­dı ifâde eden bir Nass/delil olurdu. Meçhul râvînin rivâyet ettiği hadîsi kabul etmek, Resûlullah'dan (s.a.v.) herhangi bir şekilde gelen hadîsleri, kıyas ve rey üzerine takdim etmesindeki itinayı gösterir. Müçtehit imamlar ve onları taklit edenler, aralarında hiçbir ihtilâf olmadan, hüküm verirken kıyası delil olarak kullanmışlardır. Hatta Nass olmayan her meselede kıyas'ı delil olarak kabul etmişlerdir.

      İmam Şafiî (rahimehullâh) şöyle derdi: "De/t7 bulamadığımız zaman, usûl üzere kıyas ederiz."[16]
      Nass olmadığı zaman kıyas ile amel edilmesi, sadece İmam Ebû Hanîfe'ye mahsus bir şey değil, diğer imamların da böyle amel ettikleri bi­linmiş oldu.

      İmam Ebû Hanîfe'nin diğer imamlara nazaran ihtiyâtı daha fazladır. Hadîs rivâyet etmekteki titizliği ve teşeddüdü malumdur.[17]

      İmam Ebû Hanîfe hakkında tam mânâsıyla insaflı birisi, onun eseri/ hadîsi kıyas, zayıf hadîsi de rey üzerine takdim ettiği hususuna inanır. Üs­tüne üstlük, İmamın kıyaslarının çoğu, Kıyas-ı Celî'dir. Kıyas-ı Celî, burada illet, fer'ide asıldakinden daha kuvvetli ve açık olup, asi ile fer' arasındaki fark kaldırılmış bulunur. Mesela, durgun suda gâitanın bevle kıyas edil­mesi gibi. Müçtehit imamlardan hiçbirisi Kıyas-ı Celî'yi inkâr etmemiş­lerdir. Sadece Taceddin es-Sübkî'nin (ö. 771/1370), "et-Tabakâtü'l-Kübrâ" kitabında naklettiğine göre Muhammed b. Hazm ez-Zâhirî (ö. 456/1064) Kıyas-ı Celî'yi inkâr etmiştir. Ben de onun "İbtâlu'l-Kıyâs"[18] isimli bir risa­lesini gördüm ki orada İstihsân'ı da kabul etmemiştir. Bu mezhep (Zâhirî mezhebi), kendisine itimat olunmayan kötü bir mezheptir. Buraya kadar yaz­dıklarım Kıyas'la ilgili idi.
       
      [1]Allâme Zebîdî bu kitabın giriş kısmında Müsned'lerin 14 tane olduğunu söyle­miş ve isimlerini sıralamıştır. İmam Kevseri ise meşhur Te'nîbü'l Hatîb kitabında (s.244-246) "Müsnedu Ebû Hanîfe"\\\\\\\\erin sayışım 17 olarak vermektedir. Mezkûr yerde İmam Kevserî şöyle der:
      "Es-Sâlihî, İmam Ebû Hanîfe'nin çok hadîs bildiğine delâlet eden haberler sevk ediyor. Sonra, İmam Ebû Hanîfe'nin hadîslerini rivâyet eden 17 Müsned'i onun hadîslerinin çok olduğunun delîli sayar: Ebû Hanîfe'nin 17 Müsned'aan râvîleri şu zâtlardır... (İmam Kevserî burada Müsned'lerin isimlerini tek tek sayar) * Mü s ne d' in rav iler i ki tabı n sonuna derced ilmişt i r. Mütercim*
      Biz (Kevserî), bu Müsned'leri icâzeten, el-Hayr er-Remlî, Muhammed b. es-Serrâc, Ömer el-Hanûtî tariki ile rivâyet ediyoruz.
      Hâfız Şems b. Tûlûn bu 17 Müsned'in senedlerini "el-Fihristü'l-EvsâfU sevk etmiştir. Bizim ona kadar olan senedimiz "et-Tahrîru'l-Veciz"dedir. Hatta Hatîb el-Bağdâdî ken­disi Dımeşk'e seyahat ettiği zaman yarımda Ebû Hanîfe'ye âit Dârekutnî'nin ve İbn Şâhîn'inMüsned'lerini de götürmüştür. Bu iki müsned, 17 müsnede dâhil değildir.
      Bedriiddîn el-Aynî, "Târihu'l-Kebîr" adlı kitabında, İbn Ukdenin "Müsnedu Ebi Hanife" kitabının tek başma 1000 hadîsten daha fazla rivâyeti ihtivâ ettiğini zik­rediyor. Bu Müsned, yukarıdaki Müsned'lere dâhil değildir. İmam Suyûtî "et-Taakkubâfta der ki: "İbn Ukde, hadis hâfizlannm büyüklerindendir. Onu taz'îf eden sadece taassubundan bunu yapar."
      İmam Züfer'in de "el-Âsâr" kitabı vardır ki, orada Ebû Hanîfe'den olan rivâyederi çoktur. İmam Züfer e âit iki hadîs nüshasını Hâkim, "Marifetu Ulûmi'l-Hadîs"te zik­retmiştir.
      [2]İmam Kevserî'nin Makalatüi-Kevserî (s.269-279) adlı eserinde ahkam hadisleri ile alakalı nefis bir makalesi vardır. Orada bütün mezheplere ait ahkam hadisleri ile alakalı kitaplar tanıtılmıştır. Makalatüi-Kevserî, Ebubekir Sifil tarafından Türkçeye tercüme edilmektedir.
      [3]     İmam Zebîdî'nin bu sözü "Müşteri mala söz ile sâhip olur, alta ve sahanın bedenleri­nin birbirlerinden ayrılması ile değiî' başlığı altında söylemiştir. Bkz: 384. Hadîs.
      [4]Bu başlık mütercim tarafından konulmuştur.
      [5]Yani îcma.
      [6]İmam Ebû Hanîfe'nin bu sözleri için bkz: Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdat, XIII, 368; Serahsî, Usûl, 1,351.
      [7]Yani sahâbeden sonraki nesil olan tâbiîn. İmam Ebû Hanîfe zâten kendisi de tâbiîndendir.
      [8]Bkz: Zehebî, Menâkibu Ebû Hanîfe, 80; agm, Siyeru A'lâmun-Nübelâ, c.6, s.401.
      [9]Ebû Hanîfe'nin talebesi ve ona nisbet edilen el-Fıkhü'l-ekber ile el-Fıkhü'l-ebsat adb eserlerin râvîsi.
      [10]Eser: Sahâbe ve Tâbiîn âlimlerinin söz ve fetvâlan, demektir.
      [11]Zehebî, Menâkibu Ebû Hanîfe, 81.
      [12]İbn Hazm, el-thkâm, VII, 54; Zehebî, Menâkibu Ebû Hanîfe, 88.
      [13]Serahsî, Usûl, I, 364.

      İmam Kevserî "Hanefî Fıkhının Esasları" olarak Türkçeye tercüme edilen "Eıkhu Ehli'l-Irâk ve Hadîsuhum" kitabının "Haberin Kabul Şartları" bölümünde (s. 19-21) şöyle der:

      Hanefîler, mürsel haberi rivâyet eden râvî, güvenilir/sika ise; müsned haber gibi mürsel haberin de kabul edileceğini söylerler. Hicri II. yüzyılın başına kadar sahabî, tâbiî ve tebai tâbiî fakîhlerinin büyük çoğunluğu da bu görüştedir. Mürsel haberleri, özellikle ileri gelen tâbiîlerin mürsel haberlerini ihmal, şüphesiz sünnetin yarısını terketmek demektir. "Sünen" sâhibi Ebû Dâvûd, hadîsçiler arasında meşhur olan ve Mekkelilere yazdığı "Risole"sinde şöyle der: "Mürsel haberleri Süfyan es-Servî, Mâlik b. Enes, Evza'îgibi âlimler delil olarak kabul ederlerdi. Hatta Şafiî, bu konu üzerinde çok dururdu."

      Muhammed b. Cerîr et-Taberî (ö. 310/922) de şöyle söyler: "İnsanlar, mürsel ha­ber ile amel ediyor ve onu kabul ediyorlardı. Nihâyet hicrî II. yüzyıldan sonra onu reddetme fikri ortaya çıkmıştır."

      Salah el-Ala'î'nin "Ahkamu'l-Merâsil"inde ve İbn Abdilberr'in sözlerinde, bu konu­da icmâ bulunması gerektiğini belirten bir ifâde vardır.
      Selef arasında mürsel haber rivâyet eden bazılarım sert bir şekilde tenkid edenler bulunduğunu ileri sürerek yapılan tartışmalar yerinde değildir. Çünkü bu tenkid-ler mürsel haber rivâyet eden râvînin güvenilir/sika olmamasından ileri gelmiştir. Nitekim bu gibi tenkidler müsned haber rivâyet eden bazılarına karşı da yöneltil­miştir. O halde mesele, haberi müsned veya mürsel olarak rivâyet etmek meselesi değil; râvînin güvenilir olup olmaması meselesidir.

      İmam Şafi'î, mürseli reddedip kendisinden öncekilere muhalefet ederken farklı gö­rüşler ileri sürmüş, bir ara Saîd b. Müseyyeb'in mürselleri dışındaki mürsel haberle­rin mudak olarak hüccet olmadığını söylemiş, sonra bazı meselelerde bizzât Saîd b. Müseyyeb'in mürsellerini reddetmek zorunda kalmıştır. Bunları ben "Tabakatu'l-Huffâz"m zeyline yazdığım dipnodarda anlattım.

      Şafi'î, daha sonra başkalarının mürsellerini de kabul etmiş ve mürselin bazı husus­larla desteklendiği takdirde hüccet olarak kabul edilebileceğini söylemiştir. Bunun içindir ki Beyhakî gibi bir kısım âlimler bu çelişkiden kurtulmak için uğraşmışlar, fakat bir sonuç alamamışlardır.
      İmam Şafiî'nin "Müsned"inde de, selef arasında bilinen genel mânâsı ile birçok mür­sel hadîs vardır. İmam Mâlik'in "el-Muvatta" ında ise üçyüz mürsel hadîs bulun­maktadır. Bu, "e/-Afuvatta"daki müsned hadîslerin yarısından fazladır. Salahu'd-Dîn el-Alaî'nin "Ahkamu'l-Ma-âsiE indeki mürsel hadîsin rivâyeti ile ilgili araştırmalar kabul ve red bakımından ilgililer için az ve yetersizdir.

      "Şurûtu'l-E'immeti'l-Hamse"ye yazdığım talikatta mürsel hadîsin fakîhlerce Sahîh olarak kabulü ile daha sonraki râvîlerce onun zayıf olarak kabulünün nasıl bağdaş­tırılacağım anlattım. Orada mürsel hadîsin delil olarak kabulü konusunda yeterli bilgi vardır. Hatta Buhari, kitaplarında mürsel hadîsleri delil olarak kullanır. Müs­lim de Sahîh'inin "Mukaddime"siy\\\\\\\\e "ed-Dibağ" risalesinde bu konuda aynı yolu be­nimsemiştir. Yerimiz, bu konuda sözü daha fazla uzâtmağa elverişli değildir. Müsned olsun, mürsel olsun haberlerin kabul edilmesi için kendilerine göre aynı noktada birleşen esaslara aykırı olmaması Hanefilerin şartlarından birini teşkil eder. Hanefîler, Kitab, Sünnet ve sahabîlerin hükümleri gibi nassların kaynaklarım araştırmada son derece titizlik göstermişler, nassa dayanan ve kabule lâyık görülen birbirine benzer meseleleri çıktıkları esasa irca' etmişler ve bir k
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786059669337
      MarkaKayıhan Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786059669337
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.