• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      İslam Kadın Ansiklopedisi

      İslam Kadın Ansiklopedisi
      Görsel 1
      Fiyat:
      65,00 TL
      İndirimli Fiyat (%49,2) :
      33,00 TL
      Kazancınız 32,00 TL
      33.00 www.goncakitap.com.tr
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde
      Haber Ver

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      Şamua, Citli, 821 Sayfa
      85,00 TL
      45,00 TL
      %47,1
      Şamua Kağıt, Ciltli, 2 Cilt Set, 900 Sayfa
      120,00 TL
      56,00 TL
      %53,3
      Sarı Şamua, 10 Cilt, 5.250 Sayfa
      600,00 TL
      420,00 TL
      %30
                Stoktan kargo

      Kitap                 İslam Kadın Ansiklopedisi
      Yazar                Abdülhalim Ebu Şakka
      Tercüme           Şaban Haklı - Fethi Güngör
      Son Okuma      Osman Arpaçukuru
      Yayınevi            Düşün Yayınları - Gerçek Hayat Baskısı
      Etiket Fiyatı      65 TL 
      Kağıt - Cilt        2. Hamur - Ciltli  
      Sayfa - Ebat     1.495 Sayfa - 16x22 cm
      Yayın Yılı          2011
       
      Düşün yayınları, Abdülhalim Ebu Şakka tarafından yazılan İslam Kadın Ansiklopedisi adlı kitabı incelemektesiniz.
      ​​​​​​​ İslam Kadın Ansiklopedisi kitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku .  O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       
       
         İSLAM KADIN ANSİKLOPEDİSİ  -  TAHRİRÜ’L MERRE


       
       Bu baskıyı öncekilerden farklı yapan nedir?
       

      Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahîm Allah'a hamd; insanlığa en güzel model ve örnek, hidayet rehberi Resulüne, onun temiz ailesine ve güzide ashâbına da selâm ederim.
       
      " Kadın ve Aile Ansiklopedisi ", 1996 yılında yapılan ve kısa sürede tükenen 2. baskısından sonra şimdi gözden geçirilmiş ve daha gençleşmiş, enerjiyle, güvenilir bilgilerle dopdolu olarak okuyucusunun karşısında. Geçen süre içinde yıpranacağına gençleşmiş ve yenilenmiş olması, tabir yerindeyse, geçirdiği "chek-up" programından ileri geliyor. İki kapağı arasında barındırdığı son derece kıymetli bilgilerle kitap, bu chek-up'ı faz­lasıyla hak ediyordu. Bu kapsamlı check-up sayesinde, bünyesinde taşıyıp, değer ve önemini gölgeleyen birçok istenmeyen bulgudan kurtulmuş oldu: Yazım/imlâ eksiklik ve yanlışlıkları başta olmak üzere tercümede görülen eksiklik ve bozukluklar da olabildiğince giderildi. Ciltler arasında özellikle dipnotlarda görülen ve farklı biçimlerde yazılan/gösterilen bilgilerde standardizasyon uygulanarak kitabın bütün ciltlerinde yazım birliği sağlanma­ya çalışıldı.

       
      Çağımızın önemli âlimlerinden merhum Üstad Muhammed Gazâlî, Üstad Yusuf el-Kardavî yazdıkları kıymetli yazılarıyla kitabı çok güzel anlatmışlar. Bu sebeple, bu sayfalarda yeni bir tanıtım yazısı fuzûlî olup, gereksizdir. Bunun yerine, kitap üzerinde gerçekleştirilen iyileştirme çalış­masından bahsetmenin âdeta kitabın müdavimi durumunda olan okuyucu­su açısından daha yararlı olacağı kanaatindeyim.
       
      Arapçaaslıyla karşılaştırmak suretiyle kitap üzerinde gerçekleştirilen çalışmayı birkaç başlıkta şöylece sıralamak mümkündür:
       
      a)  Yazım ve noktalama işaretlerindeki hataların giderilmesi
      b)  Tercüme bozukluklarının giderilmesi
      c)  Tercümelerdeki eksikliklerin giderilmesi
      d)  Anlatımda birliğin sağlanması
       
      Yukarıda sıralanan işlemler sonunda, tespit edilen olumsuzluklara ve gözden geçirme sonrası gerçekleştirilen iyileştirmelere dair kısa örnekler vermek istiyorum. Bununla beraber, kitap üzerinde gerçekleştirdiğim uzun ve meşakkatli çalışmaya rağmen yine de kitabın kusursuz bir hâl aldığını da söyleyemiyorum. Zira bilgisi ve ufku ne kadar geniş olursa olsun, insan, hata yapmak ve yanılmaktan uzak değildir. Elimden geleni en güzeliyle yapmaya çalıştığıma dair inancım, mutlu olmama ve bu çalışmadan dolayı Allah katan­da bir güzel karşılık beklememe yetiyor.
       
      Aşağıdaki örneklerin incelenmesinden sonra kitabın yeni durumunda hakkında daha doğru ve gerçekçi kanaat edinmek mümkün olacaktır.
       
      a) Yazım ve noktalama işaretlerindeki eksiklik ve hata­ların giderilmesi
       
      Türk dili yazım ve noktalama işaretlerine dair eksiklik ve yanlışlık­ların giderilmeye çalışılmasının yanı sıra şahıs, kitap veya yer isimlerinin yazımındaki farklılıklar ve yanlışlıklar da olabildiğince giderilmeye çalışıl­mıştır. Aşağıda bu düzeltmelerin bazı örnekleri bulunmaktadır. Önce hatalı olan eski tercümeler verilmiş, sonra düzeltilmiş haliyle doğrusu verilmiştir.

       
       
      "İbn Abbas onlara dedi ki: Böyle bir kadın Mekke'yi terk etmelidir." (1/60)
      "İbn Abbas onlara dedi ki: "Böyle bir kadın Mekke'yi terk etmelidir."
       
      "Hatice İbni Zeyd İbni Sabit'in Ümmü Ala'dan rivayetine" (2/126)
       
      "Hatice b. Zeyd b. Sabit'in Ümmü'l-Alâ'dan rivayetine göre"
       
      "Şehire girmek için vardığımızda" (4/319)
       
      "Şehre girmek için kalktığımızda"
       
      "Nesai Talha bin Abdullah et-Teymi kanalıyla Aişe'den rivayet etmiş­tir. Rasulullah..." (4/358)
      "Nesâî, Talha b. Abdullah et-Teymî kanalıyla Aişe'den şöyle rivayet etmiştir: "Resûlullah..."
       
      Rabi binti Muavviz = Rübeyyi binti Muavviz Musavvir bin Muhrime = Misver b. Mahreme Ümran bin Hasyn = İmrân b. Husayn
       
      b) Tercüme bozukluklarının giderilmesi
       
      Bu baskıda, önceki baskılarda bulunan pek çok tercüme hatası düzeltilmiştir. Bu düzeltmeler sonunda kimi yerlerde anlamın bütünüyle değiştiği hatta zıddına bir muhtevaya büründüğü de görülebilmektedir. Bu düzeltmelerin kitabın maksadının doğru olarak anlaşılmasına olan katkısı büyüktür.
      Aşağıdaki metinler, bu tür düzeltmelere örnektir. İlk metinler, eski tercümeler; italik metinler ise, gözden geçirme sonrası oluşturulan düzel­tilmiş yeni tercümelerdir. Cilt ve sayfa numaraları da kitabın 1996 yılında yapılan baskısına aittir.
       
      Ayrıca, pek çok yerde "Kadınların erkeklerle karşılaşması" ifadesi,
       
      "Kadınların erkeklerle bir araya gelmesi" biçiminde düzeltilmiştir. "Karşılaşma" daha çok rastlantıların sonucunda, kişinin isteği dışında meydana gelirken, "bir araya gelme" bir amaç uğrunda ve iradeye dayalı olarak meydana gel­mektedir. "Karşılaşma" durumunda kişi, pasif/edilgen durumda iken "bir araya gelme" durumunda aktif ve etken durumdadır. Kitapta da bu ifadele­rin geçtiği metinlerde maksat iradeye dayalı bir fiil olan aktif ve etken olarak bir araya gelme durumuna vurgu yapmaktır.
       
       c) Tercüme eksikliklerinin giderilmesi
       
      Çalışmada, kitabın Arapça aslında olup, tercümesinde eksik bıra­kılmış/unutulmuş metinlerin tamamlanmasına da çalışılmıştır. Aşağıdaki metinler bu tür çalışmanın örnekleridir.

       
       
      İlk metinler, önceki baskıya ait eksik tercüme metinleri; italik metinler ise, gözden geçirme sonrası eksikliği giderilmiş yeni tercümelerdir. Söz konusu eksikliklerin tamamlanmasının, metnin doğru biçimde anlaşılması ve kavranmasına yönelik yarar ve katkısını bir kez daha yineleyelim.
       
      "Atika binti Zeyd'in, cemaatle namaz kılması" (1/248)
      "Âtike bint. Zeyd'in, kocası razı olmamasına rağmen mescidde namaz kıl­ması"
       
      "Diğer bir rivayette Enes bin Malik şöyle demiştir: "Kalkın, size namaz kıldırayım." buyurdu." (2/302)
      "Diğer bir rivayette Enes b. Malik şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.) bir gün bize uğradı. Bu sırada evde ben, annem ve teyzem Ümmü Haram vardı. Resûlullah (s.a.v.): "Kalkın, size namaz kıldırayım." buyurdu."
       
      "Kadındünyada kocasına eziyet etmez. Ancak, onu ceylan gözlü huri­lerle evlendirdim, diyebilir." (4/77)
      "Kadın, dünyada kocasına ne zaman eziyet etse, hurilerden olan eşi şöyle der: "Ona eziyet etme, hay kahrolası. O şimdi senin yanında yabancıdır, ama çok yakında senden ayrılıp bize gelecektir.
       
      Cinsel ilişkide boşalma olmazsa gusül değil sadece abdest almanın yeterli olduğunu, guslün ancak meniden dolayı gerektiğini bildiren hadis­lerden sonra gelen dipnotun tercümesi eksik kalmıştır. Halbuki bu dipnotta, söz konusu hadislerin hükümlerinin mensuh olduğu belirtilmekte ve ardın­dan hükmü geçersiz kılan hadisin metnine yer verilmektedir. Unutulan dipnot şudur:
      "Bu hadis, "İki sünnet yeri birleşti mi gusül gerekir." hadisiyle mensuhtur." Bu nesh, geçen iki hadis için de geçerlidir." (4/253)

      "Ömer b. Ebi Seleme'den: "Ömer, Rasulullah: Ona Ümmü Seleme'yi işaret ederek: 'Buna sor', cevabını verdi." (4/257)
       
      "Ömer b. Ebû Seleme'nin anlattığına göre, kendisi Resûlullah'a, oruçlu kim­senin, hanımını öpüp öpemeyeceğini sormuş. Resûîullah, Ümmü Seleme'yi işaret ederek: 'Buna sor', cevabını vermiş."
       
       Tercümeyeait eksikliklerden bazılarını da -kayıp- başlıklar oluştur­maktadır. Bunlardan tespit edilenler bu baskıda tercüme edilerek tamam­lanmıştır. Aşağıda bunun iki örneği bulunmaktadır:
      "Kadının alaycı sözlerini duymazlıktan gelmesi" (1/262)
      "Sevginin ve gözetimin ortaya konması esnasında bir araya gelme" (2/103)
       
      d)  Anlatımda birliğin sağlanması
       
      Kitapfarklı mütercimler tarafından tercüme edildiği ve bir yazım ve anlatım birliği de sağlanamadığı için benzer kalıptaki metinler, istenmeden farklı biçimlerde yazılmışta. Bunun bir bütün olarak değerlendirildiğinde sıradan bir kitap için bile istenmeyen ve aynı zamanda estetiği zedeleyen bir durum olduğu bilinmektedir. Göz estetiğinin yanı sıra okuma zevkini de azaltan bir kusur olarak görülmektedir. "Kadın ve Aile Ansiklopedisi" gibi kaynak bir kitap için bu olumsuz durumun hiç istenmeyeceği aşikârdır. Bu bakımdan bu tür kusurların giderilerek kitapta yazım ve anlatım birliğinin de sağlanması için olabildiğince dikkat ve çaba gösterilmiştir.
       
      "Kitapta yer alan rivayetler öncesindeki "...dedi ki"; "...rivayete göre demiş ki";".. .şöyle demiştir"; "... 'den";".. .anlatıyor" vb. ifade kalıpları kitabın bütününde "...anlatıyor" biçiminde standart hâle getirilmiştir.
       
      Kitabın tamamında dipnotlarda Buhârî ve Müslim başta olmak üzere 
      hadis kaynakları, kitap ve bâb isimleri çıkarılarak, sadece cilt ve sayfa numarasını (c/s) içerek şekilde standartlaştırılmıştır.
      Böylelikle aynı kalıp ifadelerde ciltler arasında görülen yazım farklı­lıkları giderilmeye çalışılmıştır.
       
      Çalışma ve gayret kuldan; güzel karşılık ise, nimet ve ihsanı bol, rah­met ve esirgemesi sınırsız olan Rabb-i Kerim'i Allah'tandır.   ( 
      İslam kadın ansiklopedisi kitap. Kadın ansiklopedisi kitabı, gerçek hayat dergisi , 4 cilt, düşün yayınları )

       
      OSMAN ARPA ÇUKURU
      3 Recep 1428/18.07.2007
      Kartal - İstanbul


       
                 ÜSTAD MUHAMMED GAZÂLÎ'NİN TAKDİMİ

      Bu kitabın asırlarca önce yayınlanmasını ve kadının İslâm top­lumundaki gerçek konumunu doğru bir yaklaşımla ortaya koymasını çok isterdim. Müslümanlar, kadın konusunda, İslâm'ın koyduğu ilkelerden saptılar. Müslüman toplumda kaynağı bulanık rivayetler ve uydurma ya da uydurma olması kuvvetle muhtemel hadisler yayıldı. Bu rivayetler ve hadisler müslüman kadın koyu cahilliğe, din ve dünyasında derin bir gaflete sevk etti. Buna göre kadının eğitim görmesi günah, mescide gitmesi sakıncalıydı! Onun, müslümanların gündemin­den haberdar olması ya da onların mevcut veya geleceğe yönelik işleriyle ilgilenmesi akla dahi gelemezdi! Kadınların horlanması yaygın bir anlayış hâline gelmişti. Onların maddi ve manevi haklarının ellerinden alınması yerleşmiş bir gelenekti. Daha üç yıl kadar önce hatibin biri, üzüntü ve öfkey­le şöyle diyordu: "Allah, kadının, üç durum dışında dışarı çıkmadığı günleri mübarek kılsın. Bunlar, annesinin karnından dünyaya, babasının evinden kocasının evine ve oradan da kabre çıkmasıdır."
       
      Dedim ki: "Hayır, Allah o günleri mübarek kılmasın! Ümmet o gün­leri bir daha görmesin. O günler cahiliyyenin günleridir; İslâm'ın değil. O günler, kör taassubun hâkim olduğu günlerdir, sırât-ı müstakime götüren günler değil. Maalesef İslâm ümmeti, bu taassup yüzünden ilim, edep ve üretim alanlarında üçüncü dünya ülkelerinden oldu." Bu acı gerçekleri dile getiren yorumuma birisi şöyle itiraz etti: "Halisane öğüt veren bir kalpten fışkıran bu şuuru ne diye reddediyorsun? Resûlullah'ın kızı Fatıma'dan
      rivayet edilen şu hadis bunu desteklemiyor mu? Fatıma: "Kadın kimseyi görmeyen ve kimsenin de kendisini görmediği kişidir" dedi. Resûlullah, (s.a.v.) Fatıma'nın bu sözünü onaylamış; kızını bağrına basarak şu âyeti okumuştur: "O nesiller ki, (imanda) birbirlerindendirler." Bu, İslâm'ın beşikten mezara kadar kadına farz kıldığı uzlet hayatı değil midir?"
       
      Dedim ki: "Hayır, söz konusu hadis uydurmadır. Muteber hadis kitap­larında yoktur. Bu, Kur'an-ı Kerîm'den, sahih hadislerden, Resûlullah'ın ve hulefa-i raşidinin hayatından tevatüren gelen bilgilere ters düşen bir hadistir. Hadis uyduranlar, kadınlara anneliği farz kılan hadisler ortaya attılar. Bu uydurmalara itibar eden insanlar, kadınlara okul açmadılar. Kadınların mes­cide gitmelerini engelleyecek hükümler uydurdular. İşte bunlar, kadının dinî ve dünyevî vazifelerini hayvanî/beşerî yöne hasredinceye kadar cehaletlerin­de ısrar ettiler.
      Bu kitap, hiçbir fazlalık ve eksiltmede bulunmaksızın, müslümanları Hz. Peygamber'in sünnetine götürmektedir. Kuşkusuz bu belgelere daya­nan bir kitaptır. Yazarı ise, dini konusunda son derece hassas, hakkın üstün­lüğü için çalışan; âlimlerin sakındıkları tartışmadan uzak duran ve hadisleri Buhârî ve Müslim'den aynen nakletme metodunu tercih eden biridir.

      Birkaçı istisna edilirse hadislerin çoğu Buhârî ve Müslim'den alın­mıştır. Söylediklerime kulak verirsen, İslâm'ın erkeklerle kadınlar arasında çizmiş olduğu dairenin ne kadar geniş ve kadının hayatıyla ilgili en önemli vazifenin ne olduğunu görürsün.
       
      Müellif,yalnız İslami hakikatlerden çıkardığı sağlam ilkelerle müslü­manları Batı hayranlığına karşı uyarıyor ve onları modern uygarlığın içine düştüğü tehlikelerden uzaklaştırıyor. O uygarlık ki, olanca gücüyle bizi çepeçevre kuşatmıştır.
      Evet. Bundan kurtulmak istiyoruz, fakat bizi bu vahim duruma düşü­ren hatalarımıza yeniden dönmek için değil. Bilakis salih seleflerimizi izle­mek, asr-ı saadetin ve hulefa-i raşidinin aydınlık günlerine yemden dönmek için. Bunların dışında, ne cahillerin arzu ve emellerinin ne de yeni kuşakla­rın uydurma değerlerinin bir kıymeti vardır.

       
       
                      ÖNSÖZ

      Allah'a hamd eder, O'nun yardım ve bağışını dileriz. Nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O'na sığını­rız. Allah'ın hidayete erdirdiğini saptıracak, O'nun sapmaya terk ettiğini de hidayete iletecek kim vardır? Şehadet ederim ki, Allah birdir, ortağı yoktur, Hz. Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve elçisidir.
       
      "Allah sizin için bu dini beğenip seçti. O halde siz ancak müslümanlar olarak can verin." (Bakara, 132)
      "Ey insanlar, sizi bir tek nefisten (nefes alan candan) yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbiniz'den korkun. Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını) kesmekten. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa, 1)
      "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin Ki (Allah) amelle­rinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, büyük bir başarıya erişmiş olur." (Ahzab, 70-71)

      Bu, önemli bir konuda yapılmış acizane bir çalışmadır. Allah, insanla­rın her zaman yardımcısıdır. O'na güvenir ve O'ndan yardım dileriz.

       
      Kitabı niçin yazdım?
       
      Yıllar önce Sünnete dayalı Nebevî sîret hakkında derin bir araştır­ma yapmaya azmettim. Bu çalışmanın en güvenilir kaynaklara ve sağlam delillere dayanması gerekiyordu. Sünnet kaynaklan ise oldukça sağlamdır.

       
      Siretle ilgili haberler ise sünnet gibi sağlam değildir. Ayrıca doğrusunu yan­lışından ayıracak sağlam senetleri de yoktur.
      Siret çalışması müslümanların hayatını ilgilendiren birçok söz, fiil ve takriri içeren Resûlullah'ın hayatını ortaya koyar. Bu sebeple sîreti en güve­nilir bir tarzda müslümanlara sunmak gerekir. Çünkü müslümanlar onun gösterdiği hidayet yolunda yürümek durumundalar. Bu da ancak aldıkları bilgilerin sıhhatine kesin kanaat getirmeleri ile mümkündür. Burada şunu zikretmeliyim: Hadis kaynaklarından siret çalışması yapmam, büyük hadis âlimi Nâsıruddin el-Elbânî'nin yönlendirmesiyle olmuştur. Bu âlimden hayatımın en güzel günleri sayabileceğim bir dönemde bir müddet ders aldım. Araştırmaya İmam Müslim'in "Sahih"i ve İmam Nevevî'nin ona yaptığı şerhle başladım.1 Hadisleri bulup tasnif ederken karşıma hayatın çeşitli yönleriyle ilgili ve kadınlarla erkeklerin münasebetini konu alan ilmî ve pratik hadisler çıktı. Tabii buna çok şaşırdım. Şaşkınlığım, söz konusu hadislerin sadece benim değil, el-Cemiyyetü'ş-Şer'iyye, İhvan-ı Müslimin, el-Medretü's-Sufiyye, el-Medretü's-Selefiyye ve Hizbü't-Tahrirü'l-İslâmî gibi hayatın çeşitli yönleriyle ilgilenen dindar cemaatlerin de anlayış ve uygulamalarına tamamen aykırı olmasındandır. Olayın vahameti bununla da sınırlı değil. Bu hadisler -önemine binaen- beni müslüman kadının şah­siyetiyle ilgili anlayışlarımızı düzeltmeye ve risâlet çağında hayatın çeşitli alanlarında müslüman kadının nasıl bir rol aldığım araştırmaya sevk etti. Burada hadislerden bir kısmını zikredeceğim. Sanırım okuyucular şaşkınlı­ğımı anlarlar ve benim gibi konuya dikkatle eğilirler:

       *Müslüman kadın, Resûlullah'ın mescidinde yatsı ve sabah namazı kılardı.
       
      *Müslüman kadın, cuma namazına gider ve Resûlullah'ın dilinden Kâf sûresini ezberlerdi.
        
      *Müslüman kadın, küsûf namazına katılır, uzun süre Resûlullah (s.a.v.) ile beraber olurdu.
       
      *Müslüman kadın, ramazan'ın son on gününde Resûlullah'ın mesci­dinde itikafa girerdi.
       
       
      1."Buhârî" ve "Fethu'1-Bârî Şerhu's-Sahihu'l Buhârî" için Mustafa el-Halebî Kahire baskısı, "Müslim" için ise İstanbul baskısı esas alınmıştır.


      * Müslüman kadın, mescidde itikatta bulunan kocasını (Bu, Hz. peygamberdir.) ziyaret ederdi.
      *Müslüman kadın, Resûlullah'in müezzini tarafından duyurulan çağ­rıya icabet edip mescitte yapılan genel toplantıya katılırdı.
      *Müslüman kadın, erkekler mescidde kadınlardan daha fazla oldu­ğundan, kadınlar için özel eğitim yapılmasını istemiştir.
      *Müslüman kadın, bizzat Resûlullah'a giderek özel ve genel konular­da O'na sorular sorardı.
      *Müslüman kadın, erkeklere iyiliği emreder, onları kötülüklerden sakındırırdı.
      *Müslüman kadın, Resûlullah'ın içinde bulunduğu misafirleri kabul eder onlara ikram ederdi.
      *Müslüman kadın, evini ilk muhacir müslümanlara açmıştır.
      *Müslüman kadın, kocasıyla beraber, gelen misafirin sofrasına otu­rup, hep birlikte akşam yemeği yerlerdi.
      *Müslüman kadın, kendi düğün yemeğinde erkek misafirlere hizmet eder ve Resûlullah'a güzel içecekler ikram ederdi.
      *Müslüman kadın, Resûlullah'la beraber savaşlara katılır, su dağıtır, yaralıları tedavi eder, ölü ve yaralıları Medine'ye taşırdı.
      *Müslüman kadın, ilk deniz savaşında şehid olmak için Resûlullah'tan dua etmesini istemiş, Resûlullah (s.a.v.) da onun için dua etmiştir.
      *Müslüman kadınResûlullah'la beraber bayram namazını kılar, Resûlullah (s.a.v.) bayram hutbesinden sonra özellikle kadınlara öğüt verirdi.
      *Resûlullah (s.a.v.) müslüman kadına, örtülü olduktan sonra genç olsun, küçük olsun fark etmez, bayram namazına gelmesini emrederdi. Müslüman kadın bayram namazında erkeklerin dualarına tanık olur ve katılırdı.
      *Resûlullah, (s.a.v.) müslüman kadına -isterse hayızlı olsun- bayram günü namazgaha gelmelerini, erkek cemaatin arkasında durup, onlarla tek­bir getirip dua etmelerini emretmiştir.
       
      Bu konu, benim için çok önemli olduğundan dolayı sîret çalışmasını bıraktım. Benim için yeni bir konu olan risâlet çağında kadına verilen hakları parlak bir şekilde anlatan nübüvvet döneminin müslüman kadınıyla ilgili araştırmalara başladım. Bu yeni çalışmamda bana cesaret veren şey, gördü­ğüm ve müşahede ettiğim büyük tehlikedir. Söz konusu tehlike, özellikle bireysel ve sosyal hayatlarında şeriata uymayı hırsla arzulayan müslümanların kafalarında kökleşmiş olan, dinin bu konudaki esaslarına aykırı kavramlar ve düşüncelerdi.

      Kadın konusunda şeriatın vermiş olduğu çeşitli hakları kadınlara ver­mek, Allah'ın dinine ciddî hizmettir. Şeriatın üstün kılınması için çalışmak­tır. Kadın konusu şu açılardan çok önemlidir:

      1)Kadın, müslüman ferdin annesidir, kız kardeşidir. Ayrıca hanımı ve kızıdır da. Kadın bu özellikleri bir araya getirince ondan daha değerli kim olabilir?
      2) Müslüman kadın, iki cahiliyyenin arasında ezilmektedir. Birincisi hicrî on dördüncü yüzyıl cahiliyyesidir, ki bu aşırılığın, baskının ve körü körüne taklidin hâkim olduğu cahiliyyedir. İkincisi ise, miladî yirminci yüz­yıl cahiliyyesidir ki, çıplaklığın, kadını bir şehvet aracı ve reklam malzemesi olarak kullanmanın hâkim olduğu batı dünyasında hüküm süren cahiliyye. Her iki cahiliyye de Allah'ın şeriatına aykırıdır.
      3)   Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kadınlar erkeklerin emsalle­ridir."2 Müslüman kadına yardım, müslüman insanın emsaline yardımıdır. Bu yardım, mazlum için, ona insaf edip korumak; zâlim için ise zulmüne engel olmak şeklinde ortaya çıkar. Zira Resûlullah (s.a.v.) "Zâlim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et" buyurduğunda sahabe, "Ey Allah'ın Resulü, mazluma yardımı anladık ancak zâlime nasıl yardım edebiliriz!" dediler. Resûlullah (s.a.v.) "Elini onun elinin üstüne koyarsın."3
      Başka bir rivayette ise "Onun zulmüne engel olursun. Bu, ona yardım­dır"4 buyurmaktadır.

      2. Sahîhu'l-Câmii's-Sağir, hadis no: 2329.
      3. Buhârî, 6/23.
      4. Buhari, 15/358. Müslim, 8/19.
       
       
      4)   Kadın, ifade edildiği gibi, toplumun yarısıdır, lakin bu yarı, devre dışı bırakılmıştır. Mü'min, mücahid ve aydın nesillerin yetişmesinde devre dışı bırakılmıştır. Ümmetin sosyal ve siyasal uyanışında rol verilmeyerek devre dışı bırakılmıştır. Bu durum, maalesef toplumun diğer yansı olan erkeklerin de devre dışı kalmasına yol açmıştır. Bu durumda, müslüman kadının özgürlüğe kavuşturulması İslâm toplumunun yarısının özgürlüğe kavuşturulmasıdır. Kadınların özgürlüğü, ancak erkeklerin özgür olmasıyla mümkündür. Kadın ve erkeklerin özgürlüğü ise ancak Allah'ın dinine sarılmakla gerçekleşir.
      5) Bundan da öte Yüce Allah, kadına, eğer kendisine doğru yol gös­terilirse, dine karşı kendisini hassas kılan ince bir şuur vermiştir. Çağdaş iki âlim yazarın bu konuda söyledikleri oldukça önemlidir. Biri diyor ki: "Kadınlar dini, ahlâkı ve hayrı öğrenmeye en uygun insanlardır. İşitme kabiliyetleri ve kendilerine doğruyu gösteren salih güçlü mürşitler bulun­dukça, söylenene uymaya en duyarlı olanlar da kadınlardır."5

      Bir diğeri de diyor ki: "Radyo ve televizyonlarda geçen çalışma haya­tım boyunca, değişik ülkelerden genç, ihtiyar, kadın, erkek binlerce sıcak mektup aldım. Bu insanlarla özel veya genel ortamlardaki karşılaşmalarım sonucunda bazı kanaatlere vardım. Bunların ilki; toplumumuzda dinin öncü rolü, yönlendirme ve tesiri devam ediyor. Diğeri ise, genel olarak kadınlar, dinlerine erkeklerden daha çok özen gösteriyorlar. Çünkü Allah tarafından kadınlara verilen şefkat, merhamet, zerafet ve nezaket dinin tabiatına çok daha uygundur. Bu konuda erkekleri geçmişlerdir. Yine onlar, dindar olmayı erkeklerden daha çok ister, kötü akıbetten erkeklere nazaran daha çok kor­karlar. İçerde ve dışanda İslâm'a yönelik yoğun saldırılar, tehditler olmasına rağmen islâmî tesettüre sahip olmayan, açık giyinen birçok kadın İslâm'ın adap ve kurallarını yaşatmaktadır. Bunda şaşılacak bir şey yok. Günümüzde nice asil kadın ve kızlar, hırsla namaz, oruç, hac, umre, gece namazı gibi ibadetleri yaparlarken üzerlerindeki elbiseler İslâm dininin öğretisiyle uyuş­mayan çağdaş batı kıyafetleridir. Bu şu demektir: Din tohumu kalplerinde tamamen ölmemiştir. Kadınlara yönelik köklü bir çalışma Allah'ın izniyle

      5. Abdullah b. Zeyd el-Muhammed. "el-Ahlâku'l Hâmidetü-lil-Mer'eti'1-Müslimeti'r Reşîde."

       
       
      söz konusu tohumu canlandıracak, harekete geçirecek, bu tohum çiçek açıp meyve verecek ve meyvesi yenilecek hâle gelecektir. Böylece hayatını kuşa­tan utanç verici engellerden kurtulacaktır."6
      Her iki âlimin görüşleri nebevî açıklamalara uygundur. Hz. Aişe, (r.a.) erkeklerle beraber cihada katılmayı, "Ey Allah'ın Resulü, amellerin en güze­li cihaddır. Biz de cihada katılamaz mıyız?"7 diyerek dile getirmiştir.
      Ümmü Haram, deniz savaşlarında şehid olma arzusunu şöyle dile getirmiştir: "Ey Allah'm Resulü, Allah'a dua etsen de ben de şehitlerden olsam" Resûlullah (s.a.v.) da Ümmü Haram'a şehit olması için dua etmiş­tir."8
      İşte kendi eliyle kazanan, tasadduk eden bir başka kadın: Zeyneb b. Cahş: "Zeyneb, Allah'tan çokça korkan, merhameti çok, bolca sadaka veren, kendisiyle Allah'a yaklaşılan amellerle nefsini tezkiye ve ruhunu terbiye eden bir kadındır."9
      Sözünü ettiğimiz bu kadınlar, Peygamberimizden daha fazla bilgi almayı, istifade etmeyi arzulayan kadınlardır. Bir gün Resûlullah'a dediler ki: "Erkekler bizden daha avantajlı. Bir gününüzü de bize ayırsanız."10
      Bu sözü söyleyen hanımlar, erkeklerden daha çok sadaka veriyor ve daha fazla fedakârlıkta bulunuyorlardı. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sadaka verin! Sadaka verin!" buyurduğunda, en çok sada­ka verenler kadınlar arasından çıkmıştı."11
      İslâm'ın yetiştirdiği bu harikulade örnekler bir yana, cahiliyye döne­minin Kureyşli hanımları dahi, nazil olan âyetleri duymaya erkeklerden daha hırslı ve kalpleri daha yumuşaktı.

      Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre Hz. Ebû Bekir (r.a.) evinin bahçesinde bir mescit yapar, içerisinde namaz kılar, Kur'an okurdu. Okuduğu Kur'an'ı

      6.  Yusuf Kardavi, "Metâvâ Muasıra", Önsöz.
      7.  Buhârî, 6/344.
      8.  Buhârî, 3/344.
      9.  Müslim, 7/136.
      10. Buhârî, 1/206. Müslim, 8/39.
      11. Müslim, 3/20.

       
        çokça beğenen müşrik hanımlar ve oğulları, onu dinlemek için itişip kakışırlardı. Bu durum Kureyş'in ileri gelenlerine bildirilince: "Hanımlarımızın ve çocuklarımızın din değiştirmesinden korkuyoruz" itirafında bulundular.12

      İbn Hacer şöyle demiştir: "Kureyş'in ileri gelenleri, kadınların ve gençlerin kalplerinin yumuşaklığını ve İslâm dinine olan saf eğilimlerini bildiklerinden dolayı telaşa kapılmışlardı."13

       
      Kitabı yazmamın dolaylı nedenleri


       
      İslâm'da kadınlailgili bir hadis duyduğumda, bu konuda bir makale, bir kitap okuduğumda bu işe ilgim sürekli artıyordu. Özellikle de değerli kimi geçmiş ve çağdaş âlimlerin bazı görüşlerinin hadis kitaplarında bulu­nan sahih nasslara uymadığını görünce bu işe daha da fazla eğildim. Bu görüşlerden iki tanesini sunuyorum.
       
      İkrime ve Şa'bî'den gelen bir rivayet, Taberî Tefsifinde şöyle geçmek­tedir: Dayı ve amcalar, yabancı hükmündedir. Kadının ziynetini göremez­ler." Tabii çoğu araştırmacı ve müfessirler, metnini, sünnete uygunluğunu tahkik etmeden, rivayetteki aksaklıkları tespit etmeden bu rivayeti çağımıza kadar nakletmişlerdir. Hadis metinlerinde -ki onlar Kur'an'ın açıklayıcısıdır- dayı ve amcalar, diğer mahremlerle aynı kategoride ele alınmışlardır. Yüce Allah buyuruyor ki: "Ziynetlerini kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeş­lerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçileri yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlama­yan çocuklardan başkasına göstermesinler." (Nur, 31)
       
      Hz. Aişe anlatıyor: "Hicab âyetinin nüzulünden sonra Ebu'l-Kuays'ın kardeşi Eflah eve girmek için benden izin istedi de, Resûlullah (s.a.v.) izin vermedikçe bir şey diyemem. Çünkü beni emziren Eflah'ın kardeşi Ebü'l-Kuays değildir. Beni, Ebü'l-Kuays'ın eşi emzirdi" dedim. Tam bu esnada

      12. Buhârî, 8/233.
      13. Fethu'I-Bârî, 7/233.

       
       
      Resûlullah (s.a.v.) yanıma geldi. Ben "Ey Allah'ın Resulü! Ebü'l-Kuays'ın kardeşi Eflah, eve girmek için benden izin istedi. Ama ben senin iznini almak için ona izin vermeyi geciktirdim" deyince Resûlullah (s.a.v.) " Ona niçin izin vermedin? O senin amcan değil mi?" dedi. Ben, "Beni emziren Ebü'l-Kuays'ın hanımıdır. O adam değildir" dedim. Bunun üzerine Resûlullah, (s.a.v.) "Haydi müsaade et, o senin amcandır. Allah hayrını versin (bir daha böyle yapma) buyurdu."14
       
      İbn Hacer bu hadis hakkında şöyle demiştir: "Adeta Buhârî bu hadisi kadının amcası ve teyzesi yanında başörtüsüz durabileceğini reddedenler için rivayet etmiş gibidir. Yukarıdaki görüşle ilgili olarak Tâberî'nin Davud b. Ebî Hind'den onun da İkrime ve Şa'bî'den şu rivayeti vardır. İkrime ve Şa'bî'ye denir ki: "Bu âyette amca ve dayı niye zikredilmemiştir?" Buna şöyle cevap verirler: "Çünkü dayı ve amca yeğenlerinde gördüğü özellikleri kendi oğullarına anlatabilir. Bu nedenle amca ve dayının yanında başörtü­süz durmasını iyi görmemişlerdir." Eflah kıssasındaki Aişe hadisi, ikrime ve Şa'bî'ye cevap niteliğindedir. Hadisi bu başlık altında vermesi de Buhârî'nin başlık seçmede gösterdiği titizliğe bir örnektir.15
       
      Yine Hafız İbn Hacer der ki: "Ayette amca ve dayı zikredilmemiştir. Yalnızca işaret edilmiştir. Amca baba, dayı ise anne konumundadır. Kendi çocuklarına yeğenlerini anlatabilirler. İkrime ve Şa'bî'nin görüşü budur. Cumhur'un görüşü ise, bunun aksinedir."16
      İmam Şevkânî der ki: "Amca ve dayı, anne baba konumunda oldu­ğundan söz konusu âyette alınmamışlardır. Kadının, amca ve dayısının yanında başı açık durmamasının nedeni onların kendi oğullarına yeğenleri­nin vasıflarını anlatma korkusudur."17
      Biraz düşünürsek bu nedenin anlamsız olduğunu görürüz. Dayı ve   amcalar  yeğenlerini   kendi   oğullarına   anlatmaları   mümkündür.

      14 - Buhârî, 10/151. Müslim, 4/163.
      15.  Fethu'l-Bârî, 10/151.
      16.  Fethu'l-Bârî, 11/258.
      17.  Fethu'l-Bârî, 4/298.

       
      Anlatmalarının nedeni, çocuklarını yeğenleriyle evlenmeye teşvik etmek değil mi? Diyelim ki, dayı ve amcanın yanında yeğenin başını örtmesi gerekli ve açık durması mahzurludur. Aynı mahzur, teyze ve halalar için de söz konusu değil mi? Ayrıca kızlar, akrabalık bağı bulunmayan diğer kadın­lar yanında başı açık durabilirken niçin amca ve dayılarının yanında dur­masınlar ki? Sanırım, akrabalar birbirlerinin mahremini daha iyi korurlar!
      Ne kötü anlayış! Akrabalara karşı ne büyük bir iftira! Akla ve nakle ne büyük tecavüz! Kızlar amca ve dayılarından sakınacaklar, onlardan namus­larına halel geleceği korkusuna düşecekler; öyle mi?
      Beşinci asır kaynaklarından birinde, Hz. Aişe'den şu hadis nakledilir: "Resûlullah'la birlikte başları örtülü kadınlar namazdan geliyorlardı. Onları aşırı karanlıktan dolayı kimse tanıyamazdı."

      Diğer bir hadis ise şöyledir: "Resûlullah (s.a.v.) genellikle yolculuğa sabah namazından sonra çıkardı." Karanlık, yolculuğa çıkmaya engeldir. Yahut kadınlar, o zamanlar cemaatle namaza katılırlardı. Evlerinde oturma­larına dair emir gelince bu durum değişti.18
      "Evlerinizde oturun" âyetini "Allah'ın kullarını Allah'ın mescitle­rinden alıkoymayınız" hadisi neshetmiştir. Oysa ki, kadınların evlerinde oturmalarını emreden bu âyet indikten sonra bile müslümanların hanımları Peygamberimizin vefat dönemine kadar camiye gelip gitmişlerdir. Buna dair belge çoktur. Bu belgeler ilerideki bölümlerde inşaallah yer alacaktır.

      Çağımızda da bunun örnekleri çoktur. Kendilerine sonsuz saygı duyduğum bazı büyük hocalar bile bu konuda hata etmişlerdir, insanoğlu ne kadar çok şey biliyor olsa bile, görüşleri alınır da reddedilir de. Hata etmeyen yalnızca Yüce Allah'tır. O hâlde Resûlullah'ın sünnetine dönüp insanların hatası düzeltilmeli, onlara hidayet yolunun doğru ışıklan göste­rilmelidir.
      Değerli bir yazar, kadınların yüzlerini açmasını meşru görenlere cevap verirken şöyle demiştir: "Kadınlara yüzlerini açma izni vermeden önce her türlü kötülüğe engel olan bütün güce, otoriteye sahip olun. Toplumda iki

      18.Serashî, Mesbût, 1/145-146.
       
      göz, evinden yüzü açık olarak çıkan kadına baktığında bu gücünüzden o gözün kadına bakmamasını sağlayacak yetmiş tane el bulundurun."
      Sizin şu yaptığınız nerede, Resûlullah'ın, bir gencin genç bir kıza  defalarca baktığını gördüğündeki tavrı nerede? Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet edilir: "Resûlullah (s.a.v.) yola çıkınca develere binmiş kadınlara rastladı. Abbas'ın oğlu Fazl, kadınlara bakmaya başladı. Resûlullah (s.a.v.) elini Fazl'ın yüzüne kapadı. Ama Fazl, yüzünü diğer yöne çevirerek kadın­lara bakmayı sürdürdü. Resûlullah (s.a.v.) elini diğer yönden Fazl'ın yüzü­ne uzattı ve yüzünü diğer yana çevirdi."19

      Abdullah b. Abbas şöyle der: "Hasem kabilesinden güzel bir kadın, soru sormak için Resûlullah'a geldi. Fazl, kadına bakmaya başladı. Onun güzelliği­ne hayran kaldı. Resûlullah, (s.a.v.) Fazl'a dönünce onun kadına baktığını fark etti. Derhal eliyle çenesinden tutarak yüzünü kadından başka tarafa çevirdi."20
      Bir kadına dönüp dönüp bakan Fazl b. Abbas'a Resûlullah'ın davra­nışı nasıl oldu? Resûlullah (s.a.v.) onun başını diğer tarafa çevirme dışın­da bir şey yapmamıştır. Sözünü ettiğimiz Fazl bu dönemde çok gençtir. Resûlullah'ın amcasının oğludur. Peygamberimizin sohbetlerine sürekli katılan bir zattır. Ayrıca onu deveye binince arkasına alırdı. Onu kesinlikle dövmediği gibi iki gözünü oymak gibi bir tehditte de bulunmamıştır.
      Yukarıdaki görüşü savunan değerli âlim devamla şöyle der: "Yüz, örtünmesi gereken avret mahalline dahil değildir. Ancak bunu yüzde ve elde ziynet niteliği taşıyan bir şeyin bulunmaması ile sınırlamak gerekir." Bu düşüncelerini ortaya koymadan önce de müellif eldeki kınanın ve gözde­ki sürmenin dışarıya karşı gösterilebilecek ziynetlerden olduğunu gösteren hadisler nakletmiştir.
      Yine değerli bir âlim şöyle der: "İslâm'a göre kadınlarla erkeklerin bir arada bulunması oldukça tehlikelidir. İslâm, evlilik dışında kadın ve erkeği birbirine yaklaştırmaz. Bundan dolayı İslâm toplumu, ayrı ayrı fertlerden meydana gelen bir toplum olup katılımcı bir toplum değildir. Bundan da çıkan sonuç şudur: İslâm toplumu bireysel bir toplumdur. Sosyal ve çiftler-

      19. Müslim, 4/42.
      20. Buhârî, 13/245. Müslim, 4/101.

       
      den oluşan bir toplum değildir. Erkeklerin ayrı, kadınların da ayrı toplu­lukları vardır. İslâm kadının bayram namazına gitmesine, cemaatle namaza katılmasına ve zaruret durumunda savaşa katılmasına müsaade etmiştir. Ancak İslâm bu sınırda durmuş ötesine gitmemiştir."
      Bu durumda üstaddan, eğer yalnızca cahilce ve abes olan ihtilafı kas­tediyorsa, kadının toplumsal hayata katılımını İslâm'ın meşru gördüğünü, toplum ve kadın için bu katılımın faydalı bir nitelik kazanmasını sağlayan belirli kurallar koyduğunu açıklamasını isterim. Zira bu pek çok hadisin ortaya koyduğu sonuçtur. Bunların bir kısmı önsözde işlendi. Buhârî'de ve Müslim'de erkeğin bulunduğu ortamlarda kadının sosyal hayata katılımını onaylayan üç yüzden fazla hadis vardır.

      Bir yazar da şu hadise dikkat çekmiştir: "Resûlullah, (s.a.v.) kızı Fatıma'ya, "Kadın için en hayırlı olan nedir?" buyuranca, Hz. Fatıma, "Erkeğin kadını, kadının da erkeği görmemesidir" dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) kızına sarıldı ve "O nesiller birbirinin devamıdır" âyetin okudu. Yazara göre bu hadis dört sünen tarafından rivayet edilmiş ve Tirmizî de hadis hakkında hasen sahih demiştir.21 Bunu, kadının evinde kalmasının vacip olduğunu göstermek için yapmıştır.
      Vaizlerin dilinden düşmeyen, kitaplarda, dergilerde çokça bulunan bu hadis zayıftır. Söz konusu dört hadis kitabında bulunmamaktadır. Rivayeti farklı da olsa yalnızca Bezzâr rivayet etmiştir. "Mecmeu'z-Zevâid"de Hafız el-Heysemî şunları söyler: "Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir. Senedinde tanı­madığım raviler vardır."22
      Hafız Irâkî de "îhyâ-u Ulûmi'd-dîn"de bulunan hadisleri tahric eder­ken, hadis hakkında, "Bezzâr ve Dârekutnî, zayıf bir senetle Hz. Ali'den ferd olarak rivayet etmiştir" der.23

      Irâki'nin eleştirisi senetle ilgilidir. Metin açısından ise daha önce işaret edildiği gibi Resûlullah (s.a.v.) döneminde, birçok konuda sosyal hayata

      21. Bunlar, Sürten-i Tirmizî, Sünen-i Ibn Mâce, Sünen-i Ebû Davud ve Sünen-i Nesâî'dir. O.A.
      22. Bkz. Mecmau'z Zevâid, 4/255.
      23. İhyâ-u Ulûmi'd-dîn, Nikah, 3. bölüm.

       
       
      iştirak eden, erkeklerle beraber çalışan sahabe kadınların uygulamalarına da aykırıdır.
       
      Bir kadın yazar da şöyle der: "Heysemî'nin, Mecmeu'z-Zevâid'de nak­lettiği hadisler zayıftır. Fakat bir bütün olarak bu zayıf hadisler, bu hadisi destekler ve hasen statüsüne kavuşturur. Bu durumda Resûlullah (s.a.v.) ile beraber namaz kılan kadınlar genç olmayan kadınlardır."
      Genç kadını mescide gitmekten uzaklaştırmak için tamamı zayıf olan hadisleri böyle kullanıyorlar. Ayrıca Buhârî ve Müslim genç kadınların mes­cide geldiklerini kanıtlar mahiyette rivayetlerde bulunmuşlardır. Mescide gelen genç kadınların arasında şu isimler sayılabilir: Esma bint. Ebû Bekir, Ömer'in eşi Âtike b. Zeyd, Fatıma b. Kays, Ümmü'l-Fazl, İbn Mes'ûd'un eşi Zeyneb, er-Rebî' b. Muavviz ve bunlar dışında pek çok genç kadın.
      İslâmî bir dergide okuyucunun sorduğu şu soruya yer verilir: "Avrupa'da okuyan biz müslümanlar olarak gücümüz yettiği nispette kendi hayatımızda şer'i hükümleri uygulamak istiyoruz. Bir arkadaş İslâm'a göre örtünen bir kızla evlendi. Ne var ki, o hanım yalnızlık hissediyor, İslâm'a göre örtünen yahut Arap dilini konuşan başka kadınlarla görüşemiyor. Sorumuz şu: Kardeşimizin hanımı hangi ölçüde, başka erkekle halvette kal­mayıp, kocasıyla beraber olmak şartıyla, diğer müslüman öğrencilerle aynı ortamda bulunabilir?

      Hocanın, kadınların erkekler arasına katılmasıyla ilgili olarak bu soruya verdiği cevap şudur: "Erkeklerin kadınlarla beraber olmasından sizi sakındırırım" hadisinden dolayı bu beraberlik kesinlikle yasaktır. Ancak şer'i bir zaruret varsa, zaruret ölçüsünde kadınların erkeklerle beraber bulunmasında bir sakınca yoktur."

      Fetvadan anlaşıldığına göre, erkeklerin kadınlarla beraber bulunması kural olarak yasak olup, ancak zaruret durumunda mubah olur. Halbuki Kur'an ve Sünnet'e göre kadın erkek beraberliği meşrudur, mubahtır. Sünnet-i Seniyye'de, kadının kocasıyla beraber misafirlerini karşılaması, onların hizmetlerini görmesi gibi ve hatta özel ve genel birçok alanda kadın­ların erkeklerle beraber olabileceği belirtilmiştir.
       
      Hikmet sahibi kanun koyucu (Allah) , toplumsal dirlik ve düzenin
      devamı için kadın erkek beraberliği için birtakım kurallar koymuştur. Aynı şekilde evlilik hayatı, sofra adabı ve ticaret hayatı için de kurallar koymuş­tur. Değerli üstadın fetvasında söz konusu ettiği hadis ise, asıl olarak kadın ile erkeğin baş başa kalmasını (halveti) yasaklamaktadır.
       
      Bunlar dinin ahkamını açıklama gayretinde olan âlim ve yazarlara ilişkin olan örneklerdir. Bir de karşı kutupta yer alan, dine düşmanca yakla­şan, hükümlerini değersiz sayan, yahut dinde olmayan yeni hükümler ihdas eden kimi batıcı yazarlara ilişkin örnekler var. Bir arkadaşım, sosyal veya siyasi hayata dair bir konuda görüşlerini şer'i hükümlerin ışığında ortaya koyduğunda Mermukin Üniversitesi'nde profesör olan bir bayan arkada­şının kendisine şöyle çıkıştığını bana anlatmıştı: "Bu senin şahsî görüşün. Modern batı düşüncesinden ve kültüründen etkilendiğin için böyle düşü­nüyorsun. Kur'an, Sünnet veya fıkıh kitaplarında ortaya konan İslâm hük­münü dile getirmiyorsun. Pek çok İslâm âliminin senin bu söylediklerinle taban tabana zıt açıklamalarda bulunmuş olması sözümün doğruluğunun delilidir.

      Sanırım bize düşen görev; bazı yazarlarımızın ve ilim adamlarımı­zın kadın erkek ilişkileri konusunda yaptıkları hatalı yorumlardan dolayı İslâm'dan ürküp kaçanlara hakikati tebliğ etmektir. Umarım bu kitapta takip ettiğim metotla, bu bayan profesör gibi insanların şer'i hükümleri asli kaynaklarından öğrenmelerini kolaylaştırmış olurum. Şer'i hükümleri kendi bakış açılarına göre yorumlayan müslümanların görüşleri, bu görüş­lerinde ister isabet ister hata etmiş olsunlar, ister hakikate yaklaşmış ister uzaklaşmış olsunlar, yüce İslâm şeriatının hükmü olarak o insanların önüne konulamaz.

       
                  Kitabın konusu

       
      Kitap, Saadet asrında müslüman kadının sosyal ve hukukî konumunu ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaçla uzaktan ya da yakından kadın ile ilişkili olan bütün nassları; onun özel hayatıyla ilgili olanından toplumsal hayatıyla ilgili olanına, toplumsal ilişkilerin niteliğine ve kadın erkek ilişki­lerinin mahiyetine ilişkin olanlarına kadar bütün hepsini toplamaya çalış
      tım. Temel bakış açım, İslâm'ın kadın veya erkek demeden ferdin hayatını düzenlediği gibi toplumun hayatını da düzenlediğiydi. Müslüman ferdin gelişmesi göz önüne alınarak, sosyal araştırmalarla fıkhî araştırmaların sonuçları açısından birbirine uygunluğunu ortaya koymaktı Sosyal gelişme ile fıkhî hükümler arasındaki bağlantıyı kurmak çok önemliydi.
       
      Toplumsal araştırmaların özelliklerinden biri şudur: Bu tip çalışmalar­da toplumsal gerçeklik, yalnızca delaleti kafi nasslar ve belgeler üzerinde durularak ortaya konulamaz. Tarihî olguyu ortaya koymak için delaleti kafi olmayan nassların ve belgelerin de değerlendirilmesi gerekir. Fıkhî hükmün ispatlanması için kafi delalet veya tercih edilen delalet gerekli görülmesi­ne karşın, söz konusu hükmün te'kidi için muhtemel/zannî delalet yeterli görülmektedir. Yani muhtemel delaletin kafi veya tercih edilen delilin, güvenilir şahidi olması mümkündür. Birazdan okuyucu, kimi belgelerin ihtimali maksatlara delalet ettiğini görecektir. Delile ihtimal karıştığında, o delille istidlalin -hüküm çıkarma- yapılamayacağı bir kuraldır. Bu sebeple, hüküm konurken, delaleti kafi nassa veya tercih edilen delalete dayanılma­sı gerekir. Diğer nasslar ise, sosyal araştırmaları olgunlaştırmak ve ayrıntılandırmak içindir.

      İnsanların her fiilinde bir öz bir de şekil bulunur. Öz, zaman, mekân ve çevresel şartlara göre çeşitli biçimlerde uygulanmak suretiyle şekle dönüşür. Burada özü ihtiva eden bilginin yeri çok önemlidir. Öz, mubah ise şeklin mübahlığı, haram ise haramlığı söz konusudur. (Hanefiler bu metoda "İstıslah" metodu demektedirler.) Bu özün uygulanış şekilleri ise, yukarıda da açıkladığımız gibi gelişmeye ve değişmeye açıktır. Uygulanış şekilleri ne kadar farklı olursa olsun, bütün pratikler hükmünü özden alır.

      Böyle bir ayrım zorunludur. Meseleyi anlamamıza ve yeni uygu­lamaları kavramamıza yardımcı olur. Mesela, kadının öğrenim görmesi, çalışması, sosyal ve siyasi faaliyetlere katılması gibi konularda Resûlullah, (s.a.v.) meselenin özünü açıklamıştır. Fakat sorun şuradadır: Bu meseleleri uygularken sadece Resûlullah (s.a.v.) döneminde yapıldığı şekliyle yetinip yeni uygulamalar aramayalım mı, yoksa yeni sosyal şartlara göre çağdaş çözümler mi getirelim? Yoksa bu şartlara göre daha başka uygulamalar mı geliştirelim? Burada biz, kadının faaliyetlerine ve katılımlarına etki eden
      yeni sosyal şartları, bunların aile içinde, sosyal ve siyasi hayatta ve özel iş hayatında nasıl olduğunu esas aldık. Kadının giyimine ve süslenmesine etki eden şartlar da burada sayılabilir. İşte bu sayede müslüman kadın, çağdaş toplum içerisinde üzerine düşen görevi tam olarak yapabilecektir.




      Düşün yayınları, Abdülhalim Ebu Şakka tarafından yazılan İslam Kadın Ansiklopedisi adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok KoduDüş İs Kad
      MarkaDüşün Yayınları
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.