• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kenzül İrfan 1001 Hadis

      Kenzül İrfan 1001 Hadis
      Kenzül İrfan 1001 Hadis
      Kenzül İrfan 1001 Hadis
      Kenzül İrfan 1001 Hadis
      Kenzül İrfan 1001 Hadis
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      35,00 TL
      İndirimli Fiyat (%45,7) :
      19,00 TL
      Kazancınız 16,00 TL
      19.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap            Kenzül İrfan 1001 Hadis

      Yazar           M.Esad Erbili    
      Tercüme       Murat Albayrak
      Yayınevi       Kitapkalbi Yayınevi
      Kağıt Cilt      Sarı şamua kağıt - Ciltli
      Sayfa Ebat   352 Sayfa - 15x21 cm
      Yayın Yılı      2018



      Kitap Kalbi Yayınları, M.Esad Erbili tarafından hazırlanan Kenzül İrfan 1001 Hadis adlı kitabı incelemektesiniz.
      Kenzül İrfan 1001 Hadis kitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.


      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

      Kitap Osmanlıca (aslına uygun) ve Türkçe olarak yeniden hazırlanmıştır.

      M.Esad Efendi Erbili’nin derlediği Kenzü’l-İrfân isimli bu eseri zamanında büyük hüsn-ü kabule mazhar olmuştur.
      Türkçe’yi kullanmaktaki liyakatı ve şiirlerindeki başarısını Necip Fazıl şöyle ifade etmektedir. “Es’âd Efendi’nin Kenzü’l İrfan isimli kitabında asli metne ve Osmanlıca’ya büyük bir sâdakat ve hâkimiyet müşahede ettiğimizi belirtmek borcundayız…”

      Kitapta yer vermiş olduğu bazı Hadis-i Şerifler;

      Saadet-i uhreviye [ahiret mutluluğu] için ibâdât ve tââtte bulunanların, Cenabı Hak saadet-i dünyeviyesini de [dünya mutluluğunu da] ihsan buyurur.
      Cenab-ı Hakk’ın yanında tövbekâr olan gençlerden sevgili bir şey yoktur.
      Bir kimse vâlideyninin mahzuniyetini mucip [üzüntüsünü gerektirir] harekette bulunursa, günah-ı kebire [büyük günah] sahibi olur.
      Cenab-ı Allah dünyaya: (Bana hizmet edenlere hizmet et) diye ferman buyurur.
      Allah için ilmi talep edenlerin rızıklarını, Cenab-ı Allah me’mûl olunmadık [umulmadık] mahallerden [yerlerden vereceğini] tekeffül etmiştir. [üzerine almıştır]
      Bir müminin kalbini mesrûr eden [sevindiren] kimse, beni mesrûr etmiş [sevindirmiş] olur.
      Din kardeşinin dünyevî ve uhrevî bir müşkülünü [meselesini] halleden kimse için, hac ve umre gibi bir sevap yazılır.
      Hangi kadın ki zevcini gazaplandırır; Cenab-ı Allah’ın la‘netine müstahak olsun.
      Tahkîken, sizden bana en yakın olan kimse, beni çokça salât u selâm ile yâd edenlerdir.
      İhtiyarlar yemekten sıkılmadıkları gibi, teallüm-i ilimden [ilim öğrenmekten] dahi sıkılmasınlar.


         MUHAMMED ES'AD EFENDİ (KUDDİSE SIRRUHU)
         (1847-1931)

      Hüseyin Vassaf Sefıne-i Evliya isimli eserinde Es'ad Efendi hakkında şu bilgileri verir;
      Es'ad Efendi uzuna yakın boylu, beyaz sakallı, süzme gözlü, esmer tenli, şişmana yakın cüsseli, güler yüzlü, tatlı sözlü, vakur bir zat idi. Çok kuvvetli bir hafızaya sahipti. Senelerce evvel görüştüğü zatı hemen tanır, konuştukları mevzuyu derhal hatırlardı.
      Musul'un Erbil kasabasında 1264/1847 yılında doğdu. Baba ve anne tarafından seyyiddir. Babası Erbil'de bulunan Halidî tekkesi şeyhi M. Saîd Efendidir. Babası tarafından dedesi Şeyh Hidâyetullah Efendi ise Mevlana Halid el-Bağdadi' nin Erbil'de yaptırdığı tekkeye tayin ettiği halifesidir.

      Es'ad Efendi, ilk tahsiline dair malumatı kendileri şöyle ifade eder; "ihtidayı tahsilim pederimin hankâh (büyük tekke) ve medresesinde ve muallim-i mahsûsum (hususi hocam) Mehmed efendiden olup, ahiren (sonrasında) ulûm-ı âliyeyi ulemayı benâmdan (meşhur alimlerden) Davûd Efendi merhumdan bi'l ikmâl (tamamladım) bin iki yüz seksen yedi (1287/1870) tarihinde icazet dahî o zât-ı muhteremdendir." Bu ifadeden anlaşıldığı üzre Es'ad Efendi, Erbil ve Deyr'deki Ulemâdan yirmi üç yaşında iken 1287/1870 yılında ikmali nush etmiş ve ilmî icazetini almıştır.

      Es'ad Efendi zahirî ilimleri ikmal ettikten sonra manevi bir işaretle Nakşi-Halidî şeyhi Taha'l-Hariri'ye (ö 1294/1875) 1287 yılında intisab etti. Beş yılda seyru sulükunu ikmal île 1875 yılında hilafet aldı. 1292/1875 yı­lında Hac vazîfesini ifa etmek için Hicaz'a gitti. Hacda iken şeyhinin vefatını öğrenmesi üzerine ma'nevî bir işâretle İstanbul'a geldi.

      Fatih Cami-i Şerîfinde "Hafız Divânı"nı okuttu. Daha sonra Mevlana Molla Camî Hazretlerinin "Lüccetü'l-Esrâr" isimli meşhur eserini okuttu. Her hafta Salı günleri okuttuğu derslere ilim, irfan ve aşk ehli pek çok zevat iştirak eder ve hatta Bâyezid dersiamlarından Yektâ Efendi gibi birçok zevât onu bu derslerinden tanıyarak ona intisap ederler.

      Kısa zamanda şöhreti istanbul'u tuttu ve Sultanın damadı olan Derviş-paşa-zade Halid Paşa kendisini saraya davet ederek ondan bir buçuk sene kadar arapça ve dini ilimler tahsil etti. Sultan ikinci Abdülhamit Han tarafın­dan da Meclis-i Meşayıh azalığına tayin olundu. Bu esnada Es'ad Efendi, Abdülkadir Geylanî hazretlerinin neslinden Bağdad'da bulunan Kadiri âsi-tanesi Şeyhi Seyyid Abdülhamid Rifkânî'den 1303/1883 yılında Kadirîlik icâzetini alır. Bu icazetnâmesi ile Fındıkzâde Macuncu civarındaki Şehremi­ni Odabaşı semtindeki Kelâmî Dergâhı şeyhliğine ta'yin olunur. Es'ad Efen­di 1332/1913 senesinde Meclis-i Meşâyıh reisliğine getirilmiştir. 4 Şubat 1931 yılında 83 yaşında hapishanede zehirlenerek şehid edilmiştir.

      Toplantı günleri meclise, ders günleri Fatih camiine, ara sıra da Saray'a giderdi.
      Es'ad Efendi'nin nazarı keskin, sohbeti etkileyici idi. İhvan ve halifele­rinden de teveccüh ve nazarı keskin insanlar vardı. Nitekim Es'ad Efendi'nin Erbil'de ziyaret maksadıyla bulunduğu sırada çevre köy ve kasabalardan ihvan akın akın geldiler. Gelenler arasındaki bir genç Es'ad Efendi'nin ya­nına kadar sokuldu. Efendi hazretleri ona "Okuma yazma bilip bilmediğini, tarikata girip girmediğini" sordu. O da şöyle konuştu:

      - "Okumam yok. Henüz tarik da almadım. Köyümüzden bir kızı sev­miştim. Babasından istettim, vermediler. Muhtar beni askere gönderdi. Ben askerde iken o kızı oğluna almış. Şimdi ben onlardan birini öldürüp intika­mımı almadıkça tarikata girmeyeceğim.

      Es'ad Efendi, gencin söylediklerine hayretle "ya öyle mi?" diye muka­bele etti. Bu arada halifelerinden Şemseddin Efendiye bu gençle meşgul olmasını işaret etti ve abdest tazelemek için dışarı çıkü. Dönüşünde bu genci değneğini at yapmış koşarken gördü, o haliyle biraz koşuştuktan sonra kalabalığı yararak geldi. Şemseddin Efendi'nin teveccühüyle önce meczûb bir tavır sergileyen bu delikanlı daha sonra Es'ad Efendi'ye gelip: "Bana tarik ver" dedi. Es'ad Efendi:
      "Hani sen adam öldürecektin" dedi. Genç, "o hal geçti" karşılığını verdi. Tekrar tarik isteyince Es'ad Efendi "Senin Şeyhin Şemseddin Efendidir" dedi. Fakat o genç "Hayır, hayır o değil, ben biliyorum sensin" karşılığını 
      verdi. Es'ad Efendi, bununla birlikte meczûb tabiatlı olmaktan çok, temkin ehli olmayı tavsiye eder. "Bize serinkanlı insan lazım" derdi.
      Esad Efendi, "Ümmetimin şereflileri Kur'an hamilleridir." hadisini "Ku­ran tilavetine müdavim, ahkâmıyla amil, teheccüt namazı ve zikirle geceleri ihya edenlerdir" diye yorumlardı. Yoksa bazılannın dediği gibi sadece Kur'an hafızları demek değildir. Kuran ahkâmına itaatkar olmayan ve na­maz bile kılmayan hafızlar neye yarar? Nitekim Kuranda öyleleri hakkında: "Kendilerine Tevrat yükletilip de onu taşımayan; emirlerini tutmayanlann durumu kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir" (el-Cuma, 62/5) buyu-rulmuştur. Sırtında kitap taşıyan merkebe taşıdığının ne faydası vardır?

      Muhammed Es'ad Erbili, meşayıhın ulemasından olması sebebiyle daha sağlığında büyük bir şöhrete ve halk tarafından hüsn-i kabule mazhar olmuştur. Nitekim onun yakınlanndan bir meczûb derviş, daha Erbil'de iken şöyle bir rüya görür: "Es'ad Efendi'nin iki kolu, İstanbul merkez olmak üzre, Erbil'den Balkanlara kadar olan geniş bölgeyi ihata etmektedir. Önce bir rüyadan ibaret olan bu hal, elli sene sonra hakikat olmuş ve Es ad Efendi'nin Anadolu'dan Arnavutluk, Bulgaristan ve Sırbistan'a kadar uza­nan alanda pek çok müridi bulunmuştur.

      Esad Efendi, Muhammedi meşrebde ve îsar ve infak doygunluğunda bir gönül sultanıydı. Nitekim vefatına yakın şunlan söylemişti: İntisabımın ilk yıllannda gönlüme: Ya Rabbi, huzur-i ilahiyyene çıplak olarak geleyim. Şayan-ı kabul amelim varsa onlan günahkâr kullanna bağışlayayım şek­linde bir duygu gelmişti. Şimdi aynı duygularla doluyum.

      Es'ad Efendi buyururlardı ki iki mes'ele hakkında şüphem vardı. İmam Rabbani hazretlerinin mektûbatını okuyunca bu şüphelerim zail oldu:
      1. Tarikatte asıl olan tam anlamıyla sünnete bağlanmak olduğuna göre, bazı tarikatlarda riyazat yapmadan manevî yükseliş nasıl olabilir?
      Bu sorunun cevabını İmâm-ı Rabbanfnin Mektûbat'ında buldum. "Kar­nın, temiz ve helal yiyecekle doyarsa fikirde havaür olmaz. Zikir, fikir, rahat ve huzurlu olur. Fakat nefsin hakkı verilmezse huzûra mani olabilir".
      1. "Fena-yı kalbden sonra kalbe havatır nasıl gelebilir?
      Bunun cevabını da "Kalb fena bulduktan sonra kalbe gelen havatır kalbe zarar vermez, aksine kalb vazifesini yapmaya devam eder." Hük­münde buldum.

      Esad Efendi, İbadet ve ahlak gibi çeşitli konulardaki hadislerden derle­diği "Kenzu'l-İrfan" adlı eserini neşrettiğinde onun bu eseri büyük hüsn-i kabüle mazhar oldu.

      O'nun Türkçeyi kullanmaktaki liyakati ve şiirlerindeki başansını Necip Fazıl şöyle ifade etmektedir: "Esad Efendinin Kenzü'l-İrfan isimli eserinde asli metne ve Osmanlıca'ya büyük bir sadakat ve hâkimiyet müşahede etti­ğimizi belirtmek borcundayız...

      Ana dili Türkçe olmakla beraber aynı kuvvetle Arapça, Farsça ve Kürtçe de bilirdi. Divanı ve diğer eserleri buna delildir. Türkçeyi kullan­maktaki mahareti Hüseyin Vassaf Bey' in ifadesiyle "selîka-i kalemiyyesi ve tarz-ı ma'nadaki tevcihi kendisin sahife-i edebiyatta semame-i mübahat eyliyecek derecededir."
      Esad Efendi'nin birçok halifeleri vardır. Onun, halifeleri arasında en meşhuru ise Adanalı Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi hazretleridir.

      Eserleri;
      1. Kenzü'l-İrfan: Ahlak, ibadet ve takva gibi muhtelif konularda derlen­miş 1001 hadis-i şerifin tercüme ve izahından ibarettir. Eser Osmanlıca olarak Mahmud Bey Matbaasında iki defa neşredildi. (İstanbul, 1317, 1327)
      2. Mektubat: Bilhassa Erbil' de bulunduğu sırada muhib ve müridlerine yazdığı tasavvufi mahiyette yüzelli dört mektubtan müteşekkildir. Tama­mına yakını Türkçe olmakla beraber birkaç arapça ve farsça mektup da vardır. Osmanlıca olarak Evkaf 1338/1919 ve Kâmil bey Matbaalannda 1341/1922 neşredilmiştir.
      3. Dîvan: Türkçe ve Farsça şiirlerinin toplandığı eseridir. Aruz veznini büyük bir ustalıkla kullanan Es'ad Efendi, zaman zaman tasavvuf halk ede­biyatı şairleri gibi şiirler ve onlara tahmisler de yazmıştır.

        Allâh Rasulü'nün Hadislerindeki İrfân Hazineleri
      1. Risale-i Es'adiyye: Tasavvuf ve tarikatın lüzumu ve faziletiyle seyr u sülukün usul ve adabından bahseden küçük bir risaledir. Istanbulda Ahmed Kamil Matbaasında 1341/1922 ve 1343/1924 tarihlerinde basılmıştır.
      2. Risâle-i Ehadiyye/Tevhîd Risalesi Tercümesi: Muhyiddin İbn Arabî Hazretlerine nisbet edilen eser "Men arafe nefsehü fekad arafe rabbehû" isimli risalenin Türkçe tercüme ve şerhidir. Bu risale İbn Arabi'ye değil Evhadid-din Balyani'ye aiddir. İstanbulda 1337/1918 Arapça ve Türkçe şerhiyle Ali Kadrî tarafından basılmıştır.
      3. Fatiha-i Şerife Tercümesi:
      Fatiha süresinin tefsiri bir tercemesidir. Osmanlıca olarak müstakil ola­rak, latin harfleriyle Risale-i Es'adiyye ile birlikte yayınlanmıştır.
      1. Makaleleri:
      Es'ad Efendinin Tasavvuf, Mekârim-i Ahlâk ve Beyânü'l Hak dergile­rinde çeşitli yazıları yayınlanmıştır. Bu yazıların bir kısmı Mektubat isimli eserindedir.

      KENZÜ'L-İRFÂN FÎ EHÂDİS-İ NEBİYYİ'R-RAHMÂN MUKADDİME

      BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

      El-hamdulillahi rabbi'l-âlemin, ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn.
      Şu bedâyi-hâne-i âlemde [Eşsiz güzelliklerin sergilendiği Kâinat hanesinde] cevher-i insaniyeti şa'şaadâr eyleyen [insanın özüne par­laklık veren] ne kadar ahlâk ı hamîde [övülmeye değer huylar] ve evsâf-ı cemîle [güzel sıfatlar] varsa, cümlesi umman-ı irfan [ilim ve ma­rifet denizi] olan Peygamber-i zî-şan Efendimiz hazretlerinden alınmış ve tercemelerle bütün cihana dağılmışken, meârif-i islâmiyeden [islâmi bil­gilerden] bî-behre [nasipsiz] kalan nev-reside-gân-ı zamandan [zama­nın yeni yetme gençlerinden] bazılarının güya menba-ı mearif [ilim ve marifet kaynakları] ecânipteymiş [yabancılardaymış] zu'm-i fâsidine [bozuk zannına] düştüklerini [kapıldıklarını] vakit vakit işitir, müteessir olurdum.

      Bir gün şu zehâb-ı bâtılı [yanlış kanaati] iki genç lisanından bizzat dahi işitmekle, ol babdaki teessürâtım [üzüntülerim] arttı. Binaenaleyh nihayeti vahim olan bu gibi efkâr-ı sakîmeden [yanlış düşüncelerden] ihvân-ı dinimizi [din kardeşlerimizi] kurtarmak üzere, Nebiyy-i müşâ­

      Kenzü'l -İrfân Fî Ehâdis-i Nebiyyi'r-Rahmân

      runileyh Efendimiz hazretleri'nin ehâdis-i şerif elerinden, saadet-i diniye ve dünyeviyeyi [din ve dünya saadetini] müştemil [kapsayıcı]ve müs-tekmil [tamamlayan] bin bir kadarını cem' ve tercemeye başladım.

      Ümid ederim ki (Kenzü'l-Irfan) ser-levhasıyla [başlığıyla], tab' ve neş­redilen şu eser-i âcizânemi mütalaa edenler, artık ahlâk-ı hamîdenin [gü­zel ahlakın] menbaı [kaynağı] ve ulûm-ı mearifin mecmaı [marifet ilimlerinin toplanıp birleştiği yer,] din-i mübin-i İslam olduğunu tas­dik ve her türlü hallerini, iradât-ı ilham-ğâyât-ı Cenab-ı Risalet-penahi'ye [vahiy ve ilhama mazhar olan Risalet Sahibi Peygamberimiz'in iradesine] tatbik ile ilmen ve amelen saadet-i dâreyne [iki dünya saa­detine] vâsıl olurlar.
      Ve mina'llahi't-tevfik [Başarı ve yardım Allah'tandır].

      Ahd-i cedid-i meşrutiyetin padişah-ı nev-câhı [Meşrutiyet dönemi­nin yeni padişahı] ve hanedân-ı âl-i Osman'ın vâris-i bî-iştibahı [Os­manlı hanedanının şüphesiz mirasçısı] bulunan Sultan Mehmed Hân-ı Hâmis hazretlerinin zaman-ı sa'd-iktiran-ı hilafet-penâhîlerinde [sa­adetti hilafet zamanlarında] en evvel tab' ve neşri tahakkuk eden [gerçekleşen] iş bu kitab-ı şerifin hakk-ı ehakk-ı şâhânelerinde bâdi-i enva-ı mes'adet [halifemiz hakkında her çeşit saadetin başlan-gıcı]ve vesile-i enhâ-ı yümn ü bereket [her tür uğur ve berekete ve­sile] olmasını Cenab-ı Rabbu'l-İzzet hazretleri'nden tazarru' ve istirham eylerim.
      Rabbi yessir ve lâ-tu'assir [Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma].

      İş bu risalede cem' edilen [toplanan] ehâdis-i şerifenin nihayetlerine mevzû' [konulmuş olan] işaretlerden "U-" Camiu's-Sağir, Münâvi, "0" Nevadiru'l-Usûl nam kütüb-i mu'tebereden [muteber kitaplardan] me'huz [alınmış] olduklanna alâmettir. Dûçar-ı iştibah olanların [şüp­heye düşenlerin] kütüb-i mezkureye [adı geçen kitaplara] müracaat etmeleri arz olunur.


      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786052056080
      MarkaKitap Kalbi Yayıncılık
      Stok DurumuVar
      9786052056080
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.