• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG ve PTT kargo dur. 

      Bu TAM KAPANMA SÜRECİNDE ürün sevkiyatımız devam edecektir. Kargo Çalışmaktadır.

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kerbela Olayı, Hz. Hüseyin

      Kerbela Olayı, Hz. Hüseyin
      Görsel 1
      Fiyat:
      60,00 TL
      İndirimli Fiyat (%45) :
      33,00 TL
      Kazancınız 27,00 TL
      33.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
           Stoktan kargo 

      Kitap               Kerbela Olayı
      Yazar              El Muvaffak B. Ahmed Ebu’l Müeyyed el Havarizmi
      Tercüme         Yusuf Eğinç
      Yayınevi         Ocak Yayıncılık
      Kağıt - Cilt      1.Hamur beyaz kağıt -  ciltli
      Sayfa - Ebat   518 sayfa , 17x24 cm
      Yayın Yılı        2010
      ISBN               9789759016869

       
       
      Ocak Yayınevi Kerbela Olayı  adlı kitabı incelemektesiniz. Kerbela Olayı kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
                 YAYINCININ ÖNSÖZÜ
       
      Bismillâhirrahmânirrahîm.

      Hamd, Alemlerin Rabbi'ne, salât ve selam bütün varlıkların en hayırlısı olan Peygamberimiz Muhammed'e (sallallahu aleyhivesellem) ve tertemiz âline olsun.
       
      Kuşkusuz İmam Hüseyin'in kanının dökülmesi, insaniyet vicdanını sarsmıştır. Müslümanların hislerini ve toplumsal uyanışını ateşlemiş, damarlarını yakmış ve gönüllerini birleştirmiştir. Yüksek duygularını yakıp kül etmiş, yakan gözyaşlarını sel gibi akıtmıştır. Vahiy ve risâlet "Ev Halkı"nın, yuvasını dağıtmış ve duygularını mahvetmiştir. İslâm ikliminden onları seven ve Dedeleri Son Peygamberler Mustafa'ya (sallallahu aleyhi vesellem) iman eden çeşitli millet ve mezhep mensuplarını incitmiştir.
       
      Bu üzücü hâdise, samimi şahsiyetlerde kapanmayan yaralar açmış ve hâlâ açmaktadır. Zaman yenilendikçe bu hazin olayın üzüntüsü ve acısı derinleşmekte, buna mukabil Hz. Hüseyin'in yüceliği ve üstünlüğü artmaktadır. Daha önce de, şerefli soyuna uygun davranarak izini takip ettiği Dedesi, Beşeriyetin Kurtarıcısı, İslam Ümmetinin Yüce Komutanı Tâhâ el-Emin (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştu: "Hüseyin bendendir, ben Hüseyindenim." Bu hadis, hanif İslam dininin başlangıç ve gelişmesinin delilidir. Başlangıcı mukaddes Muhammedi risâlet, gelişmesi de Hz. Hüseyin'in mübarek şahadeti ve üzüntüsüyle olmuştur. Hz. Hüseyin'in (aleyhisselam) değerli beşerî bedeni, ailesi ve seçkin arkadaşlarının feda olması, İslam'ın bekâsının sırrı olmuştur.

      Lisân-ı hâl ile Hz. Hüseyin şunu tekrar edip duruyordu. "Muhammed'in dini ben ölmeden düzene girmeyecekse, ey kılıçlar benim canımı alın." Çünkü Hüseyin (aleyhisselam) güvenliğinin sıkıntısının yanında, insanların acılarını ve dertlerini kalbinde, vicdanında, hayallerinde ve kötü hallerini gören arzularında taşıyordu. Bu emeli, gelişen İslam'ın geleceğine ve ilahî adaletin hâkim olmasını gerçekleştirmeye yönelikti. Zira bu amacını şöyle diyerek çok net bir şekilde ifade etmiştir: "Ben buraya keyfimden ve şımarıklığımdan çıkıp gelmedim, aksine çıkıp gelmemin sebebi; Dedem'in (sallallahu aleyhi vesellem)  ümmetini barış ve refaha kavuşturmaktır.31  Irak'a doğru yola çıkanların niyeti, cihad samimiyeti taşıyordu. Hz. Hüseyin'in de mücadeleci ruh anlayışını gösteriyordu. Bu hareketin sedası, tarihin her merhalesinde yansıma bulmuştur. Öyle ki, bu cihad hareketinin ihlâsı dünyanın her köşesine uzanmıştır. Diğer âlemlere de ulaşmayı hak etmiştir.

      İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) Maktel'i ("öldürülmesi") isimli bu kitap, müellif el-Muvaffak Muhammed b. Ahmed el-Müeyyed, Ebû Saîd İshâk el-Mekkî el-Hanefî el-Havarizmî'ye aittir. Bu eser, tarihe kazılan Kerbelâ olaylarını kaydeden, orada meydana gelen feci hadiseleri kendine has bir üslupla ele alan tarihi bir vesika olarak kabul edilir. Olayın kudretli bir tarihçi ve kabiliyetli bir edebiyatçı tarafından kaydedilmiş olması ayrı bir önem arz eder. Meşhur hadis araştırmacılarının onun hayatını anlattıkları biyografisine baktığımızda, yazarının bu konudaki nezih ve adil özelliklerini öne çıkardıklarını görüyoruz.

      Bu kitap birinci kısmı; Ehl-i Beyt'i, onların faziletlerini ve hayatlarından kısa bölümleri ihtiva eder. İkinci kısım ise, Şehid Torun'un ve vahiy şehri olan Medine-i Münevvere'den şahadet anına kadar, şahadet dalına asılan kanların sel olduğu, samimi kahramanların kanıyla çevrilen, velilerin gözyaşıyla feryad eden ve kıyamete kadar hüzün çatısının altında daimi yaşayacak olan Kerbelâ acılarına katlanarak, tarihi yolculuğunda onunla beraber olan ve ona yardım edenlerin katledilmesinden korkunç manzaralar ihtiva eder.

      Bu üzücü olayın vahametine, şümulüne, katliamın ehemmiyetine, Şehidlerin Efendisi'ni (aleyhisselam) sevenlerin ısrarla olayın tarih kaynaklarından gün ışığına çıkarılmasını istemelerine baktığımızda, bu kitap onlar için ibret, ifade ve olayı hatırlatmaya vesile olacaktır. Mutlu olaylardan, her zaman ve her yerde canım ortaya koymanın, kahramanlığın, fedakârlığın, sosyal barışın, isyancıların karşısında dik durmanın ve zalimlerle baş etmenin anlamını çıkaracaklardır. Bu ve diğer sebeplerin yanında, bu kitabın önceki baskısından kitapçılarda az bulunması, kitabın içinde geçen tarihi meselelerin karıştırılarak piyasaya sürülmesinin vahameti karşısında, araştırmaya çalışanların, hatiplerin, Hüseynî minberin âşıklarının hizmetine sunma arzusu vardı. Envâru'l-Huda yayınevi kitabı basmak için, metinleri başından sonuna kadar, eski baskılarıyla karşılaştırarak ve mümkün olabildiğince, dil ve tarihlerle ilgili hataları tashih ederek yeni harflerle basmak için uzun teknik çalışmalar yaptı. Ardından bu eserin basım yükünü omuzladı ve Ehl-i Beyt'in bir tür yeni yayınevi kabul edildi. Bu yayınevi Ehl-i Beyt'in tarihi, faziletleri, ilimleri ve ahlâklanyla, sevinçleri ve üzüntüleriyle alakalı her şeyi neşretmeye devam etmektedir.

      Bu üzücü ve acı hadise büyük kurtuluş gününe kadar hayalimizde yaşamaya ve zulümden kurtulmak için Liderimizin (sallallahu aleyhi vesellem) sancağının altında toplanmamızda birleştirici bir dava olmaya devam edecektir. Amacımızın ardında Allah vardır. Her konuda yardım isteyeceğimiz de O'dur. O Erhamu'r-Râhimîn'dir.
       
      ENVÂRU'L-HUDA YAYINEVİ
       
       
               YAYINA HAZIRLAYANIN ÖNSÖZÜ
       
      Şöhretinden dolayı kitabın tanıtıma ihtiyacı yoktur. Bu kitaptan birçok âlim nakil yapmıştır. Bunlardan; İbn Hacer, Lisânu'l-Mîzân'da, İbnu'l-Vezîr el-Yemânî er-Ravdu'l-Bâsim'de alıntı yapar ve "Yanımda bunun iki cildi var" der. Abakât'ın müellifi değerli Allame, altıncı ciltte bu kitabı anlatıp kimlerin ondan nakil yaptığını ayrıntılı bir şekilde sayar. Bu kitapların tümü, Haydarabat, Mısır ve Hindistan'da matbudur.
      Bu nüshaya gelince kendisinden faydalanıp çoğaltmak için Tebriz'den getirttim. Değerli üstad Seyyid Muhammed el-Mehdî b. Ali b. Yûsuf el-Hasanî et-Tabatabâî hicri 1306 senesinde, değerli âlim Muhammed b. el-Huseyn el-Amîdî en-Necefî'nin 986 senesinde Kazvin'de yazdığı nüshasından istinsah etmiş. On sene önce, Muhammed el-Mehdî et-Tabatabâî'nin çoğaltmış olduğu bu nüshanın Tebriz'de mevcut olduğunu duymuştum. Birçok değerli insana, kitabın nadir olması ve Irak'ta bulunmamasından dolayı çoğaltmalarını teklif ettim; ama mümkün olmadı. Yüce Allah "Şühedâü'l-Fadîle vel-Gadîr" isimli eserin ve birçok kitabın müellifi Şeyh Ahmed el-Emînî et-Tebrizî'nin oğlu değerli âlim üstat Abdu'l-Huseyn'i karşıma çıkarıncaya kadar bu kitaba olan arzum devam etti. Allah ona uzun ömür versin, ona bu kitaptan bahsettim. Babası Şeyh Ahmed el-Emînî'nin nezaretinde, kitabı benim için çoğaltacak birini bulmaya söz verdi. Ehl-i Beyt'e olan saygısı ve sevgisinden dolayı babasına mektup yazıp olanları anlattı. Ancak babası kitabı ödünç aldı ve Necef'i ziyarete geldi. Kitabın sahibinden de kendisiyle birlikte gelip gitmesini teklif etti ve onu ağırladı. Onu getirdi ve lütfedip kendim çoğaltayım diye bana verdi. Çoğaltıncaya kadar kitap bende kalacak, sonra sahibine iade edecekti.
       
      Allah'a hamd olsun bir ayda bir nüshasını yazarak kopya ettim. Böylece bu (elimizdeki) sağlıklı nüsha ortaya çıktı. Çünkü ikinci müstensih Seyyid Muhammed el-Mehdî, güzel yazı yazardı ve marifet sahibiydi. Değişik kitaplardan naklettiği hadisleri de kitaba eklemişti. Fakat eklediği bölümün başına "kâtip der ki" diye yazar, eklediğini söyler, ardından "bitti" diye not düşerdi. Rivayetini de senediyle zikrederdi. Zira bu uyarıyı yapmasaydı, malum kitaplardan, senedi bilinmeyen hadisler rivayet ettiğini düşüneceklerdi.'Maktel'in hadisleri ise yazarı Muvaffak tarafından ravi zincirleriyle sevkediliyordu. Bu kitabı elde edenler, onu Tebriz'den getirene minnet borçludur. Allah, bu emeğinin karşılığını en güzel bir şekilde verecektir. Bu, Allah için zor değildir.
       
      Bu kitabın yazarını tanıtmak istersek kendisi Ebu'l-Müeyyed künyeli olup lakapları ise; Baş imam, Havarizm'in en büyük hatibi, Zemahşerî'nin halifesidir. el-Muvaffak Muhammed b. Ahmed el-Müeyyed b. Ebî Saîd İshâk el-Müeyyed el-Mekkî el-Havarizmî.
       
      Mısır'da Hancî Matbaasında basılan "el-Fevâid el-Behiyye fi Tabakâti'l-Hanefiyye" ve bu kitabın şerhinin yazarları, elimizdeki kitabın müellifi derler ki: Hicri 484 senesinde doğdu. Babasından ve birçok kişiden ders aldı. Hadis öğrenmek için, İran, Irak, Hicaz, Mısır ve Şam topraklarını dolaştı. Âlimlerle mektuplaştı (hadislerinin senedlerinden de göreceğiniz gibi) ona icazet verdiler, kendisi de birçok âlime icazet verdi. Havarizm'de hatiplik yaptı. Zemahşerî'den Arapça öğrendi. Arapça'yı o derece öğrendi ki, ona "Zemahşerî'nin halifesi" derlerdi. Kendisi de birçok öğrenci yetiştirdi. Oğlu Ahmed el-Müeyyed ile Haydarabad'da basılmış Arapça dilbilgisi ile ilgili "el-Muğrab" isimli eserin sahibi olan Nâsiru'd-Dîn el-Matrızî bunlardan bazılarıdır. el-Harîrî'nin İran'da basılan "Makâmât" isimli eserini şerh etmiştir. Üveys'in terceme-i hâlinde onun kanalıyla muhteşem bir rivayet zikreder. Suyutî de Mısır'da Hancî matbaasında baskısı yapılan "el-Bulğa" isimli kitabında ondan "el-Muvaffak" sanıyla söz eder.

      (Biyografi yazarları) Kiftî ve Safedî'den, yazınınızla ilgili çok güzel övgüler nakledilmiştir.
      Ayrıca bu kitabından "er-Ravdu'l-Bâsim", "Kifâyetu't-Tâlib", "el-Fusul el-Mühimme" ve "es-Savâik" eserlerinin müellifleri nakiller yapmışlardır. Bu sayılan eserlerin tümü de matbu olup kabul görmüşlerdir. Lisânu'l-Mîzan'ın müellifi (İbh Hacer) bazı hocalarından dolayı yazarımızı zayıf kabul eder. İlginç olan Hadisu't-Tayr ("kuş hadisi"), peygamberlere benzetme ve ilim şehrinin kapısı hadislerini rivayetinden dolayı onu zayıf saymasıdır. Oysa bu hadisleri birçok kişi, değişik kanallarla rivayet etmiştir. Bundan daha ilginç olanı ise, yazarımızın bu tür hadisleri (kitabında) rivayet etmiş olmasını zayıflık sebebi kabul etmesidir.

      el-Muvaffak'ın Eserleri

      1-   el-Erbaîn fi Ahvâli Seyyidi'l-Mürselîn (sallallahu aleyhi vesellem). Bu kitapta bu eserinden de bahseder.
      2-   Menâkıb Ali b. Ebî Tâlib (aleyhisselam). İran'da basılmıştır.
      3-   Menâkıb Ebî Hanîfe. Hindistan'da iki cilt halinde basılmıştır.
      4-   Maktelu'l-Huseyn (aleyhisselam). Elinizde olan iki ciltlik eserdir.
      5-   Buhârî ve diğer müellifler üzerine müsnedler. Bu eserlere rastlamış değilim.
       
      Muvaffak'ı hatırlayan onu şiirleriyle hatırlar. Ben de size onun Menâhb eserlerinin ikisinde Müminlerin Emiri Hz. Ali (aleyhisselam) ile Ebû Hanife Nu'mân b. Sabit'le ilgili yazmış olduğu methiyelerinden bahsedeceğim. Yakut el-Hamevî bazı hocalarının hayatlarını anlatırken bu şiirlerden, metoduna delalet eden seçme beyitler verir. İşte Müminlerin Emiri Hz. Ali (aleyhisselam) ile ilgili uzun methiyesinin sonunda şöyle der:
       
      Daha önce gözlerin gördü mü mihraplarda,
      Ebû Turâb benzeri geçen kahramanlarda
      Allah için cevherdir sanki Ebû Turâb'ın,
      Duruşu aslan gibi yiğidi mihrapların.
      Vurdu mu etkilidir, kılıcı yıldız gibi,
      Cömerttir aynı zamanda kasları cevap gibi.
      Ali olmasa idi çözüm bulanamazdı,
      Sorulan sorulara cevap verilemezdi.
      İlmi ile Peygamber bir şehir gibi idi.
      Ali ise bu şehrin giriş kapısı idi.
       
      Yine Onu (aleyhisselam) uzun bir kasidesinde methederken şöyle der:
       
      Var mı yiğit birisi Ebû Turâb gibisi,
      Yeryüzünün üstünde daha temiz birisi
      Kör olup da gözlerim görmezse uzak yakın,
      Onun ayak bastığı toprakla sürme çekin.
      Mihrapta yeri gelir üzülüp ağlar ama
      Savaşlarda gülerek kılıç sallar daima.
      O büyük efendidir cömerttir kölelere,
      Savaşlarda kavuştu bitmez hazinelere.
      Her şeyi soruyordu o kayınbabasına,
      Bir muhafız olmuştu şehrinin kapısına.
       
      Onu (aleyhisselam) uzun başka bir kasidesinde methederken şöyle der:
       
      Toplanmış güzelliğin tümü Ebu'l-Hasan'de
      Diğer sahabelerden ayrılır güzellikte,
      Bulunmaz insanlarda güzel güzellikleri,
      O Murtaza İmam'ın özel özellikleri.
      Onun gibi birisi geçmişte yaşamış mı?
      Putlara tapmayan bir lider bulunmuş mu?
       
      Menâkıb  isimli   eserinde   zikrettiği   Ebû   Hanife   Nu'mân   b.   Sabit'i methettiği uzun kasidesinde şöyle der:
       
      Nu'mân'ın bu dünyada yok eşi ve benzeri,
      Ulu bir ağaç gibi parlıyor meyveleri.
      İnsanlar esir olur genelde hevesine,
      Onun hevası ise esirdir kendisine.
      Ondan öğrenilmiştir ilim ile teheccüd,
      Cennet güzellikleri gecelerinde mevcud.
       
      Hocası Hasan b. Ahmed el-Hemdânî'nin hal tercümesinde Yakut'un naklettiği uzun methiyesinde şöyle der:
       
      Hafız imam Ebu'l-Alâ'nın zekasıyla ilmi,
      Ayağıyla karıştırsa kör olanın artar ilmi,
      Bu derin deryadan önce böyle derya görmemiştik,
      Taşarak hakikatleri söyleyeni duymamıştık.
      Çok vaaz vermem gerekir onu anlatmak için,
      Vaaz faydalı olsaydı vaaz dinleyen için.
       
      Kendisine ait çok şiir vardır. 568 veya Ta'likât müellifinin naklettiğine göre 569 senesinde Havarizm'de vefat etmiştir. Hayatıyla ilgili bilgi isteyen Abakât isimli esere bakabilir. Orada 278 ile 312. sahifeler arasında ayrıntılı malumat bulabilir. Veya Kitâbu'l-Ğadir'e müracaat edebilir. Orada Allame el-Eminî, dördüncü cildin sonlarında hayatını ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Kendisini, hocalarını ve öğrencilerini ayrıntılı bir şekilde anlatır. İsteyen bu esere müracaat edebilir, onunla ilgili bilgileri, 340 sayfa'dan itibaren 349. sayfaya kadar bulabilir.
       
      Bu kitabın (Arapça orijinal) neşri birkaç kişi tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunların başında, değerli, zeki, temiz, avukat  Seyyid Muhammed Rıza gelir. Kendisi Seyyid Selmân en-Necefî'nin asil soyundan gelmektedir. el-Hattâb olarak bilinen yüce allame Seyyid Haşim züriyyetinden, seçkin Seyyid Fahhâr b. Muidd el-Alevî'nin soyundandır. Sonra değerli üstad âlim Hadi Necel Şeyh Abbâs, Mekâbîs'in müellifi Şeyh Esedullah'ın sülalesindendir. Bir de Necefte bulunan Zehra matbaasının sahibi saygıdeğer Mirza el-Halilî. Din ve biyoloji ilimlerinde meşhur olan Mirza Halil er-Razî en-Necefî'nin soyundandır. Allah onlara Ehl-i Beyt sevgisinden dolayı en güzel mükâfatı versin, kıyamet gününde de bu amellerinin karşılığını zahire kılsın. Bu ayrıntılı Maktel kitabını neşretmek onlar için bir vazife oldu. Çünkü Ebû Mihnef'in Maktel'i ve diğerleri gibi eski ayrıntılı Makteller'den Taberî ve Cezerî'nin tarih kitaplarında naklettikleri dışında bir şey kalmamıştır.

      Kitapların kendileri yoktur. Ebû Mihnef'in Maktel'i beş veya altı asırdır kayıptır. Diğerleri de öyledir. Fakat değerli ravilerden, değerli ravilere aktarılan, bu değerli ve ayrıntılı Maktel'in benzeri kimsenin elinde bulunmamaktadır. Gömülü bir hazineydi, gizli bir yıldızdı ortaya çıkarmış oldular. Nebi Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem) ve Ehl-i Beyt'i seven herkes bu konuda onlara minnettardır. Hüseyin'i (aleyhisselam) sevenlere ve onu hatırlamaya susayanlara bahşettikleri bir nimettir. Onların ak ellerine teşekkür edelim. Hüseyin'in (aleyhisselam) sevenleri, bu gayretlerinden dolayı onlara dua etsinler. Bu kapsamlı kitap basıldığında tarihi ve onu neşredenlerle ilgili şöyle demiştim:
       
      Bu kitabı tabedip Muhammet'ul-Murtaza
      Şad oldu Zehra ile Mustafa ve Murtaza,
      Muvaffaksın yazarak uğraştığı bu eser,
      Sayesinde sevaba kavuştu birer birer.
      Mustafa'nın torunu Hüseyn'in Maktel'idir
      Zehra'nın göz bebeği, Murtaza'nın oğludur.   .
      Hadi ile Mirza da ona destek oldular,
      Bu emsalsiz amelde ona destek oldular.
       
      Tarihini sorana şu tarihi söylersin,

       
       
      Mirza, Hadi ve Rıza bunu tabetti dersin;
       
       
      1367, Necef
      Şeyh Muhammed es-Semâvî

       
       
       
               MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
       
       
      Allah'a hamdolsun. Seçtiği kullarına, salât ve selamı özel olarak tahsis ettiği Peygamberi  Mustafa'ya (sallallahu aleyhi vesellem) selam olsun. Allah,  rızasını  Onun züriyyeti, Fâtıma Betül'ün çocuklarına, koçlar dağlara kafa tuttuğunda kahramanca savaşanlara, damarlarında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) kanını taşıyanlara tevcih etmiştir. Onların davranış biçimini herkes için delil kılmış ve İslam'a çağıran, İslam'ın zirvedeki imamları yapmıştır. Kötülükleri onlardan uzaklaştırmış, yüceltmiş ve tertemiz kılmıştır. İnsanlara onları sevmeyi farz kılmış ve imanın bir parçası saymıştır. Harama kadem basmayan ve iki gurup karşılaştığında meleklerin yardım ettiği kimse de bize bunu emretmiştir.
       
      Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'de Şûra sûresinde buyurduğu gibi: "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum."
      Rivayete göre bu âyet nazil olduğunda dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Sevmemiz gereken bu akrabaların kimlerdir?" Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Ali, Fâtıma ve iki oğullarıdır" buyurdu. "Mubâhele" (karşılıklı beddualaşma) hadisi de bunu destekler, tekid ve teyid eder.
      Raviler kanalıyla Muhammed b. İsa et-Tirmizî, Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas'dan, o da babasından nakleder: Ebû Süfyân'ın oğlu Muaviye, Sa'd'a emredip1 dedi ki: "Ebû Turab'a (Hz. Ali'ye) neden hakaret etmiyorsun?" Sa'd dedi ki: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) hatırladığım üç sözünden dolayı. Ona kesinlikle hakaret etmemeliyim ki en az birine ulaşabileyim. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) söylediklerinden birine nail olabilirsem, benim için dünya malından daha hayırlıdır. Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ali'ye şöyle derken işitmiştim; Onu bir savaşta, Medine'de kendi yerine vekil bırakmış; o da Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Allah'ın Resulü! Beni kadınlar ve çocukların yanında mı bırakıyorsun?" diye sorunca Resulullah (sallallahu aleyhi veseilem) ona şöyle buyurmuş: "Sen benim yarımda, Musa'ya Harun mesabesinde olmaya razı değil misin?   Onlardan   farkımız,    benden    sonra    peygamber   gelmeyecek olmasıdır.

      1 Tirmizî'nin Süneriinde bu şekilde geçiyor. Burada kısaltma vardır. Ayrıntısı şöyledir: Muaviye, Hz. Ali'ye hakaret etmeyi emretti, Sa'd kabul etmeyerek ona dedi ki... ilh.
       
      " Hayber gününde de şöyle derken işitmiştim: "Sancağı öyle birine vereceğim ki; Allah ve Resûlü'nü sever, Allah ve Resulü de onu sever." Biz oyalandık. Nihayet Resûlullah (sallaliahu aleyhi veseiiem): "Bana Ali'yi çağırın" buyurdu. Hz. Ali yanına geldi, gözlerinden rahatsızdı. Mübarek tükürüğünü gözlerine sürdü ve sancağı ona verdi, Allah onun eliyle fethi nasib etti. "De ki; Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı, biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da (bed)dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lanet dileyelim" (Âl-i imrân 61) âyeti nazil olunca, Resûlullah (sallallahualeyhi vesellem), Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin'i (Yüce Allah onlardan razı olsun) çağırdı ve: "Allahım! Bunlar benim ailemdir" buyurdu.
      Hafız Ebû Bekr Muhammed b. Abdillah b. Nasr ez-Zağûnî, ravi zinciri ile Ali b. Musa er-Rıda kanalıyla babadan oğula rivayetle, Ali b. Ebî Talib'den naklediyor: Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: "Ey Ali! Allah, senin, ailenin, senin taraftarlarının, taraftarlarını sevenlerin ve onları sevenlerin günahlarını atfetmiştir. Sana müjdeler olsun, sen çok uzak ve çok dolusun. Şirkten uzaklaştırılmış ve ilimle doldurulmuşsun."

      Sirâcuddîn Rükneddîn Muhammed b. Ahmed el-Mekkî'nin ravi zinciri ile Kasım b. Cafer tarikiyle babadan oğula Hüseyin b. Ali'ye dayandırdığı bir rivayette Şehid Hüseyin b. Ali (aleyhisselam) dedi ki: Dedem Resûlullah'ı (sallaliahualeyhi veseiiem) şöyle derken işittim: "Kim benim hayatımı yaşamak, öldüğüm gibi ölmek ve Rabbimin bana vaad ettiği Cennete girmek istiyorsa, Ali b. Ebî Tâlib'e, ondan sonra da hidayet imamları ve semanın kandilleri olan temiz züriyyetine tâbi olsun. Onlar kesinlikle seni, hidayet kapısından dalalet kapısına çıkarmazlar."
      Mahmud b. Ömer ez-Zemahşerî, ravi zinciri ile Zeyd b. Yusey'den nakleder: Ebû Bekr es-Sıddîk'in şöyle dediğini işittim: Resûlullah'ı (sallaliahu aleyhi veseilem) çadır kurmuş ve Bedevi yayına dayanmış bir vaziyette gördüm. Çadırın içinde ise Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin (aieyhimusselam) vardı. Resûlullah (sallaliahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Ey Müslümanlar! Çadırın içinde bulunanlarla, barışık olanla ben de barış içinde olurum. Onlarla savaşanla ben de savaşırım. Onlara dost olanın dostuyum, onları seven mes'ûd soylu, güzel evlatlıdır. Onları sevmeyen şakî soylu, kötü evlatlıdır."

      Birisi hadisi nakleden Zeyd b. Yusay'e: "Ey Zeyd! Bunu (Ebû Bekir'den) bizzat sen mi işittin?" diye sorunca Zeyd: "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki, evet" karşılığını verdi.
       
      Ebu'l-Muzaffer Abdulmelik b. Ali el-Hemadânî, raviler zinciriyle Mücâhid'e dayandırdığı bir rivayette, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakletti: Resûlullah (sallallahu aleyhi veseiiem) şöyle buyurdu: "Miraca çıkarıldığım zaman, Cennetin kapısında şöyle yazılı olduğunu gördüm: Allah'tan başka İlah yoktur. Muhammed O'nun Resûlü'dür. Ali, Allah'ın habibidir. Hasan ve Hüseyin, Allah'ın safvesidir. Fâtıma, Allah'ın kuludur, onları sevmeyene Allah'ın laneti vardır."
       
      Ehl-i Beyt hakkında kaleme aldığım şiirlerden bir bölüm:
      Sefil olmalarını Yezîd-i nâr istedi,
      Ölüm rüzgârlarına kapılsınlar istedi.
      İlahi adaletin onlar için tercihi,
      Yıldızların üstünde uçuşan yürek idi.
      Onların fazileti saymakla bitirilmez,
      Semadaki bulutlar sayılabilse idi.
       
      Allah'ı ve Resûlullah'ı sevenlerin bir bölümü, mevkiine güvenen Ehl-i Beyt düşmanlarının ve gerisindeki yerleşmiş mantıkların rezil olmasının, onları aldatıp helak topraklarına sürüklemesinin, aptallıklarının burunlarını sürterek cehenneme götürmesinin sebebi olarak; Ali'nin Fâtıma'dan olan çocuklarının, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) evlatları olduğunu inkâr etmeleri olarak görmüşlerdir. Bunlardan biri de, kindar ve belalı Haccâc'dır. Ali b. Ahmed el-Asımî, raviler zinciriyle Yahya b. Ya'mer el-Âmirî'nin nakleder: Haccâc(-ı Zalim) beni çağırıp: "Ey Yahya! Ali'nin Fâtıma'dan olan çocuklarının, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) çocukları olduğunu, sen mi iddia ediyorsun?" dedi. Ona: "Eğer bana (cezalandırmayacağına dair) güvence verirsen konuşurum" dedim. "Tamam, sana güvence verilmiştir" dedi. Dedim ki: Sana Yüce Allah'ın Kitabını okuyacağım; Allah: "Biz O'na İshâk ve (İshâk'ın oğlu) Yakub'u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik" (En'âm 84) ve "İsa ve İlyas'ı da (doğru yola iletmiştik). Hepsi de iyilerden idi" (En'âm 85) buyuruyor. İsa, Allah'ın kelimesi ve ondan Bakire Betül'e yerleştirdiği bir ruhtur. İsa'nın soyunu Yüce Allah, İbrâhîm'e bağlamıştır. Haccâc dedi ki: "Bunları tekrar etmenin ve açıklamanın sebebi nedir?" Dedim ki: Yüce Allah'ın "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, «Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler" (Âi-i imrân 187) buyurarak, ilim ehlinin ilimlerini gizlememelerini farz kılmasıdır. Dedi ki: "Doğru söyledin, artık bunu söyleyip açıklamayı bırak."
       
      Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)  şöyle buyururdu: "Her çocuk (asabe) baba tarafına intisab edilir, Fâtıma'nın çocukları hariç; ben onların babaları ve asabeleriyim." Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem)  Hasan ve Hüseyin'i, kendi oğulları olarak ifade ettiği hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Haccâc inatla üstünlük taslayarak başına bela almış oldu. Laf arasında sorulan bir soruya, isabetli cevap verme kabiliyetine sahip Yahya b. Ya'mer, ince anlayışı ve derin ilmiyle ona; İsa'nın (aleyhisselam) İbrâhîm'in (aleyhisselam) soyundan, annesi tarafından bağlanıp geldiğini ifade eden âyeti okuyarak susturdu. Hüccetini sert bir lokma olarak ona yedirdi, lokma bağırsaklarına doğru yol aldı. Hücceti kafasına tokmak gibi indirdi ve onu kendi düşünceleriyle baş başa bıraktı. Allah, Haccâc'a ve onun soyundan gelen melunlara lanet etsin. Ehl-i Beyt'i sevmeyenlerden onun grubuna meyledene, ipine sarılana da... Ehl-i Beyt'e kin besleyene, katillerine, kanlarını akıtanlara, öldürülmelerine yardımcı olanlara, bu fikri verenlere ve yol gösterenlere, lanet etmeyene de Allah lanet etsin. İslam dininde, yasak avlanmaya sebep olmanın yasak avlanma hükmünde olduğu bilinmiyor mu? Eğer yasak avlanmaya sebep olanla ilgili Allah'ın hükmü böyle ise,  Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem)  mahremini yok eden ve yeryüzünde başka bir peygamber torunu yok iken, arz gününün Şefaatçisinin torununun kanını dökenle ilgili hükmü nasıl olur?!
       
      İşte ben zamanı geri götürüp, onun yanında savaşmaya, kanımı dökmeye ve önünde durmaya muktedir olamayınca, kalemimi hareket ettirerek onun (Maktel'ini) öldürülmesini yazmayı, onun ve onun züriyyetinin yanında dil ile savaşmayı arzuladım. Dil ile yanlarında savaşmasam da, düşmanlarıyla uygun edebiyatla vuruşmasam da, yanlarında elimle kolumla savaşmasam da; derlemem onların katiline laneti yeniler, âlimlerin dikkatini onlara köstek olup pusu kuranlara yönlendirir. Bir umudum da Dedeleri Muhammed Muctebâ'nın (sallallahu aleyhi vesellem)  katında, ona yakın olanlarla, züriyyetinde veli olanlarla birlikte şefaat şansım olmasıdır. Arşın perdesinin arkasından bir münadinin; "Ey buradakiler, gözlerinizi kapatın, Muhammed'in kızı Fâtıma geçecek. Fâtıma,
       
      Hüseyin'in kanına bulanmış bir elbiseye bürünmüş vaziyette (Arasat meydanından) geçer. Arş'ın eteğinin etrafında dolanıp: "Sen Cebbar ve Adil'sin; oğlumun katilleriyle aramda hüküm ver" diyecektir. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem)  diyor ki: "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki, Allah kızımın lehine karar verecektir." Sonra Fâtıma: "Benim musibetime ağlayanlar için, bana şefaat hakkı ver" diyecektir. Yüce Allah da onlara şefaat etmesine izin verecektir.
       
      Bu derlemeyi on beş bölüme ayırdım:

      1.    Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem)  faziletiyle ilgili kısa bir bölüm
      2.    Allah'a ve Resûlullah'a iman konusunda dünya kadınlarının öncüsü olan Hatice binti Huveylid'in fazileti
      3.    Ali b. Ebî Tâlib'in annesi, Esed b. Hâşim b. Abdi Menafin kızı olan Fâtıma'nın fazileti
      4.    Müminlerin Emiri Ali b. Ebî Tâlib (aleyhisselam) ve temiz züriyyetinin fazileti
      5.    Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) kızı  Fâtıma'nın fazileti
      6.    Hasan ve Hüseyin'in (aleyhisselam) fazileti
      7.    Sadece Hüseyin'in (aleyhisselam) fazileti
       8.   Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) Hüseyin'in (aleyhisselam) sonradan başına geleceklerle ilgili verdiği haberler
      9.    Hüseyin'le, Velîd b. Utbe ve Mervan b. el-Hakem arasında, Muaviye döneminde ve ölümünden sonra meydana gelen olaylar
       10. Mekke'deki yaşamı, Küfe halkının kendisine gönderdiği mektuplar, Müslim b. Akîl'i Kufe'ye göndermesi ve orada öldürülmesi
      11.  Mekke'den Irak'a yolculuğu, yolculuk sırasında başına gelenler, Kerbelâ'da Fırat kenarında konaklaması ve orada şehit edilmesi
       12.  Katillerinin akibeti ve lanetlenmesi
      13.  Başına gelen musibeti anmak ve mersiyeleri
      14.  Türbesini ziyaret ile ilgilidir. Allah bize ziyaretini nasib etsin.
      15.  Muhtar b. Ebî Ubeyd es-Sekafî'nin (Allah rahmet etsin), Hz. Hüseyin'in katillerinden ve ona ihanet edenlerden (Allah lanet etsin) intikam alması ile ilgilidir.

      Kimsenin duymadığını öğreten bu kitabın müellifine bir hediye sunmak istedim. Musannifi, hiçbir topluluğun reddedemeyeceği seviyede bir
      eserle süslemeyi amaçladım. Işık yücelerek yayılsın, düşünceler açıklansın istedim. Ne fanatiklerin (Gulât-ı Şia'nın) rivayetlerini bulaştırdım, ne de yanılgıya düşenlerin zevk alacağı şeylerle süsledim. Bu derlememi, ihlâslı olanların kalbini bu kan davalarından kurtaran, Muhtâr'ın hikâyesi, Ubeydullah b. Ziyad'ın öldürülmesi ve İbrâhîm el-Eşter'in onu kılıçtan geçirmesini anlatarak bitirdim. Bir cinayet şebekesinin tutuşturduğu, Müslümanların kalbindeki ateşi sönmeyen yangını söndürmek ve asilerin, dünyada temizlenmesi zor olan ayıbını temizlemek istedim. Mantıklı davranmayı reddetmişler, aklın gerektirdiğine isyan etmişler, Allah'ın en ağır gazabını celbetmişler ve Sebt ashabının hak ettiğini hak etmişlerdi. O anda, eşkiyanın eline bahtiyarlara üstünlük sağlamış olsalar da, asiler şehitlere galebe çalma fırsatı bulmuş olsalar da bu, Yüce Allah'ın, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) soyundan gelenlere güzel bir mevki ve akibet ikramında bulunması için fırsat olmuştur. Şehid olmalarını takdir ederek sevaplarını katlamıştır. Sonra Yüce Allah, Ubeydullah b. Ziyad'ın üzerine, cesur oğlu cesur, savaşçı oğlu savaşçı olan İbrâhîm b. el-Eşter fırtınasını gönderdi. Onun canını aldı, güneşini kararttı. Yaptıklarının karşılığını ve cezasını ona kat kat tatmasını sağladı. Burnunun yerde sürülmesini, kılıçların başından aşağı dökülmesini sağladı. Hem onu, hem o melun şebekeden ona yakın olanları ve birlikte hareket eden o pis bedenleri kılıçtan geçirdi. Bu öyle bir kılıç kî; hak edenlerin kanını akıttı, bu kendini bilmezlerin boyunlarının vurulmasına hükmetti, uzun kollarını onları canını almak için uzattı, kalplerine yılan zehirine batırılımış bir mızrak sapladı. Yeryüzünü, o saygısız ve insanlara acı veren pisliklerden temizleyip, yerin dibine göndermiştir. "Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (En'am )  ( Kerbela Olayı Kitabı , kerbela kitabı , kerbela kitapları , islami kitap satış , ocak yayınları , kerbela kitabı tercümesi , kerbela olayını anlatan kitaplar , Hz. Hüseyin ve Kerbela )




      Ocak Yayınevi Kerbela Olayı  adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789759016869
      MarkaOcak Yayıncılık
      Stok DurumuVar
      9789759016869
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.