• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi

      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Görsel 7
      Fiyat:
      80,00 TL
      İndirimli Fiyat (%55) :
      36,00 TL
      Kazancınız 44,00 TL
      4.0 7
      36.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap             Kimyayı Saadet , Mutluluk Hazinesi                         
      Yazar            İmam Gazali   
      Yayınevi        Bedir Yayınevi
      Tercüme        A. Faruk Meyan
      Kağıt  Cilt      2.Hamur kağıt, Kalın Ciltli , sıvama cilt
      Sayfa  Ebat   832 sayfa,  17x24 cm 
      Yayın Yılı       2017



      İmam gazali kimyayı saadet kitabı nı incelemektesiniz.
      Bedir yayınları kimya-i saadet kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

        
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
       
      kimyaı saaadet mutluluk hazinesi
      imam gazali
      bedir yayınları

       
       
              MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ
       
      Devamlı var olan. O'ndan başkası O'nunla varlıkta duran, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, zâtında, sıfatlarında ve işlerinde benzeri ve ortağı bulunmayan, yaratılmışlardan hiç birine benzemeyen: diri, bilici, işitıci, görücü, dileyici, gücü yetici, söyleyici ve yaratıcı olmak sıfatlarına sahip olan Allahü Teâlâ'ya, «01» emri İle yarattıklarının sayısı kadar hamd ü senalar olsun!
       
      Bütün dualar, iyilikler O'nun Peygamberi ve en sevdiği kulu, insanların her ba­kımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed Mustafa'ya (sallâllahü aleyhi ve sellem) ve ehli beytine ve ashabına (ndvanullahi teâlâ aleyhim ecmâin) ve bunlan sevenlere ve izlerinde gidenlere olsun.
       
      Cenâb-ı Hak, bütün insanlara, sayılamayacak kadar çok nimet, iyilik vermiştir. Bunların en büyüğü, en kıymetlisi olarak da, Resuller ve Nebiler (aleyhimüsselâm) göndererek ebedî saadet yolunu göstermiştir ve «Nimetlerimin kıymetini bilir, emret­tiğim gibi kullanırsanız, onları artırırım. Kıymetini bilmezseniz, elinizden alır, şiddetli azab ederim» (1), buyurmuştur.
       
      1. 14 — İbrahim: 7.
       
      Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) bir hadîsi şerifte, «Ümme­timin âlimleri, Ben-i İsrail'in peygamberleri gibidir», diğer hadîsi şerifte de «Alimler peygamberlerin vârisleridir» (2), buyurdu. İmâm Rabbani (kuddise sirrûh) bu ikinci hadis i şerifi açıklarken buyuruyor ki: Vâris, vârisi olduğu kimsenin her şeyinde vâ­risidir. Peygamber Efendimizin (sallâllahü aleyh ve sellem) vârisi olanlar da, her hu­susta, onun vârisidir. İsminden, ahlâkından, nübüvvet ve velayet kemâlâtından hisse­lerini alanlardır. Yalnız Fıkıh bilgisi olana, Fıkıh âlimi; yalnız Tasavvuf bilgisi olana. Tasavvuf âlini denir. Yalnız Kelâm bilgisi olana. Kelâm âlimi denir. Hepsini kendinde toplayana, âlim denir. İşte hadîsi şerifle, peygamberlerin (aleyhimüsselâm) vârisleri diye bildirilen âlimler bu âlimlerdir.
       
      Hiç şüphe yok ki. Kur'ân-ı Kerîm'i ve Peygamber Efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) hadîsi şeriflerini ezberleyen, derin mânâlarını, peygamberlik kandilinden aldıkları nûr ile anlayan: İlmin, amelin, takvanın, keremin, cömerdliğin, velayetin ve ihlâsın sembolü olan meşhur dört mezheb imâmı ve Hüccetü'l - İslâm İmâmı Gazâlî 
      (rahmetullahi aleyhim), varis olan bu âlimlerin, en önde gelenleridir. Hepsi müctehid-i mutlaktır.

      (2) Dy. Mukaddime, 32; Hn. I. 196.

       
      E'ûzü  besmele okuyarak, tercümesine başladığım Kimyâ-yı Saadet kitabı, Hücce-tü'l- İslâm Muhammed İmam Gazâli'nin (rahmetullahi aleyh) en meşhur kitabları ndandır. Bunu okuyan bir kimse, bir İslim âliminin, ilminin nasıl olduğunu anlar.
       
      Muhammed bin Muhammed Gazali, Hicri 450 yılında İran'ın Tûs, yâni Meşhed şehrinde doğdu. 478 yılına kadar, yâni yirmisekiz yaşına gelinceye kadar, Tûs, Gürgân ve Nişapur'da zahirî ilimleri, yâni şeriat ilimlerini tahsil etti. Nişapur'da senelerce İmamü'I -' Haremeyn Ebû'l - Maalt'den ilim okudu. Hocasının sağlığında birçok kitablar yazdı. Bunların en meşhurları: Vasit, Basit, İhyâu Ulûmi'd Din, Mustasfa, Tehâfütü'l -Felâsife, Mihekku'n - Nazar, Mi'yarü'l - ilim, Makaasıd Maznun u Bih lâ Gâyr-i Ehlih, Maksadü'l - Esna fil Şerhil - Esmâü'l - Hüsnâ, Mişkâtü'l Envâr, Kimya yı Saadet, El Munkızü Mine'd - Dalâl ve daha pek çok eseridir. Kırk cildlik Tefsir u Yakûti't -Te'vtl ve Cevâhirü'l - Kuran kitabları da meşhurdur. Kardeşi İmâmı Ahmed Gazali der ki: Muhavvel kitabını yazdığı zaman, hocası İmâmü'l - Harameyn'e takdim etti. İmâmü'l - Harameyn, «Senin bu kitabın, benim kitabları mı örttü», buyurdu.
       
      478 yılında, Selçuklu Devletinin pâdişâhı Melikşâh'ın veziri Nizâmü'l - Mülk ile görüştü. Nizâmü'l Mülk ilim ve faziletine hayran oldu. Bu görüşme 484 yılına kadar devam etti. Bu sene içinde, Nizâmü'l Mülk'ün ricası üzerine, Bağdad'daki Nizamiye Medresesi'nin (üniversitesinin) müderrisi (profesörü) oldu, 488 yılına kadar orada âlimlerin en yüksek makamında bulundu. El - Munkızü Mine'd Dalâl kitabını orada yazdı. Bu kitabı okuyanlar, İmâmı Gazali'nin din ilmi gibi zamanın fen ilimlerinde de, ne kadar derin olduğunu anlarlar.
       
      Bundan sonra, tedristen ve bu makamda bulunmaktan çekilip başka bir hâl aldı. Zühd ve dünyadan el çekme yolunu seçti. Bağdad'dan ayrıldı. Şam'a, Kudüs'e ve ora­dan Hicaz'a gitti. Hac dönüşü bir müddet İskenderiye'de kaldı. Uzlet hayatı yaşadı. Çe­tin riyazetler, zor mücâhedeler yaptı. Bunların neticesinde, bir başka Gazali olarak göründü. Kimyayı Saadet kitabı bunu güzel bildirmektedir.
       
      Dünyadan el çekip, en güzel ahlâka ve mertebelere kavuşmak İçin olan bu hâli, on sene devam etti. Yâni 498 yılma kadar böyle yaşadı. Sonra vatanı olan Tûs'a geldi. Bir sene daha uzlet hayatı yaşadı.
       
      Tasavvuf ilimlerinde mürşidi. Silsile-i Zeheb'in en büyük halkalarından olan, Ebu Alî Fâremidi hazretleridir (kuddise sirrûh). Onun huzurunda kemâle geldi. Zahiri ilimlerde eşsiz âlim okluğu gibi, tasavvuf ilimlerinde de mürşid oldu. Her iki ilme sa­hip olup vârisi Resulullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) oldu.
       
      Sultan Sencer'in ısrarı üzerine Nişapur'dakl Nizamiye Medresesi'nde müderris oldu. Fakat Bağdad'daki Gazali başka. Nişapur'daki Gazali ise daha başka idi. Nişapur'daki Gazali, on bir sene riyazet ve mücâhede potasında eriyen, arınan ve dünya isteklerinden tamamen uzak olan Gazali idi. Mükâşefe, müşahede, velayet sırlarına, ilim nurlarına dalmış Gazali idi.
       
      Nişapur'da bir sene müderrislik yapıp daha yüksek derecelere, manevî kemâllere kavuşmak arzusu ile yine vatanı olan Tûs şehrine döndü. Bir medrese ile, bir hanekah yaptırıp, vaktinin bir kısmını ilim öğrenmekle diğer kısmını da tasavvuf yolunda on­lara feyz ve nûr sunmakla geçirdi. 505 yılında Cümâde'l-ahire ayının ondördüncü günü vefat eyledi.
       
      imâmı Gazali müctehid idi. içtihadı Şâfıî mezhebine uygun oldu. O kadar çok kitab yazdı ki, ömrüne bölününce bir güne onsekiz sahife düşmektedir. Kitapları çok kıymetlidir. Batı dillerine çevrilmektedir. Eyyühe'l - Veled kitabı, 1915'de kurulmuş olan Milletlerarası İlim Yayma Teşkilâtı (UNESCO) tararından 1951'de Fransızcaya. lngilizceye ve lspanyolcaya tercüme edilerek, hepsi basılmıştır. 1959'da dört Alman mütefekkirinin Gazalinin kitablarını okuyarak İslâm dinine âşık olduklarını ve imâ­mın kitâblarını Almancaya çevirmekte olduklarını gazetelerde okuduk.
       
      İmâmı Gazâli'ye İslâm filozofu diyenler oluyor. Bu büyük imâm, filozof değildir. Bir İslâm âlimi, bir müetehiddir. Onun kitablarında mevzu' hadis var sanan kimse, ya onu tanımayan, din imâmı ve müetehid ne demek olduğunu bilmeyen yahut ehli sünnete düşman olan Vahhabîlerin ve reformcu mezhebsizlerin tuzağına düşmüş bir zavallıdır. İslâm âlimlerinin hiç biri filozof değildir. Filozof. İslâm âlimi olamaz. İslâm filozofu diye bir şey yoktur. O Hüccetü'l - İslâm idi. Bu isimle tanınır. Hüccetü'l - İslâm demek, üçyüz bin hadisi şerifi, râvileri ile ezbere bilen kimse demektir. Bunun için Gazâli'ye dil uzatanların, dilleri tutulsa yeridir.

      Kimya yı Saadet kitabı, ihyâu 'Ulûmi'd din kitabının Farsça ile yazılmış hulâsasıdır. ihyâ kitabını, uzlet hâlinde iken yazmıştır. Rükün ve fasıllara ayrılması, Kim­yayı Saâdet'e yakındır.

      İmâmı Gazali dokuz asır kadar önce yaşamıştır. Din ilimlerinde derin olduğu kadar, zamanın fen bilgilerinde de ilerde idi. Bu kitabı okurken, ilminin çokluğunu, aklının kuvvetini, zekâsının inceliğini, düşünce sahasının genişliğini, İslâm dinini nasıl bir edeble anlattığını, ihlâsını anlayacaksınız. Ancak, fen bilgilerinden bu kitabda yaz­dıklarını, içinde bulunduğumuz atom çağındaki fen bilgileri ile karşılaştırmamalı o zamanın fen bilgileri ile mukayese etmeli, üstünlüklerini anlamalıdır. Yâni dokuz yüz yıl öncesine inip öyle düşünmelidir. Çünkü fenni buluşların nasıl bir hızla ilerlediğini hepimiz görüyoruz.
       
      Bu kitabda ibadât ve Muamelât kısımlarında İmâmın kendi içtihadları da bulun­maktadır. Bu yüzden muhterem okuyucularımız, bu hususlarda Hanefi mezhebine uyma­yan bazı mes'eleler görürse —ki görecektir— yanlıştır hükmüne kapılmayıp içtihad ol­duğunu, bir müetehidin ayet-i kerimelerden, hadisi şeriflerden ve icma-ı ümmetten çıkardığı hükümler olduğunu düşünmelidirler. Dinimizin dört sağlam delilinden dör­düncüsünün (kıyâs ı fukahâ) olduğunu herkes bilir. Ve yine herkes bilir ki, içtihadda yanılma bir, doğruyu bulana iki veya on sevab vardır. Kitabın tamamını tercüme et­tiğimiz için, içtihadla alâkalı kısımları da tercüme ettik. Dikkat buyurulması için, bir­kaçına dip notu da ilâve ettik.
       
      Tercüme esnasında, mümkün mertebe, kitabın metnine, Gazâli'nin üslûbuna bağlı kaldık. Bu tercümeyi 1956 yılında Tahran'da Merkez Kütüphanesinin bastırdığı nüsha­sından yaptık. Ancak anlaşılmayan bir yer olduysa, Hindistan baskısı ikinci bir nüs­haya müracaat ettik, inşâallahü Teâlâ, imâmın muradına uygun tercüme olmuştur.

      Cenabı Hakk'ın. bu ümmet-l Muhammedde (sallâllahü aleyh! ve sellem) en büyük nimetlerinden biri olan İmâmı Gazali, Hicri beşinci asrın müceddidi yâni beşinci asırda islâm dininin kuvvetlendiricisi, bilgilerini yenileyicisi, bld'atlerin kökünü kazıyıcıssdır.

      İslâm dininin bilgilerini. İslâm âlimlerinin. Allahü Teâlâ'nın seçkin kullarının kitablarından okumak, öğrenmek lâzımdır. Her gazete ve din perdesi altında yazılmış kitabdan din öğrenilmez. Din kitabı almak için, önce yazarının kim olduğunu, dinimizdeki âlimler arasındaki yerini bilmek gerekiyor. Dini hiçbir mes'uliyet duymadan, doğru - yanlış sayısız din kitabı çıkarılıyor. Din kitabı yazmak için, korkmak, titremek ve büyük mes'uliyet altına girdiğini düşünmek lâzımdır. Bunun için de ilmi çok, edebi çok, mes'uliyet duygusu ve Allah korkusu çok Allah adamlarının kitablarını okumaktan başka çâre yolrtur. Doğru sözler arasına, bir iki yanlış mânâ ilâve edip böylece maksadlarına kavuşan, din, iman hırsızları, âlim taslakları ve pervasız reformcuların ki­tablarını değil, bu dini mübini bize ulaştıran ve bunu korumak için kanlarını, canlarını seve seve fedâ etmiş olan büyük atalarımızın, aziz ceddimizin yazdıkları ilmihâl kitab­larını okumalıdır.
       
      İslâm semâsının en parlak yıldızlarından olan Hüccetü'l - İslâm İmâmı Gazâli'-nin (rahmetullahi aleyh) çok kıymetli bir hazine ve hakikaten demir gibi sert ve paslı kalbleri, parlak altına çeviren bir kimya olan bu kitabını tercüme etmeyi, bu günahı çok, akü ve ilmi az kuluna nasib ettiği için Allahü Teâlâ'ya sayısız hamd ü senalar olsun.
       
      Allahü Teâlâ kusurlarımızı afv eylesin. İbadetlerimizi ve tevbelerimizi kabul ey­lesin. Her iki cihanda sevdikleri ile bulundursun. Kalblerimizi Ehli Sünnet i'tikadı ile, azalarımızı şeriate uygun amel ile ziynetlendirsin. Kendi sevgisini, Habtbinin (sallâllahü aleyhi ve sellem) sevgisini, ehli beytin ve her biri birer hidâyet yıldızı olan ashâb-ı kiramın sevgisini (rıdvanullahi aleyhim eemâin), âlim ve evliya kullarının sevgisini kalblerimizde artırsın. Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak tanıtsın. Amin!..
       
      A. FARUK MEYAN

       
             MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
       
      Hakiki var ve bir olan Allahü Teâlâ'ya, yağmur damlalarının, gök­teki yıldızların, ağaçlardaki yaprakların, sahralardaki kumların, yer ve gökteki zerrelerin (atomların) sayısınca hamd ü senalar olsun! Ce-lâl, büyüklük, azamet, yükseklik, mecd ve değer Ona mahsustur. Celâ­linin kemâlinden hiçbir mahlukun tam manasıyle haberi yoktur. Hiç kimse Onu hakkıyle bilemez, tanıyamaz, onu tanıyamadığını söyle­mek, sıddikların tanımasının sonudur. O'nua hamd ü sena etmekte ku­surlu olduğunu itiraf etmek, meleklerin ve peygamberlerin hamd ü se­nasının sonudur. En akıllıların aklının sonu, Onun Celâl nurlarının da­ha başlangıcında hayrette kalır. Velilik yolunda ilerleyenler ve o yola girenler, O'nun Cemâline yaklaşmayı arzulamakta dehşettedirler. O'nu hakkıyle tanımaktan ümid kesmek bu işten elini çekmektir. O'nu hakkiyle tanıyorum demek, hayâl yoluyla benzetmek ve temsildir. O'nun zâtının, Cemâlinin mülâhazasında bütün gözler, hayran ve şaşkındır. O'nun akıllara durgunluk veren intizamlı san'atına bakmak da bütün akılların edindiği, zarurî bir marifettir. O'nun zâtının azameti karşı­sında, nasıldır ve nedir? diyecek kimse yoktur. Derin, manâlı sun'undan gafil olacak hiçbir kalb yoktur ki, varlığı ne İle ve kim iledir diyebilsin. Hattâ her şeyin, O'nun kudretinin alâmeti olduğunu kendiliğinden bilir. Her şey O'nun azametinin nurlarıdır. Hepsi O'nun hikmetinin acâib ve garlb işleridir. Hepsi o hazretin Cemâlinin pırıltıları lir. Hepsi Onunla vardır. Belki her şeyin kendisi O'dur. Çünkü, O'ndan başka hiçbir şeyin hakikatte varlığı yoktur. Her şeyin varlığı, O'nun varlığının nûr ve pı­rıltılarıdır.

      Peygamberlerin efendisi, mü'minlerin yol göstericisi ve rehberi, rububiyet esrarının emini, Allahü Tcâlâ'nm seçtiği, beğendiği Muhammed Mustafa'ya (sallâllahü aleyhi ve sellem), her biri ümmetin rehberi ve Şeriatın bildirici olan ve ashabının hepsine ve Ehl i Beytine salat ü se­lâm olsun.
       
      Allahü Teâlâ'ya hamd. Resulüne salât u selâmdan sonra: Biliniz ki, insanoğlu, oyun ve boş şeylerle uğraşmak için yaratılmadı. Bilâkis ona büyük işler ve büyük kıymet verildi. Çünkü, ezeli değilse de, ebedîdir. Dedeni, topraktan olup süfli İse de, ruhunun hakikati ulvi ve Rabbani­dir. Başlangıçta cevheri; hayvan, yırtıcı hayvan ve şeytan sıfatları ile karışmış ise de günah işlememe kabında, bu karışıklıktan ve bulaşıldık­tan arınır, Hazret-i rububiyyete lâyık olur. Esfel-i Safilinden (alçakların en alçağından), a'lâ-yı illiyyîne (yükseklerin en yükseğine) kadar olan bütün alçaklık ve yükseklikler onun İçindir. Onun esfel-i sâfilîni, hay­vanların, yırtıcı hayvanların ve şeytanların seviyesine inmesi olup şehvet ve gazabına esir olmasıdır.
       
      A'lâ-yı illiyyîni ise, şehvet ve gazabın (kızgınlığın) elinden kurtulup, ikisini de kendisine esir ettiği, onları kendi emrine aldığı melekler makamıdır. Şehvet ve gazabına hükmedince, Allahü Teâlâ'ya kulluk makamı ele geçer. Kulluğun bu makamı ise meleklere mahsustur. Bir insanın en yüksek derecesi budur. İnsana, Allahü Teâlâ'nın Cemâline ünsiyet lezzeti hâsıl olunca, o Cemâlin tecel­lisi İle meşgul olmaktan bir an ayrılamaz! O Cemâle bakmak, onun Cen­neti olur. Gözün, karnın ve diğer uzuvların arzu ettiği Cennet, bunun yanında aşağı kalır.
       
      İnsanlık cevheri, yaratılışının evvelinde noksan ve aşağı olunca, mücâhede etmeksizin ve ilâç vermeksizin onu bu noksanlıktan kemâl derecesine ulaştırmak mümkün olmaz.
       
      İş böyle olunca, bakırı ve pirinci arıtıp, temizleyip hâlis altın ya­pan kimya (formül) zor ele geçer. Bunu herkes bilemez. Bunun gibi, insanlık cevherini hayvanlık seviyesinden kurtarın melek temizliğine ve nefasetine ulaştıracak ve bununla ebedî saadete kavuşturacak kim da zor bulunur ve bunu herkes anlayamaz.
       
      Bu kitabdan maksat, ha­kikatte ebedî saadet kimyası olan bu karışık kimyanın izahıdır. Bu ki­taba, bunun İçin KİMYAYI SAADET ismini verdik. O madenlerle ilgili kimyadan ziyade asıl buna kimya demek lâzım gelir. İkisinin de rengi sarı olmakla hiç bakırla altın bir olur mu? Hem o kimya dünya ni­metinden başka bir şey değildir. Fakat dünyanın müddeti nedir ki? Hal­buki hayvani sıfatlarla melek sıfatları arasında, esfel-i sâfilinden a'lâ-yı illiyyine kadar ne kadar dereceler vardır.
       
      Bu kimyanın neticesi ebedî saadettir. Müddetinin sonu yoktur. Çe­şit çeşit nimetlerinin nihayeti yoktur. Onun nimetleriyle nimetlenene hiçbir sıkıntının yolu yoktur.
      ( imam gazali kimyayı saadet, bedir yayınları, a. faruk meyan, kimyayı saadet tercümesi, kimya ı saadet kitabı, kimya-yı saadet, imam gazali kitapları, mutluluk hazinesi, hüccetül islam, kimya-i saadet kitap )
       
       
      MUHAMMED GAZALİ
       
        

      Bedir Yayınları İmam gazali kimyayı saadet kitabı nı incel diniz. 
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758514243
      MarkaBedir Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9789758514243
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.