• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kitabüt Tabakatül Kebir Tabakat, İbn Sad, 11 Cilt

      Kitabüt Tabakatül Kebir Tabakat, İbn Sad, 11 Cilt
      Kitabüt Tabakatül Kebir Tabakat, İbn Sad, 11 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      780,00 TL
      İndirimli Fiyat (%44,9) :
      430,00 TL
      Kazancınız 350,00 TL
      4.5 4
      430.00 www.goncakitap.com.tr
      107,50 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
                 Stoktan Kargo 

        Kitap              Kitabüt Tabakatül Kebir - Tabakat
        Yazar             İbn Sad
        Tercüme        Heyet
        Yayınevi        Siyer Yayınları
        Kağıt  Cilt      Sarı şamua, 11 Lüks Cilt
        Sayfa  Ebat   5.583 sayfa, 17x24 cm
        Yayın Yılı       2014
        ISBN              9786054620487

       
      Siyer Yayınevi Kitabüt Tabakatül Kebir Tabakat kitabını incelemektesiniz.
      11 cilt Kitabüt Tabakat kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
        
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

         
          Çeviri Heyeti
       
      Prof. Dr. Abdurrahman ELMALI, Prof. Dr. Ali BAKKAL, Prof. Dr. Hikmet AKDEMİR, Prof Dr. Musa Kazım YILMAZ, Prof Dr. Mustafa EKİNCİ, Prof. Dr. Yusuf Ziya KESKİN, Doç. Dr. Mehmet AKBAŞ, Yrd. Doç. Dr. Abdullah YILDIZ , Yrd. Doç. Dr. Ahmet ASLAN, Yrd. Doç. Dr. Ayhan ERDOĞAN, Yrd. Doç. Dr. Mahmut POLAT, Yrd. Doç. Dr. Mehmet DİLEK , Yrd. Doç. Dr. Mehmet Vehbi ŞAHİN ALP, Yrd. Doç. Dr. Veysel KASAR, Yrd. Doç Dr. Yasin KAHYAOĞLU
       
       
      Son Okuma : Hüseyin YILDIRIM Abdulkadir ALTINHAN Ömer KAYMAZ Mehmet
       
       
         ET-TABAKÂT NASIL BİR KİTAPTIR ?
       
       
      Et Tabakât, kendi alanı ile alakalı eserler içerisinde bize kadar ulaşan en eski kitaptır.
       
      İslam kültür tarihinde tabakât kitaplarının ilki ve zamanımıza inti­kal eden çalışmaların en eskisi olan Kitâbü't-Tabakâti'l-kebîr, kendi saha­sında yazılan eserler mikyasında kapsamı ve özgünlüğü ile öne çıkan bir eserdir. Bu eser, temel olarak siyer-megâzî ve tabakât ana bölümlerinden meydana gelmektedir. Kitabın ilk iki cildi, siyer- meğâzî bölümünden oluşmaktadır. Bu ilk bölüm, İbn İshâk'ın İbn Hişâm yoluyla günümüze ulaşan es-Siretü'n-Nebeviyye ve Vâkıdî'nin Kitâbü'l-Meğâzî'sinden sonra, Hz. Peygamberin (sas) hayatı ve şahsiyeti üzerine kaleme alınmış mev­cut eserlerin üçüncüsü sayılsa bile, tabakât kitaplarının ilki olduğu mu­hakkaktır.
       
      İbn Sa'd, her ne kadar hocası Vâkıdî'nin "Kitâbü't-Tabakât" adını ta­şıyan bir eserinden bahsediliyor ve ondan sık sık nakiller yapıyorsa da, bu eser günümüze ulaşmadığından şimdilik rical ilmine dair ilk eser olma özelliği kendi Tabakât 'ındadır. Bu özellikte haklı olarak kitabın değerini ziyadeleştirmektedir.
       
      et-Tabakât, kendinden sonra gelen birçok müellifin eserine hem öncülük, hem örneklik, hem de kaynaklık yapmış bir ça­lışmadır.
       
      Bu kıymetli kitap, yazıldığı günden itibaren siyer ve hadis başta ol­mak üzere İslâmî ilimler alanında çalışan ve eserler veren birçok İslâm âlimini hem usul, hem de muhteva açısından etkilemiş, ulema arasın­da İbn Sa'd ve eseri üzerinde genel bir hüsn-ü kabul oluşmuştur. Eğer İbn Sa'd'ın bu her türlü takdire şayan olan gayretinin bir neticesi olan et-Tabakât'ı olmasaydı, İslâm tarihinin farklı yönlerini ele alan sonraki dönem müelliflerinin eserleri birçok tarihi malumatı bizlere ulaştırma imkanı bulamazdı. Nitekim büyük İslam tarihçilerinden ve İbn Sa'd'ın en önemli talebelerinden Belâzürî, fütuhat kitaplarının öncüsü kabul edilen Fütûhu'l-büldân ile ensâb kitaplarının en mühimlerinden biri olan Ensâbü'l-eşrâf'ı telifi esnasında onun eserinden çok faydalanmıştır.
       
      et-Tabakât'ın izlerini sadece Belâzüri'de değil, İbn Mende'de, Taberi'de, Vekî b. Hayyâm'da, Hatîb el-Bağdâdî'de, İmam Nevevî'de, İmam Zehebî'de, İbn Asâkir'de, İbn Abdilberr'de, İbnü'l-Esir'de, İbn Hacer'de, İbnü'l-Cevzi'de ve daha yüzlerce klasik dönem alimlerinde ve çağdaş araştırmacıların çalışmalarında görmekteyiz. Onların bu istifa­deleri sadece rivayet alıntıları ile sınırlı kalmamış, usul/metod, muhteva ve İbn Sa'd'ın yorum ve değerlendirmelerinin etkisi ile geniş bir alana yayılmıştır.
        
      Burada önemli bir noktaya daha dikkatleri çekmemiz gerekmekte­dir. İbn Sad tabakat kitabında özel bir bahis açarak yer verdiği, "Peygamberlik Alametleri" konusu sahasında bir ilktir. Bu konu İbn Sa'd'ın zamanına kadar dağınık bir şekildedir. İbn Sa'd'ın "Delail, Şemail ve Sıfat" ile ala­kalı rivayetleri toparlayıp, konu bütünlüğü ile takdim etmesi, kendinden sonra Delâilü'n-Nübüvve alanında yazılacak olan tüm eserlere rehberlik etmiştir. Bu etkinin nasıl olduğunu, sahalarının otorite kitapları sayılan Ebû Nuaym İsfehânî'nin (336/958) Delâ'ilü'n-nübüvve ile Hilyetü'l-evliyâ ve ayrıca Beyhakî nin (v. 458/1066) Delâ'ilü'n-nübüvve adlı eserlerine bakmak yeterlidir.

       
       Et Tabakat, İslam'ın kilit nesilleri olan en hayırlı üç nesli, ken­disinden sonra gelen nesillere aktaran çok güzel bir kaynaktır.
       
      Efendimiz (sas) bir hadislerinde buyurdukları gibi, "İnsanlık tarihinin en hayırlıları Onunla (sas) beraber yaşayanlar (sahabe), sonra onların ar­dından gelenler (tabiîn), sonra da onları takip edenlerdir (tebeu't-tâbiîn)."t9] Bu üç nesil, İslam'ın diğer nesillere aktarılması meselesinde kilit rol oy­nayan nesilleridir. Onlar, dinin intikal ve muhafazasında özel bir konum­dadırlar. Hal böyle olunca, Müslümanların kendilerine İslam'ı ulaştıran bu hayırlı nesilleri iyice tanıma, onların hayatlarından haberdar olma, özellikle de İslam'ı yaşama ve yaşatma noktasındaki mesajlarını anlama ve kavrama gibi bir zorunlulukları vardır.
       
      Buhâri, FedâilüAshâbi'n-Nebi, 1; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 210-214
       
       
      İşte İbn Sa'd'ın, et Tabakât 'ta yaptığı budur. 0, 11 ciltlik bu muhteşem eserinde, önce Hz. Peygamber'i (sas) en önemli özellik ve vasıfları ile anlatmaya başlayarak işlediği konu­ları şu şekilde aktarır:
       
      Birinci cildinde, beşerin atası Hz. Âdem'den (as) başlayarak, Hz. Pey­gamber'in (sas) nesebi, doğumu, çocukluk ve gençlik yılları, evlilik ve nübüvvet öncesi hayatını, Onun kutlu sireti ile alakalı olan Arap kabile­leri ve o devrin sosyal, kültürel, ticari ve ilmi hayatı adeta bir fotoğraf gibi gözler önüne serer.
       
      İkinci ciltte, Efendimiz'in (sas) gazve ve seriyyelerini detaylı bir şe­kilde anlatır. Özellikle Medine hayatını, hastalanışını, vefatını, ardından söylenenleri ve arkasında bıraktığı neslin en temel özelliklerini farklı tes­pit ve rivayetlerle takdim eder.
       
      Üçüncü ciltten itibaren en hayırlı ilk nesil olan sahabe nesli anlatılır. Bedir'e katılanlarla başlayan anlatım, altıncı cilde kadar devam eder. Buraya kadar et Tabakat bize, beş ana tabakaya ayırdığı ashâbdan 1412 sahâbînin biyografisini aktarır.
       
      Yedinci ciltten itibaren ikinci hayırlı nesil olan Tabiîn nesline geçer. Sözü, Peygamber şehri olan Medineli Tabiîler'den başlatır ve bu ciltte, 890 şahsın biyografisini anlatır.

      Sekizinci cilt, Resûlulah'ın (sas) vefatının ardından siyer coğrafyası­nın çeşitli bölgelerine (Mekke, Taif, Yemen, Yemame, Bahren ve Küfe) yerleşen sahabîler ve bu sahabîlerden rivayette bulunan 1350 şahsın bi­yografisine yer verir.
       
      Dokuzuncu ciltte ise, yine Siyer coğrafyasının özellikle Arap Yarıma­dası dışında bulunan merkezlerine yerleşen Sahabe ve bu Sahâbe'den rivayette bulunan fakih, kurra, muhaddis olan tabiîn ve tebeu't-tâbiîn an­latılmaktadır. Bu ciltte 1272 biyografi yer almaktadır.
       
      Onuncu ve son ciltte ise hanımlar vardır. "Kureyşli Muhacir Müslü­man Hanımlar, Ensâr'dan Biat Eden Hanımlar, İsimleri Bilinmeyen Arap Hanımlar ve Diğerleri" başlığı altında ilk bölümlerde Muhacir ha­nımlarını, arkasından Hz. Peygamber'in kızlarını, halalarını, amca kız­larını ve diğerlerini anlatır. Ensar'ın hanımlarını ise Evs ve Hazrec kabileleri ve bunların alt kollan çerçevesinde takdim eder. Bu ciltte 1902 biyografi yer almaktadır.
       
      Temelde iki ana bölümden oluşan eserde İbn Sa'd, sahabenin her bi­rini âdil kabul ettiği için onlar hakkında cerh ve ta'dîl cihetine gitmemiş, buna karşılık tabiîn ve tebeu't-tâbiîne mensup şahsiyetlerin çoğunlukla hadis rivayetlerindeki durumlarını, sika olup olmadıkları, hadis rivaye-tindeki konumları, hadislerinin delil olup olmadığı gibi hadis ilmin ken­dine özgü terimleriyle kısa ifadelerle bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
       
       
      et-Tabakât, Siyer Coğrafyasının, coğrafi ve kültürel bilgile­rinin büyük bir kısmını yerinde gözlemle elde ederek, tasvir eden önemli bir kaynaktır.
       
       
      İbn Sa'd, yirmili yaşlarında iken Medine'ye gitmiş, orada Hz. Os­man'ın ailesinin azatlısı Ebû Alkame el-Ferevî ile buluşmuş ve ondan bizzat pek çok rivayet almıştır. O yıllarda Medine ve Mekke'deki ikame­ti sırasında Hz. Peygamber'in (sas) gazve ve seriyyelerinin geçtiği yerleri de çok detaylı bir şekilde incelemiştir. Medine'den sonra Rakka'ya ve Dimaşk'a, ardından Bağdat'a giden İbn Sa'd, Siyer Coğrafyasını çok gü­zel bir şekilde öğrenmiştir. Elde ettiği bu bilgileri eserinde rivayetleri ak­tarırken kullanan İbn Sad, bizlere dönemin coğrafyası hakkında başka kaynaklarda olmayan malumatlar sunmaktadır. Eserinde yüzlerce köy, kasaba, şehir, vadi, su yolu gibi pek çok coğrafi mekanların isimleri de­taylı bir şekilde zikredilmiştir.
       
      Talebelerinden ve et-Tabakât'ın râvilerinden Hüseyin b. Fehm ese­re ilâve ettiği hal tercümesinde, İbn Sa'd'ı, "ilmi zengin, çok hadis ve haber sahibi, gartbü'l-hadîs ve fıkıh alanlarında çok kitap yazan"^ bir şahsiyet olarak anlatmıştır. Onun bu geniş ilmi eserinde zaten görülmektedir. Mesela o, bir seriyye veya gazve anlatırken, seriyyenin ismini/komu­tanını, nereye olduğunu, zamanını, yol güzergahını aktardıktan sonra, devamında gazvenin haberini vermekte, ayrıca seriyye veya gazvelerde sancağı kimin taşıdığını, birliğin yada ordunun kaç kişiden oluştuğunu belirtmektedir.
       
      [10] İbn Sa'd, et Tabakat, c. 9, s.372; Hatib el-Bağdâdî, Târihu Bağdat, c. 5, s. 321
       
      Eğer anlatılan gazve ise Hz. Peygamber'in (sas) kendi yerine Medine'ye kimi vekil bırakıldığını söylemekte, yol güzergahın­da yaşanan hadiseleri çok canlı bir şekilde takdim etmektedir. Elbette bu bilgiler bizler için çok önem arz etmekte, Siyer Coğrafyasını tanıma adına mühim bir imkâna dönüşmektedir.
       
      Et Tabakât, başka klasik eserlerde olduğu gibi soğuk ve itici bir üslup ile değil, sıcak ve canlı bir dil ile okuyucusuyla bağ kuran bir eserdir.
       
      Klasik döneme ait kitaplar genelde dil ve üslûpları nedeniyle okuyu­cuyu çoğu zaman sıkmakta, baştan sona o eserlerin okunmasına engel olmakta, ihtiyaç anında sadece gerekli olan bilgiyi elde etme maksadı ile okunmaktadır. Ancak, et-Tabakat için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Kitabında İbn Sad, öyle güzel bir dil kullanır ki, bazen sayfalar­ca okur yine de sıkılmazsınız. Mesela o, bir Sahâbî'yi anlatacağı zaman sözü şahsın nesebinden başlatır. Şahsın, babasının, annesinin ve silsile­ye uygun olarak birkaç neslin nesebine temas eder. Sonra o şahsın ço­cuklarından, annelerinden ve onların neseblerini tanıtır. Okudukça ilim talebesinde merak uyanır; İbn Sa'd'da özellikle bu merakı uyandırarak, o şahsın soyunun Medine'de kalıp kalmadığından, oradan göçmüş ve İs­lâm devletinin herhangi bir bölgesine yerleşmiş ise onun yerleştiği yerden de bahis açar. Sonra o Sahâbî'nin İslâm'la tanıştığı zamanı, Resûlullah'ın (sas) huzurunda İslâm'a girişini ve girişteki sırasını, yani kaçıncı Müslü­man olduğunu belirtir. Birinci veya ikinci Habeşistan hicretine katılıp katılmadığını söyler. Sonra hayatında var olan önemli hadiselere değinir. Özellikle Efendimiz (sas) ile olan hatıralarını anlatır. Söz şahsın vefatına gelince cenazenin durumunu ve nasıl defnedildiğini, onu yıkayan ve kefenleyenin kim olduğunu, cenaze namazının kılınması için mescide ta­şınıp taşınmadığını yahut kabristana, defnedileceği yere doğru aceleyle götürülüp götürülmediğini, gece mi gündüz mü defnedildiği, “¹¹” varsa vasiyetleri neler olduğu gibi oldukça teknik detaylar ile olayı anlatır. KitâbütTabakâti'l kebîr
       
       
      '"¹¹” Örneğin Hz. Aişe'nin (ra) defni ile ilgili şu detaylar aktarılır: "Âişe hicrî 58 senesinde Rama zanın 19'unda Salı gecesi vefat etti. Namazını da Ebû Hüreyre kıldırdı... Âişe'nin kabri üze­rine bir örtü attık. O sırada elimizde aydınlatma için üzerinde meşale bulunan hurma dallan vardı. Onu Ramazan ayında insanlar vitri kıldıktan sonra geceleyin defnettik." (X, 82) "Resûlullah (sas) Mısır işi bir elbise (Kubtıyye) ve çizgili hülleyle kefenlendi."[II, 288] "Resûlullah'ın (sas) kabrine Ali, el-Fadl b. Abbâs, Üsâme b. Zeyd ve Evs b. Havlî indi." [II, 302]; Geniş bilgi için bkz: İbn Sa'd, et-Tabakât, Siyer Yayınları, II, 262-330 Bu konu ile ilgili birkaç örnek: "Resûlullah (sas) altından bir yüzük edindi. Sağ eline taktı­ğında taşını iç tarafa çeviriyordu. İnsanlar da altından yüzükler edindiler. Sonra Resûlullah (sas) minberin üzerinde oturdu, onu çıkardı ve "Ben bu yüzüğü takıyor ve taşını avucumun iç tarafına çeviriyordum." dedij ardından onu attı ve "Vallahi bir daha onu takmayacağım." dedi. Allah'ın peygamberi (sas) yüzüğü attı; diğer insanlar da yüzüklerini attılar." (I, s. 460); "Ömer b. el-Hattâb, yüzüklerin üzerine Arapça bir şey yazılmasını yasakladı. Enes'in [b. Mâ­lik] yüzüğünde kurt veya tilki resmi bulunuyordu." (IX, 16)
       
        
      Ba­zen okuyucu kendisini tamamen o satırların içerisinde kaybeder, sanki oradaymış gibi canlı bir tanıklığa geçer. Çünkü İbn Sa'd, orada kabrin önünde kimin konuştuğunu, cenaze namazı sırasında kaç tekbir getiril­diğini ve vefat eden zatla son vedalaşmayı yapmak için cenaze ile birlikte kimin kabre indiğini bile aktarır. Örneğin Efendimiz'in (sas) cenaze ve defin işlemlerini anlatan müstakil bir bölümde cenazeyi kimin yıkadığı, kimlerin kabrin içine girdiği, cenaze namazının kılınışı, vasiyeti, tereke­si ile ilgili oldukça özgün ve detaylı bilgiler aktarmaktadır.1121
       
      Yine İbn Sa'd genellikle, okuyucu zihninde tasavvur edebilsin diye, Sahâbînin dış görünüşünü/fiziki özelliklerini anlatmaya da büyük önem atfeder. Söz gelimi, ilgili şahsın saç-sakalını boyayıp boyamadığı ve bo­yadığı takdirde ne ile boyadığı hakkında özel detaylar vermeyi önemser. Aynı şekilde elbiselerden ve sarıklardan, onların yapıldıkları kumaşlar­dan ve renklerinden söz eder. Yine yüzükten, yüzüğün yapıldığı ma­denden ve varsa üzerindeki nakıştan ve hangi parmağa takıldığından da bahseder.'13' Sonuç olarak, özellikle bazı sahâbîlerin vasiyetlerinden hem ifade hem içerik bakımından, bu vasiyetleri imzalamak için şahit tutup tutmadıklarından ve arkalarında bıraktıkları servetlerinden ve daha nice bilgilerden bahseder. Tüm bu tasvirler okuyucuyu içine çeker, sanki ora­daymış gibi o tarihi zeminin canlı tanığı konumuna çıkarır.
       
       
         Klasik eserler nasıl okunmalıdır?
       
      Hiç şüphesiz bir sözün/kelamın, haberin, bilginin ve bunların yazılı hale gelmiş hali olan metinlerin değeri ve değerlendirilmesinin bir ta­kım temel kriterleri vardır. Bu kriterler dikkate alınmadığı zaman, ya söz yanlış anlaşılacak ya da hiç anlaşılmayacak; dolayısıyla da hakkıyla de­ğerlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Böyle olunca da elmas ile cam şi­şeler birbirine karışacaktır. Günümüzde 5N 1K olarak formüle edilen, İs­lam bilgi medeniyetinde ise Belagat ilminde açıkça ifadesini bulan: "Kim söylemiş(hatip), kime söylemiş (muhatap), nerede söylemiş(mekan), ne zaman söylemiş (zaman) ve niçin söylemiş(maksat)..." sorularına cevap­lar bulmadan, bir metni doğru değerlendirmenin mümkün olamayacağı aşikardır.
       
      Bu bağlamda genel olarak klasik dönem eserleri ve özellikle de ter­cümesi sunulan et tabakat okumalarında dikkat edilmesine gereken bir kaç hususu şöyle sıralamak mümkündür:
       
      Eser, rivayet temelli bir çalışma olduğu için metinde yer alan se­netler ilk bakışta okuma açısından sıkıcı gelse de, bu senetlerin aktarılan rivayetlerin/haberlerin temelleri olduğu unutulmamalıdır.
       
      Eser, biyografik bir çalışma olarak şahıs merkezli rivayetler olma­sının yanısıra yeri geldikçe de konu merkezli rivayetler de aktarılmıştır. Bu çerçevede metinler değerlendirilirken kişi, konu, mekan, olay örgüle­rine dikkat edilmelidir.
       
      Çoğu zaman müellif, kendi zamanına kadar ulaşmış konu ile alaka­lı gördüğü tüm rivayetleri/haberleri derleyip okuyucuya aktarma gayreti içerisinde olduğu için, eline ulaşan malzemeleri klasik hadis kaynaklarında olduğu gibi bir tasnifata tabi tutmamıştır. Özellikle aktarılan hadislerin bir kritiği yapılarak bir düzenleme yapılmış değildir. Mümkün olduğu kadar çok bilgi aktarma gayreti içerisinde bazen birbiriyle çelişik gibi görünen, okuyucunun ilk bakışta anlamasının güç olduğu rivayetler de bu tür kitap­ta yer almaktadır. Bu tür rivayetler karşısında okuyucu hemen bir hükme varmamalı, biraz sabretmelidir. Örneğin İbn Sa'd çoğu zaman bu tür "sı­kıntılı" rivayetleri tashih eden veya tenkid eden farklı rivayetleri ya hemen rivayetin altında ya da ilerleyen sayfalarda bizzat kendisi aktarmaktadır. Örnek olması açısından şu misali aktarabiliriz: Tabakât'ta Abdullah b. ez-Zübeyr'in Medine'de doğumu ve yaşanan mutlulukları anlatan kısmın­da senediyle birükte şöyle bir rivayet aktarılır:
       
      Ebû Bekir, [doğduktan hemen sonra] bir bez parçası içerisinde [kucağına aldığı torunu] Abdullah b. ez-Zübeyr ile birlikte Kabe'yi tavaf etti. Aynı zamanda o, İslâmî dönemde doğan ilk bebektir.  kitâbü't tabakatil kebîr
       
      Muhammed b. Sa'd dedi ki: Bu rivayeti [hocam] Muhammed b. Ömer'e anlattım. [Beni dinledikten sonra] dedi ki: Bu aşikâr bir hatadır. Abdullah b. ez-Zübeyr hicretten sonra Medine'de doğan ilk çocuktur. Bu hususta Müslümanlar arasında hiçbir ihtilaf yoktur. O zaman Mekke Dârü'l-Harb idi. Hicrî 7. yıldaki kaza umresine kadar Mekke'ye ne Peygamber (sas), ne de Müslümanlardan birisi girmişti. Öyleyse Ebû Bekir, bir bez parçası içerisinde onunla nasıl tavaf yapabilir? Mekke'ye ne zaman gitti? Allah Resulü (sas) ile birlikte hicret etmesinden başlayıp onun vefatına kadar devam eden müddet zarfında hiç ondan ayrılmış mıydı? '14'
       
      Görüldüğü gibi aktarılan rivayetin kritiği hemen akabinde yapılmış­tır. Tabi bu tarz net tashihlerin olmadığı (Garanik meselesi gibi) riva­yetler de mevcuttur kitapta. Bu durumda okuyucu farklı kaynaklarda yer alan rivayet ve bilgilere müracaat etmek suretiyle bütüncül bir okumanın gayretinde olmalıdır.
       
      4. Hiç şüphesiz her eser döneminin sosyal, siyasal ve kültürel ya­şamından bağımsız bir şekilde değerlendirilmez. Bu bağlamda eseri okurken devrin şartlarının toplumsal ve siyasal algısını da gözönünde bulundurmak gerekmektedir. Müellifin yaşadığı dönem içerisinde var olan bazı itikadi ve siyasi ihtilaf ve tartışmalar ister istemez esere konu olabilmiştir. Bu tarz rivayetleri değerlendirirken muhakkak o dönemin şartlarını iyice bilmeli ve ona göre değerlendirmelerde bulunulmalıdır. Ayrıca süreç içerisinde bazı ifade ve kavramlar ilk kullanıldığı zamandan daha farklı bir anlam kazanmış olabilir. Bu tür ifadeleri de yine döne­min sosyal ve kültürel ortamını dikkate alarak okumalıdır. Mesela, Tabakâtın bazı yerlerinde Hz. Ali için "aleyhi's-selam"'15', Hz. Fatıma için ise "aleyha's-selam" [II, 312] ibarelerini görmek mümkündür.
       
      [I4] İbn Sa'd, Tabakât, VI, 490
      [15] [Ebü'l-Âliye er-Riyâhî anlatıyor] : Ali (a) ve Mu'âviye zamanında tam savaşacak bir gençtim. Savaş bana en güzel yemeklerden daha sevimliydi. Hazırladığım en güzel savaş aletlerini kuşanıp yanlarına gittim. Baktım ki, birbirlerine karşı iki saf olmuşlar. O kadar çoklardı ki, safla­rın uçları görünmüyordu. Bir grup tekbir getirdiği zaman diğeri de getiriyordu. Bir grup "Lâ ilahe illallah" dediği zaman diğeri de söylüyordu. Sonra kendi kendime düşündüm ve "Hangi grubu kâfir, hangi grubu mümin yerine koyacağım? Beni buna zorlayan şey nedir?" dedim. Akşam olmadan dönüp onları terk ettim." Tabakât, IX, 116. '16' "Enes'in üzerinde ipekli bir sarık, ipekli bir cübbe ve kenarları ipekli bir elbise gördüm. Ona, "Sana ne oluyor böyle? Bize ipekli elbise giymeyi yasaklıyorsun, fakat sen onu giyiyorsun." dediler. Enes, "Onu bize emirlerimiz giydiriyor. Biz de onların bu elbiseyi üzerimizde gör­melerinden hoşlanıyoruz." dedi. (IX, 21)" vb. rivayetlerden fetva çıkarımı yapılmamalıdır.
       
       
      Okuyucu bu tür ifadeleri görünce bugün Şiilerin farklı anlamlar yükleyerek kul­landığı gibi eserde kullanılmasından ötürü İbn Sa'd'ın Şii olduğu kanaa­tine varmamalı, bunu o dönemde Ehl-i Beyt e saygı için kullanılan genel ifadeler olarak anlaşılmalıdır. Ayrıca eserde bazı raviler için "o ehl-rey-di"[lX, 286] veya "haruridir [hariciliği kastediyor]"[VII, 572] ve yahut "sahibu's-sünne idi."[lX, 371] gibi pek çok mezhepsel yorumlar içeren ifadelere rastlamak mümküdür.
       
      5- Tabakât'ta yer alan pek çok rivayet aynı zamanda itikadi ve fıkhî konuları içeren önemli bilgiler aktarmaktadır. Okuyucu burada yer alan bir takım hüküm bildiren veya olaylar ile ilgili yapılan farklı yorumları esas alarak kendine bir fetva çıkarmaya çalışmamalıdır'16'. Zira nihaye­tinde bu eser ne bir fıkıh, ne bir hadis, ne de bir ilmihal kitabıdır.
       
      Tabir caiz ise bir Tabakât'taki bilgiler büyük bir eczahanede yer alan ilaçlar gibidir, içinde pek çok hastalıklara şifa olacak ilaçlar bulunmakta­dır. Ama kullanımı için mutlaka uzman birinin reçetesine ihtiyaç vardır. Malum her ilaç herkese iyi gelmeyebilir...
       
      4 Cemaziyelahir 230 Pazar günü (16 Şubat 845) 62 yaşlarında Bağ­dat'ta vefat eden İbn Sa'd, bize böyle güzel bir eser bırakarak gitmiştir. Onun için sadaka-i cariye olan bu eserden hakkı ile istifade etmek ise bizim en büyük temennimizdir.
       
      Yaklaşık iki yıldır yoğun bir şekilde gündemimizde olan bu eseri Türk­çe olarak siz Siyer okurlarına kazandırtmanın heyecanı içerisindeyiz. Bu projeye karar verdiğimiz günden bu tarafa büyük bir ekip çalışması ortaya konmuştur. Eserin tercümesinde yer alan birbirinden değerli 15 Hocamız ve tercümenin editörlüğünü yapan Prof. Dr. Adnan Demircan Hocamız, her türlü teşekkürü hak etmektedirler. Allah kendilerinden razı olsun, daha hayırlı çalışmaları onların elleriyle bu ümmete kazandırtsın. Burada bir hakkı teslim etmek için Siyer Yayınları Editörü M. Ali Alioğlu karde­şime ayrıca değinmem gerekiyor. Büyük bir dikkat ve titizlikle metinleri okuması, gerekli yerlere notlar alması, en ufak bir ayrıntıyı kaçırmadan meselenin doğrusunu ortaya koyma arzusu ile yoğun bir çaba vermesi, bu eserde onun büyük bir emeğinin olduğunu göstermektedir. Rabbim ken­disinden ebeden razı olsun. Ondan ve bizlerden bu güzel eseri bir salih amel olarak kabul buyursun. Ayrıca eseri baştan sona okuyup gerekli tas­hihleri yapan başta Hüseyin Yıldırım kardeşim olmak üzere, tüm talebe kardeşlerimi de bu duaya dahil ediyorum.
       
      Önceleri Hristiyan bir papaz iken sonra Müslüman olan Ebû Mu­hammed Abdullah el-Mayurkî'nin (v. 832/1429) çok güzel bir sözü var. Diyor ki: "Bir müminin tarihini yazan onu diriltmiş, o yazılan tarihi okuyan ise onu ziyaret etmiş gibi olur."
       
      Bu kitabın, kimler hakkında yazıldığını biliyorsunuz, esere konu olan şahısları yazan İbn Sa'd, onları diriltmiş gibidir. Bize düşen ise onların hayatlarını okuyup, onları ziyaret etmiş gibi istifade edip, hayatlarımızı bir şekilde nebevi iklim ile diriltmektir.

      Mevla hepimize bunu nasip eylesin, daha güzel ve daha derinlikli ça­lışmalarda bizleri istihdam eylesin, (âmin).
       
       
      Muhammed Emin Yıldırım
      2 Cemâziyelâhir 1435/
      2 Nisan 2014 Eyüp/İstanbul
       
       
                   ÖNSÖZ
        
      Araştırmacılarımızın çalışmalarında kaynak eserleri baştan sona tetkik etmek yerine genellikle kendilerine gerekli olan yerleri okumak su­retiyle yararlandıklarını biliyoruz. Bilindiği gibi bilim dalının temel kay­naklarını baştan sona incelenmesi, hem araştırmacının kültür dünyasının zenginleşmesine katkıda bulunacak, hem de kültür tarihimiz hakkında fi­kir sahibi olmasına imkân sağlayabilecektir. Bu bağlamda Asr-ı Saadet ve o dönemi takip eden yıllar için en önemli kaynaklarımızdan biri olan İbn Sa'd'ın (v.230/845) elinizdeki Kitâbü't-Tabakâti'l-kebîr adlı eserinin Türkçeye çevrilmesi, ülkemiz ilim camiası açısından önemli bir kazanç olarak değerlendirilmelidir. Böylece genç araştırmacılarımız ve kaynaklara vâkıf olmak isteyen okuyucularımız, ilim hazinesi olan bu kitabı çevirisinden okuma imkânına kavuşmuş olurlar.
       
      İslâm'ı kabul eden en eski milletlerden biri olan Türklerin bugüne ka­dar İslâm Tarihinin ilk asırlarında telif edilip günümüze ulaşmış olan temel eserlerin hepsini Türkçeye aktarmış olmaları gerekiyordu. Bu hususta cid­di ihmallerimizin olduğunu, alfabe değişikliği sonrasında Osmanlı döne­minde Türkçeye çevrilen yüzlerce kitap ile aramıza ciddi engellerin girdiği bilinmektedir. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşların İslâm medeniyetinin klasiklerinin Türkçeye kazandırılması için ciddi çalışmalar başlatmalarının zamanı geçmektedir.

      Elinizdeki kitabı çevirme düşüncesi, Gaziantep Üniversitesine bağlı olarak kurulan Şanlıurfa İlahiyat Fakültesinin kurucu Dekanı Prof. Dr. M.Rami AYAS Bey'in Fakültenin kurulduğu yıllarda başlattığı bir çalışmayla gündeme gelmiş, ancak bu teşebbüs akim kalmıştı. Nihayet Sayın AYAS'ın 28-30 Nisan 2006 tarihleri arasında Şanlıurfa'da düzenlenen I. Uluslara­rası Katılımlı Bilim, Din ve Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumuna misafir olarak davet edilmiş, bu görüşmemizde çeviri işini başlatmam hu­susundaki talep ve teşviki üzerine çalışmaya başladım. Bu amaçla Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki bütün meslektaşlarıma kitabın çeviri­sine katılmaları hususunda çağrıda bulundum. Bu teşebbüs, arkadaşlarımı­zın bazıları tarafından memnuniyetle karşılandı.
       
      Çeviriye başladığımızda katkıda bulunacağım söyleyip daha sonra çe­şitli sebeplerle projeden ayrılan birkaç arkadaşımız olmuş; nihayet onbeş değerli meslektaşımın katkılarıyla kitap çevrilebilmiştir. Çeviriye katılan arkadaşlarımın öğretim faaliyetlerinin yanı sıra akademik çalışmaları, ki­tabın çevirisinin planlanan süreden uzun sürmesine sebep olsa da bugün kitabı yayımlayabildiğimiz için Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz. Ki­tabın çevirisine katkıda bulunan bütün meslektaşlarıma teşekkür ederim. Allah(c), ilimlerini arttırsın; ilimleriyle amil kullardan eylesin ve onları Cennetiyle mükâfatlandırsın.
       
      Elinizdeki çevirinin en önemli özelliği, ülkemizde İbn Sa'd'ın kitabının yaygın olan neşirlerinde bulunmayan, daha sonra tespit edilen bazı yazma­larda yer alan, mevcut neşirlerin bir kısmının yarısı kadar fazla malumat ihtiva etmiş olmasıdır.

      Kitabın metin kısmı 10 cilt olup, ayrıca hem araştırmacıların, hem de meraklı okuyucuların yararlanabilecekleri kapsamlı bir cilt tutan bir dizin eklenenerek 11 cilt olarak yayınlanmıştır.
       
      Çeviride metnin anlaşılır bir şekilde Türkçeye aktarılmasına özen gös­terilmiştir. Bazı senetlerin başında geçen ve İbn Sa'd'a işaret eden, "Dedi ki:" ifadesinin çevrilmesine gerek görülmemiştir. Ayrıca çeviriye esas aldı­ğımız neşirde geçen ve daha çok tahkik için anlam ifade eden, ancak çevi­riye katkısı olmayacağı düşünülen bazı dipnotlar çevrilmemiş; ancak Türk okuyucusu için gerekli olan dipnotlar Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca hem mütercimler, hem de editör, gerekli gördükleri yerlere açıklama dipnotla­rı eklemişler; bunları muhakkikin dipnotlarından ayırmak için sonlarına "Kısaltmalar" listesinde gösterilen rumuzları koymuşlardır.
       
      Kitapta binlerce isim geçmektedir. Bunların doğru şekilde tespit edil­mesi için özel bir gayret gösterilmiştir. İsimlerin yazımında dikkat edilen bazı ilkeleri şöyle özetlemek mümkündür: Türkçede yaygın olarak kulla­nılan Ömer, Osman gibi isimler Türkçedeki yazılışlarıyla kaydedilmiştir. Başında ya da sonunda ayn harfi bulunan isimlerin başına ve sonuna bu harfi gösteren bir işaret konmamışsa da kelimenin ortasında geçen harf için (') işareti kullanılmıştır. Sonu şeddeli biten el-Asamm gibi kelimeler­de durakta şeddeli okuma imkânı olmadığı için harflerin biri gösterilme­miştir. İsimlerin yazımında genellikle Türkiye Diyanet Vakfı tarafından neşredilen İslâm Ansiklopedisinde kullanılan yazım kurallarının esas alın­masına özen gösterilmiştir.
       
      Kitabın çevirisini baştan sonuna okumam, benim en büyük kazancım olmuştur. Bu sayede İslâm tarihinin ilk dönemini daha doğru anlama im­kânı bulduğumu söylersem mübalağa etmiş olmam.
       
      Kitabın çevirisi sürecinde desteklerini esirgemeyen değerli Hocala­rımıza ve dostlarımıza teşekkür borçluyuz. Tanıştığımız günden beri Tabakat ın çevrilmesi gerektiğini ısrarla vurgulayan Prof. Dr. M. Rami AYAS ve çeviri hususunda bizi cesaretlendirip teşvik eden Prof. Dr. Mustafa FAYDA, teşekkür etmemiz gereken Hocalarımızın başında gelmektedir­ler. Ayrıca kitabın yayımının gerçekleştirilmesinde değerli katkıları olan Muhammed Emin YILDIRIM Bey'e, okuyucuya güzel bir eser sunmanın heyecanıyla ve büyük bir özveriyle gece gündüz çalışarak sorumluluğun önemli bir kısmını yüklenen Siyer Yayınları çalışanlarına teşekkür ederim.

      Çabalarımızın Yüce Allah katında makbul olmasını ve bizi istikamet­ten ayırmamasını niyaz ediyorum.
        
      Adnan DEMİRCAN
      Şubat 2014/ Başakşehir
        
       
                  Tabakât'ın Tertip Metodu
       
       
      İbn Sa'd, kitabını erkekler ve kadınlar olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Sonra ilk nesli temsil eden erkek sahâbîleri beş tabakaya ayırmıştır. Bu ko­nudaki taksimini de İslâm'a daha önce girmiş olmak ve fazilet gibi değerle­re bina etmiştir. Her tabakanın içinde ayrıca neseb ve şeref unsuruna riayet etmiştir. Mesela ilk tabakaya -Bedir Ehli- Resûlullah (sas) ile başlamış; son­ra neseb yönünden Resûlullah a (sas) en yakın olanlara yer vermiştir.
       
      Müellif, sahabenin ikinci tabakasında bu minval üzere devam etmiş­tir. Bunlar Bedir savaşına katılmamış fakat ilk Müslümanlardan çoğunlukla Habeşistan'a hicret etmiş, daha soma Uhud'a ve ondan sonraki gazvelere katılmış olanlardır. Üçüncü tabakada da aym metodu izlemiştir. Onlar Hendek savaşına ve ondan sonraki gazvelere katılmış olanlardır. Dördün­cü tabakayı, Mekke'nin fethinde ve bundan sonra İslâm'a girmiş olanlara tahsis etmiştir.
       
      Beşinci tabaka ise, Resûlullah (sas) vefat ettiğinde çocuk yaşta olan ve onunla (sas) hiçbir gazveye katılmayanlardır. Onların çoğu Resûlullah'tan (sas) bazı hadisler ezberlemişlerdir. Bazıları da Resûlullah'a (sas) yetişip, onu gören fakat ondan hiçbir hadis nakletmeyen kişilerdir.
       
      İbn Sa'd, sahabe ve onların tabakaları ile ilgili sözlerini bitirdikten sonra tâbiûn ve onlardan sonra gelenlere (tebe-i tabiîne) geçiyor. Ancak onları, yerleştikleri şehirlere göre tertiplerken burada coğrafî etkene dik­kat ediyor. Söze önce Medine ile başlıyor. Sonra sırayla Mekke, Tâif, Yemen, Yemâme, Bahreyn, Küfe, Basra, Vasıt, Medain, Bağdat, Horasan, Rey, Heme-dan, Kum, Enbar, Şâm, Cezire, Avâsım, Suğur, Mısır, Eyle, Afrika ve Endü­lüs... bölgelerini zikrediyor.
       
      Medine-i Münevvere dışındaki bütün bu şehirlerde, ilk olarak oraya gelen sahabeyle söze başlıyor. Sonra sahabeden ilim alan ilim ehline yer ve­riyor. Ardından bunlardan soma gelen tabakayı zikrediyor. İbn Sa'd, kendi dönemine kadar, her beldede bu metodu izliyor. Bu taksimde en son ulaş­tığı merkez Endülüs'tür. Bunların arkasından kadınların tabakası geliyor. Bu kısım kitabın son cildini oluşturuyor. İbn Sa'd, kadınların tercemelerine Resûlullah'ın (sas) eviyle başlamıştır. Önce Hadîce'den başlamış; ardından Resûlullah'ın (sas) kızlarına, halalarına, halasının kızlarına, Resûlullah'ın (sas) zevcelerine, ev­lenip de beraber olmadığı, ayrıldığı, boşadığı ve isteyip te nikahlamadığı hanımlara ve nihayet Mâriye'ye yer vermiştir. Ardından Resûlullah'a bîat eden Kureyşli Müslüman kadınları, onların mevlalarını ve cariyelerini, ya­bancı Arap kadınlarını ve bîat eden muhacir kadınları zikretmiştir. Daha sonra Ensâr'ın kadınlarına yer vermiştir. Bu bölümü, Resûlullah'tan (sas) herhangi bir hadis rivayet etmeyen, fakat onun eşlerinden ve diğer sahabî­lerden rivayeti bulunan kadınlarla bitirmiştir.
       
      Dikkat çeken bir diğer husus, tercemesi yazılan şahısların bazıları bir şehirden başka bir şehre göç etmişler. Bundan dolayı tercemesi, göç ettiği yahut yerleştiği kente göre tekrar edilmektedir. İbn Sa'd bu konuda, nadir haller dışında konuyu tekrar etmemeye özen göstermiştir. Bu yüzden, ba­zen bir yerde uzun bir terceme yapmışken, başka bir yerde oldukça kısa bir tercemeye yer verdiğini görüyoruz. Yeri geldikçe kitapta, bu metodun değişik örneklerine işaret etmiş bulunuyoruz.
       
       
        İlmî Konuları Arzetme Metodu
       
      İbn Sa'd'ın metottaki etkinliği, tercemesini yazdığı şahısların özellikleri ve şöhretleriyle ilgili haberleri verirken ortaya çıkmaktadır. Misal olarak o, Seleme b. el-Ekva'ı şöyle anlatır: "O hem yayaların hem de okçuların önde ge­len kahramanlarındandı."'Yine Ömerb. Hattâb'ı da, "Zafiyet tanımayan bir yiğitlikle" tanımlamaktadır. Hassan b. Sâbit'in, "Resûlullah'ı (sas) ve İslâm'ı savunduğunu" dile getirmektedir. Bundan dolayı, zikrettiği biyografiler bu tür vasıflarla yakından alakalıydı.
       
      Buna ilave olarak, İbn Sa'd'ın her biyografiye başlarken savaşçının ne­sebini araştırmaya dikkat gösterdiğini söylemek mümkündür. İbn Sa'd, savaşçının babasının, annesinin ve silsileye uygun olarak birkaç neslin ne­sebine temas etmektedir. Sonra savaşçının çocuklarından, annelerinden ve onların neseblerinden de söz etmektedir.
       
      İbn Sa'd metodunu takip ederken, özellikle sahabînin biyografisini verdiğinde konu dışına çıkarak mücahid sahabînin nesebinden ve tarihinden, ayrıca soyunun Medine'de kalıp kalmadığından, oradan göçmüş ve İslâm devletinin herhangi bir bölgesine yerleşmiş ise onun yer­leştiği yerden de söz etmektedr. İbn Sa'd aynı zamanda, savaşçı sahabînin İslâm ile tanıştığı zamanı, Resûlullah'ın (sas) huzurunda İslâm'a girişini ve girişteki sırasını, yani kaçıncı Müslüman olduğunu da açıklamaktadır. Yine İbn Sa'd, biyografisini yazdığı sahabînin I. ya da II. Habeşistan hicretine katılıp katılmadığından söz etmeyi de ihmal etmez.
       
      Nihayet İbn Sa'd, sahabînin yaşamının sonunu anlatır; nasıl vefat ettiğini, neden vefat ettiğini ve vefat zamanını dile getirir. Özellikle ilk sahabîlerden birçoğunun şehit olduğu Yemâme vakasına katılan sahabe­nin tercemesini yaparken buna daha çok önem verir. O zaman cenazenin durumunu ve nasıl defnedildiği, onu yıkayan ve kefenleyenin kim oldu­ğu, cenazenin namazının kılınması için mescide taşınıp taşınmadığı yahut kabristana, defnedileceği yere doğru aceleyle götürülüp götürülmediği konularında özel detaylar verir. Hatta kabrin önünde kimin konuştuğu­nu, cenaze namazı sırasında kaç tekbir getirildiğini ve vefat eden zatla son vedalaşmayı yapmak için cenaze ile birlikte kimin kabre indiğini yazmayı da atlamaz.
       
      İbn Sa'd genellikle, okuyucu zihninde tasavvur edebilsin diye, sahabî­nin dış görünüşünü anlatmaya da büyük önem atfeder. Söz gelimi, ilgili şahsın saç-sakahnı boyayıp boyamadığı ve boyadığı takdirde ne ile boya­dığı hakkında özel detaylar vermeyi önemsemektedir. Aym şekilde elbise­lerden ve sarıklardan, onların yapıldıkları maddeden ve renklerinden söz eder. Yine yüzükten, yüzüğün yapıldığı madenden ve varsa üzerindeki na­kıştan ve hangi parmağa takıldığından da söz eder.
       
      Sonuç olarak, özellikle bazı sahâbîlerin vasiyetlerinden -hem ifade hem içerik bakımından, bu vasiyetleri imzalamak için şahit tutup tutma­dıklarından ve arkalarında bıraktıkları servetlerinden söz etmektedir.
        
      Bununla birlikte, kadınlara tahsis edilen son cildin durumu, kadınların o zaman üstlendikleri roller ve İslâm'ın fikrî ve kültürel hayatına yaptıkları katkılar itibariyle diğer ciltlerden geri değildir. Üstelik bu cilt, o zamanki aile hayatının bilinmesi için verimli bir kaynak sayılmaktadır. Aynı zaman­da bu cilt, isnadın tenkidi vesile olması bakımından diğer ciltlerden farklı değildir. Müellifin eserinde kadınlar bahsine ayrı bir ciltte yer vermesinin önemli bir nedeni de, hanımların da Resûlullah'ın (sas) hadislerine şahit olmalarıdır. Kuşkusuz raviler hakkında hüküm verebilmek, onları cerh ya da tadil edebilmek için aile hayadannın bilinmesi gerekir. Bu yüzden İbn Sa'd, değerli olan ne kadar tarihî haber varsa hepsini bir araya getirmiştir. Dolayısıyla kadının İslâm'daki konumuna uygun olarak, tarihî ve kültürel haberlere büyük önem atfetmiştir.
       
      Elden geldiğince ayrıntılı detayları içeren rivayet ve haberleri bir araya getirdiği için unutulmayan takdir ve teşekkürler İbn Sa'd'a ve onun çağdaş­larına gitmelidir. Çünkü onlar bu haberleri toplayabilmek için çok yorucu çabalar sarf etmişlerdir. ( tabakat kitap , tabakatül kebir kitabı , tabakatil kebir , Kitabüt Tabakatül Kebir , tabakat tercümesi , Kitabüt Tabakatül Kebir , kitâbü't tabakâtül kebir , ibni sad tabakat , siyer yayınları, İbn Sa'd'ın et-Tabakatü'l-Kübra , İbn Sad et Tabakat )
       
        
         TAKDİMİNİ YAPTIĞIMIZ BASKININ İLAVELERİ
        
      Bugün takdimini yaptığımız bu baskı, Tabakat kitabına 1358 terceme ilave ilave edilmiş halidir. Bu tercemelerden 252'si Bedir'e katılmayan fa­kat Uhud'a ve ondan somaki gazvelere katılmış olan Ensâr'ın ikinci tabas kasında yer almaktadırlar. Böylece bu kitabın dördüncü cildinde yer alan tercemelerin rakamları 466'dan 717'ye çıkmıştır. Bu tabakanın ricali, İbn Sa'd'ın yazılarındaki genel metotla uyum halindedir. Genelde her terceme, ilgili sahabînin nesebinin araştırılmasıyla başlıyor. Sonra İbn Sa'd sahabî­nin babasının ve annesininin neseblerine ulaşıyor ve onları birkaç nesle kadar izlemeye çalışıyor. Sonra sahabînin çocuklarından, çocukların anne­lerinden ve annelerin neseblerinden söz ediyor.
       
      İbn Sa'd sahabînin neslinin devam edip etmediğinden ve şehit düştüyse hangi gazvede şehit olduğundan bahsediyor. Bazen de gazvelerde terceme sahiplerinin başına gelenlere işaret ediyor. Mesela, falan gazveye katıldığı­nı ve o gün ayağımn kesildiğini anlatıyor. Hatta bazı zamanlarda sahâbîyi şehit edenin ismini bile açıkça belirtiyor. Eğer sahâbî Uhud'a katılmış fakat orada şehit olmamışsa, onun daha sonra Hendek'te şehit olduğunu ilave ediyor ya da Uhud'a ve Hendek'e katıldığına fakat Yemâme olayında şehit olduğuna işaret ediyor. Bazen defnedildiği yerin ismini bile veriyor. Hatta bazen sahabînin hayatıyla ilgili ince detaylara temas ediyor. Mesela, Hu-zeyfe b. el-Yemân'ın yüzüğünün madeninden ve üzerindeki nakışlardan; ayrıca sahabînin nasıl bir kefene sarıldığından, kefeninin türünden ve fiya­tından söz etmesi gibi...
        
      Bu bölümde tercemenin uzunluğu ya da kısalığı, terceme sahibiyle ilgi­li müellifin yanında bulunan malumatın çokluğuna bağlıdır. Eğer terceme sahibi toplumsal hayatta önemli bir kişiliğe sahip ve o dönemde meydana gelen olaylarla içice bir şahsiyet ise, buna bağlı olarak tercemesi uzun olur.
       
      Hendek ve ondan sonraki gazvelere katılan Muhacir ve Ensâr'ın üçün­cü tabakasına gelince, onların terceme sayısı 309'a ulaşmıştır. Bu kitabın 5. cildinde yer alan terceme sayısı böylece 717'den, 1026'ya çıkmıştır.

      İbn Sa'd; sahabînin, onun babasının, annesinin ve soyunun nesebiyle ilgili olarak geçmiş tabakalarda izlediği metodu bu tabakada da aynen iz­lemiştir. Bundan sonra, daha önce olduğu gibi, sahabînin çocuklarından, annelerinden ve onların neseblerinden söz etmektedir.
       
      Hendek'e ve ondan sonraki gazvelere katılan Ensâr'ın üçüncü tabaka­sında tercemenin uzunluğu ya da kısalığı, terceme sahibiyle ilgili müellifin yanında bulunan malumatın çokluğuna bağlıdır.
       
      Nitekim İbn Sa'd, Ensâr'ın üçüncü tabakası içinde yer alan Zeyd b. Sabit'in durumundan söz ederken farklı bir detaya yer veriyor. Şöyle ki: İbn Abbâs, Zeyd b. Sâbit'in atının yelesini tutmuş (ve onu atına bindirmek istemiştir). Bunun üzerine Zeyd, "Lütfen (çekilir misin) ey Resûlullah'ın amcasının oğlu!" demiştir. İbn Abbâs ise "Biz âlimlerimize ve büyükleri­mize böyle yaparız." demiştir.
       
      Mekke'nin fethi esnasmda ve ondan sonra Müslüman olan sahabenin dördüncü tabakasındaki terceme sayısı 344'e ulaşmış; böylece kitabın 5. cildindeki tercemeler 1027'den başlamış ve 1371'de sona ermiştir. İbn Sa'd, daha önce işaret ettiğimiz genel metoda uygun olarak hareket etmiştir.
       
      Tercümesi verilen şahısların tarihî hadiselere karışmış olmaları, onla­rın tercemelerinin hacim itibariyle büyümesinde önemli bir rol oynuyor. Bu durum, müellifin yanında terceme sahipleriyle ilgili çok malumatın bu­lunması itibariyle, özellikle bu tabakanın bazı terceme sahiplerinde açıkça ortaya çıkıyor. Ebû Süfyân b. Harb, Mu'âviye b. Ebû Süfyân ve Yezîd b. Mu'âviye vb. gibi... Şüphesiz bu durum onların tercemelerinin uzun ol­masına yol açmıştır.
       
      Bu tabakada oldukça kısa tercemeler de vardır. Bazen sadece terceme sahibinin ismiyle iktifa edilmiş ve hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.
        
      Müellifin Cüleyha b. Abdullah'tan söz etmesi gibi... Müellif burada, sade­ce o zatın şahit olduğu olayları zikretmekle iktifa etmiştir. Aynı şekilde, el-Hâris b. Kays el-Esedî ve Rebâh el-Esedî de bu şekilde zikredilmişlerdir.
       
      Bişr b. el-Fecî el-Bükkâî ve el-Feltân b. Asım el-Cermî'ye gelince, mü­ellif bunların isimlerinden başka bir şey zikretmemiştir. Bu da gösteriyor ki, bu kişiler müellif tarafından bilinmemekte ve haklarında herhangi bir malumat bulunmamaktadır.
       
      Sahabenin beşinci tabakasına gelince bunlar, Resûlullah (sas) vefat et­tiğinde çocuk yaşta olan ve Resûlullah (sas) ile hiçbir gazveye katılmayan­lardır. Onların çoğu Resûlullah'tan (sas) bazı hadisler hıfz etmişlerdir. Ba­zıları da Resûlullah'a (sas) yetişmiş, onu görmüş fakat ondan hiçbir hadis nakletmemişlerdir. Bu tabakadaki terceme sayısı 46'ya ulaşmış; böylece bu kitabın 5. cildindeki terceme sayısı 1367'den 1412'ye çıkmıştır. Bunların çoğu uzun tercemelerdir. Tıpkı bundan önceki diğer tabakalardaki gibi bu tabakada da genel metotta bir ittifak söz konusudur. Yani önce sahabînin nesebinden, ardından babasının annesinin, çocuklarının ve annelerinin neseblerinden söz edilmektedir. Burada da müellif, sahabînin neslinin de­vam edip etmediğinden söz ediyor.
       
      Aynı şekilde, Medine tâbiûnunu ve onlardan sonra gelenlerin büyük bir kısmını bu baskıya koyduk. Burada yer alanlar, üçüncü tabakanın dört­te birini ve altıncı tabakanın yarısını içine almaktadır. Bu kısmın terceme sayısı 407'ye ulaşmış; böylece kitabın 7. cildindeki biyografiler 1821'den başlıyor ve 2228'de son buluyor. Hicretin I. ve II. asrında yaşayan Medine âlimlerinin hayatlarını yazan kaynakların tümü kaybolduğu için bu kısmın önemi ortaya çıkmaktadır. Böylece, bir zamanlar araştırmacıların ulaşa­madığı İbn Sa'd'ın et-Tabakâtul-kebîr'deki yazdıkları mükemmel bir şekle gelmiş olacaktır.
       
      Bundan dolayı, Leiden baskısının eksik olduğu, içinde birçok yanlış okumaların ve tahriflerin bulunduğu ortaya çıkmaktadır. H. 1388'de Kahire'deki Darü't-Tahrîr ve Beyrut baskıları da bu konularda Leiden baskısıyla ortak sayılmaktadır. Çünkü bu iki baskı da Leiden baskısının aynısıdır.
       
       
       
       
      Siyer Yayınları 11 Cilt Kitabüt Tabakatül Kebir Et Tabakat kitabını incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786054620487
      MarkaSiyer Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786054620487
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.