• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Kuran Okuma Esasları, Tecvid

      Kuran Okuma Esasları, Tecvid
      Görsel 1
      Fiyat:
      32,00 TL
      İndirimli Fiyat (%34,4) :
      21,00 TL
      Kazancınız 11,00 TL
      3.7 3
      21.00 www.goncakitap.com.tr
      7,35 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                Stoktan Kargo 

        Kitap             Kuran Okuma Esasları ( Tecvid )
        Yazar            Prof. Dr. Abdurrahman Çetin
        Yayınevi        Emin yayınları
        Etiket Fiyatı   32 TL
        Kağıt - Cilt     2.Hamur , Karton Kapak cilt
        Sayfa - Eba   515 sayfa, 15x21.5 cm
        Yayın Yılı       2018 -  Yeni 47. Baskı 
        ISBN              9789944404075
                              Son Baskı 47. Bu ürün gönderilecektir
        
      Emin Yayınevi tarafından hazırlanan Kuran Okuma Esasları ( Tecvid ) kitabını incelemektesiniz.
      Abdurrahman Çetin Kuran Okuma Esasları kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
                  Kuran Okuma Esasları Tecvid 

       
          ÖNSÖZ
       
      Müslümanlar, Kur'ân-ı Kerîm'i korumakla yükümlüdür. Onu ko­ruma yollarından birisi de okumaktır.
       
      Bunun içindir ki, Kur'ân okumak, dinimizde bir ibâdet olarak ka­bul edilmiştir. Ancak bu, gelişigüzel bir okuyuş değil, usûlüne uygun bir okuyuştur.
       
      Yüce Allah, Kitabının "tertil" ile okunmasını buyurmuştur; bu da yavaş yavaş, tane tane, kurallarına uygun olarak okumak demektir. Kur'ânı, kurallarına uygun olarak okumasını öğreten de Tecvîd'dir.
       
      Bu bakımdan tecvid, bir fantezi ve lüks değildir; Kur'ân'ın Allah tarafından indirildiği şekilde okunmasını sağlayan bir ilim ve sanattır.
       
      Tecvidin, ilmî ve amelî iki yönü vardır. Tecvidin ilmî (teorik) yönü­nü bilmeden -kulaktan dolma şekliyle- Kur'ân okumak mümkün ise de, asıl ve ideal olanı, tecvîd bilerek okumaktır.
       
      İşte bazı İlahiyat Fakültelerinde ders kitabı olarak da okutulan bu kitap, bu hedefe varmak isteyenlere yardımcı olmak maksadıyla yazıl­mıştır. Kitap hazırlanırken de ilmî çerçeve içerisinde, okuyucuya lâzım olacak kadarını vermek düşünülmüştür. Bu bakımdan bilhassa ikinci bölümdeki tecvîd konularında fazla ayrıntıya girmekten kaçınılmış; daha fazla bilgi edinmek isteyenlere de, ilgili kaynaklar dipnotlarda gösterilmiştir.
       
      Eser, 40 ana konunun yer aldığı üç bölümden meydana gelmiştir:
       
      Birinci Bölümde önce, Kur'ân'ın tarihçesi, muhtevası ve özellikleri anlatılmıştır. Daha sonra "Kur'ân-ı Kerîm'in faziletlerine dair âyet ve hadisler", "Kur'ân öğretimi" ve "Kur'ân öğretiminde metot" konuları­na yer verilmiştir. Bu bölümde ayrıca "Hafızlık ve hafızlar" başlıklı bir bahis de yer almaktadır.
       
      İkinci Bölümde, klâsik tecvîd bahisleri incelenmiştir. Bunların ter­tibinde de "öncelik ve çok kullanılış" göz önünde bulundurulmuştur. Bu bakımdan, konuları kitaptaki sıraya göre takip etmekte fayda var­dır. Ayrıca ele alman her konunun başında, önce o konuyla ilgili en lüzumlu bilgiler verilmiş; daha sonra da ayrıntıya geçilmiştir.
       
      Meselâ ihfâ bahsinde önce, ihfânın tarifi ve ne zaman yapılacağı örneklerle anlatılmış; daha sonra da ihfâ yapmanın sebebi, hükmü, mertebesi ve çeşitleri kaydedilmiştir. Aynı şekilde, medd-i muttasıl incelenirken, önce bunun ne anlama geldiği ve ne zaman olacağı misâllerle anlatıl­mış; daha sonra da hükmü ve mertebeleri zikredilmiştir. Diğer konu­larda da durum aynıdır. Böylece, konuyu kısa olarak öğrenmek isteye­ne de, ayrıntısını merak edene de hitap edilmeye çalışılmıştır.
       
       
      Üçüncü Bölümde ise, bazılarını ilmî dergilerde yayınlamış oldu­ğumuz makalelerden oluşan şu konular ele alınmıştır: "Kur'ân-ı Kerîm-'i okuyuş şekilleri", "Kur'ân tilâvetinde dudak tâlimi", "Temsilî okuma esasları", "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyuş hataları", "Kur'ân tilâvetinde mû­sikînin yeri", "Hatim indirme ve hükümleri", "Tekbîr", "Tilâvet secde­si", "Ücretle Kur'ân öğretme ve okuma meselesi", "Abdestsiz Kur'ân okuma meselesi", "İstiâze", "Besmele", "Kur'ân'ı anlamanın önemi" ve "Tecvîdle ilgili eserler".
       
      İlk baskısı 1987 yılında yapılan bu kitabımız, beşinci baskı için, ge­nişletilerek tekrar düzenlenmiştir. Bu baskıda bazı konular genişletil­miş, yeni konular ilave edilmiş; ayrıntı sayılabilecek bazı bilgiler ise dipnota alınmıştır. Ayrıca her konunun sonuna birer "özet" eklenmiştır.
       
      Bu çalışmanın her safhasında katkısı bulunanlara (ve bilhassa 8. baskı dâhil eserin her basımında kısmî ilave ve tashihler yapmamı an­layışla karşılayan değerli kardeşim Emin Özdamar Bey'e) teşekkür eder, eserlerinden yararlandığım bilginlerimize ve üzerimde emeği olan herkese Allah'ın rahmet ve rızasını dilerim. ( kuran okuma esasları kitap al oku, kuran okuma esasları tecvid kitabı, emin yayınları, kuran okuma tecvid esasları, kuranı kerim okuma esasları, kur'an okuma esasları kitabı, kur'an okuma esasları, okuma kuralları )
        
      Abdurrahman ÇETİN
       
       
              KUR'ÂN-I KERÎM
       
       
      "Kur'ân" sözlükte, okumak, okunan şey, toplamak mânâlarına ge­lir. Terim olarak; Hazreti Muhammed sallallâhü aleyhi ve selleme indi­rilen ve ilâhî kitapların sonuncusu olan mukaddes metnin özel ismidir.
       
      Usûl kitaplarında Kur'ân-ı Kerîm şöyle tarif edilir: Hz. Muhammed'e indirilmiş, mushaflarda yazılmış, tevatür (her asırda, yalan üzerine birleşmeleri ihtimal dışı olan bir topluluk tarafından yapılan rivayet) yoluyla nakledilmiş ve tilâvetiyle (okunuşuyla) ibâdet edilen mu'ciz (âciz bırakan, eşsiz, benzersiz) bir kelâmdır.
       
      Bu tarife göre, Kur'ân dışındaki mukaddes kitaplar, Kur'ân tercü­me ve mealleri, Kur'ân'daki bir ifadeyi -metin olarak değil de- mânâ olarak veren Arapça ifadeler Kur'ân mefhumunun dışında kalmaktadır.
       
      Kur'ânın yazıya geçirilmiş ve kitap haline gelmiş şekline Mushaf denir.
       
      Kur'ân'ın "Kur'ân" lâfzı dışında daha pek çok isim ve sıfatları var­dır. Bunlardan bazıları şöyledir: Ahsenü'l-hadîs (sözün en güzeli, en güzel söz), Furkan (hakkı bâtıldan ayıran, iyiyi kötüden ayırma ölçüsü), Hablüllah (Allah'ın turunulacak ipi), Hikmet, İlim, Kelâmullâh (Allah'ın sözü), Kerîm (değerli, şerefli), Kitâb, Mübarek (çok hayırlı, bereketli), Mübîn (apaçık, açıklayan), Nûr, Rahmet, Sırât-ı müstakim (dosdoğru yol), Şifâ, Zikr (öğüt, hatırlatma)1.
        
                        * * *
       1-Bu konuda geniş bilgi için bkz: Abdurrahman Çetin, "Kur'ân'a Göre Kur'ân'ın İsim ve Sıfatları", UÜİF Dergisi, C. 5, sayı: 5, s. 67-103, Bursa 1993.
       
       Kur'ân-ı Kerîm, bir Ramazan ayının Kadir gecesinde inmeye baş­lamış, ihtiyaca göre parça parça Hz. Peygamber'e vahyedilmiştir.
       
      Kuranı Kerîm, Cebrail görünmeden ve Peygamberimiz uyanık­ken onun kalbine vahiy indirmesi, Cebrail'in insan şeklinde olduğu halde vahiy getirmesi, Cebrail'in görünmeden çıngırak sesine benzer bir sesle vahiy getirmesi, Cebrail'in kendi aslî suretiyle vahiy getirmesi, Peygamberin, hiçbir vasıta olmadan, doğrudan Yüce Allah ile konuş­ması şeklindeki vahiy türleriyle inzal edilmiştir.
       
      Hz. Muhammed (sav), 610 yılında Hira mağarasında inzivada bu­lunduğu bir sırada kendisine ilk vahiy geldi. Bu ilk vahiy, 96. sûre olan Alâk sûresinin ilk beş âyetinden oluşuyordu. Vahyin gelişi, Hz. Pey­gamberin vefatından çok az bir zaman öncesine kadar devam etti.
       
                 * * *
       
      Peygamberimiz, kendisine vahyedilen âyetleri ezberinde tutar, derhal vahiy kâtiplerine de yazdırırdı. Vahiy kâtipleri dışındaki sahabe de inzal edilen âyetleri yazar ve ezberlerdi.
       
      Hz. Peygamber'in sağlığında vahiy devam ettiğinden, Kur'ân'ın bir kitap halinde toplanması söz konusu değildi; esasen buna ihtiyaç da duyulmamıştı. Onun vefatından sonra, Halife Hz. Ebû Bekr döneminde (vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sâbit'in sorumluluğunda) bütün âyetler toplanarak bir Mushaf haline getirildi. Sahabe tarafından getirilecek âyetlerin kabul edilmesi için: Getirilen âyetlerin ezberlenmiş olması, Peygamberin huzurunda yazılmış olması ve iki şahitle bunun ispat edilmesi şartları arandı.
       
      Toplanan bu Mushaf, Halîfe Hz. Ebû Bekr'e teslim edildi. Vefatın­dan sonra Hz. Ömer'e, onun vefatından sonra da kızı ve Rasûlüllah'ın hanımı Hz. Hafsa'ya geçti.

      Hz. Osman zamanında, Zeyd b. Sabit başkanlığında kurulan bir komisyon tarafından, bu Mushaf esas alınarak Kur'ân istinsah edildi. Çoğaltılan bu nüshalardan biri Medine'de bırakıldı; diğerleri Küfe, Basra, Şam, Mekke, Yemen ve Bahreyn'e gönderildi. Çoğaltma işlemi tamamlandıktan sonra ilk Mushaf, yine Hz. Hafsa'ya iade edildi ve bütün müslümanların ellerindeki Kur'ân nüshalarını, çoğaltılan bu nüshalara göre kontrol etmeleri istendi. Bugün okuduğumuz Kur'ân-ı Kerîm nüshaları, Hz. Osman'ın çoğalttırdığı nüshaların; dolayısıyla Peygamberimiz zamanındaki Kur'ân'ın aynısıdır.
       
      Kur'ân-ı Kerîm, yanlış okumaları önlemek ve okumayı kolaylaş­tırmak amacıyla, dönemin yöneticilerinin isteği ve bilgisi doğrultusun­da, tâbiûndan Ebü'l-Esved ed-Düelî (69/688) tarafından harekelenmiştir. Yine tâbiûndan olan Nasr b. Âsim (89/708) ve Yahya b. Ya'mer (129/746), birbirine benzer harflere ayırt edici noktalar koymuşlardır. Halil b. Ahmed (175/791) ise hareke ve nokta işine son şeklini vermiştir. Bunla­rın her biri hem Kıraat hem de Arapça alanında uzman âlimlerdir.
       
                        ***
       
      Kur'ân 6.200'den fazla âyeti ihtiva eder2. Âyet; Kur'ân'ın bir veya birkaç kelime veya cümlesinden meydana gelen, başından ve sonundan ayrılmış bölümlerine verilen isimdir. Tek kelimelik âyetler olduğu gibi, bir sayfa uzunluğunda âyet de vardır3. Âyetlerin Kur'ân içindeki dizilişleri keyfî bir tercihe veya iniş sırasına göre olmayıp vahye dayanır. Hicretten önce inen âyetlere Mekkî, hicretten sonra inenlere ise Medenî denir.
       
      2-Elimizdeki Mushaflarda âyet sayısı: 6236'dır. Kimi bilginlerin âyet sonu saydığı yerle­ri kinlilerinin saymaması, bazı sûrelerin başında bulunan ve hurûf-i mukatta'a denilenharflerin başlı basma birer âyet sayılıp sayılmaması ve Besmelenin her sûrenin başın­dan bir âyet kabul edilip edilmemesi gibi sebepler yüzünden farklı rakamlar ortaya çıkmıştır. Ibn Abbas'tan gelen rivayetlerin birisinde âyet sayısı 6216, diğer rivayette ise 6616'dır (Süyûtî, el-ltkân, I, 67). Halk arasmda yaygın olan ve Zemahşerî'ye nispet edilen 6666 sayısı ise, âyetlerin rakamlar yuvarlanarak "1000'i emir, 1000'i nehiy, 1000'i vaad, 1000'i vaîd, 1000'i haber ve kıssa, 1000'i mesel ve ibretler, 500'ü ahkâm,100'ü teşbih ve dua, 66'sı nâsih mensuh" şeklinde ( Mehmed Sofuoğlu, Kur'ân'ın Fazi­letleri, s. 178) belirlenmesinden kaynaklanmış olabilir. Bu hususu İbn Kemal (940/1534) şöyle nazma çekmiştir: "Bilmek istersen eğer adedi âyâtı/ Cümlesi altı bin ve alta yüz altmış altı/ Bindir vaad beyanında ânın bini vaîd/ Bindir emri ibâdat bini nehy ü teh­dit/ Bini emsal ü iberdir, bini ahbâr u kısas/ Beş yüz âyâtı helâl ile harama muhtas/ Buldu yüz âyeti tesbîh ü duada çü rusuh/ Altmış altısı dahi âyeti nâsih ü mensuh"(Osman Keskioğlu, Kur'ân-ı Kerîm Bilgileri, s. 129).
       
      3Meselâ jl (Yâsîn 36/1), ûlsSUİS (Rahman 55/64) tek kelimelik; Bakara 2/282'de yer alan âyet ise bir sayfa tutarında (Kur'ân'daki en uzun) âyettir.
       
      Kur'ân âyetlerinin son kelimesine, içinde bulunduğu âyetle, onu takip eden âyeti birbirinden ayırdığı için fasıla denir. Ayetleri birbirin­den ayırmak için konulan işaretlere de durak denilmiştir.
       
      Kur'ân-ı Kerîm'de 114 sûre vardır. Sûre; Kur'ân-ı Kerîm'in âyetle­rinden meydana gelen, küçük büyük her müstakil bölüme verilen isimdir. En uzun sûre, 286 âyeti ihtiva eden Bakara Sûresi, en kısa sûre­ler ise üçer âyeti bulunan Kevser, Nasr ve Asr sûreleridir.
       
      Her sûrenin başında yer alan ve o sûrenin adını, nerede nazil ol­duğunu ve âyet sayısını belirten kısma sûre başlığı denir.
       
      Kur'ân 30 cüzdür. Her cüz, 20 sayfadan meydana gelir. Bir cüz de dört parçaya bölünmüş ve her birine hizib adı verilmiştir4. Ayrıca Kur'ân'da on dört yerde secde âyeti vardır. Bunlar (cüz, hizib ve secde­ler), sayfa kenarlarına konulan işaretlerle belirtilmiştir.
       
      İlk dönem Kur'ân yazmaları Ma'kılî ve Kûfî (sert köşelerin ve düz hatların hâkim olduğu) yazıyla yazılmıştır. Bu yazı türlerinin karakteri icabı ilk dönem Kur'ân yazmaları hayli hacimlidir. Sülüs ve nesih yazı yaygınlaştıktan sonra hacim küçülmüş; sayfa tutan mushafların benim­senmesinden sonra, sayfa adedi olarak da Kur'ân hacimleri standart hale gelmiştir.
       
      4-Hizib işaretleri genellikle 5 sayfada bir yer alır. Sûre başlangıcına yakın bir yere veya kıssa yahut konu ortasına denk gelmesi durumunda ise, uygun bir yer gözetildiği için, bu beş sayfa ölçüsü birkaç yerde tutmamaktadır.
       
          * * *
       
      Kur'ân-ı Kerîm'in muhtevası üç ana bölümde incelenebilir:
       
      1. İtikâdî hükümler,
      2. Amelî hükümler,
      3. Ahlâkî hükümler. İtikâdî hükümlerde; mükellefin inanması gereken hususlarla, bunlara inanmanın insana ve topluma sağladığı faydalar, imansızlığın zararları ve imansız kişilerin akıbeti anlatılır.
       
       
      Amelî hükümlerde ibâdet ve muame­lât prensipleri yer alır. Ahlâkî hükümlerde ise iyilik ve kötülük, mükel­lefin ziynetleneceği fazîletler ve sakınacağı kötülüklerle ilgili hükümle­re ve misâllere yer verilir. Bu üç ana konudan başka, peygamberlere ve geçmiş toplumlara dair ibret verici kıssalar ve haberler, Peygamberimiz ve ashâbıyla ilgili bazı hâdiseler, îmânı takviye edici ve ibret verici bazı tabiat olayları ve dualar da Kur'ân'da yer almıştır.
       
                     * * *
       
      Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberimizin en büyük ve daimî mu'cizesidir. Onun, Kur'ân dışındaki mu'cizeleriyle, diğer peygamberlerin göster­dikleri bütün mu'cizeler hissidir; yani duyu organlarıyla müşahede edilebilen mu'cizelerdir. Bu sebepten bunlar, sadece o devirde yaşayan kimseler tarafından gözlenebilmiştir. Kur'ân ise, daima müşahede edi­lebilen ve her an canlılığım koruyan en büyük mu'cizedir. Bunun için­dir ki Rasûlüllah, Kıyamet gününde, peygamberler içinde en çok üm­mete sahip peygamberin, kendisinin olacağını haber vermiştir.
       
       Söz konusu hadis şöyledir: "Hiçbir peygamber yoktur ki, insanların kendisine inanmasına sebep olacak bir mucize verilmiş olmasın. Şüphesiz bana verilen de, Allah'ın bana vahyettiği Kur'ân dır. Bunun için Kıyamet gününde ben, en çok ümmete sahip Peygamber olacağımı ümid etmekteyim"5.
       
      Kur'ân, hem lâfzı ve hem de mânâsı itibariyle mu'cizedir; benzerini meydana getirmek mümkün değildir. Onun üslûbu en büyük şâirleri, en meşhur edîb ve hatîbleri dahi hayrete düşürmüştür. Kur'ân'ın indi­rildiği yıllarda altın çağını yaşayan Arap Edebiyatı, onun bu parlak ve muhteşem üslûbu karşısında silik ve sönük kalmıştır.
       
      Kur'ân, birçok âyetiyle, kendisine inanmayan, Allah Kelâmı oldu­ğunu kabul etmeyen muarızlarına karşı, kendisi gibi bir kitap veya on sûre veya hiç olmazsa bir tek sûre oluşturmaları hususunda meydan okuduğu halde6, hiçbir kimse veya topluluk bunu başaramamıştır. Onlar bu meydan okuma karşısında âciz kalınca çâreyi, uzun yıllar sürecek mücâdele ve muharebelerde aramışlardır.
       
       
      5  Buhârî, Fedâüü'l-Kur'ân, 1; Müslim, îmân, 239.
       
      6  Bkz: Sırasıyla Tûr, 52/33-34; Hûd, 11/13; Yûnus, 10/38; Bakara, 2/23-24.
       
       
      Halbuki Kur'an'ın bir benzerini meydana getirmek tehlikesiz ve meşakkatsiz bir işti. Üste­lik bunu yapmaları halinde, bu dâva kökünden halledilmiş ve söndü­rülmüş olacaktı. Demek ki, Kur'an'm bir benzerini, hattâ en kısa bir sûresinin benzerini dahi meydana getirmekten âciz kalmışlardı.
       
      Kur'ân-ı Kerîm, inzal edilmesinden bu yana 14 asır geçmiş olması­na rağmen, onda hiçbir değişiklik olmamıştır. Kur'an'ın âyetleri, keli­meleri, harfleri ve hattâ harekeleri bile sayılıdır. Vahyolunduğu orijinal lisanıyla muhafaza edilebilmiş yegâne kitap odur. O, başlangıçtan bu yana, hem yazılmak, hem de hafızlar tarafından ezberlenmek suretiyle en sağlam bir şekilde muhafaza edilmiştir.
       
      Kur'ân, yüzyıllar boyu, müslümanların en mühim ve en verimli meşguliyet kaynağı olmuştur: Kurrâ ve hafızlar onun okunması, imlâsı ve ezberlenmesi üzerinde durmuş ve Kur'ân'ı, Allah'tan geldiği şekliyle muhafaza etmişlerdir. Müfessirler onun engin mânâsını inceleyerek, güçleri nispetinde yorumunu yapmışlardır. Fakihler onun hükümlerini tespit etmişler; kelam bilginleri aklî deliller eşliğinde ondan istinbatta (hüküm ve anlam çıkarma) bulunmuşlardır. Vaizler ve hatipler onun hü­kümlerini ve ondaki ibret tablolarını halka anlatarak, müslümanları irşad etmişlerdir. Edebiyatçılar onun edebî değeri üzerinde çalışmışlar­dır. Hattatlar onu en güzel şekilde yazmaya gayret etmişlerdir; en gü­zel rahleler, mahfazalar, ciltler ve tezhibler Kur'ân için yapılmıştır. Hâ­sılı her ilim ve sanat erbabı, güçleri nispetinde Kur'ân'dan istifade etmiş ve ona en güzel hizmeti vermeye çalışmışlardır. Muhteşem tarih ve medeniyetimizin ve kütüphanelerdeki yüz binlerce cilt kitabın ana kaynağı ve dayanağı Kur'ân değil midir?
        

      Kur'ân-ı Kerîm, 23 senede parça parça inzal edildiği halde, başın­dan sonuna kadar her âyet ve sûresi büyük bir tenâsüb ve insicam için­dedir. Birbiriyle çelişen hüküm veya beyan yahut tutarsızlık yoktur.
       
      Kur'ân öyle bir kitaptır ki, en yüksek mertebedekilerden en sade kişiye kadar her seviyede insan, onda aradığını bulur. O, her devirde, her toplumun ihtiyacını karşılayabilecek ve insanlığı dünya ve âhiret mutluluk ve esenliğine götürebilecek yegâne hak kitaptır. İlim ve fen ilerledikçe, onun prensiplerinin güzelliği, yüceliği ve ondaki sırlar daha iyi anlaşılmaktadır7.
       
       
                       ÖZET
       
      (Kur'ân-ı Kerîm)
       
      Kur'ân-ı Kerîm; Hazreti Muhammed (sav)'e indirilen ve ilâhî kitap­ların sonuncusu olan mukaddes metnin özel ismidir.
       
      Kurân'ın yazıya geçirilmiş ve kitap haline gelmiş şekline Mushaf denir.
      Kur'ân-ı Kerîm'de 114 sûre, 6236 âyet vardır. Her sûrenin başında bulunan ve o sûrenin adını, nerede nazil olduğunu ve âyet sayısını belir­ten kısma sûre başlığı denir.
       
      Mushaf 30 cüz'e bölünmüştür. Her cüz, 20 sayfadır. Bir cüz de dört parçaya ayrılmış ve her birine hizib adı verilmiştir. Cüz ve hizib yerleri, sayfa kenarlarına konulan işaretlerle belirtilmiştir. Bunlar hatim okur­ken kolaylık sağlanması için konulmuştur.

      Kur'ân'ın âyetleri, kelimeleri, harfleri ve hattâ harekeleri bile sayılı­dır. Vahyolunduğu orijinal lisanıyla muhafaza edilebilmiş yegâne ilâhî kitap odur. O, başlangıçtan bu yana, hem yazılmak, hem okunmak, hem de hafızlar tarafından ezberlenmek suretiyle sağlam bir şekilde muhafa­za edilmiştir.
       
      Kur'ân'ın günümüze kadar sağlam bir şekilde gelmesine en büyük katkıyı da Kıraat ve Tecvîd ilimleri yapmıştır.
       
      7 Bu konularla ilgili olarak daha geniş bilgi için "Kur'ân ilimleri ve Kur'ân-ı Kerîm Tarihi isimli eserimize bakılabilir.
       

       
       
      Emin Yayınları Abdurrahman Çetin Kuran Okuma Esasları Tecvid kitabını incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789944404075
      MarkaEmin Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789944404075
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.