• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kuranı Kerimin Türkçe Meali

      Kuranı Kerimin Türkçe Meali
      Kuranı Kerimin Türkçe Meali
      Kuranı Kerimin Türkçe Meali
      Kuranı Kerimin Türkçe Meali
      Kuranı Kerimin Türkçe Meali
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      28,00 TL
      İndirimli Fiyat (%39,3) :
      17,00 TL
      Kazancınız 11,00 TL
      17.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
              Stoktan Kargo 

      Kitap            Kuranı Kerimin Türkçe Meali, Arapça Metinsiz
      Yayınevi       Nesil Yayınları
      Yazar           Nesil Araştırma Merkezi Heyeti
      Etiket Fiyat   28 TL 
      Kağıt Cilt      Sarı şamua, karton kapak cilt
      Sayfa Ebat   448 sayfa,  13.5 x 21 cm Roman boy, 2 Renk
      Yayın Yılı      2018
      ISBN             9786051624419?


      Nesil Yayınları Arapça Metinsiz Kuranı Kerimin Türkçe Meali kitabı nı incelemektesiniz.
      Sadece Türkçe Kuranı Kerimin Meali hakkında yorumları oku yup Hatim cüzü nün özellikleri, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı.Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


        Takdim

      Bu dünyaya gözünü açan her insanın, durup düşünmek fırsatını bul­duğu an zihnine hücum eden bazı esaslı sorular vardır: Ben kimim? Bu dünyada ne arıyorum? Niçin buraya geldim? Bundan sonra nereye gi­deceğim? Benimle beraber bu dünyayı paylaşan bu kadar insanlar ve canlı cansız varlıklar nereden gelip nereye gidiyorlar? Neden gelen dur­muyor, giden dönmüyor?

      Kâinatın neresine baksak, yersiz yaratılmış hiçbir şeyin olmadığını görürüz. Kanat verilmişse uçmak için, ayak verilmişse yürümek için, göz verilmişse görmek için, kulak verilmişse işitmek içindir. Her şey yerli ye­rince yaratılmış, her şey sonsuz bir hikmetle takdir edilmiştir. İnsanın zihninde dolaşan bu sorular da maksatsız ve mânâsız olamaz. Muhak­kak bunların da bir cevabı bulunmalı ve münâsip bir şekilde insana bil­dirilmelidir.

      Âlemlerin Rabbi, bu şirin gezegende aziz bir misafir olarak ağırla­dığı insana, zihnini meşgul eden bütün bu soruların cevabını, ilk insan­dan başlamak üzere gönderdiği peygamberler vasıtasıyla bildirmiştir. Bu peygamberlerden kimini sadece bulundukları kavme göndermiş, ki­mine ise kitap ve sayfalar vererek mesajlarını bulundukları yer ve zama­nın ötelerine iletme imkânını bahşetmiştir. Nihâyet, insanlığın gelişme­si belli bir seviyeye ulaşıp da bütün dünya tek bir peygamberin ve tek bir kitabın mesajına muhâtap olabilecek duruma gelince, Ahirzaman Pey­gamberi Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmı, Kur'ân-ı Kerim ile bu dünyaya göndermiştir.

      Kur'ân, Rabbimizi bize tanıtan üç büyük kitaptan biridir. Diğerleri ise son peygamber Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile için­de yaşadığımız kâinat kitabıdır. Kâinat kitabını okumayı Kur'ân'dan öğ­renir, Kur'ân'ı yaşamayı da Peygamberimizden öğreniriz. Bunların üçü­ne birden yönelmek suretiyle doğru yolu bulur, Rabbimizi tanır ve Onun rızâsına erişebiliriz. İşte, Kur'ân'ın indirilişinden bu yana geçen on dört asır, bilhassa Kur'ân'ın indiği Saâdet Asrı bu hakikatin şâhididir. Dün­yayı Kur'ân'ın inişinden önceki ve sonraki haliyle göz önüne getirmek, onun insanlık için, hattâ kâinat için ne mânâ ifade ettiğini açıkça gösterir.
       
      Bundan on dört asır önce Kur'ân yeryüzüne indiğinde, dünya inkâr ve cehâlet karanlıklarına bürünmüş, insanlık vahşet ve dehşete boğul­muş halde idi. Her gece dünya semâsını bir şehrâyin gibi donatan yıl­dızlar, her sabah dünyaya ışık ve hayat saçan güneş, her bahar yeniden dirilen yeryüzü, üzerlerinde yazılı mânâları okuyacak bir çift göz bulama­dan geçip gidiyordu. Kuşlar, kuzular, dağlar, ırmaklar, kelebekler, çiçek­ler, denizler, bulutlar bir başıboşluk içinde yuvarlanıyor; ne anlattıkları, neye hizmet ettikleri, hangi sanatkârın nakışlarıyla süslendikleri anlaşı­lamadan yokluk perdesi altında kayboluyordu.
      Sonra Kur'ân indi yeryüzüne. Kâinat kitabını okumaya başladı. Yüz­yılları örten karanlıkları âyetleriyle birer şimşek gibi deldi, geçti. Ülfet per­desini yırttı, gözümüzün önündeki varlıkların ve hâdiselerin mânâlarını açığa çıkardı.

      Güneşi gösterdi insanlığa. Bu Rabbinizin bir âyetidir, dedi. Onun em­riyle size ışık ve hayat verir. Onun emriyle yanar, Onun emriyle döner. Onu övüp Onu teşbih eder.
      Ayı gösterdi. Bu sizin kandiliniz ve takviminizdir, dedi. Rabbinizin emriyle gecenize nur saçar, size vaktinizi bildirir. Onun emriyle aydınla­nır. Onun emriyle aydınlatır. Onun emriyle şekilden şekle gire. Onu övüp Onu teşbih eder.  arapça metinsiz kuran meali

      Yıldızları gösterdi. Hem gecenin karanlığında, hem inkâr ve cehâlet karanlıklarında yolunuzu onlarla bulursunuz, dedi. Onlar Rabbinizin em­riyle yanar, Onun emriyle geçer, Onun emriyle semânızı süsler, size te­bessüm edip dururlar. Onu överler, Onu teşbih ederler, sayısız dillerle size Onu anlatırlar. Bakın, okuyun ve anlayın.

      Gökyüzünü gösterdi. Bulutlara bakın, dedi. Rahmetimizi müjdele­mek için koşarak size gelen rüzgâra bakın. Korku ve ümit içinde size gösterdiğimiz şimşeğe, gök gürültüsüne bakın. Gökyüzünü Biz böyle ko­nuşturur, böyle teşbih ettiririz—tıpkı kuşların cıvıldaşmalarıyla, denizle­rin dalgalanmalarıyla, yaprakların hışırtılarıyla Rablerini övüp teşbih et­tikleri gibi.

      Göklerde ve yerde ne varsa hepsini tek tek gözler önüne serdi. Rahmân'ın yarattığında nizamsızlıktan eser göremezsin, dedi. Gözü şâhit yaptı, akla yol gösterdi. Hükmünü akıllara tasdik ettirip vicdanlara ses­lendi:
      Göklerde ve yerde gözünüzü gezdirin. Bakın, her şey nasıl yerli ye­rine konmuş. Demek ki bunları yapan, adâletle iş görür. Öyleyse siz de âdil olun. Yoksa zulmünüz cezâsız kalmaz. arapça metinsiz sadece kuran türkçe meali

      Bir bakın: Güneşin ışığı nerelerden gelip sizin yardımınıza yetişiyor. Bulutları taşıyan rüzgârlar nasıl imdadınıza koşuyor. Toprak ağaçları, ağaçlar hayvanları, hayvanlar sizi nasıl besliyor. Bunları veren, ancak bütün âlemlere hükmü geçen bir Yaratıcı olabilir. Demek ki sizin âcizliği­niz ve zayıflığınız, Onun rahmetine bir vesiledir. Öyleyse siz de aranız­da zayıf olanların yardımına koşun. Yoksa kendinizi rahmetten mahrum edersiniz. 

      Kendi yaratılışınıza bir bakın. Sonra her bahar yeryüzünün dirilişine dikkat edin. Sonra göklerin ve yerin nasıl yaratıldığını düşünün. Bütün bunları yapan, elbette sizi tekrar diriltmeye de kadirdir. Sizi bu dünyada hesapsız nimetleriyle aziz bir misafir gibi ağırlayan, ebedî Cennetlerin­de sonsuz nimetleriyle mesut etmeye de kadirdir. En küçük bir böceğin en küçük ihtiyacını görüp yetiştiren, sizin gizli ve açık bütün dileklerini­zi de işitir ve yerine getirir. Öyleyse Ona yönelin, isteyeceğinizi Ondan isteyin ve Onun rızâsını kazanmaya bakın. Dünyada güzelce yaşayın, Âhirette güzellik bulun.

      Kâinata bakın. Zerreden yıldızlara kadar her şeye göz gezdirin. Yer­siz yaratılmış bir şey gösterebilir misiniz? Siz de öylece hikmetle yaratıl­dınız ve bütün duygu ve kabiliyetleriniz hikmetle tanzim edildi. Size veri­len ölümsüzlük iştiyâkı da elbette bir hikmetle verilmiştir—bu dünyaya râzı olmayın, ebediyeti isteyin, ebediyeti kazanmak için çalışın diye. Haydi, çalışın ve isteyin. Güzel işlerde birbirinizle yarışın. Rahmetim ve Cennetim sizi bekliyor; lâyık olmaya bakın!
      İşte, vahşete ve dehşete bürünmüş bir dünyaya, bunlar gibi daha ni­ce hakikatlerle nurlar saçan bir Kur'ân indi. Gökler ve yer, akıllar ve kalp­ler onunla birden aydınlanıverdi. Kendi evlâtlarını diri diri toprağa gö­menler, o nûr ile ahlâkın en yüce mertebelerine erişti, dünyaya insanlık ve medeniyette rehber olacak hâle geldi. Kadınların insandan sayılmadığı ve bir mal gibi miras olarak devredildiği bir cemiyette kadın miras sa­hibi oldu. Hür insanların köle gibi muamele gördüğü bir zamanda köleler hür insan seviyesine erişti. Kendi menfaati için başkalarının hakkını çiğ­nemekten çekinmeyen insanlar, en sevdikleri malları yoksullara bağış­lamak için birbirleriyle yarışmaya koşar oldu. Düşman kavimler, nesep kardeşliğinden daha sıcak duygularla kucaklaştılar. Ve cehâlet asrı, bir­kaç sene gibi kısa bir zaman içinde, bir saâdet asrı olup çıktı.

      Kur'ân, Âlemlerin Rabbi tarafından, bütün insanlara ve bütün zaman­lara gönderilmiş ezelî bir hitap olarak yeryüzüne indirildi. Arayan herkes, dünya ve âhiret saâdetini onda buldu. Hükümdarlar adâletle hükmetme­yi ondan öğrendi. Filozoflar akıllarını onunla nurlandırdı. İçtimâiyatçılar bir cemiyetin hayatını tanzim eden en sağlam prensipleri ondan aldı. Âlimler ilmi, idareciler idareciliği, tüccarlar dürüstlüğü ondan öğrendi. Anneler, babalar, evlâtlar, akrabalar, çalışanlar, çalıştıranlar, köylüler, şehirliler, evvel geçenler, sonra gelenler, evliyâlar, asfiyâlar, âlimler ve sıradan insanlar yan yana diz çöküp ondan derslerini aldılar, dünyaları­nı aydınlatıp âhiretlerini kazandılar. Milyonlarca evliyâ ve asfiyâ onun vasıtasıyla Allah'ın rızâsına erişip insanlık âleminin semâsında birer yıl­
      dız gibi parlamaya başladı. Zaman geçti, o gençleşti. Üzerinde binlerce cilt tefsirler yazıldı. Her âyetinde, her kelimesinde, her harfinde yeni ye­ni hazineler keşfedildi. Her asır, evvelkilere nisbetle, onun mânâsından biraz daha fazla anlama bahtiyarlığına erişti.

      Kur'ân'ın inişi de mûcizedir, bugünlere kadar gelişi de. Kur'ân Ahir­zaman Peygamberinin mûcizesi olduğu gibi, Ahirzaman Peygamberi de onun mûcizesidir; çünkü Kur'ân ahlâkı bütünüyle onda toplamıştır. Kur'­ân'ın Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm gibi okuma yazma bil­meyen bir zâtın elinde gelmiş olması bir mûcizedir. Bugüne kadar tek bir âyetinin olsun benzerinin yapılmaması bir mûcizedir. Dünya ve âhiret saâdetinin bütün esaslarını birden içine alması bir mûcizedir. Altı bin­den fazla âyetinin arasında tek bir çelişkinin bulunmaması bir mûcizedir. Mânâ, rakam ve yazılış itibarıyla sûreleri, sayfaları, kelimeleri ve harfleri arasındaki münâsebetler bir mûcizedir. Geçmişe ve geleceğe dâir verdi­ği haberler bir mûcizedir. Asr-ı Saâdet onun bir mûcizesidir. Sahâbîlerin her biri onun bir mûcizesidir. İslâm âleminin on dört asırdır yetiştirdiği evliyâların, asfiyâların, âlimlerin, şehitlerin, gazilerin, İslâm kahramanları­nın her biri onun bir mûcizesidir. Bilgi ve anlayış bakımından farklı insan­ların, en alt tabaka ile en üst tabakadaki kimselerin birden ondan dersini alması bir mûcizedir. On dört asır sonra bugün insanlığa aynı tazelikle hitap edebilmesi ve bir milyar insanın dilinde gezmesi bir mûcizedir.

      Bu­güne kadar tek bir harfinin bile değişmemiş olması bir mûcizedir. Tekrar­lamakla usandırmaması bir mûcizedir. Kolaylıkla ezberlenmesi bir mû­cizedir. Mânâsını anlamasa bile onu dinleyen kimse üzerinde meydana getirdiği tesir bir mûcizedir: Sıkıntıdan bunalmış, yeisten dünyası karar­mış insanlar bir Kur'ân sesiyle huzura erişir. En küçük bir gürültüye ta­hammül edemeyen hastalar bir Kur'ân sesiyle sükûn bulur. Ölüm döşe­ğindeki hastanın başında okunabilecek başka hangi kitap vardır?


      Kur'ân Allah kelâmı olduğu için, ifadesi de, tertibi de farklıdır. O, be­şer eliyle yazılmış kitaplara benzemez. O bize kâinat kitabını okur, Rab-bimizin emirlerini bildirir, dinimizin esaslarını gösterir, hayatımızı tanzim eder, ibâdetimizi ve dualarımızı öğretir, öğüt verir, tefekkür ettirir, zikir et­tirir, ibretler sunar, dünya ve âhiret saâdetimizin yollarını açar. Bütün bu maksatları birden kendisinde topladığı için, ifadesi de, tek bir maksada göre yazılmış beşer kitaplarından elbette farklıdır. Yine bu sebeptendir ki, mühim esaslar ve kıssalar, değişik münâsebetlerle yer yer tekrarlan­mış ve bazı sûreler, âdetâ Kur'ân'ın bir hülâsası haline gelmiştir—tâ ki, her zaman Kur'ân'ın bütününü okumaya fırsat bulamayanlar, bu esaslar­dan mahrum kalmasın. Bununla birlikte, tekrarlanan hususların her bi­rinde de gerek mânâ, gerekse makam itibarıyla mühim farklılıklar var­dır. Ehil olanlar bu farklılıkları tek tek ayırt eder, her birinden gerekli dersi bulup alır ve bir kıssanın en cüz'î ayrıntısından bile hükümler çıkarırlar.

      Kur'ân'ın bütününde tâkip ettiği dört ana gaye vardır ki, bu gayeler onun bütün sûrelerine ve bütün âyetlerine kadar nüfuz etmiştir. Bunlar­dan birincisi tevhid esasıdır ki, zâtında, sıfatlarında, fiillerinde, eserlerin­de ve mülkünde hiçbir ortağı, benzeri, dengi bulunmayan bir yaratıcıya îmân etmek mânâsına gelir. (Bu arada, birçok âyette Allah'ın Kendisin­den Biz zamiriyle bahsetmesi de Onun büyüklüğünü dile getirmektedir; yoksa Onun ne zâtında, ne sıfatlarında, ne fiillerinde bir benzeri olduğu mânâsına kafiyen gelmez.) İkincisi nübüvvet esasıdır ki, Âlemlerin Rab-binin emirlerini bize ulaştıran peygamberlik müessesesini ifade etmek­tedir. Üçüncüsü haşir, yani öldükten sonra yeniden diriltilerek ebedî bir hayata kavuşmamız demektir. Dördüncü esas ise adalettir ki, Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın adâletinin bütün kâinatı kuşattığını ve haşirde tam olarak tecellî ederek herkese işlediği iyilik ve kötülüğün karşılığını vere­ceğini bildirir.
      İşte, Kur'ân'ın bütün beyanlarına bu dört maksat açısından bakmak gerekir. Kur'ân, bahsettiği her şeye bu maksatlarla olan ilgisi nispetinde ehemmiyet vermiştir. Meselâ peygamber mûcizelerini zikrederken yüz­yıllar sonra keşfedilecek medeniyet hârikalarına da işarette bulunmuş, ancak bunu çok açık şekilde belirtmemiştir. Çünkü âlemlerin Rabbinin ezelî bir hitâbı olan ve ebedî âlemlerin haritasını çizen bir kitapta ve Al­lah'ın birbirinden muhteşem sanat eserleri arasında medeniyet hârika­larının ancak bu kadarlık bir söz hakkı bulunabilir. Ayrıca, Kur'ân'ın bü­tün insanlara ve cinlere ve bütün çağlara birden hitap ettiğini de gözden uzak tutmamak gerekir. Eğer Kur'ân bizi bir damla su içindeki milyonlar­ca küçük yaratığı ibretle seyretmeye açıkça davet etseydi, bizim hayreti­mizi çekmesine karşılık, evvelki asırların hissesini ihmâl etmiş, belki de onları inkâra sevk etmiş olurdu. Bununla birlikte, ilimlerin bugün bile kıs­men ancak keşfedebildiği mânâlara, Kur'ân-ı Kerim birçok âyetinde işa­rette bulunmuş, ancak bunu yaparken daha birçok mânâları da bir arada topladığı için, bundan önceki asırların anlayışını hiçbir şekilde rencide etmemiştir. Meselâ Nur Sûresinin 35'inci âyetinde bir elektrik ampulü­nün ışık verişi aynen böyle bir üslûp içinde tasvir edilmekte, bu arada birçok mânâlar da birlikte ders verilmektedir.

      Kur'ân-ı Kerimin meâlini okumaya başlamadan önce bir hususu dik­kate almakta zaruret vardır. Allah kelâmı olan ve Onun ezelî bir hitâbı olan bir kitabın tercümesi mümkün olamaz. Beşer eliyle yazılan kitaplar bile, üstelik bazen orijinal dilinden daha mükemmel bir dile tercüme edil­diği zaman aslını aynen koruyamazken, Kur'ân'ı Arapça gibi mükemmel ve zengin bir dilden Türkçe'nin bugünkü şekline çevirebilmeye elbet­te ki imkân yoktur. Bu yüzdendir ki, Kur'ân meâllerinde "tercüme" değil de, "mânâ" demek olan "meâl" kelimesini yahut "yorum" mânâsına gelen "tefsir" kelimesini kullanmak bir âdet halinde yerleşmiştir. 
      Kur'ân-ı Kerimin meâlini okumak, elbette ki faydadan hâlî değildir. Dinimizin temel kitabı Kur'ân olduğuna göre, onun neden bahsettiğini öğrenmek her Müslümanın başta gelen vazifesidir ve Arapça bilmeyen ve ihtisas sahibi olmayan kimseler için, bunun başlıca yolu da meâlleri tetkik etmektir. Ancak bu, Kur'ân'ı aslından okumanın yerini hiçbir za­man tutmaz. Çünkü Kur'ân'ın aslı, Allah'ın bizzat Kendi sözüdür. O insa­nın sadece aklına değil, aynı zamanda kalbine, ruhuna ve şâir duygula­rına da birden hitap eder. Her harfinde ise en az on sevap vardır. Bazı sûrelerde bu daha da yükselir; meselâ Yâsin Sûresinin her harfinde beş yüze, İhlâs Sûresinin her harfinde bin beş yüz sevâba kadar çıkar. Mübârek gün ve gecelerde ise bu sevap kat kat artar. Onu, Âlemlerin Rab-binden geldiği şekilde okumak ve dinlemek, hangi milletten olursa olsun bütün Müslümanların esaslı ve pek güzel bir âdet ve ibâdeti olarak ebe­diyete kadar devam edecektir. Meâller ve tefsirler ise, Rabbimizin bize olan hitâbını anlamak ve bizi Onun rızâsına ulaştıracak vesileleri öğren­mek bakımından ehemmiyet taşır. Çünkü Kur'ân hayatımızın her safha­sında bize ışık tutacak birbirinden değerli prensipleri, ders ve ikazları içi­ne almaktadır. Nitekim Kur'ân'ı bize getiren Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

      "O kitapta sizden öncekilerin ve sonrakilerin haberi vardır. Aranızda­ki meselelerle ilgili hükümler vardır. O hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı ayı­ran bir hakemdir. Onda boş söz yoktur. Kim onun hükümlerine karşı gelerek onu terk ederse, Allah onun boynunu kırar, perişan eder. Kim ondan başka bir kurtuluş yolu ararsa, Allah onu saptırır. O Allah'ın sapa­sağlam bir ipidir. O hikmet dolu bir öğüttür. O dosdoğru bir yoldur. Hevâ ve hevesler onu saptı ramaz, diller onu karıştı ramaz. Âlimler ona doy­maz; tekrarlamakla usandırmaz; insanı hayran bırakan yönleri bitip tü­kenmek bilmez. O öyle bir kitaptır ki, cinler onu dinledikleri zaman 'Biz doğru yolu gösteren hârikulâde bir Kur'ân dinledik ve îmân ettik' derler. Kim ona dayanarak konuşursa doğru yolu bulur. Kim onunla amel eder­se mükâfâtını görür. Kim onunla hükmederse adâlet etmiş olur. Kim ona çağırılırsa dosdoğru bir yol kendisine gösderilmiş olur."

      Türkçemizde bugüne kadar birçok değerli meâl ve tefsirler kaleme alınmıştır. Bunlar arasında Merhum Elmalılı'nın Hak Dini Kur'ân Dili ad­lı tefsiri ile, belli başlı tefsirlerin tefsirlerin hülâsasını kendisinde topla­yan Merhum Mehmed Vehbi'nin Hülâsatü'l-Beyân'ın, Merhum Ömer Nasuhi Bilmen'in Kur'ân-ı Kerimin Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsirini bil­hassa zikretmek gerekir. Meâl dünyasında ise, Merhum Hasan Basri Çantay'ın büyük bir ehliyet ve vukuf ile gerçekleştirdiği Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim adlı eseri, güvenilir kaynaklar olarak ortada durmakta­dır. Kur'ân-ı Kerimin bilhassa îmân esasları ile ilgili yönlerinde ise, Bediüzzaman Said Nursî'nin Risale-i Nur Külliyatı adındaki altı bin sayfalık eseri, müstesnâ bir tefsir olarak durmakta ve bu sahada yapılacak pek çok değerli araştırmalara kaynak teşkil edecek büyük bir potansiyel arz etmektedir. Bunlar, İslâm âlimlerinin ve ümmetin tasvip ve takdirlerine mazhar olmuş, kıyâmete kadar istifade edilmeye devam edecek ve sa­hiplerine Allah'ın sınırsız rahmetiyle daha pek çok sevaplar kazandıra­cak olan eserlerdir.

      Elinizdeki meâl ise, hem dil, hem de kültür itibarıyla ihtisas sahibi ol­mayan ve Allah'ın kitabında nelerin bulunduğunu öğrenmek isteyen bu­günün insanı dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu çalışma, doğrudan doğ­ruya ilim ve ihtisas ehline hitap etmediği için, mecburî olarak yapılan tefsirler parantezle ayrılmamış ve böylece ifadedeki akışın bozulmamasına dikkat gösterilmiştir. Bu tür yorumlar, mutlaka mûteber tefsirlerden alınmış; yine de asgarî seviyede bırakılmış ve baştan sona doğru ilerle­dikçe mümkün mertebe azaltılmıştır.

      Bu meâlin hazırlanmasında Arapça ve Türkçe mûteber tefsirlerin hepsi göz önünde tutulmuştur. Bununla birlikte, muâsır bir müfessir ola­rak Merhum Elmalılı'nın tevcihleri yer yer tercih edilmiş; bilhassa îman hakikatleri ile İlgili olan veya zamanımızın münâkaşalı mevzularını teşkil eden hususlarda ise, Risale-i Nur Külliyatı esas tutulmuştur.

      İnsan elinin mahsulü her eserde olduğu gibi bu meâlde de görülebile­cek kusurların hepsi bize, iyilik ve güzelliklerin hepsi de Kur'ân'ın ken­disine âittir. Allah bizi onunla yaşatsın, onunla öldürsün ve onunla dirilt­sin. Âmin.

      Nesil Basım Yayın
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786051624419
      MarkaNesil Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786051624419
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.