• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Mantıkut Tayr

      Mantıkut Tayr
      Mantıkut Tayr
      Mantıkut Tayr
      Mantıkut Tayr
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Fiyat:
      37,00 TL
      İndirimli Fiyat (%35,1) :
      24,00 TL
      Kazancınız 13,00 TL
      24.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
              Stoktan kargo

      Kitap            Mantıku't Tayr
      Yazar           Feridüddin Attar
      Yayınevi       Kapı Yayınları
      Etiket Fiyatı  37 TL
      Kağıt Cilt       2. Hamur - Karton kapak cilt
      Sayfa Ebat    322 sayfa - 13.5x19.5 cm
      Yayın Yılı      2019
      ISBN             9786055147631

                                     
      Kapı Yayınları, Feridüddin Attar Mantıkut Tayr adlı kitabı incelemektesiniz.
      Mantıku't Tayr kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2


      MANTIKUT TAYR
      Ferîdüddin Attâr

      "Kuş dili" ya da "kuşların konuşması" anlamına gelen Mantıkut tayr, memleketlerinin sultansız olduğunu anlayıp yola düşen kuşların hikâyesidir. Tüm kuşlar, padişahı bulmak için çıkacakları yolculukta Süleyman Peygamber'in sırdaşı hüthüdü kendilerine rehber olarak seçerler. Hüthüt onları Kaf Dağının arkasında yaşayan padişahları Sîmurg'a götürecektir. Fakat seyahatin zahmetli ve tehlikeli olduğunu anlayan kuşlar farklı konularda hüthüde sorular sorarak mazeret beyan etmeye ve yola çıkmaktan vazgeçmeye çalışır. Hüthüt ise ibretlik hikâyeler ve kıssalar anlatarak onları ikna etmeyi deneyecektir. Sîmurg'a giden yol, er kişinin yoludur; zira hakikate varacaktır.

      İnsanın hakikat arayışını alegorik bir anlatımla dile getiren Mantıku't tayr, tasavvuf edebiyatının en seçkin örneklerinden biridir. İranlı meşhur sufi Ferîdüddin Attâr'ın şaheserinin Türkçeye farklı dönemlerde farklı çevirileri yapılmıştır. Yunus Emre'nin çağdaşı Gülşehrî'nin çevirisi ise en otantik örneklerden biridir. Gülşehrî, Attâr'ın ölümsüz eserini şair zevkiyle, "Türkçenin süt dişleriyle" söylemiştir.

          ÖNSÖZ

      Kuş dili" anlamına gelen Mantıku't tayr öbeği  Arapça bir tamlama olup, Kur'an-ı Kerim'de de geçmektedir. Süleyman Peygamber'e Allah tara­fından verilen kuşların dilini anlaması mucizesinden dolayı bu terkip İslami edebiyat literatüründe de yer almıştır.

      12. yüzyıl sonlarında iranlı Ferîdüddin Attâr tarafından kaleme alman ve vahdet i vücûd (varlığın birliği, varlıkta birlik) felsefesini işleyen Mantıkut tayr, bütün kuşların, padişahları Sîmurg'u aramak için hüthüt kuşunun rehberli­ğinde çıktıkları çetin yolculuğu ve ulaştıkları ilginç sonucu sembolik bir dille anlatmaktadır.

      Attâr'ın bu eserini Türk mutasavvıf şairlerinden Gülşehrî (ö. 1317'den sonra), 1317 yılında, telifi tercüme diyebilece­ğimiz biçimde, esere birçok yeni bölüm ekleyerek ve birçok bölümü de çıkararak yine mesnevi nazım biçimiyle Türkçe-ye nakletmiştir. Gülşehrî'nin bu eseri Eski Oğuz Türkçesinin derli toplu ilk mesnevisidir.

      Elinizdeki çalışma Gülşehrî'nin kaleme aldığı Mantı­ku't tayr mesnevisinin tamamının günümüz Türkçesine ak­tarılmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu işlem yapılırken Prof. Dr. 
      Kemal Yavuz'un metin yayımı esas alınmıştır (Kemal Yavuz, Gülşehrî'nin Mantıku't-Tayr'ı (Gülşen-nâme), Kırşehir Vali­liği Yayınları, Ankara 2007).
      Metnin günümüz Türkçesine aktarılması esnasında bire­bir karşılık verilemeyen bazı terimler ile metinde geçen ta­rihî, efsanevi şahıs adlan ve eser isimleri ilk geçtikleri yerde dipnot düşülerek açıklanmıştır.

      Kapı Yayınlan Beyazıt, 27 Mart 2016
       

      GİRİŞ

      Fars edebiyatının önde gelen isimlerinden Ferîdüddin Attâr (ö. MS 1221) tarafından 1187 yılında kale­me alınan ve bazı nüshalarında adı Makalât-ı Tuyûr, Makamât-ı Tuyûr, Tuyûrnâme şeklinde kayıtlı olan1 Mantıku't tayr'ın kelime karşılığı "kuş dili, kuşların konuşması" şeklindedir ve Kur'an-ı Kerim'de "Nemi Suresi"nin 16. aye­tinde aynen bu hâliyle geçmektedir: "Süleyman, Dâvûd'a va­ris oldu ve, 'Ey insanlar, bize kuş dili (mantıku't-tayr) öğre­tildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur,' dedi."

      Eser esas itibarıyla tasavvuftaki vahdet-i vücûd (varlığın birliği, varlıkta birlik) felsefesini sembolik biçimde dile ge­tirmektedir.

      "Vahdet-i vücûd (varlığın birliği) düşüncesinin en temel özellikleri şunlardır: Var olan sadece Allah'tır. Etrafımızda var gibi gördüğümüz âlem, Allah'ın isim ve sıfatlarının gölgesidir. Ancak bu gölgeler hayali olup gerçek varlıkları bu­lunmadığı için hakikatte var olan sadece Allah'tır. Allah'ın 
      sıfatları Zat'ının aynısıdır. Dolayısıyla vücûd (varlık) Zat'a âit bir sıfat değil, Zât'ın aynısıdır. Vahdet i vücûd, buna ina­nanlara göre, varlık hakkında mutlak ve yegâne doğru telak­kidir."[1]

      1 Ahmet Sevgi, "Mantıku't-tayr", DİA, C. 28, s. 29.

      Mantıku't-tayr'ın konusu şu şekildedir:

      Memleketlerinin sultansız olduğunu anlayan kuşlar, bir yere toplanarak bulundukları diyarın bir sultana ihtiyaç olduğunu, yörelerinin harap olmaması için mutlaka bir pa­dişah bulmaları gerektiğini dile getirirler. Padişahı bulmak için çıkacakları yolculukta, daha önce Süleyman Peygamber'in sırdaşı olan ve yolları da iyi bilen hüthüdü kendi­lerine rehber olarak seçerler; hüthüt onları Kaf Dağı'nın arkasında yaşayan padişahları Sîmurg'a götürebileceği­ni söyler. Fakat seyahatin zahmetli ve tehlikeli olduğunu anlayan kuşlar (bülbül, papağan, tavus, hüma, kaz, doğan, keklik, baykuş) farklı konularda hüthüde sorular sormak suretiyle mazeret beyan etmeye ve yola çıkmaktan vazgeç­meye çalışırlar. Hüthüt aralarda ibretlik hikâyeler ve kıssa­lar anlatarak onların hepsini ikna eder. En sonunda bütün kuşlar hüthüdün rehberliğinde yola çıkarlar. Kuşların bazı­sı çeşmelere konarak, bazısı saraylara inerek ve bağlardaki ağaçların büyüsüne kapılarak, bazısı da kurtlar tarafından yenerek bu uzun ve çetin yolculuğu sona erdirir, içlerinden sadece otuz kuş (Farsçasıyla sî: otuz murg: kuş) Kaf Da­ğı'nın ardında yaşayan padişahları Sîmurg'un köşküne ula­şır. İçeri girerler, fakat içeride Sîmurg'u bulamazlar. Sîmurg diye içeride kendilerini görürler. Bu kuşlar benliklerini ve kendilerini terk ettikleri için o köşkte tekrar kendilerini bu­lurlar ve bir köşeden çok güzel bir sesle söylenen şu sözleri işitirler:

      "Ey kendilerini terk edip benliklerini bırakanlar! Ge­liniz, kendi yüzünüzü görünüz. Sîmurg diye başkasına bakmamak. Bu otuz kuş da Sîmurg'a hiç ulaşmamalı. Yok olma ve yokluğa ulaşma yolu ile barıştığınız için tekrar kendinize eriştiniz. Dünyaya sizi bağlayan kayıtları terk ettiğiniz için şüphesiz, mutlak varlığa kavuştunuz. Başka bir varlıkla var olmayı istiyordunuz. Şimdi bizzat kendi­niz var oldunuz. Ay, güneşe erişince ay olur. Kul, kendisi­ni terk edince padişah olur. Şimdi siz biz olduk ve biz de siz... Siz aradan çekildiniz, hep biz olduk. Eğer bütün kuş­lar o otuz kuş idiyse, tekrar bu otuz kuş da o Sîmurg'dur. Nakkaşların en mükemmeli olan Allah bize kendisini nakışlarıyla bildirir, ancak yarasa gibi olan kimseler onu görmez. Dünya ile kayıtlı olan varlıklar aradan çekilin­ce geride mutlak varlık olan Yaradan kalır. Bunda ne az nesne var ne de çok. Sen feragat edip benliğini bırakırsan varı dahi oldurursun. Gönlünün içindeki bozguncu dü­şünceleri bırak. Böylece geriye 'baki salih ameller (Kur'an, 19/76)' kalsın."

      Bizzat yazarının ifadesiyle; bu eserdeki hüthüt, kuşlar ve Sîmurg bir benzetme, bir temsildir. Buna göre burada hüthüt "akıl"ı, kuşlar "yaradılış" ve "tabiat"ı, Sîmurg da "Allah"ı tem­sil eder (Mantıku't-tayr, 16. beyit).

      Attâr'ın bu eserini Türk mutasavvıf şairlerinden Gülşehrî (ö. 1317'den sonra), 1317 yılında, telifi tercüme diyebilece­ğimiz biçimde, esere birçok yeni bölüm ekleyerek ve birçok bölümü de çıkararak Türkçeye nakletmiştir. Gülşehrî eseri­nin adı olarak kitapta sekiz kez Mantıku't-tayr, iki kez de Gülşen-nâme ifadesini kullanmıştır.

      Ferîdüddin Attâr ve Gülşehrî eserlerini mesnevi nazım şekli ile yazmışlardır. Attâr'ın Mantıku't-tayr'ındaki giriş kısmı 615 beyitken Gülşehri'de bu bölüm sadece 17 beyittir. Attâr'da on kuşun mazereti ve hüthüdün onlara cevabı geç­mekteyken Gülşehri'de ise sekiz kuşun mazereti yer almış; balıkçıl (bûtîmâr) ve kuyruksallayan (sa've) kuşlarının maze­retlerine yer verilmemiştir.3

      Eserin tertibi Sîmurg'a doğru yapılan seyahat hakkında bazı endişeleri olan kuşların hüthüde sorular sorması ve hüthüdün bu sorulara mukni cevaplar vermesi esasına da-' yanır. Bu soru cevaplar arasında da birçok ibretlik kıssalar ve hikâyeler yerleştirilmiştir. "Gülşehrî bu hikâyelerin çok az bir kısmını Attâr'dan almıştır. Attâr'ın Mantıku't-tayr'ında irili ufaklı 180 hikâye yer almaktadır. Gülşehrî'nin Mantı­ku't-tayr'ında ise 29 hikâye vardır. Ancak bu hikâyeler çok daha uzundur."4

      "Gülşehrî'nin Mantıku't-tayr'ındaki 29 hikâyeden yedi­si bizzat şairin kendisi tarafından kaleme alınmıştır. Bun­lardan ikisi şairin Feleknâme eserinde de yer almaktadır. Diğerlerine gelince, Attâr'ın Mantıku't tayr'ından yedi, Mevlana'nın Mesnevi'sinden dört ve Sa'dî'nin Gülistân'ın dan bir hikâye alınmıştır. Bunlar dışındaki hikâyeler farklı kaynaklardan esinlenerek ve yararlanılarak yazılmıştır. Kı­sacası Gülşehrî Mantıku't tayr adlı eserini Attâr'dan doğ­rudan çeviri yoluyla yazmamış, genel çerçeveyi ve birebir çeviri olmayan bazı hikâyeleri almıştır. Farklı kaynaklar­dan beslenerek kendi özgün eserini ortaya koymuştur."5


      3-Ahmet Kartal, "Attâr'ın Mantıku't-tayr'ı ile Gülşehrî'nin Mantıku't tayr'ının Mukayesesi", I. Kırşehir Kültür Araştırmaları Bilgi Şöleni (8-10 Ekim 2003) Bildiriler, Haz.: Ahmet Günşen, Kırşehir, 2004, s. 298-302.
      4-Mustafa Özkan, Türk Dilinin Gelişme Alanları ve Eski Anadolu Türkçesi, 2. bs., Filiz Kitabevi, İstanbul, 2000, s. 199.


      Gülşehrî tarafından kaleme alınan Mantıku't tayr'ın "sa­dece tasavvufî-temsilî bir mesnevi değil, sosyal yönleri de olan özgün bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Gülşehrî bura­da temsil yoluyla çok yönlülüğünü göstermiş, kuşların kim­liğinde sanatkârlığını, âlimliğini, hocalığını ortaya koymuş, önemli toplum müesseselerindeki başıbozukluklara eleştiri­ler getirmiştir."6

      Gülşehrî kitabının sonlarında; Farsça olarak Feleknâme'yi kaleme aldıktan sonra Arapçadan daha güzel bir dil olan Türkçeyle Attâr'ın Farsça olarak yazdığı Mantı­ku't-tayr'ı telif ettiğini, bu kitapta Attâr'ın hiç bilmediği ilimleri içeren birçok bölüme yer verdiğini ve kitabın yazımı esnasında çok tatlı ve taze sözler söylediğini ifade etmiştir. Gülşehrî bu bölümde Türkçenin Arapçadan daha güzel bir dil olduğunu, bu Türkçe defterini hiç kapatmayarak sürekli Türkçe yazacağını ve Farsçası ile değiştirmeyeceğini de be­lirterek Türkçeye olan güvenini ve inancını dile getirmiştir (MT, 4408-4429. beyitler).

      Mantıku't-tayr'ı ki 'Attâr eyledi Pârisîçe kuş dilini söyledi
      {Attâr yazdığı Mantıku't-tayr'ında kuş dilini Farsça söyledi.)

      5-Aziz Merhan, "Gülşehrî'nin Mantıku't-tayr Mesnevisinin özgünlüğü ve Kaynaklan", Vm. Miletlerarası Türkoloji Kongresi (30 Eylül-4 Ekim 2013) Bildiri Kitabı, C. III, Haz. Mustafa Özkan, Enfel Doğan, İstanbul, 2014, s. 325-331.
      6-Ömer Arslan, "Gülşen-nâme'de Temsilî Anlatım", VUl. Miletlerarası Tür­koloji Kongresi (30 Eylül-4 Ekim 2013) Bildiri Kitabı, C. III, Haz. Mustafa Özkan, Enfel Doğan, İstanbul, 2014, s. 114.

      Anı Türkî sürerinde biz dakı
      Söyledük bülbül gibi Tanrı haki
      (Allah var, biz de onu Türkçe olarak bülbül gibi söyledik.)
      Çün Felek-nâme düzetdük şâhvâr
      Pârisîçe taht u tâc u zernigâr
      (Ayrıca biz şahlara layık şekilde, altın işlemeli, Farsça
      Feleknâme'yi kaleme aldık.)
      Türk dilinçe dahi Tâzîden latif
      Mantıku't-tayr'ı eyledük ana harif
      (Bu esere Arap dilinden daha güzel bir dil olan Türkçeyle kaleme aldığımız Mantıku't-tayr'ı arkadaş eyledik.)

      Ben bu Türkî defterin çün dürmeyem
      Pârisîçesiy-ile degşürmeyem
      (Ben bu Türkçe defterini hiç kapatmayacak, sürekli Türkçe yazacak ve Farsçası ile değiştirmeyeceğim.)
      Kimse böyle tatlu söz söylemedi
      Kimse bundan yig kitâb eylemedi
      (Kimse böyle tatlı söz söylemedi. Kimse bundan üs­tün bir kitap yazmadı.)
      Bunça bâb eylemişem bunda ki hîç Kılmadı 'Attâr ol fende basîc
      (Bu kitapta Attâr'ın hiç bilmediği fenleri içeren bir­çok bölüm kaleme aldım.)
      Şehd ü şeker fronını key dökmişüz Dürr ü gevher tohmını çok ekmişüz
      (Bal ve şeker sofrasını çok döktük, inci ve mücevher tohumunu çok ektik.)
      Çün murassa' söylene te'lîfümüz Kimseden utanmaya tasnîfümüz (MT, 4408-4416. beyitler)
      (Eserimiz sanatlı bir şekilde söylendiği için hiç kimse­den utanmayacaktır.)
      Ter söz oldurur ki reng-âmîz ola Lezzeti şîrîn ü şûr-engîz ola
      (Taze ve orijinal söz rengârenk ve şamatalıdır; lezzeti de çok tatlıdır.)
      Hak bilür çün bu güli kim eyledük Nâdire şîrîn ü key ter söyledük (MT, 4422-4423. beyit­ler)
      (Allah biliyor, biz bu gülü ortaya koyarken çok nadir, tatlı ve taze sözler söyledik.)

      Kuş misâli bunda 'Attâr'un-durur
      Kalanını eyleyen yârun-durur  (MT, 4429)
      (Buradaki kuş misalleri Attâr'ındır; kalanını yazan-sa yârin Gülşehrî'dir.)

      Devrindeki birçok şairin Türkçenin Arapça ve Farsçaya göre kaba ve ifade bakımından kabiliyetsiz olduğu yolunda­ki görüşlerinin aksine fikir yürüten hemen hemen tek şair Gülşehrî'dir. Türkçeye olan bakışı, onun şuurlu ve idealist bir kişi olduğunu göstermektedir. Ayrıca eserleri didaktik ve sufiyane bir mahiyet taşıdığı hâlde dilinin sade ve temiz, üs­lubunun itinalı ve canlı, nazmının ise devrine göre oldukça pürüzsüz oluşu, onun sanat kabiliyeti hakkında yeterli bir fikir verir. Gülşehrî'nin, Yûnus Emre'den sonra zamanının duyguca kuvvetli olduğu kadar usta bir şairi olarak da çağ­daşları arasında önemli bir yer tuttuğunda şüphe yoktur.[2]
       
      [1]Necdet Tosun, "İmâm ı Rabbânî'ye Göre Vahdet i Vücûd ve Vahdet i Şuhûd", Tasavvuf - İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, S. 23, 2009, s. 182.
      [2]  Mustafa Özkan, "Gülşehrî", DtA, C. 14, s. 251.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055147631
      MarkaKapı Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786055147631
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.