Kitap Niyazi Mısri Divanı ve Şerhi - Tanrı Erinin Sırları
Yazar Niyazi Mısri
Şerh M. Efdal Emre
Yayınevi Gelenek Yayınları
Kağıt - Cilt Sarı şamua - Lüks Ciltli
Sayfa - Ebat 720 Sayfa - 17x24 cm
Yayın Yılı 2012
Gelenek Yayınları, Niyazi Mısri tarafından yazılan Niyazi Mısri Divanı ve Şerhi Tanrı Erinin Sırları adlı kitabı incelemektesiniz.
Niyazi Mısri Divanı ve Şerhi - Tanrı Erinin Sırlarıkitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
NİYAZİ MISRİ DİVANI VE ŞERHİ - TANRI ERİNİN SIRLARI
Niyazi Mısri Divanı ve Şerhi
Önsöz
Bütün dinler körlerin elindeki asa mesabesindedir. Körlere yol gösterirler. Gerçek gözlüler, Tanrı (Allah) ile görenlerdir ki onlar da tevhîd eri muvahhidlerdir. Kim tevhide erdi; eren, erilen, ermek' O oldu. Var olan O'dur, varlık dahi O'dur. Varlığın özü O'dur. Varlıkların zahiri değişse de O hiç değişmeden olduğu hâl üzeredir. O her yerde ve herşeydedir. O yaşayan bir varlıktır.
Hakîkatta yaşayan O'dur. Kişileşmeler mazharlardır. O kişileşmelerle beraber kişilik ötesi hayât sahibidir. Mutlaktır; mukayyet oldu 'kul' adını aldı. Mutlak da, mukayyet de O'dur. "O zahirdir, O bâtındır." (Hadîd: 3) Bilen, irade eden, kudret, duyan, gören, konuşan, zuhurda (tekvin) olan O'dur. "Evvel O'dur, âhir O'dur" (Hadîd: 3) O nasılsa öyledir. İzahlar, kıyaslar kesret âlemi içindedir. Kesret, vahdetin kesretidir. Tevhide erenden kıyas kalkar. Hakîkata erende vahdet, kesret anılmaz olur. Zîrâ kişilik yok olmuştur.
Mutlak dinler üstü hakikattir. Tüm dinleri kapsar. Hakîkata erenin meyli yoktur. Zîrâ O'nda kıyas yapacak bir ikinci yoktur. Bununla beraber O her mertebede bulunur. Cemâd olur, nebâd olur, hayvan olur, insan olur. İnsandan âlem-i ekber olur, evren olur. Evreni dahi aşan olur. Evren senin vücûdundur ama sen vücûda sığmayan bir varlıksın. Zâtını sıfatlarını düşün!..
Gönlün gözün değil vücûdunu, evreni dahi aşmadadır. Onlara kayıt yoktur. Bu sırları idrâk et. Sonra idrâk dahi senden yok olur. Seni kendisine bağlı kılacak
hiç bir şey kalmaz. Özgürlük senin asli özündür. Özgür olansa evreni ve içindeki tüm varlıkları (ki aslı bir varlıktır) kendi olarak görür. Tüm mükevvenat bir "Ben'dir.
Mutlak "Ben'den ayrı kendini bir ben kabul edersen, mutlak tarafından hedef olursun. Tüm varlıklar gözüne har (diken) rakip görünür. Öyle de olur. Varlığına bürünen ayrıştırır.
Evren bir varlıktır. O bir ise hiç bir kimse değildir. Suretlere takılma, onlar geçicidir. İnkâr da etme. Herkes aynı idrâka sahip değildir.
Hakikat isimsizdir. Ehl-i hakikat kendilerini bir isimle anmazlar. Her isim bir kayıttır ve hedeftir. Esmalar arası rekabet kaçınılmazdır ama her esmanın müsemmâsı birdir.
Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri Fütûhât-ı Mekkiye isimli eserinde şöyle buyururlar: "Allah'a dua ederken Frenkler; Ey Kribatur, Acemler; Ey Hûdây, Türkler; Ey Tanrı, Habeşler; Ey Vâk, Rumlar; Ey Siya (Theo), Ermeniler; Ey Asfâc, Araplar; Ey Allah diye seslenirler. Fakat bu değişik lafızlar aynı manaya delalet eder."
Gerçek Melâmiler hakikat ehlidirler ama kelime manası hakîkata engeldir. O isim genel değil özeldir. Ehl-i zahir, onları kınadıkları için o ismi vermişlerdir.
Hakîkatta silsile (manevi soy-sop) yoktur. Doğmak ölmek zahire has olan tabirlerdir. Hayât sıfatı ebedidir, ezelidir. Mutlak; hakikattir ve o ne ise O'dur. Söylenen ve yazılanlarsa mutlak açısından hakikat değil hatadır. Zîrâ mana, gönlün derinliklerindedir. Kim gönle dönerse onun derinliklerine iner. hâl kal ile anlatılmaz, anlatılamaz. Bir gülün güzelliğini, bir çınar ağacının haşmetini, semâyı hangi kelimelerle anlatabilirsin? Onlar bizatihi güzeldir. Kesret âleminde bir şeyler söylemek lazımdır ama vahdetten gaflet etmeden...
Her hak sahibine hakkını ver. Karşılık beklemeden sev, sevgi açıcıdır. Kin ve nefret ise tüm yolları tıkar. Geçit vermez. Sevgi gönlün işidir. "Dağ ne kadar yüce olsa da yol onun üzerinden aşar." (Atasözü) Gönül Tanrı'nın arşıdır. Gönlü ile olan Tanrı ile olur, Tanrı'da yaşar...
Gönül Çalab'ın tahtı Çalab gönüle baktı
İki cihan bedbaht
Kim gönül yıkar ise
Yunus Emre
M. Efdal EMRE
Niyazi-i Mısri Hazretlerinin Hayatı
Niyazi Mısrihazretleri miladi 1617 yılında Malatya'da doğdu. Adı Mehmed'tir. Mutasavvıf bir ailede büyüdü. Babası Nakşbendî tarikatına mensup olmasına rağmen kendisi daha sonra Halveti tarikatına mensup oldu.
Daha sonraki yıllarda Bağdat'a, ordan da Mısır'a geçti, ilim tahsil etti. Dini ilimlerde yetkili bir kişi oldu. Özel olarak ta "Miftah-ı ulum'il gayb" (gayb ilimleri anahtarı) ilmini tahsil etti. Bu ilmi daha önce de şeyh Bedreddin-i Simavi hazretleri de tahsil etmişti. Son dönemde ise bu ilmi Mısır'da tahsil eden kişi olarak Muhammed Nûr'ul Arabi hazretlerini görmekteyiz.
Niyazi-i MısriHazretleri otuz yaşlarında, görmüş olduğu bir rüya üzerine Mısır'dan ayrılır, rüyada gördüğü mürşidini Uşak vilâyetinde bulur. Bu zât Elmalılı, Halveti şeyhi Ümmî Sinan Mehmed Efendi'dir.
Daha sonra şeyhinden hilafet icazeti alarak irşada başlar. Efendisinin vefat etmesi üzerine Elmalı'dan ayrılır, Bursa'ya gelir. Daha sonra da Edirne ve İstanbul'a geçer, yeniden Bursa'ya döner.
Edirne'de vermiş olduğu bir vaazdan dolayı Rodos adasına sürgüne gönderilir, bir yıl sonra affedilir. Tekrar Bursa'ya döner.
Rusya seferi için (1677) kalabalık bir mürid topluluğuyla yeniden Edirne'ye gelir. Pâdişâh hazretin ve müridlerinin savaşa iştirak etmesine taraftar değildir. Ondan sadece hayır dua etmesini ister. Ama hazret celallidir. Selimiye camisinde verdiği vaazdan dolayı Niyazi Efendi Limni adasına sürgüne gönderilir. On beş yıl orada kalır. Sonra affedilir. Dönüşte yazmış olduğu bazı eserler ve
konuşmaları hased edenleri tarafından pâdişâha şikâyet edilmesi üzerine yeniden Limni adasına sürgün edilir. Niyazi-i Mısri hazretleri Limni adasında 1693 yılında ayaklarına bağlı demir kütleleri olduğu hâlde Hakk'ın rahmetine kavuşur. Türbesi Limni'dedir.
Mana sultanı olan O, hiç doğmadı ve hiç ölmedi. O nasılsa öyle idi. Hakikat budur...
Yunus öldü diye sala verirler
Ölen hayvandır âşıklar ölmez
Yunus Emre
M. Efdal EMRE
Melamilik ve Niyazi-i Mısri
Melamilik, İslam toplumunda hicri 100, miladi 700'lü yıllara nispet edilir. Oysa başlangıcı yoktur. İlk temsilcileri olarak da Ebû Ali Sindî, Bâyezîd-i Bistâmî, Ebû Hafs Haddâd, Hamdûn Kassâr, Ebû Kasım Gürkani (Guri), Rabiatü'l Adevviye, Ahmed Hadreveyh, Ebû Türab Nahşebî, Hallac-ı Mansur, Ebû Bekir Şıbli, Habib-i Acemi, Ebu'l Hasan Harkani, Ebû Said Harraz, Ebu'l Hüseyin Nuri, Yûsuf Bin-i Hüseyin Razi, Hazeratı ve emsali zâtlardır.
İkinci dönem Melâmî piri olarak Hacı Bayram-ı Veli ve halifesi Ömer Sıkkinî (Bıçakçı Ömer Dede) hazretleri anılırlar.
Üçüncü dönem Melâmî piri olarak da Seyyid Muhammed Nûr'ul Arabi Hazretleri anılırlar.
Bu tür alametler hakikatin tarikata dönüşmesinin alametleridir. Zîrâ hakikatin dönemi yoktur.
Bu zâtların tamamı hakikat ehlidirler. Musa Hızır kıssası (Kehf sûresi)'nda adı anılmayan zât (Hızır) ehl-i hakîkattandır.
Niyazi-i MısriHazretlerinin melâmîliği ilm-i ledün sahibi oluşundan (bir diğer adı da, ilm-i hikmet, ilm-i tevhîd, vahdet-i vücud ki tasavvuf bu ilimlerin genel adıdır) gelmektedir. O, devrinde bu hakikat ilimlerinde en önde olandır. Tevhid Niyazi-i Mısri'den tüm açıklığıyla ortaya konmuş ve âleme aşikâre edilmiştir. Onun melâmiliği divanındaki her ilâhisinde tüm açıklığıyla ortadadır. Melâmîlik "Lâ Mevcûde illa Hû" sırrıdır. Niyazi-i Mısri hazretleri bu sırrın vassafıdır. Olmasa idi vasfını nasıl yapardı!..
Melâmi olmayan bir yol, bir kişi kuralların kuludur. Bu kurallar din ve tarikatın kurallarıdır. Özgürlük yoktur. Melâmî ise hür ve özgürdür. O Allah'ta fâni olandır. Allah kendinde olunca kendi bakî olur. Niyazi Mısri bu sırra erenlerdendir. îşte divanı!..
Hakikat, varlığın Hakk'ın varlığı olduğunu idrâktir. Bu sırra erenler variyetlerinden kurtulanlardır. Melâmî bunu başarmış olandır.
Melâmîlik dinler üstü hakikattir. Lügat manası kınanmış, ayıplanmış olarak tanımlanır ki; bu ifadeler gayrıyat sahipleri tarafından onlara verilmiş vasıftır.
Hakîkatta Melâmî Allah'ta fânî (fena fillâh) olan demektir. Allah'ta fânî olanın da diyeti Allah olur. İşte bunlar hakikat ehli olan muvahhidlerdir. Onlar mutlakta yaşarlar. Sözleri ilahidir. O mazhardan ilah söyler. Onlar ilahi ruh sahibidirler. İlahi ruh ise ilaha aittir.
Hakikat dava işi değildir. Bir iş değildir ki davası olsun, sen ben pazarı olsun. Mutlak an'da vasıfsız ve özgür olarak yaşanır. An, an-ı daim'dir. Ehl-i hakikat doğmaz ve ölmez. O nasılsa öyledir.
Hakîkatta silsile yoktur. Ehl-i hakikat dersi Hakk'tan alırlar. Hakk ise ezeli ve ebedi Hayy'dır. (diri, canlı) Bu sırrı idrâk edemeyen bazı Melâmî adını alanlar, melâmîliği tarikata dönüştürmüşlerdir. Hakikat bir mazhardan veya mazharlardan zahir olur. Bu inkâr edilemez ama hakikat mazharların hakikatidir. O isimsiz ve vasıfsız olandır.
İnsan isme ve resme kutsal vasfı vermeye, kutsal icat etmeye müsait bir varlıktır.
Hakikatin (melâmîliğin) başlangıcı mutlak olan Allah'tır. Bu sırdandır ki tarihi yoktur. Başlangıcı olmayanın sonu dahi yoktur. "O evveldir, âhirdir." (Hadîd: 3)
Hakikat evrenin her yerinde hakikattir. Hakikat zahiri bâtından, bâtını zahirden ayırmaz. Mana suretlerin altında gizlidir. Bunu idrâk eden surete gereken değeri verir. Suretler geçicidir ama öz (mana) ezeli ve ebedidir.
Senin vücûdun ne ise evren ve içindekiler de öyledir. Senin idrâkin evreni ve içindekileri bir vücûd bilir. Kendi olarak görür. Sevgi esastır.
Kayıtlanmak senin zindanındır. Ne ile kayıtlandığın fark etmez. Sen bunların zamansız ve mekansız ötesindesin. Senin gönlünü ihata edecek bir ikincin yoktur. Sen tanımın tarifin ötesindesin. Özünü idrâk et. Zihin sınırlarından çık, gönle dön. Gir o kapıdan; işte mutlaktasın...
Sen hiç doğmadın, hiç ölmeyeceksin. Sen sendeki "Ben'in farkında ol. Zihnin gönlüne dönük olsun. Aynı zamanda zihnin içtimai hayâttan gafil kalmasın. Her hak sahibine hakkını ver.
Melâmî olmak demek hayâlde yaşamak, hayâle hizmet demek değildir. O aynı zamanda eylemdir. Eylemde gönül vardır.
Hakîkatta mürid, mürşid birdir. Ama edeb de asıldır. Edebten mahrum olan variyet sahibidir. Variyet sahiplerinin yeri ise hakikat değildir.
Evrende mevcûd olanların kişiselliği var oluşun evrenselliğine engel olmamalıdır. Sen, ben, evren özde biriz...
M. Efdal EMRE
Teşekkür
Bu eser, annemin aziz ruhuna ithaftir...
Eserin hazırlıkları süresince, Ehl-i Dîl Çay Evinde bize yer tahsis eden ve Niyazî-i Mısrî Divanı ve Şerhi'nindizgisini, tashihini yapan ve mizanpajını düzenleyen mâna/gönül dostum, Nart Noyan Beyfendi'ye, yazım ve düzenleme sırasında büyük emeği geçen Esin Ardıç Hanımefendiye, uzun yıllar hiç aralıksız sohbetlerde beraber olduğum mâna ve gönül dostlarım, Ahmet Akkaş ve Burhan Aşer beyefendiye sonsuz teşekkürlerimle...
Yıllar öncesi sohbetlerinden istifade ettiğim Melâmi mürşidi Merhum Hasan Özlem Efendi Hazretlerinin aziz ruhunu yâd ederek şükranlarımı sunar, Cenab-ı Allah'tan rahmet dilerim. ( kitap , niyazi mısri kitabı , Niyazi mısri divanı fiyatı , gelenek yayıncılık , Niyazi mısri divanı şerhi )
M. Efdal EMRE
Şerhe Giriş
Niyazi MısriHazretleri şeriat, tarikat, marifet ve hakîkatta kemâlât sahibi olup, divanında geçen ilahilerin büyük bir kısmı marifet ve hakikate aittir. Biz dîvânda hakikat bahsine ait ilahileri esas aldık ve şerhi sohbet üzere yazdık.
Hakikat (tevhîd) ikiliği reddeder. Şerh tamamen hakikat ve marifet üzeredir. Kur'an-ı Kerim dört ilmi ihtiva eder. Şeriat, tarikat, marifet, hakikat. Bunların izahı şerhte bulunmaktadır. Okuyucularımızın buna dikkat etmesi gerekir. Bu dört ilimde ehline malûmdur.
Dîvânda ve şerhte dikkat çeken bir diğer husus da hakîkatla ilgili aynı vurguların ilahilerde ve şerhte tekrarı meselesidir. Bu tür tekrarlar, dîvânın bizzat kendisinden kaynaklanmaktadır.
Şerhe, Melâmi Mürşidi merhum Hasan Özlem Efendi Hazretlerinin, Niyazi Mısri Divanı Şerhiniesas aldık. Divan sıralaması esnasında şerh edilmeyen nefes ve şiirleri, kitabın sonuna yerleştirdik. Niyâzî-i Mısrî Hazretlerinin coşkun, akıcı, cezbeli üslubu ile dile getirdiği dîvânında her mısra o kadar net ifadelerle anlatılmıştır ki Yunus Emre'nin 13. yüzyılda tutuşturduğu mana çerağını ondan dört yüz yıl sonra yeniden şahlandırarak Hakk nefesini Anadolu topraklarında âleme aşikâr etmiştir.
Tasavvuf tamamen Hakk irfâniyeti olup gönülde ışıklanan bir manadır. Bu eser otuz yıldır yurdumuzda melâmet alanında ileri gelen saygın isim ve üstadlarla yapılan sohbetlerin sır ve gizem dolu inziva ve halvetlerin birikiminin ve kendi gönül âlemimizin derinliklerinden Hakk irfâniyetine ait sudur eden hakâyıkın bir sonucudur.
Şu bir gerçektir ki, Melâmi büyüklerinde aldığımız irfâniyetle kalmadık. Zîrâ Hakk irfâniyetinin sonu yoktur. Tevhîd Tanrısaldır. Tanrı ise tüm evrende afak ve enfüsü ihata eden gerçektir. O'na son yoktur.
Melâmilik başlangıç için güzeldir. Biz mananın evrenselliğini gönlümüzde bulduk. Geleneğe değil, gönle yöneldik. Gönül; kurallara sığan bir varlık değildir. O; başı ve sonu olmayan sonsuzluk ve özgürlüktür. Melâmilik ise bir geleneğe dönüştürülmüş, derslerin (tevhîd mertebeleri) evrenselliği bu yolun mürşidleri tarafından dinsel boyuta indirgenmiştir.
Evrende engin gönül ehlinin olduğunu ve gönlünde dinler üstü hakikat olduğunu müşahede ve mukaşefe ettik. Kendi gönül âlemimizin derinliklerinde ki Hakk irfâniyetine ait, hakayıkın bilgilerini de şerhte gerekli görülen yerlerde açıkladık.
Variyetinden geçemeyene evren ve hakikat duvağını açmaz yani geçit vermez. Evrenin ve hakikatin geçit vermediği de evrensel ve hakikat olamaz. Evren, hakikat özdür. Özün özü, gönüldür. O sende var olandır. Öz ol ki evren olasın. Evren dahi gönülde bir noktadır. Gönül; Allah'ın istiva ettiği arş'ı, sonsuzluğu kendinde bulunduran mekânettir, manadır.
Dadarsan aşk dadından gecesin zahir dinden
Ayrılığın odundan ol vaktin kurtulasın
Yunus Emre
"Yazmamak ilmin afetidir"
Abdül Aziz ed-Debbağ (k.s.a)
M. Efdal EMRE
Gelenek Yayınları, Niyazi Mısri tarafından yazılan
Niyazi Mısri Divanı ve Şerhi Tanrı Erinin Sırları adlı
kitabı incele diniz.