• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Peygamberim Diyor ki

      Peygamberim Diyor ki
      Görsel 1
      Fiyat:
      40,00 TL
      İndirimli Fiyat (%37,5) :
      25,00 TL
      Kazancınız 15,00 TL
      25.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
                Stoktan Kargo
       
      Kitap               Peygamberim Diyor ki
      Yazar              Yrd. Doç. Dr. Ahmed Ürkmez
      Yayınevi          İz Yayıncılık    
      Etiket Fiyatı    40 TL
      Kağıt - Cilt       2.Hamur.  Karton kapak cilt
      Sayfa - Ebat    730 sayfa, 16x24 cm
      Yayın Yılı         2012
      ISBN                9789753558662
      NOT                 1.010 adet hadis-i şerif ve Türkçe açıklaması


       
      İz Yayınları Peygamberim Diyor ki kitabı nı incelemektesiniz.   
      Ahmet Ürkmez Peygamberim Diyor k kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
       
          Tanıtım Yazısı
       
      Ahmed Ürkmez tarafından kaleme alınmış olan Peygamberim Diyor ki adlı kitap, Müsned içerisinden yapılmış bir hadis derlemesidir. Çeşitli kriterlere göre yapılmış bu tasnifatta, hadislerin kaynağı, rivayet eden hakkında bilgi, orjinal Arapçası, tercümesi ve hadiste anlatılmak istenen husus sarih bir dille kaleme alınmıştır. Hadis konusuna giriş mahiyetinde okunup gönül rahatlığıyla okutulabilecek bir eserdir.
       
          ÖNSÖZ
       
      "Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a şükürler olsun. Kâfirler hâlâ Rablerine alternatif arıyorlar!" (En'âm 6/1)
       
      "Söyle: Allah'a şükürler ve seçtiği kullarına da selam olsun! Allah mı daha iyi yoksa onların ortak saydıkları şeyler mi?" (Nemi, 27/59)
       
      "Söyle: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyacaksınız. Allah da sizi sevecek ve günahlarınızı bağışlayacak. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametli!" (Âl-i İmrân, 3/31)
       
      Çok sevdiğimiz, ama bir türlü yeterince tanıyamadığımız Şefkat Elçisi'ne (sav) tercüman olmak... Onun 'nübüvvet nuruyla' parıldayan seçkin sözlerini sağlam kaynaklara dayanarak kitaplaştırmak... Bahtiyar ashabının dudakla­rından dökülen yüzlerce hadisi satırlarda damla damla biriktirmek... Ve kar­gaşayla yaşanan hayatların ümide muhtaç sahiplerine bir avuç şifa, bir nefes huzur, bir buket çiçek olarak sunmak...
       
      Bütün bunlar, önceleri benim için hayal olan; başarmaya yaklaştığımda ise "Bi­ze bu yolları gösteren Allah'a şükürler olsun; eğer o bize yol göstermeseydi biz yo­lu nerede bulacaktık!" (A'râf 7/43) dememi sağlayan nimetlerdi. Ama seçme işleminden çeviri işlerine, kaynak gösterimlerinden açıklama notlarına kadar her de­tayını tek başıma üstlendiğim bu eser, belki de 'en son benim' olabilirdi.
       
      On kişilik bir ekiple tam on yıl boyunca sabahtan akşama kadar Müsned ça­lışan bir âlim düşünün... Veya yazdığı kitabı yöneticilerin keyiflerine kurban etmediği için bayılana kadar dövülüp öldü diye yol kenarına atılıveren bir mezhep imamı... Yahut Mekke'de Medine'de başlayan yaşam serüvenlerini binlerce kilometre uzaklıkta, gönül verdikleri İslâm'ı ve birlikte ömür geçirdik­leri Resûlullah'ı (sav) tanıtır ve anlatırken noktalayan fedakâr müminler...
       
      'Çalışan âlim' Şuayb el-Arnavut'un, 'ilmine ihanet etmeyen mezhep imamı' Ahmed b. Hanbel'in ve Sevgili Peygamberimiz'den (sav) duyup öğrendiklerini sizinle paylaşmak için içeride bekleyen birbirinden seçkin 146 sahabinin eseridir bu kitap. 50 cilde sığmış toplam 27647 hadisten süzülüp gelen 1010 tanesinin bu­luştuğu berrak bir havuz...
       
          Müsned nedir?
       
      Müsned aslında sadece İmam Ahmed b. Hanbel'e (241/856) ait bir hadis ki­tabının adı değil. Hadis kitapları içinde bir yazım türünün adı Müsned. Bu bağ­lamda başka âlimlerin de Müsned adını taşıyan eserleri var. Tayâlisî (204/820), Bezzâr (292/905), Ebû Ya'lâ (307/920) ve Ebû Avâne'nin (316/928) müsnedleri bu türün önemli örnekleri.
       
      Müsned tarzı kitaplarda, hadisler, sahabi adlarına göre diziliyor. Diyelim ki önce Hz. Ebubekir'in (ra) Peygamber Efendimizden (sav) aktardığı sözler, son­ra Hz. Ömer'in (ra) aktardıkları, sonra Hz. Ayşe (ra), sonra Hz. Ebû Hüreyre (ra)... Böyle gidiyor. Kitapta yer alan sahabiler; memleketleri, yaşları, rivayet ettikleri hadis sayısı ve benzeri açılardan kendi içinde gruplanabiliyor.
       
      Oysa konulara göre düzenlenmiş eserler böyle değil. Temizlik, abdest, namaz ve diğer ibadetlerden başlayarak giderek genişleyen bir konu yelpazesi var ve hadis-i şerifler detaylı alt başlıklarda gruplanıyor. Konuları hukuki ağırlıklı olur­sa kitap Sünen admı alıyor (Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Dârimî, Ibn Mâce ve di­ğerlerinin Sünen'len gibi). Yok, eğer sünen içeriğine ek olarak tarih, tefsir ve ah­lâkı da içine alan daha geniş bir kapsam söz konusu ise, o zaman kitaba Cami' veya Sahih adı veriliyor. (Buhârî ve Müslim'in Sahîh'leri gibi.)
       
      Yeniden Müsned'e dönelim. Ahmed b. Hanbel, eserinde şöyle bir sıralama benimsiyor: Önce Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenen on sahabi), sonra Ehli Beyt (Resûlullah'ın -sav- aile çevresi), sonra Abâdile (Dört Abdullah: Ibn Abbâs, İbn Mes'ûd, İbn Ömer, İbn Amr), sonra Müksirun (Çok hadis rivayet edenler: Ebû Hüreyre, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Enes b. Mâlik, Câbir b. Abdullah), sonra da yaşadıkları memleketlere göre sırasıyla Mekkeliler, Medîneliler, Şam­lılar, Kûfeliler, Basralılar, Ensâr Müsnedi ve Hammlar Bölümü (Hz. Ayşe ve diğer hanım sahabiler).
      Peygamberim Diyor ki'de ise, sahabilerin sıralanmasında 'alınan hadis sayısı­na' bakıldı. Bir istisna olarak -Ahmed b. Hanbel'in yaptığı gibi- Aşere-i Mübeşşere Müsnedi'ne en başta yer verildi. (Benimsenen yazım sistemi ve uy­gulanan yöntemler hakkında daha detaylı bilgiyi Kitabın Hikâyesi başlığı altın­da bulabilirsiniz.)
       
          Niçin Müsned?
       
      Müsned tarzı, karakter olarak, hayatın geneline dair bir hadis kültürü edin­meyi kolaylaştırır. Farklı farklı sahabiler kendi pencerelerinden önemli gör­dükleri ve akıllarında tuttukları bilgileri bizimle paylaşırlar. Gençlerle ilgili konuları gençlerin, ev halleriyle ilgili hadisleri hanımların, alışverişle alakalı detayları ticaretle uğraşmış olanların, cihada dair notları kahramanlığıyla meş­hur sahabilerin veya onların çocuklarının daha çok rivayet etmeleri doğaldır. Fakat bir sahabinin Müsned'inden mesela on hadis alınmışsa, bunların hepsinin aynı alana ait olması gibi bir şart yoktur. Bilakis o on hadis, apayrı on konuyu aydınlatıyor olabilir.
       
      Diyeceğim: Konu işlemeyi değil, hadis kültürü edinmeyi esas aldım. 'Ben konulu okumalara alışığım ama!' diyenler için (Konu Merkezleri, İlgili Hadis­ler vb.) kolaylaştırıcı faktörler üretsem de, doğrudan konu sıralaması yapma­dım. Hatta bir sahabiden aldığım hadisler arasında hiçbir sıralama yapmadım. Sahabinin adını verip ardından hadisleri birer birer sunmakla yetindim.
       
      İlk bakışta daldan dala atlamak ve dolayısıyla zihnen yorulmak gibi bir tablo oluşsa da, orijinal Müsned tarzını günümüze taşıması açısından bence olumlu bir diziliş oldu bu. (Lütfen benden sonra birisi çıkıp da şu kitabımı ele alıp konulara göre düzenlemeye çalışmasın!) Ve çok mutluyum; bu son diziliş, aynı surede birden fazla konuya değinen Kur'an-ı Kerim'in iç düzenine de hayli benzedi: En başta Aşere-i Mübeşşere Müsnedi var, giriş niyetine (Fatiha gibi). Sonra 200 hadislik en uzun bölüm, Ebû Hüreyre Müsnedi geliyor (Bakara gibi). Ve nihayet kalan bölümler en uzundan en kısaya doğru sıralanıyor (Diğer sureler gibi).
       
      Müsned'in tarafımdan çalışma alanı olarak seçilmesi kesinlikle ideolojik bir tercih değildir. Olabilir, bazı Müslümanlar hadis ve fıkha dair görüşlerine bu kitabı referans alabilirler. Veya mezhep itibarıyla Hanbelîler İmam Ahmed b.Hanbel'e ve dolayısıyla temel eseri olan Müsned'e dayanabilirler. Ama gerek yazarı ve gerekse kitabın kendisi bizim için (bir Müslüman, hele hele hadisçi bir Müslüman olarak) vazgeçilmez değerini asla yitirmez.
       
      Kimler İçin?
       
      Peygamberim Diyor  ki 'nin dili, ilköğretim mezunu ortalama bir Türkün ra­hatlıkla anlayabileceği ölçüde sade. Buna özellikle özen gösterdim. Çünkü on yıldır ülkenin dağında ovasında, köyünde kasabasında, ilçesinde büyük şeh­rinde, on yaştan yirmi yaşa kadar bütün yaş grubu ve sınıflarda öğretmenlik ve idarecilik yaptım. Dini kavramlar ve Arapça kökenli kelimeler konusunda toplumda yaşanan yabancılığı ve yaygın bilgisizliği üzülerek gördüm. Yine de kitap içinde rastlanan sözcük ve terimlerden anlaşılamayanlar tabi ki olacaktır.
       
      Bu eser üç biçimde kolaylıkla okunabilecek tarzda tasarlanmıştır: Bireysel okumalar, sohbet okumaları, ders kitabı kullanımı. Her üç şekilde de gün/hafta/ders itibarıyla okunacak hadis sayısının önceden belirlenmesi yararlı olabilir. Hadisleri okuyup araştıran, üzerinde düşünen, ayet bağlantılarım mealli Kur'an-ı Kerim'den önceden inceleyen kişi, toplu okuma seansına daha ha­zırlıklı gelebilir.
       
      Kitabın sonunda Ramazan ayı için bir aylık okuma planı önerisi yer alıyor. Fakat itiraf edeyim, bu bir aylık plan yoğunlaştırılmış bir plan. Sadece bir tas­lak mahiyetinde ve bence bir cilt/1010 hadis için ideal olan okuma/okutma sü­resi üç ay civarı.
      Ayrıca kitabın dört ana bölümünden her biri için en sona deneme soruları ekledim. Toplamda 120'yi bulan kısa ve çoktan seçmeli bu sorularla, okudu­ğunuz hadisler hakkında aklınızda kalan bilgileri sınayabilirsiniz.
       
      Bir de 'Ezberleme Modülü' var. Eseri ders kitabı olarak değerlendirmeyi düşü­nen eğitimciler başta olmak üzere, hadis ezberlemenin faydasını fark eden herkese hitap ediyor. Ellişer hadislik iki kategori halinde titizlikle seçilmiş toplam yüz ne­bevi ifade, meraklıların kalplerini ve zihinlerini aydınlatmayı bekliyor.
       
      "Ahmetçiğim; hadiste ne okuyalım?" diyenler! "Abla kardeş hadis doktoru oldunuz; bizi sağlam hadislerle ne zaman buluşturacaksınız?" diyenler! "Yok mu, hiç olmayacak mı, adamakıllı, akıcı Türkçeyle kaleme alınmış bir hadis ki­tabı?" diyenler! Bu kitap sizin için!
       
      Teşekkürler...
       
      Kitabı Söğüt'te yazdım. Konya'nın dağlık 'derviş yatağı' Bozkır ilçesinin bana bir armağanı oldu bu kitap. Üç Ramazanımı ve aralarındaki net iki yılımı bu çalışmaya verdim. Hafızlığa adadığım iki yıldan sonra hayatımın en anlamlı, en dolu ikinci iki yılım, gecesiyle gündüzüyle Müsned hadisleriyle yaşadım.
       
      Her şeyi elinde tutan, yaprak kımıldasa kesin haberi olan, 'kalpleri evirip çeviren' Rabbime şükrediyorum. Onun izni ve yönlendirmesiyle bana destek çıkanlara teşekkürlerimi sunuyorum. Dağın başında dizüstü masaüstü ne ka­dar bilgisayarı varsa hepsini hizmetime sunan oda arkadaşım, dostum, Fen Bilgisi Öğretmeni Aksekili Sayın Süleyman Uysal... 1010 hadisi seçtikten sonra sürpriz yapıp götürdüğüm, önerilerini ve dualarım aldığım Muhterem Hocam, Müsned Muhakkiki Üstad Şuayb el-Arnavut... O 'çok özel' Amman yolculu­ğunda bana Şam otobüslerinde yoldaşlık eden sevgili babam Doç. Dr. Abdul­lah Ürkmez... Kitabın son halini inceleyip değerlendirme nezaketinde bulunan akademisyen büyüklerim; Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu (Hadis), Doç. Dr. Hu­riye Martı (Hadis), Dr. Abdurrahim Kozalı (Fıkıh), Yrd. Doç. Dr. Vehbi Dereli (Tefsir) ve Öğr. Gör. Süleyman Sarı (Hadis)... Eserin okuyucuyla buluşmasına vesile olan İz Yayıncılık ve çok değerli editörü Sayın Hamdi Akyol... Ve niha­yet, belki de en başta, evimi gülücükleriyle şenelten, bana yaşama sevinci ve­ren ailem: Zehra, Mediha ve Yahya... Hepinizi çok seviyorum!
       
      "Ölmeyen diriye güven. Onu yücelt ve an. O, kullarının günahlarını o kadar iyi biliyor ki!" (Furkân 25/58)
       
      "Güldüren de o, ağlatan da o. Öldüren de o, yaşatan da o." (Necm 53/43-44)
       
      "Beni yaratıp bana yol gösteren o. Beni yediren ve içiren o. Hastalandığım­da beni iyileştiren o. Beni öldürüp sonra yeniden dirilten o. Hesap günü yanlış­larımı bağışlayacağını umduğum o. Rabbim! Bana hikmet ver! Ve beni sâlih in­sanların arasına kat!" (Şu'arâ 26/78-83)
       
      Dr. Ahmed Ürkmez
      15 Ağustos 2010 Meram/Konya

       
       
      Sunuş
      Üstad Şuayb el-Arnavut
       
         Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
       
      Âlemlerin Rabbi Allah'a şükürler olsun. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e, bütün ailesine ve arkadaşlarına Allah her türlü iyiliği versin.
       
       
      Evet; yıllar önceydi. Ahmed Hoca kardeşimiz, ablası Huriye ile birlikte Amman'a benim yanıma gelmişti. Arap Dili'ni detaylarıyla tanımak ve en doğ­ru biçimde anlayabilmek amacıyla Üniversite'de araştırma yapacaklardı. Böy­lelikle Arapça yazılmış İslâmî eserleri doğrudan kaynak olarak kullanabilecek, bu eserlerin içeriklerini ve metinlerini Türk Dili'ne çevirebileceklerdi. Anadili Türkçe olan bireyler de bu ikilinin yaptığı çalışmalar sayesinde nice gerçeklik­lere vâkıf olacaklardı.
       
      Amman'da bir yıl geçirdikten sonra eğitimlerine Konya'da devam etti­ler. Her ikisi de hadisi şerif alanında doktor unvanını elde ettiler. Bu arada biz de Ahmed b. Hanbel'in Müsned adlı eserini elli cilt halinde yayınlamış olduk. Kitap gerek CD ortamında gerekse basılı haliyle kendilerine ulaştı ve ikisi de okumaya başladılar.
       
       
      Ahmed bu eserden yeterince faydalanmak istedi. Kitabı baştan sona okudu ve içinden bir miktar hadisi, neredeyse bini aşkın hadisi seçti. Bu hadislerin ortak noktası, ahlâkla ve gündelik uygulamalarla ilgili Peygamber öğretilerini içermeleriydi. Ahmed'in bu çalışmayı yapmaktaki amacı ise, Peygamberimizden (sav) gelen bu ölümsüz öğütlere göre Müslümanların hayatlarını düzenlemeleriydi.
       
      Söz konusu seçme işlemini yaparken Müsned'de yer alan sahih hadisleri esas aldı. Ayrıca sened de vermedi; hadisin sadece metnini verip bizim baskıdaki numaraya göndermede bulundu. Detaylı bilgi edinmek isteyen öğretmen ya da öğrencinin oraya başvurup bizim geniş açıklamalarımızdan bilgi almasını amaçladı.
       
      Ahmed'in çalışması gerçekten iyi. Çünkü her şeyden önce Peygamberimizin (sav) rehberliğiyle birebir ilgili. Alemlerin Yüce Rabbi Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki:
       
      "Peygambere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa 4/80)
       
      "Peygamber size neyi verirse onu alın; neyden de uzak durmanızı isterse uzak durun." (Haşr 59/7)
       
      "Hayır; Rabbin şahit, aralarında patlak veren olaylarda senin hakem yap­madıkça, sonra verdiğin karan gönül rahatlığıyla benimseyip tam anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar." (Nisa 4/65)
       
      İşte bunun için, usûl âlimleri bir İslam Hukukçusunun karar verirken ve bu kararını gerekçelendirirken başvuracağı kaynaklar söz konusu olduğunda diyorlar ki: İlk sırada Kur'an-ı Kerim gelir; sonra sünnet, sonra icmâ, somada kıyâs. Demek ki sünnet, Kur'an-ı Kerim'in ardından ikinci sırada gelir.

      Sünnet kesin bir delildir; konumu ne olursa olsun, hiç kimse bunu inkâr edemez. Sonuçta biz Kur'an-ı Kerim'deki genel, kayıtsız veya kapalı bazı hükümleri Rasulullah'ın (sav) açıklaması olmadan tam anlamıyla tanıyamayız.
       
      Bir örnek verecek olursak: Alemlerin Rabbi "Namazı kılın, zekâtı verin"

      (Bakara 2/110) buyuruyor. Kur'an-ı Kerim ise namazın nasıl kılınacağım açıklamıyor. İşte Peygamberimiz (sav) geliyor ve hadis-i şerifleriyle bunları ortaya koyuyor: Namazlar kaçar rekâttır, namazların vakitleri nelerdir, namazda okunan dualar nelerdir, hepsini açıklıyor. Bütün bunlar, Peygamberimizin (sav) yaptığı açıklamalar. Çünkü Peygamberimiz (sav) kendiliğinden değil, Allah tarafından görevlendirildi. Nitekim Kur'an-ı Kerim ne buyuruyor:
       
      "İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da üzerinde düşün­meleri için sana bu Kur'an'ı indirdik." (Nahl 16/44)
       
      İşte Ahmed, Müslüman Türk halkına bu mübarek peygamber sözlerin­den hoş bir demet sunmak istedi; sağlamlığından emin olduğu, önce tercüme edip sonra da içindeki nebevî öğretileri açıklayacağı hoş bir demet. Bu çerçe­vede elbette hadislerin fıkıhla ilgili mesajlarından yararlanılacak; ama fıkıh dı­şındaki yönlerinden de yararlanılacak. Peygamberimizin (sav) yaşamıyla ilgili, ahlakıyla, iletişimiyle ilgili, tarihle ve daha pek çok alanla ilgili sonuçlar çıkarı­lacak. Onun buradaki temel amacı, insanlara gerçekleri sunabilmek; bu gerçek­lerin gereğini yapmalarını, üzerinde düşünmelerini, Peygamberimizin (sav) ahlâkından ve güzel iletişim tarzından nasiplerini almalarım sağlayabilmek. Bir de Allah'ın kendisi üzerindeki hakkına karşılık verebilmek. Yani Allah ona nasıl öğrettiyse, onu nasıl yetiştirdiyse, ona nasıl seçkin bir ilmî hayat ortamı hazırladıysa, onun da biriktirdiği bu bilgileri insanlarla paylaşması gerekiyor. Sonuçta böyle bir paylaşımın ardından insanlar dünya hayatlarında mutluluğu yakalayabiliyor, ahiret hayatlarında ise Allah'ın önünde sorumluluktan kurtulabiliyorlar.
       
      Allah'tan, onun adımlarını sağlamlaştırmasını ve ilerletmesini diliyoruz. Mevlâ'dan niyazımız, yararlı kitapları okuyup özetleyip İslam'ı gerçek anlamda yaşamaya sevdalı bu Müslüman halka sunma işini ona sevdirmesidir. Yine Al­lah'tan dileğimiz, Türkiye'yi o önceki haline döndürmesidir; beş yüz yıl boyunca İslâm âlemini yöneten pırıl pırıl, erdem timsali Osmanlı padişahlarının günle­rindeki haline. Müslümanların üst düzey bir hayat yaşadıkları, Allah'tan başka hiç kimseye karşı boyunlarının bükülmediği o günlerdeki haline...
       
      Ben çok iyimserim. Türk halkı Allah'ın izniyle çok yakında yeniden o eski mutluluğuna kavuşacaktır. Bu halkın içinden tertemiz, olgun gençler çıka­cak, İslâm'ın topraklarından asla uzaklaşmayacağını, hayatlarının son anına kadar hep yanlarında ve içlerinde kalacağını bütün insanlığa göstereceklerdir.
       
      Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi sizinle olsun.
       
      6 Ağustos 2009 Perşembe Amman-Ürdün
       
       
      Sunuş
      Prof. Dr. Ali Osman KOÇKUZU
      (Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Bilim Dalı Emekli Başkanı)
       
       
      TEŞVİK VE TEBRİK NİYETİYLE
       
      Muhterem okuyucularımızın ellerindeki bu Müsned intihabı, yani seçilmiş hadisler kitabı, bizi yıllar öncesine kadar götürdü. Hadis ilminin ana kitapları yavaş yavaş tercümeye başlanmış idi. Merhum hocamız Profesör Muhammed Hamîdullah Bey, bu hareketi pek uygun bulmuyordu. O diyordu ki:
       
      "Buhârî'nin veya başka büyük hadisçilerin eserlerini tercüme ile millete arz yerine, o eserlerden yeni yeni, küçük hacimli, ihtiyaca cevap verecek telif eser­ler yapılsın, onlar yayınlansın. Bu ana eserler doğrudan millete arz edilirse, bir takım müşkilât doğabilir."
       
      Tam kelimeleri ile arz edemediğimiz bu görüşü ile hoca, dini ilimler okuya­mayanlara, bu tür eserlerden istifade için yardım edilmesi gereğine işaret edi­yordu. Bu hareket devam etti; bütün ana eserler açıklamasız veya açıklamalı bir şekilde Türkçeye çevrildi. Aradan otuz yıl da geçti. Ancak binlerce kişi üze­rinde, böylesi eserleri okudukları için, ne gibi bir sonuç hâsıl oldu, tereddütler belirdi mi, istifade hangi yönlerden oldu gibi konularda ilmî bir araştırma veya bir anket yapılmadı; yapıldıysa da böyle bir çalışmadan bizim haberimiz ol­madı.
       
      İşte Dr. Ürkmez, ciddi bir emek harcayarak, gurbette ve evinde, feyizli Ra­mazan gün ve gecelerinde, elinizdeki kitabı ortaya koymaya gayret etti. Allah onun için kulluk vesilesi kılsın ve çalışmalarının ardı gelsin. Teşvik ve tebrik, aynı zamanda tasvip manasını taşır. Bu eser bir kul ve bir insan eseridir. Tespit edemediğimiz hataları olabilir. Ama bile bile kasıtlı yapılmış yanlışları yok. Tercih farkları olabilir. Size göre, bana göre tercüme şöyle de olabilirdi. Şu fik­rine katılmayabiliriz. Bunlar pek az veya önemsizdir. Eser titiz bir tarzda hazır­lanmış, ilmî sorumluluk gözetilmiştir.
       
      Eseri, Ahmed Bey'in hesaplarım alt üst eden bir çabuklukta okumam gerek­ti. Bir haftamız vardı. Güzel de oldu. Ama okuyucuya öngörülen ve tavsiye edilen hızlar içinde bu bir haftalık uygulama örneği yok. Bunun da iyi bir yanı oldu. Yoğun olarak eserin üzerinde düşünme ve ondan yararlanma imkânı bulduk.
       
      Vaktiyle Riyâzü's-Sâlihîn ilk kez Diyanet tarafından tercüme edilmiş idi. Onu, baş altı kitabı yaparak, yıllarca okuyan yakınlarımız oldu. Bu kişiler bir müşkil olduğu zaman şöyle soru sorarlardı:
       
      "Falan konuda dinimizin görüşü ve emri nedir? Gerçi ben Riyâzü's-Sâlihîn'de şöyle şöyle okudum, ama doğrusunu siz bilirsiniz."
       
      İşte bu soruyu ve ek bilgiyi, o yakınımızın sünnet ve hadisten bir eserle uzun yıllar beraber ve hemhal olması doğurmuştur. Hayatın her safhasına ait, onda Asr-ı Saadet'ten bir ışık hâsıl olmuştu. Aynı zamanda, âlimlerin sahip ol­duğu 'bilmediği hususların araştırılması' edebi de onda mevcut idi. Sünnet neşriyâtı okumak, âlimlerin fikrini öğrenerek ahkâmda destek almak, kişide pek çok bilgi, hassasiyet, kulluk ve incelik hâsıl etmektedir.
       
      Gelelim, Buhârî'den Buhârîler, Ahmed b. Hanbel'den ihtiyacı giderecek ye­ni eserler çıkarma meselesine: Elbette Hamîdullah Hocamızın bu sözü doğru idi. Günün tekniğini de kullanarak, nebevî tatbikatı, sünen-i seniyyeyi mümin­lere arz, çok önemlidir. Bu, fıkha bir alt yapı ve ahlâk, zühd ve kulluğa hazırlık demektir. Ahmed'in yaptığı, bana göre daha modern bir çalışma. Ben bu tarz­da, yani lokmaları okuyucuya bölen, onları güzelce çiğnenecek hale getiren, hoş bir tertiple sunan, teknolojiye ve bilgisayara yönlendiren, etraflı ve geniş katılımlı, adeta fizik ve kimya sinyalleri ve denklemleriyle dolu bir yayın gör­medim.
       
      Ahmed'lere takılırdım: "Anadan babadan burslusunuz... Sizin durumunuz iyi..." Ama kitaptaki bir cümle beni dilhûn etti, yaraladı: İş yerinde çalışırken, Konya soğuğunda ellerin belirli bölümlerinin dönüvermesi.
       
      Ailenin terbiye anlayışında "Kendi bir şeyler yapsın!" fikri olabilir. Ama bu da herkese göre değil. Çelimsiz bir delikanlı, eşi bulunmayan Konya soğuğu, ayaz su, ellerin donması veya Konya tabiri ile 'ellerin buyması'. Eh, hepsi ecirle karşılanır kulluk olsun inşallah. Bu sözlerimizi okuyan Konyalılardan bazıları­nın şöyle dedikleri de düşünülebilir; onu kabul de bize bir teşviktir: "Yaaa as­lan hocam! Millet ne çekiyor, bilin bakalım!"
       
       
      Sunuş
      Doç. Dr. Huriye MARTI
      (Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
       
       
      Resûl-i Ekrem Efendimizin (sav) risaletiyle, o güne kadar taşıdıkları zihni­yeti sorgulamak ve yeni bir dünya görüşü inşa etmek durumunda kalan ashâb-ı kiram açısından bakıldığında, hadislerin "hayat içinde hayat kuran" gücü inanılmazdır. Allah'ın elçisi olduğuna iman ettikleri bir insanın dilinden dökü­len her cümle, önceyle mukayese edilen, şimdiyi yaşatan ve yarını inşa eden bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla Peygamber Efendimizden (sav) işiterek, görerek ya da birbirlerine ondan naklederek öğrendikleri sünnet, Kur'an vahyi ile eş­zamanlı biçimde hayatın merkezine yerleşmiş durumdadır.
       
      Allah Resulü'nün (sav) hayatta olduğu dönemde hadisi, salt bir ilim ya da salt bir bilgi değil, daha ziyade "hayat tecrübesi" olarak görmek gerekir. Zira bu eserde kendilerinden derlenen rivayetleri bulacağınız sahabe açısından ha­dis, genel itibarıyla, duyduklarında doğruluğunu araştırma ya da inanıp inanmama tereddüdünü pek yaşamadıkları bir olgudur. İslâm'ı kabul ederek yaşamlarına çizdikleri yeni rotayı her gün tazeleyen, zenginleştiren, olgunlaştı­ran niteliğiyle hadis, her anıyla hayatın içindedir; kendine özgü ve hayattan kopuk bir dünyası yoktur. Hatta denilebilir ki hadis, topluma yeni bir dünya açmaktadır. Düzelten, fıtrata aykırılıkları temizleyen, eğiten ve fıtrata uygunu inşa eden bu yeni dünyada nefes almaya başlayan ashâb-ı kiram için hadis ile hayat arasında bir mesafe, bir ayrılık ve bir aykırılıktan bahsetmek mümkün görünmemektedir.
       
      Bollukta da darlıkta da, sevinçte de hüzünde de Allah Resûlü'nü (sav) yalnız bırakmayan vahyin ilk muhatapları, hayatının her diliminde onu dinleyen, izle­yen, ona soran, danışan, onunla konuşan, tartışan, gülüşen, ağlaşan halleriyle, şaşırtıcı bir bütün oluşturmuştur. Bu noktadan bakıldığında sünnetin her yeni günü yeniden yoğuran yapısıyla güven içinde yaşayan sahabe için Peygamber Efendimizin (sav) yokluğunun ciddi bir imtihan olduğu aşikârdır. Onun bıraktı­ğı mirası sadece kendi nesillerine değil, fethettikleri toprakların insanlarına da aslını kaybetmemiş biçimde taşıma sorumluluğu, ashâb için şerefli ama yorucu bir sürece işaret etmektedir.
       
      Sahabe dönemiyle başlayan siyasî, sosyal ve kültürel değişim zamanla ilk tec­rübeden uzaklaşmayı beraberinde getirirken, yeni soru(n)ları kaçınılmaz kılmış­tır. Sahâbe-i kiramın dar alanda kurulmuş iletişim tarzını, geniş topraklarda ka­labalık halklardan beklemek gerçekçi olmayacaktır. İnsanların sayısı arttıkça, al­gı ve ilişki biçimleri de çeşitlenmiş, sahabe dönemine ait değerler değişime uğ­ramıştır. Ashabın "Biz Resûlullah (sav) zamanında şöyle yapardık, oysa şim­di..." diye başlayan cümleleri, değişimin şahitleridir. "Fitne" adı alanda buluşa­bilecek bir dizi olumsuz gelişme, hadis-hayat bağını gözden geçirmeyi ve yeni­den kurgulamayı gerekli hale getirirken, insanlar hadisin neliğini sormaya, kay­nağım sorgulamaya, anlamım tartışmaya başlamış; kısacası artık hadis saf "Pey­gamber sözü" olmaktan çıkarak, sübutunun araştırılması icap eden bir "bilgi cümlesi" karakterine bürünmüştür.
       
      Diğer taraftan, itikadî ve fıkhî bakımdan farklı söylemlerin etkisi altında bo­calayan halk kitleleri nezdinde hadisin değeri hiçbir zaman eksilmemiş, ancak sosyal dokuda yaşanan değişiklikler karşısında hadisle yaşadıkları hayat ara­sında güçlü bir bağ kurmakta zorlanan bu insanlar, kendilerine yardımcı ola­cak muhaddis, fakih, vaiz gibi köprü insanlara ihtiyaç duymaya başlamıştır. Sonuçta idealler, değer yargıları, zevkler, alışkanlıklar, kelime ve kavramlar hatta diller değişmiş, ancak kıyamete kadar bütün yeryüzü halkı için geçerliği olduğuna iman edilen hadisler ve sünnetler yaşandığı günün gerçekleriyle iç içe kalmıştır. Onları yeni hayatlara taşımak, hadisin hayat kuran günlerinin ar­dından, bu sefer hayat içinde hadislere yer açmak ulemanın görevi olacaktır. Dolayısıyla artık Resûl-i Ekrem (sav) döneminde görülmemiş biçimde, hem hadisin hem de Müslüman'ın sahihinin aranmaya başlandığını söylemek mümkündür.
       
      Öncelikle hadis ilmi ile meşgul olan ilim adamlarından beklenen, zamana ve mekâna bağlı olarak hadisler ile aramızda oluşan boşluğu gidermede köprü va­zifesi görmeleridir. Bu sayede hayatın pratikleri sünnet ile buluşacak, o güne özel meseleler hadislerle birlikte yeniden düşünülecek ve sünnetin hayata yön veren gücü bir kez daha tecrübe edilecektir. İşte elinizdeki kitap, böyle bir ilim adamı tarafından böyle bir maksatla kaleme alındığı için son derece kıymetlidir.
       
      Bu eserin hayatla buluşma serüvenini adım adım izleme imkânı bulmuş olmak, onun hakkında yazmayı çok daha anlamlı kılıyor. Kardeşimin Müsned ile dostluğunun ilerlediği yıllar, onun hadisle yoğrulan en derin yıllarına teka­bül ediyor. Edindiği ilmî birikimi, akıp giden hayata dair tecrübelerini ve ya­şadığı manevî güzellikleri yansıtıyor olması, kitabının kendisi ile bütünleşmesini sağlıyor. Peygamber Efendimizin (sav) mübarek sözlerini ve davranışlarını anlamak/anlamlandırmak için çaba sarf ederken, değişen dil ve üslûp özellik­lerimizden yaşadığımız gündemi belirleyen sıcak gelişmelere kadar bugünün gerçekliğine dair her türlü ayrıntıyı göz önünde bulunduruyor olması, hadis-hayat bağını güçlendirebileceğimiz yönünde bize ümit ve cesaret vaat ediyor.
       
      Sevgili kardeşimin karşılıksız kalmayacağına inandığım emeklerine müteşek­kiriz.
       
      14 Şubat 2011 Pazartesi Konya
       
       
      Sunuş
      Dr. Abdurrahim KOZALI
      (Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Fıkıh Bilim Dalı Öğretim Üyesi)

       
              TAKRİZ
       
      Sünnet, şer'î hükümlerin ikinci kaynağı olmakla birlikte, hiyerarşik olarak en üstte bulunan Kur'an'ın anlaşılması sünnete bağlıdır. Zira Kur'an'da birçok ayet mücmel olarak gelmiş, bu ayetlerin açıklaması ve uygulaması Hz. Peygamber'in (sav) sünnetine bırakılmıştır. Sünnet dikkate alınmadan rükün ve şartlarıyla beş vakit namazın kılınması dahi mümkün değildir. Diğer yan­dan sünnet sadece açıklayıcı olmayıp, Kur'an'la birlikte ilâhî mesajı içeren ikinci kaynaktır. Bundan dolayı fıkıh usûlünde "Şârî" denildiğinde Cenâb-ı Al­lah ile birlikte Allah Resulü de anlaşılır.
       
      Sünnet, manası ve mahiyeti itibariyle daha çok pratik bir karakter arz et­mektedir. Ekseriyeti sözlü olsa da, sözlü sünnetin hedefi de Müslümanların pratiklerini ıslah etmektir. Nitekim bugün doğuda olsun batıda olsun, insanlı­ğın temel sorunlarının kendisini başta ahlâk olmak üzere pratik alanda göster­diği bir gerçek değil midir? Ne yazık ki, bu tespit İslâm dünyası açısından da fazlasıyla geçerlidir. Belki bu kaygıları çok önceden hissetmiş oldukları içindir ki, İslâm âlimleri genelde ilmin, özelde ise fıkıh ilminin pratik yönüne vurgu yapmışlardır. Nitekim fıkıh kelimesi de, ilk dönemlerde sadece hukuk alanını değil, inanç (fıkh-ı ekber) ve ahlâk (fıkh-ı bâtın) alanını da kapsayan genişlikte anlaşılmaktaydı.
       
      Bu bağlamda aynı zamanda bir kelâm, fıkıh ve tasavvuf bilgini olan Hasan-ı Basrî'nin şu sözü dikkat çekicidir:
       
      "Sen iki gözünle hiç fakih gördün mü? Gerçek fakih, dünyayı hakir görüp ahirete yönelen, dini konusunda idrak ve firaset sahibi, Rabbi'ne kullukta de­vamlı, müttakî, Müslümanların namuslarına göz dikmeyen ve mallarına el uzatmayan, toplumu iyiliğe yönlendiren kimsedir."
       
      Keza İmam Gazzâlî de, ruhunu yitirmek üzere olan din ilimlerine can ver­mek amacıyla kaleme aldığı İhyâu Ulûmi'd-Dîn adlı eserinde, fıkhın hayatın bütününü kuşatan anlamının daralıp ibadet ve hukuk konularıyla sınırlı hale gelmesinden yakınmıştır.
       
      Kısacası, İslâm'ı bir bütün olarak gören ve nasların ruhuna vâkıf olma çaba­sı içinde olan hemen bütün İslâm âlimlerinin, dinin büyük ölçüde pratik alanı öncelediğine vurgu yaptıkları görülmektedir.
       
      Değerli araştırmacı ve sevgili eniştem Dr. Ahmed Ürkmez, Peygamberim Di­yor ki adlı çalışmasında da görüldüğü gibi, teoriye sağlam bir vukufla birlikte her zaman pratiği de dikkate alan bir düşünme ve çalışma tarzı içinde olmuş­tur. Bunda yurdun çeşitli yerlerinde yaptığı öğretmenlik görevi vesilesiyle ce­miyetin "hâl-i pür melali" ni görmüş olmasının, önemli bir etken olduğu kanaa­tini taşıyorum.
       
      Peygamberim Diyor ki, temel hadis kaynaklarından birisi olan Müsned'i esas alması, eserde sahih hadislerin tercih edilmiş olması, konu çeşitliliği ve zengin­liği bakımından oldukça güvenilir ve yararlı bir çalışma olarak görünmektedir. Çalışmanın hazırlanmasındaki titizliğin ve çalışmanın içeriğinin, eserin halk düzeyinden akademik düzeye kadar geniş bir yelpazede okunmasını sağlaya­cağı kanaatindeyim.
       
      Fıkıh ilmiyle iştigal eden biri olarak, özellikle akademik ortamdan ve ilmî alt yapıdan uzak okuyucuya hatırlamakta yarar gördüğüm bir husus, çok sa­yıdaki hadislerin farklı ictihadlara imkân vermiş ve hükümlerin temel kaynak­ları olan Kitap ve sünnetin tutarlı ve mantıklı biçimde değerlendirilme zarure­tinin mezheplerin usullerini/metodolojilerini doğurmuş olmasıdır. Gerek bu eserdeki gerekse diğer hadis kitaplarındaki hadislere bu gözle bakılmalı, âci­zane kanaatime göre bu tür eserler bir hoca nezaretinde ya da İslâmî ilimlere vâkıf bir kimseden danışmanlık alınarak okunmalıdır.
       
      Bu emek mahsûlü çalışmasından dolayı Dr. Ahmed Ürkmez'i tebrik eder, çalışmanın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ederim.
       
      25 Ekim 2010 Pazartesi
       
       
      Yrd. Doç. Dr. Vehbi DERELİ
      (Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belağati Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
       
       
            TAKDİM
       
      Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, hadis külliyatımızı oluşturan nadide eserler­den birisidir. Binlerce hadis-i şerife yer vermesi ve bu hadisleri râvi sahâbîleri dikkate alarak bir araya getirmiş olması sebebiyle, aynı zamanda üzerinde çalı­şılmayı en çok hak eden kaynak eserler arasındadır.
       
      Çok değerli ilim aşığı, kadim dostum Dr. Ahmed Ürkmez'in el emeği ve göz nuru olan bu eser de Müsned üzerine kalem alınmış. Hem de Müsned'in, dolayısıyla Resulullah'ın (sav) sünnetinin hayatımıza daha yoğun bir şekilde girmesini sağlayacak yönleriyle temayüz ediyor.
       
      İşte bu çalışmayı farklı kılan bazı özellikler:
       
      Konu merkezleri belirleyerek, ele aldığı hadisler arasında bağlantılar kurması,
      İlgili hadisi daha iyi anlamayı sağlayacak benzer rivayetlere ve onun di­ğer kaynaklarda geçen farklı versiyonlarına işaret etmesi,
      İlgili âyetlere yaptığı atıflarla Kur'an-sünnet irtibatını kurmaya katkı sağ­laması,
       
      Sadece akademik kesimin değil, her seviyeden insanın anlayabileceği bir üslup ve anlatım tarzına sahip olması,
      Duygu yüklü ifadeler ve gündelik hayattan somut örneklerle hadisleri,
       
      Bu hadislerden bazılarını ezberleyip kendine mal ederek, Allah Resulü'nün (sav) sünnetine hayatının her alanında başvurmayı alışkanlık hali­ne getirmeye teşvik ediyor olması,
       
      Bunlardan her birini yaparken de, daima öncesinde kullandığı belli işaretlerle dikkatleri çekmesi ve eserin tamamının bu anlamda bir bütünlük oluşturması,
       
      İlgili sahibinin naklettiği hadis sayılarına işaret etmesi. Sevgili kardeşimi bu güzide ve son derece kapsamlı çalışması sebebiyle tebrik ediyor; bu eserin, her kesimden insanımızın sünnet algısına katkı sağlayacağına dair inancımın tam olduğunu belirtmek istiyorum. Rabbimden, bu çalışmayı faydalı ve bereketli kılmasını niyaz ediyorum.
       
      25 Ocak 2011 Salı Tire
      Yrd. Doç. Dr. Vehbi DERELİ
      (Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belağati Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
       
       
      Sunuş
      Süleyman SARI
      (Diyanet İşleri Başkanlığı Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü)
       
       
         AHMEDİMİZE
       
      Kendisi "Beni değil, eseri tanıt" demişti; ama eserin sahibini tanıtmak, aslında eserin ortaya çıkış sürecini, metodolojisini ve özgünlüğünü ortaya koymada en büyük etkendir diye düşünüyor ve inanıyorum. Çünkü "Benim tanıdığım Ahmed işte böyle bir yorum yapar" dedim eseri okurken, çoğu kez...
       
      İlk kez kendisini çok yakından tanıma fırsatı bulduğum günlerdi. Ibn Baruta, Evliya Çelebi gibi gezdiği, gördüğü yerleri tek tek not ediyor ve bir tarih hatırası alıyor, gündelik gözlemleri kaydediyordu 1996 Ramazan umresinde... Eserinde de aynı gözlemin devam ettiğini gözlemledim. Güncel problemlerle âyet ve ha­dislerin nasıl canlandırıldığını, nasıl ete ve kemiğe büründürüldüğünü, günü­müze nasıl ışık tuttuğunu ve olaylara pratik çözüm önerilerinin getirildiğini gördüm. Tarihler düşerek hadisleri nasıl güncelleştirildiğini gözlemlemek mümkün onun bu eserinde... Tarihi hadislere, hadisleri de tarihe tanıklık ettir­meyi başarmış bir eser ortaya koymuştur.

      Vaktini dağ başında da olsa nasıl değerlendirilebileceğini göstermiş, zor ve ağır şartlara boyun eğilmeyeceğim, başarılara imza atmanın yolunun sabır ve azimden geçtiğini bu eseri ile ispat etmiştir. Bu başarısı ile en övgüye layık kişi (Ahmed) unvanını tekit etmiştir.
       
      Hadislerin ser levhasını, sür manşetini seçimde çok başarılı bulduğumu ifa­de etmek istiyorum. Hadisin kendisiyle hedefi on ikiden vurduğu mesajı o ka­dar yerinde seçmiş ki, bu mesaj altında tatlı üslubuyla verdiği bilgiler bu cez­beye ayak uydurmuş. Yediden yetmişe derler ya, işte öyle bir ekibin zevkle okuyacağı, belki de bir gecede tek yudumda bitireceği sade bir dil ve tatlı bir üslup... Avamdan havassa hitap eden çeşnili bir sunum... Yazar bazen bir ço­cuk, bir öğrenci, bazen bir delikanlı, bazen bir çoban, bazen bir köylü, bazen bir şehirli, bazen de bir entel ve bir akademisyen...

      Yazarın biyografisini de satır aralarından yakalamak mümkün. Hadisler eş­liğinde bir hayat hikâyesi. Çocukluğundan doktor olduğu günlere dek bir nos­talji...
       
      Öfke de övgü de yerinde, tam; hikmetli bir sunum... Neredeyse okuyanların ezberleyebileceği şiir gibi bir metin... Asr-ı saadetle asrımızı kucaklaştıran bir eda...
       
      Ülkemizde eşi ender bulunan ama her ne hikmetse tanınmakta güçlük çeki­len özgün bir şahsiyet tarafından kaleme alınan bir eser olması, eserin biricikli-ğini, özgünlüğünü ortaya koyan bir özelliktir kanaatimce.
       
      Olaylara, özellikle Müslümanlar aleyhinde patlak veren hadiselere bigâne ve seyirci kalmayan, duyarlı bir müellifin mücadeleci ruhu esere ayrı bir renk ve güzellik katmıştır. Bu üslup mü'mine, yatağında bile ölse şehid sevabı kazandırtacak bir özelliğe sahiptir.
       
      Âyetlerle ve sembollerle motifli, atıflarla destekli, sistematik, seçkin bir ça­lışma.
       
      Kısaca eser, size hitap eden tatlı bir Ahmed olmuş... Karşınızda susan satır­lar değil, tebessüm eden bir yüz, tatlı bir dil bulacaksınız.
      ( Peygamberim Diyor ki, Yrd. Doç. Dr. Ahmed Ürkmez, İz Yayıncılık, Yayın 2012, müsned’den 1.010 seçme hadis, sahih hadisler, peygamberimiz diyor ki, efendimizden hadis seçkisi )  
       
      29 Kasım 2010
      Pazartesi Konya
       
       
      KISALTMALAR
      ÖNSÖZ 
       
      SUNUŞ YAZILARI 
      Şuayb el-ARNAVUT              
      Ali Osman KOÇKUZU           
      Huriye MARTI       
      Abdurrahim KOZALI             
      Vehbi DERELİ       
      Süleyman SARI     
      II. KİTABIN HİKÂYESİ
      OKUMA ARKADAŞLARI
      SİMGELER            
       
      BİRİNCİ KİTAP (250 Hadis) 
       
      I.AŞERE-İ MUBEŞŞERE MÜSNEDİ
      (10 Sahabi, 50 Hadis)
      Hz. Ebûbekir         
      Ömer ibnü'l-Hattâb
      Osman b. Affân     
      Alib. EbîTâlib         
      Talha b. Ubeydullâh
      Ez-Zübeyr ibnü'l-Avvâm        
      Sa'd b. Ebî Vakkâs
      Sa'îdb. Zeyd          
      Abdurrahmân b. Avf              
      Ebû Ubeyde ibnü'l-Cerrâh     
       
      II.EBÛ HÜREYRE MÜSNEDİ
      (1 Sahabi, 200 Hadis)           
       
      İKİNCİ KİTAP (240 Hadis)    
      III.SEKSEN HADİS VERENLER
      (3 Sahabi, 240 Hadis)           
      Hz. Ayşe 203
      Enesb. Mâlik         
      Abdullah b. Ömer  
       
      ÜÇÜNCÜ KİTAP (290 Hadis)
      IV. KIRK HADİS VERENLER
      (4 Sahabi, 160 Hadis)           
      Abdullah b. Abbâs 
      Câbir b. Abdullah  
      Ebû Sa'îd el-Hudrî
      Abdullah b. Mes'ûd
       
      V. YİRMİ HADİS VERENLER
      (3 Sahabi, 60 Hadis)             
      Abdullah b. Amr    
      Ebû Zer  
      Ebû Mûsâ el-Eş'arî
       
      VI. ON HADİS VERENLER
      (7 Sahabi, 70 Hadis)             
      Ümmü Seleme       
      Berâ b. Âzib           
      Imrân b. Husayn   
      Ebû Katâde el-Ensârî            
      Ubâde ibnü's-Sâmit
      Sehl b. Sa'd es-Sâ'idî            
      Ebû Mes'ûd el-Bedrî             
       
      DÖRDÜNCÜ KİTAP (230 Hadis)
      VII. BEŞ HADİS VERENLER
      (15 Sahabi, 75 Hadis)           
      Huzeyfe ibnü'l-Yemân           
      Ukbeb. Âmir          
      Ebû Bekre             
      Büreyde el-Eslemî
       
      Cerîr b. Abdullah    
      Muğîre b. Şu'be
      Nu'mân b. Beşîr
      Sevbân         
      Üsâme b. Zeyd       
       
      Seleme ibnü'l-Ekva
      Cübeyr b. Mut'im    
      Hakım b. Hızâm      
      Misver b. Mahrame
      Cündüb b. Süfyân  
      Amr ibnü'l-Âs
                 
      VIII.  ÜÇ HADİS VERENLER
      (14 Sahabi, 42 Hadis)       
      Übeyyb. Ka'b           
      Semura b. Cündüb
      Ebü'd-Derdâ
      Muâviye b. Ebî Süfyân      
      Ebû Eyyûb el-Ensârî          
      Zeyd b. Sabit            558
      Zeydb. Erkam          
      Esma bintü Ebî Bekr          
      Abdullah b. Ebî Evfâ          
       
      Zeyd b. Hâlid el-Cühenî    
      Abdullah b. Zeyd el-Mâzinî          
      Ka'b b. Mâlik
      Ebû Şurayh el-Huzâ'î        
      Muâviye ibnü'l-Hakem
                 
      IX.İKİ HADİS VERENLER
      (24 Sahabi, 48 Hadis)       
      Câbir b. Semura     
      Meymûne bintü'l-Hâris      
      Abdullah b. Muğaffel el Müzenî..
      Adiyyb. Hatim          
      Ebû Râfi'      
      Avf b. Mâlik el-Eşca'î
      Ammâr b. Yâsir
      Ka'b b. Ücra 
      Şeddâdb. Evs

      Abbâs b. Abdülmuttalib    
      Vasile ibnü'l-Eska' 
      Ümmü Atıyye el-Ensâriyye
      el-Mikdâd ibnü'l-Esved     
      Suheybb. Sinan      
      Ebû Üseyd es-Sâ'idî          
       
      Târik b. Eşyem        
      Abdullah b. Selâm  
      Ukbe ibnü'l-Hâris    
      Ebû Humeyd es-Sâ'idî       
      Zeyneb es-Sekafiyye         
      Zeyneb bintü Cahş
      Süleyman b. Surad
      Harise b. Vehb        
      El-Müseyyeb b. Hazn
       
      X. BİR HADİS VERENLER
      (65 Sahabi, 65 Hadis)       
      Ebû Ümâme
      Muâz b. Cebel        
      Ebû Berze el-Eslemî          
      Ümmü Habîbe         
      Hafsa bintü Ömer   
      Ümmü Hânî 
      Selmân-ı Fârisî       
      Abdullah ibnü'z-Zübeyr     
      Osman b. EbiT-Âs  
       
      el-Mikdâm b. Ma'dîkerib    
      Habbâb ibnü'l-Erett
      Amr b. Abese          
      Ebû Cuhayfe
      Âmir b. Rabî'a         
      Ma'kılb. Yesâr         
      Ebû Mâlik el-Eş'arî 
      Ebû Talha el-Ensârî           
      Ebû SaTebe el-Huşenî     
      Temîm ed-Dârî        
      Mâlik ibnü'l-Huveyris         
      Ebû Basra el-Ğıfârî 
       
      Ebû Vâkid el-Leysî 
      Hişâm b. Âmir el-Ensârî    
      Abdurrahmân b. Semura  
      el-Müstevrid b. Şeddâd     
      Ur ve b. EbiT-Ca'd  
      er-Rubeyyi' bintü Muavviz
      Hasan b. Ali b. Ebî Tâlib   
      Abdullah b. Sercis  
      Adiyy b. Âmira el-Kindî     
      Ömer b. Ebî Seleme          
      Kays b. Sa'd b. Ubâde      
      Ümmü'l-Husayn el-Ahmesiyye
      Hz. Cüveyriye         
       
      Havle bintü Hakîm  
      Safiyye bintü Huyeyy        
      Itbân b. Mâlik           
      Fatma bintü Rasûlillâh (sav)        
      Ümmü Gülsüm bintü Ukbe
      i lan/ala el-Kâtib      
      Umara b. Ruveybe 
      Nübeyşe el-Hüzelî 
      en-Nevvâs b. Sem'ân        
      Sabit ibnü'd-Dahhâk          
      Ümmü Süleym        
      Muaykîb       
      Ebu'l-Yeser  
      Ümmü Mübeşşir     
      Rifâ'ab. Kâfi'
      Amr b. Tağlib           
      Mücâşi' b. Mes'ûd   
      Cüdâme bintü Vehb          
      Süfyân b. Abdullah es-Sekafî      
      Ebû Beşîr el-Ensârî
      el-Eğarr el-Müzenî 
      Ümmü Haram bintü Milhân          
       
      Hassan b. Sabit      
      Abdullah b. Zem'a  
      Ebû Cüheym ibnü'l-Hâris.
      Ebû Sa'îd ibnü'l-Muallâ     
      Ümmü Hâlid bintü Hâlid
      ÜmmüT-Alâ el-Ensâriyye
      Ebû Mersed el-Ğanevî
      Amr b. Avf    
      Ebû Absb. Cebr      
       
      EKLER         
      I.  EZBERLEME MODÜLÜ
      II. SORU KÖŞESİ       
      OKUMA PLANI       
      FİHRİSTLER
       
      Eski Baskı Uyum Cetveli
      Sahabiler ve Detayları       
      Konu Merkezleri     
      Hadis İndeksi          
      İndeks  
      Kısaltmalar
       
      B      Buhârî/Sahîh
      Bkz Bakınız
      Çev Çeviri
      D     Ebû Dâvu d/Sünen
      DM Dârimî/Sünen
      HM Ahmed b. Hanbel/Müsned
      İM   İbn Mâce/Sünen
      KM Konu Merkezi
      Krş  Karşılaştırınız
      M    Müslim/Sahîh
      MU İmâm Mâlik/Muvatta
      N     Nesâî/Sünen
      Ö     Ölümü
      T      Tirmizî/Sünen
      Thk Tahkik
      Thr  Tahrîc
      Ra   Radıyallâhü anh/anhâ/anhümâ. (Sahabiler için kullanılan saygı ve dua ifadesi. 'Allah ondan razı olsun'.) Sav : Sallallâhü aleyhi vesellem
       
      Sav: (Peygamberimiz için kullanılan saygı ve dua ifadesi. 'Allah ona salât ve selâm eylesin; her türlü iyiliği versin'.)
      Vb  : Ve Benzeri
      Vd  : Ve Devamı
       
       
      İz Yayınları Ahmet Ürkmez Peygamberim Diyor ki kitabı nı incele diniz. 
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789753558662
      Markaİz Yayıncılık
      Stok DurumuVar
      9789753558662
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.