• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Peygamberler Tarihi, Diyanet Vakfı

      Peygamberler Tarihi, Diyanet Vakfı
      Görsel 1
      Fiyat:
      75,00 TL
      İndirimli Fiyat (%28) :
      54,00 TL
      Kazancınız 21,00 TL
      5.0 1
      54.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
              Stoktan Kargo 

      Kitap              Peygamberler Tarihi
      Yazar             M. Asım Köksal
      Yayınevi         Diyanet Vakfı yayınları
      Etiket Fiyatı    75 TL 
      Kağıt - Cilt      1.Hamur beyaz - Ciltli
      Sayfa - Ebat   690 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı       2017 baskı
      ISBN              9789753890342
       
      Diyanet vakfı yayınları, M. Asım Köksal tarafından yazılan Peygamberler Tarihi adlı kitabı incelemektesiniz.
      Peygamberler Tarihi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

        
             Peygamberler Tarihi
       
      Bu eserde, peygamberlerin soyları, hayat ve şahsiyetleri, üstün kişilikleri, gönderildikleri kavimlere neler tebliğ ettikleri, nasıl karşılandıkları kavimlerinin tutum ve davranışlarına göre ne gibi akıbetlere uğradıkları kaynaklara dayanılarak açıklanmıştır.
       
                  
              ÖNSÖZ

       
      Bizi ve her şeyi yaratan, bitmez tükenmez nimetleri içinde yaşatan Yüce Al­lah'a, hamd'ü sena eder; sevgili Peygamberimiz, dünya ve Âhirette en büyük Reh­ber ve Önderimiz Hz. Muhammed Efendimizi ve Kendisinden önce gelip geçmiş olan bütün Peygamberleri, Peygamberimizin Ev halkını ve soyundan gelenleri, Kendisiyle sohbet ve İslâm dâvasına hizmet edenleri sevgi ve saygı ile selamlarım.
       
      Peygamberimiz Aleyhisselâm'in hayatına dâir yazmış olduğumuz ( İslâm Tarihi Hz. Muhammed Aleyhisselâm ve İslâmiyet ) isimli kitabın Medine Devri'nin on bi­rinci cildinin sonundaki açıklama 'mızda: Bir cildlik muhtasar Mekke Devrini, Me­dine Devri tarzında yeniden ve genişçe yazdıktan sonra, Âdem Aleyhisselâm­dan, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a kadar gelip geçmiş olan malum ve meşhur Peygamberlerin hayatlarını da, yazacağımızı va'd etmiş ve bu va'dimizden birin­cisini, 6-7 cildlik yeni Mekke Devri ile yerine getirmiş, ikincisini de, yazmağa giri­şerek, bu gün, Yüce Allah'ın yardımı ile ikmal etmiş bulunuyoruz.
       
      Kitaplarımızda titizlikle izlediğimiz ve uyguladığımız usûl, okuyucularımızca belli bulunduğundan, bu hususta bir açıklama yapmağa gerek görmüyoruz.
      Bilindiği gibi, Kur'ân-ı Kerim 'in bir çok sûre ve âyetlerinde, Peygamberimiz Mu­hammed Aleyhisselâmdan önceki Peygamberlerden bazılarının kıssaları -ders ve ibret alınmak üzere- kısaca veya uzunca anılmaktadır.
       
      Bunun için ( Peygamberler Tarihi ) nde; Peygamberlerin (Salât'ü Selâm olsun onlara) Soyları, hayat ve Şahsiyetleri, Üstün kişilikleri, gönderildikleri kavimlere, neler tebliği ettikleri, nasıl karşılandıkları, kavimlerinin, tutum ve davranışlarına göre, ne gibi akıbetlere uğradıkları... Kaynaklarımıza dayanılarak açıklanmış; şu kadar ki, kitabımızın konusu bakımından, bilinmesi yararlı bazı hususlara önce­likle, temas edilmesi gerekli görülmüştür.
       
      Tevfîk ve inayet, ancak, Allah 'dandır.
       
      Mustafa Asım Köksal
       

             NÜBÜVVET, NEBÎ ve RESUL
       
      NÜBÜVVET : Akıl sahibi kulların, üzerlerindeki dünya ve Âhiret işleri hakkın­da, Allah ile kulları arasında yapılan Elçilik demektir.
      NEBÎ: Kendisine, Melek tarafından vahy veya kalbine ilham olunan, ya da, Salih rü'yâ ile uyarılan zât demektir.
      RESUL ise, RESUL olması haysiyetile, Nübüvvet Vahy'inin fevkında özel bir Vahy ile üstün kılınmış olan ve kendisine Cebrail Aleyhisselâmın, Allah tarafın­dan özel olarak indirdiği Kitab ile Vahy etmiş olduğu( . Yüce Allah'ın hükümleri­ni, halka, tebliğ etmek üzere gönderdiği Kâmil İnsan, demektir(3).
      Bunun için "Her Resul, Nebî'dir; fakat, her Nebî, Resul değildir." denilmiştir(4).
       
      NEBİLİK VE RESULLUĞUN ALLAH VERGİSİ OLUŞU :
       
      Nebîlık ve Resulluk, Allah vergisi olup bunu, Yüce Allah'ın, kullarından, diledi­ğine ve lâyık olanına verdiği de, Kur'ân-ı Kerîmde şöyle açıklanır:
      "Bir Vahy ile veya bir perde arkasından, yahud bir Elçi (Melek) gönderip te -Kendi izniyle- dileyeceğini, Vahy etmesi olmaksızın, Allah'ın, hiç bir beşere kelam söylemesi vâki olmamıştır.
      Şüphesiz ki, O, çok Yücedir, Mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.
      İşte, biz, Sana da, böylece, emrimizden bir Ruh (Kur'an)ı Vahy ettik.
      Halbuki (bundan önce), Sen, Kitab, nedir? İman, nedir? bilmezdin.
      Fakat, Biz, onu, bir Nûr yaptık.
      Bununla, kullarımızdan, kimi dilersek, Ona, Hidâyet veririz.
      1) Râgıb-Müfredatül Kur'an s.482
      2) Seyyid-Târifât s. 162
      3) Seyyid-Târifât s. 75
      4) Kadı lyaz-Şifâ c.l, s.206, Fahrurrâzi-Tefsir c.23, s.49, Kurtubi-Tefsir c.12, s.80, Seyyid-Târifât s.75
       
      Şüphesiz ki, Sen, muhakkak, doğru bir yolun Rehberliğini yapıyorsundur.
      "O (Allah), Ümmîler (Araplar) içinde, kendilerinden (onlara) bir Resul gönderen­dir ki, (O Resul), onlara (Allâhın) âyetlerini okur. onları, temizler, onlara, Kitabı, Hik­meti öğretir.
      Halbuki, onlar, daha önce, apaçık bir sapıklık içinde idiler."
      "Bu (Peygamberlik), Allâhın, kimi dilerse, ona vereceği bir fadl'dır.
      Allah, büyük fadl (kerem) Sahibidir. "(6)
      "Allah, Risâletini (Elçiliğini) nereye vereceğini, çok iyi bilendir.'
       
       
             PEYGAMBERLERİN SIFAT VE FAZİLETLERİNDEN BAZILARI:
       
      Bütün Peygamberler (Salâtü selâm olsun onlara), ancak erkekler arasından se­çilip gönderilmişlerdir, (Nahl: 43, Enbiya: 7), Babaları ve Din'leri, bir Kardeş olup(8) kü­çük' \\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\ büyük günahlardan, küfürden uzaktırlar.(10)
      Ancak, onların bazısından -Makamlarına göre- kusur sayılabilecek bazı davra­nış ve sürçmeler vuku bulabilirdir.(11)
      Peygamberler, en Emîn(12),
      Allah'ın emir ve nehiylerini, insanlara, hiç eksiltmeden, artırmadan, ulaştıran03),
      Elçilik vazifesini yaparken, Allah'dan başka hiç kimseden korkmayan(14),
      En doğru sözlü, en doğru özlü(15>,
      Kısa akılhlıktan(16>,
      Yanılgıdan uzak,
      İnsanların bilmedikleri, bilemeyecekleri şeyleri-Allâh'dan telakki eyledikleri Vahy ile bilen, bildiren07),
      İnsanlara, Allâhın ayetlerini okuyan, Kitap ve Hikmeti öğreten, onları maddî ve manevî kirlerden temizleyen(18>,
      İnsanları, doğru yola öğütleyen ve onların esirgenmelerini dileyen09
      Mükâfatlarını, dünyada insanlardan değil, Âhirette Rabbül'âlemîn'den alacak-
       
      Şûra: 51-52
      Cuma: 2, 4
      En'am: 124
      Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2, s.541, Buharî-Sahih c.4, s.142, Müslim-Sanih c.4, s.1837
      İmam-ıÂzam-Fıkh-ı Ekber s.15
       
      imam-ıÂzam-Fıkh-ı Ekber s. 15, Akaid, Adudiye s. 10
      imam-ıÂzam-Fıkh-ı Ekber s.15. 12)Şuarâ: 107, 125, 142, 162, 178.
       
      Araf: 62, 64, 79, 93.
      Ahzab: 39
      Meryem: 56 16)Ârâf: 67
       
      Ârâf: 61-62
      Bakare: 129
      Ârâf: 63
       
      Peygamberlerin, Yüce Allah'ın izniyle, Mucizeler göstermeleri, gerçektir ve gös­termişlerdir. (İmam-ıÂzam-Fıkh-ı Ekber s. 16).
      Muhammed Aleyhisselâma ise, devamlı Mucize olarak Kur'ân-ı Kerim -Vahy edil­mek suretiyle- verilmiş olduğundan, Kendisi, Kıyamet günü, Peygamberlerin en çok ümmetlisi olacaktır.
       
      PEYGAMBERLERİN İLKİ VE SONUNCUSU; NEBÎ VE RESULLERİN SAYISI:
      İnsanlara gönderilen Peygamberlerin ilki Âdem Aleyhisselâm(22), Sonuncusu da, Muhammed Aleyhisselâmdır.(23).
      Eshab-ı kiramdan Ebû Zerrül Gıfârî der ki:
      "Nebîaleyhisselâm'a: (Yâ Resûlallâh! Nebilerin evveli hangisidir?) diye sordum.
      (Adem'dir!) buyurdu.
      (O, Nebî mi idi?) diye sordum.
      (Evet! Mükellem bir Nebî idi.) buyurdu'24'.
      (Yâ Resûlallâh! Nebilerin sayısı, kaçtır?) diye sordum.
      (Yüz yirmi dört bindir.) buyurdu.
      (Yâ Resûlallâh! Onlardan, kaçı, Resuldür?) diye sordum.
      (Üçyüz onbeş* kişilik bir cemaat!) buyurdu."
       

      MUHAMMED ALEYHİSSELÂM'IN HEM NEBÎ, HEM RESUL OLUŞU :
      Muhammed Aleyhisselâm, hem Nebî, hem Resul idi.
      Bu gerçek, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklanır:
      "Muhammed, adamlarınızdan hiç birinin babası değildir.
      Fakat, (O) Allah'ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur.
      Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. "(27)
      "De ki: ey insanlar! Hiçşüphesiz, ben, göklerin ve yerin mülk (ve tasarrufu)na mâlik olan, Kendisinden başka hiç bir ilâh bulunmayan, diriltmekte ve öldürmekte
       
      20)Şuarâ: 109, 127, 145, 164, 180, Furkan: 57. Sebe: 47
      21)Ahmed b. Hanbel-müsned c.2, $.341, Buharî-Sahih c.6, s.97, Müslim-Sahih c.1, s.134
      22)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.32, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.178, İbn.Kuteybe-Maarif s.26, Taberi-Tarih c.l, s.75, ibn.Asâkir-Tarih c.2, s.361
      23)Ahzab: 40, İbn. Kuteybe-Maarif s.26, Kadı lyaz-Şifâ c.l, s.206
      24)İbn.Sa'd-Tabakat c.l,  s.32, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5,  s.178,  İbn.Asakir-Tarih  c.2,  s.361,  Heysemî-Mecmauzzevaid c.8, s.210
      25)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.266, Taberî-Tarih c.l, s.75, Beyhakî-Sünen c.9, s.4, Heysemı Mecmauzzevaıd c.8, s.210
      26)İbn. Sa'd-Tabakat c.l, s.32, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.179, Taberi-Tarih c.l, s.75, Beyhakî-Sünen c.9, s.4, İbn. Asakir-Tarih c.2, s.361, Heysamî-Mecmauzzevaid c.8, s.210
      (*)veya üçyüz onüç (Taberî-Tarih c.l, s.75, İbn.Asakir-Tarih c.6, s.356)
      27)        Ahzab: 40
       
      O halde, Allah'a ve Onun Ümmî Nebî olan Resûluna -ki, Kendisi de, O Allah'a ve Onun sözlerine iman etmekte olandır- iman ediniz! Ona, tâbi olunuz ki, doğru yolu bulmuş olasınız!" 28
      "Sen, hiç şüphesiz, gönderilen (Peygamber)lerdensin!"(29)
      "Ey Resul! Sana, indirileni tebliğ et!
      Eğer yapmazsan, (Allah'ın) Elçiliğini tebliğ (ve ifâ) etmiş olmazsın!
      Allah, Seni, insanlardan koruyacaktır.
      Şüphesiz ki, Allah, kâfirler güruhunu muvaffak kılmaz. "30
      Tarihî kaynaklara göre de: Cebrail Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhisselâm'a ilk defa gelip Alak sûresinin başından beşâyet Vahy ettikten sonra, gündüzün, yerle gök arasını dolduran bir insan suretinde görünerek:
      "Yâ Muhammed! Sen, Allah'ın Resulüsün! Ben, Cebrail'im!" diye hitab et-mistir.13"
      Eshab-ı kiramdan Câbir b. Abdullah: "Peygamber Aleyhisselâm, özel olarak Kendi Kavmına, genel olarak ta, bütün insanlara gönderildi." demiştir(32).
      Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Peygamberliğini, Abdulmuttalip Oğullarına açıklarken:
      "Ey Abdulmuttalip Oğulları! Ben, özel olarak size, genel olarak ta, bütün insanlara gönderildim!" buyurmuştur.  
       

      İNSANLARA GÖNDERİLEN HER PEYGAMBERİN İSİM VE KISSASININ BİLDİRİLMEDİĞİ:
      Kur'ân'ı Kerimde isimleri anılan ve kıssaları az veya çok anlatılan Peygamberler de, vardır, isimle­ri anılmayan ve kıssaları anlatılmayan Peygamberler de, vardır.
      Bu husus, Kur'ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:
      "And olsun ki: Senden önce de, bir çok Resuller gönderdik.
      Onların içinden, Sana, kıssalarını anlattıklarımız da, vardır, Sana, bildirmediklerimizde, vardır.." 34
       
      28)Araf: 158
      29)Yâsîn: 3
      30)Mâide: 67
      31)İbn.jshak, İbn. Hişam-Sîre c.l, s.252-253, Taberî-Tarih c.2, s.207, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.l, s.402, Ebülfe-rec ibn. Cevzi-Elvefa c.l, s.166, İbn. Seyyid-Uyunüleser c.l, s.86, Zehebî-Tarihulislam c.2, s. 72, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.12
      32)Ebülferec İbn. Cevzi-Elvefa c.l, s. 185
      33)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.l, s.159, Taberi-Tarih c.2, s.218, Muhıbbütaberî-Rıyadunnadra c.2, s.221, Ebülfida-Tefsir c.3, s.350, Haysemî-Mecmauzzevaid c.8, s.302
      34)Mü'min: 78
       
      KUR'ÂN-I KERİMDE İSİMLERİ ANILAN VEYA KISSALARI ANLATILAN PEYGAMBERLER :
       
      1-) Adem Aleyhiselam
      2- ) İdris Aleyhiselam
      3-) Nuh Aleyhisselâm
      4-) Hûd Aleyhisselâm
      5-) Şâlih Aleyhisselâm
      6-) İbrahim Aleyhisselâm
      7-) İsmail Aleyhisselâm
      8-) İshak Aleyhisselâm
      9-) Lût Aleyhisselâm
      10-) Yâkub Aleyhisselâm  
       11-) Yûsuf Aleyhisselâm
      12-) Eyyub Aleyhisselâm
      13-) Zülkifl Aleyhisselâm
      14-) Şuayb Aleyhisselâm
      15-) Mûsâ Aleyhisselâm
      16-) Harun Aleyhisselâm
      17-) İlyas Aleyhisselâm
      18-) Elyesa' Aleyhisselâm
      19-) Yûnus Aleyhisselâm
      20-) Dâvud Aleyhisselâm
      21-) Süleyman Aleyhisselâm
      22-) Lukman Aleyhisselâm
      23-) Uzeyr Aleyhisselâm
      24-) Zülkarneyn Aleyhisselâm
      25-) Zekeriyya Aleyhisselâm
      26-) Yahya Aleyhisselâm
      27-) İsâ Aleyhisselâm
      28-) Muhammed Aleyhisselâm
       
      Bu Peygamberlerden, ilgili bahislerde görüleceği üzere, Lokman, Zülkarneyn, Aleyhisselamlar gibi bazılarının Peygamber mi, Veli mi? oldukları hakkında, bilginlerce görüş birliği sağlanamamıştır.
       
      PEYGAMBERLERİN ÜSTÜNLERİ VE EN ÜSTÜNÜ:
       
      Peygamberlerin hepsi aynı derecede ve meziyette olmayıp Yüce Allah, Onlar­dan kimine, kiminden üstün meziyetler vermiş, birisi ile söyleşmiş, birisini de, dere­celerle yükseltmiştir. (Bakara: 253)
       
      PEYGAMBERLERİN ÜLÜL'AZM OLANLARI VE ONLARIN SEYYİD'İ :
       
      Peygamberlerin Ulül'azmleri (Ahkaf:35), rivayete göre:

      1-)Nûh,
      2-) İbrahim,
      3-) Mûsâ,
      4-) İsâ,
      5-) Muhammed Aleyhisselâm olduğu gibi (Taberî-Tefsir c. 26, s. 37, Kurtubî-Tefsir c. 16, s. 220, Ebülfida-Tefsir c. 4, s. 172).
       
      Sahih bir Hadîs-i şerîfe göre de: Peygamberlerin Seyyidleri de, Nuh Aleyhisse­lâm, İbrahim Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâm ve Muhammed Aleyhisselâm olmak üzere beştir.
       
      Muhammed Aleyhisselâm ise, bu Beş'in Seyyididir. (Hâkim-Müstedrekc. 2, s. 546).
      Kıyamet gününde de, Âdem oğullarının Seyyidi O'dur. (Ahmed b. Hanbei-Müsned c.l, s.5, Müslim-Sahih c.4, s.1782, Ebû Davud-Sünen c.4, s.218, Tirmizî-Sünen c.5, s.587, İbn.Mace-Sünen c.2, s.1440).
      Öncekilerin ve sonrakilerin (Tirmizî-Sünen, c.5, s.588, Dârimî-Sünen c.ı, s.30) en değer­lisi O, olduğu için (Tirmizî-Sünen c.5, s. 588, Dârimî-Sünen c.ı, s.30) Kıyamet gününde Hamd Sancağı, Ona verilecek (A.b.Hanbel-Müsned c.3, s.144, Tirmizî-Sünen c.5, s.587).
      O gün, Peygamberlerin İmamı, Hatîbi ve Şefaat Sahibi O olacak (A.b.H.-Müsned c.5, s.138, Tirmizî c.5,s.586. İbn Mace C.2.S.1443).
      Bütün Peygamberler, Onun Sancağı altında toplanacaktır, (Ahmed b.Hanbel-Müsned cl,s.281, Tirmizî-Sünen c.5, s.587, Dârimî-Sünen c.l,s.30)
       
      VAHY VE VAHY TARZLARI :
       
      Dil Teriminde: Sür'atli işaret, Kitabet, Risâlet, İlham ve Gizli Kelâm., gibi tür­lü mânâlara gelen(35) Vahy; Din Teriminde: Yüce Allah'ın, dilediğini, Peygamber­lerine, dilediği tarzlarla bildirmesidir 36
      Vahy'in, müteaddid tarzlarından birincisi: uykuda görülen ve görüldüğü gibi, apaçık çıkan Rü'yâ tarzıdır.(37).
      Vahy; Peygamberlere, uyanık iken geldiği gibi, uyurken, Rü'yada da, gelirdi(38)
      Peygamberlerin Rü'yaları Vahy'dir.(39)
      Nitekim, İbrahim Aleyhisselâm'a, İsmail Aleyhisselâm hakkındaki İlâhî emir, Rü'-yasında verilmişti 40.
      Peygamberlerin gözleri uyuşa da, kalbleri uyumaz.(41)
      Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Hadis-i şeriflerinde:
      "Ey Aişe! Benim gözlerim uyur, kalbim uyumaz. "(42)
      "Bana (Ey Muhammed! Gözlerin, uyusun, kulağın işitsin, kalbin ezberlesin!) Du­yuruldu.
       
      35)Râgıb-Müfredatülkur'an s.515-516, İbn.Esîr-Nihâye c.5, s.163, Fîrûzâbâdî-Kamûsulmuhît c.4, s.401, Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî c.l, s.14
      36)Şûra: 51
      37)İbn.İshak, İbn.Hişam-sîre c.1,s.249-250, Abdurrezzak-Musannef c.5, s.321, Ibn.Sa'd-Tabakat c.1, s.194, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.6, s.232-233, Buharî-Sahih, c.1, s.3, Müslim-Sahih c.1, s.139-140, Tirmizî Sünen c.5, s.596, Belâzürî-Ensabüleşraf c.1, s.105, Taberî-Tarih c.2, s.205, Ebû Nuaym-Delâilünnübüvve c.1, s.168, Beyhakî-Sünen c.9, s.6, Vâhidî-Esbabünnüzül s.5, Süheylî-Ravdunülüf c.2, s.392, Begavî-Mesâbîhussünne c.2, s.174, Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefâ c.1, s.162, İbn.Esîr-Kâmil c.2, s.48, ibn.Seyyid-Uyûnüleser c.1, s.82, İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.1, s.33, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.2, İbn.Haldun Tarih c.2, ks.2, s.6, Kastalânî-Mevâhibülledünniye c.1, s.51, Diyar Bekrî-Hamîs c.1, s.280
       
      38)Süheylî-Ravdulünüf c.2, s.392, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.14, Halebî-lnsanül'uyûn c.l, s.377
      39)   Buharî-Sahih c.l, s.209, Belâzürî-Ensabüleşraf c.l, s.256, Hâkim-Müstedrek c.2, s.431.
      40)Sâffât: 102
      41)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.171, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.l, s.274, Buhârî-Sahih c.4, s.168
      42)imam Mâlik-Muvatta' c.l, s. 120, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.6, s.36, Buharî-Sahih c.2, s.48, Müslim-Sahih c.l, ş.509, Ebû Davûd-Sünen c.2, s.40, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.l, s.277
       
      Gözlerim uyudu. Kalbim ezberledi. Kulağım da işitti." buyurmuşlardır.
       
      RÜ'YÂ VE RÜ'YÂÇEŞİTLERİ:
       
      Uyuyanın, uykusunda bazışeyler görmesine, Rü'yâ ve Hulm (Düş) denir.(44)
      Fakat, Rü'yâ'da görülen şeyler, daha çok hayr ve güzel şeyler üzerine olur.
      Hulm'de ise, görülen şeyler, daha çok şer ve çirkin şeyler üzerine olur.(45)
      Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Rü'yâ ve Hulm hakkında şöyle bu­yurmuşlardır:
      "Salih Rü'yâ, Allâh'dandır, Hulm ise Şeytandandır."
      "Zaman(ın sonu), yaklaşınca, Müslümanların Rü'yâsı, hemen hemen yanlış çıkma­yacaktır."
      "Sizin, en doğru Rü'yâ göreniniz, en doğru söyleyeninizdir."
      Rü'yâ, üç çeşittir:
      Yüce Allah tarafından (kuluna) müjde olan Salih Rü'yâ,
      "Şeytan tarafından korku, üzüntü veren Rü'yâ,
      Kişinin, kendi nefsinden, kendisine telkin mâhiyetinde vâki, olan* Rü'ya."(47)
      Şeytan, Âdem oğullarına karşı beslediği şiddetli düşmanlık sebebiyle, her za­man, onlara sataşır, her yönden tuzaklar kurar, her yolla onların işlerini bozmak ister.
      Gördükleri Rü'yalarını da, ya içlerine yanlışlar karıştırarak, ya da, onlardan gaf­lete düşürmek suretiyle örtüp belirsiz ve yararsız hale getirir.(48)
       
      MÜBEŞŞİRAT VE SALİH RÜ'YÂ :
       
      Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm:
      "Risâlet de, Nübüvvet de, kesintiye uğramış, sona ermiştir.
      Benden sonra (gelecek) ne Resul vardır, ne de, Nebi!" buyurmuş, bu, Eshaba çok ağır gelmişti.    '
      Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm :
      "Peygamberlikten  bir  şey  kalmamıştır!(50)Amma,   Mübeşşirât* *,   vardır!"   bu-
       
      43)Ibn.Sa'd-Tabakat c.l, s.197, Dârimî-Sünen c.l, s.15
      44)İbn.Esîr-Nihaye c.l, s.434, Fîrûzabâdî-Kamûsulmuhît c.4, s.100
      45)İbn.Esîr-Nihâye c.l, s.434
      46)Mâlik-Muvatta c.2, s.957, Abdurrezzak-Musannef cll, s.212, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.296, Buharî-Sahih c.8, s.74, Müslim-Sahih c.4, s.1771, Ebû Davûd-Sünen c.4, s.305, İbn.Mâce-Sünen c.2, s.1286, Dârimî-Sünen c.2, s.49, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s. 181
      (*) Uyanık iken, içinden geçirmiş olduklarışeyleri, uyurken düşünde görmek gibi. (İbn.Mâce-Sünen c.2, s. 1285)
      47)Abdurrezzak-Musannef cll, s.211, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2, s.269, Buharî-Sahih c.8, s.77, Müslim-Sahih c.4, s.1173, Ebû Davûd-Sünen c.4, s.304-305, Tirmizî-Sünen c.4, s.532, Dârimî-Sünen c.2, s.50
      48)İbn.Hacer-Fethulbârî c.12, s.311
      49)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.267, Tirmizî-Sünen c.4, s.533
      50)Buharî-Sahih c.8, s.69
      (**) Kulun, Levh-i Mahfuz'daki hallerine göre, Müvekkel Melek tarafından yapılan temsiller, işlerinde basiretli dav­ranması için, bir muide veya bir inzar, ya da, bir azar olmak üzere, Rü'yasında o kula gösterilir. (Hakîmüttirmizî-Nevâdirülusul c.l. s.116-117)
       
      yurdular.(51)
      "Yâ Resûlallâh! Mübeşşirât nedir?" diye sordular.(52) Peygamberimiz Aleyhisselâm: "Müslüman kişinin Rü'yâsıdır! Salih Rü'yâdır!" buyurdu.(54)
       
      VAHY TARZLARINDAN 2 - 7'YE KADAR OLANLAR :
       
      Vahy tarzlarından ikincisi: Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmda olduğu gibi, Vahy edi­lecek Kelâm'ın(55), Melek, görünmeksizin(56) Peygamberlerin kalbine ilka buyrul-masıdır.(57)
      Yüce Allah, Cebrail Aleyhisselâmda, İlâhî hitaba muhâtab ve İlâhî emri tebliğe memur bulunduğu hakkında zarurî bir ilim yarattığı gibi, Peygamberimizin kal­binde de, zarurî bir ilim yaratırdı da, Peygamberimiz, kalbine ilka olunan şeyin, mücerred bir ilhamdan ibaret bulunmadığını, Cebrail Aleyhisselâmın, Allâh'dan getirdiği bir Vahy olduğunu kesin olarak bilirdi.(58)
      Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm :
      "Hiç şüphesiz, Rûhulkudüs (Cebrail Aleyhisselâm), kalbime, şunu ilka ve Vahy etti ki: "Hiç bir nefs<59), Eceli dolmadıkça'60', rızkını, tamam olarak almadıkça, ölmez!
      Öyle ise, Allâh'dan sakınınız da, onu, güzel ve meşru' yollardan arayınız!'
      Helâl olanı, alınız! Haram olanı, bırakınız!
      Rızık, gecikirse, onu, Allah'a mâsiyetle elde etmeğe kalkışmayınız!
      Çünki, Allah katındaki şeye, Allah'a itaatin başkası ile nail olunamaz!(63)" Hadîs-i
       
      51)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.267, Buharî-Sahih c.8, s.69, Tirmizî-Sünen c.4, s.533.
      52)Ahmed b. Hanbel-Müsned c.3, s.267, Buharî-Sahih c.8, s. + ', Tirmizî-Sünen c.4, s.533.
      53)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.267, Tirmizî-Sünen c.4, s.533.
      54)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2, s.384, Buharî-Sahih c.l, s.52, Tirmizî-Sünen c.4, s.3,4.
      55)Süheylî-Ravdulünüf c.2, s.393, İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Kurtubî-Tefsir c.16, s.53, Ibn.Seyyid-Uyûnüleser c.l, s.89-90, Ebülfida-Tefsir c.4, s.121 Kastalânî-Mevahibülledünniye c.l, s.55 Halebî-İnsanüluyun c.l, s.413, Zürkanî-Mevâhib, Şerhi c.l, s.225
      56)İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Kastalânî-Mevâhib, c. I, s.55, Zürkanî-Mevâhib Şerhi c.l, s.225.
      57)Süheylî-Ravd. c.2, s.293, İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, İbn.Seyyid Uyun, c.l, s.90, Aynî-Umdetülkarî c.l, s.40, Kastalânî-Mevâhib, c.l, s.55, Halebî-İnsanüluyun c.l, s.413, Zürkanî-Mevâhib, Şerhi c.l, s.225.
      58)Fahrurrazî-Tefsir c.28, s.288, Kastalanî-Mevahib, c.l,s.53, Halebî-İnsanüluyun c.l, s.407-408, Zürkanî-Mevahİb Şerhi c.l, s.225.
      59)İbn.Mâce-Sünen c.2, s.725, Süheylî-Ravdulünüf c.2, S.393, İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, İbn.Seyyid-Uyûnüleser c.l, s.90, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.55, Halebî-İnsanüluyun c.l, s.413, Zürkanî-Mevâhibülledünniye Şerhi c.l, s.225-226
      60)Süheylî-Ravdunülüf c.2, s.393, Kurtubî-Tefsir c.16, s.53, İbn Seyyid-Uyunüleser c.1, s.90, Ebülfida-Tefsir c.5, s.121, Halebî-İnsan. c.1, s.413, Züranî-Mevâhib. Şerhi c.1, s.226
      61)İbn.Mâce-sünen c.2, s.725, Süheylî-Ravd. c.2, s.393-394, İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Kurtubî-Tefsir c.16, s.53, İbn.Seyyid-Uyun. c.l, s.90,Ebülfida-Tefsirc.4, s.121, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.55, Halebî-İnsan. c.l, s.413, Zürkanî-Mevahib. Şerhi c.1,s.226
      62)İbn.Mâce-sünen c.2, S.725, Kurtubî-Tefsir c.16, S.53 Halebîİnsan, c.l, s.413, Zürkanî-Mevâhib.Şerhi c.l, s.226
      63)İbn.Kayyım-Zâd. c.l, s.32 Halebî-İnsan. c.l, s.413 Zürkanî-Mevâhib.Şerhi c.l, s.26
       
       
      şeriflerinde olduğu gibi.(64).
      Vahy tarzlarından üçüncüsü: Vahy Meleğinin, insan suretine girerek Vahy edilecek şeyi(65), bir insanın, bir insana tevdi edişi gibi, Vahy edişidir.(66)
      "Yâ Resûlallâh! Vahy, Sana, nasıl gelir?" diye sorulduğu zaman, Peygambe­rimiz Muhammed Aleyhisselâm:
      "Bazı kerre Melek, benim için, insan suretine girer, benimle konuşur. Ben de, Onun söylediklerini, iyice bellerim.
      Bu, bana, Vahy'in en kolay, gelenidir" buyurmuşlardır.(68)
      Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'a, çok kerre Eshab'dan Dıhye b.Halîfe'nin suretinde gelirdi.(69)
      Eshâb-ı Kiramın, Onu gördükleri olurdu.(70)
      Vahy tarzlarından dördüncüsü: Vahy'in, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğul­tusu gibi uğuldayarak gelişidir.(71)
      "Yâ Resûlallâh! Sana, Vahy nasıl gelir?" sorusuna, Peygamberimiz Aleyhis-selâm'ın verdikleri cevapta, Vahy'in bu tarzı, şöyle açıklanmış:
      "Vahy, bazan bana, çıngırak sesi gibi (müthiş bir madenî ses uğultusu ile) gelirdir ki, Vahy'in bana, en ağır geleni de, budur!
      Vahy hali, benden kalkınca, Meleğin, bana söylemiş olduğunu, iyice bellemiş bulu­nurum!" buyrulmuştur.(72)
      İşitilen bu şiddetli ses, ya Vahy Meleğinin kendi sesi, ya da, kanadlarının uğul­tusu idi.(73)
      Bunun hikmeti de, Vahy'i, telakki ve hıfz için, Peygamberimizin kalbini topar­lamak ve hazırlamak(74), kulaklarının ve kalbinin, Vahy Meleğinin sesinden baş­kası ile meşgul olmasına meydan bırakmamak içindi.(75)
      "Yâ Resûlallâh! Vahy'in gelişini sezermisin?" diye sorulduğu zaman, Peygam-
       
      64)Süheylî-Ravd. c.2, s.393-394, İbn.Kayyım-Zâd. c.l, s.32, Kurtubî-Tefsir c.16, S.53, İbn.Seyyid-Uyun. c.l, s.go, Ebülfida-Tefsir c.4, s.121, Kastalânî-Mevâhıb. c.l, s.55, Halebî-İnsan. c.l, s.413, Zürkânî-Mevâhib.Şerhi c.l, s.225-226
      65)Süheylî-Ravd. c.2,s.394, İbn, Kayyım-Zâd. c.1,s.32, Kastalânî-Mevâhib c.1,s.55, Zürkânî Mevahib Şerhi, c.1,s.227
      66)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.197, Halebî-lnsanülüyun c.l, s.414
      67)Mâlik-Muvatta' c.l, s.202-203, İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.198, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.6, s.158, buharî-Sahih c.l, s.2-3, Müslim-Sahih c.4, s.1816-1817, Tirmizî-Sünen c.5, s.597, Nesaî-Sünenc.2, s.148, Taberî-Tefsir c.22, s.91, Ebû Nuaym-Delâilünnübüvve c.l, s.178, Begavî-Mesâbihussünnec.2, s.175, İbn.Esîr-Câmiul'usûl c.12, s.41
      68)Taberî-Tefsir c.22, s.91.
      69)İbn.Sa'd-Tabakat c.3, s.250, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2, s.107, Kastalânî-Mevâhibülledünniye c.l, s.55, Zürkanî-Mevâhib. Şerhi c.1 s.227
      70)İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32
      71)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.198, Süheylî-Ravdulünüf c.2, S.394. İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî c.l, s.40, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.55, Zürkanî-Mevahib.Şerhi c.l, S.228
      72)Mâlik-Muvatta' c.l, s.203 İbn.Sa'd-Tabakat c.l. s.198, Ahmed b.Hanbel Müsned c.6, S.158, Buharî-Sahih c.l, S.2-3, Müslim-Sahih c.4, S.1816-17, Tirmizî-Sünen c.5, s.597, Nesaî-Sünen c.2, s.148, Begavî-Mesâbîhussünne c.2, s.175 İbn.Esîr-Câmiul'usûl c.12, s.41, Aynî-Umdetülkarî c.l, s.40-41, İbn.Hacer-Fethulbârî c.l, s.49
      73)Zürkanî-Mevâhibülledünniye Şerhi c.l, S.228
      74)Süheylî-Ravd. c.2, s.394, ibn.Seyyid-Uyûn.c.l, s.90, Zürkanî-Mevâhib. Şerhi c.l, s.228
      75)Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî c.l, s.40-41, İbn.Hacer-Fethulbârî c.l, S.49
       
       
       
      berimiz Muhammed Aleyhisselâm: "Evet! Sesi, işitir ve susarım.
      Bana, hiç bir sefer (bu tarzda) Vahy olunmamıştır ki, ruhum, alınıyor olduğunu san­mış bulunmayayım!" buyurmuştur.(76)
      Yüce Allah, bir emri Vahy etmek, Vahy suretiyle dile getirmek istediği zaman, Allah'ın emrinin korkusundan gökleri, son derecede şiddetli bir titreme alır!(77)
      Göklerin halkı olan Melekler de, İlâhî Kelâmı, düz ve sert bir kayaya çarpan demir zincir(in çıkardığı korkunç ses) gibi işitince(78), Allah'ın Kelâmına karşı duy­dukları derin haşyetten dolayı, kanadlarınıçırparlar(79), baygın düşüp secdeye ka­panırlar!
      Ayılıp secdeden başını ilk kaldıran, Cebrail Aleyhisselâm, olur.
      Yüce Allah, Ona, Vahy'lerinden, dilediğini, söyler.(80)
      Cebrail Aleyhisselâm, yanlarına gelinceye kadar, öteki Melekler, öylece bay­gın halde kalırlar.
      Cebrail Aleyhisselâm, Meleklere uğrar.(81)
      Her göğe uğradıkca(82), kalblerinden korku kaldırılan(83), o gök halkı olan(84) Me­lekler, Ona:
      "Ey Cebrâil!(85) Rabbımız(86), ne buyurdu?" diye sorarlar.
      Cebrail de:
      "Hakkı, buyurdu!(87) En Yüce, en büyük olan O'dur!" der.
      Meleklerin hepsi de, Cebrail Aleyhisselâmın söylediği gibi, söylerler.(88)
      Vahy'in bu tarzından, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, beşeriyet sı­fatından soyunup, sıyrılıp Melekiyet sıfatına bürünerek Vahy'i, Cebrail Aleyhis-selâmdan alırdı ki, bu, Vahy'in en zor, en güç olanı idi.(89)
       
      76)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2, s.222, Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.l s.170, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.22, Halebî-İnsanüluyun c.l, S.415
      77)Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296 Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemî-Mecmauzezevaid c.7, s.94
      78)Buharî-Sahih c.5, s.221, EbûDâvud-Sünenc.4, s.235, Tirmizî-Sünen c.5, S.362, Ibn.Mâce-Sünen c.l, S.70, Taberî-Tefsir c.22, s.90, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s.94
      79)Buhariî-Sahih c.5, s.221, Tirmizî-Sünen c.5, s.362, ibn.Mace-Sünen c.l, s.70, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537
      80)Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3.S.537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s.294-295, Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî c.l, s.45, C.25, s.152
      81)Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Hâzin-Tefsir c.3, S.488
      82)Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3,    537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7,
      94-95.
      83)Buharî-Sahih c.5, s.221, Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Tirmizî-sünen c.5, S.362, İbn.Mace-Sünen c.l, s.70, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537
      84)Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s.95
      85)Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Aynî-Umdetülkarî c.l, s.45, c.25, s.152
      86)Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s.95, Aynî-Umdetülkarî c.25, s.152
      87)Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s.95, Aynî-Umdetülkarî c.25, s.152
      88)Taberî-Tefsir c.22, s.91, Kurtubî-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemî-Mecmauzzevaid c.7, s.95
      89)Bedrüddin Zerkeşî-Bürhan c.l, s.229
       
      Eshâb-ı kiramın görüp anlattıklarına göre:
      Vahy'in inişi sırasında, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'a, ağır bir sıkıntı basar, yüzü gül gibi olur(90), gözlerini kapar(91), başınıönüne eğerdi.
      Yanında bulunanlar da, başlarını, önlerine eğerlerdi.(92)
      Peygamberimiz Aleyhisselâm, o hallerinde, çabuk çabuk nefes alırdı.(93)
      En soğuk günde bile, alnından inci taneleri gibi ter dökülürdü.(94)
      Vahy hali, sona erinceye kadar, yanında bulunanlardan hiç biri başlarını kaldı­rıp Peygamberimizin yüzüne bakmağa kadir olamazlardı(95).
      Vahy'in ağırlığı veya hafifliği, inen Sûre'nin ağırlığı veya hafifliği ile orantılı bu­lunurdu.^
      Yâni, inen Vahy, va'd ve tebşir mâhiyetinde ise, Cebrail Aleyhisselâm, beşer suretinde gelir, hitab ve telakki, Peygamberimize bir güçlük vermezdi.
      İnen Vahy, azab ve korkutmakla ilgili bulunduğu zaman, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğultusuyla uğuldayarak gelirdi.(97)
      Deve üzerinde bulunduğu sırada da, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisse-lâma böyle Vahy geldiği olur, devenin, inen Vahy'in ağırlığına dayanamadığı(98), bacaklarının iki yana ayrıldığı, büküldüğü, kırılacak gibi olduğu, bazan da, çöktü­ğü görülürdü.(99)
      Vahy tarzlarından beşincisi :Vahy Meleği Cebrail Aleyhisselâmın, Yüce Al­lah tarafından yaratıldığı aslî hey'et ve surette görünerek(100) Yüce Allah'ın dile­diğini, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a Vahy edişidir.(101)
      Bu da, iki kerre vuku bulmuş(102), Peygamberimiz Aleyhisselâm, Cebrail Aley-hisselâmı, yaratıldığı aslî hey'et ve suret üzere altıyüz kanadıyla003)iki defa(104), yerle gök arasını doldurur bir halde görmüştür/10)
      Vahy tarzlarından altıncısı: Yüce Allah'ın Mirâc gecesinde olduğu gibi(106),
       
      90)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.197, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.327, Müslim-Sahih c.3, s.1317-1317.
      91)İbn.Esîr-Câmiul'usûl c.12, s.41, Halebî-İnsanüluyun c.l, s.416
      92)Müslim-Sahih c.4, s.1817, İbn.Esîr-Camiulusul c.12, s.41
      93)Bedrüddin Aynî-Umdetülkarî c.l, s.43
      94)Mâlik-Muvatta' c.l, s.203, İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.198, Ahmet b.Kcinbel-Müsned c.6, s.58,202, Buharî-Sahih c.l, s.3, Müslim-Sahih c.4, s. 1816, Tirmizî-Sünenc.5, s.597, Nesaî-Sünen c.2, s. 149
      95)İbn.Esîr-Camiulusul c.12, s.42, Halebî-İnsanüluyun c.l, s.416
      96)Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.l, s. 169, Halebî-İnsan, c.l, s.416
      97)Kastalânî-Mevâhibülledünniye c.l, s.57, Zürkanî-Mevahib. Şerhi c.l, s.234
      98)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.2, s.176, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, S.22
      99)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.197, Ebülferec İbn.Cevzî-Elvefa c.l, s.171, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.22
       
      100)Süheylî-ravdulünüf c.2,  s.395,   İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Aynî-Umdetülkarî c.1, s.40,  Kastalânî-Mevâhibülledünniye c.l, s.56, Zürkanî-Mevâhibülledünniye Şerhi c.l, s.230, Halebî-İnsan. c.l, s.416.
      101)İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.56, Zürkanî, Mavahib. Şerhi c.l, s.230
      102)İbn.Kayyım-Zâdülmaad c.l, s.32, Süyûtî-Dürrülmensur c.6, s.124, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.56, Halebî-İnsanüluyun c.l, s.416—417, Zürkanî-Mevahib.Şerhi c.l, s.230
      103)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.l, s.395, Buharî-Sahih c.6, s.50, Müslim-Sahih c.l, s.158—159, Tirmizî-Sünen c.5, s.395, Taberî-Tefsir c.27, s.49, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2, s. 122, Ebülfida-Tefsir c.4, s.248,
      104)Buharî-Sahih c.l, s.50, MüslimSahih c.l, s.159, Tirmizî-sünen c.5, S.395
      105)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.l, s.418, Müslim-Sahih c.l, s.159
      1û6)Süheylî-Ravd. c.2, s.395, İbn.Kayyım-Zâd. c.l, s.32, İbn.Seyyid-Uyun c.l, s.90, Ayni-Umdetülkarî c.l, s.40, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.56, Halebî-İnsan c.l, s.417, Zürkanî-Mevahib.Şerhi c.l, s.230
      göklerin üstünde(107), Peygamberimiz Aleyhisselâm'a, uyanık iken, perde arka­sından, hitabda bulunması, ya da, uyurken, arada, Vahy Meleği bulunmaksızın, Peygamberimizle konuşmasıdır/108'
      Vahy tarzlarından yedincisi de :Yüce Allah'ın, arada, Vahy Meleği bulunmak­sızın, Peygamberimiz Aleyhisselâma doğrudan doğruya hitab buyurmuş ol­masıdır/1 ^
      Peygamberimiz Aleyhisselâmın bildirdiklerine göre: Mirâc gecesinde, Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimizi, yukarı götüre götüre, nihayet (Kaza ve Kaderi ya­zan) Kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı.010)
      Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm orada, Cennet'ten, yemyeşil bir Ref-ref(ipek döşek)'in, birden, ufku kapladığını, doldurduğunu, gördü.(111)
      Peygamberimiz, onun üzerine oturdu.
      Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimizden ayrıldı.(112)
      Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Aziz ve Cebbar (dilediğini, yaptır­mağa kadir olan) Rabb'ına, yükseltilip yaklaştırıldı/113)
      Kendisinden, bütün sesler, kesildi/114)
      Yüce Rabb'ının:
      "Korkma yâ Muhammed! Yaklaş! Yaklaş!" buyurduğunu işitmeğe başladı/115)
      Nihayet, hiç bir kimsenin, hiç bir zaman erişememiş olduğu yakınlık Makamı­na, İlâhî huzura kabule, İlâhî ikram ve İhsana nail oldu. (Kadı lyaz-Şifâ c.l, s.163)
      Rabbını, gördü/116)
      Yüce Allah, Mîrac gecesinde, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a, Vahy etmek is­tediğini, istediği şekilde Vahy etti/11
       
      PEYGAMBERLERE İNDİRİLEN İLAHÎ KİTAB VE SAHÎFELER :
       
      Yüce Allah tarafından, Peygamberlere indirilen yüz dört Kitabtan, dördü Tev-
      107)İbn.Kayyım-Zâd. c.l, s.32, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.56, Halebî-İnsan c.l, s.417, Zürkanî-Mevahib. Şerhi c.l, s.230
      108)Süheylî-Ravd. c.2, s.395, İbn.Seyyid-Uyun.c.l, S.90, Aynî-Umdetülkarî, c.l, s.40, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.56, Halebî-İnsan c.l,s.419, Zürkanî-Mevahib Şerhi c.l, s.230
      109)İbn.Kayyım-Zâd. d, S.32, Kastalânî-Mevâhib. c.l, s.56, Halebî-lnsan c.l,s.417-418, Zürkanî-Mevahib.Şerhi c.l, s.232
      110)İbn.Sa'd-Tabakat c.l, s.213, Buharî-Sahih c.l, s.92, Müslim-Sahih c.l, s.149, Beyhakî-Delailünnübüvve c.2, s.129, Kadı lyaz-Şifa c.l, s.140, 148, İbn.Esîr-Camiul'usûl c.12, s.56, ibn. Seyyid-Uyûn. c.l, s.145, Zehebî-Tarihulislâm c.2, s.168'
      111)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.l, s.449, Buharî-Sahih c.6, s.51, Taberî-Tefsir c.27, s.57, Beyhakî-Delâilünnübüvve c.2, s.122, Kurtubî-Tefsir c.17, s.98
      112)Kadı lyaz-Şifa c.l, s.162, Kurtubî-Tefsir c.17, s.89
      113)Buharî-Sahih c.8, s.204, Taberî-Tefsir c.27, s.45, İbn.Esîr-Camiulusul c.12, s.51, Ibn.Kayyım-Zâdülmaad c.2, s.53, Kurtubî-Tefsir c.17, s.98, Zehebî-Tarihulislam c.2, s.174, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.112
      114)Kadı lyaz-Şifa c.l, s.160, Kurtubî-Tefsir c.17, s.98, Diyar Bekrî-Hamîs c.l, s.312
      115)Kadı lyaz-Şifa c.l, s.160, Diyar-Bekrî-Hamîs c.l, s.312
      116)Ahmed b.Hanbel-Müsned c.l, s.285, Heysemî-Mecmauzzevaid c.l, s.78 Aynî-Umdetülkarî c. 19, s.198, Ibn.Hacer-Fethulbarî c.8, s.468
      117)İbn.EbîŞeybe-Musannef c.14, s.304, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.149, Buharî-Sahih c.6, s.51, Beyhakı-Delâil. c.12, s.131, Kadı lyaz Şifâ c.l, s137, İbn.Esîr-Camiulusul c.12, s.54, İbn.Seyyid-Uyun. c.l, s.144, Zehebî-Tarihulislam c.2, s.161
       
      rat, Zebur, İncil ve Furkan (Kur'an), yüzü de, Sahifeler halinde olup dört büyük Kitabdan, Tevrat Mûsâ Aleyhisselâm'a, Zebur Dâvûd Aleyhisselâm'a, İncil İsâ Aleyhisselâm'a, Furkan (Kur'an)da, Muhammed Aleyhisselâm'a indirilmiştir. (İbn.Kuteybe-Maarif s.26)
      Sahîfe halindeki Kitablardan On Sahîfesi Âdem Aleyhisselâma, Elli Sahîfesi Şis Aleyhisselâma, Otuz Sahîfesi İdris Aleyhisselâm'a, On Sahîfesi de İbrahim Aleyhisselâm'a indirilmişti.(118)
      (Tevrattan önce Mûsâ Aleyhisselâm'a da, on Sahife indirilmişti. Mûsâ Aleyhis­selâma âid bölümün 661. - 663. fıkralarına bakınız!).
       
      DİN VE MÂHİYETİ:
      Din; Dil teriminde: Ceza, İslâm, Âdet, İbâdat, Tâat, Inkıyad, Hükm, Ferman, Tevhid, Millet, Şerîat, Vera ve Takva, Hisab... gibi türlü mânâlara gelir.(119)
      Şerîat Teriminde Din: Peygamberin, Allah tarafından getirip tebliğ ettiği şeyle­ri kabule, akıl sahiplerini davet eden İlâhî Kanundur.(120)
      Bu İlâhî Kanun'a, uyulduğu için, Din denir.(121)
      Allah'ın, açık ve geniş yolu olduğu(122),
      Kullar, bağlansınlar diye konulan hükümlerden ibaret bulunduğu için de, Şerî­at denir.(123)
      Şerîat'a, Şerîat denilmesi, sıdk ve sadâkatla bağlananın hem susuzluğunu gi­dereceği, hem de, günah kirlerinden arıtıp temizleyeceği içindir.(124)
      Din'e, Millet denilmesi de; üzerinde toplanıldığı, yüründüğü içindir.
      Din ve Millet, aslında bir olup aralarındaki fark, itibarîdir ve Din'in, Yüce Al­lah'a, Millet'in de, Peygambere nisbet edilmiş olmasından ibarettir.(125)
      Din; İmân, İslâm ve bütün Şeriatları kaplayan umûmî bir isimdir.(126)

       
               İMAN VE MÜ'MİN :

      İman; Dil Teriminde: bir kimseyi, söylediği sözde tasdik edip doğrulamak, ken­disine inanmak demektir.(127)
      Başka bir deyişle: İman, kalb ile tasdik etmektir.(128)
      Şeriat Teriminde: İman, Yüce Allah katından getirdiği şeylerde, Peygambe
       
      118)Taberî-Tarih c.l, s.161, Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c.l, s.167, Zemahşerî-Keşşaf c.4, s.245, Sâlebi-Arais s.100 Fahrurrâzî-Tefsir c.31, s.150, İbn.Asâkir-Tarih c.6, s.357, Ebüssuud-Tefsir c.9, s.143, A.Aliyyülmüttak; Kenzül'ummal c.16, s.133
      119)Fîrûzabâdî-Kamûsulmuhît c.3, s.45
      120)Seyyid Şerif-Târifât s.72
      121)Râgıb-Müfredât s.75, Seyyid-Tarifât s.72-73
      122)Râğıb-Müfredat s.258
      123)Fîrûzâbadî-Kamûsulmuhît c.3, s.45
      124)Râgıb-Müfredat s.258
      125)Seyyid Şerif-Târifât s.73
      126)İmam-ı Azam-Fıkh-ı Ekber s. 17
      127)Fîrûzâbadî-Kamûsulmuhît c.4, s. 199
      128)Seyyid Şerif-Tarifat s.27
      ri(129), kalb ile tasdik ve dil ile ikrar etmek(130), beden ile de, gereğini, yerine ge­tirmektir.031*
      Mü'min: Allah'ı, Allah'ın Resulünü ve Onun, Allâh'dan getirdiği şeyleri tasdik eden kimse demektir.(132)
      Gök ve yar halkının İmanı, inanılacak şeyler cihetinden, ne artar, ne de, eksilir.
      Fakat, İman, yakîn ve tasdik cihetinden, artar da, eksilir de.
      Mü'minler; İmanda ve Allah'ı tevhid (bir tanıma) hususunda, birbirlerine eşid, amellerde ise, birbirlerinden farklıdırlar/133

       
      İMAN'IN ÇEŞİDLERİ:

      Beş türlü İman vardır:
      1)    Matbu İman,
      2)    Masum İman,
      3)    Makbul İman
      4)    Mevkuf İman,
      5)    Merdud İman,
       
      Matbu İman: Meleklerin İmanıdır.
      Masum İman: Peygamberlerin İmanıdır.
      Makbul İman: Mü'minlerin İmanıdır.
      Mevkuf İman: Bid'atcıların İmanıdır.
      Merdud İman: Münafıkların İmanıdır.(134)
      İman; öyle bir nurdur ki, onun nuru, insanın bütün azasına yayılmıştır.
      Fakat, insanın âzasından birisi kesilince, İman, parçalanmaz olduğu için, ora-lan, kalbe gider.
      İslâm; Allah'ı, keyfiyetsiz olarak bilmektir.
      Bunun yeri, göğüstür.
      İman; Allah'ı, Allâh'lığı ile bilmektir.
      Bunun yeri, yürektir.
      Yürek te, göğsün içindedir.
      Marifet; Allah'ı, Sıfatları ile bilmektir.
      Bunun yeri, Gönüldür.
      129)Nesefî-Akaid s.5
      130)İmam-ıÂzam-Fıkh-ı Ekber s.16, Nesefî-Akaid s.5, Seyyid-Tarifat s.27
      131)Ragıb-Müfredat s.26
      132)Seyyid Şerif-Tarifat s.131
      133)İmam-ıÂzam-Fıkh-ı Ekber s.17
      134)Seyyid Şerif-Târifat s.27
       
      Gönül de, Kalb'in içindedir.
      Tevhid; Allah'ı, Birliği ile bilmektir.
      Bunun yeri, Sırr'dır.
      Sırr da, Gönül'ün içindedir.
      Bunlar, Nûr sûresinin Nûr âyetindeki Nûr temsilini andırırdır.
      Bunlar, dört gerdanlıktır ki, dördü de, birbirinden ayrı, gayrı değildirler. Hepsi birleşince, Din olurdur.(135)
       
      KALB VE ÇEŞİDLERİ:
       
      Kalb'in iki türlü mânâsı vardır.
      Birisi; göğsün sol tarafında, sol memenin altına doğru konulmuş, çam kozala­ğışeklini andırır, cismânî bir et parçası olup buna yürek denir.
      Bunun içinde boşluklar vardır ve içi, siyah kanla doludur.
      Bu Yürek, Rûh'un kaynağıdır, hayvanlarda da, ölülerde de, bulunur.
      Kalb'in ikincisi, Gönül'dür ki, işte, gözle görülmeyen, Rûhânî, Rabbânî bir La­tife olan, cismânî Kalb, Yürek ile de, alâkası bulunan ve insanın hakîkatı olan, insanda anlayan, bilen, hitab edilen, cezalandırılan, azarlanan ve istenilen Kalb, budur.
      Cismânî Kalb ile, Yürek ile alâkasını kavramakta halkın, çoğunun akıllarını hay­rette bırakan bu Kalb'in hakîkatini araştırmak, Mükâsefe ilimlerine bağlı olup bu da, Rûh'un sırrını açıklamağa kalkışmak demek olacağından, Resûlullah Aley-hisselâm'ın konuşmadığı Rûh hakkında, başkasının konuşmağa hakkı bulunma­yacağı açıktır.(136î
      İnsanlarda dört çeşid kalb bulunur:
      1)   Ecred Kalb,
      2)   Ağlef Kalb,
      3)   Menküs Kalb,
      4)   Musaffah Kalb.
       
      Ecred, yâni saf, parlak, kinsiz Kalb, Mü'minlerin kalbidir ki, onda İman nuru, güneş gibi parıldar.
      Ağlef, yânif gılıflı, kapalı, örtülü kalb, kâfirlerin, münkirlerin kalbidir.
      Menküs, yâni tersine çevrilmiş Kalb, münafıkların Kalbidir ki, onlar, gerçeği ta­nır, sonra da, inkâr ederlerdir.
      Musaffah, yâni, iki yüzlü Kalb, içinde hem İman, hem de, nifak bulunan kalbdir.
      İman, böyle olan kalbde, temiz su ile yetişen ve gelişen sebzeye nifak ise, kan
       
      135) İmam Mâtürîdî-Akaid s. 15-16
      136) imam Gazâlî-ihyâu Ulûmiddiîn c.3, s.4-5
      ve irinle gelişen bir çıbana benzer ki, bunlardan hangisi, diğerine galebe çalar­sa, onu, bastırır ve geriletir.037'
      Nifak; İman, dil ile açıklandığı halde, Kalbde küfr ve inkârı gizlemektir.038'

       
      MÜ'MİN İLE MÜSLÜMAN ARASINDAKİ FARK :

      Her Mü'min, Müslümandır.
      Fakat, her Müslüman, Mü'min değildir.
      Çünkü, bir kimse, Mü'min olmadığı halde, Şehâdet getirmek suretiyle, kendi­sini, Müslüman gösterebilir.
      Eshab-ı kiramdan Sa'd b.Ebî Vakkas: "Yâ Resûlallâh! (Mü'minlere verilecek mallardan) filana verdin, filan kimseye ise vermedin.
      Halbuki, o da, Mü'mindi?" dediği zaman, Peygamberimiz:
      "Ona, Mü'min deme! Müslüman de!" buyurmuştur.<139)
      Kur'ân-ı Kerimde de, bu hususta şöyle buyrulur:
      "Bedeviler, (Biz, İman ettik!) dediler.
      Onlara, de ki: (Siz, İman etmediniz amma, bari (Müslüman olduk!) deyiniz. İman, henüz, sizin kalblerinize girip yerleşmemiştir. "(U0}
       

      MÜNAFIKLIK, FÂSIKLIK VE KÂFİRLİK :

      Bir kimse, dili ile şehâdet getirir, bedeni ile amel eder de, Kalb ile tasdikte bu­lunmazsa, o, Münafık olur.
      Bir kimse, dili ile tasdikte bulunur, da, bedeni ile amel etmezse, o da, Fâsık olur.'141'
      Fısk: Yüce Allah'ın emrini terk ve Ona isyan etmek, doğru yoldan sapıp çık­mak demektir.*142'
      Hiçşehâdet getirmeyen kimse ise, Kâfir ve Münkirdir.*143'

       
      ALLAH KATINDA MAKBUL DİN BÜTÜN PEYGAMBERLERİN DİNİ:

      Kur'ân-ı Kerimde açıklandığına göre: Allah katında makbul din, İslâm Dinidır.     '
      İnsanların, ilk zamanlardan beri tuttukları, bağlandıkları tek ve umûmî Din de, İslâm Dini, Tevhid Dini'dir.
      Gelmiş, geçmiş bütün Peygamberler, İslâm Dininin esaslarını tebliğe çalışmışlar, bu Dinde can vermiş, can vermeyi özlemişlerdir.
       
      Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.17, Taberânî-Mûcemüssagîr c.2, s.110
      Seyyid Şerif-Tarifat s. 166
      Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1, s.182, Buharî-Sahih c.1, s.12, Müslim-Sahih c.1, s.132, Nesaî-Sünen c.8, s.104
      Hucurât:14
      Seyyid Şerif-Tarifat s.27
      Fîruzabadî-Kamusulmuhît c.3, s.285
      Seyyid Şerif-Tarifat s.27
      Âli İmra'n:19
       
      Âdem Aleyhisselâm'dan sonra, Ebülbeşer olan(145), başka bir deyile: Tufan­dan sonra (İkinci Âdem Baba) diye tanınan(146)Nuh Aleyhisselâm, Müslümandı.(147)
      Peygamberler Atasıİbrahim Aleyhisselâm da, Onun Oğulları ve Torunları da, Müslüman idiler.(148)
      Yûsuf Aleyhisselâm da, Allah'a "...Benim canımı, Müslüman olarak al..." diye dua etmiştir/14g)
      Mûsâ Aleyhisselâmın, Firavun'u davet ettiği Din de, İslâm Dini idi.
      Bunu, hem Mûsâ Aleyhisselâm, hem Firavun'ın imân ve ihtida eden sihirbazları ve hattâ bizzat Firavun bile ikrar ve ifâde etmiştir/150)
      Mûsâ Aıeyhisselâmdan sonra, İsrail oğullarına Peygamber olarak gönderilen İsâ Aleyhisselâm da, Müslümanlık ve Tevhid akidesini tebliğ etmiş: "Şüphe yok ki, Allah, benim de, Rabb'ım, sizin de Rabb'ınızdır.


       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789753890342
      MarkaDiyanet Vakfı Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789753890342
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.