• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar

      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar
      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar
      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar
      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar
      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar
      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Fiyat:
      60,00 TL
      İndirimli Fiyat (%43,3) :
      34,00 TL
      Kazancınız 26,00 TL
      34.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap             Reşahat  Hayat Pınarından Damlalar
      Yayınevi        Muallim Neşriyat
      Yazar             Mevlana Ali b. Hüseyin es-Safi
      Sadelştiren    Enver Yaşarbaş
      Kağıt  Cilt      Şamua Ivory kağıt - Ciltli, Kalın Sıvama Cilt
      Sayfa Ebat    607 sayfa - 17x24 cm.
      Yayın Yılı       2019



      Muallim Neşriyat Reşahat Hayat Pınarından Damlalar kitabı nı incelemektesiniz. 
      Reşahat, Hayat Pınarından Damlalar kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı.Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


      Mütercimin Önsözü

      Esirgeyen, Bağışlayan Allâh'ın Adıyla.

      Eğer eski rahmet denizinin (nur saçan ve dağıtan) damlaları olmasaydı, cö­mertlik denizi ile kerem ihsân eden bulutlar bulunmasaydı, yokluk çöllerinden bizi kim kurtarabilirdi. O rahmet damlaları oluşup da su haline gelip yağmasaydı bize kim su verebilirdi.

      Ey gözlerinden gizlilik ve sır perdelerini kaldıran Ulu ve Yüce Allâh'ım! Başka güzel ve büyüklüklerini görmemizi engelleyen perdelerini de gözümüzün önün­den kaldır!

      Ey Rabbim! Oyun ve eğlence ile meşgul olup, oyalanmaktan bizi kurtar! Bize görebildiğimiz eşyanın hakikatlerim göster.

      Yarab! Bu gönül gözünü gerçekleri görenlerden eyle!
      Gönül aynamızı temiz ve parlak zikrinle cila eyle!
      Zikrinle senin şükrünü yapıp, bunu dilimize dolamayı nasip eyle!
      Gönül bülbülünü, hamdini söyleyenlerden eyle...!

      Ey imân ehli ve insâf sahibi olan kişi! Bereketli olan bir meyve ağacının fi­danını düşün! Düşün ki; Bizleri isteklerimize kavuşturan Yüce Yaradan'ın şükrü­nün eseri, anber ve misk kokan esintilerle tazeliğini koruyan bu nimetler olmasa ve kendini koruyamazsa, bizim halimiz ne olur? Bunları anlatmaya bile imkân yoktur. Bunlar öyle bir güzelliğe sahip gül bahçelerinden gelir ve getirilir ki; Celâl sahibi, iyilik ve ihsânı bol olan Allâhu Teâlâ Hazretlerinin celle celâlüh eseridir ki;
      Feyiz saçan yağmurlarının damlalarıyla büyür, yetişir, olgunlaşır, tazelik ve yeşilliğini de korur. Eğer bunlar olmazsa ve varlığını sürdüremezse, netice itibariyle o meyve fidanları hayat bulamaz, kurur ve ölür. Hatta sert esen rüzgârların tesiriyle, çiçek açmış ve meyve vermiş dahi olsa, bazen kırılır, ba­zen dökülür ve tehlikeye maruz kalır. Öyle değil mi?


      "... O'nu hamd ile anmayan hiç bir şey yoktur."1

      Lakin her ne kadar bir bahçıvan bağışlanma ümidiyle, dilek bahçesinde sözü bir su gibi akıtarak şükür ve övgü meyvesini geliştirip, olgunlaştırmaya başlasa da, (o Rabbin) Himmet atlısı hiç durmadan fesâhat ve güzel söz söy­leme meclisinde dilini bir oyun sopası gibi ustaca ve akıllı kullanıp, duada bu­lunarak, bereketli damarları hareketlendirmeye çaba sarfetse ve (Rabbine) "Seni ey Rabbim! Övmekle bitiremem" ibaresinde ki ibret dolu mana ge­reğince bu nimetin büyüklüğünü açıklasa ve peşi sıra "Ey Rabbim! Senin o yüce şahsın çok uludur. Bizler ise sana hakkıyla şükretmekten ve taat’ tan çok aciziz" sözüyle bu güzelliğin yüksek derecesini ve bu ulvi de­receye kavuşabilmenin zorluğunu itiraf etmiş olsa bile, gönül bülbülü co­şarak dilinin gücünün yettiğince şu söylenen beyti, okumaktan kendini bir türlü geri alamaz.

      Bizim elimizden ve dilimizden bir şey gelmez.
      Her türlü övgü, sana ve yalnız sana aittir.
      Şirin sözlü, taklitçi gönül kuşu konuşur.
      Ve der ki; Dosta yaraşır bir ağız ile güzel
      Konuş, dinleyenler sana dost oluversinler.
      Bir zaman içine sığmayan gönlün dili

      Şimdi nerede Yüce dostun cemâlini seyredip, bazı şeyleri görüp, seyre­den o mübarek göze konuş.
      1   İsra Suresi: 17/44
       
      Onun için, halinden ve hayatından memnun olan bir kişi;

      Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etmeleri için yarattım..."17

      Ayet-i celilesine tabi olarak haya­tını düzenleyip, kendine bir yön vermelidir. Başlangıç ve ahiret sun bilgi­sine sahip olarak emanet yükünün mesûliyetini üstlenmeli ve hilâfet maka­mının hakkını vermeye gayret göstermelidir. Bu şuurla hareket eden insan ebedi olan ahiret hayatını kazanma mutluluğuna erişir. Akıl ve zekâ sahibi olan bir insan şurasını gayet iyi bilmelidir ki, irfan sarayının yüce divanına kabul edilme şerefine kavuşmak ve zevk sarayının şeref salonunda ağırlan­mak derecesine kavuşmak için kitap ve sünnete tabi olan, kopması müm­kün olmayan sağlam bir ipe veya kulpa tutunması gerektiğini anlar ve bilir. Ayrıca bunların İslam'ın sağlam ipine sarılmaya ve bu iki esasa göre hareket etmeye bağlı olduğunu idrak eder. Bunun Allâh celle celâiüh dostlarının müridlik veya muhabbet halkasına kuvvetlice sarılmak ile gerçekleşebileceğini pekala bilir.

      Eğer gönlü aydın olan bir merde bağlanırsan,
      Peşi sıra cahillerden ayrılırsın, rahat olursun hemen.
      Sen yontulmamış bir mermersen eğer,
      Git, var, bir gönül sahibine hemen orda ol cevher.

      Ama  "Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim ve size nimetimi tamamladım..."18

      Ayet-i celilesinin mealine göre, sadece kitap ve sünnetin görüşüne göre amel etmek, kurtuluşa ermek için yeterli ve kâfidir. Fakat sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallâhu 'aleyhi ve sellem miras bıraktığı ilim hazinesin­den vera (doğruluk) ve takva ilmini öğrenmeden, onu uygulamadan haki­kat sırlarına ve ilmine ulaşmak imkânsızdır.

      Sır sevgililer arasında kaldı ey dost! O henüz daha açıklanmadı. Onu anlatıp, tanımaya söz yeterli gelmedi, kalem ise henüz yazmadı.

      17    Zariyat Suresi: 51/56
      18    Maide Suresi: 5/3

      Onun için arzu edileni ele geçirmek, gönül ehline samimi sadık olarak içten bağlanmak, onları çok sevmek ve saadet saçıp, insana huzur veren ba­kışlarına mazhar olmak lazımdır.
      Bundan dolayı ufuklarının kutbu ve âşıkların sultanı olan Hz. Mevlâna (Celalüddin Rûmî) manevi bir şifa kaynağı olarak bildireceklerini, kalem alıp, yazdığı mesnevisinde şöyle söyler;

      Peygamber dedi ki Ali'ye: Ey Ali!
      Hakkın arslanı cesur yürekli.

      Lakin arslanım diye güvenme nefsine,
      Sığın ümit ağacının gövdesine.

      Ne hoştur gölgesine sığınmak, akıl sahibinin,
      Onu yoldan ayıramaz hiç bir sözü, nakil ehlinin.

      Yeryüzünde onun gölgesi kafdağı gibidir,
      Ruhu yükseklerde uçan simurg gibidir.

      Kıyamete kadar onu vasfetsem, bitiremem,
      Arama hiç ne bir ara, ne bir son, getiremem.

      Hakkın zuhuru insan suretine gizlenmiştir.
      Artık anlayıver, Allah doğrusunu en iyi bilir.

      Çok açık delil ve bilgilerle ortaya konulan nasihatler ve kabullenilen bu bilge, ileri görüşlü başı çekenlere dayanıp, inanarak bu günahkâr, hakir, aciz kul olan ben derim ki;

      Allâhu Teâlâ O'na esenlik bahşetsin.
      Ne verirse, hayırlısını versin.

      Çocukluğumda ve aklım kesip, yaşadığımdan beri doğru yolu gösteren
      ermişlerin ve kerâmet dünyasının merkezi (ekseni) bulunan Allâh celle celâiüh
      dostu olan veli kullan çok severdim.

      işte bunlar Allâb'ın doğru yola eriştirdikleridir."19 Ayet-i Celilesinin meali gereğince onların hidayet saçan,
       
      dağıtan harmanlarından bir başak ve zengin çeşitli sofralarından bir parça azık almak için, önlerinde dilenirdim.

      19 Enam Suresi: 6/90

      Bir Hadis-i Şerif de Efendimiz sallallâhu 'aleyhi ve sellem "...Kişi sevdiği ile ahiret de birliktedir..." buyurur. Kişi olarak buna uyup sevdiklerimin dost­luklarını ve güvenlerini kazanmak ümidiyle kendilerine canımı verecek ve yollarına kurban edecek derecede çok seviyordum. Sadık, samimi olarak, bü­yük fazilet örneği insanlara bağlanmayı aşırı istiyordum ve bunu ele geçirile­cek hazine misali görüyor, kalbimin en derin köşelerinde saklıyordum.

      Şiir:
      Senin güzel, mübarek sevginle yoğruldum,
      Senin (berrak, leziz) sütünle emzirildim.

      Bana (yüreğimde) başka şey gerekmez,
      zira Aşkın yüreğimde ölmek isterdim.

      Çok arzulardım muhabbet balından tatmayı
      Ve [berrak, leziz, doyurucu) sütünüzden içerek hayat bulmayı.

      Zaman zaman hikmetlerle dolu olan menkıbelerini anlatan yazılmış eser­leri okur, hidayeti aşılayan ve onların izlerini taşıyan güzel ahlâk ve amelle­rini tetkik edip, inceleyerek nefis ve harika sözlerini toplayıp, gücüm ora­nında onları anlamaya emek verir, çalışırdım.

      Şurası iyi anlaşılmalıdır ki; Allâh dostlarının paha biçilmeyen değerde olan hâl ve kemâl cevherleri bu alemin bilinen madenlerinden çıkmıştır. Onun için akıl ve beş duyu organları seziler ile bunları ele geçirmek nere­deyse mümkün değildir.

      İnsan aklı bazı ince ve keskin şeyleri kavrayabilir ama asıl gerçekleri id­rak etmede, acze düşüp şaşırıp, kalabilir.
      Bu öyle bir nimet ve cevherdir ki, imân ehli olup ahiret sultanı olmaya layık olanların sedef misâli olan mübarek sinelerinde, sanki bir perde ile ara­lanmış gibidir. Bu çok kıymetli olan şey göğüs sandığında can gibi saklanmış­tır. Herkes bu inciyi alıp ona kavuşup satın alamaz. Tabiri caizse fakir olan biriside, çalışıp, kazanmadan, emek vermeden, karşılığını ödemeden hiçbir şeye sahip olamaz.
       
      Şiir:
      Tasavvuf ilmi tarif edilebilinir mi hiç?
      O sadece hakkı tanımakla elde edilebilir.
      Hakkı müşahade etmeyen bilebilir mi hiç?
      Güneş doğup, parlamaya başlasada, köre hep gecedir.

      Sevgilisinden uzakta kalan bir âşık, yalnız onun hayaliyle yetinir. O'nun konuştukları ve hareketleri ile hatırlar ve de öyle anar, teselli bulur, ama ha­tırından çıkaramaz, o yanında olmasa da, yaşama azmini kaybetmez, sevin­cini sürdürür, (Geleceğin getirebileceği hayal ettikleri ile yaşar) hayatta kal­mayı ve yaşamayı başarır.

      Mesnevi:
      Eğer; Çeşitli şekerlerden bir parça tatmamışsam,
      Meğer; Benim için artık zehir içmek daha hayırlıdır.
      Her ne kadar arşa göre daha altda kalırsa da
      Lakin senin eşiğindeki toprak daha yücedir.

      İşte ben bu gerçeği hep nazârı dikkatim altında bulundurarak, tasavvufa dair bol miktar hikmet ve ibretlerle dolu kitaplar okumaya başladım. Oların bana verdikleri zevk ve rahatlık ile huzur sayesinde üzüntü ve yeis içinde yü­zen kalbim gonca bir çiçek gibi açılmaya, saçılmaya başlıyordu. Sanki kaybol­muş neşem, bunlarla yeniden yerine geliyordu.

      Bana hayat veren bir su pınarı niteliğinde olan kitapların, su gibi olan bilgilerinden içip, öğrenip, bir hakkın serinliyor, yeni çiçek açan güller gibi oluyordum. Onlarda bulduğum ve aldığım lezzet damağımdan gitmiyor. Ta­bir caizse miski andıran kokulan damağımdan eksilmiyordu.

      Bir gün mana âlemi ülkesinin valisi hükmünde olan, Hak yolunun hakiki yolcusu, duruluk, temizlik, saflık makamına erenlerin işâretlerinin açıklayı­cısı, Allâhu Teâlâ'nın dostluk makamına erişmiş "Safiyüddün/Safi" lakaplı Hz. Mevlânâ Ali bin Hüseyin'nin yazmış olduğu; "Reşahat Ayn-ül Hayat/ Ha­yat Pınarından Damlalar" isimli bu mübarek esere rastlayıp vakıf oldum. Güzel söyleme ve fesâhat bakımından son derece güzel hazırlanmış bu kıy­metli eseri telakki ettiğim adı ile musemma bu eseri okuduğum zaman, beni bir huzur sarıp-sarmaladı.
       
      Zaman geldi güzel söz söyleme görüşü ve akıcı üslubu eserin güzelliği gereği, şiirlerin güzel manalarını müteala ettiğim zaman, kendimi susamış canlılar gibi, suya koşan biri gibi gördüm. Ruhuma güzellikler bahşediyor, beni çok ferahlatıyor, işaret olunan güzel sözlerin çekiciliği, safa bulmuş iskenderin kendi suretini aynada gören gibi oldum.

      Lafzı hoş ve manası çok amaçlı görülen sözler,
      Sanki içindekiler, ölümsüzlük suyu saçar cevher gibi.

      Hakikaten hikmet dolu bu kitap bir bahçedir ki; Sanki Kevser-Havzı'ndan içip mest olan gibi; “ Orada zence­fil karışık bir tasla içirilirler."20 sefasını verir. Selsebil pınarları gibi aşk ve sevgi istidadını  "... Şüphesiz iyiler kâfur katılmış bir köseden içerler..."21 doyumsuzluğunu gösterir.

      Her nüktesi gül bahçelerinden mana taşır,
      Her noktası diri bir tohum özelliği taşır,
      Her fıkrası sebze bahçelerinden güzellik taşır,
      Her sözleri güzelliklerle bezenmiş çiçek özelliği taşır.

      Çekici sözleri, güzel sevgililer misali aşkı arttırır. Garip manalar yüklü yazısı mahbubun (sevgili) yüzü gibi insana sefa ve zevk verir. Her harfinde kalbin ferahladığı görülür. Her lafzı sevgilinin gözünden nişanedir.

      Velhâsıl her hikâyesi gönlümün halini anlatıyor. Her rivayeti hikmetli ka­lem ile hasbihalimi (sohbetimi ve benim halimi) yazıyor. Kelimeler arasında gizlenmiş olan şaşırtıcı, garip manaları hayret denizi ile sanki birbirine aşina, ibarelerin altında dercedilmiş olan ince nükteler can doktoru gibi göğsümde olan yaralara sürmüş gibi deva bulmuş oluyordum. Eski derdim tazelendi. Ben yeniden bir aşka geldim. Yaptığı hizmeti ve verdiği faydalı bilgilerini ta­mamlayarak bütün insanların faydalanmasını istedim.

      Cenab-ı Allâh'ın celle celâiüh yardım ve ihsanı ile farsça olan bu eseri, pehlevi şivesinin kabalığından kurtarıp, baştan sona kadar Türkçeye çevir­meye (Osmanlıca'ya) karar verdim. Bu hizmeti yapmakta Osmanlı-Devleti'nin bütün tebaasının bu eserden faydalanıp, zevk alacak olmalarını temine uğ­raştım.
      20    İnsan Suresi: 76/17
      21    İnsan Suresi: 76/5
       

      Zira bu eserin hayat saçan can daman pınarlarından içenler gerçek bir manevi şifa bulacaklardı. Onun için düşünce ve duygularını beni hare­kete geçirerek işe başladım.

      Bundan sonra benim yapacağım şey, Allâhu Teâlâ celle celâlüh Hazretle­rine tevekkül, Peygamber ve velilere sarılıp, sığınma olacaktı. Hemen kale­mimi elime aldım ve büyük bir gayret ve itina göstererek eseri tercüme et­meye başladım.

      İlim, irfan sahibi olanlar zamanla yaptığım tercümenin savuşturma ve yap­macık olmadığını, yazarken zorluk çekmediğimi fakat tercümenin kolayca an­laşılması için çok çalışıp, işimi ehemmiyetle sürdürdüğümü, okudukça pekâlâ anlayacaklardır. Eserde, anlaşılması kolay olan yerleri çevirirken kelimenin söylenişine ve yapısına göre tercüme metodunu, güç yerlerinde ise kelime­lerden çıkan mana yolunu tercih ettim. Açıklanması gerekli olan (muğlâk) yerleri, gücüm yettiği ölçüde açıklamaya çalıştım. Böyle kısımların metinde, metinle karışmaması için başlarına "açıklama" ikazını koydum.

      Bu kısımların sonuna, yine metinden ayrı tutmak için, "bitirildi" veya "bitti" ifadesini koyup, kullanmayı uygun gördüm.
      Bu eseri tercüme ederken, aciz kul olarak ben de bir takım hatalar yap­mış olabilirim.

      Hatadan beri olan Allâhu Teâlâ'dır celle celâlüh Hatalarımı anlayıp gören­lerden şimdilik özür dilerim. Niyetim halis olarak bu işe girdim. İnşaallâh sal­dırılara ve oklarına maruz kalmam. Ama kalırsam; Her nişancıya bir hedef tahtası lazımdır, diyerek, bunu hatırlatır, affimı talep ederim.
      İlim fazilet erbaplarının yaptığım bu tercümeyi iyi inceleyerek, keremli elleriyle tuttukları kalemleriyle, düzeltmelerini, daha mükemmel bir eser ol­ması için rehber olmalarını beklerim.

      Bu tercüme (belki) baştanbaşa hatalarla dolu olabilir. Onun için siz oku­yucuların merhametine sığınır, bağışlanmayı umudederim.
      Ben gözümdeki cehalet perdesini gözüm önünden kaldırdım. Sen de gayret de bulun, bu perdeyi kaldır gözünden.
       
      Bu (mübarek) eseri tercüme eden günahkâr bir kul ve aciz olarak, oku­yup da faydalandığınız güzel vakitlerinizde beni de hayır dualarla hatırla­manızı ve güzel (razılık) sözleriyle (hakkınızı helal ederek) ruhumu şâd et­menizi dilerim.

      Gönül ehlinden istediğim budur,
      Adımı hayır ile analar
      Bu yaptığım tercümeye bakınca
      Beni bir dua ile şâd edeler.


      Kitabın tercümesinde buyurulduğu üzere kötü sözler söylemeyen ve çir­kin görünmekten beri olsun. Güzel tekliflere açık bulunsun. Güzelliklere ka­vuşmaya ve yaşamaya layık olsun ve sonu görülüp söyledikleri iyi anlaşıl­sın. İmkânlar neticesinde kolaylıkla anlaşılabilsin. Buna da çalışsın. "Madem ki olmuş olan ihtilafların, tekrar edilmesi uygun değildir." muktezasınca ko­nuşmalarında boş sözlere bağlı olmaya.

      Lafeen, lafız ile yaptığımız tercümelerde şu yerdeki anlaşılma manasında güçlük çekilmesin diye lafız ile tercümeden mefhum kelamı sapma olmasın diye çıkarılmıştır. Bazı tezyib ve keşife muhtaç olan konulmuş müşkilleri güç yettikçe izâh edip açıklamaya çalıştık.

      Tercüme yapan, kelam ile beyti açıklamaya çalışıp ve her bulduğunun so­nuna bitiş sözleriyle işâret konulmuştur. Her ne kadar bu konuda bu fakir bir miktar kusurlu bidatları söyleyip, dedikodu yaptıysa da, taata itirafla, itiraz eyleye. İnsanı da hayırla yad edeler. Bu tercümeye baktıkça da bir dua ile onu şad edeler. Gizli kalmasın ki; Bu şerefli kitapta hasseten Silsile-i Nakşibendi ulularının ahvali beyân olunmuştur.

      Hocaların büyüklerinden olan kuddise sirruh ervahehum (ruhları aziz ol­sun) tarikleri (yollan, tarikâtleri) açıklanıp beyan edilmiştir. Lâkin açıklan­dığı üzere kavuşulan tarafların usûlüne işâret ve isteyene yaklaşmak yoluyla irşâd müjdesi vardır.

      Kâşi Mehmed el-Ma'ruf b. Mehmed Şerif el-Abbâsî

      Müellifin Önsözü

      "Hayat Pınarından Damlalar"

      Bizden önce yaşamış şerefli İslam büyüklerinin eserlerini, menkıbele­rini, makamlarını içine alan, araştırılmış, seçilmiş ve yazılmış olan bu eser ki; "Hayat Pınarından Damlalar" Mevlânâ Ali bin Hüseyin Es-Safiyüddin'e aittir. Müellif yazmış olduğu bu mübarek eserinde şöyle der;

      Allâhu Teâlâ'nın celle celâlüh lütfü ile (şanı yüce ve her şeyi gizlemeye kadir olan Hakk) ikrâm ve lütûflarının bereketi ile sınırsız ihsânları ile Hicri: 889 yılı Zilkade Ayının sonlarında velâyet menzili, hidâyete geçti. Hakikate eren büyüklerin kutbu, iyi bir araştırmacı, alim ve Gavsü'l-Azamü'l muvahhidin, Hakkın yardım ettiği dünya ve dinin ileri geleni, temsilcisi Hâce Ubeydullâh kuddise sirruh Hazretlerinin yüce makamlarına katılmakla, şereflenmek nasib oldu. Bir kerede Hicri: 893 yılı, Rebf ül-ahir Ayının başlarında bu müba­rek zâtın dergâhında hizmet veren adamlarıyla tanışma imkânına kavuştum. Bana el verdi. O saadet sahibi Hâce Hazretlerinin büyük meclislerinde daima Silsile-i Nakşibendiyye ulularının, «hasletleri, «şemailleri ve «faziletli men­kıbeleri zikrolunup, bu hakir (zelil kul; ben) onları dinlemek lütfuna eriştim. Birbiri ardınca o zâtın anlatılan halini, muciz beyânlarından gelen ve cari olan marifet ve hakikat kokan yüksek sözlerini ve zarif, şerefli hallerinin bazıla­rından istifade etmeyi anlayıp, idrak ile uğurlu sayıp, öğrenmek benim için bir ganimet oluyordu.

       
      O şerefli faydalar ve nefis cevherleri Hakkın lütfü ile celle celâlüh öğrendik­ten sonra, onları hafıza sedefimin içinde saklı inci gibi besleyip olgunlaştırıyor, her sohbetin bitiminde, beynimden çıkmasına ve herhangi bir değişik­liğe uğramasına fırsat vermeden aynen yazıya geçiriyordum. Çünkü başımdan geçen çeşitli olaylar sebebiyle yaşadığım ve gördüğüm güzellikler, değişik­liklerden duyduğum mutluluk, saadet beni (şaşırtıyor) bazen de uzak kaldı­ğım zamanında kendisini hakkıyla tanıyıp, faydalanamadığım için üzülüyor­dum. O zaman sevinç ve saadet içinde olduğum günlerde dönen başım ve kulağa küpe saydığım inci taneleri gibi olan değerli ve faydalı sözleri, eşi ve benzeri olmayan yaşadığım hatıralarım beni çok etkiliyordu. Adeta bunlar beni uzaklık ve ayrılık cehennemi, sarhoşu ve arkadaşı yapmıştı. Üzüntü ve ümitsizlik içinde, bana dayanak olacak bir dayanma köşesi arıyordum. Ken­dime bir dert ortağı bulabilmek için, duyduklarımı ve öğrendiklerimi hazır ve her zaman el altında bulundurabilir bir kitaba toplayıp, gönlümden geçi­riyordum. Şayet böyle yaparsam mahzun gönlüm manevi mütealasından şifa bulur ve kan ağlayan gözlerim, bu yazdığım bilgileri görüp, bilmekle teselli olur, diye düşünüyordum.

      Gül geçip gitti, gülistan harab oldu
      Gülsuyu onun kokusunu vermez
      Gözden tamamen yar kaybola
      Güneş batıp, gidince çerağ yakmak lazım.

      MEALİ:

      Gül gelip, büyüyüp, yaşayıp gülistan oldu
      (Lakin gül solup gidince), gülistan harab oldu
      Geriye gülün suları kaldı, ama gülün kokusunu vermiyor
      Ulaşmak istediğim yar, tamamen gözlerden kaybolsada
      Onun naibi bize yadigâr olarak kalmalıydı
      Güneş tamamiyle gidip, yerinde dağ kalırsada,
      Yerine yakmak gerekir aydınlık için bir mum.

      Lakin rüzgârın verdiği rahatsızlıklar, gece ve gündüzün peşimi bırakma­yan belaları dolayısıyla bir türlü içine düştüğüm gevşeklik düğümü açılmı­yor. Bu işi sonraya da bırakmak işime gelmiyordu. Onun için benim hemen telif işine başlamam gerekiyordu. Benim bu düşüncem ve halim tam on altı 
      yıl sürdü. Hicri 909 tarihine erişildi. Aynı yılın beşinci ayında o eski düşünce ve iddialarım yeniden ruhumda canlanmaya başlayıp, beni yazım için hare­kete geçirdi. Bende hemen yazım için tertibe ve çalışmaya başladım.

      Bu silsile-i şerife ulularının halifeleri ve ashabının hayatlarını tabaka ta­baka araştırdım. Hallerinden haberdar oldum. Her neyse ki; Bu taifenin bü­yüklüklerinin değişik müteber kitaplarından faydalandım.

      Hâce Hazretlerinden ve diğer bu silsilenin azizlerinden vasıtasız duyduk­larımın tertibe layık bir kısmını, biriktirip bir araya getirmeye muvaffak ol­dum. Onların hepsi bu eserde topladım. Bunları, Hâce Hazretlerinin şemâili ve menkıbelerini zikreder hale getirdim. Bu teliften asıl maksadım, yaptığım bu tasnifden arızalı olanları çıkarmaktı. Buna tamamıyla eriştim.

      O Hazreti pirin hallerini, makamlarım, tavırlarını, kerametlerini açık­lamak ve bildirmek istiyordum. Fakat eksiklerimle meram son buldu.
      Bu kitapta, her yerdeki alışılmış usûl üzere Hz. âlişanı dinlemekden mu­radım, Hâce Ubeydullâh kuddise sirruh Hazretleri idi. Her yerdeki bu büyük ve ulû taife Hz. İsa 'aleyhi's-selâm'ın bilgi ve sözlerinden bir nükte verilmesi özel­liğini taşıyordu. Fasıla için onun ünvanına Reşahat Damlalar kelimesi ya­zılmıştır. Mevzularda dahi her yerdeki fasılaya ihtiyaç duyulmuştur. Onlar ise küçük bir daire içine konulmuştur.

      Bütün bu nur saçan feyizli birer cana can katan bereketli damlalar oluştu, oluşturuldu ve (hayat pınarları) meydana geldi. Hayat pınarlarında olan dam­lalar gönül erbâbı, ilim ve irfân sahipleri ile ashâbının vicdanından çıkıp ol­gunluğa ve kemâle erişmiş olanların göğüs bahçelerini cennete çevirmiştir. Onun için bu esere "Reşahat-ı Aynül Hayat / Hayat Pınarından Damla­lar" adı ile anıldı.

      Bu isim ve kitap acaib bir mütenasiplik gösterdi. Harf sayısı itibariyle "Reşahat" kelimesi yazılan bu eserin tamamlandığı tarih H: 909 yılını verdi. Sonuç olarak bu kitabın sonunda yazılan kıta rübailerden de bu tarih çok iyi anlaşılmaktadır. Cenab-ı Allâh inananları doğru yola eriştirsin. (Amin)

      Tarikat talebinde bulunanların ve hakikatleri öğrenmek isteyenlerden benim ricam odur ki; umulan ve beklenilenin adı geçen azizlerin ahvalle­rini ve tavırları ile bilinen sırlan mütealasından hoşlanacaklarından bu 
      toplam bilgiye ve yapılan tertibe hizmet veren biz aciz kulu gönül köşelerin­den uzak tutmamaları isteğimiz, hayır dualar ile anma şuuru ile hareket et­meleri ricamızdır.

       
      Ayrıca, bu kitabı yazanın, söyleyen sözlerle hakikat ve fazilet ehlinin gü­zel ahlâk ve marifetlerini aktarmaktan başka bir niyeti olmadığının bilinme­sini isterim.
      Parlayan ve görünen bu azizlerin ibret ve işaretlerini, sözlerini saldırı ve inkar oklarının hedefi yaparak, horluk ve hakirlik cehennemine ve helak çö­lüne atmamalarını dilerim. Hidayet yolunda yürüyenlere selâm olsun.

      Bu eserin toplamı bir makale, üç maksad ve bir bitiş üzere yazıldı.
      Maksad: İlk başından sonuna kadar Nakşibendî silsilenin hocalarının ta­bakalarının (K. S.) beyânı ile ilgilidir.
      Birinci maksad Hâce Ubeydullâh Hazretlerinin e'ba ve ecdadı ile akra­baları, doğum tarihleri, çocuklarında vaki olan halleri, şemâili, ahlâkı, tavır­ları, ilk hicret edişleri, seferleri, zamanın şeyhleri ile olan görüşmeleri hak­kında ki beyânı içerir.

      İkinci maksad: Bazı hakikatleri, bilgileri, incelikleri, sözlerini, hikâyelerini ve emsâlleri ile rivâyetleri ve hallerini beyâna havidir.
      Üçüncüsü maksad: ise meclisler içinde Hâce Hazretlerinden vasıtasız duyulmuş sözleridir. Ayrıca Hâce Hazretlerinden bazı görülen şahsına ait hal­leri ve kerametlerine dairdir. Her biri sağlam, emin, güvenilir ve adil insan­lardan nakledilmiştir. Sıhhat derecesinden onlar mesuldürler.
      Her üç maksadın her birisi dahi üçer fasıldan oluşur.

      Hatime:
      Hâce Hazretlerinin kuddise sirruh Ahiret âlemine intikâl ve irtihâllarini beyân eder.

      Mevlânâ Ali b. Hüseyin es- Safî

      İçindekiler

      Mütercimin Önsözü 

      Müellifin Önsözü "Hayat Pınarından Damlalar"  
      Hâce Ubeydullâh Taşkendî          
      Hâce Yusuf Hemedanî   
      Hâce Abdullah Berki
      Hâce Hasan Endakî        
      Hâce Ahmed Yesevi       
      Mansur Ata        
      AbdülmelikAta   
      Hâce Tac           
      Said-Ata              
      Süleyman - Ata
      Hakim-Ata          
      Zengi-Ata            
      Uzun Hasan - Ata            
      Seyyid-Ata          
      İsmail-Ata            
      İshak Hâce
      Sadr ve Bedr Ata             
      Eymen Baba     
      Şeyh Ali               
      Mevdud Şeyh   

      MEVLÂNÂ SAFÎYÜDDİN RAHİMEHULLÂH »
      Kemâl Şeyh 
      Hadim Şeyh
      Şeyh Cemâleddin Buhâri 
      Hâce Abdülhâlik Gucdüvanî        
      Hâce Ahmed Sıddık.          
      Hâce Evliyâ-i Kebîr 
      HâceDihkân Kılletî 
      Hâce Zeki Hudâbâdî         
      Hâce Sökmânî        
      Hâce Garîb  
      Hâce Evliyâ-i Pârsâ
      Hâce Hasan Sâverî
      HâceÖgetmân         
      Hâce Evliyâ-i Garîb
      Hâce Süleyman Kermînî   
      Hâce Muhammed Şah-ı Buhârî  
      Hâce Şeyh Sa'deddin Gucdüvanî
      Hâce Ebû Saîd        
      Hâce Ârif-i Rîvgerî  
      Hâce Mahmud İncîr-i Fağnevî     
      Emîr Hurd Vâbkeni
      Hâce Ali Ergandânî           
      Hâce Ali Râmîtenî  
      Hâce Azîzân'a ait olan Şiirler       
      Görülen Kerametleri
      Hâce Hurd   
      Hâce İbrahim
      Hâce Muhammed Külâhdûz        
      Hâce Muhammed Hallâc-ı Belhî 
      Hâce Muhammed Bâverdî
      Hâce Muhammed Baba Semmâsî          
      HâceSûfî Sûhârî     
      Hâce Muhammed Semmâsî         
      Mevlânâ Dânişmend Ali    
      Seyyid Emîr Külâl  
      Emîr Burhan

      Emîr Hamza   
      Emîr Hüsâmeddin Buhârî rahimehullah         
      Mevlânâ Kemâl Meydânî        
      Emîr Büzürg ve Emîr Hurd     
      Bâbâ Şeyh Mübarek Buhârî  
      Emîr Şâh          
      Emîr Ömer       
      Mevlânâ Arif Dîkgerânî             
      Mevlânâ Emîr Eşref Buhârî rahimehullah     
      Mevlânâ İhtiyarüddin Dikgerânî           
      Şeyh Yâdigâr-ı Künsürûnî     
      Hâce Cemâleddin Dihestânî 
      Şeyh Muhammed Halife         
      Emîr Kelân Vâşî               
      Şeyh Şemseddin Külâl            
      Mevlânâ Alâeddin Künsürûnî
      Mevlânâ Bahâeddin Kışlâkî    
      Hâce Bahâeddin Nakşibend 
      Hâce Muhammed Pârsâ         
      Hâce Ebu Nasr Parsa               
      Mevlânâ Muhammed Figanzî              
      Hâce Müsâfir-i Harizmî             
      Mevlânâ Yakub-i Çerhî             
      Hâce Alâeddin Gucdüvanî     
      Şeyh Sirâceddin Külâl-i Peyremsî       
      Mevlânâ Seyfeddin Menârî
      Hâce Alâeddin Attâr    
      Hâce Alâeddin'in Hastalığı ve Vefatı 
      Hâce Hasan Attâr         
      Şeyh Abdürrezzâk       
      Mevlânâ Hüsâmeddin Pârsâ-yı Belhî              
      Mevlânâ Ebû Saîd       
      Hâce Ubeydullâh İmâm-ı İsfâhânî     
      Şeyh Ömer Bayezidî  
      Mevlânâ Ahmed-i Meşke        
      Derviş Ahmed-i Semerkandî      
      MEVLÂNÂ SAFÎYÜDDİN RAHİMEHUUÂH
      Seyyid Şerif Curcânî         
      Mevlânâ Nizâmeddin Hâmûş
      Mevlânâ Sa*deddin-i Kâşgarî      
      Sa'deddin-i Kâşgarî Hazretierinin bazı kerametleri      
      Mevlânâ Abdurrahman-ı Câmî    
      İlim Yolunda ve Tasavvufa İntikalleri
      Hâce Muhammed Parsa İle Görülmeleri
      Fahreddin-i Luristânî         
      Ebû Nasr Pârsâ Hazretleri İle Görüşmeleri       
      Şeyh Bahâeddin Ömer Hazretleri İle Görüşmeleri      
      Muhammed Kûsevî Hazretieri İle Görüşmeleri
      Mevlânâ Celaleddin Ebu Yezid-i Pûrânî İle Görüşmeleri       
      Molla Şemseddin Muhammed Esed İle Görüşmeleri  
      Mevlânâ Câmî'nin Hâce Ubeydullâh Taşkendî Hazretleri İle Görüşmeleri 
      Mevlânâ Câmî Hazretlerinin Semerkand Seyahatleri 
      Mevlânâ Câmî Hazretlerinin Hicaz Seferi ve Horasan'dan Dönüşü
      Mevlana Cami'den Güzel Sunumlar      
      Mevlânâ Câmî'nin Kerametleri    
      Mevlânâ Câmî'nin Vefatı, Ahvali ve İhtisarı      
      Mevlânâ Câmî'nin Çocukları        
      Mevlânâ Abdülgafûr          
      Sözler
      Mevlânâ Şehâbeddin Pîrçendî    
      Mevlânâ Alâeddin Âbîzî    
      Hâce Âbîzî'nin Yemeni Hazretleri İle Görüşmeleri      
      Şeyh Alâeddin Âbîzî'den Sözler  
      Mevlânâ Alâeddin Âbîzî Hazretierinin Kerametleri      
      Mevlânâ Şemseddin Muhammed Rûcî  
      Muhammed Rûcî Nin Abdülkebîr Yemenî İle Görüşmeleri    
      Muhammed Rûcî'den Güzel Sözler        
      Mevlânâ Muhammed Rûcî'nin Kerametleri       
      Muhammed Rûcî Hazretierinin Vefatı    

      BİRİNCİ BÖLÜM Hâce Ubeydullâh Taşkendî'nin Ailesi, Çocukluğu, Ahlâkı ve İlk Yolculukları
      Birinci Kısım:
      Hâce Ubeydullâh Taşkendî'nin Babası, Dedeleri ve Akrabaları 

      Hâce Muhammed En-Nâmî  
      Şeyh Ömer Bağıstânî
      Şeyh Ömer Bağıstânî'den Güzel Sözler      
      Şeyh Hâvend-i Tahûr
      HâceDavud   
      Baba-yıÂbrîz   
      Şeyh Burhâneddin Âbrîz       
      Şeyh Ebû Saîd Âbrîz 
      Şeyh Bahşiş  
      Mevlânâ Tâceddin Dergâmî

      Mevlânâ Muhammed Beşâgarî        
      Hâce İbrahim Şâşî     
      Hâce İmâdülmülk      
      Hâce Şehâbeddin Şâşî         
      Hâce Muhammed Şâşî         
      Hâce Mahmud Şâşî  

      İkinci Kısım:
      Hâce Ubeydullâh'ın Doğumu, Çocukuğu, Ahvâli, Şemaîli
      ve Tavırları  
      Hâce Ubeydullâh Hazretlerinin Fakr ve Tecerrüdü Seçmesi
      Zenginliği ve Mal Varlığı, Kemâli'nin Son Derecesi

       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786054709205
      MarkaMuallim Neşriyat
      Stok DurumuVar
      9786054709205
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.