• Tüm Kategoriler

    • DİKKAT : Toplu Ürün Siparişleri için 0535 224 37 24 whatsapp tan bilgi alınız. Yayınevleri nin ZAM İHTİMALİ için tedarik sıkıntısı var.

      Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları
      Sürat , MNG ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü sepete atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

      Riyazüs Salihin, Bedir Yayınları

      Fiyat:
      140,00 TL
      İndirimli Fiyat (%39,3) :
      85,00 TL
      Kazancınız 55,00 TL
      1.0 1
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      2.Hamur, Ciltli, 1.166 Sayfa
      150,00 TL
      KDV Dahil 70,50 TL
      %53
      Ciltli, 2.Hamur, 791 Sayfa
      95,00 TL
      KDV Dahil 44,65 TL
      %53
      Ciltli, 2.Hamur, 480 Sayfa
      85,00 TL
      KDV Dahil 40,00 TL
      %52,9
                   Stoktan Kargo 

        Kitap                 Riyazüs Salihin  ( Aslı ve Tercümesi  )
        Yazar                İmam Nevevi
        Tercüme           Mehmed Emre
        Tetkik Takdim    Ahmed Davudoğlu
        Yayınevi            Bedir Yayınevi
        Etiket Fiyatı       81 TL
        Kağıt - Cilt         2.Hamur ,  Ciltli
        Sayfa - Ebat      1.100 sayfa, 17x24 cm.  Büyük boy
        Yayın Yılı           2012
        ISBN                  9789758514164
        Hadis Sayısı      1.893 Hadisi şerif Arapça metin ve Türkçe açıklaması

       
      Bedir Yayınları Riyazüs Salihin kitabını incelemektesiniz.
      İmam Nevevi Riyazüs Salihin kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
        
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

        
       
         Riyazüs Salihin Aslı ve Tercümesi
       
       
            Zarurî Bir Açıklama
        
      Yayınevimiz tarafından tamamı eksiksiz tek cilt halinde yayınlanan Riyazüs Salihin ile Diyanet İşleri Başkanlığınca neşredilen nüsha ara­sında hadis-i şerif numaraları bakımından görülen fark, neşrettiğimiz ki­tapta eksiklik olmasından değil, şu üç sebepten meydana gelmiştir:
       
      1-Yayınladığımız kitapta, bir evvelki hadisin rivayet farkı ve devamı olarak görülen bazı hadisler, Diyanet nüshasında ayrı bir numara ve­rilerek tercüme edilmiştir.
       
      2-Diyanet çevirisinde 2. Cilt 1380 sayılı hadisle bittiği halde, 3. cil­de 1405 sayısı verilerek başlanmış ve 26 atlanmıştır.
       
      3-Bizim tercümeye esas aldığımız kitapta mevcut olan birkaç hadis Diyanet'in nüshasında mevcut değildir.
       
      Okuyucularımızın tereddüde kapılmamalarını ve ehliyetli şahıslar ta­rafından titizlikle tercüme edilen, gözden geçirilen, matbaa tashihleri yapılan eserimizi güvenle okumalarını rica ederiz.
       
      BEDİR YAYINEVİ
       
       
                    TETKÎK-TAKDİM ve TAKRİZ
       
       
      Zamanımızın, ilmiyle âmil, İslâmî cesaret ve iman hassasiyetiyle meşhur âlimlerden, Yüksek İslâm Enstitüsü eski müdürü üstad AHMED DAVUDOĞLU hocamızın lütfettikleri tetkik, takriz ve takdim yazısıdır.
       
       
      Bilecik Müftüsü muhterem Mehmet Emre'nin hazırladığı Riyazüs Salihin tercümesinin bazı yerlerini okudum. Kitapta evvelâ hadis ilmine dair faydalı bilgilerin yer aldığını, tercümenin büyük bir sadakada yapıldığım ve yeri geldikçe hadisler hak­kında açıklamalar görerek memnun oldum. Zira şahsen gerek Kur'ân-ı Kerim ayetleri­nin, gerekse Peygamber (s.a.v.) in hadislerinin kuru bir tercüme ile bırakılmasına ta­raftar değilim. Nasıl taraftar olabilirim ki? Şer'î delillerin temeli Kur'ân-ı Kerim ile sünnet-i Resülullah (s.a.v.) 'tir.
       
      Bu iki esasta ise nesh, ıtlak, takyid, tahsis ve te'vil gibi birçok haller meydana gelmiştir.
       
       
      Nesh: Sonradan nazil olmuş bir âyetin, önceden indirilen âyetin hükmünü kaldırması demektir. Hükmü kaldıran âyete nâsih, hükmü kaldırılana da mensuh denir. Bunun birkaç şekli varsa da burada bizi alâkadar edeni şudur: Ayetin hükmü kalma­mıştır, fakat o yine mushafta yazılıdır. Ayet olarak namazda okunur. Yalnız hükmü kaldırıldığı için manâsı ile amel edilmez, işte tercümede bu husus göz önünde bulundurulmazsa o âyet olduğu gibi Türkçeye aktarılarak şer'î bir delil gibi okuyucuya arz edilebilir. Bunun ne derece tehlikeli bir iş olduğu söylemeye ise gerek yoktur. Nâsih-mensuh meselesinin hadislerde de mevcut olduğu ve Kur'ân-ı Kerim âyetlerine nazaran hadislerin daha çok, daha yaygın bir nice ser'î hükümlere delil teşkil ettikleri düşünü­lürse söylenilen tehlikenin doğurduğu endişe de o nispetle, kat kat artar.
       
      Birçok mutlak âyet ve hadisin diğer mukayyet olanlarıyla takyidi, tahsis ve te'vil i gibi ameliyelere mahal olmaları da böyledir. Burada bunların hiçbirinden uzun uzadı-ya bahsedecek değilim. Bunları görmek isteyenler usûlü fıkıh ilmine müracaat etmeli­dirler. Demek isterim ki, Kur'ân-ı Kerim âyetleriyle Peygamber (s.a.v.) efendimizin mübarek hadislerini tercüme etmek isteyenler, son derece uyanık ve dikkatli olmalıdır­lar. Çünkü bunlar hem birer şer'i kaynak, hem de ana kaynaklardır. Yukarıda işaret ettiğim hususlar bilinmez veya bunlara dikkat edilmezse yapılan tercümenin zararı faydasından çok olabilir.
       
       
      Muhterem Mehmet Emre, bu noktaları tamamıyla bilen ve uyan bir âlimimizdir. Tercümesi güzel, izahları güzeldir. Kitabında, bilhassa, rast gele herkesin hadislerden hüküm çıkarmaya kalkışmamasını tavsiye eden, bu işi ancak büyük müçtehitler yapabi­leceği için onların sözleriyle amel gerektiğini bildiren satırlarını okuyunca derin bir nefes aldım. Ne güzel tavsiye!.. Ne yerinde tembih! Allah razı olsun!
       
      Bizler ki, ulemâ nazarında mukallit bile sayılamamaktayız. Şu halimizle hiçbir ilmî usûl ve kaide tanımadan sırf kendi kafamıza göre bir delilden hüküm çıkarmaya kalkışırsak neticede İslâm 'ın ve Müslümanların hâli ne olur? Bir düşünmelidir!..
       
      Sözü uzatmak istemem! İşte İmam Nevevi 'nin Riyazüs Salihin nâmı altında top­ladığı hadisleri muhterem Mehmet Emre tam bir vukufla tercüme ve izah etmiş;

      BEDİR YAYINEVİ de büyük bir itina ile basarak din kardeşlerimizin istifadelerine sunmuştur. Cenab-ı Hak, her iki tarafı dünyâ ve âhirette mesut etsin ve onları daha nice faydalı eserler neşrine muvaffak buyursun!..  ( riyazüs salihin kitap, bedir yayınevi riyazüs salihin al, riyazüs salihin kitabı, bedir, tercümesi , imam nevevi riyazüs salihin, mehmed emre çevirisi riyazüs salihin, riyazüs salihin hadis kitabı, büyük hadis kitabı )
        
      Ahmed DAVUDOĞLU
       
       
          ÖNSÖZ
       
      UBEYDULLAH KÜÇÜK
      (15 Recep 1393)
       
      Riyazüs Salihin kitabı, yedi asırdan beri İslâm dünyasının her bölgesinde, hem ulemâ hem de bilgili halk tarafından en fazla okunan hadîs mecmuasıdır denilse yeridir. Tertipleyen şahsın ilim ve takvada yüksekliği, hacminin orta derecede oluşu, tasnifinin mükemmeliyeti bu rağbetin başlıca sebeplerindendir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin buyruk ve nasihatlarından başlıcalarını tertipli bir şekilde bir araya getiren bu eser, kendini kurtaracak derecede asgari bir din kültürüne sahip olmak isteyen her münevver Müslümana lazımdır.
      Bedir Yayınevi, böyle değerli bir din ve ahlâk hazinesini Türkiye Müslümanlarına kazandırmakla iftihar etmekte, bahtiyarlık duymak­tadır.
       
      Eseri inceleyecek muhterem okuyucularımızın nazar-ı dikkatlerine bazı mühim hususları aşağıda arz etmeyi boynumuza bir borç bilmekteyiz: Ehl-i sünnet ve cemaat ulemâ ve fukahasının ittifakla beyan ettiklerine göre her Müslümana mezheb lâzımdır. Bizim mezhebimiz ehl-i sünnet mezhebidir, yâni Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ve ashabının (rıdvanullahi aleyhim ecmain) yoludur. Ehl-i sünnet mezhebi inançta iki kola ayrılmıştır: İmam Mâturidî'ye, ve İmam Eş'arî'ye tâbi olanlar. Bunların arasında pek az fark vardır, esasta tamamen birdirler. Bugünkü islâm dünyasında hak, doğru, sünnete uygun inanç yolu sadece bu ikisidir. Amel. yâni işlemeğe ait mes'elelerde ise ehl-i sünnetin dört şubesi vardır: Hanefî, Mâliki, Şafiî, Hambelî kolları... Bunların dördü de haktır, doğru­dur. Zamanımızda, âlim olsun, câhil olsun her Müslümanın inançta ve amelde bu hak mezheblerden birine tâbi olması, onları taklit etmesi şarttır.
       
      Birkaç asırdan beri islâm dünyasında çok tehlikeli bir cereyan ortaya çıkmıştır. Bu cereyan «Mezhepsizlik» (Lâ-Mezhebiyye) cereyanıdır. Bunlar halkı mezhep fikrine karşı çıkmaya, herkesi kendi kafa ve devalarına göre Kur'an-ı Kerim'den ve hadîs-i şeriflerden mânâ ve hüküm çıkartmağa teşvik ederler, kışkırtırlar. Bu ise, islâm dininin temellerini sarsacak bir reformculuk hareketidir. Zamanımızın büyük islâm âlimlerinden Doktor Muhammed Said Ramazan el-Bûtî hazretleri el-Lâmezhebiyye-Ahtaru bid'atin leheddidu'ş-Şeria el-Islâmiyye» (Mezhebsizlik cereyanı — İslâm Şeriatını tehdid eden en tehlikeli bid'ai) adı altında yayınladığı değerli eserinde' bu yıkıcı cereyanı çürütmekte ve Müslümanları uyandırmaktadır.
       
      Vehhâbîler ve selefiler tarafından körüklenen bu zararlı cereyana maalesef yurdumuzda da kapı­lan birkaç kişi vardır. Arapça bile bilmeyen, din tahsilinden mahrum, icâzetsiz bir takım heveskârların müetehidlik taslamaları ve hak mezheblerin aleyhinde faaliyete geçmeleri ne kadar yersizdir... Terzi, doktor, emekli subay ve şâire gibi, din ilimleriyle ilgisi olmayan birtakım mesleklere sahip bu gibi kişilerin müetehid pozuna bürünüp, mezheplere saldırmaları ve herkesi Kur'an-ı Kerim'den ve ehâdîs-i şerîfeden hüküm çıkartıp dinî işleri kendi kafasına göre tanzime teşvik etmeleri hem gülünç, hem de korkunç bir hal değil midir?
       
      Neşr ettiğimiz bu Riyazüs Salihin tercümesine değerli bir takriz ve takdim yazısı lütf eden muh­terem üstadımız ve hocamız Ahmed Davudoğlu hazretleri —ki zamanımızda memleketimizde sayıları pek azalan yüksek din âlimlerinden biridir— mezkûr yazısının bir yerinde şu cümleyi sarf ermektedir: «Bizler ki, ulemâ nazarında mukallid bile sayılamamaktayız, şu hâlimizle biç bir ilmî usûl ve kaide tanımadan sırf kendi kafamıza göre bir delilden hüküm çıkartmaya kalkışırsak neticede Din'in ve Müslümanların hali ne olur?..» Memleketimizdeki mezhepsizlerin, vehhabilerin, selefîlerin, reformcuların, üstad Davudoğlu'nun yukarıdaki sözlerinden ibret almaları, utanmaları lâzımdır.
       
       
      Zamanımızın yine büyük âlimlerinden merhum Yusuf Ziyâeddin Ezheri (Ersal) hazretleri de, bir eserinin önsözünde" hadîs ilmî hakkında şu mühim hususu beyan etmektedir: «Hadîs-i nebeviyi ne tashihte ifrat (yani sahih olduğunu iddiada ifrat) ne de vaz'ına hükümde israf (bazı hadislerin mevzu, uydurma olduğunu yersiz şekilde sık sık iddia etmek) makbul değildir. Onun için ehl-i tahkika göre Hakimin tashihleri tenkîd edilmiş, İbnü'l-Cevzi'nin gelişi güzel vaz'ına [mevzu olduğuna) hüküm ettiği birçok hadisler, tetebbu ve tedkik neticesinde mevzuiyyet hükmünden kurtarılmış, hatta bazıları sahih-hasen mertebesine çıkarılmış, yahut ancak zail olduğu isbat edilmiştir.
       
      Mezhebleri yıkmak ve onların yerine vehhabilik, selefîlik, mezhebsizlik gibi bozuk ve bid'atçi cereyanları yerleştirmek isteyen kimseler, işlerine gelmeyen hadîsler için «bu mevzudur, bu zayıf­tır...» deyivermektedirler. Hadîs ilimleri istılahatında «zaif hadîs»in hangi manâya geldiğini bile bilmeyen böylelerinin yukarıdaki izahattan ibret alıp tevbekâr olup bir mezhep imamına bağlanarak ehl-i sünnet yoluna girmelerini tavsiye ederiz.
       
      Neşrettiğimiz bu Riyazüs Salihin tercümesini, din kardeşlerimize, Resûlullah efendimizin (s.a.v.) buyruk ve nasihatlarını duyurmak, din kültürlerini artırmak için sunmaktayız. Yoksa bu Türk­çe tercüme yardımıyla içtihada kalkışmak, kendi reyine ve nevasına göre şer'î hüküm istihraç vc istinbatına [çıkarmağa] yeltenmek büyük bir hatâ olur. Biz sünnî Müslümanlar dinimizin hükümlerini, fukahamızın [din âlimlerinin) bizler için hazırladıkları akaid, fıkıh ve ilmihal kitaplarından öğreniriz. Dinde anarşi ancak bu yolla önlenir, İslâm dininin safiyeti ancak bu metodla muhafaza edilir, sünnet­lerin ihyâsı ve bid'atlerin imhası ancak böyle olur.
       
      İman ile küfür arasında şiddetli bir savaşın hüküm sürdüğü şu devirde neşr ettiğimiz bu Riyazüs Salihin tercümesi ile Müslüman kardeşlerimizin eline parlak bir meş'ale sunmuş oluyoruz. Okuyarak nurâni feyizler almalarını, manevî istifadeler edinmelerini niyaz ederiz. Cenab-ı Hak milletimize daima İslâm ve iman yolunda yürümek nimetini nasib etsin. Cümlemizi hak yol olan ehl-i sünnet ve cemaat yolunda sâbit-kadem kılsın... Vallahü veliyyüt-tevfıyk ve-hidaye...
       
       
           MÜELLİF HAZRETLERİNİN ESERLERİNİN LİSTESİDİR

      (1) Minhâc et-Tâlibin. Şafiî fıkhına dair olup otuzdan fazla şerhi veya özeti yapılmıştır. 1882-84 yıllarında Arapça aslıyla birlikte Fransızca tercümesi 3 cilt halinde, Hollanda hükümetinin emriyle Batavia'da [Jakar-ta] bastırılmıştır.
      (2) Kitab el-daqâiq. Min-hac'ın genişletilmiş ve açıklan­mış şeklidir.
      (3) Kitab el-Me'sûrat ve Uyun el-Mesâil el-Mühimmat. Fıkha dairdir.
      (4) Kitab Tashih et-Tenbih.
      (5) Kitab et-Tahrir fi şerh elfâz et-Tenbih.
      (6) Kitab el-Kavaid ve'z-Zevabit fi usûl el-Fıkh.
      (7) Ravda et-Tâlibîn ve 'Umde el-Müffin.
      (8) Hülâsa el-Ahkâm min Mühimmat es-Siincıı ve Kava'id el-islâm.
      (9) Kitab el-Erba'in. Bu kırk hadîsin kırktan fazla şerhi yapılmıştır.
      (10) Riyâz üs-Salihîn Şerhleri (a) Allan el-Bekrî es-Sıddıqî tarafından «Delil el-Fâlihîn» vc (b) Yusuf bin ismail en-Nebhânî tarafından «Tehzib en-Nüfûs fi Tertib ed-Dürus» adlarıyla yapılmış­tır.
      (11) Şerhi Sahih el-Muslim.
      (12) İrşad el-Hadîs.
      (13) el-İzah fi'l-Menâsik. Hac hakkındadır.
      (14) Tenzib el-Esmâ vel-Lugat.
      (15) Kitab el-İşârat ilâ Beyan el-Esma cl-Mübhemat.
      (16) Tabakat el-Fukaha eş-Şafiiyye.
      (17) Kitab et-Tıbyan fî Adab Hamalet el-Kur'an.
      (18) Bustan el-'Arifîn. Tamamlanmamıştır.
      (19) Kitab Hilyetü'l-Ebrar [yahut Nüzhetü'l-ebrar] ve Şea'ir el-Ahyar.
      (20) Kitab el-Kıyam li Ehl et-Tekrim ve'l-İhtiram.
      (21) el-Ed'iye el-Mü'edda inde'l-Kureb veş-Şidde. Yazma nüshası Paris'dedir. 
      22) Hizb.
      (23) Tezkire et-Tevvâbîn.
      (24) el-Mûbhem alâ Huruf el-Mu'cem.
      (25) el-Ebkâr.
      (26) el-Fetâvî.
      (27) Menâsik.
      (28) Makasıd el-İmam en-Nevevi fi't-Tevhid ve'l-Ibadat ve Usûl et-Tasavvuf.
      (29) Kitab el-Mecmu'.
      (30) Amal el-yevm ve'l-leyle.
      (31) Müntahab Tabakat eş- Şafiiyye li ibn es-Salâh.
      (32) Risale fı ehâdis el-hayâ.
      (33) Risale fi me'ani Esma el-Hüsnfi. (Bu liste Cari Brockelmann'ın «Geschischte der Arabischen Litteratur» adlı eserinin l'inci cildinin 496-501. sayfalarıyla, aynı eserin Supplement (zeyl) kısmının 1 inci cildinin 680-686 ncı sahifelerinden çıkarılmıştır. — U.K.)
       
      1-Şam'da 2'nci defa 147 sahife olarak basılmıştır. 1971. Tevzi': Darü'l-Gazâlî, (Bu eserin Türkçesi Bedir Yayınevi tarafından — inşaallah — bastırılacaktır.
      2-Câmiul-Künuz Tercümesi, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara, 1960, s. 6.
       
        
           MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ
       
       
      Kâinatın yaratıcısı, âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'ya hamd eder; insanlığın efendisi, âhir zaman nebîsi insan ve cinlerin Pey­gamberi Hz. Muhammed'e, âl ve ashabına salât ve selâm okurum.
       
      Üzerime vacip olanı edadan sonra: İnsanoğlu, Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin peygamberliği­ne iman ederek sözünü tuttuğu, gösterdiği yoldan gittiği ve ona teslim olduğu müddetçe, o nispette mutludur. Mübarek ayaklarının bastığı kum zerrelerini bile ulvîleştiren kâinatın efendisine köle ol­makla ancak nefsin esaretinden kurtulunabilir.
       
       
      Yâre kul olmakta buldum cevher-i hürriyyeti,
      İhtiyarımla esaret geldi kendimden bana.
       
       
      Mü'min; onun peşinden gidebildiği kadar Allah'a itaat etmiş, onu sevdikçe Allah'ı sevebilmiş ve kendini Allah'a sevdirmiş olur. İnsan, ona tâbi olduğu zaman hidâyeti bulacak, izinden ayrılmazsa saadeti elde edebilecektir.
       
      Ona inanmadıkça — Allah'a inanmış olsa bile — îmanı makbul olmayacak, onu sevmedikçe kalp, aşk ile dolmayacaktır.
       
      Onun potasında eriyen, onun sünnet ve edep kalıplarında şekil alan kimse bahtiyardır.
       
      Onun saadet asrına erememiş ve fakat ümmeti olmak şerefine erdirilmiş bulunan bahtiyarların, onunla konuşma zevkini duyabilmesi, ancak hadis-i şerifleri mütâlâa ile mümkün olur. Onun hadis­lerini okumak, yaymak, okutmak ve gereklerini yerine getirmek ümmetleri için İslâmî bir vazife olduğu kadar insanî bir vecibedir de...
       
      O Yüce Peygamberin mübarek sözlerini asıl lisanı olan Arapçadan, okuyup öğrenmek imkânı olmayan kimselerin, güvenilir kim­selerce dilimize mânâları aktarılmış ona ait sözleri okuyarak arzula­rına ermeleri mümkündür.
       
      Arapçayı bilmeyen din kardeşlerime bir hizmette bulunmak ve rahmetle anılmaya vesile teşkil eder düşüncesiyle, İmam Muhyiddîn Nevevî'nin Riyazüs Salihin adlı eserini — haddimiz olmayarak — dilimize aktarmayı gönlüm arzu etti.
       
      Günahkâr olmak, sevaba özenmeye mâni değildir. Benim de aczim arzuma engel olamadı.
       
      Ayrı ayrı yer ve zamanlarda basılan birçok Riyazüs Salihin nüshaları arasından, tercümeye esas olarak seçtiğimiz kitap: 1955 yı­lında Mısır'da (Dâru'l-kitâbi'l-Arabî) tarafından neşredilen ve Rıdvan Muhammed Rıdvan'ın tetkik ve tashihinden geçmiş bulunan nüsha­dır. Gerek kitabın baplarının taksimi, gerekse hadislerin rakamları­nın tespiti bu kitaba göre konulmuş bulunmaktadır. Bu cihetten başka:
       
      1-Hadis-i şerifleri, dilimize çevirirken Arab lisanının sarf, na­hiv ve edebî kaidelerine riâyet ve bilhassa tercemede metne sada­kat prensibine sâdık kalmaya çalışılmış; zaruretler karşısında bile bu yönü ihmal etmemeye gayret gösterilmiştir.
       
      2-Sarihin beyânını veya mütercimin izahını gerektiren yerler­de şerh ve açıklamalar metne yamanmamış, parantez ile çerçeve­lenmiş; okuyucuya metnin karşılığını tayin ve tetkik imkânı veril­miştir.
       
      3-Hadis-i şeriflerin mâhiyetleriyle alâkalı hususlarda, hadisin manâsından sonra gerekli izah yapılmış; ikinci derecedeki açıkla­malar da dipnotu olarak gösterilmiştir.
       
      4-Tesbih, hamd, dua ve zikirle alâkalı hadislerde, isteyenlerin okuyup ezberleyebilmeleri için, metin aynen muhafaza edilmiş; bâzı yerlerde bunların tercümeleri sayfa sonunda ve çizgi altında yapılmıştır.
       
      5-Önsözü takiben, müellif ve eserleriyle ilgili kısa bir açıklama yapılmış ve hadis ilmiyle ilgili özet bir bilgi verilmiştir.
       
      6-Kitapta geçen ve aynen muhafaza mecburiyeti olan kelime ve terimlerin açıklaması da yapılmıştır.
       
      7- Riyazüs Salihin 'de yer alan âyet-i kerimelerin mealleri, Üstad Hasan Basri Çantay'ın Meâl-i Kerim'inden alınmıştır.
       
      Bütün bu saydıklarımız bir şey yaptığımızın ispat ve iddiası de­ğil; sadece, takip edilen yolu açıklamaktan ibarettir. Tevfik ve ina­yet ancak Yüce Allah'tandır.  
            
       
      YAZAR VE ESER HAKKINDA:
       
       
      Riyâzü's Sâlihîn müellifi, Ebû Zekeriyyâ Muhyiddin Yahya b. Şe­ref en-Nevevî 631 târihinde Şam'ın Neva kasabasında doğmuştur.
       
      Çocukluk ve gençlik yıllarında ilme karşı aşk ve iştiyak derece­sinde düşkündü. Pek çok üstadından bir günde on iki ders alırdı, yolda yürürken bile kendini ilmî düşünce ve müzakereye verirdi. Onun ömrü; öğrenmek ve öğretmek, tasnif, halka va'z ve nasihatle geçmiştir. Kısa denilebilecek bir ömür içinde, harcadığı mesâisi ile geride, asırlardır istifâde edilen ve bundan sonra da faydalanılacak eserler silsilesinin kalması mümkün olmuştur.
       
      Hiçbir makamdan maaş kabul etmemiş, vazife almış, fakat üc­ret kabulünü, takib ettiği takva hayatına aykırı bulmuştur. Hayatı ihtiyaç ve zaruretin çetin mücâdeleleri içinde geçmesine rağmen, kimseden bir şey kabul etmez, ancak babasının getirdiklerini yerdi. Günde bir öğün yemekle yetinir, uyku verecek gıdalardan çekinir; nefisle mücadele yolunu takip ederek, bir taraftan ruhî olgunluklar kazanmaya bir taraftan da ilim tahsiline uğraşırdı.
       
      Yorulmak bilmeyen bir çalışma ile, mensubu bulunduğu Şafiî mezhebinin inkişâfına ve bu mezhebin fıkhının öğrenilmesine büyük bir emeği geçmiştir. Arkaya bıraktığı birçok eserden başlıcaları şunlardır:
       
       
      1                   Sahih-i Müslim Şerhi
      2 Riyazüs Salihin
      3 -   El-Ezkâr
      4 — El-Erbaîn
      5 — Takrîb
      6 -    El-İrşad
      7 — El-Mübhemat
      8 — Tahrirü'l-elfaz [lit-Tenbih]
      9 — Umde fi Tashihi't-Tenbih
      10 — El-İzah fi'l-Menâsik
      11 — Et-Tibyan fi Adâbi Hameleti'l-Kur'an
      12 — Er-Ravda
      13 — Mühezzeb şerhi (vs.)
       
       
      Riyâzü's-Sâlihin'i, âhiret hayatını kazandıracak amellere teşvik ve haramlardan sakındırmak için telif etmiş bulunan Muhyiddîn Nevevî, onu 670 yılı ramazân-ı şerif ayının on dördüncü günü ta­mamlamıştır.1
       
      Kitabın bizce bilinen tek şerhi, Muhammed b. Allan (996-1057)' in yazmış bulunduğu DELİLU'L-FALİHÎN'dir.
       
      676 tarihinde kırk beş senelik ömrünü tamamlayarak, ebedî hayata intikal ile doğmuş bulunduğu NEVA kasabasına defnolun-muştur.
       
      Eserde yer alan hadis-i şeriflerin çoğunu, Muhammed b. İmam Buhârî (194-256) ve Müslim b. Haccâc el-Kuşeyri (204-261)'nin sahihleri ile, Ebû Dâvûd (202-275), Ebû İsa Muhammed b. İsa et-Tirmizi (209-279), Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şüayb en-Nesâî (216-304) ve Ebû Abdillâh b. Mâce (209-273)'nin sünenlerinden almış, bazı yerlerde de Muvattâ'öan ve Hâkim'den nakiller yapmış­tır.
       
      Riyazüs Salihin aynı zamanda bir öğüt kitabı olduğu için, ha­dislerin temas ettiği konularla ilgili âyetler de alâkalı bahislerin baş tarafında yer almış bulunmaktadır.
       
       
           HADİS İLMÎYLE ALÂKALI BİRKA Ç SÖZ
       
       
      Hadis ilmi, Peygamber Efendimizin sözleri, işleri ve hallerinin bi­lindiği bir ilimdir. Bu ilim sayesindedir ki biz, Peygamber Efendimi­zin mübarek ağızlarından çıkan sözleri, onun yaptığı işleri, hâl ve edeblerini ve başkalarının yaparken görüp de engel olmadığı işleri öğrenmekteyiz.[1]
       
      Bu ilmin yüce gayesi, insanların dünyâ ve âhirette mes'ûd ol­ması ve kurtuluşa ermesidir.
       
      Hadis ilminin üstünlüğü: Bu ilim, Kur'ân-ı Kerim'den sonra ge­len şeriat mesnedi, fıkhî rivayetlerin dayanağı, dinî ilimlerin kayna­ğı, ibâdetlerin semâsı, muamelâtın merkezidir. Bu ilimden kalpler feyz ve zihinler nur alır.
       
      Hadis-i şerifler ile hiç bir beşerin sözü kıyaslanamaz. Beşerin sözü ile Peygamber Efendimizin kelâmı arasında, sıradan bir insan ile Peygamber arasındaki fark kadar bir ayrılık ve baş döndürücü bir üstünlük vardır. Pâdişâhların sözleri, sözlerin pâdişâhıdır.
       
      PEYGAMBER; Allah'ın, insanlara hükümlerini bildirmek için hal­kın arasından seçip süzüp çıkardığı kâmil insan, insanlıkta ufuk noktası... Hadis-i şerif de bu muhterem ve sânı yüce nebinin ko­nuşmaları ve harekâtı...
       
      Hadis ilmiyle uğraşan ve hadisleri senetleriyle beraber ezber edip isnattaki hadis ricalinin adil ve mecruh olduğunu bilen kimseye muhaddis adı verilir.[2]
       
      Hadislerin zabt ve tedvini:
       
      Peygamber Efendimiz — bilhassa âyetlerle birlikte — hadis-i şe­riflerini yazmaktan ashabı sakındırmıştı. Bunun hikmeti, âyet-i ke­rimelerle hadis-i şeriflerin birbirine karıştırılması endişesine da­yanmaktadır. Umumiyetle, asıl olan hüküm bu olmakla beraber, istisnaî bir sebeple ve ehemmiyetine binâen, bazı hadislerin yazıl­masına müsaade buyurmuştur.[3] Bâzı şahısların hadis yazmasına da Rasulullah tarafından izin verilmiştir. Amr b. El-Âs'ı bunların başın­da ifade etmek icâp eder. Tedvin edilen hadislerin pek çoğu, Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) hazerâtının ezberlerinde tuttuklarından zabt ve tedvin edilmiştir.
       
      Adalet, dindarlık ve takvasıyla ikinci Ömer diye nâm alan Ömer b. Ab-dü'l-Aziz, hadis-i şeriflerin yazılmak suretiyle bir araya top­lanmasında ilk adımı atmış ve böylece geniş bir ilim yolu açılmış ve pek çok eserler yazılmıştır.
       
      Hadis-i şerifleri ilk tedvin edenler:
       
      Mekke'de    : Ebû Muhammed Abdü'l-Melik b. Cüreyc
      Şam'da      : Ebû Amr Abdürrahmân Evzâî
      Kûfe'de      : Ebû Abdillâh Süfyân Sevrî
      Basra'da     : Hammâd b. Seleme b. Dinar
      Vâsıt'ta      : Hüşeym
      Yemen'de   : Mâ'mer
      Horasan'da  : İbn-i Mübarek
      Rey'de      :  Cerir b. Abdi'l-Hamîd.[4]
       
       
      Tasnif edilen hadis-i şerifler, îman ve akaid kunularını kapsıyor­sa ilm-i tevhid adı verilmiştir. Ebû Bekr b. Huzeyme'nîn (Kitâbü't-Tevhid) adlı eseri gibi.
       
      Temizlik konusunda başlayıp vasiyyetletle alakalı bahiste sona eren ahkâm hadislerinin bir araya gelmesine SÜNEN unvanı veril­miştir.
      Züht ve takvaya dair tasavvuf? hadislere ilm-i sülük ve züht is­mi verilmiştir. Kur'ân-ı Kerim âyetlerinin tefsirîyle ilgili hadisler de ilm-i tefsir nâmını almıştır. Adap ve muâşerâta âit hususları açıkla­yan hadislere ilm-i edep adı verilmiştir.
       
      Târih ve siyer hadisleri iki kısımdır:
       
      a)Göklerin ve yerin; hayvan, cin, melek ve peygamberlerin ya­ratılması ile alâkalı hadislere «Bed'i halk» nâmı verilmiştir.
       
      b)Peygamber Efendimizin vücûdu ve ashabının yaratılışından vefatına kadar olan hususları açıklayan hadislere de «Siret» un­vanı verilmiştir. (Siret-i İbn-i Hişâm) gibi.
       
      Sünnet: Hadis âlimlerinin ekserisine göre, sünnet ile hadis elfâzı müteradifedendir. Yani, her ikisi de aynı manâda kullanılmıştır. Ancak lügat ve ıstılah bakımından, ikisinin arasında ince ve küçük farklar vardır.
       
      Sünnet, —hadis bahsinde geçtiği üzere— Peygamber Efendimi­zin sözleri, işleri ve takrirleri olmak üzere üçtür: Sünnet-i kavliyye, sünnet-i fi'lîyye, sünnet-î takrirîyye diye ifâde edilmektedir.

       
      Hadislerin kısımları:
       

      Hadis-i Mütevâtir: Bu hadis-i şerif, ilk rivayet edenden son riva­yet edene kadar olan kimselerin hepsi, öyle bir makamda bulunur ki, onların yalan üzerine ittifak etmeleri âdet itibariyle mümkün değildir. Bunların sayısı hadislere göre değişir. En azı beş veya on kişidir.
       
      Meşhur Hadisler:
       
      Rivayet edenleri, her tabakada, ikiden fazla ve beşden az olan hadisdir.
       
      Sahih Hadisler:
       
      Şaz ve muallel olmaksızın muttasıl senedle, âdil ve duyduklarını güzelce ezberlemeye ve yazmaya kadir zatlar tarafından rivayet olunan hadistir. Sahih hadislerde birtakım şartların bulunması lâ­zımdır:
       
      1-Hadis-i şerifin isnadı, ilk râvisinden son râvisine kadar kesin­tisiz olmalıdır.
      2-Hadis, şaz olmamalıdır.
      3-Hadis, muallel olmamalıdır. Zira, muallel hadis görünüşte illetden salim gibi müşahede edilse de kendisinde sıhhati zedeleyen gizli bir cihet vardır.
      4-Hadisin senedinde geçen râvilerin hepsi adalet ve zabt ile muttasıf olmalıdır.
       
       
      Merfû Hadis: Ashâb-ı kiram — yahut başkası — tarafından Peygamber Efen­dimize izafe edilen söz, iş veya takrirdir. Peygamber Efendimiz şöy­le buyurdu, böyle yaptı yahut şu işi yaparken gördü de sükût etti, denilmesi gibi. Merfû olan bir hadis, her zaman muttasıl olmaz. Bazen mürsel, münkati ve mu'dal da olabilir. Bu durumda, merfû olmakla beraber, zayıf sayılır.
       
      Hadis-i Muttasıl: Hadis-i şerifi rivayet eden kimseden Resûlullah Efendimize veya Sahabeye yahut tabiîye varıncaya kadar, senedinin bütün ravileri zikrolunan hadistir.
       
      Hadis-i Hasen: Şaz ve illetten salim olarak zabtı mükemmel olmayan râviler ta­rafından muttasıl bir senetle rivayet edilen hadistir.1 Bu hadis-i şe­rifin ravileri, bulundukları memleketlerde, hadis rivâyetiyle malûm zatlar olduğundan, badis ihticâca elverişli görülmüştür.
       
      Mevzu Hadis: Peygamber (s.a.v.) Efendimize, hakikate aykırı olarak, isnat olunan uydurma hadistir. Bir hadisin mevzu olduğuna hükmedebil­mek için, ilim adamları tarafından konulmuş birtakım hüküm ve kaideler vardır:
       
      1-Peygamber Efendimiz adına hadis uyduran kimsenin kendi­sinin itirafta bulunması,
      2-Uydurulan hadisin, sarf ve nahiv kaidelerine muhalif bir ifa­de taşıması,
      3-Akla veya hisse aykırı düşmesi,
      4-Hadis uyduran kimsenin yalancılıkla meşhur olması ile hadi­sin mevzu olduğunu anlamak kolaylaşır.
       
      Zayıf Hadis: Hadis-i hasen derecesine ulaşamayan hadistir. Bunların zayıflık dereceleri değişik olur. Sıhhat şartlarından uzaklığı ne kadar fazla ise zayıflığı da o nispette fazladır.
       
      Hadis-i Mürsel: Tabiînden birinin; Resûlullah (s.a.v.) şöyle yaptı, böyle dedi ya­hut huzurunda böyle yapıldı diye rivayet ettiği hadistir. Bu hadisin özelliği, hadisin rivayetinde, senette bulunan sahabenin rivayet edilirken atlanmış olmasıdır. Senedinin muttasıl olmayışı sebebiyle hadis-i mürsel, dinde hüccet olamaz.
       
      Hadis-i Mu'dal: İlk râvinin, sahâbe-i kiramdan iki veya daha fazla zâtın ismini, birbiri peşine düşürerek rivayet ettiği hadistir.
       
      Hadis-i Muan'an: Senedinde işitme ve ihbar gibi bir şey zikredilmeden «an fülânin, an fülânin» diye rivayet edilen hadistir. Râvi âdil olur, rivayetde bulunduğu kimse ile görüştüğü sabit bulunur ve hadis tedlisden salim olursa, hadis-i muan'an, muttasıl isnat gibi kabul edilir.
       
      Hadis-i Muallâk: İsnadın evvelinden, bir veya birbirini takip eden daha fazla râvinin adını atarak, atılan şahsın üst tarafındaki râviye, kat'iyyet ifade eden sığalardan biriyle isnad olunan hadistir.
       
      Hadis-i Müdelles: Ravilerden biri, hadisi kendisinden duyduğu şeyhini atlayarak üstadının şeyhinden veya daha üst taraftaki şahıstan rivayet ettiği hadistir.
       
      Hadis-i Müdrec: Evveline veya arasına yahut sonuna başka bir söz eklenerek, o sözün de bu hadisten olduğu vehminin uyandırıldığı hadistir. Böyle yapmaya idraç denir.
       
      Hadis-i Garib: Sadece bir zat tarafından tamamen veya kısmen rivayet olunan hadistir.
       
      Hadis-i Aziz: Her tabakadaki ravileri ikiden fazla olmayan, hadistir.
       
      Hadis-i Şaz: Hadisin sikadan olan râvisi, itimada lâyık bir cemâatin yahut kendisinden daha fazla sika bulunan bir râvinin rivayetine fazlalık veya eksiklik yapmak suretiyle muhalefette bulunduğu hadistir.
       
      Hadis-i Muallel: Sıhhat şartlarını kendisinde toplaması itibariyle dış görünüşü selâmet iken sıhhatine zarar veren bir illetine bilgi hâsıl olan bir hadistir.
       
       
      Bir hadisin tâ'na uğraması şu on sebeple olur:
       
      1-Yalan:
      Bu, herhangi bir kimsenin, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ağ­zından çıkmamış bir sözü, bilerek ve kasten rivayet etmesidir. Bu kabil hadis, mevzu hadis unvanını alır. Böyle bir işi işleme, küfre kadar varan bir suçtur. Bunu yapan kimse 1377 ve 1545 sayılı ha­dis-i şeriflerde ifade edilen korkunç âkibete uğramakla karşı karşı­yadır. Daha açık bir ifâdeyle, cehenneme postunu sermiş olur.
       
      2-Yalancılık töhmeti:
      Râvinin yalancılıkla töhmet altına alınmasıdır.
       
      3-Fuhş-i galat:
      Râvinin çok yanılmasıdır. Unutmak ve yanılmak insanoğlundan ayrılmaz ama hatası doğrusundan fazla veya ona eşit olursa rivaye­ti merduddur.
       
      4-Râvinin gafleti:
      Çok yanılma, râvinin cerh edilmesine ve rivayet etliği hadisin de reddine sebeb olur.
       
      5-Fısk:
      Râvinin işte veya sözde fışkının bilinmesidir.
       
      6-Velim:
      Râvinin kadha sebeb olan bir hatada bulunmasıdır.

      Şöyle ki:
      a)Bu hata isnatta olur: Mürsel veya münkatı olan bir hadisi vasletmek gibi.
      b)Metinde olur: Bir hadisi diğer bir hadisin içine koyarak riva­yet etmek gibi.
      c)Mevsûlü, mürsel; merfû'u mevkuf olarak rivayet etmek gibi.
      d)Sikadan olan bir râvi yerine zayıf bir râviyi zikretmek gibi.


      Böyle rivayet edilen bir hadis, muallel hadis adını alır. Vehm, bazen hem isnadı ve hem de metni muallel kılar. Muttasıl olarak rivayet edilen bir hadis-i şerifi, mürsel olarak rivayet etmek gibi. Bazen da sadece isnadı muallel kılar, metne zarar vermez. Asıl râvi sika iken, yanılarak zayıf bir râviyi zikretmek gibi.
       
      7-Muhalefet:
       
      Zayıf râvinin sika râviye, sikanın da kendisinden daha itimadlı râviye muhalif rivayette bulunmasıdır. Bunun birçok çeşitleri vardır.
       
      8-Cehalet:
       
      Râvinin tanınmaması, bilinmemesi demektir. Bir râvinin itimâda lâyık olabilmesi için, şahsının ve hâlinin malum olması gerekir. Aksi hâlde, râvinin adaletine gölge düşmüş olur.
       
      9-Bid'at:
       
      Bu, râvinin inancına taallûk eden bir ta'n sebebidir. Bu da yâ sahibinin küfre nispetini gerektirir veya fıska nispetini icap eder.
       
      Cümhûr-ı ulemâ, bid'ati küfrü mucib olanın rivayetinin kabul olunmayacağı kanâatindedir. Bid'ati fışkı gerektiriyorsa onda ihtilâf olunmuştur. Sahih olan kavle göre, halkı bid'atine çağırmıyorsa rivayeti makbuldür. Fakat insanları bîd'atine davet ediyorsa rivayeti kabul olunmaz, denilmiştir.
       
      10- Sû-i Hıfz:
       
      Râvinin galatı, isabetine eşit veya daha fazla olmaktır.
       
       
      En çok hadis rivayet eden sahabeler
       
      1-Ebû Hüreyre (r.a.) :           5374   hadis-i şerif rivayet etmiştir.
      2-Abdullah b. Ömer (r.a.):     2630   »          »          »          »
      3- Enes b. Mâlik (r.a.) :        2286   »          »          »          »
      4-Hz. Aişe (r.a.):                  2210   »          »          »          »
      5-Abdullah b. Abbâs (r.a.):   1660   »          »          »          »
      6-Câbir b. Abdillâh (r.a.):      1540   »          »          »          »
      7-Ebû Saîde'l-Hudrî (r.a.) :    1170   »          »          »          »

       
       
           Mühim bir hatırlatma:
       
      Gerek Kur'ân-ı Kerim'den, gerekse hadis-i şeriflerden hüküm çıkarmak, ancak müctehidlerin yapabileceği yüksek ve o nisbette zor olan bir iştir. Taklid mevkî'inde bulunan bizler; ahlâk ve fazileti, hayırseverliği ve nasihati emreden hadis-i şerifleri okur ve istifade etmeye çalışırız. Ahkâm ifade eden hadis-i şerifleri, tebeerrüken okur ve fakat onlardan kendi düşünce ve arzularımıza göre hüküm çıkarmaya kalkışmayız. Cehaletle fetva verilmesi bile caiz değilken içtihada yol tamamen kapalıdır.
       
      İkinci bir nokta; müellif hazretleri Şafiî mezhebinin mensubu­dur. Tabiatıyla, vardığı hükümler de bu mezhebin ahkâmına uy­gundur. Hanefî mezhebinde bulunanların, bu hususu nazar-ı dikkat­ten uzak tutmamaları yerinde olur.
        
      Mehmet EMRE
       
       
           MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
       
      Hamd; galip, ulu, Yarlıgayıcı, [uyanık] kalp ve [gafletten açılmış] göz sahiplerine öğüt ve kâmil akıl erbabına görgü olsun diye geceyi gün­düze geçiren Allah'a mahsustur. O, yarattıklarından bir kısmını seçip, süzüp dünyâda züht sahibi kılmıştır. Onları murâkabe-i kalbiyye, düşün­ce ve öğüt almakla meşgul edip zikre devam zevkiyle tâatine ve âhirete hazırlanmaya muvaffak kılmıştır. Cehenneme girmeyi gerektirecek bir gazaba uğramaktan kullarını sakındırmış ve değişik hallerde bu hususa muvaffak kılmıştır.
       
      Allah'a en beliğ, en temiz, yaygın ve en kâmil bir şekilse hamdederim. Esirgeyen, noksanlıklardan tertemiz, son derece merhametli olan Allah'tan başka Hiçbir ilâh olmadığına şahitlik ederim. Allah'ın kulu, el­çisi, habibi, dostu, en doğru yol [olan İslâm] a kılavuzluk yapan Hz, Mu­hammed (s.a.v.) in hak peygamber olduğuna da şahadet ederim, Allah­'ın salât ü selâmı ona, şâir peygamberlere ve hepsinin aile fertlerine ve diğer iyi kimseler üzerine olsun.

      Bundan sonra:
       
      Yüce Allah buyuruyor ki: «Ben, cinleri de insanları da [başka bir hikmetle değil] ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum, bana [yemek] yedirmelerini de istemiyorum.»[5] Bu mealdeki âyet-i kerime; insanların ibadet için yaratıldıklarını açıkça ifade etmektedir. İnsanların, yaratılış gayelerine dikkat ve itinâ göstermeleri, dünyâ zevklerinin fazlasından züht ile yüz çevirmeleri vaciptir. Zira dün­ya nimetleri tükenmeye mahkûmdur. Burası ebedî kalınacak yer değildir. Dünyâ; âhirete ulaşmak için bir binektir, sevinç yeri değil!. Ayrılık yeri­dir, daimî vatan değil! Bu sebeple, dünyâ ehlinden uyanık kimseler, in­sanların ibâdete çok düşkün olanlarıdır ve züht ile yaşayanlardır. «Dünyâ yaşayışının hâli, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, onunla yeryüzünün — gerek insanları, gerek davarların yiyeceği — nebat [lar] ı [ağ gibi bir­birine örülüp] karışmıştır. Tam yer, zinet ve ihtişamını takınıp süslendiği, sahipleri de ona [biçmeye, yemişlerini, mahsullerini toplamaya] herhalde kadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya gündüzün ona em­rimiz [don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir âfetimiz] gelivermiştir ki sanki dün de yerinde yokmuş gibi onu tâ kökünden koparıp biçilmiş bir hâle getirmişizdir. İşte biz, iyi düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklarız.»[6]  Bu anlamdaki âyetler çoktur. [Dünyânın çabuk geçmesinde] şâir ne güzel söylemiş:
       
      «Allah'ın vardır zeki kullar,»
       «Dünyâyı boşladı, korktu fitneden.»
      «Bakıp oraya şu gerçeği bildiler,»
      «Dünya, dirilere vatan değildir.»
      «Onu deniz gibi [korkunç] tuttular,»
      «İyi amellerden gemi kurdular.»

       
      [5] Sûre-i Zâriyât: 56-57.
      [6] Sûre-i Yûnus: 24.

       
      Dünyânın hâli, izah ve vasfettiğim durumdadır. Bizim hâlimiz [ve yaratılış sebebimiz] yukarıda geçti. Mükellef olan her ferdin kendini, ha­yırlı kimselerin yolunda yürütmesi, olgun akıl sahiplerinin mesleğine gir­mesi; bunun için de işaret ettiğim şekilde silâhlanması, uyardığım husus­lara dikkat etmesi vaciptir. Bunu elde etmek için en doğru yol; öncekile­rin ve sonrakilerin efendisi, önden giden ve onlara ulaşanların en şereflisi Peygamberimiz [Hz. Muhammed]'den sahîh olarak gelen hadis-i şerifler ile edeplenmektir gerekir. Allah'ın salât ve selâmı ona ve diğer peygam­berlerin üzerine olsun!.
       
      Allah Teâlâ, «İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbi-rinizle yardımlasın» buyurmuştur. Rasulullah (s.a.v.)'den sahih olarak gelen hadislerde: «Kul kardeşine yardımcı olduğu müddetçe, Allah da kulunun yardımcısıdır;» «Kim bir hayra delâlet ederse, o kimseye hayrı yapanın ecrinin bir misli vardır;» «Kim hidâyete çağırırsa, ona tâbi olanın ecrinin bir misli de kendisinindir. Bununla beraber onların sevabından da en küçük bir şey eksilmez;» buyrulmuştur.
       
      Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali'ye hitaben: «Allah'a andolsun ki, Allah­'ın senin vasıtanla bir kimseye hidayet etmesi senin için kırmızı deve sürülerinden hayırlıdır» buyurmuştur.
       
      Sahih hadislerden toplu, muhtasar ve kapsamlı bir kitap, sahibi için âhireti kazanmaya bir yoldur, açık ve gizli edepler için bir harmandır. Diğer kimseler için de; nefslerin riyâzatında, huyların güzelleşmesinde ve kalplerin temizlenmesi hususunda, azaları eğrilikten korumakla, fazi­lete teşvik edip rezaletten korkutmakla hadis-i şeriflerden toplanmış bir mecmuadır bu kitap!
       
      Eğer tamamlamak müyesser olursa bu kitabın, hayırlara sevk ede­ceğini ve kötülüklere engel olacağını umarım. Bu kitaptan faydalanan kardeşimden; anne ve babama, hocalarıma, sevdiklerime ve bütün Müs­lümanlara hayır dua etmesini istemekteyim. İtimâdım, ancak kerîm olan Allah'adır, işlerimi O'na havale ettim, dayanağım sadece O, güvencim de ancak O'nadır. Allah bana kâfi ve O, ne güzel vekildir. Günahtan kaçma­ya kuvvet, ibâdet yapmaya kudret; ulu ve hikmet sahibi Allah'ın yardımı iledir.
       
       
       
       
      Bedir Yayınları, İmam Nevevi , Riyazüs Salihin kitabını incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758514164
      MarkaBedir Yayınevi
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.
      9789758514164
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.