• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Sahihi Buhari Muhtasarı, 2 Cilt

      Sahihi Buhari Muhtasarı, 2 Cilt
      Sahihi Buhari Muhtasarı, 2 Cilt
      Sahihi Buhari Muhtasarı, 2 Cilt
      Sahihi Buhari Muhtasarı, 2 Cilt
      Sahihi Buhari Muhtasarı, 2 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      190,00 TL
      İndirimli Fiyat (%57,9) :
      80,00 TL
      Kazancınız 110,00 TL
      80.00 www.goncakitap.com.tr
      20,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo

      Kitap              Sahihi Buhari Muhtasarı      
      Yazar             İmam Buhari 
      Yayınevi         Beka Yayınları
      Tercüme         Hanifi Akın
      Kağıt  Cilt       1.Hamur - Ciltli, 2 Cilt Takım
      Sayfa  Ebat    1.826 Sayfa - 17x24 Cm.
      Yayın Yılı        2009

      Hadis              2.646 adet Hadis-i Şerif Açıklaması ve Arapça Metni
       

      2 cilt beka yayınları sahihi buhari muhtasarı kitabını incelemektesiniz.    
      Sahihi buhari muhtasarı kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, senin rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



            Giriş

      "hadîs" kelimesi, (çoğulu ehâdîs) tahdîs masdarından isim olup "haber" manasına gelir. Bu kelime, islamiyet'le birlikte farklı bir anlam kazanmış, âdeta onunla kur'ân-ı kerim'in mukabili kastedilerek hz. Peygamberin sözlerine "el-ehâdîsu'l-kavliyye", fiil­lerine "el-ehâdîsu'l-fi'liyye" ve tasvip ettiği şeylere de (takrîr) "el-ehâdîsu't-takrîriyye" denilmiştir (ebu'l-bekâ, külliyât, s. 370, 402).

      Hadis âlimleri, Hz. Peygamber'in yaratılışıyla ilgili özelliklerini (şemâil) ve ahlakî vasıflarını da hadisin kapsamı içerisine almışlardır.

      Bazı âlimler, hadis teriminin kapsamını daha da genişletmiş, sahâbe ve tabiînin şahsî beyan ve fetvalarını da bu kapsama almış, hz. Peygamber'e ait olan hadislere "merfû", sahâbeye ait olanlara "mevkûf", tabiîne ait olanlara da "maktû" adını vermişlerdir (ibn hacer, tehzîbü't-tehzîb, vıı, 33).
      Sonraları merfû, mevkûf ve maktû terimlerinin hepsini ifade etmek üzere "haber" kelimesi kullanılmaya başlanınca, bazı âlimler sadece merfû rivayetlere, bazıları da merfû ve mevkûf rivayetlere hadis demeyi uygun görmüşlerdir.

      Yine ilk devirlerde rasulullah (s.a.v)'in söz, fiil ve takrirleriyle birlikte sahabe ve tabiîne ait her türlü haberi ifade etmek üzere "eser" kelimesi de kullanılmıştır.

      Hadis ile "sünnef'in kapsamları konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, bu iki terimin eş anlamlı olarak rasulullah (s.a.v)'in söz, fiil ve takrirleri için kullanılması özellikle hadis âlimleri arasında daha fazla kabul görmüştür. Ayrıca hadis ile sünnetin çerçevesini daha da genişleterek hz. Peygamber'in ahlakını, şemâilini, peygamberlikten önce söylediklerini ve yaptıklarını da bu çerçeve içine alanlar olmuştur (ibn teymiyye, fetâvâ, xııı, 10; kâtip çelebi, keşju'z-zünûn, ı, 635-636).

      Bunun yanı sıra hadisin; Rasulullah (s.a.v) tarafından vaz' edilen sözlü mesajlar ol­duğunu, sünnetin ise bazen bu sözlü mesajların kendisi, bazen de bu sözlü mesajlardan istinbat edilen hükümler olduğunu belirtenler de olmuştur.
      Hadisler, ihtilafa düşülen konularda insanları aydınlatan, böylece hidayet ve rahmet kaynağı olan Kur'ân-I Kerim'in kendisine indirildiği (nahl 16/44, 64) Peygamber'in sözü olarak üstün bir değer ifade eder ve büyük önem taşır.

      Hz. Peygamber'in insanlara sözleriyle açıkladığı, fiilleriyle uygulanışını gösterdiği ilahî emirlerin başında namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler gelir. Namazların hangi vakitlerde, kaç rekât ve nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekâtın hangi mallardan ne kadar verileceği, haccın nasıl yapılacağı gibi hususlar kur'ân'da yer almayıp hadis­lerle belirlenmiş, islam hukukunun birçok meselesi hadislerde verilen bilgilerle çözüme kavuşturulmuştur.

      Hadisler aynı zamanda kur'ân'da yer almayan birçok meseleyi açıklığa kavuştur­muş, bu konulardaki uygulama şekillerini göstermiştir. Örneğin; bir kadının âdet halinde kılamadığı namazları kaza etmeyeceği, bir erkeğin eşinin üzerine onun teyzesi ve hala­sıyla evlenemeyeceği, nesep yakınlığı dolayısıyla evlenilmesi haram olan kimselerle süt yakınlığı sebebiyle de evlenmenin haram olduğu gibi hususlar, yine şuf'a hakkı ile ilgili hükümler, neneye ve baba tarafından akrabaya düşecek miras gibi meseleler hz. Pey­gamber tarafından çözümlenmiştir.

      Kur'ân-ı Kerim'de temas edilmekle beraber hakkında fazla bilgi verilmeyen âhiretle ilgili hususlar, kabir hayatı, yeniden dirilme, mahşer, hesap, mîzan, cennet ve cehen­nem hayatı ile ilgili bilgiler de hadisler sayesinde öğrenilmektedir.

      Ahlakî faziletler, manevî ve ruhî gelişimi sağlayacak kurallar, düzenli bir aile hayatı için gerekli olan davranış biçimleri, insanlar arasındaki içtimaî ve ticarî münasebetleri düzenleyen hükümler, yöneten ile yönetilenler arasındaki ilişkiler gibi konularda da ha­dislerde geniş bilgi bulunmaktadır.

      Hz. Osman'ın şehit edilmesi olayından hemen sonra hariciler ve gâliye gibi siyasî fırkaların, h. I. (m. 7.) Yüzyılın sonlarından itibaren kaderiyye ve mürcie, bir müddet sonra da cehmiyye ve müşebbihe gibi mezheplerin ortaya çıkması ve bu fırka ve mez­hep taraftarlarının işlerine gelmeyen hadisleri inkar etmeleri, görüşlerini güçlendirmek maksadıyla hadis uydurmaları, hadisleri toplamakla meşgul olan kişileri konu üzerinde düşünmeye ve önlem almaya sevk etmiştir.

      H. I. (m. 7.) Yüzyılın ilk yarısından itibaren isnad konusu gündeme gelmiştir. İsnadın kullanılmaya başlamasıyla birlikte ehl-i sünnete mensup ravilerin rivayetleri kabul edil­miş, ehl-i bid'atın rivayetleri ise alınmamıştır.

      Bunun sonucu olarak; hadisi bir uzmanlık sahası olarak gören kimseler tarafından raviler titizlikle takip edilmiş, yaşayışları, dine bağlılıkları ve dürüstlükleri, bid'atle ilgileri bulunup bulunmadığı, özellikle yalan söyleyip söylemedikleri, hafızalarının zayıf olup olmadığı araştırılmış ve böylece daha ı. Yüzyılda cerh ve ta'dil ilmi doğmuş, bunun so­nucunda ravilerin hal tercümeleri (biyografileri) hakkında geniş bir birikim meydana gel­miştir.

      Hadislerin tedvini tamamlanınca, bunların sistemli bir kitap haline getirilmesi ve böylece aranan hadisleri kolayca bulmaya imkân verecek usullerin geliştirilmesi yönün­deki çalışmalar ağırlık kazanmıştır.

      Bazı âlimler, hadisleri konularına göre tasnif etmek ve bu şekilde "musannef" adı verilen eserler yazmakla, bazıları da hadisleri ilk ravileri olan sahabilerin adlarına göre sıralayarak "müsned" adı verilen eserler yazmakla meşgul olmuştur.

      Hadisleri bablara göre tasnif etmeye ilk olarak kimin başladığı bilinmemekle birlik­te, tirmizî'nin {kitâbu'l-ılel, s. 738) ve daha geniş bir şekilde râmehurmuzî'nin verdiği bilgilere göre, bu konuda ilk çalışmayı, genellikle "el-musannef" (el-câmi', es-sünen, el-muvatta) diye anılan eserleriyle mekke'de ibn cüreyc (ö. 150/767), yemen'de ma'mer b. Râşid, basra'da ibn ebi arûbe ile rebî' b. Sabîh, kûfe'de süfyân es-sevrî, medîne'de mâlik b. Enes, horasan'da abdullah b. Mübârek, rey'de cerîr b. Abdulhamîd, şam'da velîd b. Müslim gibi muhaddisler yapmıştır (râmehurmuzî, el-muhaddisu'l-fâsıl, s. 611-614).

      İlk tasnif çalışmalarıyla tanınan bazı muhaddislerin ıı. (8.) Yüzyılın ortalarında vefat etmesi, bu çalışmaların aynı yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren yazılmaya başlanmış olduğunu göstermekte, dolayısıyla tedvin ve tasnif çalışmalarını kesin bir çizgiyle birbirinden ayırmaya imkân bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.

      III. (9.) Yüzyılda hadis kitaplarında değişik ihtiyaçlara göre muhtelif sistemler uygu­lanmıştır. Bunların en yaygınları, hadislerin ravi adlarına (ale'r-ricâl) ve konulanna (ale'l-ebvâb) göre toplandığı tasnif sistemleridir.[1]

      Ravi adlarına göre (ale'r-ricâl) hazırlanan kitaplar, müsnedler ile mu'cemlerdir.
      Konulanna (ale'l-ebvâb) göre tasnif edilen kitaplar ise musannefler, cami'ler ve sö­nenlerdir.
      Musannefler, sünenlerdeki merfu hadislere ilaveten mevkuf ve maktu' hadislere de yer veren eserlerdir.
      Sönenler, taharetten vasiyyete kadar bütün fıkhî konulara ait merfu hadisleri ihtiva eden fıkıh kitapları tertibindeki hadis kitaplarıdır.

      Câmi'ler, dinî konuların tamamına yakınını kapsayan sekiz ana bölümü ihtiva eden eserlerdir. Her birine "kitap" denilen bu sekiz bölümün içerikleri kısaca şöyledir: îmân, ahkâm veya sünen, rikâk veya zühd, et'ime ve eşribe veya adâb, tefsir, tarih-siyer-cihâd, menâkıb, fiten ve melâhim. Câmi'ler, bu bölümlerden herhangi birine dâhil ol­mayan bazı konuları da ihtiva ederler. Yine bir eser, bu 8 bölümden herhangi birini ihtiva etmez veya eksik olarak ihtiva ederse, cami' olarak kabul edilmez. Bu sebeple "tefsir" bölümü eksik olduğu ve sistematik olmadığı gerekçesiyle müslim'in kitabının cami' ol­madığı görüşünde olanlar vardır. Cami'ler aynı zamanda "sahih" adıyla da anılmakta­dır. Örneğin; buhârî, müslim ve tirmizî'nin kitaplarının adı "el-camiu's-sahîh"tir.

      Kütüb-i sitte olarak adlandırılan 6 hadis kitabı, h. Iıı. (m. 9.) Yüzyılda tasnif edilen hadis kitaplarının en önemlileri kabul edilmektedir. Bunların içinde sadece sahih hadis­leri toplamayı hedefleyen buhârî ile müslim'in "el-câmiu's-sahîh"leri, kur'ân'dan sonra islam'ın en güvenilir iki kitabı sayılır.

      Şöhreti islâm âleminin her tarafına yayılan büyük hadis âlimi ebu abdullah muhammed b. İsmail el-buhârî'nin tamamen sahih hadislerden meydana geldiği kabul edi­len ve değişik konulardaki hadisleri bir araya toplayan "cami" türündeki meşhur eseri "el-câmiu's-sahîh"'m tam ismi, "el-câmi'u's-sahîhu'l-musnedu'l-muhtasar min umûri rasulillâh (s.a.v) ve sunenihî ve eyyâmihî"dir. Kısaca el-câmi'u's-sahîh veya sahih-i buhârî diye anılır ve daha ziyade bu isimlerle meşhur olmuştur.

      Sahîh'in bu uzun ismi, eserin özelliklerini de gösterecek niteliktedir. Buna göre isim­deki "el-câmî" kelimesi, kitabın cami türünden bir kitap olduğunu, bütün konularda rivayet edilen hadisleri bir araya topladığını ifade eder. "es-sahîh" kelimesinden, sahih hadisleri ihtiva ettiği anlaşılır. "el-müsned" ise eserin isnadı muttasıl hadislerden mey­dana geldiğini gösterir. "el-muhtasar" eserin sıfatıdır ve bu, bütün sahih hadislerin değil, müellifin koyduğu şartlara uyan sahih hadislerin bir kısmının eserde yer aldığına işaret eder. Diğer lafızlarsa, onun sadece hadisleri değil, bu hadislerin ait olduğu hükümlerin istinbatını da verdiğine delalet eder.


      İmam Buhârî'nin Kısa Biyografisi


      İmam buhârî'nin tam adı ve künyesi kaynaklarda, "ebu abdullah muhammed b. Ebi'l-hasan ismail b. İbrahim b. El-mugîre b. El-ahnef berdizbeh el-cu'fî el-buhârî" şek­linde geçmektedir.

      Devrin önemli muhaddislerinden hadis öğrenmiş bir baba ve duası makbul olduğu zikredilen bir anneden buhâra'da 13 şevval 194 (20 temmuz 810) cuma günü dünya­ya gelmiştir.

      Dedesinin dedesi olan Berdizbeh Mecûsî idi. Onun oğlu mugîre, buhara Valisi Cu'feli Yemân vasıtasıyla müslüman oldu. Buhârî bundan dolayı cu'fî nisbesiyle de anıl­mıştır. Dedesi ibrahim hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak babası ismail'in, mâlik b. Enes ve Abdullah b. Mübarek gibi âlimlerden hadis öğrenen bir kişi olduğu ve buhârî henüz çocukken vefat ettiği bilinmekte, hadise dair bazı kitaplarının oğluna intikal ettiği anlaşılmaktadır.

      Buhârî on yaşına doğru Muhammed B. Selâm El-Bîkendî, Abdullah B. Muhammed el-müsnedî gibi buhâralı muhaddislerden hadis öğrenmeye başlamıştır. On bir yaşında iken hocası dâhilî'nin rivayet sırasında yaptığı bazı hataları tashih etmesiyle dikkatleri çekmiştir. On altı yaşına geldiği zaman Şbnu'l-mübarek ve vekî' b. Cerrâh'ın kitaplarını tamamen ezberlemiştir.
      Bu sırada annesi ve kardeşi ahmed ile birlikte hacca gitti. Hac sonrası onlar mem­leketlerine döndükleri halde buhârî mekke'de kaldı ve hallâd b. Yahya Ve Humeydî gibi âlimlerden hadis tahsil etti. Daha sonra bu maksatla ilim merkezlerini dolaşmaya başladı. Bu merkezler alfabetik olarak şöyle sıralanabilir: bağdat'a sekiz defadan fazla gitti. Her seferinde Ahmed B. Hanbel ile görüştü ve ondan faydalandı.

      Basra'ya dört veya beş defa gitti. Orada ebu asım en-nebîl, ensârî diye tanınan basra kadısı muhammed b. Abdullah ve Haccâc b. Minhâl gibi muhaddislerden istifade etti. Mekkî b. İbrahim ve kuteybe b. Saîd gibi âlimlerden hadis dinlemek için belh'e birkaç defa gitti ve belhliler'in isteği üzerine onlara kendilerinden ilim tahsil ettiği 1000 hocadan birer hadis yazdırdı. Dımaşk'ta ebu müshir'den hadis öğrendi. Hicaz'da altı yıl kaldı. Humus'a gitti.

      Kûfe'ye birçok defa seyahat ederek âdem b. Ebu iyâs, ubeydullah b. Mûsâ, Ebu Nuaym El-Fadl b. Dükeyn gibi muhaddislerden hadis dinledi. Medine'de ismail b. Ebu üveys, merv'de abdan b. Osman, iki defa gittiği mısır'da saîd b. Ebu meryem, abdullah b. Yusuf ve asbağ b. Ferec gibi hocalardan hadis tahsil etti.

      İlk defa 209'da (824), son olarak da 250'de (864) gittiği ve beş yıl süreyle ha­dis okuttuğu nîsâbûr'da yahya b. Yahya el-minkarî gibi hadis hafızlarından faydalandı. Buhârî kendilerinden hadis yazdığı muhaddislerin sayısının 1080 olduğunu söylemiştir. (zehebî, alâmü'n-nübelâ, xıı, 395). Tek nüshası irlanda'da (chester beatty, nr. 5165/1, 11 varak) bulunan ibn mende'ye (ö. 395/1005) ait tesmiyetü'l-meşâyih ellezîne yervî anhüm el-imâm ebu abdillâh muhammed b. İsmâîl el-buhârî adlı eserde, buhârî'nin el-câmiu's-sahîh'te rivayette bulunduğu hocalarından 309 muhaddisin adı, yaşadıkları şehirler ve ölüm tarihleri verilmektedir.

      Ancak e/-camiu's-sahih'teki rivayetlerin, buhârî'nin derlediği yüz binlerce hadisin pek az bir bölümünü teşkil ettiği de gözden uzak tutulmamalıdır. Meşhur talebesi firebrî, el-câmiu's-sahîh"\\ buhâri'den 90.000 talebenin dinlediğini söylemektedir. En tanınmış diğer talebeleri imam müslim, tirmizî, ebu hâtim, ebu zür'a er-râzî, muhammed b. Nasr el-mervezî ve ibn huzeyme'dir.
      Buhârî'nin uzun seyahatleri sonunda derlediği hadislerle geniş bir kütüphane mey­dana getirdiği ve seyahatleri esnasında kitaplarını imkân nispetinde yanında taşıdığı an­laşılmaktadır. Buhârî'nin, bir gece uyumayıp o güne kadar yazdığı hadisleri hesapladığını ve senedleri muttasıl 200.000 hadis kaydetmiş olduğunu söylemesi, cariyesinin de, oda­sında adım atacak yer bulunmadığından şikâyet etmesi bunu göstermektedir (zehebî, alâmü'n-nübelâ, xıı, 411, 412, 452).

      Yazdığı hadislerin kitaplarda kalmadığını, onları iyi bir şekilde ezberlediğini gös­teren örneklerden biri bağdat'ta verdiği imtihandır. İbn adî'nin rivayet ettiğine göre, buhârî'nin Bağdat'a geldiğini duyan muhaddisler, 100 hadisin sened ve metinlerini bir­birine karıştırarak bunları on kişiye verdiler ve onlara toplantı yerine gelince buhârî'ye bu hadisleri sırayla sormalarını söylediler. Bu on kişi tespit edilen hadisleri çeşitli islâm ülkelerinden gelmiş olan muhaddislerin huzurunda okuyarak bunların mahiyeti hakkın­da buhârî'den bilgi istediler. Buhârî onlara bu hadislerin hiçbirini okunduğu şekliyle bilmediğini belirttikten sonra, ilk soruyu yönelten kimseden başlayarak, sordukları ha­dislerin sened ve metinlerinin doğrusunu her birine ayrı ayrı söyledi. Buhârî hakkında tereddüdü olanlar, onun nasıl bir hafıza gücüne ve ne kadar geniş bir hadis kültürüne sahip olduğunu gördüler.

      Buhâra valisinin sadece kendi- çocuklarına ders vermesi yönündeki isteğini de, ilmi belli insanlara tahsis edemeyeceği gerekçesiyle reddetti. Bunun üzerine vali, ya­kın adamlarından bir kısmının buhârî'nin ehl-i sünnet görüşüyle bağdaşmayan fikirlere sahip olduğunu iddia etmelerini sağladı. Sonra da bu iddiaya dayanarak onu kendi memleketinden çıkardı.
      Buhârî oradan semerkant'a gitmek üzere yola çıktı. Semerkant'a 3 mil mesafede bulunan hartenk kasabasındaki akrabalarını ziyaret etti. Fakat orada hastalandı ve semerkant'a gidemedi. 256 yılında ramazan bayramı gecesi vefat etti, ertesi gün (1 eylül 870 cuma) orada toprağa verildi. Ahmed adında bir oğlu olduğu ve evinde birkaç cariyesi bulunduğu bilgisi dışında ailesi hakkında bilgi yoktur.[2]

      Bununla birlikte; mişkâtu'l-mesâbîh adlı eserin müellifi el-hatîb et-tebrîzî ile bu ki­tabın şarihi aliyyu'l-kârî ve aclûnî, buhârî'nin hiç evlenmediğini, zira kaynaklarda böy­le bir bilginin bulunmadığını söylemişlerdir. Fakat bu bilgileri aktaran mübârekfûrî ise, buhârî'nin sünnete bağlılığını göz önüne alarak, onun evlenme gibi bir sünneti terk etmiş olamayacağı kanaatinde olduğunu belirtmektedir.[3]


          Eser hazırlanırken takıp edilen metod

      Daha öncede geçtiği üzere, buhâri ile müslim, islâm ümmetinin kurup geliştirdiği rivayet sistemini en iyi bilen ve onu en sağlıklı şekilde uygulayan iki hadis otoritesidir. Onlar sadece bu özellikleriyle değil, çevrelerindeki insanları hayran bırakan anlayış, zekâ ve sağlam mantıklarıyla da tanınırlar. Onların sahîh'leri ile ilgili bugün ortaya konan eleştiriler, çeşitli fırka mensupları tarafından yüzyıllar önce de bu eserlere yöneltilmiş, bunlar başta muhaddisler olmak üzere birçok islâm âlimi tarafından cevaplandırılmıştır. Bugün problemlerimizi çözmek için öncelikle islâm âlimlerinin eserlerine başvurmak, cevabını bulamadığımız problemleri bizden daha iyi yorumlayabilecek âlimlere götür­mek, bununla da sonuç alamadığımızda meselenin hallini zamana bırakmak en uygun davranış olacaktır.

       
      1. Eserde, buhâri ve müslim'deki hadisler sıhhat yönünden değerlendirilirken, bu hadisler, bazı modernistlerin veya hadis ayıklayıcılarının yaptığı gibi akla muhalif diye reddedilmemiştir. Çünkü aklın boyunu aşan müteşâbih âyetler bulunduğunu kabul edip de âyetin geldiği kaynakla devamlı temas halinde bulunan bir peygamberin gayb ve benzeri konularda zamanla anlaşılacak sözler söyleyebileceğini kabul etmemek doğru bir davranış değildir.
       
      1. Kur'ân-ı kerîm'de mecazlar bulunduğu gibi hadislerde de mecazlar vardır. Hem kur'ân hem de hadislerdeki mecazlara dair kitaplar yazılmıştır. Hadisteki mecazı gör­mezden gelip onu hakikî manaya hamletmeye kalkmak, sonra da o hadisi akla, his ve müşahedeye aykırı görmek mantıkla olduğu kadar samimiyetle de bağdaşmaz.
       
      1. Ayrıca modern ilme ters düştüğü iddiasıyla bazı hadisler reddedilmemiştir. Çünkü böyle bir şeye kalkışmak, bilimin, varacağı son merhaleye ulaştığını kabul etmek anla­mına gelir ki, bunun isabetsizliği ortadadır. Hemen her sahada hâlâ emekleme seviye­sindeki ilme uymuyor diye bir kısım hadisler ayıklanacak olsa, sonra da modern ilmin gelişmesiyle hadiste ifade edilen hususun doğruluğu anlaşılsa, bu büyük sorumsuzluğun hesabını kim verecek ve bu cüretin vebalini kim yüklenecektir?

       
      1. Bu çalışmada, samimiyetinden ve iyi niyetinden hiçbir zaman şüphe edileme­yecek bazı araştırmacıların sahihay ne ve diğer hadis kitaplarına yönelttikleri şarkiyatçı yaklaşım tarzı benimsenmemiştir. Çünkü uzun zamandan beri öz kültürlerinden koparıl­maya ve ona yabancılaştırılmaya çalışılan insanımızın gönlündeki ve kafasındaki boş­luğu dinini öğreterek, peygamberini sevdirerek doldurması gereken insanların hadisler karşısındaki bu nahoş tavrı büyük ızdırap vermektedir.
       
      1. Bu çalışma, sahîh-i buhâri üzerine yapılmış geniş kapsamlı bir çalışma değil, kısa ve özlü bir şerh çalışmasıdır. Genel olarak detaylı açıklamalara girilmemeye çalışılmış, kısa ve özlü açıklamalara yer verilmiştir. Her hadisin şerhi yapılmamıştır. Bundan dolayı
       
      Sahabi biyografilerine yer verilmemiştir. Ancak geniş açıklamaların yapıldığı yerler de olmuştur.
      1. Öncelikle merfu olan hadisler seçilmiş, ihtiyaç duyulduğunda sahabiden gelen mevkuf hadislere de yer verilmiştir.
       
      1. Neşre esas alınan nüsha, tahkikini Halil Me'mûn Şihâ'nın yaptığı ve İbn Hacer'in hedyu's-sârî adlı eseri ile birlikte basılan çalışmadır. Bu eserin, Beyrut-2004'te birin­ci baskısı yapılmıştır. Çalışmamızda bu eseri esas almamızın sebebi hem ibn hacer'in hedyu's-sârî adlı eserine yer verilmesi hem de sahîh-i buhârî üzerine yapılan yeni bir çalışma olmasıdır.
       
      Bu eserin tahkikini yapan halîl me'mûn şîhâ, imam buhârî'nin hayatı, sahîh-i bu­hârî üzerine yapılan çalışmalar, muhtasarlar, şerhler, el yazması nüshalar, baskılar hak­kında bilgi vermiş, sahîh-i buhârî'de geçen bütün hadisleri ve bab başlıklarını numara­landırmada büyük bir titizlik göstermiş ve bunu yaparken şimdiye kadar yapılan bütün numaralandırmaları dikkate almıştır.
       
      1. Kitabın önsözünü hazırlanırken, sahih-i müslim muhtasarı ve riyâzu's-salihîn tercümesi ile 8 hadis imamının rivayet ettiği emir ve yasak hadisleri adlı çalışmamızda kullanılan üslup ve yöntem esas alınmıştır.
       
      1. Çalışmamızda bab başlıklarına da yer verilmiştir. Ülkemizde sahîh-i buhârî üzerine yapılan türkçe neşirlerin hiçbirinde bab başlıklarına yer verilmemiştir. Hâlbuki buhârî'nin sahîh'inin önemini artıran özelliklerden birisi de bab başlıklarıdır. "Buhârî'nin fıkhı, terâcümündedir" yani bablara koyduğu başlıklardadır sözü meşhurdur.


       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786054041350
      MarkaBeka Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786054041350
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.