• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Şeytanın Hileleri, Muhyiddin İbni Arabi

      Şeytanın Hileleri, Muhyiddin İbni Arabi
      Şeytanın Hileleri, Muhyiddin İbni Arabi
      Şeytanın Hileleri, Muhyiddin İbni Arabi
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Fiyat:
      2,00 TL
      İndirimli Fiyat (%50) :
      1,00 TL
      Kazancınız 1,00 TL
      1.00 www.goncakitap.com.tr
      0,25 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
               Stoktan kargo 
       
        Kitap                Şeytanın Hileleri
        Yazar               Muhyiddin İbn Arabi
        Tercüme           Muhammet Akgün
        Yayınevi           Gelenek Yayınları 
        Etiket Fiyatı     1.50 TL
        Kağıt - Cilt       1.Hamur - karton kapak cilt
        Sayfa - Ebat    44 sayfa  -  9,5x14 cm - cep boy
        Yayın Yılı         2017
        ISBN                9789756138755
        Not                   İlk resimdeki kırmızı ve mavi renkli olanı gönderilecektir, son baskı budur.



      Gelenek Yayıncılık tarafından yayınlanan, Muhyiddin İbn Arabi nin yazdığı, Şeytanın Hileleri adlı kitabı incelemektesiniz. 
      Şeytanın Hileleri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusuözetifiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
                  
                ŞEYTANIN HİLELERİ
       
      Allah’u Teala’nın emri ile İblis’in Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile konuşması.
      İbn-i Abbas (r.a.) Hz.’inden naklen Muaz b. Cebel rivayet ediyor:
      – Bir gün Resulullah (s.a.v) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık.
      Bu arada, dışarıdan bir ses geldi:
      – Ev sahibi… içerdekiler… Eve girmem için bana izin verir misiniz?
      Benim sizden bir dileğim var. Bunun üzerine, herkes Resulullah (s.a) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve har zaman büyük oydu… İzin ondan çıkacaktı. Resulullah (s.a) Efendimiz duruma vakıf oldu ve:
      – “Bu sesin sahibi kimdir bilir misiniz?”  Buyurdu.. biz hep birden:
      – “En iyi bilen ALLAH ve Resuludur,” dedik. Bunu üzerine Resulullah (s.a.v.) Efendimiz:
       
      – “O, lain iblistir. “Şeytandır” Allah’ın laneti onun üzerine olsun…”
      Buyurunca;  ashabdan Hz. Ömer:
      – “Ya Resululah, bana izin verirseniz onu öldüreyim,” dedi…
      Resulullah  (s.a.) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:
      – “Dur ya Ömer, biliyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir… Öldürmeyi aklından çıkar.” Dedikten sonra şöyle buyurdu: 
      – “Kapıyı ona açın gelsin… O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.”
      Bundan sonrasını Ravi’den dinleyelim;
      – Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki şekli şu:
      Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor at kılı gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyor.
      Sonra, şöyle bir selam verdi;
      – Selam ya Muhammed; selam size ey cemaat-i müslimin.
      Onun bu selamına Resulullah (s.a.) Efendimiz şu mukabelede bulundu;
      – Selam Allah’ındır ya lain!”
      Sonra şöyle buyurdu:
      – Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?”
      Şeytan şöyle anlattı;
      – Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.”
      Resulullah (s.a.) Efendimiz Sordu;
      – Nedir o mecburiyetin?
      Şeytan anlattı;
      – İzzet sahibi Rabbin katında bana bir melek geldi. Ve dedi ki; Allah-ü Teala sana emir veriyor: Muhammed’e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve Ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın.. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin. Sonra… Allah-ü Teala buyurdu ki:
      -Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen… Seni kül ederim; rüzgara savurur… Düşmanlarını önünde, seni rüsvay ederim. İşte… böyle; ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim.
      Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.
      Bundan sonra Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu:
      – Madem ki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: halk arasında en çok sevmediğim kimdir?”
      Şeytan şu cevabı verdi:
      – Sensin ya Muhammed. Allah’ın yarattıkları arasından senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki? Resulullah (s.a.) Efendimiz sordu:
      – “Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?...”
      Şeytan anlattı:
      – Müttaki bir gence ki… varlığını Allah yoluna vermiştir.
      Bundan sonra sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resulullah (s.a.v.)( Efendimiz sordu; şeytan anlattı:
      – “Peki ya Kuran okudukları zaman nasıl olursun?..”
      – O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.
      – “Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?..”
      – Ha, işte… o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline beni ikiye böler.
      Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini ya Eba mürre?”
      Bunun üzerine İblis:
      – Onu da anlatayım…
      Dedikten sonra anlatmaya başladı:
      – Çünkü sadakada dört güzellik vardır.
       
      Şöyle ki:
      1-Allah-ü Teala, sadaka verenin malına ihsan eyler.
      2-O sadaka, veren kimseyi halkına sevdirir.
      3-Allah-ü Teala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.
      4-Allah-ü Teala, belayı, sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.
       
      Bundan sonra, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu:
      – “Ebubekir için ne dersin?..”  İblis buna şu cevabı verdi:
      – O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi… İslam’a girdikten sonra bana nasıl itaat eder?
      – “Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?..”
      İblis bun ada şu cevabı verdi:
      -Allah’a yemin ederim ki, her gördüğüm yerde ondan kaçtım.
      – “Peki Osman b. Affan için ne dersin?..”     
      – Ondan utanırım… hem de çok… Nasıl ki, Rahman’ın melekleri de ondan utanırlar…
      – “Peki, Ali b. Ebu Talib için ne dersin…”  İblis onun için de şöyle dedi:
      – Ah, onu elinden bir kurtulsam… O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma kalsam… O, beni bıraksa… ben de onu bıraksam… ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.
      Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar da kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:
      – “Ümmetime saadet ihsan eden; seni de taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah’a hamd olsun.”
      Resulullah (s.a.v.) Efendimiz o cümlesini duyan lain İblis şöyle dedi:
      – Heyhat, heyhat… Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın?..
      Ben, onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar benim bu halimi göremez ve bilemezler, beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah’a yemin ederim ki: Facirlerini ve Abidlerini… Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz.
      Fakat… Allah’ın halis kullarını… Evet, bunları azdıramam.
      Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:
      – “Sana göre ihlas sahibi olan Muhlis kullar kimlerdir?..”
      Bu suale İblis şu cevabı verdi:
      – Bilmez misin? Ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever… O Allah için bir ihlasa sahip değildir.
      Bir kimseyi görürsem ki; dirhemi ve dinarını sevmez; övülmekten, medh edilmekten hoşlanmaz,  bilirim ki o: İhlas sahibidir… Hemen onu bırakır kaçarım.
      Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği süre kalbi ve dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.
      Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür.
      Bilmez misin ki; ya Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.
       
      İblis anlatmaya devam etti:
      – Ya Muhammed, bilmez misin?.. Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra… o her çocuğumla birlikte yine yetmiş tane şeytan vardır.
      Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.
      Bir kısmını gençlere yolladım
      Bir kısmını da, meşayiha saldım.
      Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim.
      Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.
      Çocuklara gelince… onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.
      Bizimkilerin bir kısmını da, abidlerin başına dert ettim. Bir kısmına da zahidlerin. Onlar, bunların yanına girer, halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne…  hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye…
      İşte  böylece, onlardan ihlası alırım… onlar, bu haller ile, yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı… Ama, bu hallerinin farkında olmazlar. İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi;
      – Bilmez misin, ya Muhammed, Rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlas ile Allah’a ibadet etti. Bu ibadetleri sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki; Her dua ettiği hasta, duası bereketi ile şifayap oluyordu.
      Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım… Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teala aziz kitabında, ona şöyle anlatır:
      – “… Şeytanın hali gibidir ki; o insan:
      – Kafir ol…
      Dedi. Vaktaki o kafir oldu; bu defa ona şöyle dedi.
      – Ben, senden uzağım… Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (59/16).
      İblis, bundan sonra, bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı…
       
           Yalan
       
      – Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse… o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse… o benim sevgilimdir.
      Bilmez misin ya Muhammed, ben Adem’e
      Ve Havva’ya yalan yere Allah adına and içtim.
      – “Muhakkak, ben size nasihat ediyorum.” (7/16). Dedim… Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.
       
      Gıybet ve Koğuculuk
       
      Gıybet ve koğulucuğa gelince… Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.
       
      Nikah Üzerine Yemin Etmek 
       
      – Her kim, talak üzerine yemin ederse… Günahkar olacağından endiye edilir. İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine olsun. Her kim, talakı ağzına alırsa…  taa, hakikat  belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar. Hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden, hepsi cehenneme girer.
       
             Namaz
       
      – Ya Muhammed, namazı an bean tehir edene gelince… onu da aldatayım.
      O, her zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.
      Derim ki:
      – Henüz vakit var. Sene de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.
      Böylece o: Vaktini dışında namazını kılar… ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse, beni mağlup ederse… ona insan şeytanlardan birini yollarım… Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alı koyar. O, bunda da, beni mağlup ederse… bu sefer onun hesabını namazından görmeye bakarım. O namazın içinde iken:
      – Sağa bak… sola bak…
      Derim… O da, bakar… o ki böyle yaptı… yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona.
      – Sen, ebedi yaramaz bir iş yaptın.
      Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sen de bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez.
      Bundan da ona mağlup olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona: Çabuk namaz kılmasını emrederim. O da başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile, şerden bir şeyler topladığı gibi… Bu işi, ona yaptırmaktan da, başarı kazanmazsam; bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım.
       
      Orada onun başına bir gem takarım… Başına imamdan evvel secdeden ve ruku’dan kaldırırım… İmamdan evvel de, secde ve ruku yaptırırım.
      İşte… o böyle yaptığı için, kıyamet günü Allah onun başını eşek başına çevirir.
      O kimse, bunda da beni yenerse… bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o: beni teşbih edenlerden olur. Ama o işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.
       
      Bundan da, ona mağlup olursam. Bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, b esneme esnasında elini ağzına kapamazsa… onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte…  bundan sonra o kimse: Hep bize itaat eder. Sözümü dinler. Dediklerimizi yapar.
      Şeytan bundan sonra, konuşmasına devam etti:
      – Sen, ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki?..
      Ben onlara, ne tuzaklar kurarım… ne tuzaklar. Miskinlerine çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:
      – Namaz size göre değil… O, Allah’ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. Sonra da hastalara giderim:
      – Namaz kılmayı bırak. Derim… Çünkü Allah-ü Teala:
      – Hastalara zorluk yok…” (24/61)
      Buyurdu… İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir.
      Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse… Allah’ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teala’yı öfkeli bulur.
      Sonra şöyle dedi.:
      – Ya Muhammed, Eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun… Sonra…
      Eğer yalan varsa… Allah (CC) beni kül eylesin. İblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti.
      – Ya Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Halbuki ben onların altıda birini dininden çıkardım.
      Bundan sonra… Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ona, yani İblis’e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi:
       
      – Ya lain, senin oturma arkadaşın kim?”
      -Faiz yiyen.
      -“Dostun kim?”
      -Zina eden.
      -“Yatak arkadaşın kim?”
      -Sarhoş.
      -“Misafirin kim?”
      -Hırsız.
      -“Elçin kim?”
      -Sihirbazlar.
      -“Gözünün nuru nedir?”
      -Karı boşamak.
      -“Sevgilin kim?”
      -Cuma namazını bırakanlar.
      Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:
      -“Ya lain, senin kalbini ne kırar?”
      -Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi…
      -“Peki, senin cismini ne eririr?”
      -Tevbe edenlerin tevbesi.
      “Peki başına eğdiren nedir?
      -Çokça kılınan cemaatle namaz.
      Resululah (s.a.v.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:
      -“Sana göre insanların en saadetlisi kimdir?”
      -Namazlarını bilerek kasten bırakanlar.
      -“Peki, sana göre insanların en şakisi kim?”
      -Cimriler.
      -“Peki, seni işinden ne alı koyar?”
      -Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
      -“Peki, sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirsin?”
      -İnsanların tırnakları arasında.
      Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. İblis de cevap verdi.
      -“Rabbinden neler talep ettin?”
      -On şey talep ettim.
      -“Nedir onlar, ya lain?”
       
      -Şunlardır:
      1-Allah’tan diledim ki, beni ademoğullarını malına ve evladına ortak ede…
      Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu:
      -“Onlara ortak ol… Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder…” (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.
      Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim faiz ve haram karışan yemekten de yerim. Şeytandan Allah’a sığınılmayan malın da ortağıyım.
      Cinsi münasebet anında; Allah’a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim... Ve o birleşmeden hasıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümü dinler.
      Her kim hayvana binerken, helal yola gitmeyi değil de aksini isteyerek binerse, ben de onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum.
       
      Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir. Allah-ü Teala bana şu emri verdi:
       
      “Onlar üzerine süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart…” (17/64)
       
      2-Allah-ü Teala’dan diledim ki: Bana bir ev vere… bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
       
      3-Diledim ki; bana bir mescid vere. Pazar yerlerine bana berir mescid yaptı.
       
      4-Benim çini bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.
       
      5-İstedim ki; benim için bir ezan vere, Mezmurları erdi.
       
      6-Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere… Sarhoşları verdi,
       
      7-Diledim ki; bana yardımcılar vere… Bunun için de kaderiye mensuplarını verdi.
       
      8-İstedim ki; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenlere verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir:
       
      -“O kimseler ki; ballarını boş yere harcarlar… Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır…” (17/27) Bir ara Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
      -“Eğer söylediklerini, Allah’ın kitabındaki ayetlerle isbat etmeseydin. Seni tasdik etmezdik.”
      Bundan sonra İblis devam etti:
       
      9-Ya Muhammed, Allah’tan diledim ki, ademoğullarını ben göreyim; ama onlar beni görmeyenler. Bu dileğimi de yerine getirdi.
       
      10-Diledim ki; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa… Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim… gezerim… hem nasıl istersem…
       
      Bütün bu isteklerimi verdi.
      -Hepsi sana verildi.
      Buyurdu… Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra… şunu da ekleyelim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte… böylece kıyamete kadar, ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.
       
      Bundan sonra İblis şöyle anlattı.
      -Benim bir oğlum vardır… Adı: ATEME’dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa… gider; onun kulağını bevl eder… Eğer böyle olmasaydı; imkan yok, insanlar, namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.
      Benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da; MÜTEKAZİ’dir… Bunun vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktadır. Mesela: Bir kul, gizli bir taat işlerse… ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa… MÜTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayınlamasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece: Allah-ü Teala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder… Biri kalır. Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.
      Sonra… benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da KÜHAYL’dir. Bunun işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitemezler. Böylece hiç sevap almazlar.
       
      Bundan sonra iblis şöye anlattı:
      -Hangi kadın olursa olsun. Sonra… her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur… Ve onu, bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela:
      -Elini konulu dışarı çıkar; göster, Der… O da,  bu emri tutar… Elini, kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar:
      İblis, bundan sonra Resululah (s.a.v.) Efendimize kendi durumunu anlatmaya başladı:
      -Ya Muhammed, bir kimseyi delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben, ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm… o kadar.
      Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı; yeryüzünde:
      -Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın Resulüdür.
      Diyen herkesi oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde hidayet nevindin bir şey yoktur. Sen ancak Allah’ın Resulüsün. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kafir bırakmazdın.
      Sen, Allah’ın halkı üzerinde bir hüccetsin… ben de, kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere bir sebebim.
      Said oan kimse, taa, ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan Allah… Şekavet ehli kılan da Allah.
      Bundan sonra… Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu:
      -“Bunlar, taa, sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek… Ancak Rabbin esirgedikleri Hariç…” (11/19)
      -“Allah’ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir…” ‘33/38)
      Bundan sonra, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, İblis’e şöyle buyurdu:
      -“Ya Ebamürre, acaba senin bir tevbe etmen ve Allah’a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum... söz veririm…” Bunu üzerine İblis şöyle dedi:
      -Ya Resululah, iş verilen hükme göre oldu… Kararı yazan kalem de kurudu… Kıyamete kadar olacak işler olacaktır.
      Seni peygamberlerin efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah’tır. Ve o: Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.
       
      Ve İblis, cümlelerini şöyle tamamladı:
      -İşte… bu söylediklerim, sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerine de doğru söyledim. Evvel, ahir, zahir, batın, alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
      Efendimiz Muhammed Nebiye Allah salat eylesin. Keza onun aline de… ashabına da… Amin!
      Bütün peygamberlere selam… Alemlerin Rabbi olan Allah’a da, -tekrar- hamd olsun… ( şeytanın hileleri kitap , şeytanın hileleri kitabı , şeytanın hileleri, cep boy , hidayet yayıncılık , muhyiddin ibni Arabi kitapları , muhiddin ibn Arabi şeytanın hileleri, gelenek yayınları )




      Gelenek Yayıncılık tarafından yayınlanan, Muhyiddin İbn Arabi nin yazdığı, Cep Boy Şeytanın Hileleri adlı kitabı incele diniz. 
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789756138755
      MarkaHidayet Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789756138755
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.