• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Suffa Meclisleri Ders Seti, 4 Kitap

      Suffa Meclisleri Ders Seti, 4 Kitap
      Suffa Meclisleri Ders Seti, 4 Kitap
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      210,00 TL
      İndirimli Fiyat (%42,9) :
      120,00 TL
      Kazancınız 90,00 TL
      120.00 www.goncakitap.com.tr
      30,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo Sınırlı Sayıda

      Kitap             Suffa Meclisleri Ders Seti
      Yazar            Muhammed Emin Yıldırım, İ. Lütfi Çakan
      Yayınevi        Siyer Yayınları
      Kağıt Cilt       2.Hamur , 4 Cilt Takım, Karton kapak cilt
      Sayfa Ebat    1.596 sayfa,  16,5x23,5 cm.
      Yayın Yılı       2017, 2018 
             


      Muhammed Emin Yıldırım, İ Lütfi Çakan, Suffa Meclisleri Ders kitap seti ni incelemektesiniz.

      Siyer Yayınevi Suffa Meclisleri 4 Cilt Ders kitap seti hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı.Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


      Suffa Meclisleri Projesi

      Suffa Meclisleri Projesi, 2012 yılında Siyer Vakfı olarak başlattığımız bir çalışmaydı. Birçok yerde oluşturulan ders halkalarıyla, 5 yıllık bir program dâhilinde kulluk yolunda azıklar edinme maksadıyla bir araya gelinecekti. İlk yıl hadis, ikinci yıl siyer, üçüncü yıl ilmihal, dördüncü yıl Kuran ve beşinci yıl akaid olarak program belirlenmişti.

      Suffa Meclisleri Projesi belirlenirken, "Neden Suffa Meclisleri?" sorusuna şöyle cevaplar verilmişti:

      •    Kifayet miktarı ilmi elde etmek için
      •    Dünyaya dalıp ahireti unutmamak için
      •    Cennetin kokusunu buralardan hissedebilmek için
      •    Duygu, düşünce ve eylem birlikteliğini sağlamak için
      •    Yorgunluğa düşüp, aslî vazifeleri aksatmamak için
      •    El ele verip Selam yurdu olan cennete yürüyebilmek için
      •    Tebliğ ve davet ile sorumluluğumuzu yerine getirebilmek için

       

         SÖZBAŞI

      "İslâm dinine girme hususunda öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara ihsan üzere tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemi­ninden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur."  (Tevbe, 9/100)

      Bir Müslüman için öncelikli hedef, Allah'ı razı etmek ve Allah'tan razı ol­maktır. Bu rızanın nasıl elde edileceğinin en güzel örneği hiç şüphesiz Peygam­ber Mektebi'nin talebeleri olan sahabe neslidir.
      O nesil, beşerin neler yapabileceğini gösteren en güzel numunedir.
      O nesil, belirlenmesi gereken hedeflerin hangileri olması gerektiğini öğre­ten bir medresedir.
      O nesil, her türlü olumsuzluğa ve ağır imtihanlara karşı bir ümit ve çözüm kaynağıdır.

      O nesil, doğru yolda nasıl doğru yürüneceğinin en güzel örnekleridir.
      O nesil, her daim amellerimizi kontrol edeceğimiz bir mihenk taşıdır.
      Hal böyle olunca bize düşen ayette beyân buyurulduğu gibi "ihsan üzere onlara tabi olmaktır."

      Peki, ihsan üzere tabi olmak ne demektir?
      Sahâbeyi doğru anlamak, gerçek mânada sevmek, onları hayatımızın temel ölçüsü, Kur an ve Sünnet'in beşerî zemindeki en güzel pratikleri olarak kabul etmek, onları her daim hayırlarla yâd etmek ve onları kendi anlayışlarımıza ve yorumlarımıza feda etmeden oldukları gibi anlamaya çalışmak ve onları insan­lığın aynaları, iman ve kardeşliğin sadâları olarak bilip, hayatlarını hayatlarımıza taşımaya gayret etmektir.
      Özellikle son ifadelerin üzerinde biraz durursak, şunu söylemek durumun­da kalırız: Sahâbe nesli, ideal kulluğun ne olduğunu yaşadıkları hayatlarla orta­ya koydukları için "İnsanlığın Aynaları" oldular.
      O aynaya bakan hem kendini hem onları görecek ve onlardan doğru olanı öğrenerek ve kendisine çeki düzen verecek...
      Böylece eksikler tamamlanacak, yanlışlar düzeltilecek; aşırılıklar itidal çiz­gisine çekilecek, azalan heyecanlar artacak, biten ümitler yeniden yeşerecek...
      Onların sadâları, gök kubbede her daim yankılanan hoş bir sadâ olacak...
      Ne kadar hasretiz o hoş sadâlara...
      Özledik hem de çok özledik Ebûbekirce sadâkati...
      Zülüm ile inleyen bu çağda Ömerî adâleti...
      Hayâsızlığın takdir gördüğü şu zamanlarda Zinnûreyn iffetini...
      Cehaletin rütbe, taassubun mevki, nefretin rant olduğu şu zeminlerde Alî­ce ilmi ve hikmeti...
      Özledik Haticevari şefkatli elleri, ayırmadan, kayırmadan bütün bir âleme anne nazarı ile bakan bakışları...
      Gittiği her yeri Yesrib bilip, bahanelere kapılarım kapatıp davet için inleyen Musabları...

      Kalan bir belimdeki kuşaktır, o da risâlet davasına feda olsun diyen Esma­ları...
      Kerbala'nın meydanında kılıçlar altında doğranırken bile cahillere merha­met nazarı ile bakan Hüseyinleri...
      Anadolu'nun dört bir tarafına iman tohumlarını eken İyâdları, Safvânları, Habibleri, Ebû Ubeydeleri...
      Cihad aşkım her sevdanın önüne alan Mihmandar-ı Nebî olan Ebû Eyyûb el-Ensarîleri...
      Kardeşliğin kitabını yazan, imanî bir sorumluluk olan kardeşliği lafta bırak­mayıp hayatlara taşıyan Abdurrahmanları, Sa'dları, Ebû Talhaları...

       Özledik Selmânları, Ammârları, Aişeleri, Fâtımaları...
      Habeşistanları yeşerten Caferleri, sancakları dalgalandıran Üsâmeleri, top­rakları imana doyuran Zeydleri...

      Nicedir hasretindeyiz bu sadâların...

      Olmaktan çok, konuşmak oldu azıklarımız...
      Sözün çok, amelin az; rivayetin çok, riayetin az; tebliğin çok, temsilin az ol­duğu şu zeminlerde, yıprandı bütün değerlerimiz...

      Herkes birbirine havale edip kendi hanelerine çekildiği için Ebû Cehiller, Ebû Lehebler, Utbeler doldurdular o kötü halleri ile dünyayı...
      Bu yüzden karardı semamız, zulüm dört bir tarafı sardı, mazlumlar çoğaldı, namuslar kirletildi, çocuklar Akdeniz'in, Ege'nin sularına gömüldü...
      Ağladı Halep, Humus ve Şam...
      Nicedir yol gözleyen Kudüs'ün gözleri yoruldu...
      Urumçi, Hoten, Kaşgar, feryat etmekten bıktı...
      Ama Sahâbe bir daha umut oldu, fer oldu, heyecan oldu, gayret oldu, ha­miyet oldu...
      İnşallah 'Sahâbe Dersleri' bu kaybedilen kıvamın yeniden kazanılmasına bir vesile olur. Mevlâ bunu bizlere nasip eylesin.

      Suffâ Meclisleri Sohbet Halkaları 7. Yılında...

      Bir söz ve sohbet medeniyeti olan İslâm Medeniyetinde, ilim halkalarının değer ve kıymetinin çok farklı bir yeri vardır. Böyle olduğu için bizler de bu gü­zel geleneği devam ettirmek için yıllardır gayret vermekteyiz. Bu gayretin bir göstergesi olan ve 2012 yılında başlayan Suffa Meclisleri projesi hamdolsun 7. yılma erişmiş oldu. Hatırlanacağı üzere ikinci 5 yılın ilk senesi, yani 6. sene ko­numuz "Hadis Dersleri" idi. Her yıl daha fazla nitelik kazanarak devam eden bu çalışmamız, gerek İstanbul'da, gerek Anadolu'da ve gerek dünyanın farklı yerle­rinde kurulan ders halkaları ile faaliyetlerine devam ediyor.

      Bu yıl "Sahâbe Yılı" olması hasebiyle, Suffa Meclislerinin konusu da "Sahâbe Dersleri" oldu. Sahâbe dediğimiz o peygamber mektebinin talebele­ri olan o öncü ve örnek nesil, hayatın birçok alanında bize model oldukları gibi sohbet meclisleri meselesinde de modeldirler. Kendileri de gerek Dârü'l-Erkam'da, gerek Suffa'da, gerek Mescid-i Nebevî'de hep sohbet ile beslendiler, ye­tiştiler, geliştiler... Böylece örnek bir nesil oldular. Umuyoruz ki bu dersler bo­yunca bizlere de o elde ettikleri güzellikleri ulaştırsınlar. Onlar ulaştırırlar da inşallah bizler istifade edenlerden oluruz.

      Sahabe Dersleri

      Suffa Meclislerinin yedinci yılının konusu olan "Sahâbe Dersleri" her yıl hazırlanan müfredata uygun bir şekilde 32 ders olarak hazırlandı. 1. derste, "Sahâbenin Önemi Değer ve Konumu" başlığında, sahâbe kavramı üzerinde duruldu. Hem hadis âlimlerimizin hem de usûl âlimlerimizin bu konuda ver­dikleri tanımlar aktarıldı. 2.dersten 32. derse kadar ise Hz. Ebû Bekir'den başla­yıp, Enes b. Mâlik ile biten 31 sahâbî hakkında bilgiler verildi.

      Elden geldiğince özetlemeye çalışsak da o bereketli hayatlar sayfalara sığ­madı. Bundan dolayı her yıl ki müfredata göre bu yıl ki müfredat biraz daha ha­cimli oldu. Ancak okuma ve anlatım konu itibari ile rahat olduğu için hacim gö­zümüzü korkutmamalıdır.
      Sahâbe Dersleri müfredatımızın içeriği de oldukça zengin... Her dersin ba­şında, Kur'ân İklimi ve Nebevi Seda bölümlerinde bir âyet ve hadis yer aldı.

      Sahâbe Tablosu kısmında o sahâbî efendimiz ile alakalı kimlik bilgilerine yer verildi.
      Hakkında İnen Ayet bölümünde, sebeb-i nüzûl kitaplarımızda geçtiği üzere, o sahâbî efendimiz ile alakalı inen bir âyet seçilerek, âyet-sahâbî ilişkisine dik­kat çekildi.
      Hz. Peygamberin (sas) Dilinden kısmında, o sahâbî efendimiz hakkında Hz. Peygamber'in (sas) bir hadisine yer verildi.
      Rivayet Ettiği Hadis bölümünde, o sahâbî efendimizin bizzat kendi rivayet ettiği bir hadis aktarıldı.
      Kendi Lisanından kısmında ise o sahâbî efendimizin bir sözüne yer verildi.
      Şâhidlerin Dilinden bölümünde ise o sahâbî efendimizi bizzat görmüş ya başka bir sahâbînin veya tabiîn neslinden birinin bir sözü aktarıldı.
      Âlimlerin Dilinden kısmında ise sonradan gelen âlimlerden birinin o sahâbî efendimiz ile alakalı bir sözüne yer verildi.
      Alınması Gereken Mesajlar bölümünde ise o sahâbî efendimizin hayatından çıkarılacak dersler maddeler halinde aktarıldı.
      Bir Temenni...
      İlhamını ve azığını sahâbeden almaya çalışan bu kardeşiniz diyor ki:
      "Gelin, sesi ve nefesi tükenen şu zor zamanlara ve zeminlere, bir sahâbe yankısı bırakalım. Haykırışımız ideal kulluk çizgisini, hayatları ile âleme göste­ren o güzel insanlar olsun ve onların ruhlara hitap eden nağmeleri, bizim dille­rimizde ve hayatlarımızda yeni bir besteye dönüşsün..."
      Mevlâ hepimize bunu nasip eylesin. Bizi bu dünyada onların yollarının yol­cusu, öte dünyada sofralarının misafiri kılsın.

      Muhammed Emin Yıldırım
      20 Muharrem 1440
      30 Eylül 2018

      TAKDİM

      Bismillah, Elhamdü lillah. Ve's salat ve'sselâmu alâ resulillah...
      Bu kitap, Siyer Vakfı Eğitim Birimi tarafından, "Hadis Yılı"nda okutu­lacak hadis dersleri için ders notu olarak hazırlanmış metinlerden oluştu­rulmuştur.
      32 dersten oluşan kitabın, her bir dersinin başına, "Kur'an İklimi"' baş­lığı altında iki âyet konmuş, sonra "Nebevi Sadâ" başlığı ile hadis metni ve tercümesi daha sonra da Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan hocanın Hadislerle Gerçekler -İslam Öncelikli Bir Hayat İçin- adını taşıyan kitabından seçilen hadislerin yorumlarına yer verilmiştir.
      Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan ve Prof. Dr. Raşit Küçük hocaların birlikte hazırladıkları Riyazu's-sâlihin, Peygam­berimizden Hayat Ölçüleri kitabından ilgili hadislerde geçen ravilerin tercüme-i hallerine yer verilmiştir.
      Son olarak Hadisten Öğrendiklerimiz başlığı altında her hadis için 5 maddeden oluşan sonuçlar müstakil sayfa halinde sunulmuştur.
      Vakfımız Eğitim Biriminin bu projesine, hadis yorumlarının kullanıl­masına izin veren yayıncı kuruluş, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayın İşletmesi yönetimine, yazar İsmail Lütfi Çakan hocaya teşekkür ederiz.
       
      Ayrıca 32 ders metni dosyalarını baştan sona okuyup gerekli düzelt­meleri yapan ve teklifleriyle kitabın muhtevasına katkıda bulunan İsmail Lütfi Çakan hocaya, projeyi ciddiye alıp bize yardımcı olduğu için ayrıca şükranlarımızı sunmayı bir borç biliriz.
      Bir anlamda deneme niteliğinde gerçekleştirmek istediğimiz bu proje­ye hoca-talebe ve yönetici olarak katkıda bulunacak ilim yolcuları ve des­tekçilerine de üstün başarılar dileriz.

      Gayret bizden tevfik Allah'tandır.
       
         Söz başı

      Allah Teâlâ'ya hamd ü senâ, Resulü Hz. Muhammed Mustafa'ya salât u selâm, âl ve ashâbına ve onların yoluna güzelce tâbi olanlara saygı ve ihtiram ile...
      Hz. Peygamber'in işlevsel konumunu "Allah'ın resülü/elçisi" çerçeve­sinde ele almak risalet gerçeğini kökten kavramak bakımından fevkalâde önemlidir.
      Allah Teâlâ, "Elâ lehu'I-halku ve'l-emr, İyi biliniz ki yaratmak da yönet­mek de Allah'a âittir'w buyurmaktadır.

      Yüce Yaratıcının hükümlerinden tekvini ve tedbirî olanlar, içindekilerle birlikte evrendeki varlıkları ilgilendirmektedir. Her varlık kendisi için tak­dir edilmiş olan çerçevede devam edip gitmektedir. Teklifi hükümleri ise, onun kendisine ait olduğunu bildirdiği emr/yönetim ile ilgili ve insanlara/ mükelleflere yöneliktir. Peygamberler, işte bu teklifi nitelikteki hükümleri tebliğ eden, görev süre ve yörelerinde onların nasıl anlaşılması gerektiğini sözlü olarak açıklayan, nasıl uygulanacağını fiilen gösteren, şekillendiren, güncel ifadesiyle yorumlayan elçilerdir. Bir başka anlatımla peygamberler, beşerî hayata yönelik ilâhî irade ve müdâhalenin görevlileri, temsilcileridir. Nitekim zikrettiğimiz âyetin siyak-sibakı ve Hz. Peygamber'e itaati ve uy­mayı emreden'21 âyetler, Hz. Peygamber'in, beşerî hayata yönelik ilâhî irade ve müdâhalenin temsilciliğini onaylamaktadır. Üstelik bu temsilcilik fev­kalâde dinamik/amelî/pratik, bütünüyle hayatın içinde bir temsilciliktir. Asla pasif bir temsilcilik değildir.

      Tüm peygamberlerden farklı olarak Peygamber Efendimiz, söz konusu ilâhî irâde ve müdâhaleyi son kez ve evrensel çapta temsil etmiş, şekillen­dirmiştir. Sünnet en temelde, işte bu müdahalenin formunu oluşturmak­tadır. O halde Sünnet, Peygamberimiz tarafından temsil edilen ilâhî irade ve müdahalenin kavramsal adı ve temsilcisi demektir. Hadisler de tabiî olarak, bu temsilin bilgi ve belgelerini içermektedir. Hadis kitaplarımız ise bu bilgi ve belgelerin umuma açık arşivleridir.
              

      [1] el-A'raf7/54.
      [2] Bk.Âl-iİmrân3/31.
       
      Sünnet'i "ilâhî irade ve müdahalenin temsilcisi olarak", temel fonksiyo­nu ve yapısal bütünlüğü içinde algılamak çok farklı ve anlamlı bir iştir. Bu durum, "Ben müslümanlardanım" diyen İslam kimlik ve kişiliğinin idrakini ifade eder.

      Yüce Yaratıcı bir âyet-i kerimede, Hz. Peygamber'in inananlara dönük işlevsel konumunu ve bu konumun vahiy-resûl-sünnet-ümmet bağlamında ne anlama geldiğini şöylece açıklamış bulunmaktadır:

      "Gerçek şu ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülük­lerden, yanlış inançlardan ve inançsızlıktan) onları arındıran, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermek suretiyle Allah, mü'minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki onlar daha önce apaçık bir sa­pıklık içinde idiler.'™

      Hz. Peygamber de ümmeti karşısındaki konumunu "innema meseli ve inne meselî = benim konumum" diye başlayan beyanlarında, değişik açılar­dan ortaya koymuştur. Neticede "aleyküm bi sünnetî = Size benim yaşayı­şımı takip etmek düşer" buyurmuş, inananlarla arasındaki ilişkinin ittiba ve uyum ilişkisi olduğunu duyurmuştur. Esasen Kur'an-ı Kerim'de de "...O elçiye uyarsanız, doğru yolu bulursunuz'™ buyrulmuştur.    

      Peygamber, mü'minlere öz nefislerinden daha ileri/önceliklidir'™ âyeti, kimi müfessirlerce -haklı olarak- "Peygam­ber'in sünnetine uymak, mü'minler için kendi görüşleriyle amel etmekten önde gelir'™ diye anlaşılmış ve açıklanmıştır. Bu sebeple, "inneme'l-ame-lü's-sahîh hüve mâ vâfeka's-sünne = Makbul kulluk, Sünnet'e uygun olan kulluktur" hükmü tam bir gerçeklik kazanmış bulunmaktadır. Çünkü Allah Teâlâ Hz. Peygamber'i "en güzel hayat örneği" diye takdim etmiştir.

      [3] Al-i İmrân 3/164. Bu âyet Hz. Peygamber'i sırasıyla "müminlerin aralarından (beşer)" "Allah'ın âyetlerini okuyan (mübelliğ), "müzekkî-mürebbî" ve "muallim-mübeyyin" olarak tanıtmak­tadır.
      [4] El-A'raf 7/158 [S] el-Ahzab33/6
      [6]   Bk. Kadı Iyaz, eş-Şifâ-ı Şerif (tercüme, s. 55)

      Hz. Peygamber'e uymak, onun yaşayış biçimine, sünnetine hayatı uy­durmakla mümkündür. Bir başka deyişle, onun hayatını imkan ölçüsünde taklit etmek, iman gereğidir. Bu, asla terim anlamında bir taklit değil, tam aksine İslâm kimlik ve kişiliğinin elde edilmesi için gerekli olan ittiba anla­mında taklittir. Zira sadece Hz. Peygamber'in hayatı dindir.'71 Dini yaşamış olmak için onun nezih hayatının -imkânlar ölçüsünde- taklit edilmesi ge­rekmektedir. Çünkü ilâhî müdâhalenin Hz. Peygamber tarafından gerçek­leştirilmiş formu demek olan Sünnet'e uymak, Müslümanca yaşamaktır. Bir başka ifadeyle, Hz. Peygamber'in işlevsel konumunun sonuçlarını güne taşımak, yeniden hayata geçirmek ve de ümmetin risâleti/elçiliği sorumlu­luğuna sahip çıkmak demektir.

      Bu ağır ve şerefli görevi yerine getirebilmek için hiç kuşkusuz her şeyden önce sünnetin bilgi ve belgeleri olan hadis-i şerifleri öğrenmeye, onların günümüze yönelik içerdikleri bilgi ve uyarıları kavramaya ihtiyaç bulunmaktadır.,

      İşte bu ihtiyacı belli ölçülerde de olsa karşılama amaçlı gayret, teşebbüs ve programlar her zaman takdirle karşılanacak faaileyetlerdir. Özellikle de günümüzde üzülerek müşahade ettiğimiz gibi, anlaşılmaz bir hadis/sün­net düşmanlığı ve eleştirisinin değişik çevrelerce vahşi bir zevkle yürütüldüğü ortamlarda hadis bilgi ve sevgisini, sünnet bilincini pekiştirici faaliyet­lerin değeri elbette her türlü takdirin üzerinde bir anlam ifade etmektedir.
      Bu sebeple Siyer Vakfı'nın 2017 yılını hadis yılı ilan edip ona göre eği-tim-öğretim, kültürel aktiviteler ve yayın programları planlamış olması da bu çerçeve de memnuniyet verici bir girişim olmuştur.
      "Ameller niyetlere göre değerlendirilir" hadis-i şerifinin ortaya koy­duğu ölçü içinde bu ve benzeri çalışmaların makbuliyetini temenni etmek "söz başı" duamızdır.

      İsmail Lütfi ÇAKAN
      16 Eylül 2017

      [7] "Hocanın dediğini tut, gittiği yoldan gitme!" sözü de bize göre 'Hz. Peygamberden başka kimsenin hayatı din olarak taklid edilemez' anlamında bu temel ilkeyi belirlemektedir. Bilinen bir gerçektir ki, "ma'sum yani hata işlemekten korunmuş olmayan kimselerin taklidi dinin tahrif sebeplerindendir." [Bk. ed-Dihlevi, Huccetu'llahi'l-bâliğa, I, 352 (trc. I, 444)]

          SÖZBAŞI

      Bir Cuma günü ve Arefe
      Yer: Arafat... Binlerin, yüzbinlerin dua dua yakardığı, marifet meydanı...
      Mübarek bakışlarını Refik-i Â'lâ'ya çevirmiş olan, Âlemlerin Rahmet vesi­lesi, her konuşmasını: "Belki bugünden sonra bir daha görüşemeyebiliriz!" diye bitiriyor.^
      23 yıl önce Hira'da 'İkra ile başlayan süreç, şimdi Arafat'ta 'el-Yevme diye nihayete eriyor...
      Kur an'ın mübelliği konuşuyor: "Size sarıldığınız müddetçe asla sapmayaca­ğınız iki ağır emanet bırakıyorum. Onlardan biri Allah'ın kitabı, diğeri ise benim Sünnetimdir...
      Allah'ın kitabı: Kelâmullah
      Resul un Sünneti: O yüce kelâmın hayata dönüşmüş şekh... Biri satırlardaki Kur an, diğeri hayatın içindeki Kur'ân... Biri asıl, diğeri usûl... Biri kaynak, diğeri ırmak...
      Hakkıyla o kaynağa sarılan ve ırmağa dalan; miladî 6. asırda sahabe olarak çıktı...
      Çünkü bu kitap mucize bir kitap...

      [ 1 ]  İbn Hişam, es-Sîre, IV, 250. [2]  İmam Mâlik, Muvatta, Kader, 3.

      Harfleriyle, kelimeleriyle, cümleleriyle, ölçülü lafzı ile mananın hakkını vermesiyle, meydan okumasıyla, nazmı ile, belagatı ile fesahati ile ve daha yüz­lerce özelliği ile mucize bir kitap...
      İnsan yetiştirmesi ile, toplumu dönüştürmesi ile, şakilerden saidler, cahil­lerden âlimler, inkarcılardan müminler, nankörlerden şakirler, merhametsiz­lerden halimler, hazcılardan zahitler yetiştirmesi ile mucize bir kitap...
      Cahiliye bataklığını Saadet Asrına, çöl adamlarını medeniyet havzasına, kör taassupları hikmet membaına, şehvet düşkünlerini iffet kahramanına dö­nüştüren mucize bir kitap...
      Kitab'ın mübeyyini konuşuyor: "Gerçekten Allah, bu kitap ile bazı topluluk­ları yüceltir, bazılarını ise alçaltır." ^

      Vallahi böyle...
      Tarih, bu söze en gür seda ile "Sadakte Ya Resûlullah!" diyor. Kitaba uyanlar yüceldi; Esfel-i Sâfilîn'den Ahsen-i Takvime... Kitaba uyanlar yüceldi; kölelikten özgürlüğe... Kitaba uyanlar yüceldi; değersizlikten ulviliğe...
      Kitab'ın dirilten sedasına uyanlar, kendilerinin dünyanın sahibi değil, şahi­di olduklarını anladılar...
      Yaşamak için değil, yaşatmak için seferber oldular...
      Kur anın neşet ettiği coğrafyadan kalkarak, Kur andan mahrum olanlara o ilahî muştulan ulaştırmak için kendilerini feda ettiler...
      23 yılda inen Allah'ın kelamını, arkasından gelen 23 yılda üç kıtaya ulaştır­dılar...
      İnkâr ve şer cephesi çok iyi anladı ki, bu kitap mucize bir kitap...
      Onu, Peygamber rehberliğinde anlayanlar, mucize nesiller yetiştirmeye devam edecekler...

      [3] Müslim, Müsâfirîn, 269; İbn Mace, Mukaddime, 16.
      Öyleyse ne yapmalı?
      Kur an'ı, ona iman edenlerin elinden almalı, ona iman etmeyenlerin arası­na ise engeller koymalı...
      Ama bu kitap mucize bir kitap...
                                                  
      Eğer Allah, hidayeti vermeyi dilemişse; bütün dünya engel olsa ne yazar?
      İnkâr cephesi, Kur an'ı müminlerin elinden alamayacağını anlayınca, yeni bir plan devreye sokuldu.
      Kur an kutsal bir kitap olarak Müslümanların elinde kalsın.
      Düğünlerde, merasimlerde, cenazelerde, kabirlerde okunsun...
      Ama kimse, "Rabbim bana ne diyor, benden ne istiyor?" diye sormasın...
      Sormayı günah saysm, ahkâmı ile amel etmeyi, ahlakı ile ahlaklanmayı ak­lından bile geçirmesin...
      Bazen Kur an, mızrakların ucuna takılsın; kirli siyasetlerin, haksız ticaretle­rin, liyakatsiz makamlarm, ehliyetsiz itibarların kazanılmasının vesilesi kılınsın.
      Birileri: "Yaklaşma Kur an'a! Sen anlamazsın!" derken, bir diğerleri: "Pey­gamber bıraktı gitti, şimdi sıra biz de, akıllarımız bizim peygamberlerimiz..." diyerek, Kur an'ı kendi şahsi yorumlarının kurbanı etsin.
      Birileri Kur an'ı yüceltelim diyerek, birileri güya hayata taşıyalım diyerek, hayattan dışarı taşısın...
      Ama önümüzde mucize bir kitabın yetiştirdiği mucize bir nesil vardı...
      Kur an ile doğan, onunla büyüyen, onunla yoğrulan, onunla kıvama gelen, onunla gülen, onunla ağlayan bir nesil vardı.

      O nesil, son vahyin ilk muhataplarıydı...

      O nesil, Kur anın canlı tanıklarıydı...
      O nesil, yaptıkları, konuştukları ile Allah (cc) tarafından direkt övülen; yapmadıkların da ise uyarılan bir nesildi...
      O nesil, Allah kendilerinden razı, kendileri de Allah'tan razı bir nesildi...
      O nesil, sadece vahye şahit olmak ile kalmamış, kendilerinden sonra da dinin intikal ve muhafazası için seçilmiş bir nesildi...
      Elbette Kur an ı, onun ilk muhatabı olan Hz. Peygamber (sas) ve Onun mübarek ellerinde yetişen o bahtiyarlar topluluğu herkesten daha doğru anlar­dı.
      Şimdi Kur an'la yeniden dirilmek isteyen bir Müslüman, nasıl olur da Kur an'ı temel kaynak olarak değil de tek kaynak olarak görür...
      Nasıl kendinden önce kulluk yolunda yürüyen büyüklerin ayak izlerini görmezden gelir!?
      Her gün onlarca kez Fatiha'da: "Allah'ım! Beni gazaba ve dalâlete düşenlerin yoluna değil, nimet verdiklerinin yoluna ilet!" diye dua etmesine rağmen, Nisa Sûresinin 69. ayetinde nimet verilenlerin "Nebiler, Sıddıklar, Şehitler ve Salihler" olduğu beyan edilirken, aklını kullanacağı yerde, onu putlaştırıp, nefsinin esiri olur...

      Doğru Yolun Doğru Rehberleri

      "Şüphesiz, bu Kuran, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mümin­lere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir."^ Kulluk için yaratı­lan insan, asıl yurduna döneceği ana kadar bu âlemde bir yolcudur.
      Onun kaderi yürümek...
      Her yolcuya menzile varmak için dört şey gerekir: Harita, pusula, refik, azık...
      Ey bu dünyadan ukbaya yürüyen yolcu!
      Haritan Kuran!
      Pusulan Sünnet!
      Refikin Sahabe!
      Azığın Sadık Dostlardır...

            [4] lsrâ!7/9.

      Kur'ân Dersleri

      Suffa Meclislerinin dördüncü yılında konu, Aziz Kitabımız olan Kur'ân-ı Kerim'di. 32 ders boyunca Kur an-ı Kerîm'i farklı yönleriyle tanımaya, onunla derin ve daha samimi bir şekilde tanışmaya, elbette meseleyi sadece bilgi boyu­tunda bırakmadan o hakikatleri hayatımıza taşımaya çalışacağız.
      Hazırladığımız bu müfredatın/kitabın, her dersi 13 bölümden oluşuyor.
      1. Ana Metin: Kur'ân-ı Kerîm'in muhtevası, değeri, ona iman edenlere yüklediği mükellefiyetleri, inkâr edenlerin karşılaşacakları durumlar ve daha birçok konuya metin kısmında temas edildi. Metinlerin büyük bir kısmı 2005 yılında kaleme aldığımız ve bugünlerde yeniden gözden ge­çirip güncellediğimiz "101 Cevapla Kur'ân Nedir?" ya da alt başlığı ile "Vahyi Hayata Taşımak" adlı eserimizden alındı.
      1. Kur'ân İklimi: Ana metne uygunluk arz eden ayetleri ihtiva etmektedir. Arapçaları ile beraber verilen söz konusu ayetler, gerek ezberlenerek ge­rekse çeşitli tefsir kitaplarına müracaat edilerek anlaşılmaya çalışılmalı ve Kur anın o dirilten iklimine girmeye gayret edilmelidir.
      2. Nebevi Seda: Hz. Peygamberin (sas) Kur anın değer ve kıymetine, onun muhataplarına yüklediği görev ve sorumluluklara dikkat çeken 32 tane hadisten oluşmaktadır. Bu hadisler de Arapça metinleri ile beraber verilmiş, kaynakları belirtilmiştir. Elbette bu hadislerden de daha fazla istifade etmenin yolu, hadislerin geçtiği şerh kitaplarına müracaat et­mektir.
      3. Örnek Şahsiyetler: Kur an-ı Kerîm'in insanlığa örnek şahsiyetler olarak tanıttığı, çoğu peygamber olan 32 şahsiyeti en temel özellikleri ile anla­tan ayetlerden oluşmaktadır.
      4. İbret Şahsiyetler: Bu başlık altında da 32 tane ibret şahsiyet, ayetler ışı­ğında tanıtılmaktadır. Menfî örnekler üzerinden müspet davranışların tespiti açısından önemli olan bu bahis, başta Firavun, Nemrud, Kârûn, Hâmân, Belam olmak üzere 32 şahsiyeti nazarlara vermektedir.
      5. Kur'ân Kavramları: "Eşya zıtları ile bilinir" ilkesi gereğince 32 tane kav­ram zıtları ile birlikte kısa, öz; ama mesaj ihtiva eden bir özellikte anla­tılmaya çalışılmıştır. İman-Küfiir, Tevhid-Şirk, Hak-Batıl, Hidâyet-Dalâ-let, Adalet-Zulüm, Helal-Haram, Ma'ruf-Münker, Hayır-Şer, Âlim-Cahil ve daha nice Kur anî kavramlar bu başlık altında işlenmiştir.
      6. Kuranın Enleri: Bu bahiste Kur an-ı Kerîm'in en temel özellikleri kısa ve vurgulu bir şekilde aktarılmıştır. Mesela, Kur 'ân-ı Kerîm'in en uzun ve kısa sûreleri/ayetleri, en çok geçen kelime, en az geçen kelime, en çok geçen cümle, en çok geçen peygamber, en az geçen peygamber gibi teknik sayılabi­lecek konulara yer verilmiştir.
      7. Hz. Peygamberin (sas) Dünyasında Kur'ân: Kur an'ın ilk muhatapı olan Efendimizin (sas) dünyasında ilahî kelamın nasıl yer edindiğini anlaya­bileceğimiz bazı örnekler bu bölümde aktarılmıştır.

      9. Ahlâkı Kur'ân: Bu bahiste ahlakın temeli olan Kur'ân-ı Kerîm'den, en önemli 32 ahlakî ilkeye değinen ayetler aktarılmıştır.
      1. Davası Furkân: Burada ise yine 32 ayet üzerinden bir Müslüman'ın ha­yatında olması gereken mücadele, gayret ve sorumluluk nazarlara veril­miştir.
      2. Nûr Çeşmesi: Asrımızın önemli bir Kur'ân tefsiri olan Risale-i Nur'dan Kur'ân ile alakalı 32 cümle bu bahiste paylaşılmıştır.
      3. Kuranın Şahitleri: Son vahyin ilk muhatapları olan sahabe neslinin özellikle Kur'ân anlayışlarım öğrenebileceğimiz örnekler üzerinden çok mühim tablolar paylaşılmıştır.
      4. Kuranın Sevdalıları: Kitabımızın son bahsi olan bu bölümde en hayırlı ikinci nesil olan Tabiîn neslinden başlayarak yolumuzu aydınlatan bü­yüklerin dünyasında Kur'ân'ın yerini anlayabilmek için çeşitli örnekler anlatılmıştır.
      Rabbimizden niyazımız, ortaya çıkan bu çalışmanın ve bu müfredat üze-inden yapılacak tüm gayretlerin, hepimizden salih bir amel olarak kabul bu-urmasıdır.
      Çalışmanın ortaya çıkmasında birçok kardeşimin emeği vardır. Hepsine ua ediyor, sevaplarının ziyadeleşmesini Rabbimden niyaz ediyorum.
      Sözün sonu yolumuzun yegâne rehberi olan Efendimiz'in (sas) şu güzel uasıdır:
      "Allah'ım! Kuranı göğsümün nuru, gönlümün bahan, hüzün ve kederimin alkmasının vesilesi kıl!

      Muhammed Emin Yıldırım 19 Zilhicce 1436/3 Ekim 2015 Eyüp/İstanbul

       Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VII, 341; Hâkim, el-Müstedrek, 1,509.

         Sözbaşı

      Hz. Peygamber'in (sas) kutlu hayatı olan siyer, bir Müslüman için gerçekten çok büyük ehemmiyet arz eden bir alandır. Kulluk için yaratılan insan, bu kulluğun en ideal halini elbette peygamberlerden ve son peygamber olan Efendimiz'den (sas) öğrenecektir. Böyle olduğu için, Kur'ân'm ve Nübüvvet mesajlarının ilk muhatapları olan sahabe nesli, Hz. Peygamber'in (sas) dünyasına ait ne varsa, bu bilgileri çok önem­semiş, daha sonraki süreçte de bunları talebeleri ve ikinci hayırlı nesil olan Tabiîn nesline aktarmış, onlar"da kendilerinden sonra gelenlere bu mirası ulaştırarak, o kıymetli hazinelerin günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır.

      Hakikaten Hz. Peygamber'in (sas) kutlu hayatına dair bilgiler, tarihte hiçbir şahıs ve dönem ile kıyaslanamayacak kadar ciddi bir müktesebata ulaşmıştır. Şu an kütüphanelerimizde, o döneme dair binlerle, hatta yüz-binlerle ifade edilecek kadar kitap mevcuttur. Miladi VI. asır dediğimiz o döneme ait çalışmalar, sadece Hz. Peygamber'in (sas) hayatını anlatan doğrudan siyer kaynaklarından ibaret değildir. Bir şekilde Hz. Peygam­ber'in (sas) hayatını daha doğru ve daha detaylı anlamamıza katkı sağla­yacak her türlü çalışmanın siyer ile bir şekilde bağları olmuştur.

      Bugün genelde tüm Kur'ân ilimlerinin, özelde ise tefsir ilminin, ha­dis ve sünnet ilimlerinin, fıkıh ve hukuk ilminin, ahlak ve zühd alanına giren ilimlerin, akaid ve kelam ilminin ve daha nice alanların siyer ilmi ile ciddi bir irtibatı vardır. Hal böyle olunca, siyerin ehemmiyet ve değeri daha da artmaktadır. Böyle bir seviyede olmasına rağmen tarih boyunca siyer ilmi bazı sebeplerden dolayı bağımsız bir ilim dalı olarak ele alm(a)mamış, diğer ilimlerle olan sıkı irtibatın etkisi ile o ilimler içerisinde yer almıştır. Hadis ve İslâm Tarihi ilimlerinin bir alt disiplini olarak varlığını sürdüren siyer, son yıllarda gelinen noktada daha fazla ağırlığını hissettirmiş ve bağımsız bir ilim dalı olarak değerlendirilmesi konusunda gündem olmaya başlamıştır.

      Âcizane biz, 15 yılı aşkın bu alanda yaptığımız okuma ve çalış­malar neticesinde, kesinlikle siyerinartık özgün bir ilim dalı olarak ele alınması, başta rivayetlerin sıhhat tanımlaması olmak üzere, birçok ihtiyaç ve sorunun çözüme kavuşturulması gerektiğinin kanaatindeyiz. Bu okumalar sırasında toparladığımız bazı bilgileri, derli-toplu bir hale getirmek suretiyle siyer için bir usûl denemesi hazırlamayı planlamış­tık. Bu bağlamda Suffa Meclisleri projesi için hazırladığımız ders kitabı formatındaki çalışmamızı yeniden gözden geçirmek suretiyle şu an eli­nizdeki hale dönüştürmeyi uygun gördük.

      Siyer Dersleri Kitabı'nın Muhtevası

      Siyer Dersleri kitabı, diğer Suffa Meclisleri müfredatı gibi 32 dersten oluşuyor. Bu 32 derslik müfredat, aslına bakarsanız, üç temel konudan/ bölümden oluşmaktadır.

      İlki: 1-13. dersleri arası, bir yönüyle bir usûl denemesi de olabilecek "Neden ve Nasıl Siyer Öğrenmeliyiz?" sorularına cevap aranan derslerdir. 13 ders boyunca, bu konuda birçok mesele ele alınmış, siyerden daha fazla istifade etmek için nelere dikkat edilmesi gerektiği nazarlara veril­miştir. 14. ders, ara bir ders sayılabilir; bu derste özellikle cahil ve cahiliye kavramı üzerinde durulmuş, bir yönü ile okuyucu Siyer Coğrafyası ko­nusuna hazırlanmıştır.

      İkincisi: 15- 27. dersleri arası, Siyer Coğrafyası bölümüdür. Kitabın en geniş bölümünü oluşturan bu kısımda, Hz. Peygamber'in (sas) kutlu hayatının geçtiği o zemin birçok farklı yönü ile ele alınmaya çalışılmıştır. Coğrafyanın özelliklerinden Kabe'nin tarihine, Zemzem'in tarihçesin­den bölgenin iklimine, beklenen son peygamber olgusundan, bölgenin sosyal yapısına, kültürel yapıdan bölgede var olan dini grupların inanç ve yapılarına kadar birçok konu bu bölümde ele alınmıştır.

      Üçüncüsü: 28-32 dersleri arası, 'Görev ve Sorumlulukları Açısından Hz. Peygamber' kısmıdır. Bu son 5 derste detaylı denilebilecek bir düzey­de, Hz. Peygamber'in (sas) görevleri ve yetkileri ele alınmış, siz kıymetli okuyucularımıza bir yönü ile Hz. Peygamber'in (sas) ümmeti ile arasında olan hukukun ne olması gerektiği konusunda mesajlar verilmeye çalışıl­mıştır.

      Buradan bir müjdeyi de vermiş olalım. Kitabımızın bu üç bölümü çok yakın bir zamanda bazı önemli konular eklenerek, müstakil çalış­malar olarak da yayınlanacaktır. Böylelikle inşallah siyerden daha fazla istifade etmek isteyen kardeşlerimize, bilgi ve bilinç noktasında önemli mesajlarıyla katkı sağlayacaktır.

      Suffa Meclisleri Müfredatı Olarak Siyer Dersleri

      Yukarıda belirttiğimiz gibi kitabımız 32 dersten oluşmaktadır. Ders­lerin yer aldığı ana metinleri saymazsak, her derste 4 kısım daha vardır. Bunların ilki, dersin serlevhası niteliğinde olan ve her dersin başında yer alan ayet kısmıdır. 32 ders boyunca, 32 ayet-i kerime, derslerin bir yönü ile Kur'ân-ı Kerim'deki referansını bizlere gösterecek ve ana metnin hangi Kur'ânî ilke üzerine inşa edildiği konusunda bize bilgi verecektir.

      İkinci kısım, Hira'dır..Bilindiği üzere Hira, Hz. Peygamber'in (sas) vahye muhatap olduğu mağaranın adıdır. Nur Dağı'nda yer alan bu ma­ğara, Hz. Peygamber'in (sas) 35 yaşından itibaren gidip geldiği, 40 yaşın­da vahye muhatap olduğu, o günden sonra da birçok kez gittiği mübarek bir mekândır. Hira, arayış, bir tür hazırlık aşaması demektir. Bu anlama uygun olarak biz bu bölümde, dersin metninin içerisinde neler arayaca­ğımıza dair 5 soru sorduk. Her dersin öncesinde yer alan bu 5 soru, bizi derse hazırlayacak ve neleri aslında aramamız gerektiği konusunda bize ipuçları verecektir.

      Üçüncü kısım, Dârü'l-Erkâm'dır..Siyer içerisinde çok önemli bir yeri olan Dârü'l-Erkam, ilk Müslümanlardan Erkâm b. Ebî'l-Erkâm'm, risalet davası için İslâm'ın hizmetine açtığı evidir. Bu evde nice sahâbî efendile­rimiz yetişmiştir. Biz de bu bilgilere binaen, her dersin sonuna bu kısmı ekleyerek, dersten neler anlaşılması gerektiğini 5 soru sorarak, nazarlara vermeye çalıştık. Sorulan bu 5 soru, dersin en temel mesajlarının hatır­latılması maksadı taşıyordu. Kardeşlerimiz, o sorulara cevaplar verdikçe, okunanlar daha fazla zihinde yer edinecek, nelerin öğrenildiği anımsa­nacak ve böylelikle istifade daha da artacaktır.

      Dördüncü kısım, Suffa'dır..Suffa Mektebi, Dârü'l-Erkâm'm devamı niteliğinde, Hz. Peygamber'in (sas) Medine'de, mescidi inşa ettikten son­ra, mescidin arka kısmında faaliyete soktuğu bir tâlim ve terbiye mekânı idi. Nasıl ki Dârü'l-Erkam'da onlarca sahabe yetişti ise, Suffa'da daha fazlası yetişmiş ve birçok alanda İslâm toplumunun inşasına katkıları olmuştu. Biz de derslerimizin en sonuna bu bölümü ekleyerek, yine 5 maddede, derste işlenen konuyu 'nasıl hayatımıza taşır ve orada anlatılan nebevi ilkelerle nasıl hayatımızı inşa edebiliriz' noktasında bazı mesajları paylaştık.

      Hayırlara Vesile Olması Duası ile...

      Elimizden geldiğince dil ve üslup konusunda anlaşılır olsun diye gayret sarfettiğimiz bu çalışmamızda, ilmi kriterleri de dikkate alarak tüm alıntıların kaynaklarını dipnotlarda vermeye gayret gösterdik. Belki bazı derslerde bu dipnotların sayısı epey fazla oldu, ama yinede de biz ilim ehline bu bilgileri vermeyi uygun gördük. Ayrıca bu alanda ileri okumalar yapmak isteyen ilim sevdalıları için de çalışmanın sonuna bir kaynakça da ekledik.

      Elbette beşerin kalemi, kusurlu bir kalemdir; bizim de bu çalışma­mız her ne kadar büyük bir özen gösterilse de kusurdan beri değildir. Bu konuda ehlinin tüm tenkit ve uyarılarına açık olduğumuzu buradan be­lirtmiş olalım. İnşallah ehl-i ilmin dikkatli okumaları neticesinde, bize söyleyecekleri noktalar, kitabımızın sonraki baskılarının daha az kusur­lu olmasına vesile olacaktır.

      Her çalışmada olduğu gibi bu çalışmada da birçok kardeşimin en az benim kadar emeği olmuştur. Redaksiyon kısmından son okumalara, mizanpaj kısmından tasarımına, baskı aşamasından okuyucularımıza takdim edilen kısmına kadar emeği geçen tüm kardeşlerime dua ediyor, Rabbimden onları da beni de hayır işlerinden mahrum kılmamasını ni­yaz ediyorum.

      Bu kitabımız, eğer Hz. Peygamber'in (sas) kutlu ve mutahhar hayatı­nın anlaşılması için küçük de olsa bir katkı sağlarsa, bu bizim için dünyalara değer bir kazanıradır. Siyer ve Hadis konusunda gayret gösteren herkes şu nebevi müjdeye nail olmanın ızdırabı altındadır:

      "Bizden bir şey (söz) işitip, onu aynen işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ağartsın. (Çünkü) kendisine bilgi ulaştırılan nice insan vardır ki, o bilgiyi, bizzat işiten kimseden daha iyi anlar ve tatbik eder." (Tirmizî, İlim, 7)

      Kimi yüzlerin kapkara kesileceği, kimi yüzlerin ise ayın on dördü gibi parlayacağı o son günde, bahtiyarlardan olmanın yollarından bir tanesini Hz. Peygamber (sas) bize işte böyle beyan ediyor. Bizim de tek arzumuz, bu nebevi müjdeye nail olmaktır.

      Hz. Peygamber'in (sas) sancağının altında buluşma duası ile...

      Çaba ve gayret bizden, takdir ve tevfik Allah'tandır.

      MUHAMMED EMİN YILDIRIM
      Ramazan 1438/ Haziran 2017 


      Muhammed Emin Yıldırım, İ Lütfi Çakan, Suffa Meclisleri 4 Cilt Ders kitap seti ni incele diniz.

       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786057558478
      MarkaSiyer Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786057558478
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.