• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret, Görgü Kuralları

      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret, Görgü Kuralları
      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret, Görgü Kuralları
      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret, Görgü Kuralları
      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret, Görgü Kuralları
      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret, Görgü Kuralları
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      25,00 TL
      İndirimli Fiyat (%36) :
      16,00 TL
      Kazancınız 9,00 TL
      16.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
               Stoktan Kargo 
       
      Kitap              Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak ve Adabı Muaşeret
      Yazar             Burhan Bozgeyik
      Yayınevi         Tuğra Neşriyat
      Etiket Fiyatı    21,60 TL
      Kağıt - Cilt      2.Hamur kağıt - karton kapak cilt
      Sayfa - Ebat   400 Sayfa - 13.5x21 cm
      Yayın Yılı        2015
                             İlk resimdeki beyaz kapak olan kitap gönderilecektir.

       

      Burhan Bozgeyik tarafından yazılan Sünneti Seniye Işığında Adabı Muaşeret adlı kitabı incelemektesiniz.  
      Sünneti Seniye Işığında Güzel Ahlak Adabı Muaşeret kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

            Takdim
       
      Televizyon kanallarındaki sözde "yerli yapım" Alim­lere ve dizi filimlere, gazete ve dergilerdeki yazılara, ders kitaplarındaki konulara bakınız; âdâb-ı muaşeret­te hep Batılıların taklit edildiğini görürsünüz.
       
      Öyle ki bu "taklitçilik" ve "özenti" her yere sinmiş­tir. Beş yıldızlı otellerin lokantaları şöyle dursun, sıra­dan bir kasaba lokantasında bile servis açılırken çatal ve kaşık sol tarafa, bıçaklar sağ tarafa konulmaktadır. Niçin? Sol elle yenilmesi için!.. Efendim, "Batılı ve me­denî" olmanın gereği buymuş!..

      Şimdi çocuklarımıza ve gençlerimize "örnek" göste­rilen Batılılar daha düne kadar temizlik nedir bilmiyor­lardı. Çok afedersiniz, def-i hacetlerini yaptıkları lazım­lıkları pencerelerden sokaklara, caddelere boca eder­lerdi. Bu arada da alttan geçenleri ikaz etmek için ba­ğırırlardı. Ama yine de yığınla "görünmez kaza" oluve­rirdi. İşte fötr şapka o gibi kazalara karşı bir "tedbir" olarak îcad edilmiştir.
      Kaldı ki temizlik yalnızca zahirî temizlik değildir. Hakikî "temizlik" kalp temizliğidir ki bu da ancak hakiki îmanla gerçekleşir, İmanı olmayan kimseler gerçek­te "necis"tirler. Sözde "medenî" geçinen öylelerinin yap­tıkları ve "medenî Batı ülkelerinin" icraatları gözler önündedir. Yalnızca Yirminci Yüzyılda yaptıklarına bakmak, onların "gerçek yüzlerini" anlamaya kafidir.
      "Âdâb-ı Muaşeret" lügat manâsıyla; "içtimaî yaşa­yış bilgisi usulleri, kaideleri" demektir.
      Sosyal hayat dediğimiz, bir arada yaşamada denge­yi, huzuru, sükûnu ve güzelliği sağlayan temel unsur Âdâb-ı muaşerettir.
       
      Bu bakımdandır ki adına "Görgü kuralları" da de­nilen Âdâb-ı muaşereti bilmek çok mühimdir.
      Hayvanların âdâb-ı muaşerete ihtiyaçları yoktur. Onlar fıtrî olarak birlikte yaşama kaidelerini uygula­maktadırlar. Ama insanlar öyle değildir, insanlar be­beklikten itibaren "görgü kurallarını" öğrenmeye baş­larlar.
      Sadece öğrenmek, bilmek te kâfi değildir. Aslolan o görgü kurallarını yaşamaktır.
      Âdâb-ı muaşeret (görgü kuralları) "Güzel ahlak"ın bir cüz'üdür. Gerçekte insan olarak öğrenmemiz gere­ken temel bilgi, güzel ahlak bilgisidir.

      Peki "güzel ahlak bilgisi"ni kimden öğreneceğiz? Bu hususta rehberimiz kimdir? Güzel ahlak bilgisini hangi kaynaklardan öğrenebiliriz?
      Bütün bunlardan da mühimi, "Güzel ahlak"ın te­mel esaslarını vaz'eden kimdir?
      Bu soruların cevabını bulmak için, "İnsan nedir?" sorusunun cevabına bakmak lazımdır.

             ***

      İnsan, Allahu Teâlâ'nın Kâinatta yarattığı "en mü­kemmel" san'at eseridir. İnsan bütün âlemin hülâsası-dır. Kâinat küçülmüş, insan olmuştur. Kâinattaki bü­tün elementler insanın vücudunda mevcuttur.
      İnsan aynı zamanda binbir ismi İlâhî'nin tecelli merkezidir. İnsan, kâinat içinde Zat-ı Ehad'e en mü­kemmel âyinedir.
      İnsan şu dünya sarayının içinde en mükemmel san'at olduğu gibi, aynı zamanda en aziz misafirdir.
      İnsan bu dünyada Allahu Teâlâ'nın "misafiridir. Bütün bu dünya bir "kahvaltı" gibidir. "Öğle yemeği" ise Cennet'tir.
      İnsanın yaratılış gayesi nedir? Cenab-ı Hakka iman ederek bu kainatın Sultanını "tanıdığını" göstermek ve ibadet ederek "sevdiğim" bildirmektir.
       
      Allah insanı s an'atlı yaratmış. Kâinat sarayında ağırlamış. "San'at eserlerine bakın; tefekkür edin!" demiş.
       
      "Tefekkür" yani düşünmek iki kelimeden ibaret­tir: 1. San'ata bakıp Sani'i bulmak...
       
      2. Nimete bakıp Mün'imi bulmaktır. Her keremde İkram'ı, her lütufta Lâtifi, her kahırda Kahhar'ı bulmaktır. Bunu yapınca, âhiretin varlığına inanınca ne olacak? O zaman insan hemen kendine çekidüzen verecek; "Bu âlem fanidir, baki bir âlemin tezgahıdır. Binbir esmâ-i İlâhiyenin âyinesidir. Her nimette Mün'im, her sanatta Sâni' görülür. O'nun huzurundayım. Edepsizlik yapma­mam lazım. Madem o yanımda hazır ve nazırdır, öy­leyse edepsizlik yapmamam lazım." diye düşünecek.
       
      "Edepsizlik" sünnete muhalefettir. "Edep" sünnet dairesinde hareket etmektir. "Rabbimin huzurunda nasıl durayım?" diye düşündüğü takdirde, bu defa yatmasının, kalkmasının, konuşmasının, her hareketi­nin O'nun emri dairesinde olması gerektiğini anlaya­caktır.
      Peygamberler, peygamberlerin yardımcıları olan Evliyalar, Mübelliğler (tebliğ edenler), şu Kâinat Sara­yında nasıl davranılacağmı tarif etmişler. Nasıl yenile­cek, nasıl davranılacak? Hep söylemişler, göstermişler, öğretmişler.

      Saraya gelen herkes hitab-ı Kur'aniyi dinlemekle mükelleftir. Şu sarayın etrafı çevrilmiştir. Fotoğraf çe­kilmekte, zaptedilmekte, insanın yaptığı her hareket kaydedilmektedir. Niçin? Ebedî bir âlemde hesap gö­rülmesi için. İşte her insan bu hususu bîr an için ol­sun aklından çıkarmamalı ve her zaman, "Bu dünya­ya niçin geldik? Nereye gidiyoruz? Âlem nedir? Ya­ratılış gayemiz nedir?" gibi soruları ve cevaplarını düşünmelidir. Zaten bu soruların cevabını bulmayan insan, insan değildir.

      Geliniz kısaca bu soruların cevaplarına bakalım:
      Bu dünyaya niçin geldik? Allah'ı tanıyıp ibadet et­mek için.
      Nerden geldik? Nur'u Muhammedi'den yaratıldık­tan sonra Cennet'e, oradan buraya...
      Cennete (Nereye gideceğiz? Kabre, Haşre İnşaallah (imanla gitmek şartiyle)...

                  ***
      İnsanı yaratan Allahu Teâlâ, kullarından evvelâ iman etmelerini, sonra ibadet etmelerini istemektedir.
       
      Rızkı Allah verir. Allah'ı hatırlayarak rızık için çalış­mak ta ibadettir.
       
      İbadet iki çeşittir. 1. İman 2. Amel-i salih...
       
      İnsan şükür için yaratılmıştır. Şükür; her aza ne için yaratılmışsa oraya sarfetmek ve o gaye için kullan­mak demektir.
       
      Her bir aza yaratılış gayesinde kullanılırsa ibadet etmiş olur. Yoksa fâsık olur...
      Meselâ, göz bir cihazdır. Namazda İlâhî emir nedir? Gözün secde yerine bakmasıdır. Bakmadıysa gözün namazı gitti. Göz nâmahreme bakarsa fâsık olur. İkin­ci bakışta gavvad olur. Çünkü diğer uzuvları ve hasse­leri de baştan çıkarmaktadır.
      Başı Allah için eğdinse ibadet, başkasına eğdinse dalâlettir.
      İnsan vücudundaki 360 uzvun her bîri bir netice, bir gaye için yaratılmıştır. Onun dışına çıkınca mes'ul olur.
      Bizler me'mur-u Rabbaniyiz. Rabbimiz ne emret­mişse onu yapmalıyız. Gözümüzü, kulağımızı, dilimizi, elhasıl bütün azalarımızı, Kainatın Sultanına "satmalı­yız." Bu satıştan murad, Allahu Teâla ne emretmişse onu yapmak, uzuvları o istikamette kullanmaktır. Rab­bimiz bu "satışa" mukabil bizlere Cenneti vadetmekte-dir.
       
      Rabbimiz dile yalan söylemeyi, gıybet ve dedikodu etmeyi yasaklamıştır.
      Dilin yaratılış gayesi nedir? Allah'ı zikretmektir. Ya hakkı (yani Kur'an'ı ve hadisi) söylemek, ya da sus­maktır. Konuşturan Allah'tır. Öyleyse, konuşturanın ölçüsüyle konuşmak gerektir.
      Dil yalan konuştu ve tevbe etmediyse, o vakit ka­birde, âhirette elli bin sene lal olur, konuşamaz.
      Göz Allah hesabına kullanılmadrysa, harama bak-tıysa, kabirde ve haşir meydanında kör olur. Kulaklar haram şarkılar, nağmeler, gıybetler ve dedikodular din lediyse, sağır olur, kurşun doldurulur. Haşir meyda­nında "hıyanet bayrağı" çekilir. "Falan kişi falan âzasıy-la hainlik yaptı!" diye...

            ***

      Kabirde, haşir meydanında rezil olmamak istiyor­sak, bütün uzuvlarımızı Allah'ın emrettiği istikamette kullanmalıyız. Ene'mizi terketmeliyiz. Her yapacağımız işte, Kur'an'dan emir alıp öyle yapmalıyız. Kısacası, Al­lah'ın emrettiği ahlakla ahlaklanmalıyız.
      Allah'ın emrettiği ahlakla nasıl ahlaklanılır? "En güzel ahlak" üzere yaratılan Kâinatın Efendisi olan Peygamber Efendimize (a.s.m.) tâbi olmak suretiyle...

      Allah'ı sevmenin ölçüsü, Peygamberine tâbi olmak­tır. Kim Peygamberi sevmiş, ahlâkmı sevmişse, Allah'ı sevmiş demektir.
      Peygamber Efendimizin sünneti, Kâinatın manevî bağıdır. Bu rabıta (bağ) âlemden çekilse kıyamet kopar.
       
      Alemde her bir belâ ve musibet sünnetin terkinden gelir. Sünnetin tezahür ettiği yer, insan... Sünnete uy­mayınca sarsıntı başlar.
      Her bir işte halkın rızasını değil, Hâlık'ın rızasını esas tutmak lazımdır. Halkın rızası esas tutulsa "riya", Allah'ın rızası esas tutulsa "ihlas" olmuş olur.

      Allah'ın rızası da sadece ve sadece Sünnet-i Seniy-yeye ittiba'dadır.

      Sofraya oturduk. Ne için yiyeceğiz? Aç olduğumuz için mi? Onun için yersek, riya olur. Allah emrettiği için "Külü" (yeyiniz!) emrine uymak için yersek ihlas olur. Ölmeyecek kadar yemek, farz; ayakta duracak kadar yemek vacip; ibadetleri rahatça yapacak kadar yemek, sünnettir. İşte bunu düşünerek yersek, o fiilimiz "ihlas-lı" olmuş olur.
      Her harekette böyledir. Sakalı "Elemneşrahleke..." suresini okuyarak sünnet niyetiyle tararsan ihlas olur. "İnsanlara güzel görüneylm" düşüncesiyle taranırsa ri­ya olur.
       
      Peki bizi riyakarlıktan ne kurtarır? Amelimizde n-za-i İlâhiyi, yani Allah'ın rızasını düşünmek... Her işi­mizde Allah'ın rızasını düşüneceğiz, sünnete uyacağız. Zira Allalı'ı razı etmenin yolu, sünnete uymaktan geçer.
      Peygamber Efendimiz, "Fesad-ı ümmetim zama­nında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şe­hidin ecrini, sevabını kazanabilir." buyurmaktadır.
      Yapılan her iş, sünnet kastıyla niyet edilerek yapı­lırsa, ibadet olur. Sünneti hatıra getirmeden yapılırsa, ibadet olmaz.
      Sabahleyin kalktık, akşama kadar yaptığımız her işte sünnete uygun hareket etsek, o vakit yaptığımız her iş, her davranış ve her söz ibadet olur.
       
      İşte çok ibadet yapmanın, Rabbimizi razı etmenin, âdetlerimizi de ibadete çevirmenin yolu, Sünnet-i Seniyyeye uymakür.
      Yatınca, sünnete uygun yatarsak, hem istirahat et miş, hem ibadet etmiş oluruz.
      Yürürken, sünnete uygun yürürsek, hem işimizi görmüş oluruz, hem de ibadet etmiş oluruz.
      Gülünce, o gülmeyi sünnete uygun yaparsak, iba­det etmiş oluruz.
      Konuşurken, o konuşmayı sünnete uygun yapar­sak ibadet etmiş oluruz.
      Alışveriş edince, sünnete uygun hareket edersek ibadet etmiş oluruz.
      İşte bu şekilde her hareketimizi sünnete uygun ya­parsak, bütün âdetlerimiz bir anda ibadet olur.

      Kısaca, beşer köledir, bir tek Rabbe kuldur. Onun için düşünmemiz, konuşmamız, hareketlerimiz, davra­nışlarımız, hep Allah'ın emrettiği istikamette olmalıdır. Peygamberler işte bunu tebliğe memurdur.
      Rızıkları gönderen ve midemizde parçalattıktan sonra ölü hücrelerin yerine gönderen İdarecimizi unut­mamalıyız. Arş'tan gelen fermana, Kur'an'a tâbi olma­lıyız. Hareketlerimizi, davranışlarımızı, konuşmaları­mızı, giyinmemizi, bütün görgü kurallarını Kur'an'a ve sünnete göre ayarlamalıyız.
       
      Her bir sünneti işledikçe Cenab-ı Hakkın isimleri-nin tecellisine mazhar olduğumuzu unutmamalıyız.
      Yine unutmamalıyız ki her sünnete muhalefette küfre giden bir yol vardır.
       
      Bütün davranışlarımızı, bütün yaşayışımızı sünne­te uydurmak demek, "en güzel ahlakla" ahlaklanmak demektir. Yani, Allahu Teâla'nın insanlara gösterdiği "en güzel ahlak modeli" olan Resûl-i Ekrem'i (s.a.v.) taklit etmek demektir.
      Âdab-ı Muaşeretin de dahil olduğu güzel ahlakın sergilenmesi halinde, içtimaî hayatta huzur, refah, sa­adet ve güzellikler derhal kendisini gösterir. Cennet ha­yatının küçük bir numunesi yaşanmaya başlanır...
      Bizler Elhamdülillah Mü'miniz, Müslümanız. Öy­leyse "güzel ahlakla" ahlaklanmaya mecburuz, hatta mahkumuz.
      Bizler sadece Mü'minlere karşı değil, kafirlere kar­şı da "güzel ahlaklı" olmak durumundayız.
      Allahu Azimüşşan bu hususta Hz. İbrahim Aleyhis-selam'a şöyle buyurmuştur:
       
      "Ey Halilim! (yalnız müminlere değil) kafirlere karşı da güzel ahlaklı ol ki, iyilerin girdiği yere (cennete) giresin."
       
      Şayet bizler İslâm'ın emrettiği ahlakla ahlaklanmış olsak, o vakit gayr-i müslimler ve gayr-i müslim toplu­luklar, hatta devletler büyük bir iştiyakla ve topluca İs-lamiyeti kabul edeceklerdir. Bakınız bu hususta Bedi-üzzaman ne diyor:
       
      "Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin (İslâm ahlakının) ve hakaik-ı imâniyeııin (iman hakikatlerinin) kemâ-latını ef alimizle izhar etsek (davranışlanmızla, ya­şayışımızla göstersek), sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki Küre-i ar­zın bazı kıt'alan ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler." (Hutbe-i Şâmiye / 20)

           ***

      Bizim Batı dünyasından "görgü kuralları" ithal et­memiz, zillettir. Şayet onların hareketlerinde, davranış­larında güzellikler varsa (temizlik, çalışkanlık, doğru sözlülük, vs. gibi...) onlar gerçekte bizim malımızdır. Ne kadar fazilet, ne kadar güzellik varsa Kur'an'a aittir, İs­lâmiyete aittir. Bütün güzelliklerin kaynağı İslâmiyettir.
       
      İnsan olarak, hayatın her safhasındaki davranışla­rın "en güzel modelini" Peygamber Efendimiz ortaya koymuştur. Eksik, noksan hiçbir mesele yoktur. Anne, babaya karşı davranışlarımızdan komşularımızla mü­nasebetlerimize; yeme-içme âdabından konuşma, hat­ta misafirlikte kapı çalma âdabına kadar her hususta müracaat kaynağımız Kur'an-ı Azimüşşan ile Sünnet-i Seniyyedir.
       
      Âdâb-ı Muaşeretin (görgü kurallarının) en mükem­mel şekli Sünnet-i seniyyede gösterilmiştir. Bu husus­ta ecnebilerden alacağımız en ufak bilgi yoktur.
      Gerek ferdî, gerek ailevî ve gerek içtimaî hayatta nasıl davranacağız? Bu sorunun en güzel cevabı Sün­net-i Seniyyede mevcuttur.
       
      Güzel ahlak, gerek şahsî, gerek içtimaî huzurun ve saadetin temelidir. Güzel ahlak, hem sahibini, sevimli ve huzurlu kılar, hem de güzel ahlaklı insanlardan müteşekkil bir cemiyet mesut ve huzurlu olur.

      Günümüzde çektiğimiz sıkıntıların temelinde "riya­karlık" vardır. Sünnete muhalif her hareket "ene"dir, "riya"dır. İnsanlara hoş görünme ve insanları hoşnut etme düşüncesiyle yapılan hareketler netice itibariyle büyük sıkıntılara sebebiyet vermektedir. Halbuki Kâ­inatın Sultanına hoş görünme ve O'nu hoşnut etme düşüncesiyle hareket edilse; yani hem güzel ahlak bil­gisi edinilip hem de tatbik edilse, o vakit ihlas gözüke­cek ve yapmacıkhğın doğurduğu sancılar da ortadan kalkacaktır.

      Şüphesiz "Güzel ahlakın" ne olduğunu bilmek yet­mez. Mühim olan güzel ahlakı uygulamaktır, yaşamak­tır.
       
      Kur'an ve hadis ile bu iki kaynağı esas alan İslam büyüklerinin eserlerini temel alarak yaptığımız bu ça­lışmanın rızasına uygun olmasını ve tesirini gösterme­sini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyoruz. Rabbimiz cümle­mizi en güzel ahlak ümsali olan sevgili Peygamberimi­zin ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin.

       

      29 Recep 1419
      19 Kasım 1998
      Burhan BOZGEYİK




      Tuğra Neşriyat Burhan Bozgeyik tarafından yazılan Sünneti Seniye Işığında Adabı Muaşeret adlı kitabı incelediniz.  

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758880225
      MarkaTuğra Neşriyat
      Stok DurumuVar
      9789758880225
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.