• Tüm Kategoriler

    • Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları
      Sürat , MNG ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü sepete atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

       

      Peygamberimizi Nasıl Anlamalı Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalı

      Fiyat:
      25,00 TL
      İndirimli Fiyat (%48) :
      13,00 TL
      Kazancınız 12,00 TL
      Aynı Gün Kargo

      Kitap          Peygamberimizi Nasıl Anlamalı Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalı

      Yazar          Salih Suruç
      Yayınevi     Cihan Yayınları  
      Kağıt Cilt    2.Hamur, Karton Kapak 
      Sayfa Ebat  240 sayfa , 13.5x21 cm.

      Yayın Yılı    2019


      Salih Suruç Peygamberimizi Nasıl Anlamalı Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalı kitabı nı incelemektesiniz.   
      Cihan Yayınları Peygamberimizi Nasıl Anlamalı Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalı kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.



          ÖNCE BİRKAÇ SÖZ

      Peygamber Efendimiz (sav), şefkatli bir baba, sevgili bir eş, candan bir dosttu. Dünyamız, O'nunla bildi ve anladı ger­çek sevgiyi, şefkati ve dostluğu.

      O (sav), hüznün değil, sevginin; nefretin değil, müjdele­rin Peygamberiydi.

      O'nun (sav) neden; "Ya Rabb! Ümmetim!" derken gözyaşları sel olup akardı? "Benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz" deyişi nedendi? Ümmetini, insanı sevme­sinden değil miydi? Başlarına ne belâlar, ne musibetler gele­ceğinden ne kahırlar, ne sıkıntılar çekeceklerinden haberli olup düşünmesinden değil miydi?
      Sevgiden yaratılana, nasıl hüznün Peygamberi diyebili­riz ki? Ehl-i irfana; "Muhabbetten Muhammed oldu hasıl" de­dirten bu sır değil miydi?
      Sevmeseydi ağlar mıydı? Bizim için ağlıyordu. Üzüntüsü bizdik.

      Sevmeyen, açar mıydı şefkat kanatlarını hüzünlere, hüzünlenenlere? Kanadını bize açmıştı; bizi ümmeti olmakla şereflendirmişti. Sevmeyen, acımayan yetimin başını okşar mı? Sen ve ben gibi yetimlerin başını okşuyordu.
      "Mümin kardeşine tebessümün sadakadır!" diyen nasıl hüznün Peygamberi olur? "Mümin kardeşini sevindireni Al­lah da sevindirir" buyuran ancak sevginin Sultanı olur.
      Sevgiden yaratılmış, şefkatle donatılmıştı. Sadece insanı değil, varlığı seviyordu var eden adına. Kainat, büyük bir
      Mescid, muazzam bir zikir haneydi O'nun gözünde. İçindeki canlı cansız tüm varlıklar, Allah'ı anan birer kuldu. Bu açı­dan her şey, O'nun birer dostu, birer kardeşiydi. Dağı, ta­şı, ağacı, hayvanı seviyordu; Allah'ın eseri diye. İnsana da acıyıp merhamet ediyordu, yerde yürüyen karıncaya da, gök­te uçan kuşa da, yeryüzünün süsü olan ağaca da. Onları da kendine dost ve kardeş görüyordu. Bu dost ve kardeşlerini de hep koruyup kolluyordu.

      O (sav), en büyük çevreciydi. "Çevre" lafı edilmezken bi­le yolda, sokakta, çevrede görüntüsüyle insanları rahatsız eden bir şeyi ortadan kaldıranın, sadaka vermiş gibi sevap kazandığını söylüyordu. Çevreyi temiz tutup korumayı bir tür ibadet saymaydı bu. O'na göre, ağaç, dal, yaprak Allah'ı anan birer varlıktı. Onları yok etmeye çalışmak zikirlerini kesmekti. Buna kimsenin hakkı yoktu. Çevreye de, ağaca da bakışı buydu.

      O (sav), en büyük hayvan severdi. Onları, Allah'ın insan­lara birer emaneti sayıyordu. Emanete gereği gibi davranma­yanı "zalim" diye nitelendiriyor ve "Allah, onlardan hesap so­racaktır" diyordu. "Yeryüzündekilere acımayana göktekiler acımaz" anlayışını getiren O'ydu. O'nun getirdiği bu anlayı­şı bilen ve benimseyen bir dalı koparır mı, bir ağacı keser mi? Bir karıncayı ezer mi, bir insanı üzer mi?
      O (sav); Zeyneb'ini, Fatıma'sını, Hasan'ını, Hüseyin'ini, öpüp koklarken, gelmiş gelecek tüm çocukları öpüp kokluyor-du. İslam fıtratı üzere doğmuş, doğacak tüm çocukları.
      O (sav), Beşir'e; "Ben Baban, Âişe anan olsun!" derken tüm müminlerin manevi Baha'sını ve Anne'sini müjdeliyor­du. O (sav), hepimizin ma'nevi babası. Kaç baba vardır,çocu-ğu için sabahlara kadar gözyaşı döken? O (sav), bizim için ağ­lıyordu, sabahlara kadar.
      O (sav), sevgiydi, şefkatti, merhametti.
      O (sav), hikmetti, nezaketti, nezafetti.
      O (sav), baştan tırnağa insaniyetti.
      İnsan O'ydu; insaniyet O'ydu.
      O (sav), İslamiyet'ti.

      Bilinmedi hiç kimse O'nun (sav) kadar. Sevilmedi hiç kimse yeryüzünde O'nun gibi. Hiçbir isim, O'nun mübârek is­mi kadar anılmadı, anılmıyor. Hiçbir ses, mübârek sesi gibi asırları dolaşmadı, dolaşmıyor.
      Ebedi aleme gitmişti; amma ümmetini, bizi başsız koy­mamıştı; "İşte size Kuran ve Sünnetim" demişti. Sünneti, ahlakıydı. Ahlakı Kuran'dı. Kuran'ı elimizde, sevgisi yüreği­mizde, güzel ahlakı hayatımızda olmalı.

      O (sav), "Hiçbir baba, çocuğuna güzel (iyi) terbiyeden da­ha değerli bir hediye veremez" buyurmuştu. Güzel ahlakını hayatımızın hayatı yapmışsak, çocuklarımızı da adilce sevi­yor ve onların iyi bir terbiye ile yetişmelerine özen gösteriyo­ruz demektir. O (sav), "Çocuğunun kendisine iyi davranma­sında ona yardımcı olan babaya Allah, rahmetini bol kılsın" derken, babaya ağır bir sorumluluk yüklüyordu. "Babaların­dan ötürü evlatların vay haline!" dediğini biliyor musunuz? Ya, "neden ve nasıl olur bu" diye merak edip soranlara; "Ba­baları onlara dinlerini öğretmediler" buyurduğunu? Ya, insa­nın günahı yönüyle öldüğünü, sevabı ve hayrı yönüyle salih, temiz ve ahlaklı bir evlat yetiştirmişse, yaşamaya devam et­tiğini, söylediğini de biliyor muyuz?Pe
      Anlamalı Çocuklarımıza Nasıl Anlatmalı
      Gelin, gayret edip ahlaklı evlatlar yetiştirerek ölsek de günah cihetiyle ölelim, iyilik ve sevap yönümüzle hep yaşa­yalım ve güzelliklerle anılalım. Bir de şu çok önemli uyarıya kulak verelim: "Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî (iman/ve ahlak dersi) alamazsa, sonra pek zor ve müş­kül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını (iman esasla­rını) ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı Müslim birisinin İslâmi­yet ı kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bil­hassa, peder ve validesini (anne ve babasını) dindar görmez­se ve yalnız dünyevî fenlerle(dünyaya ait bilgilerle) zihni ter­biye olsa (eğitilse), daha ziyade yabanilik verir. O halde o ço­cuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip (yüz vermeyip soğuk davranarak) çabuk ölmelerini arzu e 0nlara bir nevi belâ (sıkıntı/eziyet) olur. Âhirette de onla­ra şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: 'Neden imanımı terbiye-i islâmiye (İslam terbiyesi) ile kurtarmadınız?' der."
      Mescid, muazzam bir zikir haneydi O'nun gözünde. İçindeki canlı cansız tüm varlıklar, Allah'ı anan birer kuldu. Bu açı­dan her şey, O'nun birer dostu, birer kardeşiydi. Dağı, ta­şı, ağacı, hayvanı seviyordu; Allah'ın eseri diye. İnsana da acıyıp merhamet ediyordu, yerde yürüyen karıncaya da, gök­te uçan kuşa da, yeryüzünün süsü olan ağaca da. Onları da kendine dost ve kardeş görüyordu. Bu dost ve kardeşlerini de hep koruyup kolluyordu.
      O (sav), en büyük çevreciydi. "Çevre" lafı edilmezken bi­le yolda, sokakta, çevrede görüntüsüyle insanları rahatsız eden bir şeyi ortadan kaldıranın, sadaka vermiş gibi sevap kazandığını söylüyordu. Çevreyi temiz tutup korumayı bir tür ibadet saymaydı bu. O'na göre, ağaç, dal, yaprak Allah'ı anan birer varlıktı. Onları yok etmeye çalışmak zikirlerini kesmekti. Buna kimsenin hakkı yoktu. Çevreye de, ağaca da bakışı buydu.

      O (sav), en büyük hayvan severdi. Onları, Allah'ın insan­lara birer emaneti sayıyordu. Emanete gereği gibi davranma­yanı "zalim" diye nitelendiriyor ve "Allah, onlardan hesap so­racaktır" diyordu. "Yeryüzündekilere acımayana göktekiler acımaz" anlayışını getiren O'ydu. O'nun getirdiği bu anlayı­şı bilen ve benimseyen bir dalı koparır mı, bir ağacı keser mi? Bir karıncayı ezer mi, bir insanı üzer mi?
      O (sav); Zeyneb'ini, Fatıma'sını, Hasan'ını, Hüseyin'ini, öpüp koklarken, gelmiş gelecek tüm çocukları öpüp kokluyordu. İslam fıtratı üzere doğmuş, doğacak tüm çocukları.
      O (sav), ; "Ben Baban, Aişe anan olsun!" derken tüm müminlerin manevi Baba'sını ve Anne'sini müjdeliyor­du. O (sav), hepimizin ma'nevi babası. Kaç baba vardır, çocuğu için sabahlara kadar gözyaşı döken? O (sav), bizim için ağ­lıyordu, sabahlara kadar.

      O (sav), sevgiydi, şefkatti, merhametti.
      O (sav), hikmetti, nezaketti, nezafetti.
      O (sav), baştan tırnağa insaniyetti.
      İnsan O'ydu; insaniyet O'ydu.
      O (sav), İslamiyet'ti.

      Bilinmedi hiç kimse O'nun (sav) kadar. Sevilmedi hiç kimse yeryüzünde O'nun gibi. Hiçbir isim, O'nun mübârek is­mi kadar anılmadı, anılmıyor. Hiçbir ses, mübârek sesi gibi asırları dolaşmadı, dolaşmıyor.
      Ebedi aleme gitmişti; amma ümmetini, bizi başsız koy­mamıştı; "İşte size Kuran ve Sünnetim" demişti. Sünneti, ahlakıydı. Ahlakı Kuran'dı. Kuran'ı elimizde, sevgisi yüreği­mizde, güzel ahlakı hayatımızda olmalı.

      O (sav), "Hiçbir baba, çocuğuna güzel (iyi) terbiyeden da­ha değerli bir hediye veremez" buyurmuştu. Güzel ahlakını hayatımızın hayatı yapmışsak, çocuklarımızı da adilce sevi­yor ve onların iyi bir terbiye ile yetişmelerine özen gösteriyo­ruz demektir. O (sav), "Çocuğunun kendisine iyi davranma­sında ona yardımcı olan babaya Allah, rahmetini bol kılsın" derken, babaya ağır bir sorumluluk yüklüyordu. "Babaların­dan ötürü evlatların vay haline!" dediğini biliyor musunuz? Ya, "neden ve nasıl olur bu" diye merak edip soranlara; "Ba­baları onlara dinlerini öğretmediler" buyurduğunu? Ya, insa­nın günahı yönüyle öldüğünü, sevabı ve hayrı yönüyle salih, temiz ve ahlaklı bir evlat yetiştirmişse, yaşamaya devam et­tiğini, söylediğini de biliyor muyuz?

      Gelin, gayret edip ahlaklı evlatlar yetiştirerek ölsek de günah cihetiyle ölelim, iyilik ve sevap yönümüzle hep yaşa­yalım ve güzelliklerle anılalım. Bir de şu çok önemli uyarıya kulak verelim: "Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî (iman/ve ahlak dersi) alamazsa, sonra pek zor ve müş­kül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını (iman esasla­rını) ruhuna alabilir. Adetâ gayr-ı Müslim birisinin İslâmi­yet'i kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bil­hassa, peder ve validesini (anne ve babasını) dindar görmez­se ve yalnız dünyevî fenlerle(dünyaya ait bilgilerle) zihni ter­biye olsa (eğitilse), daha ziyade yabanilik verir. O halde o ço­cuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip (yüz vermeyip soğuk davranarak) çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ (sıkıntı/eziyet) olur. Ahirette de onla­ra şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: 'Neden imanımı terbiye-i İslâmiye (İslam terbiyesi) ile kurtarmadınız?' der."

      Kuran çocuklarımız için "dünyanın süsü" der. Efendi­miz; "göz aydınlığı", "kalbin meyvesi" der. Çocuklarımız, gör­me gücümüzü, görüp ibret alma gücümüzü arttırır, hayatımı­za anlam katar. Kalbimizin meyvesidirler; çünkü birbirini se­ven iki kalbin kurduğu beraberliğin eşsiz ürünüdürler. Ağaç, meyvesi için sevilir. Evlilik ağacının meyveleri çocuklar ve evlilikler onlarla değer kazanır ve mutluluklarla donanır.

      Küçük çaptaki bu çalışma, hacmince umarım Efendimi­zin, hayata, insana, hayvana, çevreye bakışını; sevgisini, şef­katini özetle güzel ahlakını gösteren bir ayine olur; yansıtır sizlere güzelliklerini. Sizler de yansıtırsınız "Kalbinizin Mey­veleri" ne.

      Rabbimden mes'ud bir yuva, Efendimizin güzel ahlakıy­la büyüteceğiniz hayırlı çocuklar diliyorum.

      Salih Suruç
      Nisan 2007

       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789756476314
      MarkaCihan Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789756476314

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.