• Tüm Kategoriler

    • Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları
      Sürat ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü sepete atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

       

      Sahihi Müslim ve Tercümesi, 2.EL

      Fiyat:
      1.200,00 TL
      İndirimli Fiyat (%50) :
      600,00 TL
      Kazancınız 600,00 TL
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      2.El Kullanılmış, 3 Cilt, 1.Hamur
      350,00 TL
      KDV Dahil 153,00 TL
      %56,3
      2.EL Kullanılmış, 1.Hamur, 14 Cilt tam takım
      1.200,00 TL
      KDV Dahil 729,00 TL
      %39,3
      2 Cilt, Sarı Şamua, 1.248 Sayfa, 2. EL
      140,00 TL
      KDV Dahil 70,00 TL
      %50

      Kitap             Sahihi Muslim ve Tercümesi, 2.EL
      Yazar             İmam Müslim
      Tercüme         Mehmed Sofuoğlu
      Yayınevi         İrfan Yayınları
      Kağıt - Cilt      1.Hamur Beyaz -  8 Cilt takım
      Sayfa - Eba    3.902 sayfa    -    17x24 cm.
      Yayın Yılı        2003

      2. El, Az Kullanılmış, Temiz

           
      İrfan yayınları, İmam Müslim tarafından yazılan Sahihi Muslim ve Tercümesi adlı kitabı incelemektesiniz.
      Sahihi Muslim ve Tercümesi kitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satışı hakkında bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku !  O, insanı " alak " dan yarattı. Oku ! Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       

      SAHİHİ MÜSLİM VE TERCÜMESİ 


        
               TAKDiM


      TERCiH ve TERCEME SEBEBİ

      1957-1958 yıllarında Bağdad'da el-Medresetu'l-Mercâniyye'de Irak'lı meşhur âlim Ebu Şâkir Muhammed Fuâd el-Âlûsî (1382/1962) nin hu­zurunda Müslim Sahih'ini okudum. Bu « Huzurda okuma  - el-Kırâatu ale'şeyh - işi tamamlandığı zaman muhtevalarının mevsukiyeti bakımından Kur'an dan sonra yeryüzündeki  kitapların en sağlamı ve en kıymetlisi bulunan İki Sahih'i terceme etmek fikri gönlüme düşmüştü. Çünkü bu iki kitap, üçüncü hicret asrına kadarki hadis âlimlerinin en en sağlam ilmî usuller ve pek ağır sıhhat şartları ile tenkîd süzgecinden süzüle süzüle gelen ve böylece en sahih oldukları ümmetin icmâı ile de kararlaşan hadîslerin çoğunu bir araya toplamışlardır. Bunlardaki hadîslerin hepsi son Peygamber Muhammed Mustafa (SAV) ın insanlık için en doğru en iyi ve hiç eskimiyecek ta'lîmleri ve hayat düstûrlarıdır.

      Bu iki den birincisinin hiç olmazsa bir «Tecrid» i türkçeye terceme edilmiştir. Müslim Sahihi'in ise şimdiye kadar  türkçe tercemesi neşrolunmâmıştır. Halbuki Türkler bu ölmez eserlerin tam tercemelerinden onların hâlis îman, ibâdet, ahlâk... öğreten muhtevalarından mah­rum veya müstağni kalamazdı. Daha evvelki asırlarda bu sahadaki âlim­lerin ve ilmî faaliyetlerin bolluğu sebebiyle belki bu ihtiyaç pek his­sedilmiyordu. Son asırlarda ise bilhassa memleketimizde hadis tedrisinde bir duraklama ve gittikçe büyüyen bir boşluk meydana gelmiştir. Bunun neticesinde de müslüman Türk halkı kaynakları yerli veya yabancı bir takım murâfeler ve bid'atların zehrine ve çeşitli hurâfeci bid'atçıların tahripkâr faaliyetlerine mâruz kalmıştır. Bunları yok etmeye yegâne çâre Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadislere süratle dönmek, Allah'ın ve Rasûlünün ebediyyen eskimiyecek düstûrlarından bol bol yaymak ve oku t­maktır. İşte bu ihtiyaç özellikle zamanımızda had safhaya ulaşmış, ar­tık ana hadîs kaynaklarının muhtevalarını öğretmek bir zaruret olmuştur.

      Esasen Kitab ve sünneti öğrenib öğretmek, kitap ve sünnet ilmini yaymak, bir çok vesilelerle bizzat Hz.  Peygamber tarafından  emir ve tavsiye buyurulmuştu. Allah'ın Rasûlü: «Benim sözümü işitip belleyen, sonra da onu işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin yüzünü Allah ağartsın. Zira nice kimseler var ki, yüklendikleri fıkhı kendilerinden daha fakîh olanlara ulaştırırlar» buyurmuştu (Buhari, Müslim..). Ve keza Fetih ve Veda haccı hutbelerinde: «Benim dediklerimi hâzır olanlar gaip olanlara (yani burada bulunmıyanlara ve müstakbel nesillere) tebliğ et­sin,.» emrini bir kaç defa tekrarlamıştı (Buhari, ilim, liyubellığı'l-ilme'ş şâhidu'l-gâibe).

      İşte bu düşüncelerle terceme fikri gelişti, olgunlaştı, nihayet Hak Teâla bir vesile halkederek bu hayırlı hizmete başlamayı ben nâçiz ku­lu Mehmed Sofuoğlu 'na müyesser kıldı.

       

               YAPILAN İŞ ve BEKLENEN FAYDALAR

       

      Şimdi burada 1120 yılı aşan zaman içindeki islâm âlimlerinin ve onlara tabî olarak Muhammed Ümmeti'nin iki Sahih'den biri kabul ettikleri MÜSLİM SAHİH 'ini aslını tercemesi ile birlikte sunuyoruz.

       

          Tercemeden evvel;
       

      1. TERCİH ve TERCEME SEBEBİ

      2. YAPILAN İŞ ve BEKLENEN FAYDALAR

      3. TERCEMEDE TAKÎP EDİLEN USÛL

      4. TERCEMEDEKİ BAZI HUSUSLAR ve KISALTMALAR    parağraflarını kapsayan bir

       

       TAKDÎM ve HADÎS'İN ÖNEMÎ,

       İMAM MÜSLİM'İN HAL TERCEMESİ,

       SAHÎH ÜZERİNE BÎR TEDKÎK,

       KAYNAK KİTAPLAR FİHRİSTİ   başlıklarını içine alan bir
       

          GİRİŞ bölümü takdim ediyoruz.
       

       Bu suretle okuyucunun bir karşılaştırma kolaylığı bulacağını, aradı­ğı konulan ve hadîsleri göz önünde tutabileceğini, Allah Rasûlünün öğ­rettiklerini gönül itminanı ile okuyup belleyebileceğim", çeşitli konularla ilgili hadîslerin çok güzel toplanmış olması sebebiyle islâm'ı öğrenme ve Kur'an-ı Kerim'de  öğretmede kolaylıklar bulacağını, Sahih üzerindeki tedkîkin bu konuya bir aydınlık getireceğini ve eserin önemini bir kat daha belirteceğini, daha geniş inceleme ve araştırma yapacaklara naçizane bir başlangıç ve muhtasar bir rehber olacağını ümit ediyoruz.        

       Vesile ile sarih olarak ilgili iki âyetten birisi şudur:

        Ey iman edenler, Allah'dan korkun, O'na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda savaşın ki, felah bulaşınız» (el-Mâlde: 35). Diğeri de el-İsra:,57. ayettir. Bize takdir buyurulan vesile ile, haddizatında ağır ve büyük olan bu hayırlı hizmeti hakkıyle başarmanın cidden güç olduğunu bile bile yalnız  Allah'ın İnayetine güvenerek bu işi üzerimize aldık.

       ... Allah'ım! Senin verdiğine mani' olabilecek hiç yok, vermediğini verebilecek de hiç yok! Baht ve zenginlik sahibinin baht ve zenginliği, senin lutûf ve ih­sanın yerine geçib de kendisine faide vermez    (Buhari, Sıfatu's-salât zikr ba'de's salât; Müslim, Salât, ma yekûlu İza rafaa re'sehu mine'r-Rukû', Mesâcid, îs-tihbâbu'z-zikr ba'de's-salât).

      Yapılan bu tedkîkin ve tercemenin nihâî olduğu, eksiklerden, ku­surlardan berî bulunduğu düşüncesi hiç bir zaman aklımızdan geçmez. Biz daha öncekilerin çalışmalarından çok istifadeler ettik. Allah Rasûlü-nün hadîslerini dosdoğru ve sâde bir şekilde tercemeye gayret ve cehid sarf ettik. Bu yolda uhdemize düşen tebliğ vazifemizi —karınca kara­rınca— yerine getirmeye çalıştık. Esasen «her bir ilim sahibinin üstün­de daha iyi bir bilen vardır» (Yusuf: 76). Bizden sonrakilerin bu vadi­de daha başarılı gayretler göstermeleri ve bu yüzden kat kat hayırlara nail olmaları en hâlis dileğimizdir.

       
             TERCEMEDE  TAKİBEDİLEN  USUL
       

      Lüzumlu hazırlık ve istişarelerden sonra Müslim Sahih 'inin 1330 Hicrî tarihli Matbaâ-i Âmire tab'ı ile yine büyük ölçüde ona istinadeden 1374/1955 tarihli Mısır tab'ı esas alındı. Sahih'deki kitap, bâb ve hadis rakamları Muhamnıed Fuâd Abdulbâkî tarafından Miftâhu Künûzi's-Sunne ve el Mu'cemu'l-Mufahras li Elfâzı Hadîsi'n-Nebevî adlı fihrist­lerden de faydalanarak hazırlanan bu son baskıya göredir.

      Müslim Sahih 'i hiç bir eksiltme ve arttırma yapılmadan her bir ha­dîsi rakamlanmış senedler ve metinler halinde kendi harfleri ile alındı. Bunun altına senedi işaret eden noktalardan sonra metin kısmının ter-cemesi yine rakamlı olarak konuldu. Sahıh içindeki kitap başlıkları ter­cemeye lüzum görülmeyerek aynen, bâb başlıkları ise terceme edilerek alındı. Kitap başlıkları büyük harflerle, bâb başlıkları da küçük kapital harflerle yazıldı. Asıllarındaki müteselsil rakamlar tercemede de aynen muhafaza edildi. Yani her kitap içindeki hadîsler müstakil bir rakam aldığı gibi bir de bütün Sahih'de bulunan aslî ve tekrarsız hadîsler iki hilâl arasında ayrıca bir rakam zincirine bağlandı.

      Tercemelerde, aslına sadâkat, vazgeçilmez bir esas kabul edildi. Çün­kü tercemede aslına sadâkat, bu işin ilk ve son şartıdır. Bütün terceme­lerde böyle olması icabetmekle beraber bilhassa her kayd ve ıtlâkı bir takım şer'î hükümlere kaynak, muhtelif mezhep imamlarına delîl ve da­yanak olan böyle ana eserlerde tercemenin aslına mutabakatı çok önem kazanır. Bunun için gücümüzün yettiği nisbette sadâkatla tercemeye iti­nâ gösterildi. Bazı yerlerde metnin kolayca anlaşılmasını temin için ter­cemeye tamamlayıcı lafızlar ilâvesi gerektiğinde bunlar da ekseriya iki hilâl içinde gösterildi.

      Bazan gerektikçe haşiye olarak hadîsle ilgili açıklamalar verildi.  Fakat bu açıklamaların aslı gölgelememesine azamî dikkat gösterildi. Esa­sen Müslim, hadîsleri öyle mâhirâne tasnif etmiştir ki, izahı gereken bazı yerlerin izahını, müteakip hadîslerdeki ifadeler ve ziyadelerle sağlamış­tır. Bu sebebden çok defa yalnız  tercemelerle yetinildi. Bu suretle Allah Rasûlü'nün ta'lîmleri miimkin mertebe olduğu gibi gözler önüne konul­du. Bundan maksadımız, tercemeleri okuyan herkesin kendi irfan sevi­yesine göre bu Nebevi irşadlardan nasibini almasıdır. Çünki, hiç bir kimse Peygamber kadar öğretici olamıyacağı gibi ne kadar hakim olur­sa olsun hiç bir şahsın sözü de Peygamber'in  sözlerinden daha doğru, daha güzel ve daha tesirli olamaz.  Zira:

       Allah hakkı söyler ve ancak O, doğru yolu gösterir»  (el-Ahzab: 4).

      «Muhakkak sözlerin en hayırlısı Allah'ın kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur»

      O halde dünya ve âhiretle ilgili her işte önce başkalarının değil Al­lah'ın ve Rasûlü'nün sözleri olduğu gibi görülmeli ve her şeyden evvel onlar dinlenilmelidir.

      GİRİŞ  kısmını ve hadîs tercemelerini hazırlarken faydalandığımız ve isimlerini zikrettiğimiz kitaplardan, basılmış yahut yazma halindeki Müslim Şerhlerinden bilhassa çok faydalandık. Buhari ile Müslim'in sıh-hatlarında ittifak ettikleri hadîslerde ise fazla olarak Buhârî Şerhleri ile Tecrîd-i Sarîh Tercemesi'nden de istifadeler ve karşılaştırmalar yaptık. Bütün müslümanları ilgilendiren böyle ilmî ve dinî eserler müşterektir. Onlarda geçmiş ve muasır bir çok âlimin çalışma payı ve hakkı vardır. Bütün bunlarla beraber TAKDÎM'in YAPILAN İŞ ve BEKLENEN FAY­DALAR bölümünde işaret ettiğimiz gibi noksansızlık iddiamız yok, ku­surları asgarî hadde indirme cehdi ve samimiyeti vardır. ( sahihi müslim kitap,  sahih-i müslim oku, müslim hadis kitabı,  irfan yayın, sentez yayın,  mehmed sofuoğlu,  8 cilt, satış, İslami kitap )

       

                  TERCEMEDEKİ BAZI HUSUSLAR ve KISALTMALAR

       
      Tercemenin hemen üstündeki asılda sened ve metin aynen mevcud olduğu ve senedi tedkîk etmek isteyenlerin oradan daha kolaylıkla taki-bedebilmeleri miimkin bulunduğu için senedlerin tercemesi yoluna gidil­medi. Zaten senetteki râvîlerin isimlerini sadece latin harfleri ile sırala­maktan öteye geçmeyecek olan bir sened tercemesinden beklenen fayda sftğlanmıyacaktı. Üstelik bazı edâ sîgalarının ve tabirlerin tercemesinde içinden çıkılmıyacak güçlüklerle karşılaşılacaktı. Zira bilhassa Haddesenâ» ve «Haddesenî» tabirlerini ihtiva eden bir isnadı bütün ıstılahî manâlarına ve inceliklerine sadâkat göstererek türkçede güzel bir tabir ile sevketmek cidden pek müşkil bir iştir.

       
      5. Nitekim tahdis sigasını tercemede güçlüklerle karşılaşıldı: Tahdis ıstılah olarak umumiyetle «.'Semi'tu» da olduğu gibi üstad hadîs tekrir ederken onun ağzından hadîs almayı ifade eder. Çünkü haddesenî demek Semi'tu demeye en yakın bir tâbirdir. İhbar ise daha geniş anlamda yani hem Üstadın tekbirlerini dinlemekte hem de üstadın huzurunda okumakta kullanılır. îhbar'ın huzurda okumaya di­ğer bir deyişle Arz'a tahsîsi şâyî olduktan sonra hadîsçilerin çoğu tarafından bu iki tabir arasında fark gözetilmeye başlanmıştır. Bir çok hadisçilere göre ahbaranâ ile Eubceııâ ve Nebboenâ lafızları hadesenâ'nın dûnundadır. Maamafih haddesenâ ile ahbaranâ lafızlarının birini diğeri yerine kullananlar da mev­ti ud  olmuştur. Bunların en meşhurları şunlardır:

       

      İbn   şihab  ez-Zührî                                      (124/741)

      Ilammâd  ibn  Seleme                                    (167/783)

      İmamı Mâlik                                                   (179/795)

      Abdullah   ibn   Mübarek                              (181/797)

      Hüseyni   ibn  Beşir                                       (188/803)

      Sufyân ibn   Uycyne                                     (198/813)

      Yahya ibn Said  el-Kattân                             (198/813)

      Yezid ibn Hârûn                                            (206/821)

      Abdurrazzâk                                                  (210/825)

      Abdullah   ibn  Mûsâ                                     (213/828)

      Amr   ibn   Avn                                             (220/835)

      Yahya ibn Yahya et-Teymî                           (226/840)

      Ishâk ibn  Râhûye                                          (236/850)

      Buhârî                                                            (256/869)

      Ebu  Mûsâ Ahmed   ibn  Furat                      (258/871)
       

      Bunların karşısında hadîsin değerlendirilmesindeki tesirinden dolayı bu iki lafzın birini diğeri yerine ikamet etmeyi caiz görmeyenler de var olagelmiştir. Onlar da şunlardır:

       

      îbn  Cureye                                                       (149/766)

      imam Evzâî                                                       (157/773)

      Abdullah   ibn  Vehb   el-Mısrî                         (198/813)

      İmam  Şafii                                                       (204/819)

      İmam Ahmed                                                   (241/855)

      Abdullah ibn Salih                                            (248/862)

      İmam Müslim                                                   (261/874)

      İmam Nesai                                                      (303/915)

       

      Eda sigalarındaki bu ince farklara çok dikkat gösterenlerden biri İmam Müs­lim'dir. (Şerhu'n-Nevevi, Mukaddime, s. 21-22). O'nun Sahih'ini terceme eder­ken bu dikkat ve itinaya tercemede de aynen riâyet etmek bir diyanet ve emânet borcu telâkki edildi. Bu sebeble «Haddesenâ» lan, «Bize haber verdi» şeklinde tercemeye gönlümüz râzî olmadı. «Bize nakletti», «Bize rivayet etti», «Bize hikâye etti», «Bize anlattı», «Bize irâd etti» gibi tabirler de ıstılah! yönden bunun mu­kabili ve dengi değildi. Bunlardan her birine «Hadis» sözü de ilâve edilirse belki bir dereceye kadar maksad hasıl olur. Fakat bu hem sözü çoğaltır, hem de yine yeteri kadar onu karşılayamazdı.

      «Haddesenâ» lügat bakımından «Bize söyledi» şeklinde tercemeye uygunsa da hasetsen «hadîs söylemek» suretindeki ıstılahî ma'nâyı ifadede hafif görüldü.

      «Bize tebliğ etti» şeklinde tercemeye gelince bu, türkçe kullanılışa daha yakın bulunduğu, Kur'ân-ı Kerim'de de çok geçtiği ve hatta bizzat Rasûlullah'ın bazı hadislerinde «Benden tebliğ edin» mealinde vârid olduğu halde hadis meclisle­rinde hadis takrir eden üstadlar bunu kullanmamışlar, «Belleganâ fulânun: Bize fulan tebliğ etti» şeklinde bir tabire gitmemişlerdir.

      «Bize takrir etti» şekil de hem türkçe ifâde bakımından hem de hadisleri nakle-dişteki fiilî durumu göstermesi bakımından maksada hayli uygundur. Fakat bu tabir de hadisçiler arasında kullanılmamıştır. Hadis meclislerinde ve hadis ders­lerinde senedlerdeki rical ve müteakip nesillerdeki üstadlar daima birbirlerine takrir edegelmiş oldukları halde bütün hadis tarihi boyunca tistadlardan hiç biri «Karrarana fulânun: Bize fulan takrir etti »tabirini kullanmamıştır.— Hakiykaten tebliğ ve takrir, tahdisden apayrı birer kökten gelmekte ve ıstılah olarak tabiatiyle bir çok ince ma'nâlarda tahdîsin tam mürâdifi olamamaktadır. Hayli araştırma ve istişarelere rağmen tahdîsin türkçede uygun bir karşılığı bulunamadı. Nihayet tam türkçe olmamakla beraber bunu «Bize tahdis etti» şek­linde terceme etmeyi en salim yol gördük. Hadîs kitaplarındaki tahdîs'in ma'nâsı bu izahlarımızın başında görüldüğü gibi üstad'm talebesine veya hâzır bir mec­lise elindeki kaynakdan hadisleri Peygamberden itibaren kimlerin kimlerden al­dıklarını, alma tarz ve ifadelerini aynen tekrar edip sıralayarak bizzat inkar edip söylemesini yani «Bize falan, hadis söyledi- demeyi ifade eder. Fazla olarak eda sığaları denilen bu ifadelerin altında üstadın yazılı bir kaynağa isnad ettiği de bilinir. (Buhâri 'nln kaynakları, s. 47, 48, 49, 60, 67. Türk târih kongresi, «İs­lâm tarihinde rivayetlerin değeri.» îslâm Tedkikleri Ens. dergisi 1956-1957 «İs­lâm târihinin kaynağı olmak bakımından hadisin ehemmiyeti») Bu böylece an­laşıldıktan sonra artık bunun türkçede tam karşılığının bulunmuş yahud bulun­mamış olması pek mühim değildir. Haddesenâ'yı «Bize tahdis etti» şeklinde terceme edip, bunu hemen hemen aynen muhafaza etme maksadını güttüğümüz için bize yapılması muhtemel serzenişleri önceden kabullendik. Ve Peygamber'den itibaren takriben 14 asırdan beri bütün İslâm alemindeki hadis imamları tara­fından ısrarla kullanıla yelen ve artık değişmez bir ıstılah olan Hoddesenâ veya Haddoseni'yi bu şekilde muhafazaya meylettik. İlmi İktidarlarına, dindarlıklarına ve aynı zamanda Türk dil ve Edebiyatı bilgilerine itimâd ederek istişare etitğimiz bazı vezat da bu kanaatimizi haklı görmüş ve bizi tasvîbetmişlerdir. Diğer edâ sigalannın tercemelerinde ise hemen heamen dâima yine kendileri kul­lanıldı. Bunlar zaten türkçede böyle kullanılmışlardır. Enbeena ve Nebbeena ta­birleri ise, mânâca Ahbarana'ya denktir. Bunlar Ahbaranâ ma'nâsmdadır. Bu sebeble ikisi de «Bize haber verdi» şeklinde terceme edilebilir. Edâ sigaları denilen bu Haddesenâ ve benzeri tabirlerin ıstılah olarak taşıdıkları ma'nâ incelikleri ve hadîsçilerin bunlara atfettikleri büyük ehemmiyet ve nihayet hadisleri kıymetlendirmekteki tesirleri, Hadis Usûlü kitaplarının ilgi bölümlerinde tafsil edilmiştir.


      Sonra bu kabil olsa bile sened tercemesi okuyucuların çoğuna bir ma'nâ ifade etmiyeceği gibi hem kitaba hem okuyucuya fazladan bir yük ve kalabalık olacaktı. Çünkü tabiî olarak okuyucu senedden ziyade doğ­rudan doğruya Rasûlullah'ın tebliğlerine O'ndan naklolunan hadîslere itibar edecektir. Zaten aslolan da onlardır, sened sadece hadîsin mevsû-kiyetinin dayanağı ve vesikasıdır. O da hemen tercemenin üstünde aslı ile mevcuttur.

       
      Bize sened  tercemesini lüzumsuz kılan diğer bir sebeb de, bu kitapta her ne varsa hepsinin sahîh olduğu artık tamamiyle ve ittifakla malûm ve müsellem bulunması keyfiyetidir.

       (Şerhu'n-Nevevî, s. 19).

       İşte bu sebeblerden dolayı umûmî olarak sened tercemesinden vaz­geçildi. "Fakat  aşağıdaki hususlar da dikkate alındı:


      1-Bazan içinde lüzumlu bilgiler ve faydalar bulunan ve okuyucu­ya fazla bir yük teşkil etmiyecek olan senedler yine tam tercemeleriyle verildi.

      2-Senedin şevkinde hadîsin vürûd sebebi, takviyesi veya ittisali ile ilgili delillerin bulunduğu yerlerde bu bilgileri muhafaza etmek için se­ned bazan tâbiûndan olan râvîden veya daha berisindeki râviden itiba­ren terceme edildi.

      3-Sahabîye yakın olan râvîlerde tahvil yapılmış ve her isnadda da ayrı ayrı Rasûlullah'ın sözleri bulunmuşsa böyle yerlerde tahvil işare­tini koyduktan sonra: (Yine falandan) şeklinde tereceme edilerek bun­lara işaret olundu.

      4- Arka arkaya birkaç senedin toplandığı çok TAHVÎL'li hadîsler­de cezim sigasını ifade ve raptı sağlamak için (burada râvî... diye tahdîs etti)  şeklinde bir belirtme yapıldı.

      5-Müslim ekseriya aslî hadisleri yazdıktan sonra o hadîslerin veya onlara yakın lafızlarla olan hadîslerin sadece isnadlarını arka arkaya di­zer. Eğer varsa küçük lafız farklarını da buralarda gösterir. Bu suretle hadîsin çeşitli senedlerini göz önüne koyup, yaygınlığını ve geliş yolla­rının çokluğunu, dolayısiyle mevsûkiyet kuvvetini belirtmiş olur. Sadece isnadlardan ibaret olan böyle yerlerde yalnız isnadların kaynağı duru­munda olan râvîlerin isimleri yazılıp, farklı kısımlar doğrudan doğruya sahiplerine nisbet edilerek gösterildi.

      6- «An fulanin ah fulanin» zincirinin tercemesinde «O da fulandan O da fulandan» şeklinde araya bir «O da» kelimesi koymak terceme yö­nünden ve nakil zincirinin iyice belirmesi bakımından lüzumlu görüldü.

      7- Sened ve Metin aralarında ricalin biribirlerinden nakillerini nikâ eden mükerrer «kale»ler, muhaddislerin kısaltma maksadı ile kabul etikleri bir örf olarak yazılmayıp mukadder kılınırlar.

      Müslim'in Sahih'inde ise bu iiknci «kale»ler bazı senet ve metinler­de zikredilmiştir, işte bunlar tercümelerinde yine mukadder kılındı.

      8- Bazı yerlerde iki hilâl arasında mevcud bulunan (şunu kasdeder) yahut (o fulanin oğludur) gibi tavzihler, Müslim'in itinâsına hürmet ve aslına sadâkat olmak üzere çok yerde aynen muhafaza edildi. Nadiren de bunlar senedden itibar olundu.

      9- Hadîs'in rakamını yazdıktan sonra senedin tamamiyle veya kıs­men terkedildiği yerlerde, terkedilen kısma işaret edecek bir çizgi çe­kildi. Sonra ekseriya sahâbîden, ara sıra tabiîlerden olan râvîsinin ismi ve bunun Rasûlullah'a hadîsi nisbet etme tarzı gösterildi. Ancak, burada Müslim Sahâbî ismini hangi lafızlarla zikretmişse ekseriya o lafız mu­hafaza edildi. Meselâ; Müslim bazen «an Âişete» bazan «an Âişete zevci'n-Nebiyy (S)», bazan «an ibn Umer», bazan «an Abdillahi'bni Umer» bazan «Ennehû kale» bazan «Enne'n-Nebiyye (S) kale kezâ keza» bazan «kale kale Rasûlullah (S)» lafızları ile hadîsi sevketmiştir. îşte bunlar ve bunlara benzer lafızların tercemelerinde de asıllarına sâdık kalındı.

      10.- Râvînin hadîsi ref ve nisbet etme şekline gelince; bu nisbet umumiyetle heb cezim sigası  iledir. Bu cezim ifadeleri türkçede buyurdu, dedi, emretti, buyurdu ki, şöyle demiştir...» gibi ma'lûm fiiller kullanı­larak veya «dır» edatı ie temin edilmeye çalışıldı. "Meselâ: «Ebu Hureyre (RA) şöyle dedi! Rasûlullah (Sav) buyurdu ki...», «Âişe (RA) dan: Ra­sûlullah (SAV) şöyle buyurmuştur..» gibi.

      Çünkü «rivayet olunmuş, Duyurulmuş, söylenmiş, denilmiş» gibi sa­dece «mişli» tabirlerin türkçede bir gevşeklik ma'nâsını ifadede kullanıl­ması galibdir. Nadiren de olsa gevşeklik anlatan bir siga gelince o da cezim  (kesinlik)  göstermeyen tabirlerle ifadelendirilmeye çalışıldı.

      11- Hadîsin Peygambere nisbeti bu suretle gösterildikten sonra me­tin tercemesine geçildi. Metinlerde arttırma eksiltme yapmaksızın Sa­hih'te bulundukları gibi türkçeye terceme etmek yegâne maksadımız ol­muştur.

      12- Müslim Sahih'inin bilhassa senedlerinde sahâbî  isimlerinden son ekseriya Tardiye usûlü mevcud değildir. Fakat tercemelerde bu husustaki umûmî örfe uyularak Sahâbî isimlerinden sonra tardiye lafızları bir   (R)   harfiyle remizlendirildi.

      Tasliye ve Teslîme'leri de (S) harfi ile, yalnız Teslîme'ler ise (A) harfi ile remizlendirildi. Bu tasliye, teslime ve tardiye harflerinin işaret ettikleri tabirler cinsiyet ve kemiyete uygun surette okunmalıdır. Mese­lâ: Rasûlullah SALALLAHU ALEYHİ VE SELLEME, Ebu Bekr RADI-YALLAHU ANH, Aişe RADIYALLAHU ANHÂ, Mûsâ ve îsâ ALEYHİMU'S-SELAMU, Ashâb ALEYHİMU'S-SELÂMU, Ummehâtu'l-Mu'minîn ALEYHÎNNE'S-SELAMU... gibi.

      13- (ÎBN) ler umumiyetle üç harf halinde ve nadiren makamlarının gerektirdiği okuma tarzları ile yazıldı.

      14- Özel isimlerle mensûbiyetlerdeki tarif harfleri, okuma tarzının gerekli kıldıkları hariç umumiyetle yazılmadı.

      15- Umer, Usmân, Lukman gibi hâs isimlerde asıllarının telaffuzu esas tutuldu. Zaten arapçada «O, ö, Ü» sesleri olmadığı gibi özel isim­leri böyle eserlerde değiştirmek de doğru görülmedi.

       Hazfedilen veya kısaltılarak reniz haline getirilen diffor kelimeler ve remzleri için hadîs  usulü  kitaplarının ilgili bahislerinde yeter bilgiler   verilmiştir.

      « SAHİH-İ MÜSLİM TERCEMESİ » nde geçen âyet mealleri bazan aynen, bazan da küçük tasarruflarla Muhammed Hamdi Yazır (1942)ın « Hak Dini Kur'an Dili »nden veya Hasan Basri Çantay (1964) ın «Kur'an-ı Hakim ve Meali Kerim »inden alınmıştır.

      Bu teferruatlı TERCEME USULÜ 'müzün gayesi, imam Müslim'in şu kıymetli tasnifini mümkin olduğu kadar bütün kıymetleri ve güzellikleri ile türkçeye aktarmak, aynı zamanda bu kıymetli muhtevanın gönüllere melal vermeden okunmansını sağlamaktır.

      Bu tercemenin naçiz şahsımız tarafından yapılmasına tergîb ve teşvîkleriyle vesile olan kimselere, çalışmalarımız devamınca eserlerinden ve istişarelerinden faydalandığımız muhterem zevata ve nihayet bu bü­yük eseri neşr için mühim bir yatırım yaparak Türk Milletine sönmiyecek bir İRFAN huzmesi sunan İRFAN YAYINEVİ 'ne hem kendimiz, hem de MUHAMMEDİ hakikatler adına teşekkürlerimizi ifade etmek isteriz. Bu meyanda bütün şu hayırlı teşebbüs ve hizmetleri, hizmet ve teşeb­büs sahipleri için kesiksiz bir âhiret azığı kılmasını da Cenab-ı Hak'dan niyaz eyleriz.

       Ey Rabbimiz! Bizlere ve daha önden iman ile bizi geçmiş olan (dîn) kardeşlerimize mağfiret buyur ve gönüllerimizde iman etmiş olanlara karşı bir kin bırakma! Ey Rabbimiz şüphe yok ki sen Raufsun Rahimsin.  (el-Haşr: 10).

       Ey Rabbimiz!  Bize tarafından bir rahmet ver ve işimizden bizim için bir muvaffakiyet hazırla!

      (el-Kehf: 10).

         

       Mehmed SOFUOĞLU 

       27 Muharrem 1385 

       29 Mayıs 1965   

       İSTANBUL

       

      İrfan yayınları, İmam Müslim tarafından yazılan Sahihi Muslim ve Tercümesi adlı kitabı incele diniz. 

      Diğer Özellikler
      Stok Koduİfr Sah Müs 8C-2
      Markaİrfan Yayıncılık
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.