• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Bu Ümmetin Genci

      Bu Ümmetin Genci
      Bu Ümmetin Genci
      Bu Ümmetin Genci
      Bu Ümmetin Genci
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Fiyat:
      12,00 TL
      İndirimli Fiyat (%41,7) :
      7,00 TL
      Kazancınız 5,00 TL
      7.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
             Stoktan Kargo

      Kitap            Bu Ümmetin Genci
      Yazar           Nureddin Yıldız
      Yayınevi      Tahlil Yayınları
      Liste Fiyat    12 TL
      Kağıt Cilt      2.Hamur - Karton Kapak Cilt
      Sayfa Ebat   224 sayfa , 13.5x21 cm - Roman Boy
      Yayın Yılı      2018
      ISBN             9786055271510

       
      Tahlil Yayınları Bu Ümmetin Genci kitabı nı incelemektesiniz.    
      Nurettin Yıldız Bu Ümmetin Genci kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


         bu kitap

      On yedi yaşında bir gence ordularını teslim ederek giden Peygamber aleyhisselama gözlerini dikmiş genç mü minlere, kendisine ümmetin orduları emanet edilebilir bir genç olmak için çalışıp çırpınan, heyecanla emir bekleyen ve kendisini yaşadığı anın Usame'si, Ne-sibe'si bilen aziz gence,

      Kendisini, ilk insandan bu yana biriken insanlık sorunları karşısında, insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetin iman edenlerinden biri olarak bilen ve bunu dünyada var olmasının yegâne gereği olarak gören genç mü'min deli­kanlılara ve mü'min kızlara,

      Arandığı bütün zamanlan ve mekânları doldurmayı sev­da edinmiş,
      'Buradayım ey ümmetim' diye uykusuz kaldığı geceler boyunca,
      Azim ve çalışma abidesi olarak meleklerin önünde çır­pındığı her yerde,


       
       
      'İşi vaktinden çok' bir genç,
      Mü'min, Salih amelli, Büyük emelli,
      Yaşı ile değil azmi ile değerlendirilen,
      Okur, düşünür, konuşur, Dili Kur'an'lı, Gözü basiretli, Eli nasırlı,
      Haramların kirletmediği, hayallerin çökertmediği,
      Kullara kulluk düzeyinden Allah'a kulluk düzeyine yük­selmiş,
      Arş'ın gölgesine ermeden soluklanmayan mübarek gence ithaftır.
      Bu kitap, ona bir duadır.
      Bu, ona söylenecek sözlerin özüdür, ön sözüdür.

      bu merhume ümmetin genci ey sabır çınarı!

      Duy beni, benim sesim sana çok ötelerden gelecek; yu­nusların karnından, ateş alevlerinin içinden, Bedir'den, Uhud'dan, Kadisiye'den, Endülüs'tendir bu sesim.

      Duy beni ey genç mü'min!
      Bu ümmetin genci, senden başka kulak yoktur ses duyabilecek.
      Duy beni.
      Ey Sabır Çınarı!
      Ey genç adam, yeni Üsame!
      Ey genç kız, yeni Asiye!
      Ümmetimin fidanı, Kur'an'ımın sesi, Peygamber a/eyhisselamın ondan asırlar sonra gelen kardeşi!

      Binlerce yıllık insanlık sorunlarının birikimini devralıp, o sorunları çözmek için 'en hayırlı ümmet' olarak gönderilen bu merhume ümmetin genci olarak, küreselleşmiş dertlerin karşısında yılışıp kalmadığın için seni, on yedi yaşında 'Üsame'ciğimiz' olarak görmek ne büyük bir onur bilir misin? İn­sanlık kadar eski ve köklü sorunların karşısındaki sabrın, 'sı­nırsız bir karşılığı' hak edişinin belgesi olacak Allah'ın izni ile.

      Taşların bağlandığı ama köpeklerin salındığı bir dünyada
       
      imanını koruyan genç olmak senin için Üsame olmaktır. Bu ümmetin Âsiye'si olmaktır. Sen bağlanmış taşlara ve salın­mış köpeklere rağmen dik durduğun için gökler de yukarıda duruyor hâlâ. Bombalanan şehirlere, katledilen ümmetinin kadınlarına ve çocuklarına rağmen sen bozulmuyorsun ya, toprağı su ile yeşerecek niteliği ile tutan emel budur bilesin.

      Revaçtadır diye liberalleşmedin, itikad ve amelini laikleştirmedin, gençlerin ve ihtiyarların eline tutuşturulmuş oyuncaklarla oynayıp ibadetleri aksatmadın, ahlâksızlık yasallaştırıldı diye anne babanı ezmedin, haram çaresizle­rin ürküntüsü zannedildi ama sen helali aşmadın, sen onu görmüyorsan da o seni görüyor diye Allah'tan hayâ ettin. Ümmetinin büyüklerinin kadrini düşürecek sözlerin olmadı. Ashab-ı kiramı sevdin, sevginin gereğini yaptın. Şehvetini frenledin. Kendini salmadın. Bunalınca Rabbinin kitabına sarıldın. Rabbinle konuşur gibi onu okudun. Ümmetinle yandın kavruldun. Yaşlıların bile gündemi olmazken sen ümmetini gündem yaptın. Gencecik gözlerinden cennet pı­narlarından gelmiş damlalar akıttın. Ümmetine dualar ettin. Allah, önüne okyanusları çıkarmasa yürüyecektin. Cennete adımını atmadan oturmaya niyetli değildin.

      İşte bu hâlin kolay olmadı. Seni melekler gördü. Çat­layacak gibi oldun. Yalnızlık bunalttı, tecrübesizlik yer yer yanılttı. Zor oldu bu mücadele ama sebat ettin. Gevşemedin, dağılmadın. Melekler bunu gördü. Bu sabrına şahit oldular. Senin için dualar ettiler. Gökler seni seyretti adeta. Hercü-merç zamanında hicret sabrı yaptın. Genç yaşında ileri yaş direnci gösterdin.

      Bu zorlukları aştın da sabrın meyve verdi. O sabrın bü­yüdü ve çınar oldu.

      Din işinden geçinenlerden çok dinin için sen çırpmı­yorsun ya... Gözü kurumuşlardan çok sen ümmetini dert ediniyorsun ya... Kimse kalmasa da şu koca dünyada sen Muhammedi ahlâkın tek çekirdeği olmaya hazırsın ya... Se­ni kuşatan ifsat fitnelerine karşı imanını ve mü'min kimliğini muhafaza ediyorsun ya...
      Bana söyler misin Rabbin için, Âsiye de Firavuna karşı tek kalmayı başardığı için Âsiye olmadı mı? O dünkü Âsiye idiyse sen bugünün Âsiye'si olmalı değil misin? Âsiyelik se­nin hakkındır. O uğurdaki sabrın seni sabır çınarı yaptı.

      Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin on yedi yaşın­daki Üsame'ye baka kalan gözlerindeki hasret seni bugünün Üsame'si yaptı.
      Sen kâğıt parçalan ile tartılıp satılamaz olduğun süre­ce en ağır değerimizsin. Sen bizim Allah ile ticaretimizin teminatısın. Mal ve can verip cennet almak için sen bizim ağırlığımızsın.

      Avucun kadar aletlerin sana dünyanın fuhşunu sunma­sına rağmen, haramları ezmeyen ve bu ümmetin karakterini koruyan ahlâkınla sen, Medine toprağına saçılmış mü'min tohumusun. Seni bitirmeyen toprağı şair utandırsın dursun. Sen Peygamberimin Sünnet'ine sarıldıkça, yabancılaştırılmışların önünde iğreti yaprak gibi duranı, şair utandırsın. Sen dik dur, sebat et, çınarını büyüt ve yürü Medine'ye açı­lan yollarda. Geri kalanlar, senin adımlarına ayak uydurama­yanlar, şairin 'utansın!' dediklerinden olsun.
      Sen umut ol. Sen umut yeşert içimizde.
      Sana sabrının karşılığının sınırsız verileceği güne selam olsun.
       
      İmanını pazarlık konusu yaptırmadığın mü'min kimli­ğin, köklerini karıştırtmadığın dirayetin, bu zamanda taşlar üstünde kırbaçlanan Bilal olmaktır. Senin sabah namazına yürüyen adımların, her şeyin alabora olduğu bir zamanda Medine'ye Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme hicrettir. Gevşemeyen ahlâkın imanının sancağı gibidir.

      Ey mü'min genç!
      Ey bu ümmetin aziz genci!

      İmanın, ahlâkın, şehirlerin, kardeşlerin, gelecek her şe­yin ve hatta hayatın günübirlik tehditlerle yok edilmek iste­niyor ve sen Allah'ın lütfü ile hâlâ Kur'an, Buharî, Müslim... diyorsun. Senin içinden birilerine senin akideni sulandırmak için talimat verilmiş ve sen onlara da kanmadın. Karakteri­ni mala, şöhrete, zevke ve şehvete feda etmedin. Ümmet diyorsun. Kıbleye yöneliyorsun. Toprağın üstü kadar altını da biliyorsun. Kullukta, sultanlıktan daha büyük bir lezzet buluyorsun.

      Hâlbuki İblis, binlerce senedir seni bozmak için planlar yapmıştı. Seni bozmak için yeni bir dünya kurmuştu. Sen ise sabit kaldın. Kınanmaktan çekinmedin. Açlıktan korkmadım Yalnızlıktan ürkmedin. Sabrettin. İşte o sabrın büyüdü ve çınar oldu. Koca çınar oldu ve Arş'ın gölgesinde yer buldu biiznillah. Günü bekleniyor. Mahşer yerinin dehşetli zama­nında, gölgenin olmayacağı zamanda seni gölgelemek için Arş'ın gölgesinde bekleniyorsun.

      Ey sabır çınarı!
      Ey bu ümmetin aziz genci!
      Seni bekleyen bekleyenedir. Hurilerin, dostların, sana imrenenler; herkes seni bekliyor.
      Genç Enes, genç Üsame seni bekler.
      Ümmetinin imanını koruyan ve bu uğurda da sabır ör­neği olan genç, seni kimler beklemiyor ki, ah bir bilsen!
      Sabret ey çınar, bu hasret bitene kadar sabret! Koca balıkların karnında bile sen himayedesin. Alevleri şehirleri kuşatan ateşler seni yakamayacak.
      Kasalarının anahtarlarını tırların taşıyamayacağı kadar serveti çok olanlar, sana dokunamayacak.
      Sen himayedesin. Sen gözlerdesin. Sen gönüllerdesin.

      Sen gel diye İskilipli Atıf gitti. Sen gel ey genç mü'min. Gel ve tut bu derisi soyulmuş ellerimizden. Tut bizi, tut beni ey mübarek genç. Tut bizi ey zamanının Bilal'i, Habbab'ı, Halid'i, Talha'sı..
      Tut ki savurmasın bizi dünya. Ve şimdi tarihi sen yaz.
      Herkesin gündelik dünyasının peşinde olduğu bir idra­kin ortasında sen günleri, yıllan aş ve asırların çatısından bak dünyaya.
      Göklerden yeri izle.
      Bulutlar gibi seyret dağlar gibi kabarmış sorunları. Kimi dağları gölgele, kimi vadilere de rahmet boşalt.
      Asırları ve asırların biriktirdiği karmaşık sorunları avucunun içine al; günler, yıllar ve asırlar sende bir an gibi olsun.
      Geçmişle geleceği buluştur.
      Geçmişten geleceğe ara adam ol. Yorulan insanlık, tü­kenen umutlar, sönen bakışlar sende ruh bulsun.
      Sürünen düşünceleri ayağa kaldır.
       
      Dikil dağlar gibi kabarmış sorunların karşısına ve dimdik dur ayakta.
      Geçmişe bak, geleceği gör.
      Nuh'un gemisinden seyret insanlığı.
      İbrahim'in ateşine dal; ateşten gömleklerle çiçekler di­ken bahçıvanı ol bu nesillerin.
      Nemrutlar, Firavunlar, Ebreheler o avucunun içine aldı­ğın koca dağlar gibi dertlerin ortasında kalıvermiş kum tane­cikleri gibi senin kabzanda kalsın.
      İblis'in karşı cephesine geç.

      Onun asırlardan beri peşinde sürüklediği nesilleri ken­dine çağır.
      Sürünenlere yürümeyi, uyuyakalmışlara uyanmayı, lok­ması kursağında kalanlara yutkunmayı, gülmeyi unutmuşlara gülmeyi öğret.
      Ellerindeki Kitab'ı raflarda tutanlara okumayı, okuduğuyla amel etmeyi öğret.
      Statlarda tükenen kalabalıklara sarıl, onlarla iletişim kur.
      Duyamadıklarını, göremediklerini, anlayamadıklarını önlerine koy.
      Dünyayı cennet zannedip de ona tapınır gibi yürekleri­ne koyanlara cenneti anlat.
      Dünyanın cennet olmayacağını bildir.
      Elden avuçtan gitmek üzere olan bir neslin önünde dur.
      Onlar ne kadar kalabalıksa sen de o kadar genişlet göğ­sünü ve önlerine geç.
      Durdur o kör gidişatı.
      Geçmişle geleceğin kesiştiği yerde sen ışık ol, işaret ol, yön ol.
      Senin gözyaşların ve alnından boşalan terlerin mürek­kep olsun.
      Yere bastığın ayağındaki her parmağın da bir kalem ol­sun.
      Asırlar sonra okunacak tarihi yaz.
      Şimdiki zamanlarda, her şeyin teknoloji olduğu, insanla­rın mekanikleştiği, metal insandan söz edildiği bir zamanda yaz tarihini.

      İnternetin karmaşık ağlarındaki, gözlerden renklerin si­lindiği, anlayışlardan iffetin kaldırıldığı, imanın camilere gö­mülüp camilerin iman ve ibadet mezarlığına çevrildiği, pey­gamberlerin davalarının haftalara, törenlere, afişlere heder edildiği zamanların delikanlısı olarak o gözyaşın ve terinden mürekkep yaptığın, ayak parmaklarında da kalem yaptığın azametinle yapılamayanların yapanı, unutulanların hatırla­yanı, gidilemeyenlerin gidebileni umut insan, yürekli insan olarak sen yaz tarihini.

      Asır hangi asır olursa olsun, bir gencin ateşlerde yan­madan nasıl İbrahimleşebileceğini yaz.
      Senin yazdığını O ilk İbrahim de okusun. Melekler okusun, nesiller okusun. Okuma bilen de bilmeyen de okusun.
      Asırlar sonra da olsa bir gencin tek başına bir gemi ya­pıp kalabalıkları gemisine bindirebildiğini göster ve yaz.
      Kendi zamanının Nuh'u olarak yaz adını. Okuyan seni öyle okusun.
       
      O ilk Nuh da seni öyle bilsin, melekler de.
      Musa ol, yar denizleri, geç Firavunları, batır Karunları, takılma onların Hamanlarırıa.
      Sen Bilal ol kızgın kayaların üzerinde.
      Ammar ol, Sümeyye ol, Mus'ab ol.
      Gazi ol, mücahit ol, şehit ol.
      Bedirlere dal, Uhudlara tırman, Hendeklerden sıynl. Kadisiyelerden çağır bizi, Yermüklerden sesin gelsin. Kudüs'ten dön Kâ'be'nin etrafını. Ne zaman doğmuş olursan ol, nerede yaşarsan yaşa. Kim olursan ol.
      Adını, künyeni, numaralarını unut; hakkı hatırla, hilkat nedenini tefekkür et.
      Sonra da başla tarihini yazmaya.
      Yazdığın tarihin senden sonra okunsun.
      Onu okuyanlar seninle şenlensin.
      Bir büyük meydanda senin eline verildiğinde de yazdığın o tarih, sen şen ol.
      Şen ettiklerin de senin o gün şahitlerin olsun.
      Şen ol, şen et ey tarih yazan genç.
      Dünyada iken Arş'ın gölgesine tarih yazan yiğit;
      Meleklerin defterlerine yazan kabiliyetin adamı,
      Durma bir an, uyuma ve uyutma!
      Sadece yaz.

      O büyük yerde sana okunacak tarihini yaz. Gözyaşın ve alnında terin varken yaz sen!

      kes görür ama onun duvarlarında İbrahim ve İsmail aleyhimesselamın himmet ve heyecanını gören göz bakıp görü­yordur. Hiç çıkılmaz sokaklardan bile bir çıkış yolu görüp gösterebilenler görüyorlardır. Görmek onlara layık bir ey­lemdir. Suyu akmayan muslukta su görebilmek, dibi kazın­mış tencerede yiyecek emaresi görmek, görülmez zannedi­lenleri görebilmek göz sahibi olmaktır. Yol ortasında dikili dağı görmek değil, dağın altındakini ve dağdan ötesini gör­mek gerçek bakışla bakmaktır.

      Herkesin görebileceğinin yanında mü'min olanın göre­bileceğini göremeyen kördür. Yarını, yarınların sahibi Rab-binin müjdesini, yok denen umutlan görüyor gibi olmak göz sahibi olmaktır. Bunlara ulaşamayan ise kördür. Ger­çek kör kendi gözünü göremeyendir. Kuran ve Sünnet ay­nasına bakıp, o aynadaki gözünü göremeyen, bu nedenle de Allah'ın mü'min kullanna vaadinin hak olduğunu anlaya­mayan kör değil de kim kördür?
      Göremeyen ve başkalarının da görmesine engel olan zulmetmektedir. Kendi dar görüş alanını mesuliyetini yük­lenmiş bulunduğu çocuğuna ve eşine mecbur edenler kör­lüklerini onlara da bulaştırmaktadırlar. Bu zulümdür. Bunu yapan zulmünden mesul olacaktır.

      Sabrın ve sebatın yerini görememek körlüktür. Kullu­ğun gereklerini, ibadetleri görememek körlüktür. Tarihin ibretle dolu sahnelerini kendisine ders olarak görememesi de bir mü'min için körlük nedeni olabilir? Bakışı ve basireti olmayan ne kadar bakarsa baksın bakar kördür o. Bakmak başka görmek başka ise asıl körler, Allah'ın ayetlerine baka baka Allah'ın azametini ve yarattıkları üzerindeki hikmetle­rini göremeyenlerdir.

       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055271510
      MarkaTahlil Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786055271510
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.