Buhari ve Müslim'in İttifak Ettiği Müttefekun Aleyh Hadis-i Şerifler Şamua RAVZA

Fiyat:
600,00 TL
İndirimli Fiyat (%50) :
300,00 TL
Kazancınız 300,00 TL
84,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
Aynı Gün Kargo
 
Kitap           Buhari ve Müslim'in İttifak Ettiğkleri Müttefekun Aleyh Hadis-i Şerifler
Yazar          Muhammed Fuad Abdulbaki
Yayınevi      Ravza Yayınları
Tercüme      Hanefi Akın, Mesut Çakır                          
Kağıt  Cilt    Sarı Şamua, Kalın Ciltli
Sayfa Ebat  1069 sayfa,  16,5x23 cm. Büyük boy
Hadis          1.906 Hadis-i Şerif Arapça ve Türkçe Metin açıklamalı 



ÇEVİRENİN ÖNSÖZÜ

Bilindiği üzere sünnet; Resulullah [sallaîlahu aleyhi ve sellem]'İn, tebliğ, teşri ve beyâna taalluk eden söz, fiil ve takrirlerinden oluşmaktadır. Ve bütün Müslümanlar, işte bu anlayış içerisinde sünnet ile delil getirme; aklî zaruret ve fıtrî bedahet aracılığıyla Allah'ın dininin bir gereği olduğunu bilirler.

Sünnet; Kur'an'ın mücmelini açıklar, âyetlerini izah eder ve hükümlerini tatbik eder. Bazen zahiren umûm ifade edeni tahsis, zahiren mutlak olanı da takyit edebilir. İşte bu konumuyla sünnet, her zaman Kur'an ile iç içe olmuştur.
Sünnet Resulullah [sallallahu aleyhi ve sellem]'İn yaşadığı dönemdeki açıklama ve uygulamalardan ibâret olup aynı zamanda İslam'ın toplumsal, iktisadî ve fikrî karakteristiklerini yansıtmaktadır. Dolayısıyla anlama metotlarını öğrenip-çalışmanm, en önemli ve zorunlu çalışmalardan olduğu kabul edilmelidir. Gerçekten de bu merhale, Allah'ın yeryüzünde olmasını istediği yöntemin somut bir örneğini teşkil etmektedir. Nitekim Kur'an, pratikte olması gereken yöntemin hayata aktarılması ve uygulanması hareketini bizzat kendisi yönetmekte, yöntemine uygunluk arz etmesi için bu hareketin bütün yönlerini gözetip-kollamakta, ebedî olarak insanlığın kendisine başvurması için meramını en kâmil bir şekilde ifade etmektedir. Hatta Kur'an'ın âyet-i kerîmeleri çok defa uygulamadaki bir hatayı düzeltme, onu tenkit, tahlil veya tasvip etmek, doğruya yönlendirmek ya da eksikleri tamamlamak üzere iniyordu. Nitekim bu husus, Âl-i İmrân, Enfâl ve benzeri sûrelerin birçok âyetlerinde açıkça ve canlı olarak gözükmektedir.

Hz. Peygamber [sallaîlahu aleyhi ve sellem]''in, Mekke'de iken hadisleri yazmak isteyen herkese izin vermek istemediği bilinmekle birlikte Resulullah [sallaîlahu aleyhi ve sellem den bu konuda izin alan sahabiler, duyup öğrendikleri hadisleri, hem ezberlediler ve hem de yazdılar.1
"Hadîs" kelimesi, (çoğulu ehâdîs) tahdîs masdarmdan isim olup "haber" manasına gelir. Bu kelime, İslamiyet'le birlikte farklı bir anlam kazanmış, âdeta onunla Kur'ân-ı Kerim'in mukabili kastedilerek Hz. Peygamberin sözlerine "el-Ehâdî-su'l-kavliyye", fiillerine "el-Ehâdîsu'l-fi'liyye" ve tasvip ettiği şeylere de (takrir) "el-Ehâdîsu't-Takrîriyye" denilmiştir. 

1    Ahme  bin Hanbel, el-Müsned, 2/403.

Hadis âlimleri, Hz. Peygamber'in yaratılışıyla ilgili özelliklerini (şemâil) ve ahlakî vasıflarını da hadisin kapsamı içerisine almışlardır.

Bazı âlimler, hadis teriminin kapsamını daha da genişletmiş, sahâbe ve tabiînin şahsî beyân ve fetvalarını da bu kapsama almış, Hz. Peygambere ait olan hadislere "merfû", sahâbeye ait olanlara "mevkûf', tabiîne ait olanlara da "maktû" adını vermişlerdir. 

Sonraları merfû, mevkûf ve maktû terimlerinin hepsini ifade etmek üzere "haber" kelimesi kullanılmaya başlanınca, bazı âlimler sadece merfû rivayetlere, bazıları da merfû ve mevkûf rivayetlere hadis demeyi uygun görmüşlerdir.
Yine ilk devirlerde Resulullah [sallaîlahu aleyhi ve sellem]'İn söz, fiil ve takrirleriyle birlikte sahabe ve tabiîne ait her türlü haberi ifade etmek üzere "eser" kelimesi de kullanılmıştır.

Hadis ile "sünnet'm kapsamları konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, bu iki terimin eş anlamlı olarak Resulullah [sallaîlahu aleyhi ve sellem]'İn söz, fiil ve takrirleri için kullanılması özellikle hadis âlimleri arasında daha fazla kabul görmüştür. Ayrıca hadis ile sünnetin çerçevesini daha da genişleterek Hz. Peygamberin ahlakını, şemâilini, peygamberlikten önce söylediklerini ve yaptıklarını da bu çerçeve içine alanlar olmuştur.  Bunun yanı sıra hadisin; Resulullah [sallaîlahu aleyhi ve sellem] tarafından vaz' edilen sözlü mesajlar olduğunu, sünnetin ise bazen bu sözlü mesajların kendisi, bazen de bu sözlü mesajlardan istinbat edilen hükümler olduğunu belirtenler de olmuştur.

Hadisler, ihtilafa düşülen konularda insanları aydınlatan, böylece hidayet ve rahmet kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim'in kendisine indirildiği  Peygamber'in sözü olarak üstün bir değer ifade eder ve büyük önem taşır.

Hz. Peygamber'in insanlara sözleriyle açıkladığı, fiilleriyle uygulanışını gösterdiği ilahî emirlerin başında namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler gelir. Namazların hangi vakitlerde, kaç rekât ve nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekâtın hangi mallardan ne kadar verileceği, haccın nasıl yapılacağı gibi hususlar Kur'ân'da yer almayıp hadislerle belirlenmiş, İslam hukukunun birçok meselesi hadislerde verilen bilgilerle çözüme kavuşturulmuştur.

Hadisler aynı zamanda Kur'ân'da yer almayan birçok meseleyi açıklığa kavuşturmuş, bu konulardaki uygulama şekillerini göstermiştir. Örneğin; bir kadının âdet halinde kılamadığı namazları kaza etmeyeceği, bir erkeğin eşinin üzerine onun teyzesi ve halasıyla evlenemeyeceği, nesep yakınlığı dolayısıyla evlenilmesi haram olan kimselerle süt yakınlığı sebebiyle de evlenmenin haram olduğu gibi hususlar, yine şuf a hakkı ile ilgili hükümler, neneye ve baba tarafından akrabaya düşecek miras gibi meseleler Hz. Peygamber tarafından çözümlenmiştir.

Kur'ân-ı Kerim'de temas edilmekl beraber hakkında fazla bilgi verilmeyen âhirete ilgili hususlar, kabir hayatı, yeniden dirilme, mahşer, hesap, mîzan, Cennet ve Cehennem hayatı ile ilgili bilgiler de hadisler sayesinde öğrenilmektedir.

Ahlakî faziletler, manevî ve ruhî gelişimi sağlayacak kurallar, düzenli bir aile hayatı için gerekli olan davranış biçimleri, insanlar arasındaki içtimaî ve ticarî münasebetleri düzenleyen hükümler, yöneten ile yönetilenler arasındaki ilişkiler gibi konularda da hadislerde geniş bilgi bulunmaktadır

Hz. Osman'ın şehit edilmesi olayından hemen sonra Hariciler ve Gâliye gibi siyasî fırkaların, h. I. (m. 7.) yüzyılın sonlarından itibâren Kaderiyye ve Mürcie, bir müddet sonra da Cehmiyye ve Müşebbihe gibi mezheplerin ortaya çıkması ve bu fırka ve mezhep taraftarlarının işlerine gelmeyen hadisleri inkar etmeleri, görüşlerini güçlendirmek maksadıyla hadis uydurmaları, hadisleri toplamakla meşgul olan kişileri konu üzerinde düşünmeye ve önlem almaya sevk etmiştir.

H. I. (m. 7.) yüzyılın ilk yarısından itibaren isnad konusu gündeme gelmiştir. İsnadın kullanılmaya başlamasıyla birlikte Ehl-i sünnete mensup râvîlerin rivayetleri kabul edilmiş, Ehl-i bid'atm rivayetleri ise alınmamıştır.

Bunun sonucu olarak; hadisi bir uzmanlık sahası olarak gören kimseler tarafından râvîler titizlikle takip edilmiş, yaşayışları, dine bağlılıkları ve dürüstlükleri, bid'atle ilgileri bulunup bulunmadığı, özellikle yalan söyleyip söylemedikleri, hafızalarının zayıf olup olmadığı araştırılmış ve böylece daha I. yüzyılda cerh ve ta'dil ilmi doğmuş, bunun sonucunda râvîlerin hal tercümeleri (biyografileri) hakkında geniş bir birikim meydana gelmiştir.

Hadislerin tedvini tamamlanınca, bunların sistemli bir kitap haline getirilmesi ve böylece aranan hadisleri kolayca bulmaya imkân verecek usullerin geliştirilmesi yö¬nündeki çalışmalar ağırlık kazanmıştır.

Bazı âlimler, hadisleri konularına göre tasnif etmek ve bu şekilde "Musannef" adı verilen eserler yazmakla, bazıları da hadisleri ilk râvîleri olan sahabilerin adlarına gö¬re sıralayarak "Müsned" adı verilen eserler yazmakla meşgul olmuştur.

Hadisleri bablara göre tasnif etmeye ilk olarak kimin başladığı bilinmemekle bir¬likte, Tirmizî'nin ve daha geniş bir şekilde Râmehurmuzî'nin verdiği bilgilere göre, bu konuda ilk çalışmayı, genellikle "el-Musannef" (el-Câmi', es-Sünen, el-Muvatta) diye anılan eserleriyle Mekke'de İbn Cüreyc (ö. 150/767), Yemen'de Ma'mer b. Râşid, Basra'da İbn Ebi Arûbe ile Rebî' bin Sabîh, Kûfe'de Süfyân es-Sevrî, Medine'de Mâlik bin Enes, Horasan'da Abdullah İbni Mübârek, Rey'de Cerîr İbni Abdulhamîd, Şam'da Velîd bin Müslim gibi muhaddisler yapmıştır.7

 6   Tirmizî, KitâbuUlel, s. 738. 7
 Râmehurmuzî, el-Muhaddisu'l-Fâsıl, s. 611-614.
 
İlk tasnif çalışmalarıyla tanınan bazı muhaddislerin II. (8.) yüzyılın ortalarında vefat etmesi, bu çalışmaların aynı yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren yazılmaya başlanmış olduğunu göstermekte, dolayısıyla tedvin ve tasnif çalışmalarını kesin bir çizgiyle birbirinden ayırmaya imkân bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.

III. (9.) yüzyılda hadis kitaplarında değişik ihtiyaçlara göre muhtelif sistemler uygulanmıştır. Bunların en yaygınları, hadislerin râvî adlarına (ale'r-ricâl) ve konularına (ale'l-ebvâb) göre toplandığı tasnif sistemleridir. 
Râvî adlarına göre (ale'r-ricâl) hazırlanan kitaplar, müsnedler ile mu'cemlerdir.

Konularına (ale'l-ebvâb) göre tasnif edilen kitaplar ise musannefler, cami'ler ve sönenlerdir.
Musannefler, sünenlerdeki merfu hadislere ilaveten mevkuf ve maktu' hadislere de yer veren eserlerdir.
Sönenler, taharetten ahabile kadar bütün fıkhî konulara ait merfu hadisleri ihtiva eden fıkıh kitapları tertibindeki hadis kitaplarıdır.

Câmi'ler, dinî konuların tamamına yakınını kapsayan sekiz ana bölümü ihtiva eden eserlerdir. Her birine "Kitap" denilen bu sekiz bölümün içerikleri kısaca şöyledir: îmân, Ahkâm veya Sünen, Rikâk veya Zühd, Et'ime ve Eşribe veya Âdâb, Tefsîr, Tarih-Siyer-Cihâd, Menâkıb, Fiten ve Melâhim. Câmi'ler, bu bölümlerden herhangi birine dâhil olmayan bazı konuları da ihtiva ederler. Yine bir eser, bu 8 bölümden herhangi birini ihtiva etmez veya eksik olarak ihtiva ederse, Cami' olarak kabul edilmez. Bu sebeple "Tefsir" bölümü eksik olduğu ve sistematik olmadığı gerekçesiyle Müslim'in kitabının Cami' olmadığı görüşünde olanlar vardır. Cami'ler aynı zamanda "Sahih" adıyla da anılmaktadır. Örneğin; Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin kitaplarının adı "el-Câmiu's-Sahîh"tir.

Kütüb-i Sitte olarak adlandırılan 6 hadis kitabı, h. III. (m. 9.) yüzyılda tasnif edilen hadis kitaplarının en önemlileri kabul edilmektedir. Bunların içinde sadece sahih hadisleri toplamayı hedefleyen Buhârî ile Müslim'in "el-Câmiu's-Sahîh"leri, Kur'ân'dan sonra İslam'ın en güvenilir iki kitabı sayılır.

Şöhreti İslâm âleminin her tarafına yayılan büyük hadis âlimi Ebu Abdullah Muham-med b. İsmail el-Buhârî'nin tamamen sahih hadislerden meydana geldiği kabul edilen ve değişik konulardaki hadisleri bir araya toplayan "cami" türündeki meşhur eseri "el-Câmiu's-Sahîh"in tam ismi, "el-Câmi'u's-Sahîhu'l-Müsnedul-Muhtasar min Umûri Rasulillâh [sallaîlahu aleyhi ve sellem] ve Sunenihî ve Eyyâmihî"dir. Kısaca el-Câmi'u's-Sahîh veya Sahih-i Buhârî diye anılır ve daha ziyade bu isimlerle meşhur olmuştur.

Sahîh'in bu uzun ismi, eserin özelliklerini de gösterecek niteliktedir. Buna göre i-simdeki "el-Câmî" kelimesi, kitabın cami türünden bir kitap olduğunu, bütün konularda rivayet edilen hadisleri bir araya topladığını ifade eder. "es-Sahîh" kelimesinden, sahih hadisleri ihtiva ettiği anlaşılır. "el-Müsned" ise eserin isnadı muttasıl hadislerden meydana geldiğini gösterir. "el-Muhtasar" eserin sıfatıdır ve bu, bütün sahih hadislerin değil, müellifin koyduğu şartlara uyan sahih hadislerin bir kısmının eserde yer aldığına işaret eder. Diğer lafızlarsa, onun sadece hadisleri değil, bu hadislerin ait olduğu hükümlerin istinbatını da verdiğine delalet eder.


 
Diğer Özellikler
Stok Kodu9786257895361
MarkaRavza Yayınları
Stok DurumuVar
En yeni ürünler
Güvenli teslimat
Kampanyalı ürünler
Piyasadaki en iyi fiyat

PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.