• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      El İbriz Kitabül İbriz

      El İbriz Kitabül İbriz
      Görsel 1
      Fiyat:
      140,00 TL
      İndirimli Fiyat (%54,3) :
      64,00 TL
      Kazancınız 76,00 TL
      5.0 1
      64.00 www.goncakitap.com.tr
      16,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                Stoktan Kargo

      Kitap              El İbriz Kitabül İbriz
      Yazar             Eş Şeyh Abdülaziz Debbağ
      Tercüme        Celal Yıldırım
      Yayınevi         Demir Kitabevi
      Etiket Fiyatı   140 TL 
      Kağıt - Cilt      2.Hamur kağıt  -  2 Cilt takım 
      Sayfa - Ebat  1.101 sayfa -  17x24 cm
      Yayın Yılı       2014  SON BASKI
      ISBN              9786056489518

      Demir yayınları, Eş Şeyh Abdülaziz Debbağ tarafından yazılan El İbriz Kitabül İbriz adlı kitabı incelemektesiniz.
      El İbriz Kitabül İbriz kitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satışı hakkında bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
                               EL İBRİZ  - KİTABÜL İBRİZ
                      ŞERİAT  TARİKAT  MARİFET  HAKİKAT
       
       
                   ÖNSÖZ
       
      İslam tasavvuf tarihinde önemli yeri olan, hicrî XII. asırda Af­rika'nın kuzey ülkelerinden Fas'ta yetişen, büyük velîlerden, ünlü ariflerden, zamanın kutbu Abdülâziz Debbağ (K.S.) ve onun kalbin­den diline akan, talebesi ve yakın müridi Ahmed bin Mübarek tara­fından duyarlık ve titizlikle tesbit edilen hikmet ve esrar dolu sözleri, El-ibriz adını taşıyan kitapta toplanmış bulunuyor. İki buçuk asır­dan beri elden ele, dilden dile dolaşan bu hazine -Allah'a hamdol-sun ki- bize kadar ulaşmış, tasavvuf bilgilerimize renk ve mâna kat­mıştır.
       
      El-İbriz'i diğer tasavvuf kitaplarından ayıran bir takım özellik­leri vardır. Derleyicisinin « som altın » mânasına gelen bu ismi kul­lanması boşuna değildir. Cidden El-İbriz, diğer altın değerinde olan ayni konudaki eserler arasında katıksız, katışıksız bir altın niteli­ğindedir. Bu bakımdan kitabın ismi özelliklerine, özellikleri de bu isme çok uygun gelmiştir.
       
       a-El ibriz tarifler üzerinde durmaz, tamamen ruha ve kalbe seslenerek ilâhî esrarı yansıtır; yudum yudum içilen mâna pınarını zevkle akıtır. Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz'in yüce ruhuyla yaptığı mülakatları, Misâl ve Melekût âlemlerindeki müşahedeleriyle perde perde sergiler. Ruhani divanda akıl üstü, fizik ötesi cereyan eden hakikatleri damla damla gönüllere akıtır. Öyle ki gönüller Allah ve Resûlüllah sevgisiyle som altın kesilir.
       
      b-İnsan kalbine ve dimağına açılan pencereden basiret gözüy­le bakılarak bir şerit halinde geçen düşünce ve duygulan bir bir di­le getirir. Böylece olgun insan bedenindeki ruhun nasıl bir yetenek ve güce sahip bulunduğunu iddialarla, varsayımlarla değil, örnek ve modelleriyle ortaya bırakır.
       
      c-Varlık âleminin efendisi ve sebeb-i hilkati Hazret-i Muham­medi (S.A.V.l ruhaniyyetinin yüceliğiyle, nûraniyyetinin azametiyle, Allah'a olan yakınlığının sınırsızlığıyla tanımlamaya çalışır. O ka­dar ki, mü'minle resuller resulü arasındaki meçhuliyyet perdesini aralar, engelleri kaldırır.
       
      d-Kader çizgisinin sırlarını gören gözlerle, o çizgideki yazıları okuyan ağızlarla, hikmetini anlayan aşk dolu gönüllerle anlatır, za­man zaman bu konudaki keşfin kapısını çevresine çevirerek beşer kalbine neşter vurur. Böylece kaderin nasıl bir sır olduğuna dik­katleri çeker, fazla ileri gidilmemesini uyarır.
       
      e-Velayet makamının bütün inceliklerini, ma'rifet vadisinde yürüyen ariflerin niceliklerini, nebi ile veli arasındaki sınır çizgile­rini, kaynaklandıkları ilâhi inayetin tecellilerini, bilen, yaşayan, zev­kine eren bir ölçüde vurgular. Çoğu ilim adamlarının yanaşama­dığı sınıra kadar uzanır, hakikati kalb gözüyle temaşa ettikten son­ra kelime kalıbına dökmeğe çalışır.
       
      f-Ruhla beden arasındaki hassas ilginin önemli noktalarını, bu iki zıd varlığın arasındaki uyumun sebebini, yakınlık ve uzaklı­ğını, ruhun bazen bağlı bulunduğu bedeni terketmek istediğini ve terkettikten sonraki bağlantısını müşahadenin derin mazhariyetiyle kalblere işler. Böylece henüz emekleme çağında olan ruh bilimine ışık tutar, malzeme sunar, yardımcı olur.
       
      g-ilk insan Âdem (A.S.)'m yaratılışındaki hikmet ve esrarı, topraktan meydana getirilmesindeki ilâhî muradı, yeryüzüne ayak basmadan ebedî saadet yurdu olan cennete konulmasındaki rab­bani sırrı, cennet ve dünya ile olan bağlarını, tasavvufçulardan ço­ğunun erişemediği bir bilgi hazinesi biçiminde anlatır. Böylece in­sanın menşeinin yine insan olduğunu gafillere bir kez daha ha­tırlatır.
       
      h-Yerkürenin ilk yaratılışını, meleklerin burayı Âdem oğulları için düzenlemesini, güneş sisteminin kurulmasını ve dünyanın bu sisteme girmesini kademe kademe naklederken bu oluşmaya şâhid olmuşçasına salâhiyetle konuşur. Bu arada Kadir Gecesi'nin özel­liğine ve sebebine kapı açar, apayrı bir ölçü ve anlam kazandırır.
       
      i-Berzah alemini, ruhların bu âlemle olan bağlarım, günahkâr­ların bulanık bir ruh görünümünde bu âleme doğru yol aldıklarını; kâmil zatların, sâlih kişilerin ruhlarının parlak nurlarını ve dünya­da iken Allah için onlara dost bulunanlara yardımlarını gönül dol­durur ölçüde sunar.
       
      j-Cennet ve cehennemi; saadet yurdundaki iki türlü ni'metleri, cehennemdeki ateşin rengini ve görünümünü, meydana getirdiği dehşet ve azabı, beşer kaleminden henüz kaydedilmedik bir ölçü, ûslûb ve anlamla ruhlara işlercesine ifade eder; bu sebeble de insanı bir anda bulunduğu halden çekip alır, başka bir âleme doğru yönel­tir. Sorular, cevaplar, yorumlar ve açıklamalar bu çekicilik içinde birbirini izler durur.
       
      k-Cin ve şeytanların maddeyle olan ilgisini, ateş ile olan ün-siyetini, soğuk hava ve sudan nasıl korkup tedirginlik gösterdiklerini, bunların cehennemdeki durumlarını, zemherir denilen çok so­ğuk tabakada nasıl bir azâb çektiklerini veya çekeceklerini derin esrarıyla birlikte o âlemden alıp bu âleme getirir. Pek az ilim adam­larının bilebileceği hakikatleri bir peygamber vârisi olma hüviye­tiyle inananların anlayış kalıbına döker.
       
      İşte bütün bu saydıklarımızı derin bir bilgi, geniş bir müşahe­de, açık bir keşif havası içinde sıralayan Şeyh Abdülâziz Debbâğ (K.S.) Hazretleri zamanının kutbudur; kemâl mertebesinde büyük bir velîdir. Okur-yazar olmaktan başka hiçbir tahsili olmayan bu kâmil velî, ilim adamlarını şaşırtan, akıllara durgunluk veren, ta­savvuf erbabını hayrete düşüren ledünnî bir ilme ve irfana sahiptir. Kaynağından alıp müşahede mazhariyeti içinde insanlığa bir nice esrar ve hikmetin kapısını açmış, gelişmekte olan İslâm tasavvu­funa, henüz emekleme halinde olan psikolojiye büyük katkılarda bu­lunmuştur. kitabül ibriz
       
      Âyet ve hadîslere verdiği mâna, bu hususta yaptığı yorum en büyük müfessirleri şaşırtacak niteliktedir. Sorulan sorulara verdiği cevaplar ise her türlü takdirin üstünde bir özellik taşımaktadır. Ke­şif ve kerametteki derecesi çok yüksektir. Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz'e olan yakınlığı, ashabın yakınlığı ölçüsündedir, diyebiliriz. Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz'in zatî ve ruhî varlığını en iyi bilenler­dendir. Evet, El-İbriz baştan sonuna kadar okunduğunda büyük ve­lînin kemâlâtı daha iyi anlaşılacak ve okuyanda büyük bir hayran­lık doğuracaktır.
       
      El-İbriz'i ve kaynaklandığı zat Abdülâziz Debbağ'ı böyle anla­dığım, sevdiğim, saygı beslediğim içindir ki çevirme bahtiyarlığına eriştim.
       
      Aslına sadık bir terceme yapabilmem için, farklı zamanlarda basılan nüshalarım aradım ve araştırdım. Mısır'da Şeyh Osman Ab-dürrezzak matbaasında hicrî 1304 Ramazanında basılan nüshayı ele geçirebildim.
       
      Pek itinayla basılmadığından hayli mürettip ha­talarıyla karşılaştım. Sonra aziz dostum Mehmet Oruç Beyin şahsî kütüphanesinde bulunan ve yine Mısır Ezher matbaasında 1317 hic­rî yılının Rebiul'âhir ayında basılan, yâni birinci nüshadan 13 yıl sonra tekrar baskısı yapılan El-İbriz'i diğeriyle karşılaştırdım; bun­da da hayli matbaa ve mürettip hatalarının bulunduğunu gördüm. İki nüshayı karşılaştırmak suretiyle meydana gelen yanlışlıkları dü­zeltmeye gayret ettim.
      Tercememde kitaba bir akıcılık getirmek için harfi bir çeviriden ziyade cümlelerin delâlet ettiği anlamları dikkate aldım.
       
      Daha önce, adı geçen kitabın, üçte bir nisbetinde bir tercümesinin yapıldığı malûmdur; onu da dikkatten uzak tutmadım. İçinde hayli terceme ve mürettip hatalarının bulunduğunu üzülerek ifade etmek isterim. Belki de bu hatalar mütercimin değil, kitabı basan ya­yınevinin hatasıdır, bilemiyorum. Abdülaziz Debbağ İbriz
       
      Ne var ki beşer kaleminden çıkan her eserde hata bulunabilir. Kusursuz bir eser yoktur, diyemeyiz. Bizim tercememizde de far­kına varılmadan gözden kaçan bazı hatalar olabilir. Okuyucuları­mız samimiyetimize bağışlasınlar.
       
      Bizi başarılı kılan Allah'dır. O, bize yeter ve o ne güzel vekil­dir.
       
      Son sözümüz: Allah'a hamdolsun; Resûlüllah (S.A.V.) Efendi-miz'e ve onun hanedan ve yaranına salâtü selâmlar olsun.
       
       Celâl YILDIRIM
      30 Aralık 1978
       İZMİR
       
              RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH ADIYLA
       
       Kendi dostlarına vesileler yolunu açan ve onların cömert ve şerefli elleri üzerine faziletlerin birçok çeşitlerini akıtan Al­lah'a hamdolsun.
       
      Allah dostlarına uyan yardım görür ve doğruyu bulur. On­ların yolundan ayrılıp muhalefette bulunan baş aşağı olup ge­riler. Allah dostlarının eteğine yapışan kurtulur da muradına erişir. Kim de onlara karşı itirazda bulunursa (hakikatten) ko­pup helak olur.
       
      Allah'tan başka hiçbir sığınağın bulunmadığını ve ancak O'na sığınılabileceğini bilen kimsenin hamdiyle hamdederim. Dünya ve âhiret hayırlarının sadece Allah'ın kudret elinde bu­lunduğunu araştırıp anlayan kimsenin şükrüyle şükrederim.. Bütün işlerinde yalnız Allah'a yönelip dayanan kimsenin yar­dım istemekliğiyle Ondan yardım dilerim..
       
      Son derece cömert ve yüce olan Allah'ın yaratıkları ve iyi­lik ve ihsanları sayısınca Efendimiz Muhammed (S.A.V.)'e ve onun hanedan ve yaranma salâtü selâm ederim..
       
       Cenâb-ı Hakk'a hamd ve şükürler olsun ki, kâmil velî, ol­gun ve dolgun Gavs, keşfü kerameti açık sofî, meydanda olan irfan yıldızı, yüce işaretler, yüksek ibareler, kudsî hakikatler, Muhammedi nurlar, rabbani sırlar, Arş'a kadar yükselen himmetler, tarikatın eserleri kapalı kaldıktan sonra onun belirti ve belgelerini yeniden düzenleyen ma'rifet sahibi, hakikat ilim­lerini nurları söndükten sonra yeniden ortaya çıkaran, şerefli, soylu, cisim ve ruhu yapısıyla tertemiz bir aileye mensup, şâ-hidde ve gâibde güzel arınmış iki sülâleye bağlı, Mekkî ve me-lekûtî olan şerefli iki velayet sembolü, Muhammedi olup Hz. Ali soyundan ve Hazret-i Hasan zincirinden gelen, Hak yolunda yü­rüyenlerin kutbu, arifler bayrakdarı Şeyhimiz Efendimiz, ön­derimiz Mevlâna Abdülaziz -ki efendimiz Mevlâna Mes'ud Hazretleri'nin oğludur.

      O da Mevlâna Ahmed'in, o da Mevlâna Muhammed'in, o da Mevlâna Muhammed'in, o da Mevlâna Ahmed'­in, o da Abdurrahmân'ın, o da Mevlâna Kasım'm, o da Mevlâ­na Muhammed'in, o da Mevlâna Ahmed'in, o da Mevlâna Ka­sım'm, o da Mevlâna Muhammed'in, o da Mevlâna İbrahim'in, o da Mevlâna Ömer'in, o da Mevlâna Abdürrahim'in, o da Mev­lâna Abdülaziz'in, o da Mevlâna Harun'un, o da Mevlâna Ka­mın'un, o da Mevlâna Alûş'ün o da Mevlâna Mendil'in, o da Mevlâna Abdurrahmân'ın, o da Mevlâna İsa'nın o da Mevlâna Ahmed'in, o da Mevlâna Muhammed'in, o da Mevlâna İsa'nın, o da Mevlâna İdrîs'in, o da Mevlâna Abdullah el-Kâmil'in, o da Mevlâna Hasan el-Müsennâ'nm, o da Mevlâna Hasan es-Sebt'-in, o da efendimiz, büyüğümüz Hazret-i Ali'nin (R.A.) oğludur. Allah hepsinden razı olsun ve onların bereketleriyle bizi menfaatlendirsin! Amîn!.
       
      Evet, Mevlâna Abdülaziz Hazretleri'nin ilim ve maarifin­den, huy ve ahlâkından, incelik ve zerafetinden, beni bir km gi­bi örten, üstün gelip beni benden alan, önüme düşüp beni ta­mamen sürükleyip götüren ve beni (kendi derin mânasında bir çeşit) gizleyen özelliklerinden bir nice ahvâline şâhid ol­dum.. Varlığın efendisi, şühûdun belgesi, seyyidimiz ve mevlâmız Muhammed'in (S.A.V.) yüce kıymeti, şerefli makam ve mer­tebesi hakkında, insan olarak varlık âlemine ayak bastığım­dan beri kulağımın işitmediği ve hiçbir divanda yazılı olarak göremediğim ma'rifet (dolu çok şeyler) ondan duydum.. Bun­lardan bir kısmını inşaallah bu kitabın arasında göreceksin. EL İBRİZ
       
      Âynı zamanda gerek bunlar, gerekse hesap günü hakkında Ab­dülaziz Hazretlerini (bugünkü) insanların eri çok bileni ve (bu konuların perdesini aralamakta) daha seçkini ve yeği olarak bulacaksın..
       
      Hem bu zattan ma'rifet-i İlâhiyye, O'nuri sıfatları ve isim­leri hakkında keyfiyeti anlatılamıyacak, güç getiremiyecek ve idrâk edilemiyecek öyle şeyler işittim ki, yegâne mülk sahibi olan Allah'ımız ve yaradanımızın kendi katından lütfedip bahşetmesiyle ancak insan o şeyleri bilebilir. Peygamberler ve re­suller hakkında, onları tanıma konusunda öyle şeyler ondan dinledim ki, zannedersin Abdülâziz Debbağ Hazretleri her peygamberle beraber bulunmuş ve onun zamanında yaşamış, o peygambe­rin asrında yaşayan insanları ve geçen olayları gözleriyle gör­müş ve tesbit etmiştir. Melekler ve cinslerinin değişiklikleri, mertebelerinin farklılığı hakkında da öyle şeyler kendisinden işittim ki, kendi kendime: «Beşer böyle bir ilme erişemez» di­yecek gibi oldum.. Bunun gibi gelip geçen semavî kitaplar, pey­gamberlerle ilgili şeriatler ve bununla alâkalı öyle şeyler duy­dum ki, onları (senin önüne sıralıyacak olursam) kesinlikle onun kendi zamanındaki ariflerin efendisi ve evliyânın imamı olduğunu söyler ve de bu yolda hüküm verirsin... Kıyamet gü­nü ve o günde meydana gelecek olan haşir, neşir, sırat, mîzan ve apaçık ni'metlerden ne varsa hepsi hakkında öyle şeyler on­dan öğrendim ki, onları duyduğun zaman diyeceksin ki, bu zat bütün bu söylenenleri gözleriyle görmüş ve orada hazır bulunmuş da tahkik ve irfan yollu haber vermiştir.
       
      işte bütün bu dinlediğim ve öğrendiğim şeylerden sonra Abdülâziz Hazretleri'nin büyük bir veli olduğuna kesinlikle inandım ve o çok koruyucu canibine intisab ederek dedim ki: «Bizi bu anlayışa ve bu büyük zata eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi ona eriştirmeseydi, biz bu zata ve onun derin bilgisine yol bulamazdık..»  El İbriz 2 cilt
       
      Cebrail (A.S.) Efendimiz, ResûlüUah (A.S.) Efendimiz'den imânın hakikatından sormuş; o da ona şu cevabı vermişti: «İmân' Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere, hayrının - şerrinin Allah'tan olduğuna inanmandır..» İşte insanlardan bunu en çok bilen, imân yönün­den en iyi ve en güzel olandır... irfan cihetiyle en kâmil sayı­landır. Evet imânın belirtilen hakikatim bilmek -Allah seni bu hususta başarılı kılsın- genişçe nurlu bir cadde ve ışık saçan bir yoldur..
       
      Benim, Âbdülâziz Hazretleri ile buluşmam -Allah'a hamdolsun- Hicrî 1125 yılının Receb ayında oldu. O tarihten itiba­ren onun müntesibleri arasında ve mahabbet bayrağı altında yerimi alıp kaldım. Sayılmıyacak kadar ondan yüksek ma'rifeler dinledim. Onun sözlerinden herhangi bir şeyi yazıp kay­detmeyi. Cenâb-ı Hak benim elime akıtıp sağlamadı; sadece on­dan işittiklerimi hafızamda tutuyor ve onları dostlarımdan ba­zısına ve has arkadaşlarıma anlatıyordum. O sözleri duyan her­kes hayrete düşüyor ve «bunun gibi ma'rifetler işitmedik» di­yorlardı. Daha çok bu ma'rifetlerin sahibinin ümmîliği (okur­ yazar olmayışı) ve ilim alış-verişinde bulunmayışı büsbütün hay­retleri artırıyordu.

       Dış görünüşü itibariyle Abdülâziz Hazretleri'nden yüz çe­virenlerle onun sözünü duyan hemen herkes, muarız da olsa­lar duydukları sözden derin bir zevk alıyor ve bu zevk bir gün iki gün, bir cuma iki cuma devam ediyor; tekrar bu arada onlara rastladığımda veya onlarla karşılaştığımızda «Abdülaziz Hazretleri'nin o yüce marifetlerinden bir şey işitip işitmedi­ğimi, derin anlamlı inceliklerinden bir şey duyup duymadığı­mı» soruyorlardı. O anda mümkün olan ve müyesser kılınan ne ise onlara anlatıyordum. Bu kez sevgi ve hayretleri daha da ar­tıyordu. .
       
       «Bıkkınlık veririm» endişem olmasaydı, Abdülaziz Haz­retlerinin sözlerinden zevk duyan ve ona derin muhabbet bes­leyen zatların isimlerini bir bir belirtirdim ve böylece şeyhimi­zin makam ve mertebesinin ne kadar yüce olduğu daha iyi an­laşılmış olurdu. Çünkü ona hayranlık duyup derin muhabbet besleyenlerin hemen hepsi de halk arasında velilikle isim yapmış, büyük sevgi, saygı ve ta'zim görmüş, aynı zamanda sâlihler ve arif olan Allah dostlarıyla kaynaşmış, birbirlerine uzun yıllar gönül sevgi ve ilgisiyle bağlanmış zatlardı. Evet bu zat­lar tam bir gönül muhabbeti içinde kaynaşmışlardı ve böyle­ce velayetin esrarını, birbirini seven ve bu sevgiyle Allah'ın muhabbetine mazhar olanların vasıflarını, ariflerin belirtisini, sadıkların menkabelerini, doğru yolu gösterenlerin ahvalini, doğru yola erişenlerin durumunu biliyorlardı.
       
      İşte bu zatlar, büyük ilim adamlarından sayılmakla ve güçlü fukahadan olmakla beraber bizim şeyhimiz Abdülaziz Hazretleri'nin bir sözünü benden duyunca, ona mahabbette de­vam etmemi emrediyorlar ve: «Vallahi bu zat kâmil bir velî, Hakk'a erişen bir ariftir..» diyorlardı. Özetliyecek olursam: Onun sözünü işiten hemen herkes gönül dolusu tastamam bir kabulle ona doğru acele yöneliyordu. İleride bu kitabın içinde belirttiğim hususlara sen de vâkıf olacaksın ve inşaallah, Al­lah'ın minnet ve keremiyle bunları öğrenmiş olacaksın...
       
      Hicrî 1129 yılı Recebinde idi. Cenâb-ı Hak, işittiklerimin yararı umumîleşsin, menfaati tamamlansın diye kaydetmemi bana ilham etti. Böylece hazretten işittiklerimin bir kısmını Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkaade aylarında toplayıp bir araya getirdim; bir de gördüm ki on beş formaya yaklaşı­yor. O zaman anladım ki geçen dört yıl içinde duyduklarımın tamamını yazıp kaydedecek olursam o zaman ikiyüz formayı geçer. İlmin âfeti, onu yazıp kaydetmemektir.
       
      Bilmiş ol ki, benim yazıp kaydettiklerimin hepsi, dibi ve kıyısı olmayan denizden birkaç damladır. Bu denizin dalga­ları yükselip alçalınca üzerimize birkaç katre fırlatıp saçtı. (Al­lah bu katrelerle bize yarar sağlasın!) İşte söz ettiğim bu dam­laların eğer tamamını kaydetmiş olsaydım ikiyüz formadan faz­la olurdu. Bunun yanısıra bir de Şeyh Hazretleri'nin kalbinde olan ilimleri düşün! Ancak Cenâb-ı Rabbi'l-âlemin onun ölçü­sünü bilir, ki bu ilimleri Allah ona has kılmıştır. Rabbimiz sev­diği ve razı olduğu şeylerde bizi başarılı eylesin!. Kaza ve hük­münün güzelliğiyle bizi mutlu kılsın! Amin.

      Bu konuda da Allah'tan yardım bekler ve ancak O'ndan is­ter ve O'ndan meded beklerim. O'na rağbet eder ve ancak O'nunla yetinirim. Allah bana yeter. Daha fazla bir şey söylemi­yorum. Şu elinizdeki mübarek mecmua ki ondan maksad, Şeyhimiz'den (R.A.) duyduklarımızın bir kısmının bir araya getiri­lip kitap haline sokulmasıdır; onun için bir önsöz, takdim ya­zısı yazmamız gerekiyor. Öyle ki mukaddimemiz bu kadri yü­ce şeyhin şemailini, güzel hasletlerini,başlangıçtaki durumu­nun niceliğini, kendisine nasıl feth yapıldığını, kimin ona zikri telkin ettiğini, zahir ve bâtında görüşme imkânı bulduğu şeyh­leri ve bundan başka söylenmesi lüzumlu hususları yansıta­caktır. Önsözümüzün ilgili bulunduğu konular daha çok bun­lar olacaktır. Böylece mukaddimemiz üç bölümde toplanmış ve bağlanmış oluyor.  (  
      kitabul ibriz , el ibriz , demir yayınları , el ibriz tarikat kitabı , hakikat şeriat marifet kitap , kitabül ibriz fiyatı , 2 cilt el ibriz , 2 cilt kitabül ibriz )

          
                  ZİKRİN FAYDALARI
       
      Zikreden insanlar şeytanı boğar; onun belini kırar, işe yara­maz hale getirir. Zikreden kulun yanına şeytan sokulamaz.
       
      Allahü Teâlâ zakir kulundan razı olur. Allah razı olduktan son­ra daha ötesi kalmamıştır. Onun için en büyük nimet Allahü Teâlâ'nın zikridir.
       
      Zikir, kalpten gamı, kederi giderir. Zikreden insan, elem, ta­sa, üzüntü nedir bilmez.
       
      Zikir, kalbe ferah, sürür, genişlik verir. Allah dedikçe inşirah hâ­sıl olur. İnsan sıkıntı bilmez, kalp genişler.
       
      Zikir, kalbi ve yüzü nurlandırır. Allah diyen insanların yüz­lerinde bir nur vardır. Onun için gayrimüslimlere bakınız, yüz­lerinden bellidir. Gayrimüslimlerin niçin nurları yoktur? He­men biraz ihtiyarladılar mı, meymenetsiz bir hale gelirler. Bu Allah'ın nurundan mahrum oluşlarındandır. Müslümanlar ihtiyarladıkça nurlanırlar, nurları artar. Bu Allah'ın zikrinin bir ih­sanıdır.
       
       Zikir, kalbi ve bedeni kuvvetlendirir. Zikrullahla meşgul olan in­sanların hem kalbi hem de bedeni kuvvetli olur.
       
       Zikir, rızkı da celbeder. Allahü Teâlâ'nın ismini anmak sure­tiyle rızık bollanır, genişler. Cenab-ı Hak esbabını halkeder. Kolaylıkla ve rahatça merzuk olur. Kitabü’l-ibriz
       
       Zikir, sahibine mehabet, halâvet, güzellik, parlaklık verir.
       
       Zikir, ruhu İslâm olana Allah Celle ve Alâ sevgisini ihsan eder.
       
       Zikir; murakabeyi, tevekkülü, düşünmeyi getirir. Ta "ihsan" ka­pısından içeriye sokar. İhsan en yüksek makamdır: Sanki Allah Celle ve Alâ'yı görür gibi ibadet etmek. Zikrullahdan gafil kimsele­rin ihsan makamına yükselmesine imkân yoktur.
       
       Zikir, zâkirde Allahü Azimüşşan'a karşı heybet, azamet, iclâl ve ta'zimi artırır. Zikrullahın, kalbi ve bütün vücudu istilâsı sebebiyle vücudun her tarafı zâkir olur. Zâkir olduktan sonra ar­tık ondan kötülük beklemek imkânı yoktur.
       
      Zikir; Allahü Teâlâ'nın zikreden kulu zikrine sebep olur: Sen Al­lah diyorsun, Allah Teâlâ'nın da seni anmasına vesile oluyorsun. Sen Allah'ı ne kadar çok zikredebilirsen, Allahü Teâlâ da seni o ka­dar çok anar, senin bütün ihtiyaçlarına kâfi ve vâfî gelir.
       
      Zikir, kalbin hayatını mucip olur. Zikir kalp için çok lâzımdır ve kalp zikre muhtaçtır. Balık suya nasıl muhtaç ise, insanın kalbi de Allah demeye muhtaçtır. Balık sudan ayrıldığı vakit hali ne olursa insan da zikrullahdan kesilince hali öyle olur.
       
      Zikrullah kalbe cila verir, paslarını giderir. Kalbin pası gaflet venevasına uymaktır. İnsan, gönlü ne isterse öyle yaparsa, o kalbe pas getirir. Cilâsı da tevbe, istiğfar ve zikrullahtır.
       
      Zikrullah hata ve günahları giderir. "Allah" demekten daha sevaplı bir şey yoktur. O sevaplar hataları gideriyor ve hasena­ta çeviriyor.
       
      Zikir, kul ile Hâlık arasındaki korkuyu giderir. Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri ile ünsiyet peyda eder. İnsan dostuyla muhab­bet etmeye başladı mı endişesi gider. Allah, Allah'ı tanımayanlara azap eder. Kendini tanıyanlara Allah, Rahîm, Şefîk, Vehhab, Gaf­far, Settâr'dır. İşte Allah dedikçe bu korku ortadan kalkar, Allah'a karşı ünsiyet peyda olur.
       
      Kul Allah Celle ve Alâ'yı genişlik ve rahatlık zamanlarında zikreder de sonra ona bir darlık veya sıkıntı geldiğinde Hakk'a yalvarmaya başladığı zaman melekler de ona yardımcı olurlar.
       
      Zikir kulu azâb-ı ilâhiden kurtaran yegâne ibadettir. Cehennem­den insanı kurtaran, Allah zikrine devamdır. Bu hakîkat hadîsler­le sabittir.
       
      Zikir, sekine -itmi'nan-, vakar ve rahmet-i ilâhiyenin inme vesilesidir. Meleklerin zikredenleri ziyaret ve tavaf etmelerine de sebep olur.
       
      Zikir; dilin gıybet, nemime, yalan, fuhuş, boş ve faydasız sözler­den korunmasına sebep olur. Çünkü "Allah" diyorsun, meşgul­ sün, boş lâf söylemeye vakit bulamıyorsun. Zikirden mahrum olan insanlar elbette bu gibi günahlara düşerler. Günahlardan se­lâmet ancak zikrullah ile kabildir. Her kim lisanını ve gönlünü zikrullaha alıştırırsa kendini her türlü felâketlerden korumuş olur. Zikir meclisleri meleklerin de bulunduğu meclislerdir. Boş ve faydasız sözlerin bulunduğu meclisler de şeytanların bulun­duğu meclislerdir. Sen hangisini seçersen, dünyada da âhirette de onlarla olursun.
       
      Zakir zikri ile saîd olur ve onlarla oturanlar da saîd olur. Gaflet ve levm ile meşgul kimseler de, meclisleri de, o meclislerde otu­ranlar da şakî olurlar. Zâkirler yevm-i kıyamette hasret ve neda­metten emin olurlar.
       
      Zakir zikrederken ağlar (bahusus tenha ve hâlî bir yerde ola­rak) ağlarsa, kıyamet gününde Arşın gölgesinde olur.
      Zikir ile iştigal edene, istemeden daha âlâsı ve efdali verilir.
       
      Allahü Tealâ'yı unutup zevk ve sefalarına, heva ve hevesleri­ne düşenler, hiç şüphe olmasın, kendi nefislerini ve sıhhatlarını bile koruyamazlar. Hattâ dünya işlerinde bile muvaffakiyet kazanamadıkları görüle gelmektedir.
       
      Muhakkak zikrullah insanı her halde Allah'a doğru seyrettirir. İster sokakta, ister yatakta, dilinde Allah, gönlünde Allah, hare­ketleri hep Rızâullah olanların dünyadaki yeri Cennet olduğu gibi âhiretteki yeri de Cennetin tâ kendisidir.
       
      Zikrullah o kadar büyük bir devlettir ki, ne altına benzer, ne gümüşe benzer, ne apartmana benzer, hiçbir servete benzemez. Çünkü her şey fanidir, zikrullah bakidir. Baki olan zikrullahtır.
       
       Zikrullah her tarikatta ve ehl-i tasavvuf indinde, bütün usul ve kaidelerin ve edeblerin başıdır, velayet alâmetidir. Her kime ki zikrullah kapısı açılır, o'na hiç şüphe yoktur ki Allah Teâlâ ve Te-kaddes hazretlerinin huzuruna dahil olunacak kapılar açılmıştır. Bir insan zikrullaha alıştı mı, ona Allahü Teâlâ'nın rahmet kapıla­rı açılmış demektir.
       
      Zikrullah bir ağaca benzer ki, onun meyvaları ilm-i ledün ve maarif-i ilâhiyedir. Zikrullah ağaçlarına ne kadar yanaşırsan onun meyvalarından o kadar yersin. Yediğin kadar da feyz sa­hibi olursun. Ağaç ne kadar büyük olursa, meyvaları da (maârif-i ilâhî de) o nisbette güzel, sağlam ve büyük olur.
       
      Zikreden zikrettiği Allah Celle ve Alâ'ya yakınlık peyda eder. Hak Sübhânehû ve Tealâ'yı zikrettiği müddetçe de Allah Celle ve Alâ onunla beraberdir. Bu ne kadar büyük bir nimettir! Bu bera­berlik hususi bir iltifat-ı sübhânîdir.
       
      Allahü Teâlâ'nın müttakî kullarından en çok ikrama lâyık olan, dilleri daima Allahü Teâlâ'nın zikri ile meşgul olanlardır.
       
      -Beşeriyet iktizası kalplerde kasavet, katılık, zulmet, merhamet­sizlik gibi arızalar olur. Gerek hata ve kusurlarımızdan, gerekse daha başka bilemediğimiz şeylerden dolayı arız olan bu kasveti, zikrullahdan başka hiçbir şey gideremez.
       
      Zikrullahda kalplere şifa vardır. Kalbin ilâcı zikrullahtır. Kalp de hastalanır; onun ilâcı Allah'ın kitabındadır: Zikrullah. Gaflet de kalbin hastalığıdır. Binaenaleyh hasta kalplerin deva­sı ve şifası hemen ancak zikrullahtır. Çünkü kalp nur mahalli­dir, daima nur ister, zikrullah da en güzel nurdur. Nura nur ile gidilir.
       
      Zikrullah muhakkak, kul ile Cehennem arasında bir set, bir ma­nidir. Zikrullaha devam eden insan hatalara düşse de zikrullah onun önüne geçecek, Cehenneme onu salıvermeyecek, Allahü Te­âlâ'nın izniyle.
       
      Şeriatın emrettiği ne kadar ibadet varsa, hepsi bu güzel zikrullahın ikamesi ve icrası için emrolunmuştur. Namaz kılınması da yine bu zikrullahın ikamesi içindir.
       
      Gaflet Hakk'ın buğzunun esasıdır. Kul, Hak Sübhânehû ve Te­âlâ'nın zikrine devam ettikçe, Hakk'ın da o kulu sevmesine ve onu velî edinmesine sebep olur. Kulun velî olmasına, yani sıradan bir mü'min değil de, velî olmasına sebep olan şey Allahü Teâlâ'nın zikri ile meşgul olmasıdır. Kul, başka bir şeyle Allah'ı kendisine düşman edemez. Allah'ı kendisine düşman etmek için, gerek ken­dinin zikretmesini ve gerekse zikredenleri kerih görmek yeter. Bir insan zikretmeyi ve başka zikredenleri beğenmiyor mu? Onlar ho­şuna gitmiyor mu? O Allah'ın gazab ettiği insanların en birincisi­dir. Allah Sübhânehû ve Teâlâ'yı zikreden kulunu Cenâb-ı Hak gü­lerek, sevinç ve sürura gark olmuş olduğu halde Cennetine idhal eder. Cennete korken de gülerekten koyar kulunu. Sevinç içerisin­de.
       

         
       
      Demir yayınları Eş Şeyh Abdülaziz Debbağ El İbriz Kitabül İbriz adlı kitabı incele diniz.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786056489518
      MarkaDemir Kitabevi
      Stok DurumuVar
      9786056489518
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.