• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz

      Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz
      Görsel 1
      Fiyat:
      21,00 TL
      İndirimli Fiyat (%42,9) :
      12,00 TL
      Kazancınız 9,00 TL
      12.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap             Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz   
      Yazar            Sema Maraşlı   
      Yayınevi        Hayat Yayınları   
      Kağıt Cilt       2.Hamur - Karton cilt
      Sayfa Ebat    188 sayfa - 13.5x21 cm
      Yayın Yılı       2012
        



      Sema Maraşlı Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabını incelemektesiniz.  
      Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabı hakkında yorumları oku yup kitap hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.


      Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan, Güneş kucağındadır, bilemezsin. Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür, Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın. Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
      Uçar gider, koşsan da tutamazsın.


      William Shakespare

      Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz

      Kırk katlı, mor çizgili apartmanı nihayet bulmuş­lardı. Yolu şaşırmışlar, bir saatten beri yanlış yollarda dolanıp durmuşlardı. Cevahir, sinirden patlamak üze­reydi; yüzü kızarmış, fena halde gerilmişti. Arabayı park edip inince, başını kaldırıp binayı iyice bir süz­dükten sonra gülmeye başladı.

      Halan göğe çıkmış, dedi.

      Daireyi de kırkıncı kattan almış, dedi Bennu, ra­hat bir nefes alarak. Halasının evine asık yüzle girme­meleri iyi olurdu.

      Her katta yedi daire varmış. Halam eskiden beri havalıydı, şimdi artık iyice uçmuştur. Umarım ev için aldığım hediyeyi beğenir.

      Giriş katta bulunan dört asansörden ilk baştakine girdiler. Kapı tam kapanmıştı ki, birdenbire açıldı.

      Ve içeriye, beyaz sakallı, nur yüzlü yaşlı bir adam gir­di. Bennu'nun içi titredi. Girişte adamı görmemişler­di, ayak sesini duymamışlardı; birdenbire nereden ha­sıl oldu, diye düşündü. Onlar kırk numaraya bastılar. Yaşlı adam bir numaraya basmayınca Cevher sordu;

      Amca siz kaç numaraya çıkacaksınız?

      Sizinkiyle aynı evladım.

      Asansör otuz beşinci katı geçerken birden zınk diye durdu. Karanlık ve Bennu'nun çığlığı neredeyse aynı saniye içinde gerçekleşti. Cevahir,

      Korkma şimdi jeneratörler devreye girer, dedi ama onun sesinde de bir korku belirtisi vardı.

      Cevahir'in cep telefonu aklına geldi. Çıkarıp kapa­ğını açınca asansörün içi az da olsa aydınlandı ve iki­sinin de ilk gördükleri tam karşılarında, gülümseyen yüzü o ışıkta bile belli olan, beyaz sakallı yaşlı amcay­dı. Hiç korkmuş gibi durmuyordu.

      Bennu derin bir nefes aldı. "Eh adamın tuzu kuru, yaşayacağı kadar yaşamış, niye korksun ki?" diye dü­şündü. Bir iki dakika sessizce bekledikten sonra asan­sörün içi aydınlandı ve asansör hareket edecek gibi oldu, sarsıldı fakat yeniden durdu, içerisi anında tek­rar karardı. Bennu,

      Ne oluyor, niye durdu şimdi! diye panik içinde ba­ğırdı.

      Cevahir yeniden cep telefonunu açtı.

      Elektrikler geldi galiba ama sanki asansör arıza­landı. Sen en iyisi halanı ara da bir yardım çağırsın.


      Bennu, hemen elini çantasına attı, cep telefonunu bulmak için ama bir türlü bulamıyordu. Cevahir ken­di cep telefonunu onun çantasının üstüne tuttu ama bir türlü göremiyordu.

      Bir dakika ben telefonunu çaldırayım daha kolay olur, dedi Cevahir, telefonu çaldırdı ama Bennu'nun çantasından hiçbir ses gelmiyordu.

      Arabada kalmış olmalı, dedi Bennu. Adresi yaz­dığım kağıdı ararken çantamın içini boşaltmıştım. O arada telefonu arabanın cd çalar bölmesinin altında­ki boşluğa koymuştum. Gözümün önünde unutmam diye düşünmüştüm ama unutmuşum.

      Tüh ya benim de şarjım az. Bir saat içinde bura­dan çıkmazsak havasızlıktan ölebiliriz.

      Sonra bir ümitle yaşlı adama baktılar. Cevahir,

      Siz de telefon var mı amca? diye sordu.

      Ben telefon kullanmıyorum, bana gerek olmuyor, dedi.

      "İşte şimdi gerek oldu dedeciğim." diye içten içe söylendi Bennu.

      O zaman telefonu çok dikkatli kullanmamız la­zım, dedi Cevahir. Bu durumda halanın numarası be­nim telefonda olmadığına göre onu arayamayacağız. Babamı ya da arkadaşlardan birini arayayım, adresi vereyim de bir yardım getirsinler.

      Bennu itiraz etti:

      Niye kendi babanı arıyorsun canım, benim baba­mı arayalım da o halama haber versin.


      Cevahir telefonu ona verdi. Bennu telefonu eline aldığında telefondan, şarj bitiyor, diye uyan sesi gel­di. Bennu hemen babasını aradı. Fakat babası telefo­nu açmadı. Cevahir,

      Ver ben babamı arayayım, şarj bitirse kalırız bu­rada, dedi.

      Bir kez daha arayayım yine açmazsa sen ara, dedi Bennu. Yeniden denedi. Telefon bu kez açıldı ama te­lefonu babası değil Bennu'nun annesi açtı. Bennu bir nefeste:

      Anne telefonun şarjı bitiyor, babam yok mu, tele­fonu hemen ona ver, dedi.

      Baban lavaboda, Cevahir'in adını ekranda gö­rünce, yabancı değilmiş ben açayım, dedim. Bennu ne oldu, niye bana söylemiyorsun, başınıza bir iş mi geldi? diye telaşlı bir sesle sordu.

      Anne biz Türkan halama gelmiştik.

      Türkan halana mı? Kızım bu yaptığına inanamı­yorum. O kadın geçmişte beni o kadar üzdü, hor gör­dü, ben onunla görüşmeyin dedim, hadi baban "o be­nim kardeşim" deyip dinlemiyor, sen bari beni çiğne­yip onu görmeye gitmeseydin.

      Anne şimdi bunların zamanı değil, telefonun şar­jı bitecek, durum...

      Zaten benim sözlerimin hiçbir zaman, zamanı ol­madı bu ailede nedense. Baban.., derken telefon üst üste birkaç sinyal verip kapandı.

      Cevahir bağırmaya başladı.

      Ne yapıyorsun ya... Annenle dedikodu et diye mi verdim sana telefonu.? Bak işte kapandı. Az sonra da havasızlıktan boğuluruz burada.

      Bennu ağlamaya başladı.

      Dinlemedi ki beni, söyleyemedim.

      Bende suç, seni dinlediğim için. Babamı ya da bir arkadaşımı arasaydım şimdi yardım için çoktan kolla­rı sıvamışlardı.

      Babam halamı ararsa daha çabuk yardım gelir, diye düşündüm. Gerçi halam geleceğimizi biliyor, gel­meyince merak edip belki babamlar arar.

      Tamam yeter Bennu! Hiç konuşma sus, daha faz­la sinirlendirme beni. Umarım annen mezar taşımıza "Dedikodu yüzünden öldüler." diye yazdırır.

      İkisi de sustu. Cep telefonunun ışığı da gidince asansörün içi tekrar kararmıştı. Sonra birdenbire yaş­lı adam nur gibi parlamaya başladı. Yüzü, karanlık ge­cede parlayan ay gibiydi. Işığın kaynağı yaşlı adamın elindeki el lambasıydı.

      Bennu birden yaşlı adamdan huylandı. Azrail'in can almaya, insan şeklinde geldiğini duymuştu. Bir filmde de buna benzer bir şey görmüştü. Yoksa bu dede kılıklı adam Azrail miydi? Aniden ortaya çıkmış­tı, onlarla aynı kata gidiyordu ve benim telefona ihti­yacım olmuyor, demişti. Meleklerin telefona ihtiyacı olmaz zaten, diye düşündü.
      Yok canım daha neler, vesvese ediyorum, diye dü­şündü. Azrail olsaydı kendiliğinden parlardı, yanın­da lamba taşımazdı, diye kendini rahatlatmaya çalıştı.

      Ama aklı bir kez üretmeye başlamıştı. Belki de ölüm vakti gelmeden önce korkutmamak için kendini bel­li etmiyor, lamba kullanıyordu. Yoksa bu devirde ce­binde lamba taşıyan mı kalmıştı? Bu kesin Azrail, diye düşündü.
      Cevahir'e sarılmak geldi içinden ama Cevahir si­nirli sinirli saçlarını karıştırıyordu. Ne zaman çok sinirlense böyle yapardı.
      Bennu gözlerini yaşlı adamdan ayıramıyordu. Öle­cekler miydi şimdi? Bennu buna inanamıyordu. Ço­cukları aklına geldi. Küçük beş, büyük dokuz yaşın­daydı. İyi ki onları yanımıza almamışız, diye düşündü. Evde, yanlarında teyzesi kalmıştı. Gerçi yaşasalar an­nesiz babasız ne kadar mutlu olabilirler, diye düşündü. Hayır ölmek istemiyordu, çocuklarını büyütmek isti­yordu. Onların büyüdüğünü görmek istiyordu. Birden ayağa kalktı ve asansörün kapısını tekmeleyip ağlaya­rak bağırmaya başladı.

      Kurtarın bizi, ölüyoruz, diye bağırdı. Cevahir onu tuttu.

      Bu asansörler çift kapılı sesin asla dışarı çıkmaz, boş yere kendini yorma. Ayrıca büyük ihtimalle bu kattaki daireler boş.

      Ben ölmek istemiyorum, çocuklarımız annesiz ba­basız kalacak dedi, hıçkırarak.

      Dur canım, hemen panik yapma daha öldüğümüz yok. Bu hava bize daha epeyce gider. Bu arada belki asansörün bozulduğu fark edilir, bir yardım gelir. Böy­le yaparak nefesini tüketme.


      Cevahir yere oturdu, Bennu'nun da elinden tutup çekti. Yan yana oturdular. Cevahir,

      Dua edip beklemekten başka yapacak bir şey yok, dedi.

      İkisi de dua ettiler bir süre. Fakat Bennu'nun ümidi yavaş yavaş kesiliyordu. Gözlerini yaşlı adama dikmiş­ti. O da tam karşılarındaydı. Kısa bir sessizlikten sonra aklına bir fikir geldi. Şansını denemeliydi.

      Bizim iki tane yavrumuz var, daha çok küçükler, biz olmadan yapamazlar, dedi boynunu bükerek. Bu yaşlı adam, eğer Azrail'se belki acır da canlarını al­maktan vazgeçer, diye düşündü. Çok tatlılar, görseniz, dedi.

      Ölüm Allah'ın emri. Gelirse ne bir saniye ileri ne de bir saniye geri... Çare yok, ölümden kaçacak yer­de yok!

      Yaşlı adamın sözleri üzerine Bennu onun Azrail ol­duğuna iyice kanaat getirdi. Fakat yaşlı adamın güler yüzlü çehresi, ona yaşamak konusunda biraz ümit veri­yordu. Ondan kaçamazlardı ama o isterse yaşayabilir­lerdi belki. Anlı şanlı koskoca melek, Allah'ın yanın­da bir hatırı vardır, onu ikna edersem Allah da onun ricasını kabul edebilir, diye düşündü. Bütün ümidini ona bağladı.

      Ben kocamla aynı zamanda ölmek istemiyorum. Birimiz ölsek, birimiz kalsak da, çocuklarımız hem anasız hem babasız kalmasalar, dedi.

      - Sevenler ayrılmak istemezler, dedi yaşlı adam.

      Biz birbirimizi pek sevmeyiz, dedi Bennu.

      Cevahir karısının yaşlı adama söylediklerine ina­namadı. Korkudan kafayı yedi herhalde, diye düşün­dü. Yaşlı adamın Azrail olabileceği ile ilgili bir düşün­ce onun aklının ucundan bile geçmiyordu. Bennu'nun sözlerine canı sıkılmıştı.

      Beni sevmediğini bilmiyordum, dedi.

      Bennu ona ne diyeceğini şaşırdı. Aslında, birbiri­mizi sevmeyiz, sözünü meleği kandırmak için söyle­mişti. Meleğe yalan söylenir mi, ölmeden çarpılaca­ğım, ağzım gözüm yamulacak, diye korktu.
      Sonra neden yalan olsun ki, diye düşündü. Cevahir'e ikide bir "beni sevmiyorsun, benimle ilgi­lenmiyorsun," diyen kendi değil miydi? O Cevahir'i seviyordu ama kocasının sevgisine artık inanmıyordu. Yalan söylemediğini fark edince içi rahatladı.

      Senin beni sevdiğine inanmıyorum.

      Seni tabi ki seviyorum.

      En son kaç ay önce bunu bana söylediğini hatır­lıyor musun? diye sordu. Cevahir cevap vermedi çün­kü hatırlamıyordu.

      Yaşlı adam kesti sözlerini.

      Kadınlar hep duymak isterler, dedi.

      Bu adam niye konuşmamıza karışıyor diye canı sı­kıldı Cevahir'in.

      Yeni evlendiğimiz zamanlarda söylüyordum, o sevdiğimi biliyor, dedi.

      Hayır bilmiyorum, diye atıldı Bennu. Her zaman sevildiğimi duymak isterim. Hadi söylemiyorsun dav­ranışlarınla göstersen, o da yok. Beni gerçekten sevseydin, benimle zaman geçirmek hoşuna giderdi. İşin her zaman benden daha önemli oldu. Akşamları tele­vizyon başındasın.

      İşten gelince yorgun oluyorum, biraz dinlenmek istiyorum.

      Tamam hadi onu kabul ettik ama gezmek için fır­sat buldukça da, arkadaşlarınla ve anne babanla za­man geçirmeyi tercih ediyorsun. Biz seninle aynı evde yaşayan iki yabancı gibiyiz. Sen kirayı ödeyip maddi ihtiyaçları karşılıyorsun, ben de temizlik bulaşık ye­mek... Evlilik bu mudur, sevmek bu mudur?

      Kadınlar çiçek gibidir, ilgilenmezsen çabuk solar, dedi, yaşlı adam.

      Bennu sevindi. Melek benden yana umarım beni bırakır, diye düşündü. Sonra da bu düşüncesinden do­layı utandı, kendine kızdı.
      Cevahir sinirlenmişti.

      Sen karışma amca karı koca kavgasına, dedi.

      Amca deme ayıp oluyor, diye atıldı Bennu.

      Ne demem gerekiyor, bayan doğru?

      O melek, dedi sustu Bennu. Sonra O melek gibi bir dede. Sen ona Melek Dede de.
      Canımın istediğini derim, bayan doğru. Canım, amca demek istiyor. Senin sürekli beni düzeltmeye ça­lışmandan bıktım. Beni olduğum gibi hiç sevemedin.


      Hep değiştirmek istedin; hep daha düşünceli, daha ki­bar, hayalindeki romantik erkek yapmak istedin.

      Ben sadece birlikte mutlu olmak istedim. Gayret gösterdim ama sen onu bile yapmadın.

      Yine beni suçluyorsun. Evlendiğimiz günden beri hep beni suçladın. Şimdi belki de öleceğiz, giderayak sen yine beni suçluyorsun.

      Hayır ben seni suçlamadım, sadece sana beklen­tilerimi söyledim.

      Tamam o zaman. Belki bu son konuşmamız olur, herkes eteğindeki taşları döksün. Sen ne kadar farkındasın bilmiyorum ama sen konuştukça, ben hep ken­dimi suçlanmış hissettim. Kadın duygularından anla­mayan, bir kadını sevmeyi bilmeyen ve mutlu edeme­yen bir erkek olarak gördüm kendimi.

      Maksadım seni suçlamak değildi, ben kendi duy­gularımı söyledim sadece.

      Bunu beni suçlayarak ve öğüt vererek yapabilece­ğini mi zannettin?

      Yaşlı adam kesti tartışmalarını.

      Bir kadın erkeğini suçlamamalı, bu çok yanlış, dedi.

      Çok haklısın, dedi Cevahir. Bunu bir de karım an­lasa... Ya beni suçlayarak konuşuyor ya da üstü kapalı konuşuyor, ne dediğini anlamıyorum.

      Kadınları anlamak zor, dedi yaşlı adam. Kadın­lar, elma isteyecekleri zaman, "canım elma istiyor" demezler, ipucu verirler ve erkeklerin anlamasını beklerler.

      Bak çok doğru söylüyor Melek Amca, dedi Ce­vahir. Elma isteyeceğin zaman elma demiyorsun, ta­rif ediyorsun, sonra da senin ne istediğini anlamamı bekliyorsun. Anlamaz ve armut getirirsem, bu kez de "bunu istemiyordum" diyorsun. Ben de anlamadığım için kendimi aptal ve beceriksiz hissedip senden uzak­laşıyorum.


      Cevahir'in sözleri Bennu'yu çok üzdü. Sözleriyle kocasını bu kadar yaraladığının farkında değildi. Bir süre konuşmadı. Cevahir'in söylediklerini düşündü. Cevahir'in kendini hiç dinlemediğini, sözlerini önem­semediğini düşünmüştü o güne kadar. Onun bu kadar etkilendiğini ve onu ne yapacağını bilmez bir durum­da bıraktığını hiç fark etmemişti.

      Özür dilerim, böyle hissettiğini bana daha önce söyleseydin, konuşurken daha dikkatli olurdum.

      Erkekler güçsüz görünmekten çok korkarlar, onun için böyle şeyleri söylemezler, dedi yaşlı adam.


      Bilseydim Melek Dede, hiç öyle konuşur muy­dum? Şimdi düşünüyorum haklı. Ben hep benimle il­gilenmiyorsun, bana zaman ayırmıyorsun, romantik değilsin, beni dinlemiyorsun, niye geç kaldın, niye ha­ber vermedin, gibi sözler söyledim ona. Düşününce bunlar hep suçlayıcı kelimeler. Fakat söylerken farkın­da olmadım.

      Bennu derin bir iç çekti.

      Ben hep ona, sen yeterli değilsin, mesajı vermi­şim. Ben öyle yaptıkça o da benden uzaklaşmış. Ev­lenirken niye kadınlara, erkeklerle nasıl konuşmaları gerektiği öğretilmez ki? Sizin oralarda da böyle mi.?


      Yaşlı adam gülümsedi.

      Dünyanın her yerinde kadınlar da aynı, erkekler de aynı.

      Bennu'nun yine içi titredi. Yani bunlar, sizin gibi dünyalıların derdi, demek istiyor. Doğru ya, me­leklerin böyle sorunu olacak hali yok, insan şekli­ne girmedikçe onlarda cinsiyet yok, diye düşündü. Ölüm geldi yeniden aklına, tartışmanın hararetin­den unutmuştu.
      Az sonra ölecekler miydi, yoksa Melek Dede ya-şamalan için yardımcı olacak mıydı? Şimdi ölmek is­temiyordu ama artık başka bir sebepten yaşamak isti­yordu. Kocasını daha yeni tanımıştı ve ona karşı yaptı­ğı hatalan telafi etmek, kendini bağışlatmak istiyordu. Bunu Melek Dede'ye anlatması gerekiyordu.

      Melek Dede, ben bu hataları bilerek yapmadım. Kocamı çok seviyorum. Fırsatım olursa bundan sonra yapmam. Ben sadece onunla sevgi dolu sıcak bir ilişki­miz olsun istedim. Onunla daha çok zaman geçirmek, ondan güzel sözler duymak, sevgisini ve şefkatini his­setmek istedim. Fakat bunu söylemeyi bilmediğim için onu kendimden uzaklaştırmışım.Kadınlar erkeklerden en çok şefkat beklerler, dedi yaşlı adam.

      Bennu'nun sözleri Cevahir'i etkilemişti.
      Ben de hatalıyım, dedi Cevahir. Seni anlamak için gayret göstermedim, kaçmayı tercih ettim. Biz er­keklere de -savaş ya da kaç- taktiği öğrettiler. Ya kav­ga ettim ya kaçtım. Seni hep duydum ama hiç dinlemedim. Bana da kimse kadınları anlamayı, şefkat gös­termeyi öğretmedi.

      Cevahir, konuşmasına devam ederken, kolunu Bennu'nun omzuna attı, sıkıca sarıldı ona.

      Kimse öğretmedi, biz de birbirimizi tanımak için hiç uğraşmadık. Eğer ölmezsek ilk yapacağımız şey bir­birimizi tanımak olsun. Biz seninle tanışmayı unutmu­şuz karıcığım.

      Bennu'nun gözlerinden sicim gibi yaşlar akmaya başladı.

      Korkma tatlım, ölmeyeceğiz, bak hâlâ rahat ne­fes alıyoruz.

      Ben onun için ağlamıyorum ki, dedi başını onun göğsüne dayarken.


      Sonra kimse konuşmadı. Artık sözler anlamını yi­tirmişti. Birbirlerine daha sıkı sarıldılar. Bir süre son­ra nefes almakta zorlanmaya başladılar. Bennu, Melek Dede'ye bakıyordu. Yerinden kalkıp canlarını almasını bekliyordu. Melek Dede "Eşhedu" diye şehadet getir­meye başladı. Bennu bize "şehadet getirin" vakit geldi demek istiyor herhalde, diye düşünerek o da şehadet getirmeye başladı. Sonra kendinden geçti.
      Bennu, gözünü hastanenin acil servisinde açtığın­da, başında Türkan Halası vardı. Hemen Cevahir'i sordu. Yandaki yataktan geldi ses:

       

      Ben iyiyim canım, merak etme. Gider miyim he­men öyle, daha seninle tanışacağız
       
      Bennu güldü, yaşamak ne güzel, diye düşündü. Ölümün kıyısından dönmüşlerdi. Onlar tam kendile­rinden geçtiği sırada asansörün kapıları açılmış, yar­dım gelmişti. Halası onlar gelmeyince merak etmiş, telefonla onları arayıp ulaşamayınca kardeşini aramış, onlardan Bennu'nun "biz halama geldik" diye telefon açtığı öğrenince hemen harekete geçmiş, yardım ça­ğırmış, son anda da yetişmişti.


      Yaşlı amca nasıl? diye sordu Cevahir. Türkan Hala üzgün üzgün başını salladı.
      Siz genç olunca dayanabilmişsiniz sizi kurtardık ama amcanın yaşlı kalbi, o kadar havasız kalmaya da­yanamamış. Onu kaybettik. Karşı komşumun babasıymış. Memleketinden önceki gün gelmiş. Kızı dışarıda, çok ağlayıp üzülüyor.

       
      Bennu'nun gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Melek Dede gerçektende melek olup uçup gitmişti.

      Sema Maraşlı
      Kahramanmaraş'ta doğdu. İşletme ve Davranış Bi­limleri Bölümü'nü okudu. Yazı hayatına çocuklarına anlattığı masalları yazarak başladı. İlk kitabı "Bana Bir Masal Anlat" 2001 yılında yayınlandı. Hikâye kitapla­rıyla 2002 yılında ödül aldı. Üç çocuk annesi olan ya­zar İstanbul'da yaşamaktadır.

      Çocuk Kitapları

       
      Mırmır Balığı
      Pırpır ile Hırhır
      Bana Bir Masal Anlat
      Geçmiş Olsun Çoban Yıldızı
      En Güzel Hediye
      Mektuptaki Sır
      Okulda Tuzak
       
      Yetişkin Kitapları
       
      Eşim Aşkım Olsun
      Eşimin Eşi Yok
      Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz
      Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel
      Muhabbet Olsun


      İÇİNDEKİLER

      Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz    
      Çönülsüz Aş
      Damakta Çikolata   
      İki Yüzlü Ayna
      Bükçe
      Sünger         
      Aşk Karın Doyursaydı       
      Çurur Kırıkları          
      İyi Koca        
      Tatlı Tarifi     
      Ana Kucağı  
      Miyav
      Akıllı Çelin
      Zor Karar      
      Aman Başına Bir İş Çelmesin     
      Kıyas
      Bu       
      Yüzde Seksen

      Bana Sevmeyi Öğret



              

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055365097
      MarkaHayat Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786055365097
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.