• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Geminin Neresindeyiz?

      Geminin Neresindeyiz?
      Geminin Neresindeyiz?
      Geminin Neresindeyiz?
      Geminin Neresindeyiz?
      Geminin Neresindeyiz?
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      15,00 TL
      İndirimli Fiyat (%40) :
      9,00 TL
      Kazancınız 6,00 TL
      9.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
                Stoktan Kargo

      Kitap            Geminin Neresindeyiz? İslami Hayat
      Yazar           Nureddin Yıldız
      Yayınevi       Tahlil Yayınları
      Liste Fiyat    15 TL  
      Kağıt Cilt      2.Hamur - Karton Kapak Cilt
      Sayfa Ebat   204 sayfa , 13,5x21 - Roman Boy
      Yayın Yılı     2018
      ISBN            9786056185243

       

      Tahlil Yayınları Geminin Neresindeyiz? İslami Hayat kitabı nı incelemektesiniz.    
      Nurettin Yıldız Geminin Neresindeyiz? kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.



      "Allah'ın emirlerine uyanlarla uymayanların durumu, bir gemi için kura çekenlere benzer.
      Bir grup insan, geminin üst kısmına düşmüş; diğerleri de alt kısmına düşmüştür.

      Alt kısımda kalanlar, su ihtiyacı olduğu zaman üst güverteye çıkıp su ihtiyacını gidermektedirler.
      Onlar şöyle derler: 'Bizim bölümden bir delik delelim de üsttekilere eziyet etmeyelim.'

      Eğer üsttekiler, onlara ilişmez de onları serbest bırakırlarsa hepsi helak olur. Ellerinden tutup onlara engel olurlarsa onlar da kurtulur, kendileri de."
      (Buharî, Şerike, 6/2493; Tirmizî, Fiten, 12/ 2173)

       
      Müslüman olmak ve Müslümanlığı iyi yaşamak, dağa çekilmek ya da insanlardan uzak bir ortamda kulluk etmek değildir. Sadece iyilerin olduğu bir tekkede bulunmak da iyi Müslüman olmanın gereği ve doğası değildir. Mikropların da bulunduğu ortamda - Sağlıklı bir hayat yaşamak gibi, kötülere rağmen iyiler olarak iyiliğin gücünü ispat eden bir çalışma içinde yer almak, iyiliği kötülükten üstün tutmaktır iyi Müslümanlık.

      Allah Teâlâ'mn Al-i İmran suresinin 104. ayetindeki emri gayet açıktır: "Sizden hayra davet eden, iyiliği emredip kötülüğü nehyeden bir topluluk bulunsun. Kurtulanlar onlardır."

      Açık bir delaletle anlaşılıyor ki Müslümanlar'ı iyiliklere çağıran, kötülüklerden uzaklaştırmaya gayret eden bir kitleye ihtiyaç vardır. Bu sorumluluğumuzun adı kısaca, Allah'a davettir. Dünya hayatı bir gemiyse eğer, Allah'ın kullarım hayra davet edecek olan bizler bu geminin neresindeyiz?

      Takdim
       
      İnsan olmanın en tabii sonuçlarından biri, kötülüklerin kökten kurutulmadığı bir toplumun insan toplumu olarak orta­da olmasıdır. Kötülüklerin ve kötülerin bulunmadığı bir toplum hayâl etmek bile mümkün değildir. İyi düşünülmesi durumunda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Medine'de tesis ettiği o muhteşem medeniyet merkezinde bile kötülükler kökten yok olmamıştı.

      Kur'an'dan izlediğimiz kadarı ile dahi, kötülükler ve kötü­ler Medine sokaklarında dolaşabiliyorlardı. Çünkü Medine'de­ki medeniyet, meleklerden oluşan ve insanın fıtratının değişti­rildiği bir medeniyet değildi. Kötülükler ve kötüler, suni bir gö­rüntü ile bir süreliğine kaldırılabilir ama kötülüklerin ve kötüle­rin kökten imha edilmesi kâğıt üzerinde bile zor tasarlanabile­cek hususlardır.

      Bunun için kitabımız Kur'an ve sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin Sünnet'i ile önümüze konan çalışma dü­zeninde, kötülüklerle mücadele vardır. Dışarıdakiler ve içeri-dekiler olmak üzere iki gruba ayrılabilecek olan kötüler, her hâlükârda bulunacaktır. İyiler, en az kötüler kadar aktif olma­dıkça da kötüler ses çıkaracak, iyilerin huzurunu kaçırabilecek­lerdir.

      Müslüman olmak; Müslümanlığı iyi yaşamak, dağa çekil­mek, insanlardan uzak bir ortamda kulluk yapmak değildir. Sa­dece iyilerin bulunduğu bir tekkede yaşamak da iyi Müslüman olmanın gereği veya doğası değildir. Mikropların bulunduğu bir ortamda sağlıklı bir hayat yaşamaya çalışmak gibi iyiler ola­rak kötülere rağmen iyiliğin gücünü ispat eden bir çalışma için­de bulunmak ve iyiliği kötülüğe üstün tutmak iyi Müslümanlık­tır.

       
      Allah Teâlâ'nın Âl-i İmran suresinin 104. ayetindeki emri gayet açık bir emirdir: "Sizden hayra davet eden, iyiliği em­redip kötülüğü nehyeden bir topluluk bulunsun. Kurtulanlar onlardır." Açık bir delaletle anlaşılıyor ki Müslümanların, iyi­liklere çağıran ve kötülüklerden uzaklaştırmaya gayret eden bir kitleye ihtiyacı vardır. Aynı surenin 110. ayetinde ise bu Ümmet'in farklı olmasının en temel karakterlerinden biri ola­rak da Allah'a iman gibi iyiliği emretme ve kötülükten alıkoy­manın öne çıkarıldığını görüyoruz.

      Eğer bu Ümmet farklı ve üstün bir ümmet ise bu, kendi kendini kontrol eden ve her ferdinin kendini dininin hizmetçisi, iyiliklere davet eden davetçisi, kötülüklere karşı sivil polis ola­rak gören anlayışı sayesindedir.

      Namazdan temizliğe kadar iyiliklere davet etme ve alkol­den müstehcen sözlere kadar menhiyattan uzaklaştırma gö­revi, "dine ait işlerden geçinmek" durumunda olan bir kitleye devredilmesi hâlinde Ümmet; bu üstünlüğü sağlayan en temel karakterlerinden birini kaybetmiş olur. Müezzinin görevi gere­ği ezan okuması ve ezanın anlamının da namaza davet olma­sı, müezzinin namaza gelmeyenleri evlerinden toplamasını ge­rektirmez. Müezzinin de içinde bulunduğu mü'minler toplulu­ğu, namaza gitmek kadar namaza gitmeyenleri de namaza ça­ğırmakla mükelleftir. Bu Ümmet'in hayırlı bir ümmet olması­nın gereği budur.

      Aynı şekilde, kötülüklerin polisiye tedbirlerle önlenemeye­ceğini ve imanın şart olduğunu vurgulayan İslam'ın Müslüman­ları; kötülüklerle mücadeleyi polise terk ettiklerinde İslam'ı İs­lam yapan en bariz özelliklerden birini terk etmiş olurlar. En azından İslam'ın onlara vadettiği huzurlu bir ortamı yaşamak­tan mahrum olurlar. Ama daha da ileri gidildiğinde bu eksiklik, onların önüne Yahudilere benzeme hatta Yahudileşme olarak çıkacaktır. (Maide, 78-79)

      Bu görevimizi, dinimize sahip çıkmak olarak da adlandı­rabiliriz. Ama adı ne olursa olsun gerçek şudur: Müslümanlar, dinlerinin ve dinlerinin onlardan beklediği iyi şeylerin hamişi­dirler. Kötülüklere karşı her Müslüman bir tür polistir, zaptiye­dir. Bananecilik, sonunda duaların bile kabul edilmesini engel­leyen bir hastalıktır.
      Eğer ümmeti Muhammed, en büyük özelliklerinden birini imamlar ve müezzinler gibi bir sınıfa devretmişse bunun akıbeti hayır olmaz. Din hepimizindir. Hepimiz cennete talibiz, cehen­nemden korkuyoruz. Ama dinin yükü bir grubun omzundaysa ve geride kalanlar onların maaşını temin ettikleri için kendileri­ni rahat hissediyorlarsa böyle bir mantık makul olamaz.

      Müslümanlar olarak önümüzde iyi birer örnek olarak du­ran ashabı kiram üzerinden yapacağımız bir tahlil bizi aydın­latabilir. Her biri Kur'an hafızı hatta hadis hafızı olmadıkla­rı hâlde gördükleri kötülüklere karşı hazır kadro gibi davran­dılar. Herkesin cennete girmesini isteyen bir anlayışla herkesi Allah'a davet ettiler. Uzak yakın ayrımı yapmadılar.

      Müslümanların dinleri adına çalışmakla yükümlü olmala­rı sadece dinin yüklediği bir görev olarak da algılanmamalıdır. Huzur ve güven isteyen herkes, istediğini bulmanın bir gere­ği olarak çalışmak durumundadır. Hazır bir huzur ve hazır bir güven ne kadar sürekli ve kalıcı olabilir? Kendin için istediği­ni başkaları için de istemek sosyalleşmenin, insan topluluğuna üye olmanın âdeta şartıdır. Herkesin istediği bir şey için toplu istek kadar toplu koruma da olmalıdır.

      Kaldı ki bizim Allah için kardeş olmamız zaten bize birbiri­mizi kollamayı gerektirmektedir. Beynimizdeki akidemiz, ken­di başımıza ve kendi menfaatlerimizle sınırlı bir âlemde olmaya manidir. Fedakârlık ve verebilme ruhunun yansıyacağı ilk alan bu olmalıdır. Zekâtın ötesinde zorunlu olmayan sadakayı vere­bilecek idrak gibi bu idrak da akidemizden kaynaklanmalıdır. Yoksa bu Ümmet, geçmişindeki örnek insanların iyiliklerini, fedakârlıklarını saymakla iyiler arasına katılmış olamaz.
       
      İyiliklerin yayılması, kötülüklerin durdurulması, kitaplar ya­zılması, seminerler verilmesi, flamalarla vatandaşların ikaz edil­mesi yetinilebilecek bir eğitim değildir. Flamalardan çok, yü­reklerin sahiplenilmesiyle gerçekleşebilecek bir eğitim için di­nini dert edinmiş Müslümanlar bulunmalıdır. Her Müslüman bu şuurda olmalıdır. Yetiştirdiğimiz çocuklarımıza, "Sen var-san din var olacak." mesajını net bir şekilde vermeliyiz. Dini göğüslemiş nesillerin, dinden geçinen nesillerle aynı olmadığı­nı iyi idrak etmiş olmalıyız.

      Gemimizin delinmesine karşı sessiz kalmak bir eksikliktir. Bu eksiklik belki doğrudan dinden kaynaklanan bir eksiklik de­ğildir ama belki de toplum insanı olma, bütün mü'minleri kar­deş bilmeme anlayışından kaynaklanan bir eksikliktir. Bir kişi­nin cehenneme girmesine esef etmemek aklanamaz bir lekedir.
      Neleri düşman veya korsan gördüğümüz de çok önemli­dir. Filan milletin, filan örgütün bütün düşmanlık senaryoları­nı üzerine çekmiş olması bizi bir nebze rahatlatıyor olabilir. Ne var ki hakikat, düşmanın içeriden de çok yönlü çalıştığını ka­bullenmeyi gerektirmektedir. Yeryüzünün herhangi bir köşe­sindeki zulümlerden bir zulüm bile geminin su alma nedenidir. Her yolcu geminin su alması hâlinde bu duruma acilen müda­hale etmelidir.

      Allah Teâlâ'nın indirdiği dininin hükümranlığını yitirmesi, mü'minlerin bile olaylara O'nun indirdiği dinin dışında bir şey­le hüküm veriyor olmaları müdahaleyi gerektiren bir durum­dur. Müslümanların yaşadığı toplumlarda rüşvetin kol gezme­si, insanların haklarını elde edemeyişleri, zayıfın hakkının ko­runmadığı tutumların revaçta olması, toplumda aldatma Aile/ tuzak gibi kötülüklerin varlığı Müslüman'a görev çıkarmalıdır.
      Gıybetin mübahlaşması bile dikkatten kaçmayacak bir kor­sanlıktır. Nemime bile gemiyi deler. Yalan, istihza, sövme, if­fete sataşma ve dilin ölçüsüz hareket edebilmesi acil müdaha­le sebeplerindendir.

      Bugün aile yapımız su almaktadır. Nesilleri yetiştirecek eğitim sistemi bize ait değildir; bu sistemin bize ait olmama­sı bir kenara bu sistem eğitim değildir. Mescitler bile saf iba­det noktalarımız olmaktan çıkmıştır. Kardeşlik telakkimiz baş­ka anlayışlarla çevrelenmiştir.
      Ashabın yaşadığı kardeşlik bizim hayâllerimizde bile yer bulamamıştır. Topyekûn bir silkinme ve ayağa kalkma hamle­sine her zamankinden daha çok muhtacız. Topluca işgal edilen topraklarımız bile hareketlenmemize neden olmuyorsa katedeceğimiz yol çok uzun demektir. Filistin meselesinin bir Arap sorunu olarak anlaşılması bile hâlimizi göstermesi bakımından yeterlidir.

      Gemimiz veya yüzdüğümüz okyanus önemli değildir. Biz nerede isek orası okyanustur. Ev, sokak, mescit, vakıf, köy, şe­hir, market... Her yerde ve her zaman yol üzereyiz.
      Bu sorumluluğumuzun adına biz kısaca Allah'a davet so­rumluluğu da diyebiliriz. Tekrar ve tekrar vurgulamalıyız ki isimler değildir aradığımız. İçerik ve sonuçlar bizi hareketlendi­recektir. Buna cihat da denebilir. Zamanımızın cihadı da olsa sonuç aynıdır. Diri diri gömülüp yaşadığımız apartman dairele­ri hatta o dairedeki aile erimektedir.

      Hiçbir Müslüman, kimsenin namaz kılmadığı bir apart­mandan sabah namazında camiye gitmekle kendini mesuliyet­ten kurtaramaz. Hepimiz namaz kılmak kadar namazı ihya et­mek ve yaymaktan da sorumluyuz. Zira bu Ümmet'in hayırlılığı, iyiliği yayması ve kötülüğü engellemesi şartına bağlanmıştır.
      Medya gücünü mü kullanırız, kendi eğitim sistemimizi mi inşa ederiz; her ne ise yapacağımız, onu yapmalıyız. Dernek ve vakıflar kurmak yetmiyor. İri iri tüzükler hazırlamak, konuş­macılar çağırıp konferanslar dinlemek yetmiyor. Her birimiz çöllere düşen, dağlar aşan sahabiler olmaya mecburuz. Çare yok, iş başa düşmüştür.

      Bu çalışma, gemideki yolculuğumuzu hatırlatma ama­cı gütmektedir. "Emri bilmaruf ve nehyi anilmünker" hakkın­da yazılmış herhangi bir kitap da bu kitabın muhtevasını esas almıştır. Ama biz özellikle Buharî'nin rivayet ettiği bir hadisi esas alarak yola çıktık. Daha hassas bir harita ile yol alabilme­yi umuyoruz.

      "Allah'ın emirlerine uyanlarla uymayanların durumu, bir gemi için kura çekenlere benzer. Bir grup insan, geminin üst kısmına düşmüş; diğerleri de alt kısmına düşmüştür. Alt kısım­da kalanlar, su ihtiyacı olduğu zaman üst güverteye çıkıp su ih­tiyacını gidermektedirler. Onlar şöyle derler: 'Bizim bölümden bir delik delelim de üsttekilere eziyet etmeyelim.' Eğer üstte­kiler, onlara ilişmez de onları serbest bırakırlarsa hepsi helak olur. Ellerinden tutup onlara engel olurlarsa onlar da kurtulur, kendileri de." (Buharî, Şerike, 6/2493; Tirmizî, Fiten, 12/ 2173)
      Yolculuk şartlarındaki hassasiyetlerimizin canlı kalmasını Allah Teâlâ'dan niyaz ederim.

      Nureddin YILDIZ
      2011- Bayrampaşa

       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786056185243
      MarkaTahlil Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786056185243
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.