• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      Hanımlar Rehberi, Cep Boy

      Hanımlar Rehberi, Cep Boy
      Hanımlar Rehberi, Cep Boy
      Hanımlar Rehberi, Cep Boy
      Hanımlar Rehberi, Cep Boy
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Fiyat:
      4,00 TL
      İndirimli Fiyat (%40) :
      2,40 TL
      Kazancınız 1,60 TL
      2.40 www.goncakitap.com.tr
      0,60 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
               Stoktan Kargo

      Kitap             Hanımlar Rehberi, Cep Boy  
      Yazar            Bediüzzaman Said Nursi
      Yayınevi        RNK Neşriyat
      Etiket Fiyatı   4 TL 
      Kağıt  Cilt      2.Hamur -  Karton  Cilt
      Sayfa  Ebat   157 sayfa - 8x14 cm - Cep boy
      Yayın Yılı       2015
      ISBN              9786059846844


      Bediüzzaman Said Nursi RNK Neşriyat, Hanımlar Rehberi kitabı nı incelemektesiniz.
      Üstad Bediüzzaman Hanımlar Rehberi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      Ben, bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.

      Ehl-i îman âhiret hemşirelerim olan kadınlar tâifesi ile bir muhâveredir.

      Bazı vilâyetlerde tâife-i nisâdan sami­mî ve hararetli bir surette Nurlar'a karşı alâkalarını gördüğüm ve haddimden pek ziyade, onların Nurlar'a ait derslerime iti-madlarını bildiğim sıralarda, mübarek İs­parta'ya ve mânevî Medresetü'z-Zehra'ya üçüncü defa geldiğim zaman işittim ki; o mübarek âhiret hemşirelerim olan tâife-i nisâ, benden bir ders bekliyorlarmış. Gü­ya vaaz suretinde câmilerde onlara bir dersim olacak. Halbuki, ben dört beş ve-cihle hastayım. Ve hem perişan, hatta ko­nuşmaya ve düşünmeğe iktidarsız bulun­duğum halde, bu gece şiddetli bir ihtar ile kalbime geldi ki:

      Madem on beş sene evvel gençlerin is­temeleriyle "Gençlik Rehberi"ni onlar için yazdın ve pek çok istifade edildi. Halbuki, hanımlar taifesi, gençlerden daha ziyade bu zamanda öyle bir rehbere muhtaçtır­lar.
       
      Ben de bu ihtara karşı, gayet perişan ve za'f ve aczimle beraber "Uç Nükte" ile gayet muhtasar bazı lüzumlu maddeleri, o mübarek hemşirelerime ve manevî genç evlatlarıma beyan ediyorum:

      BİRİNCİ NÜKTE: Risale-i Nur'un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisâ taifesi şefkat kahramanları bulunmaları ci-hetiyle daha ziyade Risale-i Nur'la fıtra-ten alâkadardırlar. Ve -Lillâhilhamd- bu fıtrî alâkadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık, hakikî bir ihlâsı ve mukabelesiz bir fedakârlık mânasını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var.

      Evet, bir valide veledini tehlikeden kur­tarmak için, hiçbir ücret istemeden ru­hunu feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile -vazife-i fıtriyesi itibariyle- kendini ev­ladına kurban etmesi gösteriyor ki: Ha­nımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile; hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebe-diyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez veyahut sû-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur:

      O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı na­zara alır, onu öyle terbiye eder. "Oğlum paşa olsun" diye bütün malını verir; hâfız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehli­keye girdiğini düşünmüyor; ve dünya hap­sinden kurtarmağa çalışıyor, Cehennem hapsine düşmesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak o masum çocu­ğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzımgelir-ken davacı ediyor. O çocuk, "Niçin be­nim îmanımı takviye etmeden bu helâke-time sebebiyet verdin?" diye şekvâ ede­cek. Dünyada da terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin hârika şefkati­nin hakkına karşı layıkıyla mukabele ede­mez, belki de çok kusur eder.

      Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilme­yerek, bîçare veledini haps-i ebedî olan Cehennem'den ve îdam-ı ebedî olan da­lâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrı ile çalışsa; o veledin bütün ettiği ha­senatının bir misli, validesinin defter-i a'mâline geçeceğinden, validesinin vefa­tından sonra her vakit hasenatları ile ru­huna nurlar yetiştirdiği gibi; âhirette de değil davacı olmak, bütün ruh u canı ile şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlat olur.
      Evet insanın en birinci üstadı ve te
      sirli muallimi, onun validesidir. Bu mü­nasebetle ben kendi şahsımda kat'î ve daima hissettiğim bu mânayı beyan edi­yorum:

      Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zâtlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki: En esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi mer­hum validemden aldığım telkinat ve mâ­nevi derslerdir ki; o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Şâir derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, ay­nen görüyorum. Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen ya­şımdaki gördüğüm büyük hakikatler için­de birer çekirdek-i esâsiye müşâhede edi­yorum.

      Ezcümle: Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan "şefkat etmek" ve Risale-i Nur'un da en büyük hakikati olan "acımak" ve "merhamet etme"yi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen gö­rüyorum. Evet, bu hakikî ihlâs ile hakikî bir fedakârlık taşıyan validelik şefkati sû-i istimal edilip, masum çocuğunun elmas hazinesi hükmünde olan âhiretini dü­şünmeyerek, muvakkat, fâni şişeler hük­münde olan dünyaya, o çocuğun masum yüzünü çevirmek ve bu şekilde ona şefkat göstermek, o şefkati sû-i istimal etmektir.

      Evet, kadınların şefkat cihetiyle bu kah­ramanlıklarını hiçbir ücret ve hiçbir mu­kabele istemeyerek, hiçbir faide-i şahsiye, hiçbir gösteriş mânası olmayarak ruhunu feda ettiklerine, o şefkatin küçücük bir nümunesini taşıyan bir tavuğun yavru­sunu kurtarmak için arslana saldırması ve ruhunu feda etmesi ispat ediyor.

      Şimdi terbiye-i İslâmiye'den ve a'mâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî ihlâs bulunuyor.
      Eğer bu iki nokta o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medar olur. Halbuki er­keklerin kahramanlıkları mukabelesiz ola­mıyor; belki yüz cihette mukabele istiyor­lar. Hiç olmazsa şân ve şeref istiyorlar. Fakat maatteessüf bîçare mübarek tâife-i nisâiye, zâlim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için, başka bir tarzda, zâfiyetten ve acizden gelen başka bir nevide riyâkârlığa giriyorlar.

      İKİNCİ NÜKTE: Bu sene inzivada iken ve hayat-ı içtimâiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirele­rimin hatırları için dünyaya baktım. Be­nimle görüşen ekseri dostlardan, kendi 
      ailevî hayatlarından şekvalar işittim. "Ey­vah!" dedim. "İnsanın, hususan müslü-manın tahassüngâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmağa başlamış." dedim. Sebebi­ni aradım, bildim ki: Nasıl İslâmiyet'in ha­yat-ı içtimâiyesine ve dolayısıyla dîn-i İs­lâm'a zarar vermek için gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesatıyla sefâhete sevketmek için bir-iki komite çalışıyor­muş. Aynen öyle de: Bîçare nisâ taifesi­nin gâfil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için, bir-iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki: Bu millet-i Islâma bir deh­şetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlatlarıma kat'iyyen beyan ediyorum ki: Kadmlann saadet-i uhreviyesi gibi, saa-det-i dünyeviyeleri de ve fıtratlanndaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulma­nın çare-i yegânesi, dâire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur! Rus­ya'da o bîçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz.

      Risale-i Nur'un bir parçasında denil­miş ki: Aklı başında olan bir adam, re­fikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bi­na etmez. Belki kadınların hüsn-ü cemâ­linin en güzeli ve dâimîsi, onun şefkatine 10 ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sev­gisini bina etmeli. Tâ ki, o bîçare ihtiyar-landıkça, kocasının muhabbeti ona de­vam etsin. Çünkü, onun refikası yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardım­cı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat oldu­ğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hür­met ve merhamet ile birbirine muhabbet etmek lâzımgeliyor.

      Şimdiki terbiye-i me­deniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakattan sonra ebedî bir müfârakata maruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

      Hem Risale-i Nur'un bir cüz'ünde de­nilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için sâliha zevcesini taklit eder, o da sâlih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedey­yin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki, sefâhete girmiş zevcesine ittibâ eder; vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fışkı­na bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevç ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, mede­niyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder. İşte, Risale-i Nur'un bu meâldeki cümlele
      rinin mânası budur ki: Bu zamanda aile hayatının dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız dâire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir.

      Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki: Kadın, kocasında fenâlık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadı­na kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askerîdeki ita­atin bozulması gibi, o aile hayatının fab­rikası zîr ü zeber olur. Belki o kadın, elin­den geldiği kadar kocasının kusurunu ıs­laha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kur­tarsın. Yoksa o da, kendini açıklık ve sa-çıklıkla başkalara göstermeğe ve sevdir­meğe çalışsa, her cihetle zarar eder. Çün­kü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin na­zarından fıtratı korkar, sıkılır, çekinir. Nâ­mahrem yirmi erkeğin on sekizinin naza­rından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ittihamı al­tına girer; za'fiyetiyle beraber, hukukunu muhafaza edemez.

      Elhâsıl: Nasıl ki kadınlar kahramanlık­ta, ihlâsta şefkat itibariyle erkeklere ben­zemedikleri gibi, erkekler de o kahraman­lıkta onlara yetişemiyorlar; öyle de o ma­sum hanımlar dahi, sefâhette hiçbir ve-cihle erkeklere yetişemezler. Onun için fıt-ratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nâmahrem­lerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmağa kendilerini mecbur bilirler. Çünkü erkek, sekiz dakika zevk ve lezzet için sefâhete girse, ancak sekiz lira kadar birşey zarar eder. Fakat kadın sekiz daki­ka sefâhetteki zevkin cezası olarak, dün­yada dahi sekiz ay ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz sene de o hâmisiz çocuğun terbiyesinin meşakkatine girdiği için sefâ­hette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker.

      Az olmayan bu nevi vukuat da gös­teriyor ki, mübarek tâife-i nisâiye, fıtraten yüksek ahlaka menşe olduğu gibi, fısk ve sefâhette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar dâire-i terbiye-i Islâmiye içinde mes'ud bir aile hayatını geçirmeğe mahsus bir nevi mü­barek mahlukturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerin­den muhafaza eylesin, âmîn...

       
       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786059846844
      MarkaRNK Neşriyat
      Stok DurumuVar
      9786059846844
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.