• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. Sürat kargo ile çıkış yapmıyoruz.

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Hayatus Sahabe

      Hayatus Sahabe
      Görsel 1
      Fiyat:
      85,00 TL
      İndirimli Fiyat (%47,1) :
      45,00 TL
      Kazancınız 40,00 TL
      45.00 www.goncakitap.com.tr
      11,25 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
              Stoktan Teslim

      Kitap              Hayatus Sahabe 
      Yazar              Mahmud el-Mısri Ebu Ammar
      Tercüme         Ayşegül Özdemir, Nurgül Özdemir
      Yayınevi          Polen Yayınları
      Etiket Fiyatı    85 TL 
      Kağıt - Cilt      Sarı şamua   -  Ciltli  -  Tek cilt
      Sayfa - Ebat   886 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı        2011

           

      Polen Yayınları, Mahmud el-Mısri Ebu Ammar tarafından yazılan Hayatus Sahabe  adlı kitabı incelemektesiniz.
      Hayatus Sahabe kitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satışı hakkında bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
               HAYATU’S SAHABE
               hayatus sahabe
       
        
      Sahabe (radıyallâhu anhum), Allah Rasûlünün ardından İslam’ın taşıyıcıları ve koruyucularıdırlar. Allah onları Nebisine arkadaş ve yandaş olsunlar, kendisinden sonra mesajını yaysınlar diye seçmiştir. Kur’an’ın bir kısım âyetlerinde onların doğruluklarına tanıklık etmiş, onları temize çıkarmış ve kendilerini kemal vasıflarla vasıflandırmıştır.
       
      “Muhacir ve Ensar’ın ilklerinden olup öne geçenlerle, ihsanla onları takip edenlerden Allah razı olmuş, onlar da ondan razı olmuşlardır. (Allah) onlara altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedi olarak kalacakları cennetler hazırlamıştır.İşte bu en büyük kurtuluştur.” (et-Tevbe: 100)
       
       
            DEĞERLİ ÜSTAD EBU İSHAK EL-HUVEYNÎNİN MUKADDİMESİ
       
       Hamd Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ister, ondan mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kime yol gösterirse O'nu saptıracak yoktur, kimi de sapıtırsa O'nu doğru yola iletecek yoktur.
      Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem onun kulu ve rasûlüdür.

      "Ey iman edenler, Allah'tan hakkıyla korkun ve müslümanlar olmaktan baş­ka bir durumda can vermeyin." (Al-i İmran: 102)
       
      "Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan sonra ondan eşini var eden sonra da bu ikisinden pek çok erkek ve kadın türetip (yeryüzüne) yayan Rabbinizden korkun. Kendisi adıyla birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağını koparmaktan sakının. Kuşkusuz, Allah sizi (tüm yaptıklarınızı) gözlemek­tedir." (en-Nisa: 1)
       
      "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah amelleri­nizi ıslah etsin (salih kılsın) ve günahlarınızı bağışlasın. Allah'a ve Rasûlüne itaat eden büyük bir kurtuluşla kurtulmuş demektir." (el-Ahzab: 70-71)
       
      Bu girişten sonra, kuşku yok ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem yolu, işlerin en kötüsü sonra­dan ortaya atılanlardır. Her (dinde) sonradan ortaya atılan şey bidat, her bidat bir dalalet, her dalalet ise ateştedir.
       
      İbn Mesud'un (radıyallâhu anhu) şöyle dediği bize sabit olarak ulaşmıştır: "Al­lah Muhammed'in ashabını kendisi için seçmiştir. Bizim nebimizden başka bir nebiye (Allah'ın salatı ve selamı üzerlerine olsun) arkadaşları konusunda böyle bir bereket verildiğini bilmiyorum. Şu an aklıma gelenler arasında bu gerçeği en iyi ifade eden söz Urve ibn Mesud es-Sekafi'nin kendisi henüz kafirken kav­mine söylediği ve Nebi'nin ashabını vasfeden şu sözdür: Ey kavim! Vallahi ben kralların huzuruna çıktım, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin huzuruna çıktım, ama vallahi Muhammed'in ashabının kendisine gösterdikleri saygıyı hiçbir kralın çevresindekilerin kendisine gösterdiklerini görmedim. Vallahi o tükürse tükürüğü başka yere değil, onlardan birinin avucuna düşer ve o bunu eline yüzüne sürer. Onlara bir şey emretse, emrettiğini yerine getirmek için yarışırlar. Abdest alsa,
      konuşacak olsalar, O'nun yanında seslerini kısarlar. O'na olan saygılarından,
      kendisine gözlerini dikip bakmazlar.'" 2
       
      Bu aydınlık tablo ile Musa'nın (aleyhisselam) ashabının şu sözlerini bir kar­şılaştıralım: "Sen ve Rabbin gidip savaş/n. işte biz burada oturuyor (bir yere kımıldamıyor)uz." (el-Maide: 24)
       
      Ya da şu sözlerini: "Allah'ı apaçık görene dek sana iman etmeyeceğiz." (el-Bakara: 55)
       
      Musa'dan (aleyhisselam) Allah'ı apaçık görmeyi talep eden bu kişiler Israiloğulları'nın önde gelenleriydi, öyle ki, bunların ardından İsrailoğulları içeri­sinde neredeyse faziletli kimse kalmamıştı. Allahu Teala'nın belirttiği gibi: "Musa kavmi arasından yetmiş kişi seçti." (e\\-Araf: 155). Buna rağmen onlar rableriyle buluşma yerine geldiklerinde söyleyeceklerini söylediler ve bunun üzerine sarsılamaya başladılar. Sonunda Musa (aleyhisselam) Rabbine şöyle dedi: "Ara­mızdaki sefihlerin yaptıkları nedeniyle bizi helak mi edeceksin?" (el-A'raf: 155). Kavminin en faziletlileri oldukları halde onları "sefihler" olarak niteledi. Ardında bıraktıkları için acaba ne demek gerekir?
       
      İsa'nın (aleyhisselam) ashabının ise Allah'a ve Peygamberlerine olan say­gılarını görmek içinse onların "sofra" isteme hikayelerine bakmak yeterlidir. Bu olay üzerine İsa (aleyhisselam) onlara "Eğer mü'minler iseniz Allah'tan korkun." (el-Maide: 112) demişti.
       
      Nebi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabının kendisine olan saygılarının bir benzeri ise mevcut değildir. Onlar Nebi'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) öğrendikleri her şeyi bize aktarmışlardı. Öyle ki, durum Ebu Zer'in (radıyallâhu anhu) "İki kana­dıyla gökyüzünde uçan bir kuş hakkında bile Nebi'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) aldığımız bir bilgi bizde mevcuttur." dediği hale ulaştı. Dolayısıyla hakkı arayan kişi her alanda Peygamber'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize gelen ve kendisine yetecek bir ilme kolaylıkla ulaşabilir. Diğer Peygamberlerde ise durum farklıdır. Bırakın davet konusunda, kendi hayatlarıyla ilgili konularda bile, onlardan gelen herhangi bir bilgiye ulaşmak neredeyse imkansızdır. Onlar hakkında ulaşabildi­ğimiz bilgiler de yine Nebimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ashabı (radıyallâhu anhum) yoluyladır.

      Bu konuda söylenebilecek çok şey var. Biz insanları daima sahabelerin ha­yatlarını, ilgili kaynaklardan öğrenmeleri konusunda teşvik etmekteyiz. Ancak bu yolla onları kendimiz için örnek edinebiliriz. Buna özellikle de, tek dertleri 
      sahabenin değerini alçaltmak olan ve buna gerekçe olarak onların da birer insan olup melek olmadıklarını gösteren şeytani bir neslin türediği günümüzde daha fazla ihtiyacımız var. Elbette ki hiç kimse sahabenin melekler olduklarını iddia etmemektedir. Onlar melekler değillerdir, ama insanların seçkinleridir. Onlarla kendilerinden sonra gelenler arasında fark vardır
       
      2 - Buhari, Kitabuş-Şurût, 5/329-332.
       

      Allahu Teala'nın, Ebu Ammar kardeşimizi bu güzel çalışmasından dolayı mükafatlandırmasını dilerim. Şu var ki, bu kitapta derlemiş olduğu sahabeye ait tutumların ibret yönünü, örnekliğin tamamlanması açısından biraz daha açma­sını dilerdim. Bunu yaparak, onların tutumlarıyla, günümüzdeki sahabe karşıtla­rının bayrak edindikleri kimselerin tutumlarını karşılaştırmak, insanların bu ikisi arasındaki farkı daha net biçimde görmelerini sağlardı.
       
      Dualarımızın sonu alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdır. Ve sallallahu ve sellem ve barik alâ nebiyyina Muhammed ve âlihi ve sahbihi.
       
       Ebu İshak el-Huveyni
      12 Rabiulevvel  1422
       
        
            DEĞERLİ DR. ZEKİ MUHAMMED EBU SERİNİN MUKADDİMESİ
       
        Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a, salât ve selam O'nun şerefli Rasûlü Muhammed'e, O'nun âline, ashabına ve O'na uyanlara olsun.
       
      Allahu Teala hikmeti gereği Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanlar ve cinler âlemine Peygamber olarak göndermiştir: "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (el-Enbiya: 107)
       
      İslam'dan önceki cahiliye döneminde insanlığın ulaşmış olduğu noktayı gö­rüp de doğruları akletme gibi bir nimetten kendisine pay verilmiş olan herkes bunun bilincindedir.
       
      Cahiliye döneminin insanı, bilinen her ne günah varsa, ondan geniş bir paya sahipti! Eğer Allah'ın hilmi ve affı olmasaydı bu günahlardan dolayı dağlar yerle bir olur, mahlûkatın başına gelenlerin dehşetinden gökyüzü yeryüzünün üzerine yıkılırdı. O günün zulmünden ve o günün karanlığından insanlar önlerini göremez durumdaydılar.
       
      Şu bir gerçek ki, içinde bulunduğumuz âlem yok olmaya mahkûmdur. Gün­ler değişir, uzayan gece bir gün mutlaka biter, artan zulüm bir gün son bulur: "Onun (yerin) üzerindeki her varlık fanidir. Sadece celal ve ikram sahibi Rabbin kalıcıdır." (er-Rahman: 26-27)
       
      Birbirini takip eden gece ve gündüz pek çok şaşırtıcı olayı beraberlerinde getirirler. Kader ise tüm bu olayları kuşatmıştır. Nesiller boyunca nübüvvet ve risaletin aralarında var olduğu İsrailoğulları dinin kendilerine öğrettiği sınırları aştılar ve vahiyle gelen direktifleri çiğnediler, bunun da ötesine geçerek kendile­rine vahyedilen sözü tahrif ettiler ve fıtrattan saptılar. Sonunda güneşleri ve ayları tutuldu, akıbetleri hüsran oldu.
       
      Onların tarihlerini okuduğumuzda, hikmet ve adalet sahibi Allah'ın şu sözle­ri kulaklarımızda çınlar: "İşte, zulmetmeleri sebebiyle harap olmuş evleri. Kuşku­suz, bilen bir topluluk için bunda bir ibret vardır." (en-Nemi. 52)
       
      Bunlar Allah'ın hiç kimse tarafından değiştirilmesi mümkün olmayan kevnî âyetleridir. Zulmün ve zulmedenlerin sonu helaktir, yok oluştur; adaletin ve ona sarılanların sonu başarıdır, kurtuluştur. "Allah'ın öncekiler hakkındaki kanunu budur, O'nun kanununda bir değişiklik bulamazsın." (el-Ahzab: 62)
       
      Geçmişteki karanlık her şeyini toplayarak çekip gitmiş, onun yerini sabah almış, İslam güneşi yeniden doğmuştur. Artık batıl dinlerin yaşayacakları bir alan ve varlıklarını devam ettirmelerine imkân kalmamıştır. Son Peygamberin (sallallâhu aleyhi ve sellem) hanif dini insanlara ulaştırmak üzere gönderilmesi tarihi değiştirmiş, tüm âlem kör ve iğrenç putperestlikten, kainatı hem yaratma hem yönetme açısından hükmü altında tutan o tek ilahı birlemeye çağıran tevhide yönelmiştir.
       
      Bu din, düzgün işleyen akıl ve bozulmamış olan temiz fıtrat üzere kurulu bir dindir. O ne şifrelerle konuşur, ne de çelişkili lahutiliği kabul eder. Tam aksine o, gecesi gündüzü gibi aydınlık olan ve kendisinden ancak helaki hak edenin sapacağı bir dindir.
       
      Meşaleyi başlangıçta Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve beraberindeki birkaç kişi taşıdı. Bunların sayıları çok geçmeden arttı ve bu insanlardan hiçbiri, bu dini kabullendikten sonra herhangi bir memnuniyetsizlikten dolayı ondan dönmediler. "Rasûlünü hidayet ve hak dinle, bu dini tüm diğer dinlere galip kıl­mak üzere gönderen odur. Şahit olarak Allah yeter." (el-Fetih:28)
       
      Bu nur ve tevhid kafilesi, yaratmak ve emretmek, fayda ve zarar vermek elinde olan Allah'ı razı edecek şeyler dışında başka hiçbir şeye yönelmedi. "Allah insanlar için bir rahmet yolu açtığında onu tutup engelleyecek olmadığı gibi, o herhangi bir şeyi tutup engellediğinde de, kendisinden sonra onu insanlara ulaş­tıracak yoktur. O azizdir, hakimdir." (Fâtır: 2)
       
      Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşları O'nun yanında yerlerini aldılar. İman hayatın her alanını doldurmuş, Peygamberin sevgisi kalplerine gir­miş, içlerine yerleşmişti. Artık onun sevgisi, tüm sevdiklerinin ve tüm varlıklarının üstündeydi. Ebu Süfyan -henüz küfürde olduğu dönemde- bu durumu şöyle dile getirir: "Muhammed'in arkadaşlarının O'nu sevdikleri kadar, hiç kimsenin bir başkasını sevdiğini görmedim."
      Allahu ekber! Bunlar imanla dolu kalpler, Firdevs ve Naim cennetlerinin bulunduğu ufka dikilmiş gözlerdi.
       
      İki zıddın bir arada bulunması aklen mümkün değilse de, şer'an mümkün­dür. Zira Allah azze ve celle sahabeyi birbirlerine karşı son derece merhametli kılmışken, din düşmanlarına karşı ise onları sert kılmıştır:
       
       "Muhammed Allah'ın Rasûlüdür. O'nun beraberinde olanlar kâfirlere karşı sert, kendi aralarında ise merhametlidirler." (el-Feth: 29)
       
      "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun, babaları, evlatları, kar­deşleri ve aşiretleri bile olsa, Allah'a ve Rasûlüne düşmanlık eden kimselerle dostluk kurduklarını göremezsin. Bunlar, Allah'ın kalplerine imanı yazdığı ve ka­tından bir ruhla kendilerini desteklediği kimselerdir. Onları altlarından ırmaklar akan ve içerisinde sürekli kalacak oldukları cennetlere sokar. Allah onlardan razı­dır, onlarda O'ndan razıdırlar. İşte bunlar Allah'ın taraftarlarıdır. Bilin ki, Allah'ın taraftarları kurtuluşa ulaşanların ta kendileridir." (el-Mücadele: 22)
       
      Onlar hakikat ve cihad bayrağını yeryüzünün doğusuna ve batısına taşıdılar. Kisraların ve kayserlerin tahtlarını yerle bir ettiler. Kalpleri hak üzere sabitlikte, güç ve sağlamlıkta dağlar gibiydi. Gündüzleri oruç tutarak cihad eder, geceleri Allah'ın kitabını okuyarak kıyam ederlerdi. Allah'ın koymuş olduğu sınırları ve adapları gözetirlerdi. Allah onlarla dinini aziz kıldı, sancağını yükseltti, kelimesini yüceltti...
      Parlak İslam fetihleri ateşli konuşmalarla, ses bantlarıyla ya da hepsi Allah'ın zimmetinde olan bir takım şahsiyetlere bürünmekle değil, şer'an gerekli ameller neyse onları yerine getirmekle ve Allah yolunda kınayanın kınamasından kork­mamakla gerçekleşti.
       
      Ümmetin bugünkü durumu ne dostu sevindirir ne de düşmanı üzer bir du­rumdur. Ümmet çok konuşmaktadır, ama konuşmasıyla amelleri birbirini tutma­maktadır. Bu haliyle her kesimden kafirleri kendisine karşı kışkırtmaktadır. Oysa Salahuddin kimliğine bürünenlerden çoğunun amacı mevcut olaylar karşısındaki üzüntüsünü ifade etmekten, düşmanlığa ve bunu yapanlara karşı çıkmaktan öte bir şey değildir!!! Gitgide daha cüretkar olmakta, saldırganlığın getirdiği sonuçla­rın sorumluluğunu ise düşmanlara yüklemektedirler!!!
       
      Oysa kâfirler müslümanların cesaretlerini sınamış ve ardından onlara alay­lı sözlerle dil uzatmaya başlamışlardır. Kendilerini müslümanları alçaltmaya ve ümmeti küçültmeye adamışlardır. Bu yüzden değişik zaman aralıklarında, kana­dı kırık ümmetin haritasından kendisine mensup devletlerin teker teker ortadan kaybolduğunu görürüz. Ümmetin yiyeceği ve içeceği bol, ağızları gülüşle, gözleri uykuyla doludur. Şairin şu sözü bizde gerçekleşmiştir:
       
      Seslendiğinde diri olana işittirirsin
      Ne var ki, kendisine seslenilende hayat yok.
      Bir diğeri ise şöyle der:
      Zayıfa küçük düşmek zor gelmez
      Ölüye yara elbette acı vermez.
       
      Derin bir vadiye yuvarlanmışçasına düşkünlük ve çöküntü içerisinde olan bu ümmete eski gücünü iade etmedikçe, Ömerler'den, Sa'dlar'dan, Ebu Ubeydeler'den, Halitler'den, Mutasımlardan ve Selahaddin'lerden bahsetmek hayal kurmanın ötesine geçmeyecektir bizim için!
        
      "Rasûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ashabı" başlıklı elimizdeki bu kitap bizi, pek çoğunun; lüksü ve alçak bir hayatı sevmekten daha çok, ölümü ve şehadeti seven bu seçkin, onurlu ve yürekli insanların hayatına götürüyor. On­ların etrafa ışık saçan hayatları gözümüzde canlanıyor. Zira onlardan her biri yeryüzünde tüm emredilenleri emrederek, tüm nehyedilenlerden nehyederek ve âlemlerin Rabbine karşı büyük bir haşyet içerisinde yürüyen ayaklı İslamdılar. Allah'ın rızasını arzulayarak gizlice amel ederler, yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanmazlardı. Onlar Allah'ın kurtuluşa eren taraftarlarıydılar. Onların yaptıkla­rını yaptığını iddia edenlerle onlar arasında bir yakınlık söz konusu değildir.
       
      Kitabın yazarı benim kendisini tanıtmama ihtiyacı olmayan birisi: Genç hoca Mahmud el-Mısri (Ebu Ammar). Kendisi çeşitli ilim dallarında ümmete ait yüklü mirasla karşı karşıya kaldığında işe yararlı olanı yaramaz olandan ayırt edebilen yılmaz bir araştırmacıdır.
      Celal ve İkram sahibi Allah'tan ona iki dünyada da bol bol ihsan etmesini, insanları kitabıyla faydalandırmasını ve bizleri selefi salihine en güzel durumda kavuşturmasını diliyorum. Duamızın sonu âlemlerin Rabbi Allah'a hamd'dır.
      Salât ve selam âlemlerin efendisi, eğitimcilerin önderi olan Nebimiz, onun âli ve ashabı üzerine olsun. Hayat’us Sahabe karınca yayınları
       
       Zeki Muhammed Ebu Seri
      11 Şaban 1420
      19 Kasım 1999  
         
       
           DEĞERLİ HOCA MUHAMMED ABDULMAKSUDUN MUKADDİMESİ
       
       Hamd Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ister, ondan mağfiret di­leriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kime yol gösterirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına, onun hiçbir ortağı bulunmadığına ve Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun kulu ve Rasûlü olduğuna şahitlik ederim.
       
      "Ey iman edenler, Allah'tan gereği gibi korkun ve müslümanlar olmaktan başka bir durumda can vermeyin." (Âl-i İmran: 102)
       
      "Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan sonra ondan eşini var eden sonra da bu ikisinden pek çok erkek ve kadın türetip (yeryüzüne) yayan Rabbinizden korkun. Kendisi adıyla birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağını koparmaktan sakının. Kuşkusuz, Allah sizi (tüm yaptıklarınızı) gözlemek­tedir." (en-Nisa: 1)
       
      "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah amelleri­nizi ıslah etsin (salih kılsın) ve günahlarınızı bağışlasın. Allah'a ve Rasûlüne itaat eden büyük bir kurtuluşla kurtulmuş demektir." (el-Ahzab: 70-71)
       
      Bu girişten sonra, kuşku yok ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem yolu, işlerin en kötüsü sonra­dan ortaya atılanlardır. (Dinde) Her sonradan ortaya atılan şey bidat, her bidat bir dalalet, her dalalet ise ateştedir.
       
      Genel olarak İslam tarihini, özel olarak da raşid halifeler tarihini okumak ümmetin dirilmesi yolunda önemli bir adımı temsil eder. Çünkü bu müslüman ümmeti tekrar ayağa kalkmaya ve üzerindeki gaflet tozlarını silkeleyerek tekrar eski onurlu, tüm dünyayı iki cihanın hayırlarına ve güzelliklerine ulaştırmak üze­re yönettiği günlerine dönmeye sevk eder.
       
      Nebi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabı insanlığın tanıdığı, Peygamberlerden sonra gelen en hayırlı varlıklardır. Onlar Allah'ın Nebisine dost olarak seçtiği, kalplerini temizlediği, anlayışça derinleştirdiği, yapmacıklıktan uzaklaştırdığı bir topluluktur. Sonra gelenlerin, öncekilerin faziletlerini tanıması gerekir. Zira bizler doğru örneklere muhtaç olduğumuz bir çağda yaşıyoruz. Bu nedenle, bu bü­yük insanlar hakkında yazmak ve onların tarihin alnına düştükleri o apaydınlık satırların üzerinden perdeleri kaldırmak, büyük bir fikir kargaşası ve çalkantılar yaşadığımız, kâfirlerin dost edinildiği bu çağda üzerimize düşen bir görevdir.
       
      Tüm yaşadıklarımız, ümmetin onur kaynağından ve şeref pınarından uzak­laşarak Allah'ın onu en zelil topluluklar düzeyine indirmesi nedeniyledir. Allah'ın o gün Nebi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabını yüceltmesi, kendi gösterdiği yola ve Peygamberin öğrettiği metoda bağlı kalmaları sebebiyleydi. Allah tüm varlık­ları onların emrine verdi. Öyle ki, Bedirde ve başka savaşlarda melekleri, onları desteklemek üzere yeryüzüne indirdi, kitabında onları en beliğ ifadelerle övdü.

      "Sizler insanlar için (onların yararına) çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyeder, Allah'a iman edersiniz. Eğer Ehli Kitap da iman etmiş olsalardı, onlar için hayır olurdu. Onlardan iman edenler vardır, onların çoğunluğu ise fasıklardır." (Al-i İmran: 110)
       
      "İşte böylece sizi mutedil bir ümmet kıldık ki, insanlar hakkında şahitler ola­sınız, Rasûl de sizin hakkınızda şahit olsun." (el-Bakara: 143)
       
      Bu âyetin muhatapları öncelikle sahabedir.
      Onlar "la ilahe illallah" sözünü yüceltmek için mallarından vazgeçmişler, memleketlerini terk etmişler, canlarını ve değerli olan şeylerini feda etmişler ve bunun sonucunda doğusundan batısına tüm yeryüzü onlara boyun eğmiştir. İs­lam sancağı onların döneminde yükseklerde dalgalanmıştır.
       
      Tüm bu gerçekler, Nebi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ellerinde yetişen bu şe­refli insanların hayatlarını ve tutumlarını öğrenmemizi gerekli kılmaktadır. Onla­rın tutumlarını öğrenmeliyiz ki, toplumlar ve nesiller bunlarla eğitilebilsinler.

      İbn Mesud (radıyallâhu anhu) şu sözünde ashabın konumunu ne güzel ifade et­miştir: "Allah kullarının kalplerine bakmış, Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kalbini onların en hayırlısı bularak kendisi için seçmiş ve onu risaletini insanla­ra ulaştırmak için göndermiştir. Muhammed'den sonra kulların kalplerine tekrar bakmış ve onun ashabının kalplerini kulların kalplerinin en hayırlıları bulmuştur. Bundan dolayı onları Nebisinin, O'nun dini uğrunda savaşan yardımcıları kıl­mıştır. Mü'minlerin güzel gördükleri şey Allah katında da güzeldir, onların kötü gördükleri şey Allah katında da kötüdür." 3
       
      Değerli kardeşimiz Mahmud el-Mısri'ini kaleminden dökülen bu satırlar pek çok faydalar ve hayırlar içermektedir. Eser, teşekkürü hak eden bir gayretin ürü­nüdür. Nitekim kendisi kitabına genelde Muhammed ümmetinin, özelde ise
      Sahabe ve Ensar'ın faziletlerini açıkladığı bir girişle başlamış, ardından sahabeye hakaret etmenin haramlığına dair delilleri zikretmiştir. Sahabe hayatlarının an­latımı ise cennetle müjdelenen on sahabe ile başlayıp, doksan sahabenin daha hayatının anlatımıyla devam etmektedir. Böylece zikredilen sahabe sayısı yüze tamamlanmaktadır.
       
      3 - Ahmed, Müsned: 1/379, hd.no: 3600, Şeyh Ahmed Şakir isnadının sahih olduğunu söylemiştir.
       
       
      Sahabe ve Ensar'ın faziletlerini açıkladığı bir girişle başlamış, ardından sahabeye hakaret etmenin haramlığına dair delilleri zikretmiştir. Sahabe hayatlarının an­latımı ise cennetle müjdelenen on sahabe ile başlayıp, doksan sahabenin daha hayatının anlatımıyla devam etmektedir. Böylece zikredilen sahabe sayısı yüze tamamlanmaktadır.

      Dolayısıyla kitap ümmetin eşsiz şahsiyetlerinden yüz kişinin hayatını içer­mekte ve tüm bunların anlatımı kolay bir üslupla yapılmaktadır.
      Öyleyse, içerisinde eşsiz kazançların, değerli hikmetlerin ve menkıbelerin bulunduğu bu silsileden birlikte yararlanalım. İlmi bir bakışla, düşünerek, incele­yerek; düşünmeden ve yüzeysel biçimde değil...

      Allah yazarı en güzel biçimde mükafatlandırsın. Salât ve selam nebimiz Muhammed'e onun âline ve ashabına olsun.  sahabe hayatı polen yayınları
       
      Ebu Abdurrahman Muhammed ibn Abdulmaksud el-Afîfî
       
       
              DEĞERLİ  ÜSTAD MUHAMMED HASSANIN MUKADDİMESİ
        
      Hamd Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ister, O'ndan mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kime yol gösterirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu doğru yola ile­tecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına, onun hiçbir ortağı bulunmadığına şahitlik ederim... O karşıtı olmayan tek, rakibi olmayan samed, hiçbir şeye ihti­yacı olmayan ganidir. O gökte ve yerde hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamaya­cağı güçtür. O göklerin ve yerin cebbarıdır; onun hükmüne karşı çıkacak, emrini soruşturacak yoktur. O kendisinden önce hiçbir şeyin olmadığı ilk, kendisinden sonra hiçbir şeyin olmayacağı sondur. O kendi üstünde bir şeyin olmadığı zahir, ötesinde hiçbir şeyin bulunmadığı bâtındır. O her şeye güç yetirendir.

      Yine şehadet ederim ki, efendimiz Muhammed onun kulu ve elçisidir, onun yarattıkları arasından seçtiği Rasûlü ve dostudur. O emaneti yerine ulaştırmış, risaleti tebliğ etmiş, ümmete gereken öğüdü vermiştir. Allah onunla örtüyü kal­dırmış, o ise ömrünün sonuna dek ona kulluk etmiş, onun yolunda savaşmıştır. Ömrü boyunca, sapmışları hidayete ulaştırmak, şaşkınları irşad etmek uğruna diken üzerinde yürümüş, tuzaklarla, zorluklarla mücadele etmiştir. Cahile öğ­retmiş, eğrileni doğrultmuş, korkanı emniyete almış, endişe içinde olana güven vermiştir. Güneşin gün ortasında ışığını yayması gibi, o da hakikat, hayır, iman ve tevhid ışığını yaymıştır. Allah'ım, onu bizden dolayı, herhangi bir nebiyi üm­meti dolayısıyla, bir Rasûlü daveti ve risaleti dolayısıyla mükafatlandırdığının en güzeliyle mükafatlandır.

      Allah'ım, Nebimiz Muhammed'e, onun âline, ashabına, tabilerine ve onun yoluna uyup onu örnek alanlara salât ve selam et, onları bereketlendir.
      Elinizdeki bu kitap İslam bahçesine, onun etkileyici kokular saçan yeşillikleri arasına bir yolculuktur.
       
      En güzel çiçekleri, en hoş kokuları ve en tatlı suları içeren bu yemyeşil bah­çede Kur'an'ın terbiyesiyle eğitilmiş ve öğretmenleri de nebilerin önderi, insanla­rın en hayırlısı olan kişileri tanımak üzere oradan oraya dolaşacağız.

      Kitap, davette, cihadta, ilimde, anlayışta, sabırda, zühtte ve verada yüce olan ve dünya tarihinde eşine rastlayamayacağımız daha nice üstün özelliklere sahip olan bu insanların azimlerini ve kararlılıklarını bizlere tanıtma çabasıdır.
       
       İslam tarihini, özellikle de Peygamberin, sahabenin, tabiin ve selefi salihinden olan alimlerin, mücahitlerin, liderlerin hayatlarını okumak, eğer bu bize gü­zel bir biçimde sunulmuş, bu şahsiyetlerin özellikleri, kendileri birer koyun ço­banı iken islam'ın onları milletlere önderler kıldığı bu insanların kahramanlıkları ön plana çıkarılmışsa, bu mutlaka İslam gençliğini etkileyecek, onlarda Allah'ı ve Rasûlünü dost edinme ruhunu diriltecek ve onların kaygılarının yüce amaçlara yönelmesini sağlayacaktır. Bunun yanı sıra onların birikmiş enerjilerini açığa çı­karıp, bize çok uzak görünse de, bu yaralı ümmetin tekrar ayağa kalkmasında kullanılmasını sağlayacaktır. hayatüs sahabe kitabı
       
      Değerli okur,
       
      Raşit halifelerin, sahabenin, tabiinin ve ilmiyle amel eden alimlerin hayat­larını öğrenmek son derece önemlidir. Özellikle de rivayetlerin ve haberlerin in­celenip elenmesinde muhaddislerin yöntemine dayanılmışsa. Zira tarih ve siyer kitaplarını dikkatlice incelediğinde, eski ve yeni pek çok tarihçinin ne büyük ha­talara düştüklerini fark edersin. Çünkü haberlerin sahih olanlarıyla olmayanlarını birbirinden ayırmadan derler ve kitaplarına koyarlar. Bunlardan kiminin belli bir düşünceye eğilimi vardır ve hevasından dolayı bunu yapar; kimi de güvenilir ve adi sahibidir ama bu işte Yahya ibn Maîn'in tavsiye ettiği gibi davranmıştır: "Yazacağın zaman (ayırım yapmadan) her şeyi topla, rivayet edeceğin zaman bunları incelemeden rivayette bulunma!" 4
       
      Çağdaşlara gelince, onlara göre incelemeden rivayet etmekte bir beis yok­tur. Bu yüzden çağdaşlar arasında serî ölçülere dayalı ilmi bir incelemeye bağlı kalan kimse az bulunur.

      Bu sebepledir ki, İslam tarihi kötü imaja neden olan bu tür sokuşturmalara yahut çıkarmalara maruz kalmış, kitapların ve kalemlerin sonunu getiremedikleri hadis ilminde olduğu gibi kendisini koruyacak böyle bir sistemi ortaya koyan kimse bulamamıştır.

      Tarihi rivayetler kendisini tam ve mükemmel biçimde koruyacak, kötüsü­nü iyisinden, pisini temizinden, zayıfını sahihinden ayıracak ne bir ilmin ve ne de bir çabanın katkısını görmemişken -Allah'a hamdolsun ki- Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatı bu açıdan büyük bir özenle kaydedilip derlenmiş­tir. Onun hayatıyla ilgili rivayetler hadis alimlerinin eliyle incelenip tenkide tabi tutulmuştur.
       
      4 Bu ya el-lrakî'nin belirttiği gibi, o hadis ya da haber kendisinde bulunan kimse hayattan ay­rılmadan ya da bulunduğu yeri terk etmeden, daha sonra incelemek üzere bunu kendisinden al, anlamındadır. Ya da Hatîb el-Bağdadi'nin açıkladığı gibi, zayıf rivayetlerde hata edenin durumunu beyan etmek için, zayıf da olsa o hadisin kaydedilebileceğini belirtme babındandır. (Çev.)
       
      Bize gelince, içinde bulunduğumuz şu zaman diliminde selefi salihinin ha­yatını okuyup öğrenmek bizim için son derece önemli bir ihtiyaçtır. Çünkü bizler kendimize örnek alacağımız kimseler tanımaya son derece muhtacız. Bundan dolayı tüm anne babaları ve eğitimci kardeşlerimizi, sahabe olsun, tabiin olsun, alimler olsun, tüm selefi salihinin hayatlarını çocuklarına okuyup öğretmeye da­vet ediyoruz.

      Şüphe yok ki, bu nesillerin hayatlarını öne çıkarmak ve Allah yolunda baş­larına gelen eziyetlere ve çilelere karşı gösterdikleri sabır ve tahammül üzerinde yoğunlaşmak onların değerlerini ve faziletlerini daha iyi anlamamızı sağlayacak­tır. Bunu sağladıktan sonra evlatlarımıza onların yolundan gitmeyi sevdirebilir, onların yoluna mensup olmakla onur duymayı öğretebiliriz. Böylece bugünkü ümmet derin geçmişiyle ve dünyayı aydınlatan parlak tarihiyle bağını kurabilir.

      Öyleyse haydi bu zevkli yolculuğa birlikte katılalım, sadıkların ve salihlerin dünyasına girerek güzel sıdk kokusunu içimize çekelim. Ümit ederiz ki, Allah bizi cennetinde, rahmet yurdunda onlara kavuşturur. O buna mâlik ve buna kadirdir.
      Allah sevgili kardeşimiz Mahmud el-Mısri'yi bu bereketli çalışmasından do­layı mükafatlandırsın, bu çabasını hasenatları arasına yazsın, başarısını, doğru­luğunu ve rüşdünü artırsın ve hepimizi sadıklardan kılsın.

      Allah nebimiz Muhammed'e onun âline ve ashabına salât etsin.  (hayatus sahabe kitabı satış sahabe hayatı oku satın al  kitab karınca ucuz dini kitap uygun fiyat kitabı islami polen islami kitap  gonca kitabevi )
       
      Muhammed Hassan (Ebu Muhammed)
       
       
             BAŞLARKEN
       
       
      Hamd Allah'adır. O'na hamd eder, ondan yardım ister, O'ndan mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığınırız. Allah kime yol gös­terirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur.
      Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve rasûlüdür.
       
      "Ey iman edenler, Allah'tan hakkıyla korkun ve müslümanlar olmaktan baş­ka bir durumda can vermeyin." (Al-i İmran: 102)
       
      "Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan sonra ondan eşini var eden sonra da bu ikisinden pek çok erkek ve kadın türetip (yeryüzüne) yayan Rabbinizden korkun. Adıyla birbirinizden istekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağını koparmak­tan sakının. Kuşkusuz, Allah sizi (tüm yaptıklarınızı) gözlemektedir." (en-Nisa: 1)
       
      "Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah amelleri­nizi ıslah etsin (salih kılsın) ve günahlarınızı bağışlasın. Allah'a ve Rasûlüne itaat eden büyük bir kurtuluşla kurtulmuş demektir." (el-Ahzab: 70-71)
       
      Öncelikle şunu bilmemiz gerekir ki, bu ümmetin durumu, bu ümmetin ilkle­rinin durumu ne ile ıslah olmuşsa ancak onunla ıslah olabilir.
      Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olan akıl sahibi hiç kimse Nebi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabının Peygamberlerden sonraki en hayırlı insanlar olduklarından ve kendisinin de insanoğlunun efendisi olduğundan şüphe etmez. Onun ashabı yeryüzündeki gelmiş geçmiş en hayırlı nesildir.
       
      Onların tutumlarını, ahlaklarını ve hayatlarını öğrenmek, Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) örnekliğinde yaşamak isteyen mü'minin önündeki yolu aydınlatacaktır.
       
      Nitekim Allahu Teala, "Onların hikayelerinde akıl sahipleri için bir ibret var­dır." (Yusuf: 111) buyurmakta.
       
      Sahabe (radıyallâhu anhum), Allah Rasûlünün ardından İslam'ın taşıyıcıları ve koruyucularıdırlar. Allah onları Nebisine arkadaş ve yandaş olsunlar, kendisin­den sonra mesajını yaysınlar diye seçmiştir. Kur'an'ın bir kısım âyetlerinde on­ların doğruluklarına tanıklık etmiş, onları temize çıkarmış ve kendilerini kemal vasıflarla vasıflandırmıştır.

      "Mü'minlerden, hakkında Allah'a söz verdikleri şeye bağlı kalan niceleri vardır. Onlardan kimi adağını yerine getirmiş (Allah yolunda şehit olmuş) kimi de (bunu) beklemektedir. Onlar (verdikleri sözü) asla değiştirmemişlerdir." (el-Ahzab: 23)
       
      "Öyle kimseler vardır ki, onları ne ticaret, ne de alışveriş, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten (oyalayıp) alıkoyar. Onlar kalplerin ve göz­lerin (sabit kalmayıp) halden hale geçeceği günden korkarlar." (en-Nûr: 37)
       
      "Muhacir ve Ensar'ın ilklerinden olup öne geçenlerle, ihsanla onları takip edenlerden Allah razı olmuş, onlar da ondan razı olmuşlardır. (Allah) onlara alt­larından ırmaklar akan ve içinde ebedi olarak kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük kurtuluştur." (et-Tevbe: 100)
       
      "Muhammed Allah'ın Rasûlüdür. Onun beraberinde olanlar kâfirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onları, Allah'tan ihsan ve rıza elde etme arzusuyla rükû ve secde ederken görürsün. Onların alametleri, secdelerden yüz­lerinde kalan eserdir. Onlara Tevrat'ta verilen misal budur. İncil'deki misalleri ise (şöyledir:) Onlar filiz veren sonra o filizi güçlendiren, ardından kalınlaşıp güç­lenen ve kökleri üzerinde dimdik hale gelen bir ekin gibidirler ki, (bu durum) çiftçilerin hoşuna gider. (Onların böyle gelişip güçlenmeleri) kâfirleri kızdırmak içindir. Nitekim Allah onlardan iman edip salih ameller işleyenlere mağfiret ve büyük bir mükâfat va'detmiştir." (el-Feth: 29)
       
      Onlar insanlık tarihi boyunca benzerine rastlanılmamış olan eşsiz bir sınıftır.
      Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabı her konuda üstün bir başarı sergilemişlerdir. Onlar takvada ve verada zirve, ihlasta birer simge, ilim ve amel­de birer meşale, davet ve harekette birer kandil idiler.
       
      Vallahi onlar sularını hayat pınarından en berrak ve en tatlı haliyle almış­lar, ardından İslam'ın temellerini sağlamlaştırarak kendilerinden sonra gelen hiç kimseye söyleyecek söz bırakmamışlardır.

      Onlar kalpleri Kur'an'dan ve imandan aldıkları adaletle, beldeleri cihad ve kılıçla fethetmişlerdir." 6
      Onlar bu din henüz yeni iken onun destekçisi idiler. Mal sahibinin malını vermede cimrilik ettiği günde onlar canlarını verdiler.
      İnsanların giysileri içine gömülüp gizlendikleri günde onlar bedel ödeyen­lerdi.
      Onlar Allah için harcanmaya hazır kalpler, bedenler, kanlar ve mallardı.
      Onların kaygıları ne karınlarını doldurmak, ne şık giyinmek, ne de lüks için­de yaşamaktı.

      6  İbnu'l-Kayyım, İ'lâmu'l-Muvakkıîn An Rabbi'l-Âlemîn, 1/5-6.

      Şeriatı sapmışların nevalarından, bu dini düşmanların saldırılarından koru­dular. Vahye tanık oldular ve onun getirdiğini gönüllü olarak hayatlarına geçirdi­ler. Vahyi yüklenip iki biatta hazır bulundular.

      Herkesin bir kaygısı vardır; onların kaygısı "la ilahe illallah" m yücelmesi idi. Herkesin bir amacı vardır; onların amacı yüceler yücesiydi.
      Mallarından Allah ve Rasûlü için harcadılar; ama bu onları tatmin etmedi. Allah yolunda canlarını ortaya koydular, kanlarını akıttılar, eziyetlere maruz kal­dılar.
       
      Allah onlardan razı oldu, onları razı etti ve kendilerini Huld cennetlerine koyarak şereflendirdi.7

      Birinin yolundan gitmek isteyen onların yolundan gitsin. Çünkü onlar bu ümmetin kalbi en temiz, ilmi en geniş, yapmacıklıktan en uzak, hidayetçe en düzgün, tutumca en güzel olanlarıdır.
       
      Onlar şeref çatısı altında doğan,
      Cihadın gölgesinde yetişenlerdir.
      Alınları yaratıcıdan başkasının önünde eğilmemiş,
      Kainatı yaratandan başkasına kulluk etmemiştir.
      Onlar amaçların en yücesi peşinde koşan,
      Allah rızası yolunda öne geçenlerdir.
       
      İşte bundan dolayı onlarla ilgili haberleri ve onların hayatlarını bilmek ve bu bilgileri müslümanlar arasında yaymak bizim için mutlak bir gerekliliktir. Yüreği olana yahut kulak verip dinleyene bir öğüt, bir hatırlatma olsun diye...
       
      Onların hayatlarını bilmek bizim için önemlidir, zira onlar İslam'ı bize doğru biçimde nakledenlerdir. İslam'ın öğretilerini koruyabilmek için onların tarihine gereken önemi vermemiz gerekir. Ancak bu şekilde İslam düşmanlarının onu bize nakledenleri karalama yoluyla İslam'ı da karalamalarının önünü kapamış oluruz.

      Dolayısıyla, içinde yaşadığımız ve ölçülerin bozulduğu, temiz sahabe hak­kında ileri geri konuşulan şu asırda, bu büyük insanlardan söz etmek ve onların tarihin sayfalarına düştükleri satırlar üzerindeki perdeyi kaldırmak üzerimize dü­şen kesin bir vaciptir. Bunu yapmak, zındıklardan, ateistlerden, kâfirlerden ve bidatçılardan oluşan, nevalarına göre hareket eden ve yeryüzündeki gelmiş geç­miş en hayırlı nesil ve en hayırlı topluluk olan sahabeyi küçülten, onlara hakaret eden kesimi engellemek için üzerimize düşen bir görevdir.
       
       7   Âid el-Karni'nin "Suverun Min Hayati's-Sahâbe" adlı kitabının mukaddimesinden, s: 3-4.
       
       Onların sahabeye karşı olan tutumlarının nedeni, onların İslam'ın taşıyıcıları olmalarından başka bir şey değildir. Onlar bu kimselere ait bidatları yıkıp onların sapıklıklarını ortaya koyan, çirkin niyetlerini gün yüzüne çıkaran hadisleri rivayet eden şahsiyetlerdir.
      Dosdoğru olan dinimiz belki de her an yenilenmekte olan bir mucize ile kendinden önceki dinlerden ayrılmaktadır. Bu, hayatlarını İslam'a adamış, bu uğurda durmadan dinlenmeden çalışmış, yorgunluk ve bitkinlik nedir bilmemiş insanlar mucizesinden başkası değildir. Onlarınki hiç durulmayan, hiç dinmeyen bir hareketti.

      Onları hayatta ne mal ne meta ilgilendirdi. Onları ne dünyanın süsü ne de şaşaası amaçlarından alıkoydu. Allah'ı razı etme yolunda gayretlerini birleştirdi­ler. Niyetlerini Allah için halis kıldılar. Allah da onları şerefli Nebisi'nin mucizele­rinden bir mucize kıldı.
      Tüm dünyaya Allah'ın dininin tam ve kamil bir din olduğunu, Allah'ın şeri­atına hiçbir batılın karışmadığını ve kafirler, münafıklar, zalimler, fasıklar hoşlanmasalar da Allah'ın nurunu tamamlayacağını ispatladılar.

      Bu seçkin insanların haberleri kalpler için ilaç, akıllar için aydınlık, model alacak kimsenin neredeyse kalmadığı dünyada bizler için birer modeldir.
      Bu seçkin insanların hayatlarını öğrenmekle kalpler dirilir, onların izinden gitmekle mutluluk elde edilir. Onların hayatlarını ve menkıbelerini bilmekle güzel nitelikler, eylemler ve kahramanlıklar örnek edinilir.
      Ben ise bu tertemiz insanların hayatlarını kalp mürekkebimle yazdığım şu sayfalarda herhangi bir kusurda bulunduysam, Allah'tan bunun için bağışlanma dilerim. Onların hayatlarını araştırdığım uzun aylar boyunca içimde hiçbir bıkkın­lık hissetmedim. Çünkü bu esnada sanki dünya cennetinde yaşıyor gibiydim.

      Haydi öyleyse değerli kardeşler, tarihin alnına nurdan satırlar düşen yüz adet sahabenin uçsuz bucaksız dünyasına birlikte girmeye... Allah azze ve celle'nin her müslümanı bu kitapla faydalandırmasını ve bu kitabın onlar arasında kabul görmesini sağlamasını, beni bu amelde sıdk ve ihlasla rızıklandırıp, kefenime sarıldığım gün onu hasenatlar hanemde kılmasını ümit ederek...

      Ve sallallahu ala seyyidina Muhammed ve ala alihi ve sahbihi ve sellem. ( hayatüs sahabe karınca yayınları, hayatüs sahabe tek cilt, hayatüs sahabe , hayatüs sahabe fiyatı,  polen yayınları )
       
       Mahmud el-Mısri (Ebu Ammar)
       
         
       
       
      Polen Yayınları, Mahmud el-Mısri Ebu Ammar tarafından yazılan Hayatus Sahabe  adlı kitabı incele diniz.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055546595
      MarkaKarınca Polen Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786055546595
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.