İşaratül İcaz Abdülkadir Badıllı Tercümesi

Fiyat:
650,00 TL
İndirimli Fiyat (%26,9) :
475,00 TL
Kazancınız 175,00 TL
Havale / EFT:
465,50 TL
133,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.

Kitap          İşaratül İcaz
Yazar         Bediüzzaman Said Nursi
Tercüme      Abdülkadir Badıllı
Yayınevi       İttihad Yayınları 
Kağıt Cilt      Şamua Kağıt - Lüks Vinleks Cilt
Sayfa Ebat    Sayfa - 17x24 cm

                   2023 Baskı


İşaratül İcaz
Türkçe Tercümesi
 Müellifi
 Bedîüzzaman Said Nursi
 Mütercimi
 Abdülkadir Badıllı


İşaretül İcaz Fi-Mezann-İl-İcaz

4 İŞARAT-ÜL İ’CAZ  Akçakale Hapishanesinin bir nev’i meyvesi ve hatırasıdır. Hapis günlerinde tahkik ve temyizi, İslâm hattından yeni yazıya 08.01.2002 başlandı, 21.04.2002 de sona erdi. Bu tercümemizin yeniden tahkikli tarzda yazılışı, Hapishane Baş İnfaz Me’muru ve idarecisi uhrevî kardeşim muhterem H. Mustafa Akdoğan Bey’in müzahereti ve kolaylıklar göstermesi sayesinde olmuştur.   Abdülkadir BADILLI

TÜRKÇE’YE TERCÜMESİ MÜNASEBETİYLE BİR TARİF VE BİR MUKADDEME
Kur’an-ı Hakîm’in i’caz-ı mu’ciziyle haşr-u neşr olmuş, sarmaş dolaş olmuş olan şu cihan-beha ve aziz-ül vücud İŞARAT’ÜL İ’CAZ eseri, kendisi de adeta i’cazın manevi rengiyle renklenmiş gibidir ki; 1918 deki ilk tab’ında sahifelerinin satırbaşlarında –hiç kimsenin kasdî müdahalesi olmaksızın- bazı harflerin tevafuk vaziyetinde harika bazı zuhûratlar hasıl olmuş ve bu tevafuk’un sırları, bilahare müellifi tarafından kaleme alınarak “RUMÛZATI SEMANİYE” adlı eseri içinde ehemmiyetle kaydedilmiştir, görülebilir.

Ayrıca eser, müellif’inin gayet derecedeki samimiyet, ihlas, hak taraftarlığı, hakikat hizmetkarlığı, i’lay-ı Kelimetullah mücahitliği ve hakikat-i Kur’aniye ve ahkâm-ı İslâmiyeyi şuhûden iltizamkârlığının nihayet derecesiyle nurlanmış olan ruhundan ve ateşîn olan kalbinden kopup gelen ilhamlarla yazıldığı için, ziyadesiyle nuraniyet kazanmış, kerametkâr olmuştur. Evet, eserin te’lifi zamanında müellifin maddi cesedi, düşünce ve iradesi; harp cephelerinde, düşman askerlerinin saldırılarına karşı koymak va cengu cidal içinde CİHAD vazifesini yerine getirmekle meşgul olduğu halde; kalbi ve ruhu ise, Kur’an-ı Hakîm-i Mu’cizül Beyan’ın nevvar ve feyyaz olan sahai ıtlakında ve onun âlem-i melekût ve misalinde, ya da ravza-i ruh-efzasında bulunmakta, dolaşmakta, onunla olmakta ve o riyaz-i nurîn-i furkanîden nükte ve mânâ çiçeklerinin buket ve demetlerini toplayıp almaktan bir an bile fâriğ olmadığı kat’idir, şüphesizdir... Ve bu mezkûr manâlar müellifi tarafından da, tahdis-i ni’met kabilinden bir derece dile getirilerek yâd edilmiştir. Bunlar gelecek mukaddimelerde ve Risale-i Nur’un bazı yerlerinde icmalen kaydedilmiştir. Şu mübalağa gibi görülebilen ifadeler, eserin mütalaasıyla tasdik edileceğinden şek ve şüphe yoktur.

ESERİN TE’LİF KEYFİYETİ

Müellifi tarafından eserin başına konulmuş mukaddimelerde, te’lifinin keyfiyeti hususunda mealen şöyle denilmektedir: (İşarat’ül İ’caz tefsiri, Birinci Cihan Harbinin ilk senesinde ve harp cephesinde, hiçbir me’haza veya başka kitaba müracaat edilmeden te’lif edilmiştir. Harpte cihadın mecburî vazife ve hizmetlerinden başka, birkaç sebebe binaen gayet muhtasar ve îcazlı yazılmıştır. Fatiha ile tefsirin ilk yarısı daha da mücmel ve muhtasar kalmıştır. Birinci sebep: Yazıldığı zaman, izaha imkan vermiyordu. Hem zaten eski Said îcazlı konuşurdu. İkincisi: Kendi çok zeki olan talebelerinin fehim derecelerine göre düşünüyor, başkalarının anlamasını nazara almıyordu. Üçüncüsü: Kur’an’ın nazmında bulunan en dakik ve en ince ve îcazlı olan î’cazı beyan ettiği için, kısa ta’birlerle ifade etmeye mecbur oluyordu. Dördüncüsü: Ayetler’in gizli nükte ve ince işaretlerini beyan ettiği için,ona göre tabirlerinide ince düşünmüştür.) NOT: İŞARAT-ÜL İ’CAZ’ın başına müellif’in kaydetmiş olduğu mukaddime ve ta’rifler’in tamamın ve olduğu gibi tercümemizin başınada koyacağımızdan, müellifi tarafından beyan edilmiş te’lif keyfiyetinin sair cihetlerini onlara bırakıyoruz. Hz. Müellif’in VAN HORHOR MEDRESESİ talebelerinden merhum şehit (1) HAMZA Efendi’nin bu mevzudaki bir beyanı ve bir ifadesi: “İŞARAT-ÜL İ’CAZ FÎ MAZANİL ÎCAZ” namındaki tefsir-i şerifi, şimdiye kadar o menhecde te’lif olunmuş bir tefsir mevcut değil, hatta diyebilirim ki; karihasının mahsulundan başka, evkaf malını dercetmemiş-tir. Hz. Üstad bu tefsiri te’lif etmeden evvel, halka-i tedrisinde bulunuyordum. Kelâm-ı Kadimi eline alıp Kürtçe takrir ederdi. Hiçbir kitaba veya  tefsire bakmazdı. Arkadaşlarımızdan “Münla Habib” namında bir Efendi Kürtçe not tutardı. Çok devam etmeden Harb-i Umumî başladı. Bediüzzaman Said Efendi muharebe esnasında, Cephe-i Harpte me’haz olarak yalnız o notlara malik olduğu halde; Elyevm (bugün) “Evkaf-i İslâmiye” matbaasında tab’ıyle iştigal ettiğimiz bu kitabı te’lif etmiştir. – Hamza– (2) İşte bu ifadelerden anlaşılıyorki: Hz. Üstad Bediüzzaman, İşarat-ül İ’caz’ın mukaddematına Birinci Cihan Harbinden evvel başlamıştır. Hatta bu tefsire mukaddeme olarak yazdığı Türkçesi “Muhakemat”, Arapçası “Reçeteül Ülema” eserini 1910 da te’lif eylemiş, sonra 1911 de İstanbul’da tab’ettirmişlerdir. Daha sonra, –Hazret-i Müellif’in az üstteki ifadesinde geçtiği üzere– Birinci Cihan harbinin birinci senesi 1330 Rumî – 1914 Miladî ve sonraki yıllar içerisinde, harp esnasında Arapça olarak te’lifinin müsveddesi tamamlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu mevzu’da, Müellif Hazretleri çok zaman sonra yazdığı bir Risalesinde şöyle demektedir: “...Harb-i umumîde en müdhiş bir vaziyete giriftar olmuştum. İşaratül İ’caz’ın müsvedde-i evvelisi düşmanın elinde parça parça olmuştu...(3)”

1 Merhum Hamza Efendi’ye “Şehit” ünvanını Hz. Üstad kendi kalemiyle, ilk matbu’ İşaratül İ’caz eseri arkasındaki tarihçenin sonunda “Hamza” ismi yanında “şehid” kelimesi koymakla mühürlemiştir.

VE İŞARAT’ÜL İ’CAZ’IN TERCÜMESİ

Risale-i Nur Müellifi Hz. Bediüzzaman 1951 lerde, Emirdağında iken: bir ara çok sevdiği talebelerinden Bedre’li merhum âlim sabri Hoca (Santral Sabri) ile, Barlalı Sıddık Süleyman üstadlarının ziyaretine gelirler. Hz. Üstad bu zatlara, bir-iki gün İşarat’ül İ’caz’ın Arabîsinden ders vermiş. Türkçe takrirli olan bu ders, not alınmış ve sonra bir lâhika tarzında “Emirdağ Lâhikası-II” mektupları içine dercedilmiştir. Oniki sahife kadar olan bu dersten gayrı daha devam edilmemiştir. İşte bu mevzuda Üstad Hazretleri 22/3/1951 de yazılan bir mektubunda şöyle demiştir: […Merhum Hafız Ali’nin mahsus nüshası “İşarat-ül İ’caz” tefsirinde, Hafız Ali’nin tevafukat-ı harfiyesine dair çok güzel tevafukatlı işaret etmiş. O tefsiri benim çok hoşuma geldi ve her şeyi bıraktım, onu mütalaaya başladım. Gördüm ki: “İŞARAT-ÜL İ’CAZ” umum Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi ve Nur bağçesinin bir fidanlığı (6) ve sırrı İ’caz-ı Kur’an’ın bir menbaı olduğunu gördüm. Gayet ince ve derin olduğu için âlimler şimdiye kadar pek azını anlamışlardı. Fakat kimin eline geçmiş ise, fevkalade takdir etmiş ve “emsalsiz...” demişler.

(7) Saniyen: Bu İşarat-ül İ’caz’ı bir defa daha aynı tarzda ve kerametli kıt’ada (8) tab’etmek ve Arabistan, Pakistan gibi yerlere gitmek münasip görüldü. Fakat eski Said’in îcazdaki î’cazı beyan ettiği ve en ince münessabat-ı belağatı içinde, gayet ince ve kısa îcazlı cümleleri bir derece îzah veya Türkçe tercüme etmek lazım geliyor. Eski kuvvet ve iktidarım kalmadığı için, yalnız kendi başıma yapamayacağım. İnşaallah yakın bir zamanda Arabî bilen Nur kahramanlarından üç-dört talebe eski zamandaki Said’in talebeleri gibi yanıma gelip, eski medresedeki gibi bir ders verip, onlar da o ders içinde kısmen tercüme, kısmen izah suretinde yazılması rahmet ve tevfik-i İlahî’den niyaz ediyorum.

(9) Arabîsini İstanbul tab’edecek ve yazacağımız tercüme ve izahı Medreset-üz Zehra erkânları yazacaklar inşaallah...

(10)) İşte, Hz. Üstad’ın bu mektubundaki istek ve arzusundan sonra –kuvvetli tahmini ile– Bedreli Santral Sabri Hoca ile Barlalı Sıddık Süleyman’a mezkûr on iki sahifelik kısmını ders vermiş, sonrası olmamış, öylece kalmıştır. Amma bir müddet sonra, tercüme vazifesini kendi kadeşi Molla Abdülmecid Efendi’ye tevdi’ buyurmuştur. Seyda Molla Abdülmecid ise; yaşlılığı, kederdarlığından ilkbaşta mazeret beyan etmişsede, Hz. Üstad, bu büyük hayrı ona yüklemiştir. Lâkin Seyda Molla Abdülmecid Efendi, Hz. Üstad’ın yanında nazdarlığı, serbestliği hesabiyle; İşarat-ül İ’caz’ın tercümesini cümle-cümle, kelimekelime, harf harf takip ederek değil, serbest tercüme denilen usul ve uslûpla yürütmüştür. Mesnevî-i Arabî’yi de aynı tarzda tercüme etti. Hz. Üstad’ın üstteki mektubunda işaret buyurulduğu tarzda: “Cümleleri bir derece izah” arzusu da; –Arabî metne nazaran– tam olarak yerine getirilerek değil, bazı yerlerde Arabî metnin aynı tercümesinden çok, Nahvî bir takım izah ve yorumlar getirmiştir. Ayrıca Seyda Molla Abdülmecid’in serbest olan tercümesi, yer yer cümle veya bahsin tamamından umumî bir mefhum mâna alınmış, bazı yerlerde de atlamalar olmuştur. Amma herşeye rağmen, bu mübarek ve ihlaslı tercüme, elli seneye yakın zamandan beri tedavülde kalmış ve pek çok istifadelere medar olmuş ve olmaktadır. Cenab-ı Allah merhum Seyda-yı Molla Abdülmecid’den ebeden razı olsun. Amin...


6 İşarat-ül İ’caz’ın, Nur bahçesinin fidanlığı olduğu davasını –inşaallah– tercümemiz, mevzularının Nurların nerelerinde tafsilen geçtiğini gösteren atıflarla ibraz edeceğiz. -Mütercim-
7 İşarat-ül İ’caz’ı fevkalade takdir ve sena eden meşhur şahsiyetlerden yalnız burada merhum Mehmet Akif ile Irak’lı Tahir-üş Şûşî’yi nümune olarak gösteriyoruz. Merhum Mehmet Akif’in takdirkâr sözlerini nakleden zatların isimleri Mufassal Tarihçe 2.baskı –A.B.– sh: 905 te, Tahir-üş Şûşî’nin mektubu ise, sh: 1854’dedir. -Mütercim- 8 Cenab-ı Müellif Hz.lerinin “kerametli kıt’a”dan muradı, İşarat-ül İ’caz’ın ilk matbu nüshasında, satırbaşlarında gelen Elif’lerin, Vav’ların ve sair bazı harflerin sayılarından bazı tevafukatları gösteren harika ve garip olan şeklidir. . -Mütercim-

İŞARAT-ÜL İ’CAZ’I BENİM TERCÜME ETMEM

 Bu fakirin tercümesi, daha evvel Mesnevi-i Nuriye’yi tercümem tarzındadır. Yani hiçbir noktasını eksik bırakmadan tamamını -olduğu gibitercüme etmek gayesidir. Merhum Molla Abdülmecid Efendinin tercümesi – ehline malûm olduğu üzere– Mesnevî’nin tercümesi gibi, yeryer atlamaları ve bazen de çok muhtasar ifadelerle geçmeleri olmuştur. Belki de merhum, kendi ağabeysi ve üstadının te’lifatında bu tasarrufa salahiyetlidir. Lâkin bu fakir, o tarz tasarruflara ne yetkili, ne de sahiptir. Buna göre, Arabî metnin arkasında kör-topal gitmeyi vazife bilmiştir. Samimiyetin heyecanı ile titreyetitreye ve araştıra- araştıra tercümeyi yapabilmiştir. Umarım ki; nâzenin bir dürr-ü Sencide olan İşarat-ül İ’cazımızın kametine lâyık ve muvafık bir tercümesini yapamamışsam da; inşaallah yanlışlıkları, atlamaları ve anlamamazlıkları az olacaktır. Evet, ben üstad olan ülemaya nisbeten, bilhassa Seyda Molla Abdülmecidin yanında bir hiçim. Lâkin sevgili üstad-ı pâkimin her şeyine, bütün eserlerine, her çeşit telifat ve mükâtebelerine karşı son derece müştak ve çok samimî ve pür-merak olduğumu (sanıyorum) benim bu halimi birçok Nur talebesi de biliyor ve görüyordur. Bu halin bir eseri olarak, belki herkesten daha çok, Hz. Üstad’ın herşeysi bu fakirde bulunur. Evet, bu fakir, üstadımın eserlerinden, mektuplarından bir kenar noktasına bile cihan kadar ehemmiyet verdiğimi sanıyorum. Her ne ise... Bir Sual: Eğer denilse: Koskaca Molla Abdülmecid gibi bir âlimin hakkıyle başaramadığı İşaratül İ’caz’ın tercümesi gibi ‘azim bir işi, sen mi başaracaksın? Cevap: Derim ki: Haşa! Molla Abdülmecid’in fevkinde bir tercümeyi yapacağımı hiçbir zaman iddia etmem mümkün değildir. Lâkin Arapçası kuvvetli zatlar, tercümemi dikkatlice Arabî aslıyla karşılaştırabilseler, – zannediyorum– benim tercümemi, serbest olan tercüme usulünden uzak ve yalnız arabî metnin arkasından emekliye-emekliye gittiğini göreceklerdir. İki tercüme arasındaki en önemli fark ise işte budur. Buna ilaveten: Tercümem, tahkik denilen usulü de elinden geldiği kadar yürütmüş, birçok kaynak kitaplara başvurmuştur.
Bir sual daha: Senin tercümen, Molla Abdülmecid’in tercümesinden hiç istifade etmedi mi?

18 İŞARAT-ÜL İ’CAZ 18 Cevap: İstifade hiç olmadı diyemem, ama o kadar az ki, yok mesabesinde... Çünkü onun tercümesi –üst tarfta arzettiğim gibi– serbest tercüme usulüne göre gitmiştir. Kelam ve kelimeler üzerinde fazla durmamış, bir mânây-ı mefhum ile iktifa etmiştir. Dolayısıyla, iki veya üç yer hariç istifadem mümkün olmadı. İstifa ettiğim yerleride, ismini zikrederek ona atfeyledim. Çalıntı şeklindeki ahlâksızlığı da yapmam mümkün değildir. Bu münasebetle derim ki: Benim tercümem, tefsir değil, serbest tercüme değil; Kabiliyetim nisbetinde olduğu gibi arapçasından türkçeye bir çevirmedir. Ancak türkçeye çevrilmesi esnasında, Türkçe dilinin bazı zarurî icaplarına riayete mecburiyet hasıl olduğu gibi; mücmel ve muğlak bazı yerlerini de meselalar ile, yaniler ile, ekserisi parantezler içerisinde, kabiliyet ve kariham nisbetinde açmağa çalışmışımdır. Dipnotlarda da Hadis-i Şeriflerin ve bazı kelam-ı kibar’ların; ve isimleri geçen meşhur kitaplar ve müelliflerin me’hazlarını ve kısaca hayatlarını da vermeğe gayret ettim. Ve bu arada Mantık ve Usul’ün bazı istilahlarını da me’hazlarından göstererek de derceyledim. Tevfik ve hidayet Allah’tan, ihlas ve rıza da O’ndandır.

21 Mart –Nevruz günü- 2001  Abdülkadir Badıllı

 
Diğer Özellikler
Stok Kodu9786254094437
Markaİttihad Yayınları
Stok DurumuVar
En yeni ürünler
Güvenli teslimat
Kampanyalı ürünler
Piyasadaki en iyi fiyat

PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.