• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Keşful Hafa, 4 Cilt Set

      Keşful Hafa, 4 Cilt Set
      Keşful Hafa, 4 Cilt Set
      Keşful Hafa, 4 Cilt Set
      Keşful Hafa, 4 Cilt Set
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Fiyat:
      340,00 TL
      İndirimli Fiyat (%57,4) :
      145,00 TL
      Kazancınız 195,00 TL
      145.00 www.goncakitap.com.tr
      36,25 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo

      Kitap             Keşful Hafa
      Yazar            İsmail b. Muhammed el Acluni
      Yayınevi        Beka Yayınları
      Tercüme        Dr. Mustafa Genç
      Kağıt  Cilt      Şamua kağıt, 4 Cilt takım, Kalın Cilt
      Sayfa  Ebat   2.360 sayfa , 17x24 cm.
      Yayın Yılı       2019 
      ISBN              9786057828187         



      Beka Yayınları el Acluni Keşful Hafa kitabını incelemektesiniz.   
      4 Cilt Keşful Hafa kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      KEŞFÜL HAFA HAKKINDA

      TAM ADI VE AMACI

      Ebul-Fidâ İsmail b. Muhammed el-Aclûnî (ö. 1162/1749), tam adı Keşfü'l-Hafâ ve müzîlü'l-ilbâs amme'ştehere mine'l-ehâdîs ala elsineti'n-nâs olan bu eseri, halk arasında hadis diye yaygın olan rivayetlerden han­gisinin sahih hadis, hangisinin uydurma rivayet, vecize, atasözü, hikmetli söz olduğunu belirlemek amacıyla kaleme almıştır. Aclûnî eserinin önsö­zünde dinde aslı olan ve olmayan rivayetleri birbirinden ayırt etmenin öne­mine değinmekte ve bu alanda yapılacak başvuru kaynağı niteliğindeki bir çalışmanın dinî bir vazife olduğunu vurgulamaktadır.


      KAYNAKLARI

      Aclûnî, önsözde de belirttiği üzere, kendisinden önce bu alanda telif edilmiş eserlerden yararlanarak bir derleme yaptığını belirtmektedir.
      Bu noktada istifade ettiği kaynakları şöylece sıralamak mümkündür:
      1. Şemseddîn es-Sehâvî'nin (ö. 902/1496) el-Makâsıdu'l-hasene fi beyânı kesîrin mine'l-ehâdîsi'l-müştehira ale'l-elsine isimli eseri. Aclûnî, büyük oranda bu eserden nakillerde bulunmakta ve Sehâvî'nin açıklama­larını çoğu zaman kısaltarak, kimi zaman da olduğu haliyle aktarmaktadır. Ancak bazen Sehâvî'nin isnadların teknik ayrıntılarına geniş yer verdi­ği hadislerden nakilde bulunurken, teknik incelikleri göz ardı eden, do­layısıyla manayı ihlal edecek özetlemeler yapabilmektedir. Çeviride bu hususlara dipnotlarda işaret edilmiştir. Aclûnî, sıklıkla kullandığı "kale fi'l-Makâsıd" veya "kale fi'l-asl" ifadesiyle Sehâvî'nin bu eserine atıfta bulunmuştur.
      2. Muhammed Necmüddîn el-Gazzî'nin (ö. 977/1061) İtkânu mâyah-sün mine'l-ahbâh'd-dâireti ale'l-elsün adlı eseri. Aclûnî'nin "hocalarımı­zın hocası" dediği Gazzî'nin bu eseri, Makâsıd' dan sonra en çok müracaat ettiği eserdir. Buradan yaptığı alıntılarında da çoğu zaman kısaltmayı, ba­zen de olduğu gibi aktarmayı tercih etmiştir.
      3. Hafız Abdurrahman b. ed-Deyba'ın (ö. 944/1537) Temyîzü't-tayyib mine'l-habîs fimâ yedûru alâ elsineti'n-nâs mine'l-hadîs isimli eseri. İbnü'd-Deyba', Sehâvî'nin talebesidir ve bu eseri, Makâsıd'ın özeti mahi­yetindedir. Aclûnî bu eseri kısaca Temyiz olarak zikreder.
      4. Zerkeşî'nin (ö. 794/1391) el-Leâliü'l-mensûra fi'l-ehâdîsi'l-meşhûra isimli eseri. Aclûnî bu eseri, bir yanılgı sonucu İbn Hacer el-Askâlânî'ye nispet etmiştir. Biz müellifin önsözünde ve kitabın ilgili yerlerinde bununla ilgili açıklamaları yaptık. Öte yandan Aclûnî'nin, eserinde Leâlî kısaltmasıyla çoğu zaman Zerkeşî'nin bu kitabına işaret ettiğini, bazı yerlerde ise Suyûtî'nin el-Leâliü'l-masnûa adlı kitabını kastettiğini tespit ettik.
      5. Suyûtî'nin (ö. 911/1505) ed-Dürerü'l-müntesira fi'l-ehâdîsi'l-müştehira, el-Leâliü'l-masnûa fi'l-ehâdîsi'l-mevzûa, el-Câmiu'l-kebîr ve el-Câmiu's-sağîr isimli eserleri, özellikle de Dürer, Aclûnî'nin sıklıkla kullandığı kaynaklar arasındadır.
      6. Şa'rânî'nin (ö. 973/1565) el-Bedrü'l-münîr fî garibi ehâdîsi'l-Beşîri'n-Nezîr isimli eserini de zaman zaman kullanmıştır.
      7. Aliyyü'l-Kârî'nin (ö. 1014/1605) el-Mevzûatü'l-kübrâ olarak bili­nen el-Esrârü'l-merfûa fi'l-ehâdîsi'l-mevzûa isimli eserinden de sık sık alıntılar yapmaktadır.
      8.  Tespit edebildiğimiz kadarıyla Aclûnî, Keşfü'l-hafâ'da kısaca İbnül-Gars olarak zikrettiği ve tam adı Garsüddîn b. Muhammed b. Ahmed el-Halîlî el-Medenî el-Ensârî (ö. 1057/1647) olan bu âlimden de özel-
      likle hadislerin sıhhat değerlendirmelerinde çokça istifade etmiştir. İbnül-Gars'ın bildiğimiz kadarıyla henüz el yazması hâlinde bulunan
      Keşfü'l-iltibâs fîmâ hafiye alâ kesîrin mine'n-nâs fi'l-ehâdîsi'l-mevzûa adlı bir eseri mevcuttur.[1] Aclûnî, muhtemelen ilgili değerlendirmeleri bu eserden almış olmasına rağmen, kitabında bu eserin ismini hiçbir şekilde zikretmemektedir.
      9. Abdurraûf el-Münâvî'nin (ö. 1031/1621) Feyzü'l-Kadîr şerhu'l-Câmii's-Sağîr isimli eserine sık sık atıfta bulunmuştur.
      1. Irâkî'nin (ö. 806/1403) İhyâ hadislerine yönelik tahric çalışması olan el-Muğnî an hamli'l-esfâr fi'l-esfâr isimli eseri başta olmak üzere diğer eserlerine de sıklıkla müracaat etmiştir.
      2. İbn Hacer el-Mekkî'nin (ö. 974/1566) el-Fetâva'l-hadîsiyye ve el-Fethu'l-mübîn bi şerhi'l-Erbaîn isimli eserlerinden de nakiller yapmıştır.
      12.   İbnü'l-Cevzî'nin (ö. 597/1200) el-Mevzûât'ı ve el-İlelü'l mütenâhiye isimli eserleri başta olmak üzere diğer eserlerinden de yararlanmıştır.
      13.  Ayrıca Nevevî'nin (ö. 676/1277) Şerhu'l-Mühezzeb ve Şerhu Müslim başta olmak üzere pek çok eserinden de aktarımlar yapmıştır.

      Bunların dışında Kütüb-i Tis'a başta olmak üzere birçok hadis kay­nağından, özellikle de Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe'nin Musannef leri, Buhârî'nin el-Edebü'l-müfred'i, Ebû Ya'lâ'nın Müsned'i, İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve Hâkim'in Sahîh'ieri, Bezzâr'ın Müsned'i, Taberânî'nin üç Mu'cem'i, Ebû Nuaym'ın Hilye'si, Beyhakî'nin Şuabu'l-îmân ve es-Sünenü 'l-kübrâ's\\\\\\\\, Kuzâî'nin Müsnedü 'ş-Şihâb'ı, Deylemî'nin Müsnedü '/-Firdevs'i, İbn Ebi'd-Dünyâ, Hatîb el-Bağdâdî ve Askerî'nin eserlerinden; ayrıca İbn Adiy'in el-Kâmil'i, Ukaylî'nin ed-Duafâ'sı, İbn Asâkir, Hatîb el-Bağdâdî ve İbnü'n-Neccâr'ın Târîh'ieri, İbn Hacer'in Fethu'l-Bârî'si ve Gazzâlî'nin İhyâ'sı gibi eserlerden de faydalanmıştır.

           GENEL MUHTEVASI VE ÖZELLİKLERİ

      İçerisinde tekrarlarla birlikte 3281 rivayetin ele alındığı eserdeki ri­vayetler, çok titiz bir sıralamaya tabi tutulmuş olmasa da alfabetik olarak düzenlenmiştir. Kitaptaki rivayetler genellikle kısa metinlerden oluşmak­tadır. Uzun metinlere de yer verilen eserde, kısa olanların tamamı, uzun olanların ise bir kısmı kaydedilmiştir.

      Aclûnî, rivayetlerin açıklama ve değerlendirme kısmında ise çoğu zaman Sehâvî'nin Makâsıd'ı başta olmak üzere yukarıda sıraladığımız kaynaklardan alıntılar yapmakta, bazen de doğrudan o rivayetin yer aldığı kaynaklarından birine atıfta bulunmaktadır. Rivayetin merfu, mevkuf veya maktû kategorilerinden birine dahil olması durumunda ilgili kaynağın yanı sıra merfu ise hangi sahâbî ravinin rivayeti olduğunu; mevkuf ve maktû ise hangi sahâbî veya tâbiînin sözü olduğunu belirtmiştir. Vecize, atasözü ve hikmetli sözlerin ise öncelikle hadis olmadığı ifade edilmekte, kime ait ol­duğu tespit edilebilmişse o şahsın ismi verilmekte, aidiyetinin bilinmemesi durumunda halkın sözlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

      Aclûnî, rivayetlerin lafız farklılıklarına da önem vermektedir. Eğer ele aldığı rivayet, farklı bir lafızla meşhur olmuşsa onu mutlaka zikretmekte; bazen bir rivayetin farklı kanallardan geldiğini ispatlamak için ayrıntılı bir biçimde farklı versiyonlarına değinmektedir.

      Rivayetteki lafız farklılıklarının yanı sıra, anlaşılması güç olan (garib) kelime ve terkiplerin izahında Arap dilinin temel filoloji kaynaklarından yararlanılmış, fıkhî hadislerde bazen mezheplerin görüşleri de zikredil­miştir.

      Aclûnî'nin rivayetlerin sıhhat değerlendirmesi ile ilgili tutumunu maddeler hâlinde şu şekilde özetleyebiliriz:
      1. Bir kısım rivayetler hakkında hiçbir şekilde sıhhat değerlendirmesi yapmaksızın, sadece geçtiği herhangi bir kaynağı zikretmekle yetinmek­tedir. Aclûnî'nin bu tutumunun net bir açıklaması olmamakla birlikte, il­gili kaynağın otorite ve itibarının olup olmamasına göre hareket ettiğini söyleyebiliriz. Nitekim kendi önsözünde, Suyûtî'den yaptığı bir nakilde "birtakım kaynakların bizatihi kendilerinin zayıf rivayetleri barındırdığı, dolayısıyla sadece o kaynaklara atıfta bulunulmasının o rivayet hakkın­da bir hüküm değeri taşıdığı" ifade edilmektedir. Her ne kadar Aclûnî bu yaklaşıma tam olarak katılmadığını söylese de kanaatimizce fiilen bunu destekleyici bir tutum sergilemiştir.
      2. Çoğu zaman rivayetlerin sıhhat değerlendirmesinde Sehâvî, Zerkeşî, Suyûtî ve Aliyyü'l-Kârî gibi eserlerinden nakilde bulunduğu âlimlerin gö­rüşlerinden faydalanmış ve bununla yetinmiştir. Bazen birtakım itiraz ve tashihlerde bulunmuşsa da kendi yorumları fazla bir hacim tutmamakta, nakle öncelik vermektedir. Aclûnî'nin eserdeki genel yaklaşımı böyledir. Hatta kimi zaman bu nakillerin fazlalığı ve birbirine zıt oluşu, rivayetin sıhhat değerinin netliğini gölgeleyebilmektedir.
      3. Buharî ve Müslim gibi muteber hadis kitaplarında geçen rivayetle­rin, sıhhat değerlendirmesine girmeksizin ilgili kaynak ve sahâbî ravisini zikretmekte, diğer kaynakları da lafız farklılıklarını göstermek için kul­lanmaktadır. Bazen lafız farklılığı bulunan rivayetlerin zayıf olması duru­munda onlara da işaret etmektedir.
      1. Aclûnî'nin genel bir yaklaşım olarak hadislerin red ve inkarı konu­suna temkinli yaklaştığını görmekteyiz. Nitekim özellikle İbnül-Cevzî ve Sağânî gibi âlimlerin birtakım rivayetler hakkındaki "uydurma" hüküm­lerine, onları aşırı bularak karşı çıkan başka âlimlerin değerlendirmelerini nakletmek suretiyle itiraz etmesi, kanaatimizce hadisin reddi konusunda ihtiyatlı davrandığının bir göstergesidir. Bu çerçevede bu ihtiyatın bir ge­reği olarak Aclûnî'nin, zayıf addedilen ancak aynı lafızla olmasa da benzer manadaki başka rivayetlerle desteklenmesi mümkün olan rivayetler üze­rinde durduğuna da tanık olmaktayız. Buradaki temel yaklaşım, dinde aslı ve özü olan bir söz, tutum ve davranışın ihmal ve terk edilmemesi esası­na dayanmaktadır. Zira hadis tekniği bakımından "zayıf hadis," "uydur­ma" ile eşdeğer değildir. Gerçekte bu yaklaşım Sehâvî başta olmak üzere Aclûnî'nin esas aldığı bütün kaynakların temel prensibidir. Aclûnî de on­ların çizgisini takip etmiştir. Keza Aclûnî aynı yaklaşımı hadis olmadığı hâlde İslâmî ilke ve değerlerle çelişmediğini düşündüğü rivayetlerle ilgili olarak da sergilemekte; hatta -eğer varsa- benzer muhtevadaki âyet, ha­disler, mevkuf ve maktu rivayetler ile şiirlerden deliller getirmektedir. Bu çerçevede "manası sahihtir" şeklinde klişeleşmiş bir ifadeyi sıkça kullanan Aclûnî'nin, bu hususta özellikle Aliyyü'l-Kârî'den yararlandığı görülmek­tedir. Zira Aliyyü'l-Kârî'nin eserlerinde de bu ifade sıklıkla geçmektedir. Unutulmamalıdır ki Aclûnî'nin, hadis olmayan bir rivayetle ilgili olarak sergilediği bu yaklaşım, o rivayetin bir hadis olduğunu ispatlamaya değil, dine aykırı bir tarafının olmadığını göstermeye yöneliktir. Şu da var ki Aclûnî'nin, bu hususta bazen abartılı ve zorlama yorum ve yaklaşımlar sergilediği de görülmektedir.
      2. Kitapta sehven yapılmış tekrarlar (1094 = 1163,1181 = 1186,1706 = 1753, 1884 = 1885, 2006 = 2009, 2459 = 2488, 2196 = 2259 = 2311...), bir değerlendirme yapılmadan bırakılmış rivayetler (986, 1047, 1367, 1548, 1858, 1987, 2081, 2195, 2203, 2333, 2334...), hadis olup olmadığına karar verilemeyip araştırılması istenen sözler de (12, 183, 247, 515, 745, 805, 919, 1069, 1254, 2015, 2206, 2305, 2493...) bulunmaktadır. Ayrıca bazen ele aldığı bir rivayetin, zikredilen kaynaktan daha başka bir kaynakta yer aldığı; kimi zaman da Kütüb-i Tis'a gibi muteber kaynaklarda yer alan bir rivayetin bunların dışındaki ikinci ve üçüncü derecedeki kaynaklara dayandırıldığ görülmektedir.
      6. Eserin sonunda müellifin Sağânî, Nevevî, İbn Hacer el-Askalânî, Suyûtî, Sehâvî, İbnü'd-Deyba' ve Aliyyü'l-Kârî'den yaptığı nakillerden oluşan bir bölüm yer almaktadır. Burada bazı âlimlerin sözleri, hayatları, kabirleri, kitapları hakkındaki yaygın hatalara işaret edilmiş, hangi konu­lardaki rivayetlerin uydurma olduğu belirtilmiştir. Yine bu kısımda eser­deki hadislerin genellikle ilk iki kelimesi zikredilerek iman, ilim, tahâret, salât, zekât, nikâh gibi başlıklar altında ve alfabetik sıra gözetilmeden fih­rist niteliğinde yeni bir düzenleme yapılmıştır.

      BASKILARI

      Önce Beyrut'ta (I-II, 1932), daha sonra Ahmed el-Kalâş tarafından belli bir ölçüde tashih ve tertip edilerek yine Beyrut'ta (I-II, 1399, 1403, 1405, 1408), ayrıca Hüsamüddîn el-Kudsî tarafından Kahire'de (I-II, 1408/1988), keza Abdülhamîd b. Ahmed b. Yusuf b. Hindâvî'nin tahki­kiyle Beyrut'ta (I-II, 1420/2000), yine Şeyh Yusuf b. Muhammed el-Hac Ahmed'in tahkikiyle Dımeşk'te (I-II, 1421/2001), aynı şekilde Şeyh Mu­hammed Abdülazîz el-Hâlidî'nin tashihiyle Beyrut'ta (I-II, 1430/2009) ba­sılan eserin halâ ciddi anlamda tahkikli bir neşrine ihtiyaç vardır.[2]
       
      [1]  Bilgi için bk. Bağdatlı İsmail Paşa el-Babânî, Hediyyetü'l-ârifîn, İstanbul 1951, II, 282. (Çeviren)
      [2]Eserin tanıtımındaki açıklama ve değerlendirmelerde, çeviri esnasındaki tespit ve mülahazalarımızın yanı sıra Bünyamin Erul'un, DİA, XXV, 320-321'deki "Keşfü'l-hafâ" maddesinden de yararlanılmıştır. (Çeviren)



      İslâm tarihi boyunca hadis ilmine gösterilen muazzam ehemmiyet, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e ve onun söz, tutum ve davranışlarına verilen değerin bir göstergesi sayılır. Bu noktada Hz. Peygamber’e ait olan söz, tutum ve davranışlar ile ona ait olmayanları ve onun adına uydurulanları birbirinden ayırt etme faaliyeti de söz konusu değerin bir gereği olmuş ve bu alanda çok sayıda eser kaleme alınmıştır. İşte Aclûnî’nin Keşfü’l-hafâ’sı da bu uğurda sarfedilmiş gayretlerden biri olarak hadis ilim tarihinde yerini almıştır. Aclunî kendisinden önce bu alanda yazılmış eserlerin hacminin büyümesine sebep olan isnad vb. unsurları ayıklayarak daha derli toplu bir kaynak oluşturmuş, meşhur hadislere ulaşım kolaylığı ve bilgilerin daha sade şekilde ifade edilmesi gayretini göstermiştir. Bunun yanında diğer müelliflerin eserlerine almadıkları hadisleri de bu kitabında toplamıştır.

      Tam adı Keşfü’l ?afâ ve müzîlü’l-ilbâs ?amme’ştehere mine’l-e?âdîs? ?alâ elsineti’n-nâs olup halk arasında hadis diye yaygın olan rivayetlerden hangisinin sahih hadis, hangisinin uydurma rivayet, vecize, atasözü, hikmetli söz olduğunu belirlemek amacıyla kaleme alınmıştır. Büyük ölçüde Şemseddin es-Sehâvî’nin el-Ma???ıdü’l-?asene’sine dayanıp onu ihtisar eden ve içine aldığı 3281 rivayetle benzeri çalışmaların en kapsamlısı olan eserde yalnız hadisi nakleden sahâbî ve hadisi eserine alan müellif zikredilmiş, muteber hadis imamlarının kitaplarından bazı bilgiler eklenmiştir. Acluni, sık sık kullandığı “k?le fi’l-aslifadesiyle Sehâvî’nin adı geçen eserine atıfta bulunmuştur. Ayrıca temel hadis kaynaklarının yanı sıra Ebû Nuaym’ın ?ilyetü’l-evliyâ?sı, Beyhâk?’nin Şu?abü’l-îmân’ı, Radıyyüddin es-Sâg?nî’nin Meşâri?u’l-envâr’ı, İbn Hacer el-Askalânî’nin el-le?âli’l-mens?ûre’si, Süyûtî’nin ed-Dürerü’l-mütnes?ire’si, İbnü’d-Deyba‘ın Temyîzü’?-?ayyib mine’l-?abîs?’i, Ali el-K?rî’nin el-Esrârü’l-merfû?a’sı, Necmeddin el-Gazzî’nin İt??nü mâ ya?sün mine’l-a?bâri’d-dâ?ireti ?ale’l-elsün’ü gibi eserlerden yararlanmıştır.

      Rivayetlerin alfabetik olarak düzenlendiği kitapta kısa metinlerin tamamı, uzun olanların ilk cümlesi kaydedilmiş, ardından bunların değerlendirilmesine geçilerek önce rivayetin bulunduğu kaynak, hangi sahâbî tarafından hangi lafızla rivayet edildiği gösterilmiş, hadisin merfû, mevkuf veya maktû, isnadının sahih, hasen, zayıf, mürsel ya da muttasıl olduğu belirtilmiştir. Uzun da olsa hadislerin tamamı nakledilmiş, hadis niteliği taşımayan sözlerin kime ait olduğu biliniyorsa bu husus bildirilmiş, rivayetin anlamı ve garîb kelimeleri açıklanmış, fıkhî hadislerde bazan mezheplerin görüşleri de zikredilmiştir. Aclûnî rivayetleri değerlendirirken çoğunlukla önceki âlimlerin görüşlerinden faydalanmıştır. Bazan bunları tashih etmişse de kendi yorumları fazla bir hacim tutmamaktadır. Eserde rivayetlerle ilgili şiirlere, benzer anlamı taşıyan diğer hadislere, muhtevayı destekleyen âyetlere de yer verilmiştir.

      Aclûnî’nin bazı âlimlerin mevzû kabul ettiği rivayetleri savunduğu, bunların zayıf veya hasen li-gayrihî olduğunu ileri sürdüğü, bazan bir rivayeti nakleden herhangi bir kaynağı zikretmekle yetindiği, bir rivayet hakkında âlimlerin görüşlerini kaydetmekle beraber kesin bir kanaat ortaya koymadığı görülmektedir. Hadis olmadığını belirttiği veya tereddüdünü dile getirdiği çeşitli sözlerin mânasının sahih olduğunu ifade ettiği gibi bir kısım rivayetlerin de mânasının bâtıl olduğunu söylemektedir. Kitapta sehven yapılmış tekrarlar (1094 = 1163, 1181 = 1186, 1706 = 1753, 1884 = 1885, 2006 = 2009, 2459 = 2488, 2196 = 2259 = 2311 ...), bir değerlendirme yapılmadan bırakılmış rivayetler (986, 1047, 1367, 1548, 1858, 1987, 2081, 2195, 2203, 2333, 2334 ...), hadis olup olmadığına karar verilemeyip araştırılması istenen sözler de (12, 183, 247, 515, 745, 805, 919, 1069, 1254, 2015, 2206, 2305, 2493 ...) bulunmaktadır.

      Eserin sonunda (II, 544-570) müellifin İbnü’d-Deyba‘, İbn Hacer el-Askalânî ve Süyûtî’den yaptığı nakillerden oluşan bir bölüm yer almaktadır. Burada bazı âlimlerin sözleri, hayatları, kabirleri, kitapları hakkındaki yaygın hatalara işaret edilmiş, hangi konulardaki rivayetlerin uydurma olduğu belirtilmiştir. Yine bu kısımda eserdeki hadislerin genellikle ilk iki kelimesi zikredilerek iman, ilim, tahâret, salât, zekât, nikâh gibi başlıklar altında ve alfabetik sıra gözetilmeden fihrist niteliğinde yeni bir düzenleme yapılmıştır. Önce Beyrut’ta (I-II, 1351/1932), daha sonra Ahmed el-Kalâş tarafından nisbeten tashih ve tertip edilerek yine Beyrut’ta (I-II, 1399, 1403, 1405, 1408), ayrıca Halep ve Kahire’de (ts., Mektebetü’t-türâsi’l-İslâmî, Dârü’t-türâs) basılan eserin tahkikli bir neşrine ihtiyaç vardır.


      BİBLİYOGRAFYA

      İsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfü’l-?afâ? (nşr. Ahmed el-Kalâş), Beyrut 1985, I-II; Sehâvî, el-Ma???ıdü’l-?asene (nşr. Abdullah Muhammed es-Sıddîk), Kahire 1375; Süyûtî, ed-Dürerü’l-müntes?ire (nşr. M. Abdülk?dir Atâ), Kahire, ts. (Dârü’l-i‘tisâm); İbnü’d
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786057828187
      MarkaBeka Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786057828187 
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.