• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt

      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Kuranı Kerim Şifa Tefsiri, 8 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Görsel 7
      Görsel 8
      Görsel 9
      Fiyat:
      520,00 TL
      İndirimli Fiyat (%38,7) :
      319,00 TL
      Kazancınız 201,00 TL
      3.2 5
      319.00 www.goncakitap.com.tr
      79,75 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                Stoktan Kargo
       
      Kitap              Kuranı Kerim Şifa Tefsiri
      Yazar             Mahmut Toptaş
      Yayınevi         Cantaş Yayınları
      Kağıt - Cilt      1.Hamur, Ciltli, 8 Cilt Takım
      Sayfa - Ebat   4.397 sayfa  -  17x24 cm.
      Yayın Yılı        2019
      ISBN               9789757621048 
      Not                  İlk Resimdeki Yeşil Renkli Olanı Son Baskıdır, O ürün gönderilecektir. 


       
      Mahmut Toptaş Kuranı Kerim Şifa Tefsiri kitabını incelemektesiniz.
      8 Cilt Şifa Tefsiri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
         Kuranı Kerim Şifa Tefsiri
       
       
          SUNARKEN
       
      «Hakikat şu, Kur'ân (İnsanları) en doğru olana ulaştırır ve salih amel işleyen mü'minlere "kendileri için büyük" bir ecir olduğunu, Ahirete inanmayanlarada, acı veren bir azab hazırladığımızı müjdeler.» (İsra suresi ayet 9-10)
       
      Kur'ân insanları en doğru yola, en doğru dine, en sağlam ipe tutun­maya, en geniş caddeye, en salih bir şekilde amel etmeye davet etmekte­dir. Pek tabi, "Yaş ve kuru ne varsa bu Kitabın muhtevasında mevcuttur."
       
      İnsanları dine çağırmakla vazifelendirilen bütün peygamberlerde bu davetlerini kendi sözleri etrafında belirlememiş, aksine Allah'tan kendile­rine gönderilen bir Kitap çerçevesi içinde yapmışlardır.
       
      Şüphesiz insanın ilk ve son müracaat yeri Kur'andır. İbni Ömer (r.a.)'ın anlatışına göre Efendimiz (s.a.v.) «Kur'ân bağlı deve gibidir. Sa­hibi onu bağlarsa elde tutabilir. Eğer bağlamayıp terkederse o da çeker gider.» buyurmuştur. (İbni Ebi Şeyhe Musannef 10/476 - Abdürrezzak Musannef3/360)
       
      Efendimiz (s.a.v.)'in Kur'ân konusundaki tavsiyeleri sayılamayacak kadar çoktur. O, bu ümmet için yegane çareyi Kur'an'a tutunmada göste­riyor.
       
      İbni Ebi Şeybenin naklinde Ebû Şüreyh el-Huzâî şöyle anlatıyor: Bir gün Rasülüllah (s.a.v.) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: .
       
      - «Müjdeleyin, haydi müjdeleyin! Siz, Allahtan başka ilah olmadığı­na ve benim O'nun Rasülü olduğuma şahitlik etmez misiniz? Ashab da "evet" dediler. Efendimiz bunun üzerine şöyle dedi, "Hakikaten şu Kur'ân bir sebebtir; onun bir ucu Allahın elinde, bir ucuda sizin elinizdedir. Ona iyi tutunun. Zira siz ondan sonra hiç bir zaman ne sapar ve nede helak olursunuz.» (İbni Ebi Şeybe 10/481. İbni Hibban sahih H.No: 122 İmam Buhari bu hadisi tamamen ayrı bir isnad ile Cübeyr (r.a.)'tan nakleder. Bak Tarih-i Kebir 9/54.)
       
      Yine İbni Ebi Şeybe'nin Ebû Muaviye el-Hecri- Ebu'l Ahvas isna-dıyla Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'tan nakline göre Efendimiz Kur'ân hak­kında:
       
      «Şüphesiz şu Kur'ân, Allah (c.c.)'in kullarına verdiği bir ziyafettir. Allahın bu ziyafetinden gücünüzün son noktasına kadar (yararlanmak için) iyi öğrenin. Bu Kur'ân gerçekten Allahın ipidir. O pırıl pırıl aydınla­tan nurdur, en yararlı şifa dır. Kendine tutunanların tutanağı, kendine uyanların kurtuluş yeridir.»(İbni Ebi Şeybe 10/ 483. Abdürrezzak Musan­nef 3/375 Darumi Sünen 1/423. Hakim 1/555 Ravi Ebû Mûaviye el-Hec-rinin Ebu'l Ahvastan çok hadis nekletmesini bazı münekkitler tenkid edersede onun rivayeti genellikle sağlamdır.)
       
      Buhari ve diğer hadis kitaplarında geçen bir hadise göre; "Bu ümme­tin en hayırlısı Kur'anı öğrenip onu başkalarına öğreten kimsedir" Yine bir hadiste geçtiğine göre "Kur'ân ehli Allah'ın ehlidir." buyrulur.
       
      İbni Ebi Şeybe (10/485)'nin rivayetinde İbni Mes'ûd derki:

      - "İlim öğrenmek isteyen Kur'ân okusun; Zira önceki geçenlerinde, sonra gelecek olan nesillerinde ilimleri Kur'anda mevcuttur."
       
      Kur'ân her asrın yegane kitabı, tükenmez hazinesi, vazgeçilmez şifa-sıdır. Gerçek alim, onunla asrın meseleleri arasında canlı bir irtibat kura­rak, kendi çağının meselelerine çare ve çıkışı Kur'an'dan sunabilen insandır.
       
      Şüphesiz Taberî ile başlayan Kuran tefsir çalışmaları binlerce mey­vesini vererek günümüze kadar gelmiştir. Cumhuriyet dönemine girildi­ğinden bu yanada Elmalılı Hamdi efendi merhumun yazdığı tefsir ile Ha­san Basri merhumun meali ile uzun yıllar iktifa edilmişti. Daha sonraları bir tercüme devrine girilmiş ve günümüze kadar bu furya iyisi ve eksiği ile devam etmiştir. Terceme eserler ne kadar asıl itibarı ile iyi olsada ya tercüme kusuru yada zaman aşımının etkisini beraberinde taşımaktadır.
       
      Birkaç yıl önce Süleyman Ateş ve Ali Aslan gibi hocaların kalemle­riyle yerli, telif bir tefsir çalışması başlamış bulunuyor. Tabi bunların temel kaideleride geçmiş tefsir metodlarına uygunluk arzediyor.
       
      Bu gün Cantaş yayınevi olarak size takdim etmek şerefine erdi­ğimiz Mahmut Toptaş hocanın "Kuran tefsiri" şimdiye kadar alışık ol­duğumuz klasik tefsirlerden değildir. Hocamızın bu tefsiri, Cağaloğlunda Cezeri Kasımpaşa camiinin konferans salonunda, Cemaat talebelerinin dört yıldan beri metodik olarak ta'kib ettiği Kur'anın çağımızın meselele­rine dönük izahlarının kaleme alınmış şeklidir. Böylece günümüz Türkiyesinde metod bakımından ilk orjinaliteyi teşkil etmektedir. Tefsirinde geçmiş müfessirlerin mütalaaları gözönünde tutulduğu gibi, Kur'anın devrimize dönük yönü çok usta bir üslupla ele alınmış, yıllardır çok canlı bir alakayla takib eden cemaatin bereketide tefsirin yazılmasında ayrı bir feyiz kaynağı olmuştur.
       
      Böylece Muhammed Abduh'tan sonra vaaz şekli ile Tefsir etmenin ikincisine şahit oluyoruz. Ancak Usul Abduh'tan tamamen ayrıdır.
       
      Sözlerimi bitirirken gençlik devrelerimizde beraberce okuduğumuz, İslama hizmet hayallerinden birini daha gün yüzüne çıkmış görmenin bahtiyarlığı ile Allah'a hamd ediyorum. Kur'anın önemini daha uzun tut­mak gerekirdi Ancak ben bu hususu yine bu günlerde yayına girmiş bulu­nan "Kur'ân Kültürü" adlı eserimde ele aldım.
       
      Cantaş yayınları olarak okuyucunun büyük desteğine mazhar olma­nın sururunu yaşıyoruz. İlim talihlerine dönük Arabça eğitim metodu ile başlayan ilmî eserlerimize Mahmut hocamızın hayatının tamamını adadı­ğı Tefsir ile devam ediyoruz. Eser daha baskıya girmeden büyük bir bek­lenti içine girdi. "Ne zaman?" diye soran okuyucularımıza "işte şimdi, bir mübarek Ramazanda!" diyor ve candan alakalarına teşekkür ederken, Mahmut Toptaş hocamızın mesailerine yeni eserler katmasını diler ve kendisine bu çalışmalarından dolayı yayınevi adına teşekkür ederiz.
       
      Ayrıca böylesine kıymetli bir eserin hazırlanmasında ve yayınlanma­sında bizlere yardımcı olan başta Cezeri Kasım'daki tefsir dersleri müda­vimlerine, dizgi, tashih, pikaj, montajda gayret gösteren "TOPTAŞ AJANS " çalışanlarına, baskı ve ciltte itina göstererek zamanında çıkması için gayret eden CANSAN MATBAACILIK çalışanlarına ve siz sayın Cantaş yayınlarının kitap, ilim dostu okuyucularına teşekkür ederiz.
       
      MUZAFFER CAN
      Küçük Çamlıca - 28.02.1993 Ramazan – 1413
       

       
             ÖNSÖZ
       
      Kur'anı indiren, insanı yaratan, küfrün, inkarın karanlığından imanın aydınlığına çıkaran, doğruyu eğriden, hakkı batıldan ayırmayı öğreten, dünyada izzet ve devlet, ahirette cennet vadeden, kapı çalmanın adabın­dan devlet yönetimine kadar herşeyi bize öğreten Allah'a hamdolsun.
       
      Maddi manevi, bireysel ve toplumsal, ahlaki ve hukuki bütün hasta­lıklarımıza ŞİFA olarak indirilen Kur'anı Kerimi bize getiren, onu anla­yacağımız şekilde açıklayan ve bize örnek olsun diye kendisi bizzat tat­bik eden Allah'ın Rasulü Muhammed Mustafa'ya salatü selam olsun.
       
      Kur'anın bir harfini eksiltmeden, bir harf eklemeden indirildiği haliy­le bize kadar getiren Kurra'ya, Kur'anın anlaşılması için efendimizin ha­dislerini rivayet eden Muhaddislere, yine Kur'anda geçen kelimelerin ilk nazil olduğunda ne manaya geldiğini zabdetmek için kelimelerin mana­larını çöllerde dolaşarak kaydeden lügatçılara Allah'dan rahmet dilerim.
       
      Soyut bir kavram olan mutluluğun elle tutulur, gözle görülür hale geldiği zamanlar olur. Mehtaplı bir gecede, deniz kenarında, ay ışığından dokunmuş elbiseleri giydiğimizde imbat rüzgarının bütün vücudumu ve ruhumu okşadığı bir anda eşim ve çocuklarıma "işte mutluluğu yakaladık salıvermeyelim" demiştim.
       
      O günden sonra "Mutluluk" kelimesini her okuyuşumda ve duyuşum­da o geceyi hatırlardım.
       
      Ancak 7 Eylül 1989 yılında basının merkezi olan Babıalide Cezeri Kasım paşa camiinin altındaki güzel bir salonda yediden yetmişe herke­simden insana Allah'ın kitabı Kur'anı kerimi tefsir etmeye başlayınca o mutluluğu yeniden yakaladım.
       
      Mehtabı, eşimi ve çocuklarımı yaratan, imbat rüzgarını estiren Allah'dır. Kur'anı indir ende Allah'dır.
       
      Mehtaplı geceler karanlığa dönüşebiliyor. Dolunay hilal oluyor. Güller soluyor. Sevdiklerimiz ölüyor.
       
      Ama Allah Baki olduğu için kelamının insana verdiği mutluluk da ona bağlı kalındıkça devam ediyor.
       
      Efendimiz buyurmuş "Allah'ım, Kur'anı, göğsümün nuru kalbimin baharı, hüznümün cilası, kederimin gidericisi kılmanı istiyorum" (El-Ez-kar, Nevevi. ibni sünniden)

      Üç yıldır ayetleri okuyup, anlamaya ve anlatmaya çalışırken mutlulu­ğu elle tutulur şekilde tattım. Ya birde bu ayetler toplum hayatına hakim olursa nasıl olur acaba? Tatmadığımız için bilemiyoruz ama sahabe haya­tına bakarak tahmin edebiliyoruz.
       
       
      Tefsir için ön hazırlık
       
      Hat sanatının çok güzel bir tablosunu padişaha takdim eden Hattat'a, Padişah yüz altın verince veziri a'zam "Efendim biraz fazla olmadı mı? Hattat onu altı günde hazırladı" demiş. Bunun üzerine padişah "hayır o eser altmış senenin mahsûlü" diye cevap vermiş. Yaptığımız her işte geç­mişimizin katkısı vardır.
       
      1947 yılında Karaman’ın Göçer köyünde dünyaya geldim. Temiz ha­va, az ama temiz ve helal gıdayla büyüdüm. Ekmeğimizin hamuru gün­lük işe giden babamın alınteriyle yoğrulurdu.
       
      1959 yılında ilkokuldan mezun olunca yazın iki ay köyümüzde Kur'ân öğrenmeye başladım. Aynı yılın güz mevsiminde Süleyman Hilmi Tunahan hoca efendinin ilk öğrencilerinin açtığı Kur'ân kursuna kaydet­tirmek için babam beni götürürken "Hadi göreyim seni, altı ayda Kur'ana mana vermelisin" demişti. Devlet emriyle yasak olduğu için Kur'ân oku­masını öğrenemeyen babam, Kur'ân okuyan ve okutanlara hizmet etmek­le okuyamamanın acısını dindirirdi.
       
      Süleyman efendinin ilk öğrencilerinden Hafız Necati öğüt, Müfti Abdurrahman Bengi, Mehmet Çakır hoca efendilerden Emsile, Bina, Avamil, Maksud, İzhar, Kafiye, Nurul izah, kuduri, Telhis, Menar, İsoğuci, Alaka gibi kitapları okudum.
       
      Daha sonra imam hatip okulunu hariçten bitirerek bugüne kadar beş-yüzbinin üzerinde mezun veren dünyaya islam nizamını tatbik etmek üzere yürüyen ordulardan biri olan "imam hatipliler" ordusuna katıldım.
       
      On yıllık dostum, arkadaşım, yalnız içtiğimiz su ayrı giden kardeşim Muzaffer Can hoca efendinin kız kardeşi Havva hanımla evlenerek dost­luğumuzu akrabalığa çevirdik.
      Muzaffer Can hocayla birlikte, Ahmed Naim'le Kamil Miras hoca efendilerin terceme ve şerh ettikleri "Tecridi sarihi", Bediuzzaman'ın Ri­salelerini, Mevdudi'nin, Seyyid Kutubun, Hasan el Benna'nın tercüme edilip yayınlanan ilk eserlerini çölde ciğerleri yanan insanın su içişi gibi içiyorduk. Sonrada şu anda Karamanda güzel hizmetlerde bulunan in­sanlara haftada bir gün özetliyorduk.
       
      1973 yılında İmam-Hatiplik görevinden istifa ederek Fransa'ya çalış­maya gittim. Bir buçuk sene kaldım. İzin için Türkiye'ye geldiğimde üni­versite imtihanlarına katıldım. Konya Yüksek İslam Enstitüsünü kazan­dım. Fransada işçi olup para kazanmayı İslam Enstitüsü talebesi olmaya tercih ettim.
       
      İlk sene talebe derneği başkanlığına seçildim. 1979 yılında Enstitü bi­tince Mersin'in Mut kazasına vaiz olarak atandım. O yıl diyanet işleri başkanlığının açtığı iki yıllık Haseki eğitim merkezi imtihanlarına katıl­dım ve yirmi yedi ay Haseki eğitim Merkezinde Türkiyenin değerli hoca­larından Mehmet Savaş, Halil Gönenç, Ahmet Muhtar Çınar hoca efendi­lerden Arapça, tefsir, hadis, fıkıh dersleri aldım,
      Hasekide derslere devam ettiğim 1981-1982 yılları, oniki eylül hükü­metinin ağırlığını hissettirdiği yıllardı. Üniversite öğrencileri akşamları belirli bazı salonlarda ve camilerde kendilerine ders vermemi istediler. İki yılım gündüzleri ders alarak, akşamlan ders vererek geçti.
       
      Hasekiden sonra bir buçuk yıl Balikesir'in Edremit kazasında vaiz olarak görev yaptıktan sonra İstanbul beni geri çekti.
       
      1984 yılından beri İstanbul’dayım. Siyasal bilgiler fakültesi, Hukuk fakültesi, Cerrahpaşa tıp fakültesi öğrencilerine ayrı ayrı haftada birer gün yaptığım derslerde, öğrenciler tarafından sorulan sorular, karşılıklı görüşme, konuşma ve sohbetlerle üniversite gençliğinin sorunları beni Kur'andan çareler aramaya yöneltti. Verdiğim cevaplar Kur'ana dayalı ol­ması nedeniyle Müslüman cemaatların hepsinin öğrencileri bu derslere katılıyorlardı.
       
      Ayrı ayrı durdukları halde camiinin kubbesini taşıyan dört direk gibi islamı yirmi birinci asra ayrı ayrı omuzlarda taşıyan bu müslüman cema­atların her birinin güzelliklerinden yararlandım. Talebe hareketlerinin içi­ne başkan olarak katıldım.
       
      İstanbul üniversitesi, Marmara üniversitesi, Yıldız üniversitesi, Boğa­ziçi üniversitesi öğrencilerinden bir kısmına dersler ve sohbetler yaptım derslere gelen emekli subay ve polislerle dostluklar kurduktan sonra özel­de Türkiyenin, genelde dünyanın şartlarını öğrenip Kur'andan çareler aramaya başladım.
       
      Müslüman cemaatlarımızdan elde ettiğim özellikler, resmi okullarla resmi olmayan medreselerden aldığım bilgiler, Hakkarideki askerliğim­den Avrupadaki işçiliğime kadar edindiğim tecrübeler bana Türkiyenin ve dünyanın şartlarını öğretti. Kur'anı Kerim'de çarelerini öğretti.
       
      Tefsir derslerine başlamadan önce bu ön hazırlığımı yeterli görmeye­rek yeniden ön hazırlık yaptım ve şu eserleri hazırladım:
       
      Tefsir usulü ve fıkıh usulü kitaplarını okuyarak "Kur'anı anlama yolu" isimli kitabı mı yayınladım.
       
      Tecvid kaidelerini, harflerin özelliklerini, vakf ve ibtida yerlerini öğrenmek için Cezeri'nin "Mukaddime"sini terceme ve şerh ettim. Ancak kıraat ilminin ehli olmadığım için bu tercüme ve şerhi yayınlamaktan edeb ettim.
       
      İmani konularda hataya düşmeyeyim diye Akaid kitaplarını okuya­rak "Allah'a iman" kitabımı yayınladım.
       
      Ayetleri hadislerle tefsir ederken hata etmiyeyim diye hadis usulü kitablarını okudum. Beykuni'nin manzumesini terceme ve şerh edip ya­yınladım.
       
      Arapça sarf ve nahiv konusunda iki eseri yayına hazırladım.
       
      Kur'anda geçen kelimelerin Türkçe karşılıklarının da en yakın ve en güzelini bulmaya çalıştım. Kelime hazinemi iki dildede genişletmeye çalıştım ve Türkçe-Arapça Arapça-Türkçe lügat hazırlayıp yayınladım.
       
      Bütün bu hazırlıklardan sonra tefsir derslerine başladım.
       
      Rivayet ve dirayet tefsirlerini okuyup notlar aldıktan sonra konferans verir gibi derslerimi işledim. Haftada birgün (perşembe) 19.00-20.30 ara­sı bir buçuk saat diye başladım. Salon tefsir dersine gelenleri almaz hale gelince haftada iki güne çıkardım.
      Metodum: Önce ayeti ayetle tefsir etmek oldu. Sonra sünnete müra­caat ederek Efendimizin yorumlarını verdim. Ayetlerin nüzul sebeplerini öğrenip günümüzde o sebebe benzer olaylar göstermeye çalıştım.
       
      Firavun'un, Nemrud'un, şeytanın söyledikleri sözleri nakleden ayetle­rin tefsirinde günümüzde bu sözleri kimler nasıl söyler, nerede söyler bunları açıkladım.
       
      Ahkam ayetlerinin tefsirinde fıkıh kitaplarının açıklamalarını verdim. Çağımızın hukuki sorunlarına dikkat çektikten sonra İslam hukukunun üstünlüğünü örnekleriyle açıkladım.
       
      Tefsirin başına yararlandığım eserlerin fihristini çıkarmak içimden geçti. Ancak iki sahifelik makaleye elli eserin fihristini vererek okuyucu­nun önüne yem atar gibi işi istismar edenlere benzememek için, eserin içinde yararlandığım yerleri belirtmeyi tercih ettim.
       
      Dil olarak : Çocukluğumda çokça okuduğum Yunus Emre, Karacaoğlan çizgisindeki şairlerin şiirleri olduğundan ve yetiştiğim çevre az bo­zulmuş Orta Asya Türkçesi kullandığından herkes tarafından anlaşılır bir dil kullanmaya çalıştım.
       
      Atasözü haline gelmiş ayetlere dikkat çektim.
       
      Şairlerin şiirle tercüme ettiği ayetlerin tefsirinde bulabildiğim şiirleri aynen verdim.
      Sinesi "Sina" olan gönül sultanlarının uzun sözleri kısaltan misal ve hikayelerinden yararlandım.
       
      Başka sistemlere İslam'ı uydurmak için asılıp sündürülen ayetlerin gerçek manaları verilirken bâtıl sistemlere de gereken cevap verilmiştir.
       
      Batıl sistemlerin savundukları kötü fikirlerin daha önce şeytan, Fira­vun, Ad, Semud, Haman vs. tarafından söylendiğini isbat ederken, müslümanların kafirlere ait fikir ve felsefe kitaplarını okuyarak zaman israfı­na uğramamaları için Kur'anda bildirilen kafirlerin önderleri ile çağdaş küfür önderleri arasındaki benzerlikleri göstermeye çalıştım.
       
      Dünyada etkileri devam eden çağdaş müfessirlerimizden yararlan­dım. Ancak bu tefsir kitapları da yirmibeş sene öncesine aittir. Kur'ân ayetleri çağları yaratan Allah'a ait olduğu için her çağa hitap eder. Müfessirler ise çağının çocuğu olduğundan çağının kültür sütünü emdiğinden tefsirleri de çağlarına aittir. Çağları delebilen müfesirlerimiz eksik değil­dir. Ama azdırlar.
       
      Tefsirimde dinleyenlerimin ve okuyanlarımın ikibinli yıllarda İslam dünyasının öncülerinden olurlar ümidi ile tarihden felsefeye, Akaidden aileye, evlerin ve gönüllerin kapılarını çalma adabından devlet yönetme­ye, uluslararası hukukdan kurgu bilime kadar her sahada Kur'anın nuru doğrultusunda bilgi vererek ilmi dirayete medeni cesarete sahip insanlar olmalarını hedefledim.
       
      "Selefi" kardeşlerimizle "Sufi" kardeşlerimiz arasındaki ihtilafların, kullandıkları kelimelerde olduğunu öz'de ihtilaf olmadığını örnekleriyle açıklamaya çalışdım.
      Hukuki, Sosyal, Siyasal,Ekonomik, Ahlaki, Ferdi, Ailevi, Yönetim, Üretim Tüketimv.s. hastalıklarımıza şifa olur inancı ile adını "İsra suresi"nin seksen ikinci ayetinden ilham alarak " şifa tefsiri " diye isimlendirdim.
       
      Benimde sizden isteğim en az beş kişi toplayarak haftada bir gün tef­sir dersi yapmanızdır. Bu beş kişi eşiniz çocuklarınız olabilir. Dükkan komşularınız, daire, kışla, karakol herhangibir işyeri arkadaşlarınız ola­bilir. Bir dersde en az on ayetin tefsiri okunmalı ve amel edilmeli.
       
      Faydasının yaygınlaşması için dileyen her mümin, benden izin alma­dan yayınlayabilir. Hiç bir hakkı mahfuz değildir.
       
       Mahmut Toptaş Eylül-1992
        
       
          TAKRİZ
        
      BAB-I ALİ'DE BİR RAHMET PINARI
       
      İstanbul!..
       
      "Feth-i Mübini Gören" kutlu şehir!... "Şehri Şehrayin"!.... "Belde-iTayyibe"!...
       
      Osmanlı'ya ve İslam'a yüzyıllarca Payi Taht'lık (Başkentlik) etmiş, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin müjdesine mazhar olmuş, İslâmı bol, insanı bol beldemiz...
       
      Fatih Sultan Mehmet Han'ın İslam'a ve İnsanlığa Muhteşem Fetih ar­mağanı!....
       
      Ayasofya'da okunan Ezanı Muhammedi, kılınan ilk Cuma namazı ile açılan yepyeni bir çağ kapanan karanlık kapılar ve yıllar...
       
      Hepsinin anahtarı, remzi olan İstanbul:
       
      Cenab-ı Hakk'ın Rahmetini, lanetlenmiş Şeytan'ın vesvese ve iğvasının insanımızı çokça (mebzulen) kuşattığı tezatları ile de güzel olan renk­li olan İstanbul?

      Ve elif misali minarelerle, Kubbeleri ile İslamı içine sindirmiş, silue­tine (meczetmiş) Aziz İstanbul:
       
      Bu İstanbul şehrinde Allah-u Tealaa'nın (c.c.) lütuf ve nimeti ile Rah­metine talip olanlara üç yddır sanki çağlayan'dan boşalan bir Rahmet Pı­narı nasib olmaktadır.
          
      İstanbulumuzun Tarihi Yönetim Merkezi Bab-ı Ali'de Cağaloğlu Meydanında "Hak Kelamı", "Kitabullah" Yüce Kur-an'ı Kerim tüm hayatı Cenabı Hakk'ın c.c. lütfü keremi ile sanki bu görev için hazırlanmış -programlanmış- bir ER kişi, bir Alim kişi (MUHTEREM -KARAMANİ- MAHMUT TOPTAŞ HOCA'MIZ) tarafından gürül gürül tefsir ediliyor, salonu leba leb dolduran her yaş, her meslek ve her yöremizden du­yup gelen, koşup gelen yüzlerce mümin kişi tarafından "benzetmek gere­kirse "Asr-ı Saadet'deki Sahabe-i Kiram'ın ilgi hürmet ve edebi ile haftada iki gün bir buçuk saat (19.00- 20.30) çıt çıkmadan dinleniyor, izleniyor, ses ve görüntülerle teyp kasetleri ve videolara kaydediliyordu.
       
      Fakîr'de bu derslerin ilk günkü öğrencilerinden ve müdavimlerindendir. Bu nimeti bana nasib ettiği için Alemlerin Rabbı olan Yüce Allahımız'a daima Hamd ve Şükrederim.

      Bu derslere katılan izleyen, Rahmet pınarından aldığı nasible günün yorgunluğunu Hak Kelamı ile dindirip, zinde ve Huşu içinde Salon'dan ayrılan bütün kardeşlerim de aynı duygu ve düşüncelerini hamd ü senala­rını sürekli ifade etmektedirler.
       
      Bu kardeşlerimden biri (Abdurrahman Bey) bir Ders sonrası Eminönü-Üsküdar 21.05 Vapuruna yetişmek için Bab-ı Ali'den inerken "Aziz Kardeşim, Mahmut Toptaş Hoca Efendi'nin derslerini izlemeyi bana na­sib eden Rabbımıza şükürler olsun. Ne kadar bahtiyarım bilemezsiniz. Allah bağışlasın çok çocuklu bir babayım. Bugüne kadar, çocuklarıma benden sonra (Tüketemiyecekleri, elden çıkaramayacakları -Kalıcı- onla­rı Hakkın rızasına eriştirici, benim içinde Hasenat-ı Cariye olarak idame-i Hayat etmelerini temin edecek bir Miras bırakmak istiyordum. Düşünü­yordum, arıyordum, bulamıyordum. İşte Mahmut Hoca'mızın Derslerinde ben bunu buldum. İnşaallah bu dersler tamamlanır. Teyp kasetlerinden kitaplara dökülür, yayınlanır bende çocuklarıma, torunlarıma birer takım hediye ederim.. Bıraktığım tek mirasda o olur.
      Onlara: "İşte size Hakk'ın Kelâmı... Bilemiyordum, anlayamıyordum. Sakın ha demiyesiniz.. İşte bununla amel ederseniz dünyanız da ahiretinizde mamur olur. Etmezseniz bilinizki sonunuz uçurumdur, Cehennem­dir" derim artık, diye hissiyatını anlatmıştı. Bu samimi duygu ve düşünceler hepimizin ortak arzusu ve gerçekleşmesi için Yüce Mevlamıza arz ettiğimiz müşterek dua ve niyazımız idi.
       
      Tefsir dersleri önce haftada bir gün (Perşembe günleri) başladı. Salon izdihama cevap vermeyince haftada iki gün (Salı, Perşembe) klasik ders takrirlerinden ziyade samimi bir konferans üslubu içinde başladı ve öyle­ce devam etmektedir.
       
      Allah (c.c.) razı olsun (Karamani) MAHMUT TOPTAŞ Hoca'mız hizmet yılları içinde üslûbunda şekillenen her yaş, her meslekten ve her yöreden gelen insanımızın rahatlıkla anlamasına ve kavramasına imkân veren duru ve yaşayan "HAS" Türkçesi ile, dersleri izleyen öğrencilerle ilk günden itibaren kurduğu sımsıcak samimi ve yumuşak ilgi ve irtibad (diyalog) sayesinde akıcı ve yumuşak bir uslubla anlatması, Ayetleri tef­sir ederken günümüzden verilen örneklerle (zengin misallerle) süslemiş olması bu derslerin hiç değişmeksizin pür dikkat takip etmemize sebep olmuştur.

      Mahmut Toptaş Hocamızın konuya olan vukufu, Kur-an'ı Kerimi Tefsir Metodunda öncelikle Ayeti, Ayeti Celilelerle, Ayetleri Hadisi Şe­riflerle anlatması ve bunu prensib edinmesi özellikle şahsi kanaatlerini açıklamaktan -bana göre- demekten sürekli ve ısrarla sakınmış olması, gerektiğinde ve zaruret hasıl olduğunda bilinen Tefsir Ulemasının (Müfessirlerin) görüş ve eserlerine atıfta bulunması Mahmut Hocamızın Derslerine olan yoğun ilginin diğer haklı sebepleridir.
       
      Konferanslarda anlatılan Tefsirlerin kaydedildiği ses ve görüntü ka­setlerinin çözülerek yazılı sahifeler halinde dönüştürülmesi ve Hoca Efendi'nin yayın öncesi son kontrollerini yapabilecek konuma getirilmesi ve aşılan bu safhaların her biri bizler için büyük nimet ve bahtiyarlıktır.
       
      Hele bu gayretlerin tefsirlerin bir kitap olarak ciltler halinde bir kül ve takım olarak yayınlanmasına yönelik oluşunu düşünmek ve bu düşün­cenin ilk damlası (numunesi) -tadımlık örneği- olarak 1412 Ramazan'ı Şerifinde FATİHA SURESİ'nin ilk formayı teşkil edecek şekilde basılı olarak elimize ulaşmış olması şükürler olsun Cenab-ı Hakk'ın duamızı kabul buyurduğunun güzel alametlerindendir.
       
      Tefsirin yayınlanmış ilk formasında yer alan FATİHA SURESİ'ni okuduğumuzda yazılı metnin konferans salonundaki Hocamızın o güzel üslûbunu (özellikle her yaş, her meslek ve her yöre insanımızı sarıp sar­malayan kendisine has duru ve yaşayan Türkçesini) aynen yansıttığını görmekteyiz. Bu da kayıtların çözüm, yayma hazırlık, redaksiyon, ve kontrol merhalelerinin her birinin ayrı ayrı başarılı ve uyum içinde oldu­ğunu açıkça göstermektedir.
       
      Bab-ı Ali'den yükselen KUR-ÂN SEDASI ve bu sedadan kaynakla­narak yazılı metinler halinde elimize ulaşan ŞİFA TEFSİRİ Kur-an'ı Ke­rim'in vermek istediği ilahi mesajı öğrenmek, manasına nüfuz edebil­mek, yaşayışımızı ve ahlakımızı Kur-an çizgisi doğrultusunda yeniden şekillendirmek güzelleştirmek isteyecek kardeşlerimiz için 1400 yıl önce­sinden günümüze aralanan MUHTEŞEM BİR KAPI ve DAİMA BAŞ­VURULACAK BİR REHBER VE KAYNAK olacaktır. Olacaktır İnşaal­lah! Konferans salonu ne kadar büyük olsada, her salonun belli bir istiab haddi vardır. Bu sebeple konferansları belli sayıdaki izleyiciler takib ede­bilmiş ve bu Rahmet pınarından nasiplerini alabilmişlerdir.
       
      Şimdi yazılı metinlerle sahifelere, Sahifelerle formalara, formalar ciltlere ciltler kül ve takımlara dönüştükçe Türkiyedeki ve Türk dünya­sındaki kardeşlerimizle doğrudan, diğer kardeşlerimizin himmet ve gay­retleri ile diğer başka yabancı dillere çevrilirse (inşaallah) geniş insan topluluklarının ve müminlerin bu değerli Eser'den istifadeleri imkanı ve zemini hazırlanmış olacaktır.
       
      En büyük dua ve niyazımız Cenab-ı Hakk'ın (c.c.) Fadlı ve Keremi ile içinde bulunduğumuz feyizli ve bereketli Ramazanı Şerif hürmetine İnşaallah "Şifa" Tefsiri'nin: Yazılı bir Kül ve Tam Takım olarak kitap halinde basımının kısa süre içinde tamamlanmasını,
       
      Video ve teyp kasetleri ile gene takım olarak baştan sona sesli ve sesli görüntülü olarak takım halinde yayınlanması.
       
      Hocamızın anlattığının Hak Kelamı (Kelamullah) olması, nev'i şahsı­na has anadolu insanımızın hiç bozulmamış saffeti ile birleşince Mahmut Hoca uslubta tadına doyulmaz bir lezzet ve rayiha oluyor. Tefsirle ilgili intibaları öncelikle öğrencilerden (bizlerden) talep etmiş olması onun tevazuunun derinliğini ve yukarıda izaha çalıştığımız güzel hasletlerine bilhassa öğrenmek isteyenlere olan düşkünlüğüne somut bir örnek ol­maktadır.
       
      Muhterem Hocamız bugüne kolayca gelmemiştir. Cenabı Hakk'ın Oku! emrine uyduğu ilk günden Müellifi bulunduğu "Şifa Tefsiri" nin ya­yınlanmaya başladığı bugüne (1992'ye) gelene kadar (Hocamız 1947 do­ğumludur) tüm yaşantısı sanki bu büyük eseri hazırlamak için ilahi bir irade ile programlanmış gibidir. Mücadeleli ve başarılarla dolu hayatı ve daha önce yayınlanmış eserleri ve yurt sathındaki ilgi ile izlenen konfe­ransları dergilerde yayınlanan Makale ve Araştırmaları bunu teyid etmek­tedir.
       
      Vesileler insan hayatında çok önemlidir. Bizleri 1989 yılında Mah­mut Hoca ile Gazi Atik Ali Paşa Camii İmam-Hatibi Değerli Hocamız Ahmet Çakır Hoca Efendi tanıştırdı. Cenabı Hak ondan da razı olsun.
       
      Bab-ı Ali'den yükselen Ulvi Seda ve Takrir olunan Tefsir dersleri ile bir tek gün aksatmadan (1989 Eylül'ünden bugüne kadar) üç yıl -zaman zaman hasta halinde bile- bizleri Kur'ân Nuru ile aydınlatan Hak Kelamı ile buluşturup, kaynaştıran, manasına inmemizi kolaylaştıran tefsiri ile milletimize ve bütün insanlığa çok değerli paha biçilmez bir eser ka­zandırmış, Kendi Hasenat-ı Cariyesinede müstesna bir halka ve boyut ka­zandırmış bulunan MUHTEREM (KARAMANI) MAHMUT TOPTAŞ HOCAMIZDAN YÜCE MEVLAMIZ c.c. RAZI VE HOŞNUD OL­SUN:
       
      Mevla cümle hayırlı hizmetlerde onu daimi muvaffak etsin. Bizlerede öğrettikleri ile amel etmeyi nasib eylesin. Dualarımızı kabul buyursun. AMİN. (1412 ramazan 18,23 Mart 1992)
       
      Tefsir derslerinin ilk müdavimlerinden (öğrencilerinden)
      Av. Ahmed Ümid Aydınlar - ( ARAPKİRLİ DEDEBEKİROĞLU )
       
       
      BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
       
      Allah'a Hamd onun Rasulüne'de Salat ve Selam olsun. Allah'ın Rah­met ve merhameti Allah'a Rasulüne ve ahiret gününe iman edenlerin üze­rine olsun. (AMİN)
       
      Dedikten sonra önce kendim hakkında sonra da elinizde bulunan bu eser hakkında şunları söylemek isterim.
       
      Ben herhangi bir orta okulu bitirdikten sonra öğretmen okulunu, son­ra da İktisadi ve İdari Bilimler dalında bir yüksek okulda okudum. Kısa­cası daha önce dini bir eğitim ve öğretim görmedim. Yüksek okulda oku­duğum yıllarda dinime karşı ilgi duymaya başladım. Gerek arkadaşlarım­dan gerekse yazılı eserlerden dinimi öğrenmeye gayret ettim. Bunlar tali eserler idi. Daha sonraları Allah'ın Kitabı Kur-an'ı Kerimi öğrenmek, onun içinde neler olduğunu merak etmeye başladım. Tefsir kitaplarına il­gi duydum; işte o zaman önemli bir problemle karşılaştım. Bizim alimle­rimiz tarafından yaklaşık elli sene önce yazılmış tefsirleri anlamakda güçlük çektim veya hiç anlayamadım Tercüme tefsirlerden faydalanmaya gayret ettim. Ama şunu arzu etmekteydim. Şu anda bizim anlıyacağımız bir üslup ve dille yazılmış ve herkesin okuyabileceği ve okuduğunda ne söylenmek istediğini rahatlıkla anlıyabileceği, ülkemiz din bilginleri tara­fından yazılmış bir tefsirimiz olsun. Ve bize Allah'ın dinini; Peygamber (s.a.v.)in sahabeye anlattığı gibi anlatsın.
       
      Bu eserin müellifi hocamızın Salı ve Perşembe günleri tefsir dersi verdiğini öğrendim. Derslere de­vamlı olmasada uzun süre devam ettim. Şunu samimi olarak söyliyeyim sürekli tenkit gözüyle dinledim. Çünkü hocamla konuşma imkanım var idi. Hoşuma gitmeyen bir yanı olsada hocama söylesem dedim. Fakat derslerin çok güzel bir halk Türkçesi ile işlendiğini, özellikle menkibe ve İsrailiyat türü söylentilere yer vermeme, müsbet ilim ve keşiflere Al­lah'ın ayetlerini delil göstermeme konusundaki hassasiyetini takdir ettiği­mi belirtmek isterim. Çünkü bu hususlar ilk bakışda faydalı gibi görünsede dinimizin aleyhine olmaktadır. Bu önsözü yazmadan önce Fatiha Su­resinin tefsirini okudum. Hocamın anlattıklarını daha güzel bir üslup ile sözü fazla uzatmadan öncelikle ayeti ayetle tefsir edip daha somada sünnete başvurup, Peygamber efendimizin kendi yorumlan ile genişletmesi ayrıca sebeplerine gidip normal halkın anlayacağı misallere dayandırarak yazıya aktardığını gördüm.
       
      Allah c.c. elinizdeki bu şifa tefsirini okuyup anlama hususunda size gayret gözlerinize kuvvet versin.
       
      Salim Dereli
       
       
       BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
       
      Muhterem Hocam, evvela selam ve saygılarımı sunarak biraz da ken­dimden bahsedeyim. Ben doğu Anadolunun bir köyünde doğmuşum. On yıl somada İstanbul'a gelerek Beyoğlu semtine yerleştik. Otuzdokuz se­neden beride buradayız. Bunu yazmamdaki esas sebep hem doğu hemde batı anadolunun aile, çevre, dil ve din etkisini yaşamam. Hangisi iyi der­seniz, her iki tarafında iyi ve kötü yanları mevcut. Konumuz bu olmadığı için uzun uzun anlatmayacağım.
       
      Her iki tarafın ortak noktasına değinmek isterim. 1. Dini eğitimimiz tam olmadığı zaman yanlış ve kötü yollara sapmamız mümkündür. Müş­terek kötülüklerden bazıları şunlardır. İçki, kumar, yalan, hile, faiz, ha­ram kazanç, çıkar sağlamak, kendini üstün görme, başkasını aşağı görme, fakir zengin ayırımı gibi vs.
       
      Diğer bir ortak noktalarıda dini gericilik ile karıştırma, yeni ilimler­den uzakmış gibi düşünmeleridir. Ben liseyi bitiren bir kişi olarak, Din il­mini öncelikle ve ilimlerin en faydalısı ve en üstünü olarak görmeğe baş­ladım. Malımızın, evladımızın, işimizin, aşımızın en iyisi dahi olsa insan gerçek mutluluğu Din bilgisi olmadan farkedemez, anlayamaz.
       
      Bizlere arapçanın çok zor bir lisan olduğunu, Kur-an'ı Kerimin Türk-çeye ve başka dillere çevrilemeyeceği söylenmekteydi.Şimdi şunu gör-dümki Kur-an'ı Kerim kolay öğrenebilinir. Ben bu yaşlarda akşam Kur­an Kurslarında hamdolsun yüzünden okumayı öğrendim. Sizin meal, tefsir derslerinden de Türkçeyle pek güzel anlatılır olduğunu gördüm.
       
      Bu derslerden Allah'ı, Peygamberleri, Kitapları, Melekleri, Ahireti, ölümden sonrasını öğrendim. Bu dünya hayatımda nefsime, öfkeme, hın­cıma, kinime, hakim olmayı, varlığa, yokluğa sabretmeyi, fazlaca mala ve eşyaya bağlanmamayı, başkalarımda düşünmeyi ve eldekileri onlarla da paylaşmayı. Rızık korkusuyla yanlış işler yapmamayı ve düşünmeyi, Abdestin, namazın, orucun, zekatın, faydalarını öğrendim. Anne babamı­za iyilikte bulunmayı, çevremize, çoluk çocuklarımıza davranış şeklini öğrendim. Faydalarını görmekteyim. Beni Yaratan, yaşatan, her türlü rızıkla rızıklandıran Rabbimize karşı görev ve ibadetlerimi öğrendim. Hat­ta insanın, mü'minini, fasıkını, münafıkını, kafirini ve onların vasıflarını, miras ve evlilik hükümlerine kadar. Allah'ın mülkünde Allah'ın kanun­larının geçerliliğine kadar herşeyin Kur-an'da yazılı olduğu­nu öğrendim.
       
      İsterimki bütün insanlarda öğrensin, benim kadar mutlu olsunlar. Al­lah sizden ve bütün hocalarımızdan razı olsun.  ( Kuranı kerim şifa tefsiri , mahmut toptaş tefsir al , tefsir kitabı , şifa tefsiri , cantaş yayınevi , mahmut toptaş tefsir günlüğü , türkçe tefsir, 8 cit takım  )
       
       
      Nazım Önüt
      İstanbul Ticaret Odası Memuru

       


      Mahmut Toptaş 8 Cilt Kuranı Kerim Şifa Tefsiri kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789757621048
      MarkaCantaş Yayınları
      Stok DurumuVar
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.