• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      Mektubatı Rabbani, 2 Cilt

      Mektubatı Rabbani, 2 Cilt
      Mektubatı Rabbani, 2 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      110,00 TL
      İndirimli Fiyat (%50) :
      55,00 TL
      Kazancınız 55,00 TL
      3.3 3
      55.00 www.goncakitap.com.tr
      13,75 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al

               Stoktan Kargo 

      Kitap              Mektubatı Rabbani, Tam metin tercüme
      Yazar             İmamı Rabbani  (ra)
      Tercüme         Kasım Yayla
      Yayınevi          Merve Yayınları
      Etiket Fiyatı   110 TL
      Kağıt - Cilt      2.Hamur Kağıt - Ciltli
      Sayfa - Ebat   1.544 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı         2014
      ISBN               9789758524358


                     
                    MEKTÛBAT-I RABBÂNİ
       
      Mektubat-ı Rabbani; asırlardır ilgiyle okunan Kur’an-ı Kerim ve sünnetten süzülen İman, İslam, Ahlak Fazileti ve Tasavvuf Deryasıdır. Mektubatı Rabbani yeniden tercüme edilerek titiz bir çalışma sonucu sade bir dilde günümüz türkçesine kazandırılmıştır…
       
      Merve Yayınevi tarafından yayınlanan, İmamı Rabbani (ra) ın yazdığı, Kasım Yaylatercüme ettiği Mektubatı Rabbani kitabı nı incelemektesiniz. Mektubat-ı Rabbani kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
                                               
                        SUNU
      Ş
       
      Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salat-ü selam, O'nun ha-bibinin, yakınlarının ve arkadaşlarının üzerine olsun.
       
      İmam-ı Rabbani (k.s), Mektubat adlı eserinde; «Tasavvuf, şeriatın yardımcısı olup, şeriatın üçüncü aşaması olan ihlası elde etmeye yarar» buyuruyor. (Mektûbat; 1/97)
      Tasavvufun İslam toplumunda icra ettiği fonksiyon ve yerine bir göz attığımızda, üç husus öne çıkar;
      Bid'atlere, yani dine sonradan sokuşturulan hususlara karşı duruş,
      Ruhi mi'racı yükselişi yakalama,
      Tevhid dininin yayılışına yardımcı olma.
      Mücadele ve irşatdlarıyla kendinden sonraki asırlara yön veren
      İmam-ı Rabbani'nin (k.s) hayatına baktığımızda şunları görmekteyiz;
      İçinde bulunduğu asrın zulüm ve küfür saltanatına karşı tek başına mücadele edip, bu mücadeleyi kazanması,
      Şeriatı savunduklarını iddia edenlerle, tasavvufu savunanlar arasın­da süregelen münakaşalarda hakem olması ve çözüm önerileri ortaya koyması,

      Tasavvufa sızmış olan sapıklık, şirk ve ruhbanlık gibi pislikleri te­mizleyip, Tasavvufu İslam'ın sağlam ve sarsılmaz rotasına sokması,
      İnsanlar arasında yayılıp revaç bulan cahiliyyet âdet ve gelenekleri­ne karşı durup, onlarla savaşması.
      Bu mücadeleleri yaparken terbiyesine aldığı binlerce talebeleri ile, Hindistan ve Orta Asya'yı dolaşarak, onların İslam'ın saf, temiz tevhid inancı üzerinde kalmaları için gece gündüz çalışıp didinmiştir.

      Büyük veli İmam-ı Rabbani Hazretlerinin (k.s) büyük velilere, dostlarına, müridlerine ve arkadaşlarına yazdığı mektuplardan oluşan Mektûbat-ı Rabbani adındaki bu muhteşem eserin tercüme edilişi, bugün­kü okuyucuların anlayabileceği sade bir ifade ile Cenab-ı Hakk'ın yardı­mı ve o büyük velinin (k.s) ruhaniyetinin feyziyle sona ermiştir.

      Tercümede konuşulan dili esas aldık. Metne bağlı kalmayı esas ka­bul etmekle birlikte tefsiri mahiyette, metnin dışında açıklamalara da yer verdik. Ayrıca metinde geçen âyet ve hadislerin tahrici yapılarak hemen altlarında gösterilmiştir.

      Yaptığımız işin öneminin bilinci içinde tercümede elimizden gelen titizliği göstermeye çalıştık. Bununla birlikte çok başarılı olduğumuz id­diasında değiliz. Görülebilecek yanlışlarımızın ikaz buyrulmasına, tashi­hine imkan vereceğinden, müteşekkir kalırız. Kemâl Allah'a mahsustur.

      Mektûbat'ın tekrar Türkçe'ye çevrilmesi hususunda teşviklerde bu­lunan kıymetli büyüğüm Sayın Alaaddin Akyel Bey'e teşekkür borçlu­yum. Çünkü onun ısrarlı teşvik ve takipleri olmasaydı bu çalışma tamamlanamazdı.

      Bu zor ve hayırlı işi başarıyla sonuçlandırdığımızdan dolayı Yüce Allah'a (c.c.) sonsuz hamd ve senalar ediyor, eserde görülebilecek hata ve eksikliklerin okuyucularımız tarafından bağışlanmasını diliyoruz. Mektubatı imamı rabbani
       
      Kasım YAYLA
      Mumcuzâde Camii İmam-Hatibi
      Mısır El-Azhar Üniversitesi
      Usulid-din Fakültesi mezunu
      Kasımpaşa, 27 Nisan 1999
       
       
                GİRİŞ
       
      Aklı, zatının hakikatini anlamaktan aciz bırakan, sıfatlarına karşı dostlarının hayretler içinde kaldığı Allah'a Hamd olsun. Alemleri yaratıp, onda yüksek sanatını uyguladı. İnsanı yarattı ve kainattaki her şeyi onda tecelli ettirdi. İnsanı halife yaparak şereflendirdi ve her şeyden üstün kıl­dı. Onu insanların kurtuluşuna, ihtiyaçlarını karşılamaya, derecelerinin yükselmesine, istediklerini elde ederek en yüksek yakınlığa ulaşmalarına aracı yaptı.

      İnci misali dualar, eşsiz saygılar, selamlar; yaratıkların en şereflisi, varlığın en üstünü, her türlü zuhurata ulaşmış, efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) nın üzerine olsun. İki cihanın yaratılışında, bereket­lerinin yayılışında, feyizlerin saçılmasındaki yegane murad o dur.
       
      Ayrıca bu selamlar, saygılar,dualar onun yakın akrabalarına,
      Sohbetini tatmış, üstün meziyetlere nail olmuş arkadaşlarına,

      Bütün güçleriyle sünnetine tabi olan, onu yaşatan, tüm hallerinde onu gözetleyen, Allah'ın nimetlerinden tattırdığı, lütuflar ihsan ettiği, iç­lerini ve dışlarını güzel huylarla süslediği, kalplerini nurlandırdığı, ben­liklerini hikmetli hakikatlerle, cevheri surlarla doldurduğu, gözlerini basi­retle sürmelediği, maarifet kokularını koklattırdığı, onlara, saklı sırlarını anlayabilecek kalp ve ilim ihsan ettiği evliya kullarının üzerine olsun.
       
      Devamla,
       
      Güzel dizilmiş inciler gibi ortaya çıkan bu mektuplar, Gavs-ı Samedâni, kutbu Sübhani, Arif-i Rahmani, İmam-ı Rabbani'nin eseridir. Kendisi, irşad edici evliyalar halkasının ileri gelenlerinden, olgun insanların ön­deri, ilahi sırlara ulaşmış, Rahman'ı (c.c) tanıyan, Kur'an'ın ince ve kapalı sırlarını aralamış bir zattır. Muhammedi meşrebe ait veliliğin isbatıdır.
       
      İsa (a.s)'ın müjdelediği Peygamberlerin efendisinin (s.a.v) ismi ile isimlendirilmiştir. Sahibimiz, efendimiz, bizi tek ve ebedi olan Allah'a ulaştıracak aracımızdır.
       
       
      İsmi; Şeyh Ahmed b. Şeyh Abdül-ahad Serhendî.
      Soyu;   Farukî,
      Meşrebi; Nakşibendî,
      Mezhebi; Hanefî'dir.
       
      Uzaklarda ve yakınlardaki şöhreti; Müceddid-i elfi sanî'dir. (İkinci binin yenileyicisi anlamındadır.
       
      Allahü Teala sırlarını yüceltip, ruhunu ve kabrini nurlarla doldur­sun. Feyiz ve bereketinden, yüksek makamlarından, kullarının en şereflisi ve onun eşsiz yakınlarının hürmetine bizlere de hisseler ihsan eylesin.
       
      Bu cevherler, hayatta geçirdiği vakitler içerisinde delil istendikçe, peyderpey keşif ve malumatlarından oluşmuştur. Mektuplar, gönderile­cek kişinin kapasitesine göre gayb âleminden açığa çıkmıştır.
       
      Mektupların;
       
      Bir kısmı, dünyayı kötülemek,
       
      Bir kısmı, ahirette fayda sağlayacak, yüksek derecelere erdirecek amellere teşvik ve bunları sevdirmek,
       
      Bir kısmı, kıymetli nasihat ve vaazlarla beraber, bunların kabulünü sağlamak ve bir kısmı da, Şeriatın hükümlerini yerine getirmeye teşvik içindir.
       
      Mektupların bir çoğu da, Şeriatın gizli yanlarını beyan ederek, haki­katin ortaya çıkmasını sağlamak, Nakşibendi tarikatının kapalı yanlarını, inceliklerini açıklamaktır. Mektuplar, Peygamberimize (s.a.v) tabi olmakla kaynaklanan nurlardan, onun izinden giden ağacın dallarından, Pey­gamber (s.a.v) adâb ve terbiyesine sahip sofralardan bir araya gelmiştir.
       
      Resûlullah'ın (s.a.v) şu hadisi de bunu doğrulamaktadır;
      «Gizli hazine gibi duran öyle ilimler vardır ki, onu ancak Allah'ı ta­nıyan, bilgili ilim sahipleri bilebilir. Bu ilmi anlattıkları ve konuştukları zaman da, ancak Allah'a karşı kibirli davranan insanlar inkar edebilir.»
       
      Resûlullah (s.a.v), bir diğer hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır;

      «Kim bildiğiyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini de öğretir.»

      Yani hiçbir kimseden öğrenmeden, kitaptan almadan, direkt ilim, hikmet ve hibe sahibi Allah tarafından, kapıların açılmasıyla verilen bir ilimdir.
      Bu öyle bir ilimdir ki; evliyalar, ilham yoluyla Muhammed (as.a.v)'in iç âleminden bunu alırlar. İlham yolu ; tam bir keşifle yapılan nakiller, kalp temizliği, başkalarıyla değilde sadece Allah'la doğru, sami­mi bir iklişkidir.

      Kastalâni'nin Mevahib-i Ledünniye adlı kitabında ve diğer bazı hadis eserlerinde yer alan hadiste, Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur;
      «Rabbim bana sordu, fakat cevaplayamadım. Şekilsiz ve sınırsız olarak kudret elini iki omuzuma koydu.Ben bir serinlik hissettim. O anda, gelmiş gelecek ilmin hepsine kavuştum. Bana çok çeşitli ilimler öğretti. Bir kısım ilmi, benden başka hiçbir kimse taşıyamayacağından gizlemem için benden söz aldı. Bir kısım ilim için, beni serbest bıraktı. Bana Kur'an-ı öğretti ve Cebrail (a.s)'la onu müzakere (karşılıklı çalışma) yap­tık. Bir kısım ilmi ise, bilenlere ve bilmeyenlere ulaştırmam için emretti.»

      Bu hadisten anlaşılan şu ki; Avama ve havassa ulaştırılması emre­dilen Şeriat ve hükümlerini içeren ilimden başka, iki veya daha fazla ilim vardır. Ve Resûlullah (s.a.v), bunların hepsini hak olarak kabul ediyor.

      Gizlenilmesi emredilen ilim ise, Peygamberlik ilmidir. Bu ilmi pey­gamberlerden başka kimse taşıyamaz ve bilemez. Zaten Resûlullah'tan başka da peygamber gelmeyecektir. Peygamberin (s.a.v) serbest bırakıl­dığı ilim ise, velilik ilmidir. Bu ilim, Peygamberin (s.a.v) özel arkadaşla­rına açtığı, Şeriatın hakikatini ve içini, gizli saklı sırlarını ortaya koyan ilimdir. Peygamber'in (s.a.v), Huzeyfe'ye münafıkların tesbiti için öğretti­ği ilim budur. Onlar da bu ilmi ancak özel arkadaşlarına anlattılar. Ancak bu; doğru davranış, sağlam inanç, ihlasa bürünmüş salih amel, iyi niyyet, zikre, tefekküre devam ve Allah'la beraber olmakla devam edebilir.
       
      Allah dostu, hakikati bulmak için araştıranların sonuncularından Şeyh Abdülgani Nablusî de- Allah sırrını mübarek kılsın- bunu bu şekil­de anlatmaktadır.
       
      Ebû Hureyre (r.a), Buharî'de şöyle buyuruyor;
      «Resûlullah'dan (s.a.v) iki dolu kap aldım. Birini dağıttım . İkinci­sini ise dağıtacak olursam, boynumu koparırlar.» Yani; kafir oldum zan­nıyla beni öldürürler. Çünkü Şeriatin hakikati ve esrarıyla ilgili sözlerimi anlayamazlar.

      Bu durum, dini uygulamalarda ki bazı inceliklerin hakikatini ortaya çıkartan İmam Huccet-ül İslam Ebu Hamid Gazali'nin de başına geldi. Onu, dinden çıkmakla, zındıklıkla itham ettiler. Öyleyse, Allah'ın izniyle vakti gelinceye kadar, ehli olmayanlardan bunların gizlenmesi gerekiyor.
      Çünkü işler, vakitlerine bağlanmıştır.
       
      Şiir: İnsanın halleri, hallerinse vakti var,
      Zamanın vakitleri, vaktinse yeniliği var..
       
      Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği hadiste Peygamberimiz (s.a.v), Hazreti Aişe'ye (r.a) şöyle buyuruyor;
       
      «Kavmim şirke düşmeyecek olsa, Ka'be'yi yıkar, yere yapışık ya­pardım. Biri batıya diğeri ise doğuya bakan iki kapı koyardım. Hacer-ül Esvedden itibaren altı zira yükseltirdim. Çünkü Kureş, Ka'be'yi bina etti­ğinde alçalttı. Kavminde onu yeniden bina etmek tutkusu oluştuğundan onları halleri üzere bırak. Terk ettiklerinden dolayı başlarına geleni görü­yorum...»
       
      Resûlullah' in (s.av), fitne korkusuyla meşru bir işi yapmaktan nasıl vazgeçtiğini bu hadis göstermektedir. Hadis, fitne olmadığı zaman, bun­ların dışında işler yapmaya da cevaz veriyor.
      Önceki ulemanın saklamasına rağmen, sonradan gelen âlimlerin bu sırların ilmini tasnif edip yazmaları, başkası değilde ehlinin anlaması içindir. Anlatılanların dışında başka güzel maksatlar da mevcuttur. Bun­ları bu mektuplarda göreceksiniz. Bunları fazla uzatmadan anlatacağız.
       
      Mektuplar çoğalıp yayılınca yeryüzünün her köşesine dağıldı. Veri­len işaret ve emir gereği, İmam-ı Rabbani'nin ileri gelen üç arkadaşı tara­fından üç ciltte toplatılıp zamanın kucağına bırakıldı. Uzun müddet Farisi dildeki yazımıyla kaldı. Farsça bilenler ondan kana kana içiyorlar, onun incileriyle süsleniyorlardı. İlletli hastalığa düşenler ise, onun şifalı bitki­lerinden tedavi oluyorlardı.

      Farsçayı bilmeyenler ise, ağlayıp sızlansalarda ona ulaşamıyorlar, bu hususta çıkar bir yol bulamıyorlardı.
      Bu durum yıllarca devam etti. Âşıklar bundan hep mahrum kaldı­lar. Kitap Farsça ibareler içerisinde senelerce bekledi. Ona ulaşmak Kadisiye savaşından daha zordu.

      Ne zaman ki esere âşık olanların yoğun isteğini, etrafında hasretle dönen aşıkları, onun önünde düşüp bayılan saralıları, meydanın bu maka­mın süvarilerinden boş oluşunu gördüm, zaman akıp giderken mektupla­rın kapalı kalışını seyrettim, birden içime, Farisi denizinin kenarında du­rup bekleyen iki insanın arasını bulma ilhamı düştü. Arap yarımadasında­ki engelleri aşmak istedim. Zaten yaşım otuz olmasına rağmen, küçük­lükten itibaren bu dille aramda bir yakınlık mevcuttu. Fakat becerememe korkusuyla Arapça ilmine vukufiyyetimin zayıflığı, edebi sanatlara olan ilgimin azlığı sebebiyle kendimi ayıpladım ve dedimki;
       
      — Bu nasıl olabilir? Ne ordulardasın ne de yolcularda. O dille aranda bir yakınlık var ama, tatlı bir şekilde aktarmayı nasıl yapacaksın? Arap olarak doğmamışsın, Bağdat ve Kûfe'de de yaşamamışsın. Böyle insanlar, hadiselerin elinde oyuncak olup, yalnızlıkların derinliğinde kay­bolur ve yurtlarında Baykuşlar, kargalar Öter. Mahvolup gitmeye mah­kum olurlar. Geride kalanlarını da aşağılık ve zillet kaplar. Yüklerini sö­nen barakalarına taşırlar ama, o barakaların etrafında dolaşanlar bir şey elde edemezler. Kilisenin rahibi kalkar ve şöyle der;
       
      Senin bulmak için geldiğin göçebeler,
      Dün buradaydılar, ama şu an göçtüler...
       
      Onların yıkıntılarına başını dayayarak ağlar ve şu şiiri okur;
       
      Hayır, Kureş'in beytini haccedenlere yemin olsun,
      Çevresinden rüknünü dönenlere yemin olsun.
      Gözlerim kabilenin çadırını gördüğünde,
      Dostların ağlar yokluğun ızdırabında.
      Çadırlar, onların çadırları,
      Gördüğüm kadınlarsa, başka kadınlardı..
       
      Bir müddet sonra, lütuf ve çeşitli müjdeleri kendi toplayan Zattan bir işaret geldi. Bunun üzerine birkaç kez istihare yaptım. Sonunda yap­mak istediğim işte, gönlüm ferahladı. Allah bir işi dilerse, dilediği gibi olacağının farkındaydım. Fakat zamana ihtiyaç duyulması, murâdın oluş­masının şartlarındandır.
      Daha sonra kafaya koyduğum bu işi gerçekleştireceğim yere yönel­dim. Allahü Tealadan, mektupları toplayan üç zatın lütuflarıyla, dördün­cü olarak onların hizmetçileri olmayı diledim.

      Tercümede ikinci bir yol olarak, nakil yoluna girdim. Yani; daha güzel olacağı için, ma'na tarafına ağırlık vermek... Fakat birincisini, mümkün olduğu kadar lafzını koruyarak... Çünkü bu yol, her türlü şüphe­den uzaktır.

      Bu arada nakilde karşılığı bulunmayan bazı kelimeler getirdim. Gizli olanı açığa çıkarmak, kısa olanı tefsir, çoğul lafızları teke, tekil lafizları çoğula çevirmek, hazır olan lafzı gâib olarak getirmek veya bunun tersi gibi bir çok hususlar, giriştiğim bu işin gereklerindendir. Çünkü lü­gat ve ıstılahlardaki farklılıklar bunu gerektiriyor. Fakat bu durum, kitap­ta kaçamıyacağımız yerlerde nadir olarak karşımıza çıkacaktır. Bunlar da aynı nurdan alman kandildir. Karışıklığı gidermeye, vesveseleri önleme­ye çalışılmıştır. Tahmin ve kıyas yollu bir şey alınmamıştır. Bazı şeyler, tekrar tekrar geçse de faydalı ve yerleşik olsun diye yapılmıştır.
       
      Bu kitabı oku yan insaf ehli, adaletli insanlardan beklediğim; hatala­rımızı görmemezlikten gelmeleri, büyük yanlışları ise düzeltmeleridir. Çünkü, ancak Allah, düzeltilmekten münezzehtir.
       
      Şiir:  Seciyelerinin tümünden hoşlanılan kim ki,
              Ayıplarının sayılması, ok olarak yetmez mi?..
       
      Ayıplama ve töhmet altına sokmakta acele etmemek lazımdır. Çün­kü insanların ayıplarıyla meşgul olmak, düşük insanların adeti ve rezille­rin yoludur.
       
      Şiir:     
      Doğru sözlü nice ayıplayıcılar var,
      Çıkışları, sakat anlatıştılar...
       
      Özellikle ayıplamalar, kötü zanlar büyük zatlarla ilgiliyse çok dik­kat etmek lazımdır. Çünkü onların okları isabetli, etleri ise zehirlidir. On­larla uğraşanlar uğursuzluk kaplar. Onları öldürenler yaşayamaz, onlara atanlar ise, yerlerinden kalkamazlar.
       
      Şiir: Simsiyah karanlıktasın, gayemden uzak,
            Sense onu, düz ova sandın, yanılgıya bak...
       
      Eğer bir hususta kanaatin iyiyse, faydasını bulursun. Sana mübarek olsun. Aksi takdirde, şüpheli şeyi şüphesiz olanla değiştirirsin. İşleri ehli­ne ısmarla. Zira Allah (c.c), emanetlerin ehline verilmesini emrediyor.
       
      Şiir:   Gücünün yetmediğini terket bırak,
               Gücünün yettiğine el atarak...
       
      Çünkü her meydanın erleri vardır. Her yiğidin kendine has sözleri ve halleri mevcuttur. Kılıç kullananındır, darb-ı meseli meşhurdur. Şu şi­iri söyleyenin Allah hayrını versin;
       
      İçten şarkıyı dinleyemeyen,
      Şarkıcıyı levm eylemesin...
       
      Sana nasihat olarak, Şeyh Abdülgâni Nablusi'nin vaazları yeter. Al­lah, ruhuna rahmet edip, kabrini nurlandırsın. O zat şöyle diyor;
      — Büyük zatlardan herhangi birine sövmekten sakın. Kitap ve sün­netten öğrendiklerine dayanarak itikadda onlara muhalefet etme. Çünkü onlar, kitap ve sünneti, senden daha iyi bilirler ve anlarlar. Çünkü Allah, marifet nuruyla onların akıllarını nurlandırıp, ihlas ve yakîn sayesinde Peygamber'in (s.a.v) sünnetine fazlasıyla muttali kılmıştır.
       
      Ey miskin fakih;
       
      Midenin ve fercin şehveti ile meşgul iken, şer-i amellerin bir kıs­mıyla alakalı bir takım bilgiler edindin. Böylelikle kendini büyük âlim­lerden, basiret sahibi önceki bilginlerden sayıyorsun. Eğer nasihat istiyor­san, kendinde ilerdeki, sağlam himmet ehlinin işlerine burnunu sokma. Şahin kuşunun yediğini, serçe kuşunun yemesi nerede görülmüş? O, Şa­hin kuşu gibi büyük lokmaları yutamaz.
       
      Ayetler de bu manaya işaret edi­yor;
       
      «Her bir insan, içeceği kaynağı bildi.»
      «Sizin her biriniz için, şeriat ve yol tayin ettik.»
       
      Nablusi'nin sözleri kısa olarak bunlardan ibarettir.
      Bu büyük işe kalkışmak iyi oldu. Bana güzel nişanlar takan, iyilik­lere yönelmeme vesile olan zata hizmet edebildim.
       
      Saliklerin (manevi yolda yürüyenlerin) mürşidi, talebelerini terbiye eden, vuslat ehlinin önderi, ariflerin seçilmişi, Haremeyn-i Şerifeyn'nin (Mekke ve Medine) şeyhi, Makameynin imamı, Nakşibend-i Tarikatının koruyucusu, Ahmediye-i Müceddidiye'ye bağlılığını devam ettiren sahi­bimiz, efendimiz, mürşidimiz, Allah'a bizi ulaştıran büyük şeyh, Seyyid Ebu Abdullah Muhammed Salih b. Abdurrahman Zevavi. Allahü Teala, Cebrail'in indiği ceddinin hürmetine , kendisine derin fazlıyla, engin merhametiyle muamelede bulunsun.
       
      Amin!
       
      Şimdi hayırları ve cömertliği bize yağdıran Allah'ın yardımıyla işe başlayalım.
       
       
                      ÖNSÖZ
       
      Mektupları toplayan zat şöyle buyurdu.
       
      Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım.
      Hamd, onun razı olduğu şekliyle ve hamd edenler sayısınca âlemle­rin Rabbi olan Allah'a olsun.
      Salat ve selam, layık olduğu şekliyle zikredilen zikri, gafil olanların da gafleti süresince âlemlere rahmet olarak gönderilen zatın üzerine ol­sun. Ve yine onun muttaki, iyilik ehli yakınlarının ve mübarek arkadaşla­rının üzerine olsun...
       
      Devamla,
       
      Bu Mektubat-ı Kudsiyyenin birinci cildi, muhakkıkların, ariflerin kutbu, Muhammmedî veliliğin delili, Şeriat-ı Mustafa'nın savunucusu, İslamın ve müslümanların şeyhi, imamımız Şeyh Ahmed Faruki Nakşiben­di'ye aittir. Allah selamet versin. Amin!
       
      Bu cildi derleyip toplayan, sermayesi kıt, bu mübarek eşiğin üze­rinde en az oturanlardan Yâr Muhammed Cedid Bedhşî Talikani'dir.
       
      Mektupları bu şekilde kayıt altına almasındaki maksadı, Hakkı is­teyen talebelere faydalı olmaktır. Allah'a sığınarak ve ondan başarılar bekliyerek……  ( imamı rabbani mektubat kitap , mektubat kitabı , ucuz mektubat , mektubatı şerif 2 cilt , imam rabbani muktubat , mektubatı rabbani fiyatı, Merve yayınları mektubat  )



      Merve Yayınevi, 2 Cilt, Mektubatı Rabbani kitabı tanıtımı bitti.
      Diğer Özellikler
      Stok KoduMER 2.H. MEK
      MarkaMerve Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789758524358
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.