• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG ve PTT kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Minberden Gönüllere, 2 Cilt takım

      Minberden Gönüllere, 2 Cilt takım
      Görsel 1
      Fiyat:
      36,00 TL
      İndirimli Fiyat (%44,4) :
      20,00 TL
      Kazancınız 16,00 TL
      20.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

        Kitap                 Minberden Gönüllere
        Yazar                Şaban Döğen
        Y. Danışmanı    Metin Karabaşoğlu
        Yayınevi            Nesil Yayınları
        Kağıt  Cilt          2.Hamur Kağıt, Karton Kapak Cilt
        Sayfa  Ebat       543 sayfa,   13.5x21.5 cm
        Yayın Yılı          2011

       
       
      Nesil Yayınevi Minberden Gönüllere kitabını incelemektesiniz. Şaban Döğen 2 Cilt Minberden Gönüllere kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       

        Minberden Gönüllere Hutbeler Şaban Döğen

       
      Minberler İslâm tarihinin en kadim hakikat kürsüsüdür. İlk olarak, "Ben ancak bir muallim olarak gönderildim" buyuran Peygamber Efendimizin (a.s.m.) çıkmış olduğu bir kürsüdür minber. Dolayısıyla hatipler, Peygamberin bu kudsî emanetinin emanetçileri olarak, onun mirası olan Kur'ân ve iman hakikatlerini onun anlattığı şekilde ve üslupta insanlara aktarmakla da yükümlüdürler.

      Şaban Döğen Hocaefendi'nin çok sevilen eseri Minberden Gönüllere, işte bu yolda bir çabanın eseri.
       
      Bu kitap, farklı konulardaki hutbelerden oluşan muhtevasıyla, ümmetin dinini ahir zamanda diri tutmak için gayret eden manevî mücahitler için, bir başucu kitabı niteliğinde. Dinimizi insanlara nasıl anlatırım? sorusuna samimiyetle cevap arayan hatiplerimizin, bu kitapta bulacakları çok şey var.

      Dinin hakikatlerini minberden gönüllere aktarmak isteyenler için, bu kitap, hem bir rehber, hem bir reçete sunuyor.
       

           BU KİTAP NASIL YAZILDI?
       
       
      TARİH BOYU İLMİN yaygınlaşmasında büyük emekleri ge­çen devlet ve hükümdarlar, ilim adamlarına gereken değeri verdikleri için, onlardan ihtiyaç duydukları herhangi bir eseri yazmayı rica eder ve büyük mükâfatlarla da ödüllendirirlerdi. Bunun yanında, hiçbir talep olmaksızın ihtiyaç duydukları ko­nularda eser yazmayı hizmet telakki edenler de vardı.
       
      Minberden Gönüllere adını verdiğimiz, elinizdeki kitabın ka­leme almışında da, ikinci husus bizi harekete geçirdi ve bu eser bir manada on yedi yılda, diğer bir manada da bir iki ayda orta­ya çıktı.
       
      Evet, bu kitap ilk defa 1975'te yazıldı. Gerekli tetkik heyetle­rine gönderildi; fakat biraz daha olgunlaştırılması maksadıyla iade edildi. "Demek ben bunun üstesinden gelemiyorum" diye­rek ümitsizliğe kapılmadım. Yeni baştan yazmak için kolları sıvadım. Yazdıkça da basında neşrettiriyorduk. Beğeniliyordu da. Tamamlanışı 1980'i buldu ve yeniden tetkike gönderdim.
       
      Bir ara "Sohbet" köşesi yazan muhterem Ahmet Şahin Hoca okuyucuların sorusu ve talebi üzerine eserin neşredileceği yo­lunda bilgi verdi. Aradan geçen zaman içerisinde dosyamız ne basıldı, ne de iade edildi. İstanbul'a geldiğimizde akıbetini sor­duk. Maalesef kaybolmuştu. Yıllar süren emeklerimiz bir çırpı­da yok mu olmuştu şimdi? Ama Allah'tan tedbirli davranıp ça­lışmamızı iki nüsha yapmıştık. Kopyası bizdeydi.
       
      Aradan bir on iki yıl daha geçti. Hutbe kitabına duyulan ihtiyaç beni yeniden heyecanlandırdı. Onca birikimin hebaen mensur gitmesine gönlüm razı olmuyordu. Dokümanlarımı, önceden yazdıklarımı yeniden gözden geçirdim. Fakat o haliyle yayımlanmasını da uygun bulmadım. "Bismillah" deyip daktilo­nun başına geçtim. Bütününü ilk defa yazıyormuşçasına yeni­den kaleme aldım. Daktilom bile heyecanlanmış, tuşlar benimle yarışırcasına inmeye, adeta benden önce hareket etmeye başla­mıştı ve derken bu iki ciltlik eser —akşamları ve tatil günleri birkaç saat yazmak üzere— bir iki ay içerisinde vücut buldu.
       
      Bu hususu şunun için yazma gereğini duydum: Hiçbir emek zayi olmaz. Yıllar süren gayretler bir gün gelir, meyvesini verir. Yalnız sabretmek, mükemmele ulaşma gayreti içinde olmak ge­rekir. Çünkü sabır muvaffakiyetin anahtarıdır. Ümitsizlik ise te­rakkinin ayak bağıdır. İnsanın en iyi münekkidi de kendisidir veya öyle olmalıdır. Tekâmül, yenilenme, ancak bu gerçeklere kulak kabartmakla mümkündür. Daima iyiyi, mükemmeli ara­ma yolunda olan muhakkak bir gün onu yakalar. Böyle ide­allerimiz olmalı değil mi? İdeal, insanları yaşatan bir iksirdir.
       
      Eserin harika olduğu iddiasında değiliz. Ama günün ihtiyaç­ları çerçevesinde belli bir ihtiyaca cevap verebilecek özellikte ol­duğunu söyleyebiliriz. Minberden Gönüllereyi "Hatiplerle Başbaşa" başlığı altında işlemeye çalıştığımız esas ve prensiplere mümkün mertebe sadık kalarak kaleme almaya çalıştık. Tabii bunda ne derece başarılı olabildiğimizin hükmünü her şeyden önce okuyucularımız verecek.
      Eserin, sadece hatipler için değil, bu konuları merak eden herkes için faydalı olacağı ümidiyle sizi kitapla başbaşa bırakı­yoruz.
      Çalışmak bizden, muvaffakiyet Allah'tandır. ( minberden gönüllere hutbe kitabı  , mimberden hutbeler kitabı , 2 cilt minberden gönüllere hutbeler , nesil , şaban döğen hutbe kitabı , hutbeler şaban döğen  )
       
      ŞABAN DÖĞEN
       
       
                 HATİPLERLE BAŞBAŞA
       
       
      HATİPLİK BİR SANATTIR. Hatip; sözü yerinde, zamanın­da ve gereği kadarmca söyleyebilen kimsedir.
       
      Hatiplik göze bakıp kalbe hitap edebilme; insanları iyiye, doğruya, güzele sevk edebilme sanatıdır.
       
      Hatiplik bir çeşit mimarlıktır. Planlı ve düzgün konuşma­yı, söz taşlarını yerli yerine koyabilmeyi gerektirir.
       
      Hatiplik bir nevi doktorluk, psikiyatrlıktır; hassasiyet is­ter. Cemiyetin hastalığım iyi teşhis etme ve ona göre uygun ilaçlar sunmayı icap ettirir. Manevi hastalıklara yüzeyden ba­kılır, esasa, temele inilmezse sağlam tedavi de uygulanamaz.
       
      Hatiplik sosyologluktur. Muhatabın durumu; öğrenim, akıl, idrak, kültür seviyesi, ihtiyaçları ve günün şartları dik­kate alınmadan söylenen her söz, sergilenen her hareket fay­da yerine zarar getirir.
       
      Hatibin muhatabı toplumdur. Toplumda da cahilinden tahsillisine kadar her tabaka insan bulunur. Bu bakımdan onun işi zordur, "insanlara akılları seviyesince konuş"1 sırrınca herkese faydalı olabilecek, anlayabilecekleri bir üslubu seçmekle başbaşadır.
      Sözler ne bütün bütün basit, ne de anlaşılmaz olmalı; orta bir yol bulunup çoğunluğun istifade edebileceği bir yol takip edilmelidir.
       
       1İhyâu Ulûmiddin, 1:82.
       
      Hatip, muhataplarının psikolojilerini dikkate almak zo­rundadır. Cemiyete bu yönden bakıldığında manevi bir eroz­yonun varlığı hemen göze çarpacak, onanma ihtiyaç duyula­caktır.
       
      Evet, erozyon maneviyat cephesinde vuku bulmuş; ruhlar sersemleşmiş, akıllar bulanıklaşmış, gönüller karışmıştır. Hastalığın temelinde iman zafiyeti vardır. Eğer bir kimsede dinin emrettiği güzel faziletler görünemiyor, aksine dinin ya­sakladığı davranışlar kendini gösteriyorsa, bunu imanın za­yıflığından başka neyle izah edebiliriz? O halde yapılacak iş, Kur'an eczanesinden imanları kuvvetlendirici ilaçları alıp sunmak, insanları taklitten tahkike ulaştırmak, o iman sa­hiplerini iyi işlere yöneltmek ve bunda devamlılıklarını sağ­layabilmektir.
       
      Kur'an her asra baktığına göre hatip, bilhassa Kur'an'ın günümüze bakan yönlerini nazara vermelidir. Madem asrı­mız ilim ve fen asrıdır. Her söylenilenin akla, mantığa, ilme uygunluğuna önem vermeli, Kur'an ve hadise ters hikâye, ör­nek ve bilgiler vermekten şiddetle kaçınmalıdır.
       
      Mademki Kur'an akla, mantığa, hak ve hakikate dayan­maktadır. O halde ikna hedef alınmalı; anlatılanlar aklı, mantığı doyurucu bir muhteva içinde arz edilmelidir. Hiçbir delile dayanmayan mücerret iddialar şüphe uyandırır, fayda yerine zarar getirir.
      Aklın yanında kalbi de doyurmak ihmal edilmemelidir. İnsan sadece akıldan ibaret olsaydı, onu hedef almak yeterli olabilirdi. Hem aklı, hem kalbi, hatta hissiyatı tatmin etmeyi dahi gözden uzak tutmamalıdır.
       
      Kur'an ve hadiste yer alan, hayale varıncaya kadar birçok his ve duyguyu harekete geçi­ren, merakı, heyecanı hayra, müspete yönlendiren nice örnek bizim için bir ölçüdür. Sadece his ve heyecanlara hitap etmek de yanlıştır. Bu yolla insanları coşturmak mümkündür. Ama bu tip heyecanlar geçici olur. Ancak akıl ve kalbin doyumuyla birlikte verildiğinde tesirleri süreklilik, ciddiyet ve ehem­miyet kazanır.
       
      Hatibin en önemli vazifelerinden biri dinî atmosferin canlı tutulabilmesi için iman ve İslam'ın sonsuz ve tükenmez lezzetini tattırmak olmalıdır. Öğrendiklerinden mutluluk duyan her dinleyici, tekrar gelip dinlemeyi iştiyakla bekleye­cektir.
       
      Hatip, çeşitli ideoloji ve görüşlerin hâkimiyet kurmaya çalıştığı günümüzde, hiçbir şeye ihtiyaç duymayacak derece­de mükemmel ve ideal bir sistem olan İslam'ın ter ü taze ve daima genç kalan esas ve görüşlerini vermeyi birinci vazife bilmelidir. Ayet, hadis, İslam büyüklerinin görüş ve yaşayış­larına ve ilme dayandırılan her bilgi hedefe ulaşmış demek­tir.
       
      Dikkat edilecek hususlardan biri de şudur: Zaman ve şartlar İslam'a uydurulacakken, İslam'ı zamana uydurmaya kalkmak, onun ruh ve özüne ters düşen tavizlere girmek, "Hakkın hatırı âlîdir. Hiçbir hatıra feda edilmemelidir" haki­katini çiğnemek hizmet değil, hezimettir; İslam adına İslam'a işlenmiş en büyük bir cinayettir.
       
      İslam'ı zamana, şartlara adapte etmek yerine, bu şartları dikkate alıp Resûlullah'ın tebliğ metotları içerisinde hitap et­mek ise bundan tamamen farklı ve neticeye ulaştırıcıdır. Her şey, her yerde söylenmez. Her dediğimiz elbet doğru olmalı, ama her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. Bazen aksülamel yapar. Maksat netice almak, faydalı olmaksa, teb­liğ metotları çok iyi öğrenilmeli ve bunlara titizlikle uyulma­lıdır.
       
      Mademki, Resûlullah hem beşir, hem nezirdir, yani yer yer müjdeleyici, yer yer de korkutarak sakındırıcıdır, o halde gerek teşvik etmede, gerekse sakındırmalarda zaman ve iş­leme tarzı iyi ayarlanmalı, Ölçü muhafaza edilmeli, ifrat ve tefritten kesinlikle kaçınmalıdır.
       
      Cemaati herhangi bir kötülükten sakındırmak isteyen ha­tip, bazen öylesine mübalağaya girer ki, diğer bir haramı kü­çültmüş olur da farkında olmaz. "Ayakta bevletmek zina yapmak gibidir" örneğinde olduğu gibi. Bu sözleriyle hatip, güya ayakta bevletmeyi kötülemekte, ama zina gibi büyük bir günahı hafife almaktadır. Yine hatip nafile bir namaza teşvik ederken, "Falan yerde iki rekât namaz kılmak, insana hac se­vabı kazandırır" der. Oysa nafileyi yükselteyim derken, hac gibi farz bir ibadetin değerini düşürmektedir de farkında de­ğildir. Bunlar gibi mübalağalı, dengesiz ve ölçüsüz ifadeler genellikle kaçırıcı olur. Hâlbuki maksat ısındırma ve yaklaş­tırma olmalıdır.
       
      Bunu yaparken de güzel öğüt ve tatlı sözler kullanmaya dikkat etmelidir. Kur'an, "İnsanları Rabbinin yoluna hikmet­le ve güzel Öğütlerle çağır ve onlarla olan mücadeleni en gü­zel şekilde yap"2 buyururken bu önemli noktaya dikkatleri­mizi çekmiştir. Sert, kaba, kinci, ürkütücü ifadeler ve yüksek perdeden söylenen sözler daima zararlı olur. Cezbedici üslup kullanılmalı, tatlı ve yumuşak ifadeler seçilmelidir. Sivri ve şahısları hedef alır ifadelerden kaçınılmalı, umuma hitap edilmelidir.
       
      İslam'a ters düşen bir davranışın düzeltilmesi gibi hassas ve mühim bir vazifeyle baş başa kaldığımızda da tedriç me­toduna uyulmalı, zararları çok iyi dile getirmelidir. Buna mukabil yapılması gereken iyi davranışın da sağladığı fayda­lar bir bir anlatılmalı ve ona özendirmelidir.
       
      Anlatımlarda, "Şu haramdır" veya "Şu kötüdür" demek yeterli değildir. Haram oluşunun sebep ve hikmetleri, niçin kötü olduğunun önem ve incelikleri de izah edilmelidir. "Şu günahın şu kadar cezası var" şeklindeki ifadeler, cemaatin "Allah Gafûrü'r-Rahîm'dir" deyip vurdumduymazlığa git­melerine sebep olabilir. Oysa kötülüklerdeki ızdırap, sıkıntı ve acılar gösterilebilse, bu daha bir caydırıcı unsur olur.
       
      Hataları ıslah için, şefkat ve merhamet hissi esas olmalı­dır. Öfkeli ve kızgın tavırlar, uygunsuz kınama ve ayıplama­lar çoğu kere ürkütücü olur. Bazılarının hoşuna gitse de, ara­yış içerisinde olan insanlar kötü bir numuneyle karşı karşıya kalmış olurlar.

      Aslında unutulmaması gereken husus, başkalarının ısla­hından önce kendimizin ıslaha muhtaç olduğudur. Kendini ıslah edemeyen başkalarını nasıl ıslah edebilir? Anlattıkları­mızı herkesten önce nefsimize kabullendirmeli, sonra halka anlatmalıyız.

      Halkın çoğunun ehl-i tahkik olmadığı, hakikate doğrudan nüfuz edemeyecekleri, hakikati hakikat bilip kabul edemeye­cekleri, ancak hürmet, itimat ve hüsn-ü zan ettikleri, makbul gördükleri kimselerin sözlerine itibar edip onları taklit ede­cekleri hususu da bu noktadan önemlidir. Eğer hatip hal ve hareketleriyle hürmet ve itimat kazanamamışsa, ne kadar güzel şeyler de söylese tesirsiz kalır.
       
      Tesirli olmada dikkate alınacak en önemli nokta ise ihlâs sırrıyla hareket edebilmektir. Yani Hakk'ın rızası esas alın­malıdır. Tesiri yaratacak, muvaffak kılacak ancak O'dur. Bize ise sebeplere sarılmak düşer.
       
      Bu sebeplerden biri vazifemizin alabildiğine kutsi ve bü­yük olduğunu düşünmektir. İnsanlara hakkı, hakikati du­yurmak, birçok şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük bir hizmettir. "İyiliğe sebep olmak onu işlemek gibidir"3 hadi­sinde belirtildiği gibi iyilik işlemelerine sebep olduğumuz kimselerin iyiliklerinin bir misli de bizim defterimize yazıla­caktır. Vazifenin büyüklüğü onu şevkle omuzlamaya yeter.
       
      3 Müslim, İmare:133; Ebû Dâvûd, Edeb:115.
        
      Bu anlayış her şeyden önce bizde değişik bir atmosfer te­şekkül ettirecektir. "Bu hizmeti daha iyi nasıl ulaştırabilirim? Bu hakikatleri daha iyi nasıl aktarabilirim?" arayışı içerisinde hareket etmek, daha iyi, daha güzel metotlar bulmamızı, ge­liştirmemizi sağlayacaktır.
       
      Hutbeyi kitap okur gibi değil de, konuşur gibi okumamız ise dinleyicilerin ilgisini çekecektir. Bunun için hutbeyi ön­ceden birkaç defa okumamız gerekiyorsa niçin okumayalım?
       
      Hitapta, bağırır gibi okumaktan sakındığımız gibi mo­noton ifadelerden uzak kalmak, sesi yer yer alçaltmak, yer yer yükseltmek de hitabetin gereğidir.
       
      Kısa, özlü, vurucu ifadeler seçmek, hutbeyi uzatmamak daima tercih sebebi olmalıdır. Çünkü Peygamberimiz, hut­benin kısalığını hatibin ilim ve anlayışının delili4 olarak gös­termiştir.
       
      Bu kısa sohbetten sonra sizleri kitapla başbaşa bırakma­dan önce, biraz da cuma namazı ve hutbeyle ilgili bilgi vere­lim...
       
      1 Feyzül-Kadir, 2:457 (H. 2294).
       
       
        
      Nesil Yayınevi Şaban Döğen 2 Cilt Minberden Gönüllere kitabını incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789752699397
      MarkaNesil Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789752699397
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.