• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Süneni Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, 17 Cilt

      Süneni Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, 17 Cilt
      Süneni Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, 17 Cilt
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      1.250,00 TL
      İndirimli Fiyat (%52,2) :
      598,00 TL
      Kazancınız 652,00 TL
      4.5 20
      598.00 www.goncakitap.com.tr
      149,50 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
               Stoktan kargo 

      Kitap                Süneni Ebu Davud ve Tercümesi 
      Yazar                Ebu Davud Süleyman B. Eş’as Es-Sicistani 
      Tercüme           Necati Yeniel - Hüseyin Kayapınar
      Yayınevi           Şamil yayınları
      Kağıt - Cilt        1.Hamur beyaz - 17 Cilt
      Sayfa - Ebat     9.706 sayfa - 18x24.5 cm
      Yayın Yılı          2011
      ISBN                 2880000056874
       

      Şamil yayınları, Ebu Davud Süleyman B. Eş’as Es-sicistani tarafından yazılan Süneni Ebu Davud adlı kitabı incelemektesiniz.
      17 Cilt Süneni Ebu Davud hadis kitabı hakkında yorumları okuyup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satışı hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı.Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.Alak 1-2


       
      Peygamberimizden nakledilen 5.272 hadisi içine alır. 

      • Altı muteber hadis kitabının (Kütüb-i Sitte) üçüncü kitabıdır. 

      • Ahkâm hadislerini içerir.

      • Bazı hükümler bölümüyle konunun bütünlüğü açıklanır.

      • Hadisde ki anlayış farklılıklarını gözetip geniş olarak dile getirmiştir. 

      • Hadisleri rivayet edenler hakkında bilgi verilmiştir. 

      • Sika olup olmadığı bildirilmiştir.

      • Hadis başlıkları bablara göre düzenlenmiştir. 

      • Ebu Davud’da geçen hadisin, diğer hadisteki rivayetlerine, sıhhati hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. 

      • Hadisin fıkhı yönü, mezheplerin görüşü, delilleri de ele alınarak açıklanmıştır.

      • Türkiye’de neşr olunan hadis kitaplarının en geniş şerhlerindendir. 

      • Eseri, Necati Yeniel ile Haseki Eğitim hocalarından Hüseyin Kayapınar tercüme ve şerh etmiştir. Büyük üstat Mehmet savaş ile Prof. İsmail Lütfi Çakan tarafından redakte ve tashih edilmiştir.
       

              ÖNSÖZ
       
      Yüce dinimiz İslâmiyetin Kur'ân'dan sonraki en büyük kaynağı Sünnet­tir. Hz. peygamber (s.a.) in söz, fiil ve takrirlerinden ibaret olan sünnet asır­lar boyu müslüman âlimlerin üzerinde çalıştıkları, hizmetinde oldukları bir saha olmuştur.
       
      Rasûlullah (s.a.)in hadislerini ezberinde tutanların vefatlarıyla, Sünnet ha­zinesinin yok olmasını önleyip onun sonraki nesillere eksiksiz ve yanlışsız olarak aktarılmasını sağlamak için hadisler derlenip kitaplara geçirilmiştir. Bu kitaplardan özellikle altısı son derece ün kazanmıştır. "Kütüb-ü Süte" adıy­la anılan bu altı kitap Buhârî ve Müslim'in Sahih'leri Ebû Dâvûd, Tirmîzî, Nesâî ve tbn Mace'nin Sünenleridir.
       
      Şüphesiz müslümanların hepsi Arap değildir ve arapçayı bilmezler. Arap olmayanların da dinlerinin esaslarını kaynaklarında görmek ve sevgili Pey­gamberlerinin hadislerini okuyup anlamak en tabii haklan olsa gerektir. Onun, İslâmî ilimlerin diğer sahalarında olduğu gibi hadis sahasındaki bir çok eser de başka dillere, bu meyanda Türkçeye tercüme edilmiştir. İşte "Kütüb-ü Sitte"diye bilinen bu altı kitabın hepsi; izahlı ya da izahsız olarak ve bazıları birden fazla olmak üzere dilimize kazandırılmıştır. Biz de, Ebû Dâvûd Sü­leyman b. Eş'as es-Sicistani el-Ezdî'nin Sünen'ini terceme ve bazı yerleri biraz izah ederek Türk oku yucusuna hizmet etmeye çalıştık.
       
      Diğer hadis eserleri gibi, Ebû Davud'un Sünen'ine de selef âlimleri tara­fından çok değerli şerhler yazılmıştır. Ancak Arapçayı bilmeyen Türk oku­ yucuları bu eserlerden istifade edememektedir. Bizler aciz çalışmamızla bu şerhlerden hiç olmazsa bazılarını Türk oku rlarının önüne sermek için terceme ile yetinmeyip, hadislerle ilgili açıklamalarda da bulunduk. Onun için kitap bir Sünen-i Ebu Davut tercümesi değil, aynı zamanda şerhi hüviyetine büründü.
       
      Tercemede, Hattâbî'nin Mealimu's-sünen'i ile birlikte 1969 yılında Muhammed Ali es-Seyyid tarafından bastırılan beş ciltlik matbu nüshayı ele al­dık. Ancak daha sonra eser Mu'cemu'l müfehres li elfazıl hadîsi'n-nebevî'ye uygun bir şekilde düzenlendi.
       
      İzahlarımızda Kitabu'l-Menâsik'in 12. babının sonuna kadar Mahmud Mu-hammed Hattab es-Sübkî nin çok değerli eseri el-Menhelü'l-azbıı'l-mevrüd şerhu Sünen-i Ebî Davud'unu esas aldık.1 Hatta diyebiliriz ki bu eseri muh­tasar olarak terceme ettik, özetlemeye çalıştık. Böylece bu kıymetli eserden türk okuyucusunun istifadesini sağlamak istedik. Tabiatıyla, Menhel'i ol­duğu gibi terceme etmedik ama onunla da yetinmedik. Sünen'in matbu şerhleri Avnu'I-Mâbud ve Bezlu'l-Mechûd başta olmak üzere başka eserlerden de fay­dalandık.
       
      Menhel müellifi eserini tamamlayamadah vefat ettiği için kalan kısımda Menhel'in tekmilesi olan ve müellifin oğlu Emin Mahmud Hattab tarafın­dan yazılan "Fethu'I-meliki'l-ma'bûdtekmiIetü'I-menheli,I-mevrud"u esas almaya başladık. Ne yazık ki bu eser de tamamlanamamıştı. O da "kitabu'ttalak"ın sonuna kadar varabilmiştir. Geri kalan kısımda da Ebu Davud şerhle­rinden Avnu'l-mabûd başta olmak üzere birçok eserden istifade ettik. Bun­ların bir kısmını bibliyografya olarak takdim edeceğiz. Bazılarına da dipnotlarda temas ettik.
       
      Tercememizde şerhlerdeki izahları göz önünde tuttuk. Farklı anlayışlar varsa önce tercemeye esas aldığımız izahın sahibine daha sonra da diğer anlayışla­ra işaret ettik.
       
      Hadislerin, Mu'cemu'l-müfehres'i esas alarak diğer hadis eserlerindeki yer­lerine gösterdik. İtiraf edelim ki bunu yaparken Mu'cemu'l-müfehres'le ye­tindik, hadislerin hepsini tek tek yerlerinde tesbit etmedik.
       
      İzah kısmını genelde dört bölüm halinde ele aldık. İlk bölümde hadisin diğer hadis kitaplarındaki rivayetlerine ve hadisin sıhhati konusunda söyle­nenlere işaret ettik. İkinci bölümde hadisin anlaşılması bakımından izaha muh­taç yönlerini izaha çalıştık. Üçüncü bölümde hadisin fıkhı yönünü ve o konuda çeşitli mezheplerin ve âlimlerin görüşlerini verdik. Herbirinin delil­lerini ve karşı görüşte olanların bu delillere bakış açılarını ele aldık. Bunu yaparken bazan mezheplerin kendi fıkıh kitaplarına müracaat etmekle bera­ber genelde Sünen'in veya diğer hadis kitaplarının şerhlerindeki malumata dayandık. Aslında bunun bir kusur olduğunu kabul ediyoruz. Ama her mez­hebin görüşünü kendi kaynaklarından araştırmaya ne gücümüz ne de im ka­mınız el verdi. Onun için mezheplere nisbet edilen görüşler her zaman müftâbih olan görüş olmayabilir. Buna dikkat çekmeyi görev sayıyoruz.
       
       
      1. Menhel sahibi "Kitabu's-Savm"ı "kitabu'l-menasik,'ten öne aldığı için, "kitabu's-savm"ın  terceme ve izahında da öncelikle Menhel'den yararlanıldı.
       
      İzah kısmının son bölümünde HÜKÜMLER başlığı altında hadisin zahi­rinden çıkartılabilecek bazı hükümlere işaret ettik. Tabi bizim göremediği­miz başka hükümler elbette çıkacaktır. Bazı bölümlerin başında daha hadislerin tercemesine başlamadan o konu ile ilgili özet malumatlar verdik.
       
      Burada şuna önemle dikkat çekmek isteriz: Biz Ebû Davud'un Sünen'ini şerhetmedik. Böyle bir işin bizim gibi acizlerin altından kalkabilecekleri bir iş olmadığını çok iyi biliyoruz. Biz bulabildiğimiz ve gücümüzün yettiği kadarıyle selefin yaptığı şerhlerden tercemeler yaptık ve onları bir araya getir­meye çalıştık. Kendi kafamızdan birşey söylemedik, söylenenlerden bazılarını aktırdık. Bu çalışmamızla aynı eser üzerinde yapılacak değerli başka çalış­malara ihtiyaç bırakmadığımızı da düşünmüyoruz.
      Bütün kusur ve acizliklerimize rağmen, cüretimizin, niyetimizin hizmet olu­şuna hamledilmesini umarız. Eserin büyük bir bölümünün sayın Mehmet Sa­vaş tarafından okunup tashih edilmiş olması ve baş tarafa eklediği mukaddimenin yanısıra tamamının sayın Yard. Doç.Dr. İsmail Lütfi Çakan tarafından redakte edilmiş olması bizler için son derece sevindirici olmuş­tur. Değerli katkılarından dolayı bu çok kıymetli ilim adamlarımıza teşek­kür ederiz. Ayrıca Eserin neşri hususunda elinden gelen hiç bir fedakârlık ve gayreti esirgemeyen Şamil Yayınevi'nin sahibi muhterem Duran Kömürcü'ye ve diğer mensuplarına da özellikle teşekkür ederiz.
       
      Naçiz hizmetimizin Allah celle celalüh'ün rızasına muvafık olmasını ni­yaz ederiz. Hatalarımızın affını dileriz. ( süneni ebu davud kitap, ebu davud oku, sünen-i ebu Davut hadis kitabı, süne-i uebu davud, tercüme ve şerhi, süneni ebu davud tercümesi )
       
       
      Hazırlayanlar
       
       
       
                  SÜNNET, EBU DAVUD, SÜNENİ VE BAZI HADİS  ISTILAHLARI ÜZERİNE

       
                    MUKADDİME
       
      Âlemlerin Rabbına hamd ü sena;
      O'nun örnek kulu, sevgili resulü Hz. Muhammed Mustafa'ya âl ve ashabı­na selât ü selâm olsun...
      İslâm Kültürü demek olan s ü n n e t'in yazılı metinlerini ihtiva eden altı muteber hadis kitabının (el-Kütübü's-sitte) üçüncüsü Sünen-i Ebî Davud'un, eli­nizdeki tercüme ve şerhi dolayısıyla bu mukaddimede müellif, eseri ve bazı ha­dis ıstılahları hakkında mümkün olduğunca kısa bilgiler verilecektir. Ancak da­ha önce Sünnet üzerinde bazı temel tesbitlere yer vermek faydalı olacaktır.
       
       
      Sünnete Sarılmak
       
       
      Kurtarıcılığı kesin olan Sünnet'e sarılma konusu "el-İ'tisam  bi'I-kitab ve's-Sünne" adıyla hadis kitaplarımızda belli bir bö­lüm içinde tetkik mevzuu edilen fevkalade önemi haiz bir meseledir. Ne yazık ki, halkımız, bid'at ve hurafelerden; aydınımız ise yabancı şartlandırmalardan yakasını kurtaramadığı için bu konuda tam bir kargaşa hüküm sürmektedir. Sünnete sarılma, sünnet dışı uygulamalara karşı bağımsızlık ilanına bağlıdır. Bu da her türlü taassub, kültür sakatlığı ve aşağılık duygusu ürünü özentileri bir tarafa itmek ve "Ben Müslümanım" diyebilmekle mümkündür. Bu, hiç bir za­man kuru bir iddia olarak değil, şuur ve uygulama olarak ortaya konduğu za­man önem taşır.
       
      Sünnete sarılmak meselesi, aslında "hadisle amel" problemini ve bunun için de "fıkhu'l-hadis'in eğitim ve öğretiminin yaygınlaştırılması gereğini be­raberinde getiren bir meseledir. Yani işin, ilmî boyutu vardır. Sadece şeklî ola­rak sünnete sarılmayı şu yada bu şekilde giyinmekle veya hareket etmekle açık­lamak mümkün değildir.
      Hem tebliğ görevini yerine getirmek hem de sünnet'i gelecek müslüman ne­sillerin tetkik ve istifâdesine sunmak için ilk devir uleması sünnete ait verileri belli sistem ve disiplin içinde kitaplaştırmışlardır. Bu kitaplar asırlar boyu müs­lüman lar tarafından değerlendirilmiş, istifâde edilmiş ve tabiî olarak herbiri hak­kında bir hüküm de verilmiştir. İçlerinden altı tanesi Kütüb-i Sitte adıyla en güvenilir ve muteber hadis kitabı olarak benimsenmiştir.
       
      Bu altı hadis kaynağının tamamı bugün, şöyle veya böyle Türkçe'ye tercü­me edilmiş bulunmaktadır. Kitapsız, ilimsiz hiç bir dava yürümez. Böyle olun­ca Kitap ve Sünnete ait kaynaklan okumak onlara zaman ayırmak, üzerinde düşünmek, problemleri bu esaslar çerçevesinde halletme ihtiyacım duymak ve bu alanda ihtisas yapmış kimselerle istişarelerde bulunmak artık günlük hayat programımıza dahil olmalıdır. Milletçe kültür seviyemiz ancak böyle bir gay­retle ilerleme kazanabilecektir. Yabancı propagandaların tesiri altındaki kafa ve gönüllerimizi ancak böyle bir disiplinle aslî zemininde tutabiliriz.
       
      Şimdi sünnetin öğretim ve uygulaması konusunda müslümanlara büyük hiz­met vermiş ve bilhassa ahkâm hadislerini bir araya toplamak gibi farklı ve fev­kalâde bir hizmeti daha başlangıçta yerine getirmiş olan Ebu Davud'u ve onun baş eseri Sünen'ini tanıyabiliriz.[1][25]
       
       
      II. Müellif Ve Eseri
       
      Ebu Davud
       
      "İmam", "şeyhu's-sünne", "mukaddemu'I-huffâz" ve «Muhaddisu'l-Basra”  gibi unvanlara sahip olan müellif Ebû Davud, h. 202'de Sicistanda doğmuştur. Tam adı; Ebü Davud Süleyman b. el-Eş'âs b. İshak b. Beşîr b. Şeddâd b. Amr b. İmrân el-Ezdî es-Sicistânî'dir. Nisbelerinden birincisi kabile, ikincisi memleket nisbeleridir ve ittifakidir.   O'na, Sicistan kelimesinin bir çeşit kısaltması olan S i c z'e nisbetle e s - S i c z î denildiğine de rastlanılmaktadır.
       
      Ebu Davud'un Türk ve arab olduğuna dair iki ayrı görüş ileri sürülmekte­dir. Sicistan, Afganistan'ın güney kesimine düşen Afganistan - İran sınır bölge­si olarak Türk yerleşim bölgelerindendir. Ancak Ezd Kabilesi de Yemen'de meşhur büyük bir arab kabilesidir. Ebu Davud'un milliyeti hakkındaki iki ayrı değer­lendirme muhtemelen bu iki esasa dayanmaktadır.
       
      Ebu Davud'un büyük dedelerinden lmran; Hz. Ali tarafından Sıffin sava­şma katılmış ve orada şehid düşmüştür. Ağabeyi Muhammed el-Eş'as ise, Ebu Davud'a ilim yolculuklarında arkadaşlık etmiştir. Oğlu Ebu Bekr Abdullah meş­hur bir muhaddistir. Müellifimizin ailesi hakkında kaynakların verdiği bilgi bun­lardan ibarettir. [2][26]
       
      Çağı-Çevresi
       
      Ebu Davud'un yaşadığı çağ, özellikle hadis ilmi tarihi bakımından “altın çağ” kabul edilen hicri III. asırdır. Aslında bu çağ, islam medeniyetinin ve islâmî ilimlerin tam bir inkişaf ve gelişme gösterdiği, her dalda klasik ve temel eserlerin verildiği hareketli ve bereketli bir dönemdir. Adeta kuruluş merhalesinin bütün yönleriyle gerçekleştirildiği yeni ilmî faaliyetlere zemin hazırlandığı çağdır.
      Hadis ilmi açısından kütüb-i sitte müelliflerinin yaşadığı bir dönem olan hicri üçüncü asır, siyasî açıdan da Abbâsilerin hilâfet dönemine rastlamakta­dır. Ebu Davud, dokuz Abbasî halifesinin iktidarını idrak etmiştir.[3][27]
       
      Yetişmesi
       
      Ebu Davud, ilk bilgileri kendi yöresinin âlimlerinden aldıktan sonra, o günün ilim geleneğine uyarak ilim tahsili için Irak, Ceziretu'l-arab, Şam, Mısır gibi yörelere ve bu yörelerdeki ilim merkezlerine gitmiş ora­lardaki alimlerden hadis tahsil etmiştir. Onun uzun süre kaldığı şehirler arasın­da Horasan, Rey, Her at, Küfe, Bağdad ve Tarsus başta gelmektedir, ömrünün sonlarına doğru(h. 271-884'de) göçtüğü Basra'yı da bu arada saymak gerekir.
       
      Ebu Davud'un, gezdiği bu geniş yörede kendilerinden istifade ettiği hoca­lar kadrosu 300'Ü bulmaktadır. Bu rakamı tbn Hacer (852/1448), Sünen ve öteki eserlerinden tesbit etmiştir.[4][28]
      Bunlar arasından bilhassa Ahmed b. Hanbel, (241/855), Kuteybe b. Saki (240/854), Müsedded b. Müserhed (228/842), Said b. Mansur (227/841), Hen-nâd es-Seriyy (243/857), Ali b, el-Medînî (224/838), Yahya b. Main (233/847), Hayve b. Şureyh (224/838), Halef b. Hişâm (227/841) ve Amr b. Avn <225/839) zikre değer.[5][29]
       
       
      İlmi Şahsiyeti
       
      Hadisin fıkhı, illetleri, metin ve sened olarak taşıdığı hususiyetleri ilim şansıyen hakkında fevkalâde geniş bir bilgiye sahip olan "hadis mü­tehassısı" Ebû Davud'un ilmî şahsiyetini belli kriterlere göre şöylece tesbit ede­biliriz.
      İlmî Şahsiyet'in temelinde, günün şartlarına göre iyi ve etraflı bir tahsil aranır. Müellifimizi bu açıdan ele alacak olursak, hocalarının, o günün İslam dünyası­nın en muteber ilim adamları, olduğunu görürüz. Biraz önce verdiğimiz isimler bunun acık delilidir. Devrinin ilim merkezlerini gezmiş olması, gerek bilgi - görgü olarak, gerekse met od, uygulama ve kavrayış olarak onun ilmî kişiliğini bulma­sında fevkalâde müessir olmuştur.
       
      Bu durumu ve onun ilmî şahsiyetinin bir başka yönünü, çağdaşlarının mes­lektaşlarının ve hatta hocalarının ona yönelik değerlendirmelerinde görmek müm­kündür. Hocası Ahmed b. Hanbel'in, kendisinden atire ile ilgili hadisi yazmış olması; Sehl b. Abdullah es-Tüsterî (283/896)nin; "Resulullah'ın hadislerini ri­vayet eden dilini çıkar da bir öpeyim" diye takdir duygularını sergilemesi, devri ulemasının Ebû Davud'a gösterdiği yaygın itibarın iki ayrı göstergesidir. Onun hakkında ulemanın söylediği sena cümlelerine kaynaklar uzun uzun yer vermek­tedirler. Biz bu iki misali yeterli gördük.
      "İlmî Şahsiyet"in bir başka göstergesi ya da unsuru dikkatli bir araştırıcılık'tır. Bu acıdan bir hadisçi olarak Ebû Davud'un taklidden çok tahkik i benimsemiş elması, gerçekten engin ilminin belki de hakiki sebebidir. Bi'r-i Buza'a ile ilgili hadisin sonunda verdiği bilgi müellifimizin araştırıcılık vasfını yansıtan en güzel örneklerden biridir. O, şunları söylemektedir:
      "Ridamı kuyunun ağzına serdim. Sonra da onu karışladım. Tam altı zira' geldi. Bana bahçenin kapısını açan ve beni içeri alan kişiye, "kuyunun eski hali değiştirildi mi?" diye sordum.“Hayır”dedi. Suyun rengi bozuktu."[30]
      Ebu Davud bu sözlerini, Kuteybe b. Said'in, kuyunun en çok uyluklara en az baldırlara kadar su tuttuğuna dair açıklamasını kaydettikten sonra söylemek­tedir. O, rivayet ettiği bu bilgi ile yetinmeyip imkan bulunca kuyuyu bizzat ken­disi ölçmüş, durumu yerinde tahkik etmiş, suyunun renginin bozuk olduğunu tesbit etmiştir. Bütün bunları nasıl yaptığını da tam bir ilim namusu içinde tek tek anlatmaktadır. Yaptığı ise ve yöntemine itiraz kapısını açık bırakmaktadır.

      Ebû Davud'un bu tutumu, onun araştırmacılığının ve ilmî dürüstlüğünün takdir edilmesi gereken delilidir. İlmî bir titizliktir.
       
      O'nun ilmî şahsiyetinin bir başka unsuru da münekkidliği'dir. As­lında klasik devir hadisçilerinin müşterek özelliklerinin başında onların iyi birer rical ve metin münekkidi olmaları gelir. Bu, hiç şüphesiz meşgul oldukları ha­dis ilminin ana karakteridir. Süneni, Ebû Davud'un gerek tanıtım gerek tenkid olarak rical ve metin konusundaki hassasiyet ve ihtisasının örnekleriyle doludur.
       
      Ayrıca Ebû Davud'un araştırıcılık ve münekkidlik yönünü ortaya koyan gerçekten çok fazla tesbit ve şehâdet bulunmaktadır. Takdir ifâdelerindeki an­laşılabilir mübalağa unsurlarım dikkate alarak söyleyelim ki, bu şuhâdetler onun* ilmî şahsiyetinin bir başka unsuru olan ilmiyle âmil olma durumunu yani dini yaşayışını, vera ve takvasını da yeterince ortaya koymaktadır.
       
      “— Ebû Davud, Hadis ilminin hafızı, dini yaşamakta iffet, salah ve verâın doruk noktasında, bir hadis süvârisidir."
      “— Davud (a.s.)'a nasıl demir yumuşatılmışsa, Ebû Davud'a da Hadis il­mi öylesine kolaylaştırılmıştır."
      “— Hadisleri tahric eden ve sabit olanları malûl olanlardan, hatayı-sevabtan ayırabilendört kişi vardır: Buhâri, Müslim. Onlardan sonra da Ebû Davud ve Nesâî..."
      “— O, hadiste reis, fıkıhta reisdi. Heybet, saygınlık, salah ve takva sahi­bi; Ahmed b. Hanbel'e benzer biriydi."
      İlmî Şahsiyet'in en tartışılmaz göstergesi Eserdir. Şairin dediği gibi "Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz - şahsın görünür rutbe-i aklı eserinde." Bu nok­tadan hareketle Ebû Davud'u tetkik ettiğimizde, onun bilhassa Sünen'i ve diğer eserleri, müellifimizin ilmî kişiliğini yeterince ortaya koyacak nitelikte olduğu­nu görmekteyiz. Sunen'inin, kütüb-i sitte’nin üçüncü sırasında yer alması bu­nun açık göstergesidir.
       
      Bir ilim adamının eserine talebelerini de katmak elbette gerekecektir. Ebû Davud'un talebeleri arasında, Sünen'inin râvisi olanlara ilâveten, yine kütüb-i sitte müelliflerinden Tirmizî (279/892) ve Nesâî (303/915) ve daha bir çok meş­hur muhaddis bulunmaktadır.[31]
       
      Ayrıca Ebû Davud'un ilmî şahsiyetinin bir başka yönüne misal olarak bi­raz sonra nakledeceğimiz olayda da görüleceği gibi O, imarı istenen Basra'nın ihyasını sağlamak üzere orada oturmaya davet edilecek kadar ilmî şöhret sahi­biydi. Günümüzde nasıl kal kındır il m ak istenen yörelere birer Üniversite açma yoluna gidiliyorsa, o gün Basra'nın ihyası görevini yalnız basma Ebû Davud üst­leniyordu. O'nun Basra'da olduğunu duyan ilim talibleri ona gelecek ve böyle­ce şehir yeniden canlanacaktı, İlim ve ulemanın hem manevî hem maddî açıdan ihya ve ümran vesilesi olduğunu Ebû Davud'un şahsında görmekteyiz.
       
      Burada şuna da işaret edelim ki, Ebû Davud'un Basra'ya davet edilmesi olayı, aynı zamanda bizim medeniyetimizin temel Özelliğinin ilim olduğunu ve bu medeniyetin temelinde ulemânın tartışmasız bir yere ve role sahip bulundu­ğunu da gözler Önüne sermektedir.
       
      "İlmî Şahsiyef'in bir başka ölçüsü, âlimin, ilmin şerefine sahip çıkan bir genel tavır içinde olmasıdır. Bu da daha çok, ilmi kendi zemininde ve kendine has şartlar içinde, bilhassa yöneticilerin istismarına imkan bırakmayacak şekil­de yaymaya çalışmakla isbat edilebilir. Ebû Davud'u tam bir ilmî sorumluluk içinde görmekteyiz. Şu olay bunun en açık delilidir. Kendisine hizmet etmekte olan Ebû Bekr b. Câbir anlatıyor:
      Bağdatta Ebû Davud üe beraberdik. Birgün akşam namazını kıldıktan sonra kapı çalındı. Açtım. Bir de ne göreyim, bir görevli:
       
      Emir Ebu Ahmed el-Muvaffak geldi içeri girmek için izin istiyor, dedi. Dönüp durumu Ebû Davud'a bildirdim, îzin verdi. Emir girdi ve oturdu. Sonra Ebu Davud emire;
      Bu vakitte Emiri buralara getiren nedir? dedi.  Emir;
      Üç iş için geldim, dedi. Aralarında şu konuşma cereyan etti:
       
      Neymiş bunlar?
      Basra'ya gidip oraya yerleşmeniz. Dünyanın dört bir yanından ilim ta­libleri sana gelirler ve böylece Zenci baskınından sonra harabe haline gelmiş ve terkedilmiş olan Basra da şenlenir.
      Bu birincisi. İkinci iş nedir?
      Çocuklarıma “Sünen”i okutup rivayet etmeniz.
      Evet, üçüncüsü nedir?
      Sünen'i rivayet için bizim çocuklara özel bir zaman ayırman. Zira halife ve emirlerin çocukları halk ile bir arada olamazlar.
      İşte bu asla olmaz. Zira ilim konusunda yönetici de yönetilen de aynı­dır, eşittir.
      İbn Câbir demiştir ki, Emir'in çocukları diğer öğrencilerle beraber derse geldiler, ancak onlarla diğerleri arası bir perde ile ayrıldı.[32]
      Öte yandan Ebû Davud'un, ilmî hassasiyeti ve hakka bağlılığını, eşdost, akraba hatırı asla gölgeleyemezdi. Oğlu Ebû Bekr Abdullah hakkında "Oğlum Abdullah yalancıdır" demiş[33] onun hadiste güvenilir biri olmadığını açık şekilde ortaya koymuştur.
      Bu olaylar, büyük hadisçilerin aşağı-yukarı hepsinde görülen "hak yanlısı" olma ve 'Mümin şerefi"ni herşeyin üstünde tutma titizlik ve cesaretini göstermek­tedir. İlmî şahsiyetin en belli başlı gereklerinden biri belki de en önemlisi de bu tavırdır.[34]
      İlmi Şahsiyet'te, ilmî murakebe ve denetime rıza göstermek de önemli bir unsurdur. Bu açıdan müellifimiz aynı olgunluk içindedir. "Sünen'ini tasnif edince hocası Ahmed b. Hanbel'e arzetmiş ve onun denetimini sağlamış ve tasvi­bini almıştır. Günümüzde ilmî ve akademik çalışmalar nasıl İhtisas Jürileri ta­rafından tetkik edilir ve değerlendirilirse, geçmişte de ulemâ eserlerini, zamanın meşhur âlimlerine arzeder ve onların görüşlerini kendiliklerinden alırlardı. Bu, ilmi mes'ele edinmenin tabiî gereği ve sonucudur.
       
      İlmi Şahsiyet'te, ilmi murakebe ve denetime rıza göstermek de önemli bir unsurdur. Bu açıdan müellifimiz aynı olgunluk içindedir. "Sünen "ini tasnif edince hocası Ahmed b. Hanbel'e arzetmiş ve onun denetimini sağlamış ve tasvibini almıştır. Günümüzde ilmî ve akademik çalışmalar nasıl İhtisas Jürileri tarafın­dan tetkik edilir ve değerlendirilirse, geçmişte de ulemâ eserlerini, zamanın meşhur âlimlerine arzeder ve onların görüşlerini kendiliklerinden alırlardı. Bu, ilmi mes'ele edinmenin tabiî gereği ve sonucudur.
       
      Müellifimizin ilmi şahsiyetinde, mensup oldugu mezhebin de elbette bir payı ve yeri olacaktır. O'nu Hanbeli fakihi olarak gösterenler, O'nun Ahmed b. Hanbel ile olan yakın ve sıcak ilmî alakasından hareket etmişlerdir. Şafiî tabakâtında kendisine yer verilmiştir. Oysa, O'nun diğer hadisçiler gibi hiçbir mezhebin gö­rüşünü benimsememiş olduğu, başlı basma sünnetin fıkhı ile meşgul bir muhaddis fakih olduğu açıktır.35]Mekkelilere yazdığı mektubta, Sünen'ini tanıtırken her­hangi bir mezhebe mensubiyetini imâ eden herhangi bir beyânda bulunmamış­tır. Zaman zaman şu veya bu mezhebin görüşlerine yakın olması, aralarında paralellik bulunması, onun, o mezhebten olduğunu göstermez. Unutulmamalı­dır ki, hadisçinin mezhebi hadistir. Zaten Ebû Davud da sünnete uymakta selef anlayışı üzerindeydi. Kritik kelâmı konulara dalmaktan daima uzak dururdu.
       
      Ayrıca bize göre ilmî şahsiyetin bir diğer ölçüsü de meşgul olunan sabada belli terkib ve sonuçlara ulaşabilmek ve bu sonuçları genel değerlendirmeler ha­linde ifadelendirebilmektir. Müellif Ebu Davud bu noktada da fevkalade dik­kat çekici bir beyâna sahiptir. Beşyüz bin hadis arasından seçtiği 4800 hadis ile meydana getirdiği Sünen'i takdim ederken, "müslümanın dini hayatı için 4 ha­disin yeter" [36] olduğunu söylemiştir. Böyle bir sonuca varmak, konuyu bütün yönleriyle hazmedip temel noktalan yakalayabilme kabiliyet ve dikkatini, hazaketini gösterir. O, bu dört hadisi şöyle sıralamıştır:
       
      1. Ameller niyetlere göredir.
      2. Malayâniyi terketmesi kişinin olgun mü'min olduğunu gösterir.
      3. Kendisi için istediğini mü'min kardeşi için de istemedikçe kişi kamil mü'­min olamaz.
      4. Helal bellidir, haram bellidir. Aralarında şüpheli bazı işlerde vardır..."
       
      Daha sonra "medarı İslam" (= İslam ahkâmının üzerinde dönüp durdu­ğu esaslar) olarak benimsenecek olan bu değerlendirme, Ebu Davud'un ilmî Şahsiyeti'nin daha sonraki dönemlere de damgasını vurduğunu delillendirmektedir.
      Netice itibariyle tasnif devri müellifleri arasında fevkalade bir yere ve ilmi kişiliğe sahip olan Ebu Davud, sonraki dönemlerde de eserleri ve kişiliğiyle tak­dir görmüş muhaddislerden biridir. [37]
       
       
      Vefatı
       
      Müellifimiz Ebû Davud 16 Şevval 275 Cum'a günü Basra'da 73 yaşındayken vefat etmiş, cenaze namazını Abbas b. Abdilvâhid el-Hâşimî kıldırmış ve Süfyân es-Sevrî’nin kabri yanına defnedilmiştir. Rahmetullahı aleyh. [38]
       
       
      Eserleri
       
      Müellifimiz Ebû Davud'un bugün ismen bilinen 19 eseri vardır. Bunlardan 4 tanesi basılmıştır. Diğerleri ya yazmalarının mevcudiyeti ya da kendilerine yapılan atıflar veya onlardan yapılmış iktibaslar vesilesi ile ismen tanınmaktadır.
      Basılmış olan eserleri şunlardır:
       
      Sünen. Bunun üzerinde ayrıca durulacaktır.
       
      Risaletuhu fi vasfı kitâbı's - Sünen Zâhiriyye (hadis 347), yazma nüshası bu­lunan bu mektubu» M. Zahid Kevserî Kahirede 1369* da neşretmiştir. Ayrıca Muhammed Sabbağ da Advâu'ş-şeri'a mecmuasında (sayı 5,1394) tahkikli ola­rak yayınlamıştır. Daha sonra müstakil baskısı da yapılan bu mektubu, M. Sabbağ'ın tahkikinden yararlanarak tercüme etmiş bulunmaktayız. Tercüme bu mu­kaddime içinde yer alacaktır.
       
      el-Merasîl: Mürsel hadislerle ilgili olup Reisu'l-küttâb 145/2 ve Köprülü 294/2'de yazma nüshaları bulunan bu eser Kahire'de 1310'da basılmıştır.
       
      Mesailu'l-İmam Ahmed: Fıkıh konularına göre tertib edilmiş olan eser, Ahmed b. Hanbel'e tevcih edilen sualler ve cevapları ihtiva etmektedir. Reşid Rıza'nın tahkiki ile Kahirede basılmıştır. Daha sonra ofset baskıları yapılmıştır.
       
      Bunların dışındaki Ebû Davud'a ait eserler şöylece sıralanabilir:
       
      el-Mesâil, en-Nasih ve’l-mensûh, İcâbâtuhu an suâlâti Ebî Ubeyd Muham­med b. AH b. Osman el-Âcurrî, Kitâbu'z-zühd, Tesmiyetu ıhveti'l-Iezîne reva anhum el-hadise, Kitâbu'l-kader, Esiletün li Ahmed b. Hanbel ani'r-ruvât ve's-sikât ve'd-duafâ, Kitâbu’l-ba's ve'n-nüşûr, Delâilu'n-nübuvve, et-Teferrüd fi's-Sünen, Fedâilu'I-Ensâr, Müsnedu Mâlik, ed-Dua, ibtidau'l-vahy ve Ahbâru'l-Havâric.
       
      Bütün bu eserler içinden Sünen ve Sünen'in muhtevasını tanıtan Risale ilâ ehl-i Mekke diye de bilinen Ebû Davud'un mektubu, doğrudan bizi ilgilendir­mektedir. Diğer eserleri, muhtevaları Ebû Davud üzerinde yapılacak etraflı bir ilmî çalışma konusudur. Biz burada S ü n e n'i tanıtacak ve müellifin sünen hakkındaki mektubu­nun tercümesini vermekle yetineceğiz.[39]
       
       
      Sünen
       
      Ebû Davud'un Sünen'ini tanımak için öncelikle hadis edebiyatı içinde  sunen diye bilinen türü tanımak gerekir.
      Tarihî bir gerçektir ki, ilk devirlerden beri hadisciler a h k â m ve i' t i k a d ile ilgili hadislere ayrıca bir önem atfetmişlerdir. Yani hiçbir zaman bu iki konuya ait hadisleri meselâ târihî hadisler (meğâzî hadisleri) ile bir tut­mamışlardır.40]
      Bu genel tavrın bir neticesi olarak hicrî III. asrın ikinci yarısından itibaren hadisciler, sadece ahkâm hadislerini toplamaya yönelmişlerdir. İşte bu yöne­liş hadis edebiyatı tarihi içinde sünen'leri meydana çıkarmıştır.[41]
      Hadis edebiyatı çeşidi olarak sünen, taharetten vasiyyete kadar bütün fıkhı konulara dair hadisleri ihtiva eden eserlerdir.Bunları şöyle tarif etmek, de mümkündür: Fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş ahkâm hadislerini muhtevi kitaplardır.
      Sünen'Ier fıkhı görüşle telif ve tasnif edildikleri için, genellikle Hz. Pey­gamberin söz, fiil ve takrirlerini bize nakleden m e r f u' hadisleri ihtiva ederler. Mevkuf ve maktu’ haberlere pek yer vermezler.[42]
       
      Sünen'lerin muhtevalarını, ibâdât, muamelât ve ukûbât'tan ibaret saymak mümkündür.
       
      Bu mahiyette olmak kaydıyla sünen denilince ilk akla gelen, k ü t ü b – i  s i tt e'ye dahil olan s ü n e n'Ierdir. Bunların başında da, hiç şüphesiz. Ebû Davud'un S ü n e n'i yer almaktadır.[43]
       
       
      Adı
       
      Ebû Davud'un eserinin Sünen adını taşıdığında şüphe yoktur. Zira bizzat müellif Mekkelilere yazdığı mektubunda kitabını "Sünen" diye an­maktadır. Ulema da onun eserini hep Sünen olarak isimlendirmiştir. Kurtubî'nin tefsirinde "Musannef" demesi, telif sistemi itibariyle bir isimlendirmedir. el-Hâşimî'nin naklettiğine göre, Ebû Davud "Tarsus'ta 20 sene kaldım ve Müsned'i yazdım, 4 bin hadis topladım..." demektedir. Müellifin bu sözü de, kita­bını isimlendirmekten çok, ihtiva ettiği hadislerin genel karakterlerini belirtmektedir.[44]
       
      İlk mi?
       
      Ebû Davud'un ilk Sünen müellifi, eserinin de ilk Sünen olduğuna dâir beyânlar, mutlak olarak değil, bazı kayıtlarla kabul edilebilecek bir değerlendirmedir. Yani beş bine yakın ahkâm hadisini böylesine güzel bir tertib ile ilk kez Ebû Davud'un ortaya koyduğunu kabul etmek daha isabetli­dir. İlk Şârih Hattabî (388/998)'nin, "Din ümi alanında benzeri telif edilmemiş çok değerli bir kitap... Ondan önce bu işi yapanı ve onun arkasından ona ben­zer bir eser ortaya koyanı tanımıyoruz" sözlerini hep muhteva ve tertib açısın­dan ilk ve benzersiz oluşu anlamında almak lâzımdır. Sünen'in bu müstesna du­rumunu ulemâ pek canlı ifâdelerle anlatmaya çalışmışlardır. Meselâ Ebû Zeke-riyya es-Sâcî; "Allah'ın kitabı İslam'ın aslıı; Ebü Davud'un "Sünen"i ise İs­lâm'ın mesnedi (and) idir" demiştir.
       
      İbnu'l-Arâbî elindeki Sünen-i Ebî Davud'u işaret ederek,"din adına elinde Allah'ın kitabı ve şu kitaptan başka bir şey olmasa kişi, ilim adına hiçbir şeye muhtaç olmaz" demiştir.
      Hattâbî ise, Sünen'i tanıtan mukaddimesinde tarihî açıdan önemli bazı bil­giler de vererek şunları söyler:
       
      Ebû Davud'dan Önce, ahkâm, ah bâr, kıssalar, mevâiz ve âdâb gibi konu­ların tamamını içeren Camiler ve Müsnedler gibi geniş eserler vardı. Fakat sadece Hz. Peygamberin kavi, fiil ve takrirlerinden ahkam yönü ağır basan sü-nen'leri bir araya getirmeyi kimse düşünmemiş, böylesi bir özelleştirmeye, uzun ve karışık konular arasından ahkâmı özleştirmeye muktedir olmamıştır. Bu se­beple Sünen-i Ebî Davud, hadis imamları ve haber âlimlerince beğenilmiş ve dün­yanın dört bir yanından ilim talihleri Ebû Davud'a akın etmiş rihleler gerçek­leştirilmiştir.
       
      Gazzâlî de “müctehide ahkâm konusunda yalnız başına Sünen-i Ebî Da­vud yeter” demiştir.
       
      Sünen, müellifin büyük bir ihtimalle ilk eseridir ve Tarsustaki yirmi yıllık ikâmeti sırasında telif edilmiştir. 202'de doğan Ebû Davud'un 241'de vefat eden Ahmed b. Hanbel'e eserini takdim ettiği ve talebelerinden 6 kez baştan sona Sünen'i kendisinden dinleyenlerin bulunduğu göz önüne alınırsa, Sünen'in ilk eseri olduğunu kabul etmek gerekecektir. Bunun tabit sonucu da kırk yıla yakın bir süre Ebû Davud'un Sünen'i okuttuğudur. Zira kendisi 275’de vefat etmiş­tir. Vefat ettiği yıl kendisinden Sünen'i dinleyen talebeleri bulunmaktadır. Kırk yıl süre ile okutulan kitapta bazı çıkarmaların, takdim-tehirlerin ve hatta bazı ilâvelerin olacağı da bir başka tabiî sonuçtur.İleride işaret edilecek olan Süneni Ebu Davud nüshaları arasındaki bazı farkların bir sebebi de budur.
      Bu güzel kitap, müellif tarafından kaleme alınmış bir mukaddimeden yok­sundur. Müellifin kırk yıla yakın bir süre okuttuğu kitabına bir mukaddime yaz­mamış olması aslında insana garib gelmektedir. Ancak Buharî gibi diğer bazı müelliflerde de aynı durum görülmektedir.[45]  Ne var ki Sünen'den ayrı da olsa onu bize tanıtan müellifin kaleminden çıkma bir mektup elimizde bulunmakta­dır: Risale ila ehl-i Mekke.
       
      Günümüze kadar tam olarak Türkçe'ye çevrilmemiş olan Ebu Davud'un bu mektubunun tercümesini sunmayı Sünen'i tanımak bakımından lüzumlu gör­mekteyiz.[46]
       
       
      Ebu Davud'un  Mekkelilere Mektubu (x)
       
       
      Bismillahirrahmanirrahim
       
      Lâ havle velâ kuvvete illâ billahi' l-aliyy.
       
      Muhammed b. A bd il aziz el-Hâşimî anlatıyor:
       
      "Ebu Davud Süleyman b. el-Eş'as b. İshak b. Beşîr b. Şeddâd es-Sicistanî Meklelilere ve başkalarına yazdığı mektubu konusunda kendisinden bilgi isten­diğinde cevaben bize şunları yazdırdı:   
                                                     
      "Selamün aleyküm... Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamdeder ve her anıldığında kulu ve Resulü Muhammedi rahmetine ğarketmesini niyaz ederim.

      Allah bize ve size sıkıntısız ve sonunda hesap olmayan bir afiyet versin.
      Sizler Sünen isimli kitabımdaki hadislerin, sünen konusunda bildiklerimin en sahihi midir diye soruyor ve benden açıklamada bulunmamı istiyorsunuz.

      Sorularınızı dikkatle inceledim. Eserin tamamının; bildiğim en sahih ha­dislerden müteşekkil olduğuna emin olabilirsiniz. Ancak bir hadis iki ayrı sahih senedle rivayet edilmiş olur da birinin isnadı daha kuvvetli, diğerinin de râvisi hıfz yönünden daha ileri ise, bu durumda, çoğu kere hıfzı kuvvetli olanı tercih ettim. Kitabı mdaki bu tür hadisler on kadardır.

      Bir konuda birçok sahih hadis mevcud olsa da bir bab başlığı (terceme) al­tında bir veya iki hadis verdim. Böyle yapmasaydım kitabın hacmi büyürdü. Bu şekilde davranmakla kitaptan istifadeyi kolaylaştırmak istedim.

      Kitapta bir hadisi iki veya üç değişik senedle tekrar etmişsem, sebebi, fark­lı ve fazla bilgi ihtiva etmesindendir. Zira aynı konudaki herhangi bir hadis de­ğişik senedle rivayet edilmîş olmasından dolayı diğerlerinde olmayan daha fazla malumat ihtiva edebilir.
       
      Çoğu kez uzun hadisleri ihtisar ettim. Zira hadisi bütün uzunluğuyla ver-seydim, duyan ve okuyanlardan bazıları konuya ait hükmü belirleyen kısmı­nın neresi olduğunu bilemezlerdi. İşte bundan dolayı uzun hadislerin sadece o bablâ ilgili kısmını aldım.
       
      Süfyân es-Sevrî, Mâlik b.Enes ve el-Evzâî gibilerinin yaşadığı dönemdeki âlimler mürsel hadislerle amel ederlerdi. Bu anlayış Şafiî'ye kadar sürdü. O, mür-sel hadisleri delil olarak kullanma konusunda belli şartlar ileri sürdü. Ahmed b. Hanbel ve başkaları da bu konuSda Şafiî'nin görüşlerini benimsemişlerdir.
      Bir mevzuda, mürsel hadisin zıddına bir roüsned hadisin mevcud olmadığı veya müsned hadisin hiç bulunmadığı yerde, her ne kadar kuvvet bakımından müsned hadis gibi olmasa da mürsel hadisle ihticac olunur.
      Kitabımda metrûku'l-hadîs (yani hadisi terkedilmiş) râviden alınma herhangi bir rivayet yoktur.[47]
      Aynı konuda kendisinden başka, ona benzer herhangi bir hadis bulamadı­ğımdan dolayı m ü n ke r bir hadise yer vermişsem onun m ü n k e r olduğunu mutlaka açıkladım.
      Sünendeki hadisler çok azı müstesna îbnu'l-Mübarek ve Veki'in kitapla­rı nda mevut değildir. Çünkü bunların kitaplarındaki hadislerin ekserisi m ü r s e I'dir.
      Sünen'de Malik b. Enes'in Muvatta'ında yer alan bir miktar hadis bulun­maktadır. Aynı şekilde Hammad b. Seleme ve Abdurrezzak'ın Musannef'lerinde yer alan hadislere de rastlamak mümkündür. Öyle sanıyorum ki, Sünen(in bölümlerinde bulunan hadislerin üçte biri bile anılan kitapların hepsinde yer almış değildir.
       
      Elde ettiğim hadisleri düzenli bir şekilde te'lif ettim. Değişik bir tarikle yer almış olması durumu hariç, kitabıma almadığım bir sünnet (hadis) hatırlatıla­cak olursa, bil ki, o hadis değeri olmayan bir rivayetten ibarettir. Zira ben oku­yup öğrenmek isteyene karşı kitabın hacmi büyür (göz korkutucu olur) düşün­cesiyle hadisin bütün tariklerini vermedim. Kendimden başka da kılı kırk ya-rarcasına bir araştırmayla hadis toplayan (kitap telif eden) birini tanımıyorum. Ancak Hasenb. Ali eKHallâl ahkâma dair 900 kadar hadis toplamış ve yine ibnu'l-Mübârek de ahkâma dair Resûlullah'dan nakledilen hadislerin 900 kadar oldu­ğunu söylemiştir. Kendisine, Ebû Yusuf un 1100 kadardır, dediği hatırlatılınca da Îbnu'l-Mübârek; "Ebu Yusuf surdan burdan bir takım zayıf hadisleri de almıştır" şeklinde karşılık vermiştir.
       
      Kitabımda yer alıp da kendisinde şiddetli vehn (zayıflık) bulunan hadislere (geçtiği yerde) işaret ettim. Senedi sahih olmayanlar da bunlara dahildir.
      Hakkında bir şey söylemediklerim s a h i h t ir (i'tibar veya ihticac olunabi­lir). Eserimi ben değil de bir başkası telif etseydi, bu söylediklerimden çok daha fazlasını söyler, överdim.
      Bu öyle bir kitaptır ki Nebî (s.a.) den salih isnadla vârid olan (her) sünnet onda mevcuttur. Ancak hadisten çıkarılmış sözlere (hükümlere) pek yer veril­mez. Bunlar yok denecek kadar azdır.
      Kur'an-ı Kerim dışında insanların öğrenimine bundan daha çok ihtiyaç du­yacakları bir başka kitap bilemiyorum. Ve yine bu kitabı elde ettikten sonra başka bir hadis kitabına sahip olmadığı için ilmî bakımdan zarara uğrayacak bir kişi de tanımıyorum. Eser incelenip üzerinde düşünüldüğü ve ânlamayacahşıldığın-da onun değeri ortaya çıkacaktır.
      Fıkhı meseleler es-Sevrî, Mâlik ve eş-Şâfiî'nin meseleleridir. Topladığım ha­disler de bu meselelerin nassı (kaynakları)nı teşkil etmektedirler.
      Kişinin, bu kitapla birlikte Nebî (s.a.)'nin ashabının görüşlerine (ve uygu­lamalarına) da yer vermesi benim için memnuniyet vesilesi bir durumdur. Ayrı­ca Câmi-i Süfyân es-Sevrî gibilerini elde etmesi de yerindedir. Zira Süfyân es-Sevrî'nin Cfimi'İ ulemânın ortaya koyduğu camilerin en güzelidir.
       
      Sünen'e aldığım hadislerin büyük çoğunluğu meşhur hadislerdir. Bunlar ha­di s(le ilgili eser) yazan herkesçe de meşhurdur. Ne var ki, bu hadisleri temyize her âlim muktedir olamaz. Bu hadisleri seçmiş olmak övünmeye değer. Zira Mâ­lik, Yahya b. Said ve hadis ilminin diğer otoritelerinin rivayeti de olsa, ğ a r î b hadisle ihticac olunmaz. Herhangi bir adam ğ a r i b hadisle delil getirse bile, bu konuda kendisini ta'n edecek, aleyhinde konuşacak kimseler çıkar. Ha­dis ğ a r î b, şâ z z olduktan sonra, kendisiyle (önceden) delil getirilmiş diye, hükme esas alınamaz.
       
      Meşhur, muttasıl ve sahih olan hadisi reddetmek kimsenin haddi ve hakkı değildir, İbrahim en-Nehaî şöyle der: "Âlimler ğ a r i b hadisi hoş karşılamazlardı." Yezid b. Ebî Habib de şunları söyler: "Hadis duyduğun zaman yitiğini ilân ettiğin gibi onu ilân et. Şayet hadis olarak bilinirse ne alâ, değilse, at gitsin."
       
      Sünen'de yer alan hadisler içerisinde mürsel ve müdelles gibi muttasıl olmayanlar da vardır, Muhaddislerin büyük bir çoğunluğu nezdin-de sahih hadisin bulunamadığı yerde; el-Hasen'in Câbir'den, yine el-Hasen'in Ebû Hureyre'den, el-Hakem'in Miksem'den (rivayetleri gibi) m ü r s e l hadis­ler m u tt a s ıl muamelesi görür. Fakat Ebû İshak'ın Haris'den, Hâris'in de Ali'den rivayetine gelince (ki Ebu İshak Hâris'den dört hadisten başkasını duy­mamıştır) bunlar arasında tek bir m ü s n e d hadis yoktur. Bu tür hadisler Sü­nen'de gerçekten pek nâdirdir. O kadar ki Haris el-A'ver’in, Sünen'de sadece bir tek hadisi vardır, onu da son anda yazmış bulundum.
      Durumu bilmeyense bizim sahih hadisi terkedip onun yerine illetli hadisle­ri aldığımızı söyler (söyleyecektir).
       
      Sünen'e sadece ahkâm hadisler'ini aldım. Z ü h d ve amellerin faziletleri ve diğer f e z a i 1 ile ilgili konuları işlemedim. Eserde mevcud 4800 hadisin tamamı ahkâma aittir. Zühd, faziletler ve diğer konularda bir çok hadis bulunmasına rağmen onları kitaba almadım.
      Ve's-selâmu aleyküm ve rahmetu’llahi ve berekâtuh Ve sallellahu alâ seyyidina Muhammed ve alâ âlih...[48]
       
      Muhtevası
       
      Mısır, Mezopotamya, Mağrib ve islam dünyasının bir çok bölgelerinde başlangıçtan beri muhtelif mezhep âlimlerince standart bir hadis kitabı olarak hüsnü kabul görmüş ve çokça okunmuş olan EbÛ Davud'un Sünen'i, Concordance diye bilinen el-Mu'cemu'l-müfehres li elfâzı'l-hadsi'n-Nebevî'ye göre 40 kitap (bölüm) ve 1889 babtan meydana gelmektedir. Müelli­fin kendi ifâdesine göre toplam 4800 hadis ihtiva etmektedir. Muhammed Muhyiddin Abdülhamid neşrine göre ise, bu rakamlar şöyle değişmektedir: 35 kitap (bölüm), 1871 bab ve 5274 hadis.[49] Aşağıdaki listede de görüleceği gibi, luka-ta, huruf ve mehdi bölümlerinin bab'lan bulunmamaktadır. 50]
       
      Kitap ve Babları
       
      M. Muhyiddin Abdülhamid neşri ile Concordance'ın vcrdiği kitap ve bab isim ve sayılarının farklı olduğunu belirttik.Şimdi bu farkı bir liste halinde göstermeye çalışacağız. Zira Sünen'den istifade edecek olanların bu durumu bilmelerinde büyük fayda vardır.[51]




      Şamil yayınları, Ebu Davud Süleyman B. Eş’as Es-sicistani tarafından yazılan Süneni Ebu Davud adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok KoduŞam Sün Eb Dav1
      MarkaŞamil Yayınları
      Stok DurumuVar
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.