• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG ve PTT kargo dur. 

      Bu TAM KAPANMA SÜRECİNDE ürün sevkiyatımız devam edecektir. Kargo Çalışmaktadır.

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Tam Envarül Aşıkin, Aşıkların Nurları

      Tam Envarül Aşıkin, Aşıkların Nurları
      Tam Envarül Aşıkin, Aşıkların Nurları
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      110,00 TL
      İndirimli Fiyat (%47,3) :
      58,00 TL
      Kazancınız 52,00 TL
      58.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

       Kitap              Tam Metin Envarül Aşıkin - Aşıkların Nurları
       Yazar              Yazıcıoğlu Ahmed Bican
       Tercüme         M. Faruk Gürtunca
       Yayınevi         Huzur Yayınevi
       Kağıt - Cilt      Şamua - Lüks Bez cilt
       Sayfa - Ebat   952 sayfa - 17x24 cm büyük boy
       Yayın Yılı        2018

       
       
      Huzur yayınları, Yazıcıoğlu Ahmed Bican tarafından yazılan, Envarül Aşıkin Aşıkların Nurları adlı kitabı incelemektesiniz.
      Envarül Aşıkin Aşıkların Nurları kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       



      BİSMİLLAHİR RAHMÂNİR RAHÎM

      (Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adı ile)


       
      Hamdolsun o âlemlerin PADİŞAHI Allahü Tealâ'ya ki kendi zatını, kendi ef'alini (kendi işlerini) faziletli, en ustun delil ve işaretlerle BİR'leyip TEK'liğini, vahdaniye­tini ispat eyledi. Ve kendisini bütün o delillerin yüzüy­le, bütün veçheleriyle- yüce sıfatın en noksansızlıkları ve kemali ile örneksiz ve tek kıldı.
       
      O Alemlerin Padişahı, kendisinin, gizliliklerin en şü­mullü, en kavrayıcı mânası ile bilinmesini diledi. Bundan sonra halkı yarattı ve onlara tecellilerin, belirliğin en gü­zeli ile bilişlik yerdi.
       
      O'nun BÎR'İiğine, VAHDANİYETİ'ne her şey, vücut­lar, gövdeler, tenler, ruhlar, canlar, nefisler meydana ge­lişlerinin, yaratılışlarının en güzel şekilleriyle, şeriat hü­kümleri ve gerçekliklerle delildir, burhan ve nişandır. Tâ ki tamam lûtfunun rahmeti, kerametlerin sonsuzluğu ile alemlere yetişsin. Ve tâ ki bütün âlem, kendisinin yüce­liklerini aşikâr mertebelerde, makamların iktizasına, ge­reğine göre görsün.
       
      Ve hem de minnet O Padişaha, O yücelerden yüceye ki âlemlere en düzgün- en açık işaretle müjdeci (beşîr) ve insanlara Allah yolunu gösterici (nezîr) olsun diye MUHAMMED MUSTAFA (Sallâllahü Aleyhi ve Sellem) Hazretlerinin üzerine kitab indirdi.
       
      Ve hem de insanları doğru yola, Hak yola kılavuzlamak ve hidayete erdirmek için, o kitabın güzel beyanım ve mânasını en açık, en vuzuhlu ibarelerle bildirdi. Tâ ki zâtının kudsî serâperdesini, yüce otağını en güzel şekil­de gösterip onları hidayete erdirsin diye.
       
      Ve o da Allahü Tealâ'nın tecelli eden yüksek sıfatla­rının şimşek aydınlığına mücahade ve gazveleriyle, irşat eyledi.
       
      Hak Teâlâ ona Gayb bilgilerinden mucizeler izharı ile vahiyde bulundu. O'nu insanlara, cinlere rahmet için dâvetçi kıldı. O da halkı Allahü Teâlâ Hazretlerine davet etti. Bu dünya halkı eğri yola sapmış, dalâlet içinde kal­mışken İslâm çerağnı, Müslümanlık ışığını yaktı ve HAK YOLU'nu hidayet'in yüceliği ile gösterdi.

      Hak Teâlâ da, Arasat'ta, o mahşer yerinde, en belir­li bir tecelli ile yüzünü kullarına açmak, göstermek için Hazret-i Muhammed (S.A.V.) 'in kendisini uzun uzun an­latmasını diledi. Kullarına Âdin Cennetlerini (Uçmak me­kân ve bahçeler nimetleri ile) ihsan eyledi. Ve müminle­ri Cennet içinde en güzel dileklerle ebedî kıldı.
       
      Böyle olunca, bizim Ölümümüz hayattır. Salâtımız, Al­lah'a ibadet ve Resûl'e salâvatın en şereflisi ile selâmdır. Bu selâm- hayır duaların en keremlisi ile Resul (S.A.V.)'in âl'ine ve ashabına da birlikte olsun.
       
      Ama bu duadan sonra bilinmeli ki Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri, yüce ruh ve Ahadiyetin, Allah'ın BİR'liğinin sırrı olan Hazret-i Muhammed (S.A.V.) Ceberut ve Melekût âleminde ilk önce peyda olan bir cevherden yarattı. Ondan sonra da kâmil ruhları, her tarafı kapla­yan faziletli can ve nefisleri yarattı. Ve onları, GAYB âleminin hakikatlerini ele geçirmek için sübhanî sırların vahyi ile davet etti. Sonra da kâinatın şekli meydana çık­sın diye mümkünü olan şeylerin hakikatlerini seyretmek için de vahiyde bulundu- Ondan sonra da Cemalullah'-ı (Allah'ın cemâlini, yüzünü) görmeğe davet etti. Böyle olunca onlar da öyle bir makama, öyle bir dereceye eriş­tiler ki Ulemâ (din bilginleri) Sulehâ (sâlih kimseler) ve Hükemâ (hakim, akıllı, kâmil) kişiler oldular ve:

      ALLAHÜ VE LA SİVÂHU

      — (Allah vardır- ondan başka Allah yoktur.) dediler.
      Bundan sonra da Allahü Teâlâ Hazretleri onların be­denlerini (İlâhî tecelliyatın belirdiği) Tur i Sina dağı gibi kıldı- Ruhlarını yazılı kitap haline getirdi. Nefislerini yazı yazılmış ince deri, gönüllerini şenlikli bir yuva yaptı- Akıllarını yüksek bir kubbe kıldı. İlimlerini, bilimlerini taşkın bir deniz haline koydu. Ondan sonra bunlara kend zatı­nın hakikatlerini açtı, haberli etti- Onları Fâni edin perde­lerini giderdi ve baki etti:
       
      TÛBÂ LEHÜM VE HÜSNÜ MEABİN  (Raad  süresi: âyet:  29)
      (Ne mutlu onlara! İyi akıbet onlar içindir.)

      İNNNEMÂ YETEZEKKERÛ ULÜL ELBAB
      (Raad sûresi, âyet:  19)
      (Fakat bunu ancak akıl sahibi olanlar anlar.)

      Böylece onlara dünyada ve Âhirette yüksek ilim ve fazilet erişti. Ve bu yüce kemal ve iki âlemde açık ve gizli zahir olan her şey, Hazret-i Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın sebebiyle oldu. (Selâvatullahi Aleyhi ve Selâmühü.)

       
      Kitabı Envarül Aşıkin ve Ahmet Bican Efendi


      Beş yüz yılı geçen bir zamandan beri Türk - İslâm hal­kının hatîp ve vaizlerinin elinden düşmeyen bu ( Envarül Aşıkin Allah Aşıklarının Nurları ) nı İstanbul'un fethin­den sonra dünyadan göçen. Yazıcıoğlu Şeyh Ahmet Bican Efendi Hazretleri yazmıştır. Ahmet Bican Efendi, tasav­vuf ehlinin en seçkin ve en ulu kimselerindendi. Türk ta­savvuf edebiyatının da en ileri gelenlerindendir.

      Ahmet Bîcan Efendi, ana, baba ocağıyle Gelibolu'da yaşamıştı. Babası, Salih veya Selâhaddin-el Kâtibi adında Rumelili bir kâtipti. Gelibolu'ya Rumeli ilçelerinden Mal­kara'nın Kadıköy denilen bir bucağından gelmişti. Gerek Şeyh Ahmet, gerekse ağabeyi Şeyh Mehmed Bican Efendiler güzel Türkçeye çok meraklı olduklarından babaları­nın Kâtip lâkabını beşbuçuk, altı yüz yıl önce YAZICI'ya çevirmişlerdir.

      Hicrî dokuzuncu ve milâdî on beşinci yüzyıllar içinde yaşayan Envarül Aşıkin yazarı Ahmet Bîcan Efendi, za­manına göre gerçekten halk diline oldukça inen ifadesile eserini ünlü etmiş, bugüne kadar da elden ve dilden düşürtmemek bahtiyarlığına ermiştir. Hiç şüphe yok ki Envar-ül Aşıkin'deki Âşıklar sözü ( Allah Âşıkları ) anlamın dadır.
       
      Bu eşi bulunmaz kitabın yazılışı şöyle olmuştur: Müs­lüman halkımızın beş, altı yüz yıldır huşu ile okuduğu bir kitap olan Muhammediye 'yi yazan Şeyh Mehmet Bîcan Efendi, Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi idi. Kardeşe göre ağa­bey; Ariflerin öncüsü, Hak Âşıklarının direği,   dayanağı, âlemlerin Rabbinin Resûlü'nün sözlerini en iyi çevi­ren bir bilgindir. Her iki kardeşin gerek Muhammediyye gerek Envâr-ül Aşıkin adlı kitapları Süleyman Çelebi'nin ünlü eseri Mevlid-i Şerif gibi hemen bütün Müslüman Türklerin elinden düşmemiş Bağdat'tan Budinlere, Kı­rım'dan Mısır'lara ve Moralara kadar dinî bir vecd için­de okunmuştur.
       
      Muhammediye sahibi Mehmet Bîcan Efendi, Megari-büz Zeman adında Arapça bir kitap yazmıştı. Kendisi bu eserini Muhammediyye'ye kaynak yaptığı gibi, kardeşi Ahmet Bîcan da bu Envârül Aşıkîn kitabı için yine Megarib-üz Zeman'ı kaynak edinmiştir.
       
      İki kardeş de BAYRAMİYE tarikatını kuran HACI BAYRAMI VELİ'nin müridi idiler. Zühd ve riyazat içinde ömürlerini sürdüler, ibâdet ettiler, az yiyip az içtiler. Bu yaşayış Şeyh Ahmed ve Mehmed'i o kadar zayıf ve halsiz düşürdü ki, görenler onları cansız sanırdı. Bundan dolayı da BÎCAN — Cansız lâkabını isimlerine eklediler.
       
      İki kardeş de keramet sahibi idiler. Hattâ ağabeyisi Şeyh Mehmet Bîcan Efendi için söylenenler dillere destan olmuştu. Kaleme aldığı ve Peygamberimiz (S.A.V.) için yazdığı (Kasîde-i Nûniye) sini yazarken ilâhî aşkının ateşi gönlünde tutuşan bir alev gibi idi.
      Envarül Aşıkin, Allahü Teâlâ'nın yardımı ile bugün yeni harflerle ve bugünkü Türkçemize uygulanarak ya­yınlanmış bulunuyor. Bu baskıdaki ikinci bir özellik de Âyet-i Kerîmelerin aslî yazılışları ile birlikte okunuşları yeni harflerle yapılmış ve mübarek mealleri de eklenerek hangi sûre-i şerife'de bulunduğu ve sıraları rakamla gösterilmiş, eser böylece bir kat daha kıymetlendirilmiştir.
       
      Eskiden beri devlete ve şahsa bağlı birçok kitaplıklar­da yazmaları bulunan Envâr-ül Âşıkîn ilk defa 1261 yılın­da İstanbul'da taş baskısı ile basılmıştır. Sonra H. 1275'te İstanbul'da, H. 1277 de Rusya'da, Kazan şehrinde, H. 1282 de İran'da, Tebriz şehrinde, H. 1300 de Mısır'da Bulak Basımevinde basılmıştır. Daha sonra 1301 ile 1311 yılları ara­sında taşbaskısı yapan evlerde çeşitli baskıları yapılmıştır. Türkiye'de, İran'da- Rusya'da, Mısır'da baskıları yapılma
      şerefi devrimizde de yukarıdaki baskılardan bir kısmının tıpkı basımları yapılarak- kendi deyimiyle, muhlisan ve muhib banına sunulmuştur.
       
      Ahmet Bîcan Efendi'nin Revh-i Ervah - Ruhların Safası adındaki başka bir Türkçe eseri de Kısas-ı Enbiyâ ma­hiyetindedir. Ayrıca Felekiyat ve varlıkların gariplikleri­ni tasvir eden Acâib-ül Mahlûkat adındaki kitabı da ün kazanmıştır Dürr-ü Meknun - Gizli İnci veya İnci Dizisi adındaki eseri de ayrı bir değer taşımaktadır
       
      Ahmed Bîcan Efendi. Envar-ül Aşıkin 'in sonunda şöy­le demektedir:
       
      «— Sultan İbni Sultan, Essultan-ül Gazi Murad Han, Engürüs Beyi'nin başını kesip (855 senesindel Mısır Sul­tanına göndermişti. Ondan sonra Sultan Mehmed padi­şah olunca bu kitap Gelibolu'da 855 yılının Muharreminin evvelinde tamam yazıldı. Hak Teâlâ Hazretinden dilerim ki, Gelibolu halkına rahmet eyliye, Zira. Gelibolu halkı, iki türlüdür: Birisi Gazilerdir ve birisi şehitlerdir. Ama Gazi olanlar da iki bölüktür: Birisi kafir ile gaza edenler­dir- birisi de kendi nefisleriyle gaza edenlerdir.
       
      O şehit olan da iki türlüdür: Birisi küffar elinde şehit olanlardır- Birisi de GAFFAR elinde şehit olanlardır.»
      Üstâd Ahmet Bîcan Efendi, sonra bu şehitler için şu duayı okumaktadır:
       
      *— Yâ ilâhi! Bunlara Âhiret'te hesap sordurma ve azap ettirme. Bunları Hazret-i Muhammed Sallâllahi Aley­hi ve Sellem'e bağışla. Ve bizi bütün Muhammed ümmetiyle Uçmağa koy bize didârını göster, amin yâ Rabbel Âlemin.»
       
      Ahmed Bîcan Efendi, Allah Aşıklarının ruhlarının şe­reflenmesi için Envar-ül Aşıkini nasıl yazdığını kitabın son sözünde şöyle anlatmaktadır:
       
      Ey İlâhi sırları öğrenmek isteyen! Şöyle bilmek ge­rekir ki, ne kadar ilâhî iktaplar varsa Tevrat'tan, Zebur'­dan- İncil'den ve Kur'andan ve ne denlû Rabbani kelime­ler varsa Enbiya suhuf u'ndan, tâ Ceberut âleminden Mülk ve Melekût âlemine, hattâ Arasat ve Âhiret âlemine, ebedî Cennetlere varıncaya kadar bu kitapta toplandı- ZİNHAR BU KİTABIN KADRINI BİLESİN, SÖZÜNÜ TUTASIN. Tâ ki kemal derecelerine erişesin»
       
      Ahmed Bîcan Efendi- sonra, bu güzel duayı yaparak kitabının son sahifesini kapamıştır:
      «İlâhî! İlâhî; Sana âsi olmuşken ben nasıl ferah bu­layım? Ahiret hayatını bilmişken ben nasıl ferahlanma­yayım? Sen'den nasıl bir nesne isteyebileyim ki ben ha­ta edici bir kulum. Ve niçin istemeyeyim ki Sen kerim padişahsın. Kur'an'ı Kerim'in hakkı için, Sırat-ı Müstakım'in hakkı için ve Habib-i Ekrem hakkı için yüzümü toprağa koyup Senden isterim ki benim âhır ömrümü iman ile bitiresin. Ve yine Senden dilerim ki, Yarabbi, bu kitabımı dünyada yüce edip Ahiret'te bana, yazılarını ya­zanlara ve okuyanlara şefaatçi kılasın. Uçmak'ta yine bana veresin. Tâ ki Dünyam ve Ahiret'im bu kitapla mü­şerref olsun. Hem de bana Kudsî âleminden perde çekme ve bana Âlem'i Gaybından aç, yâ İlâhel Alemin, Birah-metike Erhamer Râhimîn.»

      Ahmed Bîcan Efendi'nin Gelibolulu hemşehrisi meş­hur Künhül Ahbar adındaki eserin sahibi tarihçi Ali Efendi de bu kitabı okuyarak dergâhtaki aslî nüshasına şu anlamda bir parça eklemiştir:

      — Ey hemşehrim Ahmed Bîcan! Bana da imdat ey­le. Beni de şefaatinden mahrum eyleme.»
       
      Biz de, bu kitabı oku yanlar da, ona şu duada buluna­lım:
       
      «Hak Celle ve Alâ Hazretleri- mübarek çalışmalarını onun meşkûr kılsın ve yeşil merkatlerini pürnur kılsın. Bütün muhibbânını (sevenlerini), bütün muhlisânını (hâ­lis dostlarını) onun feyiz ve şefaati ile ferahyâb buyur­sun, âmin!»
       
      Ramazan-ı Şerif 1389
      M. Faruk GÜRTUNCA   (M. Figanj)
       
       
      Türk Ansiklopedisinde  Ahmet Bican Efendi (1)

      Ahmet Bîcan Efendi, Salih veya Salâhaddin-ül Kâtib adında birinin oğludur. Bu sebeple kardeşi Mehmet gibi, çok defa (Yazıcıoğlu, Yazıcızade) diye adlandırılmış bir müellifidir. Bayrâmiye tarikatının banisi HACI BAYRAM'ın müridiydiler. Riyazet içinde yaşadılar. Bu hayat Ahmed'i o kadar zayıf düşürdü ki, onu görenler, cansız sanırlardı. İşte Bîcan (Cansız) lâkabı buradan gelmektedir.
       
      Ahmed, bundan dolayı edebî faaliyetini en ziyade ta­savvufa hasretti. Kardeşi tarafından Arapça olarak Me-garibüz Zaman adı ile yazılmış eseri Türkçeye tercüme etti. Ve bu tercümeye, Envâr-ül Âşıkîn adanı verdi.
       
      Kısas-ı Enbiyâ adında diğer bir Türkçe eseri, Revhıl Ervah adını taşır. Ahmet Bîcan'ın daha sonra bilhassa Kazvin'yi takliden kozmografya ve Garâib-il Mevcudat'ı tasvir etmek gayesi ile yazdığı Acâibül Mevcudat'ı Kazvı-nî'nin bir hülâsasıdır. Dürr-i Meknun adını taşıyan ve ay­nı neviden diğer telifi daha orijinaldir. Birinci eser İstan­bul'un fethi sırasında 1453-857 de telif edilmiştir ki, bun­dan da yazarın o tarihte henüz hayatta olduğu istidlal edilmektedir.
       
      Memleketimizde geçen asırlarda, halk tarafından sık sık okunan AHMEDİYE adındaki kitap birçoklarının zannına ve hattâ İstanbul H. 1290 da basılan taşbasması ile basılan bir nüshanın hâtimesindeki kayda rağmen Ah­met Bîcan'a ait olmayıp Diyarbakırlı Ahmet Efendi tara­fından 1159 senesinde telif edilmiştir. (2)
       
      1-Türk Ansiklopedisi, cilt 1, sahife 181-182   (A)  harfi.
      2-Ahmediye, Kitapevimiz tarafından tıpkı basımı ile birlikte yeni harflerimizle basılmıştır.
       
       
       Şeyh Ahmet Bican Efendiye Göre Kitabın Yazılma Şekli
       
       
      ilk önce şu bilinmeli ki, bu yüce ve mübarek olan ki­tabı toplayıp Türkçeye tercüme eyleyen Yazıcıoğlu Ah­med-i Bîcan 'dır. Hak Teâlâ Hazretleri ona rahmet eylesin ki, bu kitabı topladı. Şu sebeple ki cemiin gayeti ve vâ­sılların nihayetidir.
       
      Allah'a hamdolsun ki bu kitap, Allah'ın Resulü Sallâllahü Aeyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin yüce dev­letinde ye ulu saadetinde Gelibolu'da tamam oldu.
       
      Yâ İlâhi! O'nu âlemlere rahmet kıldın. O'nun kemali hakkı için beni O'nun şefaatinden mahrum etme. Beni O' nun ayağındaki nalın'ının tozuna bağışla. Hem de bütün iman ehli ile benim aslımı kendimin yakınlarımı onun katında onun yakınlarından ve saygılılarından eyle.
       
      İkinci sebep de şudur ki: Benim bir kardeşim vardı. Âlim, arif, fâzıl ve kâmildi. Ve Hak Tealâ Hazretlerinin hâlis kulu ve erenlerin serveri, ileri geleni idi. Hem de ci­hanın KUTBU, yani ariflerin irşatçısı Şeyh Hacı BAYRAM (Kaddesallahü Sırrehül Aziz) in esrarının mahremiydi.
       
      Ben miskin, derviş Ahmed-i Bican ona her zaman der­dim ki:
      "— Ey gözümün nuru kardeş! Dünyanm Bekası (uzun süre kalışı) ve Rüzgârın (zamanın) vefası yoktur. Bir ya­digâr düzenle ki âlemlerde okunsun."
       
      Benim bu sözümle o da Megaribüz Zemân adında bir kitap yazdı. Âlemlerin ne gibi zahirî, batini (açık ve gizli) tefsir ve tahkik (şerh, beyan ve gerçeği arama) varsa, kı­saca, on iki ilmin semeresini o kitapta bir araya getirdi. Bundan sonra bana dedi ki:
       
      — Ey Ahmed-i Bican! İşte ben senin sözünle âlemle­rin kanun ve nizamlarını, gerçeklerini, sırlarını ve hakikatlerini bir yere topladım. Sen de şimdi gel, adı Mega­ribüz Zeman olan bu kitabımı Türk diline çevir. Tâ ki bu bizim ÎL'in (bizim ülkenin) halkı da maariften, bilgi nur­larından fayda görsünler.
       
      Ben fakir, miskin de onun mübarek sözü ile adı:
      Envâr-ül Âşıkîn Aşıkların Nurları olan Kitabımı Gelibolu'da tamamladım.
       
      Böylece, benim bu Envâl-ül Âşıkîn'in ve kardeşimin Muhammediyye adında nazmedip yazdığı kitap, ikisi de Megaribüz Zeman'dan çıkmıştır. Sanki büyük denizler, Okyanuslar taştı, iki yanından aktı- Ne denli cevherler varsa ortaya çıktı, göründü. Eğer gizli inci, şah inci ister­sen ENVÂR'UL ÂŞIKÎN'i oku- Eğer ecr-i gayri menun, bü yük sevaplar istersen MUHAMMEDÎYYE'yi oku (*).
       
      Allah'a hamd olsun ki, biz iki kardeş bu iki kitabı top­ladık. Onun için bu yolda zahmetler çektik. Tâ ki, âşıkla­rın ruhu bu kitaplarla şenlenip şeref bularak:
       
      Yazıcıoğullarına rahmet olsun! desinler ve bizi ha­yır dua ile ansınlar-

      Tembih:
      Şimdi, ey ilâhi sırları öğrenmek isteyen! Bu kitap esrar ilminden Hadis-i Kudsî, Vayh-i Kuddûsi ve Sırr-ı Sübhanî) dir. Ve Nurlar Nurundan NÜR-İ RABBÂNİ'dir
       
      Hak Teâlâ bana Kudsî Hadisleri. Kudsi kelimeleri toplamada işimi kolaylayıp yardım edince Hak Teâlâ Hazretlerinin peygamberlerle olan kelimelerini zikrettim. Kalbi pak olanlara yaptığı hitapları topladım. Bununla birlikte ulu bilginler, çeşitli bilgileri, marifetleri güzel düşünceleri bildirmişlerdir, ama bu meydanda, bu konu­lara zahir olmadı, görünmedi. Hiç kimse bu konuya gözatmadı. Evet belki dilek ve meramların son hükümlerini gözetleme yerlerini tamamlamaya çalıştılar-
       
      Ben hakir, fakir, miskin Ahmed-i Bican bir şey zik­rettim ki Arap ve Acem bunun eşi bir kitabı düzmediler. Çünkü onlar hükümler, kaziyeler (doğru ve yalan   olan sözler) le hikâyeler ortaya koydular.
       
      (*)    Muhammediye de tıpkı bısımı ile birlikte yeni harflerimizle Kitapevimiz tarafından basıma hazırlanmıştır.
       
      Ben hakir ve mis­kin, bütün kudsi hadisleri, kudsi kelimeleri getirdim ve hem de ne türlü ilâhi hitaplar varsa Tevrat'tan. Zebur'­dan ve İncil'den ve Kur'an'dan ve daha onlara benzer Rabbani kelimeler varsa Enbiyâ Suhufundan aldım. Al­lah'ın Ceberut âleminden Mülk ve Melekût, hatta döne­ceğimiz Ahiret'in haşir neşir meydanlarına, yani Arasât'i ve Ebedler Cennet'lerine varıncaya kadar hepsini bu kitapta topladım:
       
      VALLAHÜ YAKDÎ VE YUKADDÎRÜL ASHÂB
      (Allah ditediği hükmü v«rir ve esbabını takdir eder.) ve:
       
      VALLAHÜ YERZUKU MEN YEŞÂÜ BÎGAYRl HİSÂBİN  (Bakara sûresi, âyeti: 212)
      (Allâh, dilediğine sayısız rızık verir)

      Kitabı yazmamın üçüncü sebibi de şudur:
      — Allah'ın kullarından bir topluluk bana: «— Bu za­manda bilgisizlik ve taklitçilik çoğaldı. Kimisi hava ve he­vesiyle uğraşarak:
      — Ben şeriate uygun harekette bulunuyorum! dedi. Kimisi de başka şeylerle uğraşarak:
      «— Ben gerçekleri, doğruları arıyorum! diyor. Şeriat ve hakikatin hüccetini terkedip dini ve mezhebi ayırama­dılar»
       
      KAD ALİME KÜLLÜ UNÂSİN MEŞREBEHÜM  (Ârâf  sûresi,  âyet:   160)
       
      (Her firka içeceği pınarı bildi.)
      «Böylece kendileri azdılar. Halkı da Hak yolundan az­dırdılar. Ve hilelerle Hak'tan mahrum ettiler. Bundan do­layı, onlara bir kitap düzenlemesi gerekti. O kitapta Nebi­lerin hallerinin ve şeriat hükümlerinin zahiri bildirilsin ve Muhakkikin ariflerinin tahkik ile keşfettikleri hakikatle­rin ve kaziyelerin içyüzü mutlaka ayan olunsun, açıklan­sın!» dediler.
       
      Onlar böyle söyleyince ben hakir, miskin kul da özür diledim ve:
      «— Bunu yapabilmek, büyük bir iştir. Şanlı, şerefli bir iştir. Hemen «Allah kolaylık versin» dedim.
       
      Ben biçare, Ahmed-i Bîcan, zahir ve bâtın ilimlerinde zahir ve bâtın âlimlerinin çok kitapları düzdüklerim gör­düm. Ama o kitapların kimisi Arapça, kimisi Fars dilince yazılmıştı. Hiç kimse bunları okuyup mânasmı lâtif çıka­ramazlardı. O ibareleri yalnızca ehli bilirdi. Ben hakîr, miskin de, zahir ve bâtın ilminden Türkçe bir kitap yaz-mayı diledim. Bu bizim il, ülke kavminin da o ilimlerden faydalanmasını, o âlim ve ariflerden olmasını istedim. Tâ ki gönüllerine ve itikat ve inanışlarına şeriat ve hakikat emirleri yerleştirmek ve Müslümanlık kayıtlarını bilmek ve marifet elde etmek nasip olsun. Ama, ulema FARZ-I AYN olan ilimlerde aykırılığa düştüler.
       
      Konuşanlar:
       
      —Asıl ilim, Allahü Teâla'nın BİR'liğini ve sıfatlarını delil ile bilmektir! dediler.
       
      Fukaha kısmı ise:
      —İlim ancak FIKIH ilmidir. Zira ki helâli, haramı, Farzı ve vacibi, sünneti ve emir ve nehyi bilmek FIKIH ile olur! dediler.
       
      Tefsir ve Hadis ehli de :
      —Asıl ilim, Kur'an ilminin, tefsirini bilmekle hadis bilmektir. Çünkü bütün ilimler Kur'an ve Hadis'ten çık­ mıştır! dediler.
       
      Sûfiler (Tasavvuf erbabı) ise:
      —Asıl ilim, kişinin kendi halini ve makamını bilmesidir. Bu da Hakka ne ile yakın olunur, Hak'tan ne ile uzak düşülür, onu bilmektir, dediler.
       
      Ebû Hanife (Rahmetullahi Aleyhi) dedi ki:
       
      —Asıl ilim; Sufîlerin söylediği ilimdir, denmiştir.
      Bu iddialar böyle olunca, ben zaif, ben biçâre bu ilim­lerin her birisinden örnek getirdim. İlim isteklisi olanla­rın türlü türlü bilgiden faydalanmasını istedim.
       
      Bilmek gerektir ki, ilmin ve amelin zahiri ve bâtını vardır. Bazı âyetler ve Hadis-i Şerifler zahir itibarı ile söy­lenilmiştir. Batınî âyetler ve Hadis-i Şerifler de bâtın için gönderilmiştir. O zahir olan, fetva makamıdır, batını ola­nı takva makamıdır. Kimi akılları, anlayışları idrakten noksanlığa sahip olanlar, inanışlarına bozukluk eriştirip enbiyânın, evliyanın ilmini ve keşfini inkâr ederler. Ama anlayış ve akıl sahibi olanlar, her bir âyetten ve hadîsten maksadın ne olduğunu bilirler ve o zahir ve bâtın ilim­lerinden fayda görürler. Ve kemale erip cemâle varırlar.
       
      Bundan sonra ilim elde edilmesi de vacip oldu. Çün­kü bilgisiz ibâdet değme halde fesattan kurtulamaz. Böy­le olunca sırrım şöyle açıklanabilir ki, Şeyhlerin Sultanı, Dünya ve Âhiret mürşidi, hakikati arayanların kutbu, Al­lah'a yakın olanların en kemâle ereni, yücesi, insanların irşatçısı HACI BAYRAM (Kuddise Sırrühül Azız) beni sır sahibi kıldı. (1) Şunun için ki. Enbiyânın hallerinin za­hirine uygun beyanlar olsun ve Evliya makamlarının bâ­tınına uygun şeyler aydın edilsin. Ve hem de tefsirde, tah­kik arasında tatbik olunsun. Ve evvelkilerinin de, sonra­kilerinin de ilmi burada tahkik olunup incelensin.
      Şu hale göre, bu kitapta şeriat incilerini saçtım ve diz­dim. Böylece âlânın âlâsı, sürurların süruru oldu. Bu ki­tabı gönlümün nuru, gözümün gözü ve ruhumun ruhu kıldım. Ama Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretlerinden di­lerim ki :
      -Bu kitabı dünyada Yüce kılsın.
      -Ve Âhiret'te bana ve onu yazanlara ve okuyanlara şefaatçi eylesin.
      —Ve onlara Uçmak'ta (Cennet'te) yoldaş eylesin.
      Bu kitabıma: ENVÂR-ÜL    AŞKİN (Âşıkların. Nurları)
      diye ad koydum. Bunun içindir ki bütün zahir ve bâtın nurları bu kitapta bir araya geldi, toplandı.
      (1)  Bu unvanlar aslında şöyledir:  Sultanil Meşayih,  Berzahul Berâzih, Kutbül Muhakkikin, Ekmelûl Mukarribin, Mürşîdil Enam Hacı BAYRAM (K.S.A.)
       
      Kitabı BEŞ VAKİT NAMAZ'a   işaret olsun diye beş bölüm üzerine kurdum:
       
      BİRİNCİ BÖLÜM:   Bütün Varlıkların ve Nizamların tertibi.
      İKİNCİ BÖLÜM:  Allahü Teâlâ'nın yüce enbiyâya hi­tapları,
      ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Melâiket-il Kiram.
      DÖRDÜNCÜ BÖLÜM:   Kıyamet   Günü'nde   Allahü Teâlâ'nın hitapları.
      BEŞİNCİ BÖLÜM:   Makam-ı Alada Cenab-ı Hakkın kelimeleri (Allah bu işi başarı   ile   neticelendirsin.   Başlangıç On'dandır. Dönülecek yer de O'dur.)   ( envarul aşıkin kitap , envarül aşıkin kitabı , tam metin envarül aşıkin , ucuz envarul aşıkin , yazıcıoğlu ahmed bican , tam metin envarül aşıkin , huzur yayınları )
       
      AHMED-İ BÎCAN YAZICIOĞLU
       

      Huzur yayınları, Yazıcıoğlu Ahmed Bican tarafından yazılan, Envarül Aşıkin Aşıkların Nurları adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789523019423
      MarkaHuzur Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789523019423
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.