• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Altıparmak Peygamberler Tarihi, Mearicün Nübüvve

      Altıparmak Peygamberler Tarihi, Mearicün Nübüvve
      Altıparmak Peygamberler Tarihi, Mearicün Nübüvve
      Altıparmak Peygamberler Tarihi, Mearicün Nübüvve
      Altıparmak Peygamberler Tarihi, Mearicün Nübüvve
      Altıparmak Peygamberler Tarihi, Mearicün Nübüvve
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Fiyat:
      75,00 TL
      İndirimli Fiyat (%49,3) :
      38,00 TL
      Kazancınız 37,00 TL
      4.0 2
      38.00 www.goncakitap.com.tr
      13,30 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al

                Stoktan kargo

      Kitap                     Mearicün Nübüvve Altıparmak Peygamberler Tarihi
      Yazar                    Muinüd-din Muhammed Emin Hirevi
      Osmanlıca Çeviri  Muhammed bin Muhammed Efendi ( Altıparmak )
      Sadeleştiren          A.Faruk Meyan
      Yayınevi                Berekat Yayınevi
      Etiket Fiyatı           75 TL
      Kağıt  Cilt              2.Hamur kağıt -  Lüks Ciltli
      Sayfa  Ebat           984 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı               2019 son baskı, 11.Baskı
      ISBN                      9786055126001


      Berekat Yayınevi tarafından yayınlanan, Altıparmak Peygamberler Tarihi kitabını incelemektesiniz.
      Altıparmak Peygamberler Tarihi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
                    ÖNSÖZ
       
          BESMELE

      HER HAYIR KAPISININ ANAHTARI  BESMELE BAŞLIYALIM KİTABA YÜCE ALLAH İSMİYLE
      RAHMET  KAPILARINI  SEN  BİZE  AÇ  YA  RABBİ!
      ÜSTÜMÜZE BEREKET, MAĞFİRET SAÇ YA RABBİ!

      Devamlı var olan, ondan başkası Onunla varlıkta duran, varlığının başlan­gıcı ve sonu olmıyan, zâtında, sıfatlarında ve işlerinde benzeri ve ortağı bulunmıyan, yaratılmışlardan hiçbirine benzemiyen; diri, bilici, işitici, görücü, dileyici, gücü yetici, söyleyici ve yaratıcı olmak sıfatlarına sahih olan Allahü teâlâya, kulu, resulü ve habîbi Ahmed-i Muhtar'ın hürmetine yarattıklarının sayısı kadar, sevdiği ve beğendiği şekilde hamd ü senalar olsun!
       
      Bütün dualar, iyilikler Onun peygamberi ve insanların her bakımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed Mustafa'ya (sallâllahü aleyhi -ve sellem) ve onun yüksek, temiz ve:  “ Nuh aleyhisselâmın gemisi gibi ” olan Ehl-i Beyti­ne ve haklarında: «Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtulursunuz-» buyurulan Ashâbının hepsine (rıdvanullahi teâlâ aleyhim ec-maîn) ve bunları bize bildiren, tanıtan, sevdiren müctehid din imamlarına, Ehl-i sünnet âlim ve velîlerine ve izlerinde gidenlere olsun!
       
       
      Cenâb-ı Hak bütün insanlara, sayılamıyacak kadar çok nimet, iyilik ver­miştir. Bunların en büyüğü, en kıymetlisi olarak da, Resuller ve Nebiler gön­dererek, ebedî seâdet yolunu göstermiştir ve: «Nimetlerimin kıymetini bilir, emr ettiğim gibi kullanırsanız, onları arttırırım. Kıymetlerini bilmezseniz. bunları beğenmezseniz,  elinizden  alır,- şiddetli  azab  ederim- buyurmuştur.
       
       
      Bugünkü türkçeye çevirip, bu sadef içindeki eşsiz incileri umumun fay­dasına sunduğumuz, ALTIPARMAK adıyla tanınan bu eşsiz kitabın aslı fârisîdir. Müellifi MUİNÜ'L-MİSKİN adıyla bilinen Muinüddin Muhammed Emin bin Hac Muhammed-i Ferahı Hirevidir. İran'ın tanınmış hadîs âlimlerinden olup. mahlası Muinî'dir. Otuzbir sene hadîs tahsil etti ve bu zaman zarfında her Cum'a Herat'daki Ulu Cami'de vaaz verdi. Bir sene müddetle bu şehirde kadılık ettiyse de, kendi isteği ile bu vazifeden çekildi 866 (m. 1461 - 62) yı­lında arkadaşlarından birinin recâsı üzerine, Peygamber Efendimizin (sallâl­lahü aleyhi ve sellem) hayatı hakkında küçük bir eser kaleme aldı. Bu küçük kitab, zamanla genişleyip, şarkta fevkalâde rağbet gören bir hal tercemesi ( MEARİCÜ'N-NÜBÜVVE Fİ MEDARİCÜ'L-FÜTÜVVE »   hâline   geldi   ve   ancak 891 (m. 1486) senesinde tamamlanabildi. Resûlüllahın (saîlâllahü aleyhi ve sellem) hayatını son derece etraflı anlatan bu eserin baş tarafında diğer pey­gamberler (aleyhimüsselâm) hakkında da geniş malûmat verilmektedir. Eser, bir mukaddime, dört bölüm ve bir hâtime'den ibarettir. Bu büyük eserden başka, bir tefsir «Bahru'd-Dürer» ile bir kırk hadîs mecmuası «Ravdatü'l-Vâizîn» meydana getirmiştir. Peygamberlerin hayatlarına dâir çalışmalarına de­vamla, 904 (m. 1498 - 1499) de bitirdiği Mûsâ aleyhisselâmın hayatına dâir bir eser. «Mu'cizât-ı Musevî» veya «Târih-i Musevî» veya «Kısas-ı Musevi» ile Yûsuf aleyhisselâm ile Züleyha'ya dâir «Ahsenü'l-Kısas»ı yazdı. 907 (1501 -1502) de vefat etti.
       
      Bu eserin Altıparmak tarafından (ölümü 1033 - m. 1624) tercemesi « Delâiliü’n-Nübüvvet-i Muhammedi » adı altında basılmıştır. Eserin fârisîden Osmanlıcaya tercemesini yapan kemâl ve marifetler sahibi, vaktinin bir tanesi âlim, âmil, fâdıl Muhammed ibni Muhammed (Altıparmak) efendi hazretleri Üsküp şehrinde doğmuş, büyümüş ve ilim tahsil etmiş, Çıkrıkçızâde denmekle meş­hur olmuş idi. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra tasavvufa da merak etmiş ve Bayramiyye tarikatı ulularından Seyyid Ca'fer efendi hazretlerinden inâbe almış, sonra Bayram hilâli gibi gönüllerin maksadı olan İstanbul'a gel­miş, va'z ve nasihat kürsüsüne çıkıp ilim neşr etmiş idi. Nice yıllar Sultan Muhammed han camisinde va'z, tezkîr, nakl-i hadîs ve tefsir ve şöhreti âlemi tuttuktan sonra Mısır'a, ya'ni Kahire'ye gitmiş, orada da meşihat mesnedin­de bulunmuş idi. Hac farîzesini edâ ettikten sonra, Kahire'de parmakla gös­terilen âlimlerden olup, arab âlimleri üstünlüğünü teslim ve kendisini emsa­linden takdim etmişler idi. Bin otuzüç  (m. 1624)  yılında vefat eylemiştir.
       
      Altıparmak adıyla tanınmış olan eseri, Molla Miskinin farsça olarak yazdığı « Meâricü'n-Nübüvve fî Medâricü'l-Fütüvve » sinin tercemesidir. Pey­gamberlerin (aleyhimüsselâm) hayatından bahseden bu eser basılmıştır.
       

      Enbiyânın serveri. asfiyânın rehberi. Risâlet kubbesinin hüması yakınlık makamının ankası. Rabb-i cemîlin halîl-i celîli, Hak yolunun eşsiz delili, ön­cekilerin öncekisi, delillerin yol göstericisi, ilâhî nurların mebdei, kemâl mertebelerinin müntehası, bütün peygamberlerin ümmetlerinin şefaatçisi, bütün hasta ve sakatların şifa sunucusu, her iki dünyanın efendisi, din ve dünyanın büyüğü, peygamberlerin imâmı, evliyanın pîşvâsı, kıyamet gününün şefaat­çisi, Kibriyânın mahbûbu {sevgilisi], asfiyânın medâr-ı iftiharı Ahmed-i Müctebâ Muhammed Mustafa (sallâllahü aleyhi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellem) den söz söylemek. Cenâb-ı Hakkın, Kur'ân-ı Kerîmde çok yerde Övdüğü ve «Seni âlemlere, yalnız rahmet olarak gönderdik» buyurduğu, o bütün insanların her bakımdan en üstünü ve en güzelinden bahsetmek, bizim gibi âcizler için, denizi bir bardağa sığdırmaktan daha zordur. Bunun için, O Birinci Bin'in müceddidi, o İslâm semâsının kıyamete kadar batmayacak güneşini, o her mahlûkun   varlığına   sebebini,   kısaca  kâinatın   direğinin  anlatılmasını, kendi
      sinin müjdelediği ikinci Bin'in müceddidi, dînin yenileyicisi, kuvvetlendiricisi ve nurlandırıcısı İmâm-ı Rabbani Ahmed Fârûkî Serhendî'den (kuddise sirruh) dinliyelim:

       
          BİRİNCİ CİLD 44. MEKTUB
       
      Bu mektub, Nakîb, seyyid şeyh Ferîd'e gönderilmiştir. İnsanların iyi­sini medh etmekte ve ona uymağa teşvik etmektedir :
       
      Merhamet ederek göndermiş olduğunuz kıymetli mektubunuz, en iyi bir zamanda fakiri şereflendirdi. Okuyarak mesrur olduk. Allahü teâlâya hamd olsun ki, Muhammed aleyhisselâmın fakrinden size miras nasîb olmuş. Fa­kirlere karşı teveccüh ve sevgi ve onlara bağlılık bu mîrasdan hâsıl olmakta­dır. Hiçbir şey'i olmıyan bu fakir, ne cevab yazacağımı şaşırdım. Arabın en hayırlısı olan büyük ceddinizin üstünlüklerini bildiren haberleri yazarak, bu mektubumu âhirette azablardan kurtulmak için vesile yapacağım. Aleyhissalâtü vettehıyye efendimizi medh etmeğe kalkışmıyorum. Yazılarımı. Onunla kıymetlendiriyorum. 
       
      Beyt:

      Muhammed aleyhisselâmı  medh  edemiyorum; Onunla yazılarımı kıymetlendiriyorum.
       
      Allahü teâlâya sığınarak ve Ondan yardım diliyerek  bildiriyorum ki: Muhammed   (aleyhisselâm)   Allahü  teâlânın  resulüdür.  Âdem  oğullarının seyyidi, efendisidir. Kıyamet gününde,  kendisine uyarak Cehennemden  kur­tulanların en cömerdidir.
       
      Seyyid Abdülhakim-i Arvasî buyurdu ki: Her peygamber, kendi zamanın­da, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselâm ise, her zamanda, her memlekette, ya'nî dünya ya­ratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek bütün varlıkla­rın, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç birşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yoktur. Hiçbir insa­nın Onu tenkîd edecek iktidarı yoktur.
       
      Kıyamet günü kabirden en önce O kalkacaktır. En önce O şefaat ede­cektir. En önce, Onun şefaati kabul olacaktır. Cennet kapısını önce O çala­caktır. Kapı, Ona hemen açılacaktır. «Liva-i hamd» denilen sancak, Onun elinde bulunacaktır. Âdem aleyhisselâm ve Onun zamanından kıyamete ka­dar gelen her mü'min, bu sancak altında bulunacaktır. Bir hadîs-i şerifte : «Kıyamet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakikati bil­diriyorum, öğünmüyorum» buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde: «Allahü teâlânın habîbiyim, sevgilisiyim. Peygamberlerin reisiyim. Öğünmek için söylemiyorum». Bir hadîs-i şerîfde: « Peygamberlerin (aleyhimüsselâm)   sonuncusuyum,   öğünmüyorum. Ben Abdullah'ın oğlu Muhammedim (aleyhissalâtü vesselam). Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyisinde yarattı. Allahü teâlâ insanları fırkalara [kavimlere, ırklara] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra bu en iyi fırkayı kabilelere [cemaatlere] ayırdı. Beni en iyisinde bulun­durdu. Sonra bu cemâati evlere ayırdı. Beni en iyi evden [ya'nî aileden] dün­yaya getirdi. İnsanların en iyisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamette herkes sus­tuğu zaman ben söyliyeceğim. Kimsenin kımıldıyamadığı vakitte, onlara şe­faat ediciyim. Kimsede ümid kalmadığı bir zamanda, onlara müjde vericiyim. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdi, en iyisiyim. O gün em­rimde binlerle hizmetçi vardır. Kıyamet günü, Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsine şefaat edici benim. Bunları öğünmek için söylemiyorum». [Haki­kati bildiriyorum. Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem, vazi­femi yapmamış olurum] buyurdu. O olmasaydı (aleyhissalâtü vesselam) Alla­hü teâlâ, hiçbir şey'i yaratmazdı. Rab olduğu, mâbud olduğu meydana çık­mazdı. Âdem aleyhisselâm su ile toprak arasında iken [ya'nî çamuru yoğru­lurken] O (aleyhisselâm) Peygamber idi.
       
      Beyt :

      Günâh işlese de, çekilmez hesaba.
      Böyle bir seyyidin izindeki kimse.
       
      Bütün, insanlığın seyyidi, en üstünü olan böyle bir Peygambere (aleyhissalâvâtü vet-tehıyyât) inanan, onun yolunda giden kimse elbette ümmetlerin en iyisi olur. Âl-i îmrân sûresi yüzonuncu âyet indeki: «Siz, ümmetlerin din sahihlerinin en hayırlısı, en iyisisiniz!» bunlara müjdedir. Ona inanmayan, [onu anlamıyan, kendileri gibi sanan], insanların en kötüsüdür. Tevbe sûresi doksansekizinci âyetindeki: «Vahşî, kalbleri katı câhiller sana inanmaz. Daha çok münafıktırlar» bunları göstermektedir. Dünyânın bugünkü hâline, onun sünnet-i seniyyesine [ya'nî şerîatine] uymakla şereflendi-rilenler ne kadar bah­tiyardır. Onun dînine inanan, ona ümmet olanın az bir iyiliğine kat kat sevab verilir. Eshâb-ı Kehf [ya'nî Tarsusdaki mağarada bulunan yedi kişi], bir güzel iş yapmakla yüksek derecelere kavuştu. Bu işleri de, din düşmanları, her tarafı kapladığı vakit, kalblerindeki îmanı korumak için, başka yere hic­ret etmeleri idi. Bugün, Ona îmân edip, az bir ibâdet yapmak, sanki düşman saldırıp her tarafı kapladığı zamanda, askerin az bir hareketinin, çok kıymetli olmasına benzer. Sulh zamanında, askerin, bundan kat kat fazla çalışması böyle kıymetli olamaz.
       
      Muhammed aleyhisselâm, Allahü teâlânın mahbubu olduğu için Onun izinde giden mahbubluk derecesine yükselir. Çünkü muhib [ya'nî âşık] sev­gilisinin ahlâkını, alâmetlerini kimde görürse, onu da sever. Ona uymıyanların hâlini bundan anlamalıdır.
       
       Beyt :

      Muhammed aleyhisselâm, yüzü suyudur cihânin,
      Kapısının  toprağı  olmıyan, toprak  altında  kalsın.
       
      Eshâbı Kehf gibi hicret edemiyen, bâtın yolu ile hicret etmeğe çalışma­lıdır. Düşmanlar arasında bulunurken, gönülleri onlardan ayrı, uzak olmalı­dır. Allahü teâlâ, bu suretle de, seâdet kapıları açabilir. Nâzik başını ağrıtma­mak için mektubuma son veriyorum. Allahü teâlâ, kerîm olan babalarınızın yolundan ayırmasın. Size ve onlara kıyamete kadar selâm olsun! Âmin.
       
      Aziz okuyucu! Resûlüllah efendimizi (sallâllahü aleyhi ve sellem) anla­tan böyle bir kitabı, siz okuyucularımızın istifadesine sunmak ve bu yolda dinine hizmet etmek fırsat ve seâdetini bize bahş eden Cenâb-ı Hakka şükr ediyor, günahlarımıza keffâret olur düşüncesiyle ve indellah makbul tutulur zannıyle ve İslâm dinine hizmet etmek baş gayesiyle, sıkıntı ve imkânsızlık­lara katlanarak çalışıyor, gayret ediyor. Kitabevimizin çıkardığı kitablar, ehl-i sünnet itikadını, mezhebin sağlam bilgilerini, ilmi ile âmil olmağı ve Resûlüllaha (sallâllahü aleyhi ve sellem) tâbi olmağı, ahlâk bilgilerini bildiren, sa­pık fikirlerden, bid'at düşünce ve yollardan uzak, sağlam esaslar üzerine yazılan kitaplardan terceme ve te'liftir. Bunun için hiç çekinmeden tavsiye ede­biliriz. Cenâb-ı Hak, yılmadan, yorulmadan yazan büyük İslâm âlimlerinin ruhlarına rahmet eylesin ki, Kur'ân-ı kerîm'in, hadîsi şeriflerin ma'nâlarını anlayıp, icma' ve kıyasla beraber bize bildirdiler. Aldanmaktan, yanılmaktan kurtardılar. Biz onlara uyduğumuz, onları kabul ettiğimiz kadar doğru yolda­yız. Büyüklerimizin: «Dört mezhebden birini kabul etmeyip, onunla amel et­meyen sapıktır» sözleri, bir keramettir. Çünki zamanımızda mezheblere kar­şı, hattâ mezhebleri cehalet neticesi kabul eden ma'nevî ledünnî ve huzurî ilmi inkâr eden, tasavvufu ve ehlini ya'nî Ca'fer-i Sâdık, Hasan-ı Basrî, İbrâhîm-i Edhem, Fudayl ibni İyâd, Ma'rûf-i Kerhî, Bâyezîd-i Bistâmî, Abdülkadir-i Geylânî, Şihabüddîn-i Sühreverdî, Seyyid Ahmed Rufâî, Necmeddin-i Kübrâ, Şâh-ı Nakşibend Muhammed Buharı, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, İmâm-ı Rabbânî'yi bu ilim, amel, edeb ve ahlâk, kısaca şeriat timsallerini reddedenler, elbette sapıktırlar ve çıkacakları önceden haber verilmiştir.
       
      Aziz okuyucu! Resûlüllah'ın (Sallâllahü aleyhi ve sellem) hidâyet yıldız­ları diye bildirdiği Eshâbına dil uzatan, onlara uymak değil, hatâlarını ara­mak ve saymağa kalkmak yolunu açan İbn-i Teymiye'nin bozuk fikirlerine aldananlardan, onu tebcil edenleri, profesör de olsa yaldızlı sözlerine kanmak­tan sakın, aslandan kaçar gibi kaç. Bu dîn-i mübîni bize bildiren, mezheb imamlarına, müctehid talebesinin ve mezhebindeki âlimlerin kitablarına sa­rıl. Onları oku. Onların bildirdiklerine uy, onlarla amel et. Ehli sünnet âlim­lerinin bildirdikleri gibi amel eyle. Kurtuluş fırkası budur.
       
      Aziz okuyucu! Resûlüllah efendimizden (sallâllahü aleyhi ve sellem) şe­faat istemeyi küfür sayan, ziyaretine ve evliyanın kabirlerini ziyarete şirk di­yen Vehhâbîlere aldanma! Sevgi ve muhabbetleri kurtuluş vesilesi olan ev­liyaya hûsn-i zan ve muhabbet üzere ol. Son zamanlarda memleket dışında ve içinde çıkan reformculara  aldanıp,   ehl-i  sünnet  velcemaat   âlimlerinin   bildirdiklerin
       
      den ayrılma! Onların kitab ve sözlerine karşı yazılan reddiyeleri oku! Sorum­luluktan kurtulmak için haber vermek bize, hüsn-i kabul ve ileriyi gören akıl ile inceleyip tasdik size düşer.
       
      Çenâb-ı Hak, Habîbi Muhammed Mustafa'nın (sallâllahü aleyhi ve sellem) şefaatine kavuşturduklarından eylesin! Hatâ ve kusurlarımızı hüsn-i ni­yetimize ve Habîbine ve Eshâbına, tabiîne, müctehid din imamlarına, âlimlere ve velîlere olan sevgimize bağışlasın. Âmin, yâ Rabbel âlemin!
       
       
      A. FARUK MEYAN
      27 Ağustos 1976

      1 Ramezân-ı mübarek 1396

       
       
      MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ

      BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

      Ey ihsanı bol olan, ey perdeleri açan! Hamd senin içindir. Baki sen­sin. Yalnız senden korkulur. Ey duaları işitici! Yüksek katından bize rahmet et! Gök tabakalarının süslendiği hamd, meleklerin ettiği sena, peygamberlerin bile sonuna varamadıkları hamd, kitab yazan ve ma'nâları toplıyanların o yüksek maksaddan ancak işaret verebildikleri sena, kevn ü mekânın halikına ve ins ve cinnin râzıkına lâyık ve sezadır. Teâlâ şânühü ve azame sultânühü. Samedaniyyetinin ulvîliği gözün ihatasın­dan mukaddestir. Yüceliğini anlamak akılların idrâkinden münezzehdir. Azamet ve celâleti cevher ve arazlara benzemekten uzaktır. Kudret ve kemâli vehim ve hayâlin dışındadır.
       
      Arabî şiir:
       
      Allahü teâlâ yüksek, insanlar sıfatından,
      Yine Allah beridir, birleşmek, kavuşmaktan.
       Ne zaman akla bir şey gelse bu odur diye,
       Rabbimiz mukaddestir hayalle bulunmaktan.
       
      Bir vâcibü'l-vücûddur ki, kibriya ankası imkân yuvasına sığmaz. Bir vâsıta-i vücûddur ki, celâlinin na'ti ve sıfatlarının kemâli akıl miyarı ve anlayış mizanı ile tartılmaz. Marifet sayfalarının kâtibleri, cûd [cömerdlik] ve kereminin medih nakkaşları, kudsî yapraklara ve ünsî say­falara Onun hamd ve senası yazı ve çizgilerini çekerler. Vücûd sun'unun mühendisleri, bedayi' cûd binasının müessisleri bu dokuz kat gök­lerde ve kat kat yerde, onun hamd ü senasının kıyâsını göstermişlerdir. Gök hücrelerinin mesihleri ve meleklerin toplanma yerlerinin kavisleri bu firuze gök kubbenin çatısında ve renk renk semânın îcazlı beyan dili ile Onun kibriyâsının senasını müterennimdirler. Fesahat ve belagat ile konuşanlar, Onun eşsiz sıfatlarını söylerler.
       
      Bir Hâlık'tır ki, yaratma kudreti kalemini ulvî ve süflî varlıkları gös­termek için çekti ve dünyayı mavi hokka içinde sabit ve mütemekkin kıldı. Mümkinâtın cins ve çeşitlerini, ezelî hikmetin iktizası ile, birbirine münasib ve bağlı kıldı. Bu bağlantı ve tenâsüb vasıtasıyla nice nice acib ve gariblikleri imkân dahilinden varlık sahrasına getirdi. Tecellî nurlarının şualarının aksi Âdem'in (aleyhisselâm) hâk-i pâkize (temiz toprağına)   taallûk  etmekle   sücûd-i   melâike   oldu.   İzzetinin   kemâl   denizinin katrelerinden insanın bedenine ervah-ı reşahat taallûk etti. Âle­min nizam zincirini ve Âdem oğlunun işlerinin intizamını, dinini öğreten Peygamberlere ve adalet sahibi asfiyaya bağlı kıldı. Onları keramet tacı ve Peygamberlik hil'atı ile şereflendirdi. Onlardan peygamberlerin seyyidi, asfiyanın senedi Muhammed Mustafa'yı (sallâllahü aleyhi ve sellem) hususî hil'at ile diğerlerinden ayırdı. Şer'-i şerifinin kaidelerini izzet ve zafer sütunları ile sağlam, yüksek yolunun faydalarını ahlâk-ı hamîdesi ile açık eyledi. Böylece Allahü teâlânın inayeti ve sonsuz takviyesi Rum imparatorlarının ve Iran kisrâsının boyunlarını intikam kılıcı ile emri altı­na alıp, esir eyledi. « Ben kılıçlı peygamberim » sedasını kâinata yayıp: «Âdem ve diğerleri benim sancağım altındadır»sonsuz ilmi eyvan-ı a'la­ya değdi. Daimî salâvat ü tayyibâtı, ravda-i ridvan-ı cennattan esintiler hâlinde ruhlara, gönüllere gelmekte, onları temizlemektedir. Şerefli tehıyyâtının nurlarının pırıltıları  insanın gözünü aydınlatmaktadır.
       
      O risâlet mülkünün pâdişâhı, nübüvvet ülkesinin sultanı, fütüvvet tahtının sahibi, bârigâh-ı dînin penâhı, Lî meallahi vaktün... halvetinin mahrem-i halvetgâhı, Levlâke... mukaddimesinin neticesi, Lemâ halâktül eflâk meydanının şehsüvârı, risâlet semâsının güneşi, riyaset eyva­nının makdemi, «Kâfirlerle cihâd et»meydanının baş kumandanı; Fa'-tebirû yâ... nın fermanberi, Denâ fetedellâ evcinin yükseklerden uçan şahini, Fekâne kabe kavseyn mekânının âlî sânı. Ev ednâ sırrının arifi, Feevhâ ilâ abdihî mâ evhâ emrinin vâkıfı, «Ve lekad reâhü nezleten uhrâ» cemâlinin seyircisi, «O boş konuşmaz» kelâmının, şeker dilli papa­ğanı: «O ancak kendine vahyolunanı söyler» gülistanının bülbülüne son­suz salât ü selâm olsun.
       
      Kur'ân sahibi bir pâdişâhın mübarek ismi anılmakla, açık âyetleri lâkabı kesrânın saraylarını kesr etti. Büyük sancak ve ilmi Bizans im­paratorlarının kasırlarını yerle bir etti. Öyle fasîh dillidir ki, fesahat mey­danında, «Ben en fasîhim» sözünü söylese, belagat san'atının arslanları söyliyecek söz bulamaz, dilleri tutulur. Acizlik parmaklarıyla ağız­larına mühür vurulur. Öyle güzel bir beyandır ki, hüsn ve Sabahat cilvegâhında, «Ben daha melihim»; cemâlini gösterse, Yûsuf-i Ken'ânî'nin (aleyhisselâm) güzelliği unutulmağa yüz tutar. Geleceği, daha önce İsâ aleyhisselâmın sözü ile müjdelenmiş ve Mûsâ aleyhisselâmın kelâmı ile bildirilmiştir. Güzel sıfatları Tevrat ile İncilde yazılıdır. Yüksek haslet­leri Zebur ve Fürkanda mezkûrdur.
       
      Şiir:
       
      Öyle bir peygamberdir, beyân ve dili ile,
      Hidâyettir âleme, Kur'ân ona inmiştir,
      Onun üstünlüğünü, dil değil kitab söyler,
      Tevrat ve İncil onu, çoktan müjdelemiştir.
        
      «Allahü teâlâ evvelâ kalemi yarattı» dan sonra bu kudret kalemi ile, nûr ve zulmet mürekkebiyle vücûdun özelliklerini ve ademin [yok­luğun] harflerini yazmış idi. Varlıklara ölüm ve hayâtı kudretle hikmet levhalarına işlemiş idi. O efendilerin efendisi ve büyüklerin senedinin mukaddes nurunun: «Allahü teâlâ önce nurumu yarattı» önceliği, okun­makta, söylenmekte iken muhabbet meclisinde vücûd serabına ağız açmış idi ve Sâkı-yi Bakı muhabbet serabını Elestükadehi ile gerçek âşıklara sunmuş idi. Uzaklık sahrası susamışlarına, mahrûmluk yanmış­larına inâyet-i rahmet-i ezelî, O hazretin şefaati berekâtıyla serinlik su­ları serpilmektedir. «Çünkü mü'minlere Rauf ve Rahimdir.»
       
      Sayısız iyi dualar ve Cenâb-ı Haktan nihayetsiz rızalar Âline, Es­babına, Etba' ve Ahbabına olsun ki, İslâm dini sarayı ve şeriat-ı beyda bahçesi, onların vücudlarının nuruyla ve şuhudlarının ziyneti ile süslen­miştir. Dîn-i metîn meydanı, şirk ve dalâlet dikenlerinden, bid'at çöple­rinden, cahillik kirlerinden onların güzel gayretleri ile temizlenmiştir.
       
       Şiir:
      Ruhlarına hediyye, sonsuz tehıyyelerdir,
      O Allah'dan ki halkı, âlemi vâr edendir.
       
      Allahü teâlâya hamd, Resulüne salât ü selâm, Âl ve ashabına ha­yırlı duadan sonra deriz ki, Kâdir-i mutlak ve Fâtır-ı alel ıtlak olan Allahü teâlâ, gayb-ı hüviyyet ve hucub-i izzet ve rubûbiyyyetten Ben gizli ha­zine idim... beyânı ile, bu görünen varlık âlemini yaratmayı irâde etti. «Tanınmayı, bilinmeyi sevdim» ona işarettir ki, gaybî olan [tanınmıyan] celâl sıfatları şuhûd âlemi aynasında görünsün. Böylece sıfatlardan bir sıfata mazhar ve isimlerden bir isme mücellâ [ayna] oldu. Kemâl dâire­sinin tamamlanması, Celâl ve Cemâl sıfatlarının açılması ve Tekvîn mu­kaddimesinin [başlangıcının] neticesi, âlemin gül bahçesinin goncası, «Elbette insanı en güzel şekilde yarattık» rüzgârı ile varlık bağında açıl­dı. Mübarek cisminin köşkü, Âdem aleyhisselâmın çamurunu, kırk gün kendi yed'im [kudretim]  ile yoğurdum» inâyetiyle mâmur oldu.
       
      Bundan sonra insan nev'inden Enbiya ve Resulleri ( aleyhimüssalâtü vesselam) seçti. Basiret sâhibleri ve sır mahremlerinin gönüllerine, cihanı aydınlatan güneş gibi açık ve zahirdir ki, feyzin, esası, mebde'-i feyyazdan, feyz sunan ile almak istiyenin aralarında münâsebet bulun­masına bağlıdır. Feyiz sunan mukaddes olup, bağlardan kesilmiş, kir ve bulanıklardan kurtulmuş, feyiz almak istiyen ise, bedenî bağlar ve beşerî leke ve karartılarla bağlıdır. O halde istifade için bir vâsıta, iki taraflı bir aracı lâzımdır. Böylece ruhanî tecerrüdü ve kudsî kuvveti se­bebi ile Mebde'-i feyyazdan öğrenip, bedenî irtibat yönüyle nev'ine öğ­retir. Şübhesiz peygamberleri (aleyhimüsselâm) müşterek had edip, şe­refli kalb aynalarını karartılardan, lekelerden temiz, tecelli ve vahy şualan ile berrak eyledi. Onlara uyan, cehalet karanlıklarından marifet âb-ı hayatının çeşmesine erişti. En'am sûresi yüz yirmiikinci âyetinde : «Küfürle, ölü gibi iken, onu biz dirilttik ve ona marifet nuru verdik ki, in­sanlar arasında hakkı batıldan ayırarak yürüsün. O kimse kimdir ki, şirk karanlığında olup ondan çıkamasın. İşte mü'mine imanı nur ve ziynet olduğu gibi, kâfirlere, putlara tapmak amelleri tezyin olundu» buyuruldu.
       
      Aynı şekilde bilinmektedir ki, marifet sarayına çıkmak ve irfan ba­ğına girmek, o Allah yolunun öncüleri ve önderlerine uymadan müm­kün değildir. Onların ahlâkı ve güzel hasletleri ile ahlâklanmayınca, maksada erişmek kabil değildir.
       
      Allahü teâlâ Peygamber efendimizi (sallâllahü aleyhi ve sellem) uyulmakta en ileride ve muhabbet makamında en üstte eyledi. Onun etba' ve ümmetini onun vasıtasıyla vuslatın en yükseğine, makam ve celâlinin en sağlam esasına eriştirip, hizmet esaslarını kurmağa ve mu­habbetin esasını ona uymaya bağlı kılıp, âyet-i kerîmede: «Ey Habîbim, onlara de ki, Allahü teâlâyı seviyorsanız, Bana uyunuz. Allahü teâlâ da sizi sever»buyuruyor. Ona uymayı bununla bildiriyor. O halde kurtuluş yolu yolcularına, Zât ve sıfat nurlarının talihlerine, Resûlüllaha (aleyhi efdalüssalâvat ve ekmelüttehıyyat) uymak, en önemli işlerden oldu. Re­sûlüllaha uymak ise, onun zâtını, şemailini, ahlâk ve faziletlerini ve ha­reketlerini bilmekle olacağından, siyer âlimlerinin ve Resûlüllahdan ha­ber verenlerin, sahîh hadîslerini, sarîh haberlerini incelemede ömrünü harcayıp, Sahîh Cami' kitablarından ve sağlam haberleri bildiren âlim­lerden, dînin ve yakînin bekası arzusuyla toplayıp, O hazretin fiillerini [işlerini], ahvâlini [hal ve davranışlarını] tahkîk, sünnet-i seniyyesini insanların irşadı için toplamış ve incelemişlerdir. Allahü teâlâ onlara bizim  tarafımızdan  hayırlı   karşılıklar versin.
       
      Bunlar içerisinden Muîn adında bir aziz, siyer ilminin yükseklerden uçan kuşu, va'z ve nasihat meydanının şahini, Hirat şehrinde nice gece ve gündüzler, aylar ve yıllarca havass ve avama hadîs ve tefsir, irşad, va'z ve nasîhat edip, gönül sahiblerinin kalbleri sahifelerine, lâtif ifade ile beyân, Kur'ân-ı kerîmin nakışlarını süslemiş idi. Saf serabın beyanın­da susamışlara ma'rifet zülâli saçmış idi. Yaralı gönüllere ve günâh illeti ile hastalanmış düşkünlere, nasîhat devaları ile macun ve merhem yap­mış idi. Gaflet ile sertleşmiş mizaçlara, hava ve toprak zulümatında ka­lan çaresizlere emir ve nehy, isâr ve tezkîr ve tedbîr ile ilâç edip, sa­pıklık karanlıklarından ve cahillik kirlerinden nur makamı ve marifet mer­tebesine getiren nefs-i nefisinin irşadı sebebi ile kurtuluş sahiline ulaş­tırmıştır.
       
      Bu ilmde çok sayıda değerli kitablar, tefsîr ve hadîse ait nice meş­hur eserler yazmıştır. Bununla beraber miskinlik libâsını şiar, alçak gö
       
      nüllülüğü adet etmiştir. Muîn-i Miskîn adı ile tanınmıştır. Allahü teâlâ onu Cennette sakin eylesin ve kendi mağfiret ve rızâsına gark eylesin. işte bu Muîn-i Miskîn hazretleri bir büyük ve değerli kitap yadigâr bı­rakmış olup, güzel ibaresi inci ve cevherlerle süslü, üstün işaretleri misk ve amber ile tezyin edilmiştir. Gerçekten insaf gözü ile bakılınca siyer ilminde eşsizdir. Kalb gözü ile insaf ile mülâhaza olunca, işaret ve nükteleri gönlü çeker. Cennet-i a'lâ gibi yüksek köşkleri görünür ve ke­narında: «Altından nehirler akar» âyeti âb-ı hayât gibi akmış, her bâb ve faslı kitablarında, Revh, Reyhan ve Cennet-i Naîm yazılmış, her tâk ve revakında: «Elbette sen, en iyi ahlâk üzeresin» kazılmış ve o kitabın ismini ( MEARİCÜ'N-NÜBÜVVE ) koymuştur. Bu lâtif te'lifi bir mukaddi­me ve dört rükün ve bir hatime üzerine tasnif etmiş.
       
      Bu fakîr ve hakîr, kusuru çok, her an Hakka muhtaç Muhammed bin Muhammed —Altıparmak adı ile meşhur— de kırk yıla yakın tefsîr ve hadîs-i Nebevî ve tezkir-i şerîat-i Mustafavî hizmetinde, çok zaman Rumeli talebelerine müjde ve korkutma ve otuz yıl kadar Arap mem­leketlerinde tarîkat hallerini tezkâr edip yaşlandım. Dedim ki, benden sonra, bütün insanlara faydalı ve bütün âşıklara şâmil bir eser bıraka­yım. Böylece ölümden sonra amelim kesilmesin. Habîb-i Ekrem'in (sallâllahü aleyhi ve sellem) âşıkları ve O hazretin muhibb-i sâdıkları bu, kitabı her okuduklarında dinlediklerinde bir Fatiha ile bu fakîri yâd ve hayır duâ ile dilşâd edeler. İşte o kitabı [ki aslı fârisîdir] türkçeye tercüme edip, iyice açık ifade kullanıldı. Böylece küçük ve büyük, alçak ve yüksek istifade ederler.
       
      Mezkûr kitab gibi bunu da bir mukaddime ve dört rükün ve bir ha­time üzere tertib ettim. Mukaddime, muhamid ve münâcât ile na't, sı­fat ve hasâis-i zât ve fedâil-i salevât nübüvvet penâhı müştemildir. Bun­da çok işaret ve beşaretler var.
       
       Birinci rükün: Resûlüllahın, nûr-i şerîfi Âmine'ye gelince yedi pey­gamber devr edip gelmiştir. Onlar, Âdem, Şît, İdris, Nûh, Hûd, İbrahim ve İsmail'dir (aleyhimüsselâm). Bu rükünde bu enbiyâ-i kiramın (aleyhimüsselâm) vâkı'aları acib işaretler, garib latifeler ile mütekaddim âlim­lerden ve müteahhirîn fâdıllardan alarak bildirilir.
       
      İkinci rükün: O hazretin dünyaya gelişinden bi'setine dek olan vâ­kı'aları ve şerefli isimlerinin bazısını açıkça ve bazısını Kur'an-ı kerîmde bulunan işaretlerle bildirir.
       
      Üçüncü rükün: Vahy'in gelişini ve keyfiyyetini bildirir. Hicrete ka­dar bu rükünde anlatılır. Mi'rac kıssasının tafsîli, nükte ve işaretleri an­latılır.
       
      Dördüncü rükün: Hicretten irtihâli zamanına kadar olan vâkı'aları beyân eder.

      Hatime: O hazretin, muteber kitablarda bildirilen meşhur mu'cizelerini bildirir.
       
      Kitab telif ve tasnif edenlerin âdetlerindendir: Tertîb ettiği musanifatı ve telif ettiği müellifâtı bir pâdişâhın ismine veya bir makam sa­hibinin adına yapıp, ismini koyarlar. Bu fakîr havas ve avamdan her­kesin ikramından göz yumup, dünya süsünden yüz çevirip bu kitabın adını DELÂİL-İ NÜBÜVVET-İ MUHAMMEDİ VE ŞEMÂİL-İ FÜTÜVVET-I AHMEDİ koymağı uygun bulup, peygamberlerin ve resullerin sonuncusu, «Seni âlemlere, yalnız rahmet olarak gönderdik»müjdesine kavuşanın ism-i şerifine telif ettim. Onun luft ü keremi hazînesinden umarım ki, ka­bul buyurup, büyük şefaat ve yüksek yardımına mazhar olup, vefatım sırasında şehadet telkini ve bütün gizliliklerin açığa vurulduğu günde, şefâatına kavuşayım. Âlim ve fâdıllardan recâ ederim ki, bu kitabda vâ­ki olan hatâyı düzeltip beni ayıblamıyalar. Bütün mü'minlerden ve Resûlüllah'ın âşıklarından isteğim, okunduğu meclislerde beni hayır dua­dan mahrum etmesinler, unutmasınlar. İnnehü rahîmün gafurun kerîmün şekûr.
       
      Biliniz ki, siyer âlimlerinin çoğu ve hadîs âlimlerinin önce gelmiş olanları derler ki, Resûlüllahın «sallâllahü aleyhi ve sellem» tevellüdü, Rabiülevvel mübarek ayının onikinci günüdür. Bunun için mezkûr fasıllar onikişer aded ile tahmîd ve münâcâttan nat ve sıfat-ı seyyid-i sâdattan tertîb oluna. Ve billahi tevfik vel inâye. (  Berekat Yayınları, altıparmak peygamberler tarihi kitabı, altı parmak peygamberler tarihi, peygamberler tarihi altı parmak, cevher yayınları, tercümesi, altıparmak peygamberler tarihi fiyatı, A. Faruk Meyan Mearicün Nübüvve Altıparmak Peygamberler Tarihi, CEVHER )
       
      Muhammed bin Muhammed Efendi
      (Altıparmak)
       


      Berekat Yayınevi Mearicün Nübüvve
      Altıparmak Peygamberler Tarihi kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055126001
      MarkaBerekat Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9786055126001
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.